Kategoriler
Tarih Makale

Tarihte 29 Ekim 1923

29 Ekim 1923, Türkiye tarihinin dönüm noktalarından biriydi.
TBMM’de saat 20.30’u gösterirken Anayasa’da gerekli değişiklikler yapıldı, Devletin rejimi cumhuriyet olarak ilan edildi.
Tam oturuma ara verilecekti ki, Meclis Reisliğine bir önerge sunuldu.

Kategoriler
Genel Konular Günün Tarihi

Milletin Ağzı Torba Değil ki Büzesin!

Baska bir degisle, “Türk basininin eline dusersen….”
Bircogumuzun simdiden “abboooww” seslerini duyuyorum. Maalesef haklisiniz.

Oncelikle basinin gorevi halki dunyadan vs. Haberdar etmektir. Ancak Turk basini biraz haddini asiyor gibi. Neden mi??? Bir olay oldugunda onemli olan ve verilmemesi gereken(sanatcilarin kisisel hayati gibi) bilgileri hemen sizdiriyorlar.

Ornegin bnde paramparca dizisinde boyle bir olay gormustur. Simdi onu anlatacagim. Bir kiz erkek arkadasi ve onun babasiyla kendi evine gidiyor. Erkek arkadasinin babasi da karisik islere bulasmis. Bunlar yolda giderken babanin dusmanlari arabayi tariyor. Tabi kiz arkada oturuyor. Arka pencereye de flim cekilmis. Bu nedenle kizi goremiyorlar. Kiz sonra kaciyor. Ancak polisler arabada ucuncu bir kisinin oldugunu buluyorlar. Bununla beraber bu kizi kameralar vs. Lerden de buluyor ve haberlere kizin adini okulunu koyuyorlar. Sizce bu adamlar kiz onlari gordugu icin gidip o kizi bulup oldurmezler mi ? Yani soyler misiniz , bu durum hayati bir tehlike tasimiyormu???

Aslinda tam arastirmadim, bilmiyorum. Bu durum diger ulkelerde de soz konusu olabilir. Ancak benim bildigim ne olursa olsun “basinin agzi torba degil ki buzesin”

Kategoriler
Türk Tarihi Türkiye üzerine

Medine Fukarası

Medine Fukarası

 

Doğduğum köy ve çevremizin tarihi ile ilgili araştırmalar yaparken bol bol aşiret ve cemaat sözcükleri ile karşılaştım. Aşiret sözcüğü Arapça bir sözcük ve ‘oymak’ karşılığında kullanılmış. Cemaat sözcüğü ise yine Arapça olmakla beraber aynı din ve soydan olan insan topluluğunun karşılığı olarak kullanılmış.

 

Öyle anlaşılıyor ki bunlar gibi çok sayıda sözcük dilimize İslamiyet’le beraber girmiş ve Türkçenin unutulmasına sebep olmuştur. Oysa Türklerde akraba ve topluluklara ad olan Öz Türkçe sözcükler mevcuttur. En küçük topluluk olan ailelerin birliğine soy( Yine soy yerine Arapça bir sözcük olan sülale sözcüğü de dilimize yerleşmiş), soyların birliğine oba, obaların birliğine oymak, oymakların birliğine boy, boyların birliğine il yani devlet sözcükleri kullanılmıştır.

 

Toplulukların adlandırılmasını devlet Arapça sözcüklerle yapınca tarihçi ve yazarlarımız da aynı sözcükleri kullanmışlar ve kullanmaya da devam etmektedirler.

 

İşte devlet eliyle aşiret sözcüğünün kullanıldığına örnek bir tarihi belge:

‘‘Tarih :11/S /1251 (Hicrî) Dosya No :1592 Gömlek No :61 Fon Kodu :HAT

Kalecik Keskin kazası dahilinde bulunan Haremeyn Aşireti’ne ait Hacıhasanbey Obası diye bilinen köyde Ramazan Bey’in müceddeden bina eylediği camiye Cuma ve bayram namazları kılınabilmesi için izin verilmesi ve hitabetinin Hasan b. Mustafa’ya tevcihi.’’

