Kategoriler
Sinema Dünyası

Robin Williams hayatını kaybetti – [Kültür Sanat]

Oscarlı ünlü aktör Robin Williams 63 yaşında hayatını kaybetti. Evinde ölü bulunan ünlü yıldızın intihar etmiş olabileceği belirtiliyor.

Amerikalı ünlü aktör ve komedyen Robin Williams 63 yaşında hayatını kaybetti.

Evinde ölü bulunan oyuncunun ölümüyle ilgili California emniyetinin “intihar şüphesi” üzerinde durduğu öğrenildi.

Kariyeri boyunca alkol ve uyuşturucu sorunları yaşadığı bilinen Robin Williams, geçtiğimiz ay da rehabilitasyon merkezinde tedavi görmüştü.

Ünlü aktör ‘Ölü Ozanlar Derneği’, ‘Can Dostum’, ‘Günaydın Vietnam’ ve ‘Jumanji’ gibi filmleriyle Türkiye’de de geniş bir hayran kitlesine sahipti.

Williams ‘Can Dostum’ filmindeki performansıyla 1998’de en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında Oscar kazanmıştı.

ROBIN WILLIAMS KİMDİR?

Robin Willams 21 Temmuz 1951 tarihinde Chicago, Illinois’de dogdu. Annesi Laura McLaurin, (1920-2001) babasi da Robert Fitzgerald Williams’di.

Üniversitede Siyaset Bilimi okuyan Williams, mezun olduktan sonra gece kulüplerinde gösteriler yaptı. Buradan da sinema sektörüne geçti.

1987’de çevirdiği ‘Günaydın Vietnam’ filminde bir ordu radyo muhabirini canlandırdığı rolüyle ün kazandı.

Yalnız komedi filmleriyle değil, drama dalında da başarılar elde etti. 1997 yılında Empire Magazine dergisince gelmiş geçmiş en yetenekli 100 aktör arasına dahil edilerek 63. sırada yer aldı.

Entertainment Weekly tarafından yaşayan en komik adam seçildi. Williams sahne hayatı boyunca bir Oscar, iki Emmy, altı Altın Küre, altı Grammy ve iki Sinema Oyuncuları Derneği ödülüne layık görülmüştür.

San Fransisco’da bulunan Rubicon Restaurant’ı, Robert de Niro ile birlikte işleten sanatçının ilk eşi Valerie Velardi’den bir, ikinci eşi Marsha Garces Williams’den ise iki çocuğu vardı.

Williams, 2011’den beri Susan Schneider ile evliydi.

Kategoriler
Film Görüşleri

Artificial Intelligence

4 Bugün daha izlememiş olanlara müthiş bir film önermek istiyorum: Artificial Intelligence (Yapay Zeka). 2001 yapımı bu film IMDB’den 7.1 almış; kimimiz için bu skorlar çok anlam ifade ettiği için söylüyorum zira bu kadar yüksek bir skor almamış olsaydı bile izlemenizi şiddetle tavsiye edecektim. Şimdi nedir bunun konusu dediğinizi duyare gibiyim: Konu, klişelerden öyle uzak ki filmin başlarında bu kadar sıradışı bir film klasik bilim-kurgu çizgisini taşıyordur kesin denilebilmesine rağmen aslında bu yargıdan tamamen uzak. İlk bakışta bilim-kurgu gibi de dursa filmin alt metinleri bir çok drama barındırmakta. Steven Spielberg’in de o sağlam etkisi kendini belli ediyor.
Haley Joel Osment’ın canlandırdığı David, en ileri teknolojiye sahip aynı zamanda da küçük bir çocuk görünümüne sahip robotumuz evlatlık verildiği ailedeki anneye gerçek duygular beslemeye başlar ve onu kendi annesi sanır. Filmin başında beklediğimiz Jude Law ise ortalara doğru filmde kendini gösterir; akabinde gelişen olaylar silsilesi sizi sürükler. Bu arada bana sorarsanız filmi sakın dublajlı izleyip öldürmeyin derim. İyi seyirler şimdiden..

Not: Koyduğum film afişinin çözünürlüğü konusunda anlayışınıza sığınıyorum; daha iyisini şimdilik bulamadım ne yazık ki..

