Kategoriler
şiir edebiyat

Türk Edebiyatında Türkçülüğün Temelleri

 

   Türk edebiyat tarihinde Kaşgarlı Mahmut’tan Âşık Paşa’ya çok sayıda yazar tarafından dile getirilen, Tatavlalı Mahremi ve Edirneli Nazmi ile başlayıp daha sonra yerlileşme diye tabir edilen ‘Türkî-i Basit’ (Basit Türkçe) akımıyla devam eden bir Türkçeye dönüş vardır. ‘Türkî-i Basit’ akımı Arapça ve Farsçanın etkisindeki divan şiirine karşı bir tepkiden dolayı kurulan bir akım olmakla beraber yine divan edebiyatına devam eder.

   Türk edebiyat tarihinde milliyetçi damar her zaman olmakla beraber II. Meşrutiyete kadar devam eden bu durumu dilde milliyetçilik olarak değerlendirsek bile sadece bir kültür sanat anlayışı olarak gelişir ve devam eder. Bu bağlamda İstanbul’dan uzak kırsal kesimlerde halkın içinde yetişmiş halk ozanları ve şairlerin bir kısmı sözlü geleneğe bağlı da olsa halkın diliyle eserler vermelerini göz ardı edemeyiz.

   ‘Dilimize Osmanlı dili, milletimize Osmanlı milleti denemez, Türk dili, Türk milleti denir’ diyen ve ‘Sarf-ı Türkî’ (Türk dili grameri) eserini yazan Süleyman Paşa; Osmanlıcada kullanılan, ancak konuşulan Türkçeye girmeyen Arapça ve Farsça sözcükleri ayıklayıp, Türkçe kökenli sözcüklere ağırlık veren ilk Türkçe-Türkçe sözlük olan ‘Kamus-ı Türkî’yi yazan Şemseddin Sami; Çağatay Türkçesi’nden İstanbul Türkçesi’ne çeviri olan ‘Şecere-i Türkiye’  (Türklerin soy kütüğü) eserini yazan Ahmet Vefik Paşa; Ulum gazetesini çıkararak gazetenin eki olarak ilk Türkçe ansiklopedi girişimi olarak kabul edilen ‘Kamusu’l-Ulum ve’l-Maarif’ (Bilim ve Eğitim Sözlüğü) adlı bu tamamlanamayan eseri yayınlayan; ezanın, hutbelerin, namaz surelerinin Türkçeleştirilmesini isteyen Ali Suavi; Türk edebiyatının kendi geleneğine sahip çıkmasını ve yazın dilinin halkın dili olması gerektiğini savunan Ziya Paşa gibi çok sayıda eser veren XIX yüzyıl edebiyatçılarının fikirleri de siyasal bir hedefe yönelik değildir.

 

   Bu arada 1897’de Türk Yunan savaşı üzerine yazılan ve ilk dörtlüğü:

 

   ‘Ben bir Türk’üm dinim, cinsim uludur

   Sinem, özüm ateş ile doludur

   İnsan olan vatanının kuludur

   Türk evlâdı evde durmaz, giderim.’

    Mısralarından oluşan ‘Cenge Giderken’ şiiri gibi milli bilinci uyandıran şiirler yazan Mehmet Emin Yurdakul gibi şairlerin verdiği eserleri, Ahmet Cevdet’in çıkardığı ‘İkdam’ gazetesinde başlığın altına ‘Türk gazetesidir’ sözünün eklenip yazılarda Osmanlıca-Türkçe tartışmalarına yer verilmesi, Selanik’te çıkan ‘Çocuk Bahçesi’ adlı dergide de Mehmet Emin, Rıza Tevfik gibi şairlerin yalın bir Türkçeyi ve hece ölçüsünü savunmaları gibi gelişmeleri de göz ardı etmemek gerekir.

  1789 başlayıp değişik aşamalardan geçerek 1799’da tamamlanan Fransız ihtilâlından etkilenen devletlerden birisi de Osmanlı Devleti olmuştu. İhtilâl, Osmanlı Devleti’nin çok uluslu bir yapıya sahip olması ve eski gücünden eser kalmamış olması, içinde barındırdığı uluslarda milliyetçilik hareketlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştu.