 

Bu tarihi belgede olduğu gibi çok sayıda belgede ‘Haremeyn’ sözcüğü aşiret yani oymak adı olarak kullanılmış. Oysa Türk oymakları içerisinde Haremeyn oymağı diye bir oymak ismi bulunmamaktadır. Aynı adlandırma kendi köyümüz için de kullanıldığı için araştırmalarımda biraz derine inme gereği duydum ve Haremeyn sözcüğünün Müslümanlarca kutsal sayılan Mekke ve Medine’ye hatta Kudüs’e dayandığını gördüm.

 

İki harem anlamına gelen Haremeyn, sınırları Hazret-i İbrahim ve Hazret-i Muhammed tarafından tespit edilen Mekke ve Medine şehirlerinden her birini ifade etmektir.
Osmanlı kaynakları ile devrin resmi yazışmalarında hemen tamamında Mekke ve Medine yerine Haremeyn tabiri kullanılmış ve sıfat olarak da Haremeynü’ş-Şerifeyn, Haremeyn-i Muhteremeyn, Haremeyn-i Muharremeyn tavsifleri tercih edilmiştir. Bazen bu tabirin içine Kudüs bile girmiştir.

 

Bu tabirin Türkmen ve Yörük oymaklarıyla ilişkisine gelince: Vergileri Haremeyn’e gönderilen bütün oymaklar Osmanlı devleti tarafından bu ad ile isimlendirilmiş.

 

Osmanlı’dan önce kurulan Müslüman devletler; Mekke ve Medine’nin ihtiyaçlarının temin edilmesi, hacıların güvenliklerinin sağlanması, yolculuk sırasında gıda, giyecek, ulaşım için deve ve su tedariki, Haremeyn’in su ihtiyacının karşılanması, Kâbe gibi kutsal mekânların örtülerinin temini, bu mekânların süslenip aydınlatılması, eğitim, sağlık, imaret ve sebil hizmetleri verilmesi, temizlik işlerinin yaptırılması ve hamam tesisi, Haremeyn’de yaşayan fukaranın ihtiyaçlarının giderilmesi, eşraf ve görevlilerin tahsisatlarının karşılanması gibi çok sayıda hizmetin yürütülmesini sağlamışlar.

 

Mekke şehrindeki harem bölgesi; sınırları Cebrail Aleyhisselâm’ın bildirmesiyle İbrahim Aleyhisselâm tarafından çizilmiş ve yine onun tarafından dikilen taşlarla gösterilmiş olan alan olarak belirtilir. Bu bölge Medine tarafından üç mil, Yemen tarafından yedi mil, Irak tarafından yedi mil, Taif ve Arafat yolu üzerindeki Nemire Vadisinden yedi mil, Cirane yolundan dokuz mil, Cidde tarafından on mil uzaklıktaki sınırların çevrelediği alandır. Medine bölgesindeki haremin genişliği ise on iki mil kadardır. Bir mil 1895 metreye karşılık gelmektedir.

 

Yukarıda belirttiğim gibi Haremeyn olarak adlandırılan bölgenin tüm ihtiyaçlarının karşılanması Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı almasıyla beraber zorunlu olarak Yörük ve Türkmen oymaklarına devredilmiştir.

 

Burada garip bir durum var ki; Haremeyn bölgesindeki fakir fukaranın geçimi de Yörük ve Türkmen oymaklarının üzerine yıkılmıştır. Acaba o dönemde konar-göçer olarak yaşayan Yörük ve Türkmen oymakları nasıl bir yaşam mücadelesi veriyorlardı?..

 

Konu çok geniş olduğu için sadece Kırşehir Kırıkkale, Çankırı, Yozgat, Çorum gibi Orta Anadolu bölgesine göç etmiş olan Haremeyn mensubu oymaklardan kısaca bahsedeceğim. Bölgemize gelip yerleşen Türkmenlerin çoğunlukla geliş yerleri bugün ki Kayseri, Sivas, Maraş, Diyarbakır, Halep, Şam, Rakka, Gaziantep, Hatay gibi illeri kapsamaktadır. Yani Güney Doğu ve Suriye ağırlıklı.