Yapay Zeka

 

Kategoriler
Film Görüşleri Sinema Dünyası

Ringu vs The Ring

Bilenler bilmeyenlere anlatsın sevgili Makaleci.com okuyucuları.. Şu meşhur The Ring (Halka) filmi 1998’de çekilmiş olan Japon korku-gerilim filmi Ringu’nun remake halidir. Beğenen olduğu kadar Ringu’yu tercih edenler de çoğunlukta. IMDB’ye bakacak olursak da 2002 yapımı Naomi Watts’lı The Ring 7.1 alırken 1998 yapımı Ringu 7.3 almış.The Ring her remake filmin kaderini yaşayıp orijinaliyle karşılaştırılmaktan kimi zaman öteye geçemiyor. Ben ilk olarak The Ring’i izlediğim için bu durum benim için tam tersi şu ara.. Ringu’daki make-up efektler sanılanın aksine fazla göşterişli, çarpıcı, albenili olduğu için izleyiciyi ilk başta koltuklarından zıplatsa da bu çok uzun sürmemekte ve sonrasında insanda oturup makyajları inceleme, vay be nasıl yapmışlar bu patlamış gözü şeklinde verilen tepkilere yol açmakta zannımca.

ringu

The Ring’e gelecek olursak da film korku filminden daha çok bir gerilim filmi tadında ve belli bir noktadan sonra hikaye merak uyandırmayı sürdüremiyor; çoğu sahnesi klişelerine hapsolmuş vaziyette; izleyen olur diye sonunu söylemiyorum ama sonunda hayatta kalan kişi veya kişiler bu klişelerden yalnızca birisi.Herşeye rağmen korkutmayı ve daha çok germeyi fazlasıyla başaran bu iki film de önyargısız izlenirse sizi gerilim filmi statüsünde fazlasıyla tatmin edecektir.

Not: Işıklar açıkken izleyin derim ben…

Kategoriler
Türk Sineması

Kış Uykusu Oscar yolcusu!

Nuri Bilge Ceylan’ın son filmi Cannes film festivalinde büyük ödül alan Kış Uykusu Türkiye’yi Oscar’da temsil edecek.

87 – Oscar Akademi Ödülleri’nde Türkiye’yi, 67. Cannes Film Festivali’nde “Altın Palmiye” ödülü kazanan Nuri Bilge Ceylan’ın “Kış Uykusu” filmi temsil edecek.

Kategoriler
Film Görüşleri

Need for Speed: Hız Tutkusu ‘izlemeden geçmeyin’

Az önce Dünyanın en iyi araba yarısı oyunlarından birisi olan need for speed’ e adanmış 2014 yapımı intikam filmini izlemiş bulundum. Dünyanın en iyisi diyorum çünkü dünyada en fazla satan araba yarısı oyunu. Tabiki teknoloji geliştikçe ondan daha gelişmiş ve kaliteli oyunlar çıkmıştır ancak her bilgisayar ve video oyunları tutkunlarının mutlaka bir kerede olsa oynadığı bir oyundur. Modası geçsede sevgimiz daimi :) Need for Speed (2014)

Özet: 240 milyondan fazla satılmış olan en başarılı yarış oyunundan uyarlanan Need for Speed oyundaki heyecanı gerçek dünyaya yansıtıyor. 1960’lı ve 70’li yılların harika otomobil kültürü filmlerine geri dönüş yapan Need For Speed Amerikan açık yol mitini böylesine heyecan verici kılan konsepti inceliyor
Hikayede zamana karşı imkansıza yakın bir yarışı; intikam görevi olarak başlayıp sonunda kurtuluş serüvenine dönüşen bir yarışı anlatıyor. Kapanmak üzere olan garajını kurtarmak isteyen mavi yakalı tamirci Tobey Marshall (Aaron Paul) çok da istememesine rağmen, zengin ve küstah bir eski NASCAR sürücüsü Dino Brewster ile (Dominic Cooper) ortak olur. Araba simsarı Julia Bonet’e (Imogen Poots) işi kurtaracak bir satış yapmak üzereyken, feci bir yarış sonucunda Dino Tobey’e tezgah kurar ve cinayetle suçlanmasına neden olur.
İki yıl sonra hapishaneden çıkan Tobey Dino’yu alaşağı etmek ve intikam almak için yüksek bahislerin döndüğü De Leon yarışına katılır. Oraya zamanında ulaşabilmek için, Tobey birçok zorluğu aşmak zorundadır. Ona sadık ekibi ve Julia’nın yardımıyla, Tobey her zorluğu aşar ve egzotik süper otomobillerin parlak dünyasında zayıfların da birinci gelebileceğini kanıtlar. [* divxplanet]