   Öz olarak: Avrupa’nın özellikle askeri, ekonomik ve teknik gelişimi karşısında Osmanlı Devleti’ni yeni düzenlemelerle ayağa kaldırma çabası olarak değerlendirilebilecek Tanzimat döneminin başlamasıyla birlikte Türk aydın ve edebiyatçıları da Batıya yönelir. Özellikle Fransız kültürünü Türk kültürüne üstün kılma diyebileceğiz gelişmeler ve yenilikler gayri Türk unsurlarda milliyetçilik duygularını köreltmediği gibi gelişimini sağlar.

   Osmanlı Devleti’nin dağılmasını istemeyen Türk fikir adamları ve edebiyatçıları arasında gelişen Batıcılığın, 1912 Balkan Savaşı yenilgisiyle Osmanlıcılığın, Araplar ve Arnavutlar arasındaki ayaklanmaların da İslamcılığın çare olmadığını gösterir. Daha çok kültürel alanda etkili olan milliyetçilik düşüncesi Türk edebiyatçıları arasında siyasal alanda da kendini göstermeye başlar. Bu arada çekirdeğini Ali Canip, Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp gibi edebiyatçıların oluşturduğu 1910 yılında yayın hayatına başlayan milliyetçi fikir dergisi ‘Genç Kalemler’  Balkan yenilgisiyle beraber yayın hayatına son verir. Derginin ‘Yeni Lisan’ hareketi ise ‘Milli Edebiyat’ akımının oluşmasında rol alacaktır.

   Diğer taraftan 1908’de kurulan ‘Türk Derneği’, 1911’de kurulan ‘Türk Yurdu Cemiyeti’, aralarında Mehmet Emin Ahmet Ferit Ahmet Ağaoğlu Yusuf Akçura, M. Ali Tevfik, Fuat Sabit gibi şahsiyetlerin kurduğu ve 25 Mart 1912’ de resmi kuruluşunu tamamlayan ‘Türk Ocağı’ gibi kuruluşlar ve yayın organları Türk milliyetçiliği fikrinin yükselmesini sağlıyordu.

   Selanik’teki yayın hayatına son veren Genç Kalemlerin de İstanbul’a gelerek ‘Türk Ocakları’na katılıp ‘Türk Yurdu’ dergisinde yazmaya başlamasıyla Türkçü kalemler geniş bir kadroya sahip olur.

   ‘Dilde, fikirde, işte birlik!’ diyenTürkçü Turancı bir düşünceye sahip olan Kırım Tatarı İsmail Gaspıralı’nın da düşüncelerinden yararlanan Türk edebiyatçıları Türkçülüğün temelini oluştururlar ve değişik yayın organları ile Türkçü Turancı düşünceyi yaymaya devam ederler.

   Dilde sadeleşme ile başlayan kültürel milliyetçilik Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Mehmet Emin Yurdakul, Ömer Seyfettin, Fuat Köprülü gibi çok sayıda fikir ve düşün adamının sayesinde Türkçülük Turancılık düşüncesiyle bütünleşerek cumhuriyetin kuruluş temellerinde önemli rol oynayacaktır.

Osman Öcal

Kategoriler
Günlük hayat şiir edebiyat

Eşek Gözlüm

                                                        Eşek Gözlüm

   Biz kişioğulları özellikle şairler, uğur böceği, karınca, kelebek, arı gibi böcekleri kutsarız. Bunun yanında gül, menekşe, lale, sümbül, çiğdem, nergis, elma, zeytin, kiraz, nar, servi gibi bitkilerde kutsadığımız bitkilerdendir.

   Diğer taraftan yabani hayvanlardan ‘‘aslan gibi delikanlı’’ derken aslanı, ‘‘ceylan gözlü’’ derken ceylanı, hatta sürüngenlerden asla karşılaşmak istemediğimiz ve yüzü soğuk dediğimiz yılanı bile ‘‘rakibine yılan gibi sarılıyor’’ sözüyle kutsarız. Kuşlardan ‘‘ allı turnam’’ diyerek turnayı, ‘‘keklik sekişlim’’ derken kekliği, ‘‘bülbül avazlım’’ derken bülbülü kutsarız.

   En çok kutsadıklarımız ise gül, bülbül, ceylan, turna, elma, zeytin, kiraz, nar, kelebek gibi canlılardır.