 

Bu bölgede yaşayan Yörük ve Türkmen grupları Dulkadirliler, Boz-Ulus Türkmenleri, Halep Türkmenleri, Yeni İl Türkmenleri, Şam Türkmenleri gibi isimlerle adlandırılmışlar. Boy olarak ise ağırlıklı olarak Bayat, Begdili, Avşar, Kızık, Yaparlı, Karkın, Dodurga, Döger gibi Oğuz boyları içermektedir.

 

Dulkadirliler Elbistan ve Maraş civarında 1337–1522 yılları arasında hüküm sürmüş olan bir Türkmen beyliğidir. Beylik zamanla sınırlarını genişletmiştir. Beyliğe adını vermiş olan Dulkadirli Türkmenleri Oguzlar’ın Bozok koluna mensupturlar. Dulkadirli halkını teşkil eden Bozok Türkmenleri Oguzlar’ın Bayat, Afşar ve Begdili boylarından idiler. Halkın çoğu yerleşik hayata geçmiş ve ziraatla da uğraşmıştır.

 

Boz-Ulus Türkmenleri Akkoyunlular’ın bakiyesi ve büyük kısmı Bayındır boyuna dayanan Türkmenlerden teşekkül etmiştir. Bu Türkmen boyları kış aylarında Mardin’in güneyinde ve Fırat nehri kıyılarında kışlamakta ve yaz aylarında Erzurum, Erzincan arasında yaylamaktaydılar. 15. yüzyıldan itibaren Orta Anadolu, 16. yüzyıldan sonra da Batı Anadolu ve Rumeli’de iskân ettirilmişlerdir.

 

Halep Türkmenlerinin Sivas’ın güneyinde Yeni-İl’i meydana getirdikleri belirtilmektedir. Yeni-İl Sivas’ın güneyindeki Mancılık, Gürün ve Hekimhan arasındaki bölgede yaşayan oymakların adıdır. Uzun Yayla’da yaylayan Halep çevresinde kışlayan konar-göçer Türkmenlerdir.

 

Kırıkkale bölgesinde kalabalık bir nüfusa sahip oba yerleşim alanlarını meydana getiren Pehlivanlıların da Halep Türkmenlerinden olduğu belirtilmektedir.

 

Osmanlı’nın iskân politikasına bağlı olarak Orta ve Batı Anadolu’ya göç ettirilen oymaklar Türkmen, Yörük, Tahtacı, Kızılbaş-Alevi gibi vasıflarla adlandırılmıştır. Yaptığımız araştırmalarda Haremeyn aşireti mensubu oymakların yurdun birçok yerine iskân ettiklerini görüyoruz. Sadece Kırşehir Sancağına iskân edilmiş Haremeyn mensubu 36 yerleşim yeri tespit edilmiştir.

 

Doğu ve güneydoğu Anadolu bölgesinde iç içe yaşar duruma gelmiş olan Dulkadirli, Boz-Ulus, Halep Türkmenlerinin bir kısmı Yeni-İl Türkmeni olarak adlandırılmış. Yeni-İl Türkmenlerine aynı zamanda Üsküdar Türkmenleri de denilmiş. Üsküdar Türkmeni denilmesinin sebebi; vergilerinin Valide Sultanların Üsküdar’da yaptırdıkları camilerin vakfına gönderilmesinden dolayıdır.

 

Yeni-İl’e bağlı Türkmen oymaklarının vergilerinin Mekke ve Medine’ye tahsis edilmesiyle bu oymaklara Haremeyn aşireti denilmeye başlanmış. Köyümüz ve akraba bildiğimiz köyler de bu aşiret ismiyle anılmaktadır. Şu belge bu bilgiyi doğrulamaktadır:

‘‘Tarih :29/Ra/1261 (Hicrî) Dosya No :172 Gömlek No :8588 Fon Kodu :C..DH..

Keskin kazasına tabi Abdal ve Kalecik nahiyeleri dahilinde bulunan Karkın ve Delkiköyü ahalileri Haremeyn aşayirine mensubiyet iddiasıyla nüfus tahririne yazılmak istemediklerinden erkek nüfusunun, aşayire dahil olduğu halde yazılması emrine münafi olduğundan bunların da tahrir edilmelerine dair tahrirat. g.tt’’ Ben bu belgeden yanılma payım olmakla beraber itiraza rağmen bu köylerin çift vergiye tabi kılındıkları sonucunu çıkarmaktayım.