İzlemenizi tavsiye ederim, sürükleyici ve izleyiciyi sıkmayan güzel bir film ortaya çıkmış. Sözüm ona çakma ve artık filmleri sıradanlık kisfesi altında yorumlayan, sözüm ona yorumculara aldanmayın. İzleyin çok zevkliydi, özellikle intikam teması harika işlenmiş, sonunda da insanlık dersi verilmiş. Herkesin bir kulak küpesi çıkartabileceği hoş zaman geçireceğiniz need for speed filmini kaçırmamanızı öneririm. Başrolün yanındaki sarışın kız da fena değildi, oyunculuğu bence harikaydı ve filme en çok yakışan karakterlerdendi. doğallığı, saflığı ve sadeliği ön planda olması, başrol oyuncusunu tamamlıyor olması ayrı bir güzellik tabiki.. Bekleme yapmayın, izleme salonuna alalım sizi, lütfen bileyli izleyiciler buyursun..

Kategoriler
Film Görüşleri

Cehennem Melekleri 3 çok deli geliyorrr…

Aksiyon filmlerinin kralı Sylvester Stallone efsanesinin en az onun kadar efsane yıldızları bir araya topladığı Cehennem Melekleri serisinin son halkası yolda ve çok deli geliyor. Kadroya başka efsane isimlerde katılmış. Unutulmayacak bir keyif, unutulmayacak bir heycan. Beş para etmesede sırf hepsini bir arada görebilmek adına tarihi bir an. Bu efsaneleri bir arada görünce kendimi çok şanslı bir nesil içinde sayıyorum gerçekten..

expendables-3-poster-expendables-3-concept-poster

Kadro geniş, kimler yok ki. Hani birde yeni oyuncular eklenmiş. Yeni eklendi dediğime bakmayın, yeni eklendi ama hepsi birer efsane.
Stallone’un yanı sıra Jason Statham, Harrison Ford, Mel Gibson, Dolph Lundgren, Terry Crews, Arnold Schwarzenegger, Wesley Snipes, Jet Li, Antonio Banderas, Kelsey Grammer, Kellan Lutz, Randy Couture, Victor Ortiz, Glen Powell ve tek kadın oyuncu olarak Ronda Rousey yer alıyor. [*beyazperde]

Kadroda Harrison Ford, Mel Gibson, Wesley Snipes’i, de görmek çok güzel. Birisi mümkünse Sylvester Stallone yakından görme şansına nail olursa, lütfen önce gözlerinden sonra ellerinden opsun benim için..

BRAY_20130903_EXP3_7700.dng

Sabırsızlıkla beklediğim filmler arasında ve sabırsızlıkla çıktığı anda izleyeceğim. Tamam tamam izledikten sonra yazarim :D

Kategoriler
Film Fragmanları

Sinyal (2014) Bilim-kurgu

Merakla beklediğim bu yılın bilim-kurgu alanında az bir bütçeyle çekilmesine rağmen, güzel işler başaracağını düşündüğüm sinyal filmi çok yakında vizyona girmeye hazırlanıyor. Konusuda bir hayli ilginç olan blim-kurgu filminde klişe yok denecek kadar az geldi bana. Hoş daha izlemedik ancak tahminlerim öyle.

The Signal 2014 Film High Quality Trailer Captures00044

Konusu da ilginç arkadaşlar ama birazda merakda bırakmıyor değil bizi.