 

Cennet hesabıyla kurulan vakıfların gelirlerinin vakıf malları yanında fakir-fukaranın sırtından sağlanması o günlerde de normal sayılıyordu.

 

O günün şartlarında gerek yerleşik hayata geçmiş Türkmen köylüsünün gerek konar-göçer hayata devam eden Yörük ve Türkmenlerin nasıl zor şartlarda yaşam mücadelesi verdiklerini anlamak zor olmasa gerek.

 

Çocukluğumda annemin henüz yumurtlamaya başlamamış piliç diye adlandırdığımız bir tavuğumuzun öldüğünde ağladığını hatırlıyorum. Fakirlik böyle bir şey olsa gerek. Zor şartlarda yaşam mücadelesi veren Anadolu halkının alın teri, Arap’ın midesine akarken Mekke ve Medine’de yaşayan halk, Anadolu’dan gönderilen paralarla iyi bir yaşam sürmektedir. Anadolu halkı çalışmayıp halkın sırtından geçinen ve kolay kolay bir şey beğenmeyen kişilere “Kendisini Medine fukarası zannediyor.” tabirini kullanması boşuna değildir.

 

Sözü evirip çevirip Kırıkkale Milli Piyade Tüfeğine getirmek istiyorum. Kırıkkale’nin doğurup büyüttüğü ve üzerinden nafakasını sağlayacağı varlığının elinden alınıp özel bir şirkete veya şirketlere devredilmek istenmesi Yukarıdakilerin isteği doğrultusunda gerçekleşmektedir. Kırıkkale halkı işsizmiş, yoksulmuş, iş bulamayacakmış, çocuklarının nafakasını sağlayamayacakmış umurlarında bile değil. Zihniyet aynı zihniyet.

 

Osman Öcal

Kategoriler
Geçmiş Tarih

Çete Ayşe

Her yeri şehit kanıyla bulanmış Anadolu’nun yeniden vatan edinilmesinde rol oynayan Türk kadınlarının kemiklerini sızlatırken, bir hanım kardeşimiz kahraman ve öncü Türk kadınlarının hayat hikâyelerini Gülce Edebiyat Akımı nazım türleri ile şiirleştirip kitap halinde okuyucuyla buluşturdu. Kendilerine minnettarız; teşekkürler Sayın Asuman Soydan Atasayar Hanımefendi.

 

Türk kadını ana olmanın yanında erkeğinin yanında, cesaretli, çalışkan, vatanperver gibi sıfatları üzerinde taşımaktadır ki kahraman kadınlarımız Tomris Hatun’dan Kara Fatma’ya, Nene Hatun’dan Efe Ayşe’ye saymakla bitmez.

 

Sayıları o kadar fazladır ki hepsinin hayat hikâyelerini derlemek ve hikâyeler üzerinde çalışmak kolay bir iş değildir. Değerli şairimizin eserinde henüz yer almayan Efe Ayşe ya da Çete Ayşe olarak bilinen değerli annemizdir yazımızın konusu.

 

“Bazı kadınların içinde bir pehlivan; bazı erkeklerin içinde de, korkaklıklarından dolayı bir kadın gizlidir. Kemer belindir, çizme ayağın, börk başındır. Mademki burası bizim vatanımız; biz de bu vatanın olmalıyız.” diyen Çete Ayşe 1894 yılında Aydın Merkez İmamköy’de doğar. 25 yaşında ev hanımı iken silahlanıp düşmanın karşısına çıkar. O yola çıkınca diğer kadınlar, kızlar peşine takılır ve bölgenin diğer kadın kahramanlarına öncü olur.

 

1910 yılında Kayacık köyünden Mustafa ile evlenen Çete Ayşe’nin iki kızı olur. Eşi 1915 yılında Çanakkale cephesinde askere alınıp şehit düşünce tekrar İmamköy’e yerleşir.

 

1919 yılında Yunan askerinin Aydın’ı işgali sırasında İmamköy’ü ele geçirmeleri üzerine silahlanarak Umurlu’daki Sancaktar Ali Efe gurubuna katılır. O artık bir çete, bir efedir.

“Büyük adamlar silahı olanlar alsın çıksın dedi. Aldım Martiniyi çıktım.» diyen Çete Ayşe Yunanlılar henüz Aydın’ı işgal etmeden düğününde takılan altınları bozdurup kendisine bir mavzer almıştır.

 

Grubunda Çiftlikli Kübra ve Ayşe Çavuş’unda bulunduğu grupla ilk olarak Kepez sırtlarında düşmanla savaşır Daha sonra Aydın Cephesinde yer alır. Düşmanın Aydından çıkarılmasından sonra çocuklarını komşusuna emanet ettiği köyüne döner.

 

Aydın Yunan askeri tarafından ikinci kez işgal edilir. Esareti kabul etmeyen şehit eşi Efe Ayşe’nin vatan sevdası tekrar depreşir, bu kez Yörük Ali Efe grubuna katılır ve Köşk Cephesindeki muharebelere yer alır. Danişmentli İsmail Efe’nin kendisine geri dönmesini, savaşın erkek için olduğunu söylemesi üzerine “Ben imam nasihati istemem” diyerek çok sayıda muharebeye katılır. Bir ara sıtma nöbetine tutulan Çete Ayşe cepheden ayrılır, düzenli orduların kurulmasının ardından Yörük Ali Efe’nin önerisi üzerine tekrar cepheye dönmez, silahını Yörük Ali Efe’ye emanet edip «…kahpe alçak birisine değil de bir yiğide devretmesini…» ister.

 

Çete Ayşe, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından sonra da köyünde yaşamını  sürdürür.  Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk 1933 yılında Aydın’a geldiğinde, kendi elleriyle Ayşe Efe’ye Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyasını takar. O, Milli Mücadele’nin İstiklal Madalyası sahibi tek kadın efesidir.

 

Ayşe Efe: ‘‘O günlerden iki hatıram kaldı. Biri kadınlığımla verdiğim savaş, öteki de rahmetli Atatürk’ün göğsüme taktığı İstiklal Madalyasıdır” der. Fili olarak savaşa katılıp düşmanla amansızca çarpışan Çete Ayşe 1967 yılında hayata veda eder. Mezarı İmamköy’dedir.

 

Bu toprakların tekrar vatan kılınıp bizlere emanet bırakılmasında can vermekten çekinmeyen Başta Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehitlerimizi ve ebediyete intikal eden tüm gazilerimizi minnetle, şükranla, özlemle anıyor hayatta olanlara uzun ömürler diliyorum.

 

Osman Öcal

Kategoriler
Anlamlı Resimler Çin üzerine Genel Konular Görsel Sanatlar Müzeler Resim galerileri Ressam Sanat Tarihi

Ressam Yan Yaya

Ressam Yan Yaya, Çin’in Shaanxi bölgesinde 1964 yılında doğdu. 1985 yılında Güzel Sanatlar Lisans Koleji,nden mezun oldu. Ressam daha sonra Kuzeybatı Gansu Ulusal Üniversitesi,nde eğitimini tamamladı. O, 1997 Yüksek Lisans Diploması icin, Yağlıboya Resim Fakültesi, Güzel Sanatlar Merkez Akademisi,ni bitirdi. Gansu Müzesine sanatsal tasarımcı olarak atandı. Mural Bölümü ve Çin’in Orta Sanat Enstitüsü Görevlisi ve Eğitimci Sermaye Üniversitesi ile bir sanat öğretim görevlisi olmuştur. Gansu Eyaleti Yağlıboya Resim Sergisinden En İyi Genç Sanatçı” ödülünü aldı. Yağlıboya dalında Kuzeybatı Etnik Azınlık Grupları Üstün Sanat Ödülüne layık görüldü. Kuzeybatı Sarı Toprak Sanat Sergisi,nden, Yağlıboyada Gümüş Ödül elde etti. Çin Halk Sanatları Sergisi,nden Üstünlük Ödülü aldı. Ressam daha sonra Dostluk Ödülü, Çin – Japon İpek Yolu Sanat Sergisi,nden (Kyoto, Japonya) ödül aldı. Çin Sanatçıları Derneği tarafından düzenlenen 1997 Üstün Sanat Ödülü, Genç Sanatçılar Ulusal Sergisi tarafından verildi. 1998 Kültürel DEĞİŞİM Ödülü, (İslam) Kültürel DEĞİŞİM Sanat Sergisi, (Tahran, İran),da hak etti. Ressam Yan Yaya, ulusal-uluslararası bir çok kez sergilere katıldı.