Sinyal, üç gencin yolcukları sırasında başına gelen olağanüstü olayları konu alıyor. Nick ve Jonah MIT’de hackleme tutkusu olan iki birinci sınıf öğrencisidir. Bu iki genç Nick’in kız arkadaşını 1 yıllığına okumaya gittiği yeni üniversitesine yerleşmesine yardım etmek için onu kendileri götürmeye karar verirler. Yolculuk esnasında, bu üç genç onlarla uğraşmaktan sıkılmayan hacker olan Nomad’in yerini tespit ederler, yerini tespit ettiklerinde ise onu görmeye gitmekten başka şey düşünemezler. Çölün ortasında Göçmen ile yaptıkları korkunç yüzleşmeden sonra üçlü uyandıklarında kendilerini hapis bulurlar. Nomad’ın yanına gittiklerinde ise arkalarında hiç iz bırakmayan gençleri, güvenlik güçleri aramaya başlar. Kendilerini bilmedikleri bir yerde tutsak olarak bulan gençler, oraya nasıl gittiklerini ya da neden tutulduklarını bilmemektedirler. İlerleyen zamanla birlikte aslında nasıl bir olayın parçası olduklarını anlamaya başlayacaklar. [*beyazperde]

Türkçe Alt yazılı fragman:
http://youtu.be/5NOsPRv0o2k

Sinyal, 18 Temmuz 2014‘te sinemalarda! [*detay]

Kategoriler
Güncel Haberler Sinema Dünyası Yarışmalar

PEK YAKINDA filminde oyuncu olmak ister misin?

Yakın zamanda Vizyona girecek olan, Ünlü ve harika komik komedyen (ekibi de olağanüstü harika) Cem yılmaz‘ın senaristiliğini ve yönetmenliğini yaptığı, aynı zamanda başrolünde de oynadığı Pek yakında filminde konuk oyuncu olarak rol almak istermisiniz? Cümle uzun ama yapmanız gereken o kadarda zor değil. G.O.R.A filminden bir sahne verilmiş ve o sahneyi kendi imkanlarınız ve yeteneğiniz ile çekmeniz isteniyor. Sonrasında pepsiylepekyakındasetteyim sitesinden videonuz ile başvuru yaparak katılım yapabiliyorsunuz. Herhangi bir sınırlama yok, istediğiniz kadar video ile katılarak şansınızı artırabilirsiniz. Tabi hemen başvurmanız da önemli çünkü son katılım tarihi: 3 Temmuz 2014.

Örnek alarak çekmeniz istenen video: G.O.R.A. | Ateş Başı / Senaryoyu indir (pdf formatinda)

Cem yılmaz’ın seçeceği (Finale kalan 10 video arasından) 2 kişi filmde konuk oyuncu olarak yer alacak. Diğer 8 kişi ise sete konuk olarak oyuncularla zaman geçirme şansını yakalayacak.

#PepsiylePekYakındaSetteyim diyorsan BAŞVURU FORMU seni bekliyor! Yüklenen videoları izlemek ve oy vermek istersenizde bu sayfaya bi uğrayın derim.

Pek yakinda

Pek Yakinda filmi hakkinda

“Yeni Filmimiz hayırlı olsun…”
Yönetmenliğini ve senaristliğini Cem Yılmaz’ın yaptığı ve başrolünde olduğu filmde kendisine Tülin Özen, Zafer Algöz, Özkan Uğur, Ozan Güven, Çağlar Çorumlu, Cengiz Bozkurt, Zerrin Tekindor, Hare Sürel, Ayşen Gruda, Ülkü Duru, Emin Gürsoy, Metin Coşkun, Tuğrul Tülek ve çocuk oyuncu Ata Berk Mutlu’nun yeraldığı zengin bir oyuncu kadrosu eşlik ediyor.

Hikaye

“Eski bir figüran olan korsan Dvdci Zafer karısının boşanmak istemesi üzerine kanunsuz işlere tövbe eder. Ailesini geri kazanmak için eski sinemacı tanıdıklarından oluşan bir ekiple 1970’lerden beri çekilememiş fantastik bir proje olan “ŞAHİKALAR-KÖTÜLÜĞÜN SONU” isimli filmi çekmeye soyunurlar. Kabiliyeti sınırlı bir ekiple yola çıkan Zafer’i komik, eğlenceli ve duygusal bir macera beklemektedir…”

Kategoriler
Film Görüşleri

Can Dostum (Intouchables) Filmini izledim!