Yan Yaya Tr_Art-1-Yan Yaya Tr_Art-1-1Yan Yaya Tr_Art-1Arastirma: Yakup Icik

Kategoriler
Anlamlı Resimler Biyografi Genel Konular Görsel Sanatlar Müzeler Resim galerileri Ressam Ressamlar Sanat Tarihi

Ressam Kiera Malone

Fransız ressam Kiera Malone,ye aşk, şefkat, masumiyet, iyilik, kırılganlık, bir gülümseme, bir bakış, bir gözyaşı ilham kaynağı olmaktadır. Yani ressam her ifade şekli ile besleniyor. Ressamın yaşamı, iç dünyası vahşi, alıngan, dayanıklılık ve güven açığı, hafif ve derin bir ruh haline de sahip. Sanatçı Kiera Malone eserleri, özel ayar gerektiren türlerden ve çıplaklık yani şeffaflık önde bulunmaktadır. Onun diğer insanlarla ortak bir özelliği her yaşayanda olduğu gibi onda da saflık olabilir. Kiéra Malone,nin eserleri müdahaleci, kışkırtıcı olmakla birlikte onların hareket ettigini çoğu zaman seyirci derinden hisseder fakat kendisi görülmez. Kiera,nın bakışı “su kadar temiz”. Onun resimleri gözleri temizlemek için ve ruhu taze tutmak içindir. O nazik bir güzelligin etkilerini tuval üzerine bezer. Her model için farklı pozlar önerir kalbi. Kiera gözünde her biri için yeni bir doğuş vardır, onun güzel gözlerini bir ayna yücelterek, başka hiçbir kadın gibi giyinir. Klasik bir cazibesi, bir yansıma ile ikinci Grace resimlerinde vücut bulur.

Kiéra Malone Tr_Art-1Kiéra Malone Tr_Art-3Kiéra Malone Tr_Art-2

Arastirma: Yakup Icik

Kategoriler
Görsel Sanatlar insan vücudu Resim galerileri Ressam Ressamlar Sanat Tarihi

Ressam Bryan Larsen

Ressam Bryan Larsen, Utah merkezli romantik, gerçekçi bir sanat dehası. Eserleri dünyada özel sanat koleksiyonları bulunmaktadır. O Napa, Kaliforniya Quent Cordair Güzel Sanatlar tarafından temsil edilmektedir. Bryan Larsen, 1975 tarihinde doğdu. O Logan, Utah Şehir Üniversitesi’nde illüstrasyon okudu. Larsen tekniği ve konuları sanatın herhangi bir çalışmalarının vazgeçilmez bileşenleri olduğuna inanmaktadır. Onun incelediği yaşam modelleri ilgisini çekiyor. Onun sanat felsefesi “akla dayalı yer yüzünde hayat”,dır. Larsen,in hedefi gerçekçi bir tarzı ve modern bir ortamda insan doğası ve insan başarılarını da kahraman ve romantik tasvir etmektedir. Kompozisyon, teknik, gerçekçi detaylar doğru işçilik ve stil tutarlılığına özellikle önem veriyor. Larsen Sanat Yenileme Merkezi’nin Salon rekabet figüratif kategorisinde finalist oldu ve Art’ın Yıllık Bahar Salon Springville Müzesi’nde bir Liyakat Ödülü’nü elde etti. Larsen,in çalışmaları Batı kıyılarında etrafında galerilerde birçok sergide gösterilmiştir.