İzlerken insanın yüzünden tebessümün hiç kaybolmadığı Can Dostum (Intouchables), komedi drama ikilisini harika bir şekilde harmanlayan bu fransız filmi gerçek bir hikayeye dayanan öyküsüyle beni derinden etkiledi. Her saniyesinde ders niteliğindeki konusu, çaresizlik, heyecan, zaman kavramlarının harika birleşimi. İzlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

Kategoriler
Sinema Dünyası

Sinema tarihinin en iyi hapishane filmleri – 15 tane

Kerem Akça’ya gore sinema tarihinin en iyi hapisane filmlerini haberturk listelemis. Bunlarin arasinda Esaretin bedeli, con air, Alkadrazdan kacis gibi yapimlar favorilerim. sizlerinde gordugunuz, izlediginiz filmler mutlaka vardir bu listede. Ayrica listede eski filmlerde yer aliyor, cogunu gormedigimi itiraf ediyorum, zamanim oldugunda bakmaya calisacam ins :)

***

Hapishane filmlerine ‘destansı’ anlatıyı getirerek çığır açan bir başyapıt. Üç bölümde bir suçlunun tasvirini böylesi bir metotla yaparken Francis Ford Coppola’nın gangster filmine uyguladığını alana tahsis eden bir eser. Yönetmen Franklin J. Schaffner’ın zekasının kaynağında usta oyuncu Steve McQueen var.
2-Açlık (Hunger) (2008) Bobby Sands’in hapishanede yaptığı grevi ele alan yapıbozucu bir alt tür örneği. Diyalog odaklı orta bölüm sekansının yanında sessizlik üzerine Godardiyen bir format analizi diyebiliriz. Hapishane filmlerinin verdiği yegane başyapıtlardan. İngiliz sinemasının da medar-ı iftiharlarından biri.
3-Alkatraz Kuşçusu (Birdman of Alcatraz) (1962) Gerçek bir hikayeden uyarlanan film, ‘Alcatraz Hapishanesi’ gerçeğinin en çarpıcı beyaz perde temsillerindendir. ‘Yeni Hollywood’ düşüncesini fitilleyen yönetmenlerden John Frankenheimer’ın yaklaşımıyla dikkat çektiği kesindir “Alkatraz Kuşçusu”nun. Bu durum ‘ömür boyu hapis’ cezası aldıktan sonra bunu tek bir hücrede yalnız geçirmeye mahkum edilen bir adamın ‘insanlık’ arayışına, çekici bir ‘akıcılık’ getirmiştir. Elbette Burt Lancaster imzasını da arkasına alarak... Hollywood’da ‘Alcatraz’ kelimesinin ilk ortaya çıktığı yerlerden biridir bu eser.
4-Zift (2008) 1940’lar Bulgaristan’ında hapse girip 1960’da dışarı çıkan ve totaliter rejime karşı tutunmaya çalışan bir siyasi suçlunun hikayesi. Siyah-beyaz sinemadaki anlatı yetisinden küfürlü diyaloglardaki özenine kadar, gerçek anlamda stil ve vizyon sahibi bir tür denemesi. Javor Gardev ilk filminde Bulgaristan’da nadiren de olsa ‘iyi’ filmler çekilebileceğini kanıtlıyor. Uzun lafın kısası sinemaskop oranında bir daralma ve politik dışavurum denemesi “Zift”.
5-Parmaklıklar Ardında (Cool Hand Luke) (1967) Paul Newman’ın ‘suçlu’ performasından ve Vietnam Savaşı ile Soğuk Savaş’ın psikolojisinden güç alan dingin bir alt tür filmi. Bir Oscar ödülü bulunan eserin yönetmenlik koltuğunda Stuart Rosenberg oturuyor. Alanın ‘psikoloji’ odaklı bir noktaya uzanılabileceğini kanıtlamasıyla da, seçkinin içinde ‘alternatif’ bir yere yerleşiyor bizde “Parmaklıklar Ardında” adıyla bilinen “Cool Hand Luke”.