Bryan Larsen Tr Art-4

Bryan Larsen Tr Art-5

Bryan Larsen Tr Art-1

Arastirma: Yakup Icik

Kategoriler
Anlamlı Resimler Görsel Sanatlar Resim galerileri Ressam Ressamlar Sanat Tarihi Yazar

Ressam Remzi Taşkıran

Ressam Remzi Taşkıran,ın çalışmaları görsel bir şöleni andırır, her bir eseri farklı sessiz bir şiir gibidir. Duygular ritmik bir sessizlik içinde sanatseverlerin ruhunda en güzel manalar olarak bir artezyen gibi fışkırır. Ressam Remzi Taşkıran Adıyaman,da 1961 yılında doğdu. O Lise öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Sanat eğitimini Ressam Sadettin Çağlarca’ dan aldı. Bir süre basın ressamlığı yapan sanatçının yurt içi ve yurt dışı koleksiyonlarda yapıtları bulunmaktadır. İstanbul’daki atölyesinde yaptığı resimlerle günlük yaşamını sürdüren Remzi Taşkıran, sergilerine hazırlanırken günü birlik yaşam kaygılarından uzaklaşıp sanatının özgün temalarını oluşturmaya özen gösteriyor. Özellikle yöresel izlenimlere dayalı resimlerinde günlük çabalarının dışında, kendi yüreğinin, bilincinin, yeteneğinin ve eğilimlerinin öne çıktığı, böylelikle özgün resimlere imza attığı gözlemleniyor. Türk ressam Remzi Taşkıran Mükemmel Üstü Sanat Tarzı ile dünya sanatçıları arasında zirvelerdeki yerini aldı. O son yılların dikkat çeken realist ressamlarındandır. çok sayıda ressam yetiştirmiştir. çalışmalarına istiklal caddesi danişment geçidinde ki atölyesinde devam etmektedir. Remzi Taşkıran eserlerine sahip olmak istiyorsanız Lütfen onun pc,deki on-line satışlarından elde edebilir ya da bir e-mail, ile ulaşabilirsiniz!

Remzi Taskiran Tr_Art-3

Remzi Taskiran Tr_Art-2

Remzi Taskiran Tr_Art-1

Arastirma: Yakup Icik

Kategoriler
Müzeler Resim galerileri Ressam Ressamlar Sanat Tarihi

Ressam James Bama

Ressam James Elliott Bama, 1926, Washington Heights, New York (Manhattan) doğumlu. O gerçekçi Batı konularının gravürleri ile tanınan bir Amerikalı Sanatçı. O 15 yaşındayken New York Journal – Amerikan, Yankee Stadyumu çizimini ilk profesyonel olarak satış yaptı. Dahi Ressam New York Müzik ve Sanat Lisesi’nden mezun oldu ve Ordu,da hava kuvvetlerine girdi, bir mekanik, duvar ressamı ve beden eğitimi öğretmeni olarak çalıştı. New York’ta, Öğrenciler Sanat Birliği’nde çizim ve anatomi eğitimi aldı. 1951 yılında başlayarak, 15 yıl boyunca New York’un Charles E. Cooper Stüdyoları’nda bir illüstratör olarak çalıştı. James Bama çalışmaları (Bantam Books, 1975) ve (1993 Batı Sanatı) tarafından toplandı.

Ressam James Elliott Bama Tr_Art-3

Ressam James Elliott Bama Tr_Art-2

old man 002

Arastirma: Yakup Icik

Kategoriler
Anlamlı Resimler Bizi şaşırtanlar Görsel Sanatlar insan vücudu Resim galerileri Ressam Ressamlar Sanat Tarihi

Ressam Ruben Belloso Adorna

Ressam Ruben Belloso Adorna, 1986 yılında Sevilla’da doğdu. O, Sevilla Üniversitesi Güzel Sanatlar bölümünden mezun oldu. 2010 yılında Sevilla Güzel Sanatlar Fakültesi,nin en iyi “Plak Ödülü” sahibi oldu. Rubén Belloso Adorna, Sevilla,da 2009/2010 yılında Güzel Sanatlar Fakültesi Onur Tezi yapı. 2009/2010 yıllarında ulusal ve uluslararası pek çok karma sergi açtı. O İspanya,da ve Portekiz,deki sinemalarda sergi açtı. Ressam 2009/2010 yıllarında 1 Ödül,ü Juan Robles Gençlik Kültür 2. ve ikinci Ödülü Vinçler Lozano,dan hak ederken birçok ödül aldı. Eserleri gazete, radyo ve TV de çok sayıda medya,da yer aldı. Halen Roma’da yaşamaktadır.

Ruben Belloso Adorna Tr Art-2

Ruben Belloso Adorna Tr Art-1

Ruben Belloso Adorna Tr Art-5

Arastirma: Yakup Icik