6-San Quentin (1937) Sinema tarihinin ilk dönemindeki hapishane filmlerinin en akılda kalanı. Hollywood’da ‘dedektif’ rollerinin unutulmaz ve karizmatik ismi Humphrey Bogart’ın ortaya çıktığı yer aynı zamanda. Kara film patlaması öncesi son duraklardan birinde ülkenin meşhur hapishanesi San Quentin ve Büyük Bunalım dönemi başrolde.
7-Le Trou (1960) Jacques Becker imzalı bir hapishaneden kaçış filmi. Fransa’nın da ‘gangster yaratma’ konusunda Hollywood ile bir zamanlar yarıştığını ispatlayan bir eser.
8-Esaretin Bedeli (The Shawshank Redemption) (1994) Biri siyah, diğeri beyaz iki mahkumun olağan dışı dostluğunun öyküsü. Tim Robbins ile Morgan Freeman’ın performanslarından güç alan bu 40’ların hapishane gerçeğine parmak basan eserin Stephen King’in romanından uyarlandığı da not düşülmeli. Ana akım hikaye anlatma sinemasının tavizsiz yönetmenlerinden Frank Darabont ise filme Oscar adaylıkları getirmişti.
9-Con Air (1997) Bir uçak hapishanesinden kaçmanın yollarını arayan ‘çeşitli’ mahkumların direniş hikayesi. Müzikleri, temposu ve Jerry Bruckheimer zekasıyla yürüyen, alanın içindeki ‘su gibi akan’ seyirliklerden biri. Aksiyon dozajıyla da her seyircinin ağzına layık.
10-Kader Bağlayınca (The Defiant Ones) (1958) 1996’da ülkemizde “Kaçaklar” (“Fled”) adıyla gösterilen bir yeniden çevrime dönüşen eser, ABD’nin kökenindeki siyah-beyaz ayrımı üzerine hiciv dolu metinler taşır. Stanley Kramer’ın ‘kara film’ algısını aratmayan derinlikli rejisi ile Tony Curtis’in ‘yakışıklı adam’ performansıyla kalıcı olmuştur. ‘Hapishaneden kaçış’ düşüncesiyle ilgili ilk modern örneklerdendir. Bu damardan birçok filme de esin kaynaklığı yapmıştır.
11-Alcatraz’dan Kaçış (Escape from Alcatraz) (1979) Don Siegel’dan unutulmaz bir kaçışın, hafif görkemli, 70’ler ruhuna uygun öyküsü. Başrolde Clint Eastwood ve ada hapishanesi Alcatraz var. 2.35:1 formatında ve ‘karakter ve mücadelesi’ konseptinde soğukkanlı ama anlamlı bir eser.
12-Zonzon (1998) 90’ların çıkıştaki Fransız yönetmeni Laurent Bouhnik imzalı, görsel açıdan dikkat çekici bir deneme. Pascal Greggory’nin başrol perfomansının yanında açı-mercek tercihleri konusunda sıkışmışlığa yaptığı yorumla halen zihinlerden çıkmadı “Zonzon”.
13-R (2010) Hapishanede kalan ‘mahkum psikolojisi’ konusunda ihtisas yapan bir ilk film. Tobias Lindholm-Michael Noer ikilisinin yüksek plan sekans alma ve ses bandı kullanma becerisiyle yükselen, yerine göre ‘şiddet’ ve ‘din’ gibi kavramlara da giren özel bir eser. Üstelik Danimarka mamulü...
14-Deney (Das Experiment) (2001) 2010’da bir Hollywood yeniden çevrimine malzeme olan yapıt, popüler sinema anlatısını iyi bilen Oliver Hirschbiegel’in çıkış filmi aynı zamanda. Moritz Bleibtreu’nun bir ‘kapan’a tıkılıp ‘denek’ hayvanı haline getirilmesi kuşkusuz hapishane filmi alanına ‘Biri Bizi Gözetliyor’ mantığını sokmuştu. Bu da zaten “Deney”in kısa sürede uzun yollar kat etmesini sağladı.
15-Ölüm Yolunda (Dead Man Walking) (1995) Susan Sarandon-Sean Penn ikilisinin karşılıklı döktürmesini merkezine alan Tim Robbins imzalı bir eser. Özellikle oyunculuklar, etkileşim, gerçekler ve bakış açıları üzerinden çıkardıklarıyla hatırlanıyor. Penn’in sarsıcı yüz ifadesini siz de hala unutamadınız öyle değil mi?