   Bütün bu ve benzer canlıları kutsayan kişioğlunun her gün beraber oldukları hatta etinden, sütünden, yumurtasından, yününden, kılından, derisinden, gübresinden yararlandığı, yük taşımada faydalandığı, ev bekçiliği yaptırdığı hayvanlara bakış açısı nedir?

   Bir yerde, muhtaç olduğumuz evcil hayvanları kötüleme, hor görme, küçük görme, hatta hatta lanetleme aracı olarak kullanmamız ne kadar acıdır. ‘‘Öküz oğlu öküz’’ derken öküzü, ‘‘inekliyor’’ derken ineği, ‘‘ koyun gibi millet’’ derken koyunu, ‘‘ it oğlu it’’ derken köpeği, ‘‘eşek sıpası’’ derken eşeği, ‘‘ katır gibi inatçı’’ derken katırı, ‘‘Abdurrahman Çelebi’’ derken keçiyi, ‘‘çok gezen tavuk…’’ derken tavuğu yermiş, kötülemiş oluyoruz.

   Keçi ile ceylan birbirlerine çok benzeyen iki hayvandır. Belki ömrümüzde hiç görmediğimiz ceylanı gözünden dolayı kutsarız da aynı gözlere sahip keçiye gelince yereriz. Türk töresinde atın önemli bir yeri olmasına rağmen kutsama gibi bir durumumuz olmamıştır.

   Hele hele dünyanın en güzel gözlerine sahip olan eşeği bırak bir ceylan gibi gözlerinden dolayı kutsamayı köpekten sonra en fazla aşağılama ve hakaret aracı olarak kullanırız. Sevdiğimize zeytin gözlüm veya ceylan gözlüm dediğimizde güzel bir tepki almamamız mümkün değil. Fakat eşek gözlü dediğimizde de olumsuz tepkiyle karşılaşırız. O sevdiğimiz kişi en güzel gözün eşekte olduğunu bilse bile.

   Tabi ki bunun birincil nedeni edebiyat alanında özellikle şiirimizde eşek gözünün güzel gözlü anlamında kullanılmamış olmasından kaynaklanmaktadır. Peki, ‘‘eşek gözlüm’’ edebiyatımıza bir ‘‘ceylan gözlüm’’ gibi övücü bir manada girer mi, sanmıyorum. Girebilmesi için başlangıç tarihi bilinmeyen bazı değer yargılarımızın değişmesi gerekir ki bu da biraz zor görünüyor.

   Güneşi, ayı, yıldızı, mavi göğü, toprağı, suyu kutsarda kişioğlu en güzel gözü kutsamaz.

   Bazen aykırı çalışmaların da olması gerektiğini düşünerek samimi düşüncelerle yazdığım aşağıdaki çalışmayı değerli okuyucularımızın görüşlerine sunuyorum.

Ne Ataşa Yandım Ne Nara Yandım

Ne ataşa yandım ne nara yandım,

O Eşşek gözlere yandığım gibi.

Ne alına yandım ne mora yandım,

O Eşşek gözlere yandığım gibi.

Tepeden tırnağa bütün bedene,

Ne şirin gamzeye ne siyah bene,

Yanmadım inan ki nazenin tene,

O Eşşek gözlere yandığım gibi.

Zülüfler yay çizer bahardan kışa,

Her vakte kıblegâh etsem de hâşâ,

Yakmadı cemalin yanmadım kaşa,

O Eşşek gözlere yandığım gibi.

Ağız mey kadehi dil ise kudüm,

Yanağı gül pembe sevdama begüm,

Nur tutan kirpiğe yanmadım gülüm,

O Eşşek gözlere yandığım gibi.

Vuslatî mühürlü dudaklar dürüm,

Mecnun’dan beriye belki ilk sürüm,

Gönlümde tutuklu çöllerde hürüm,

O Eşşek gözlere yandığım gibi.

Osman Öcal

Kategoriler
Aklımdan geçenler Ivır Zıvır Karikatür resimleri Kişisel makaleler Komik resimler Şair şiir edebiyat Şiirler

Bir Şiir Yazdım “Şair” Dediler, Vallahi Anlamadım!

“Özeleştiri”

1icik-siir-1

Edebiyat sayfalarını göreseniz ne çok şiir yazan var sanırsınız oysa; durum hiç te öyle göründüğü gibi değil! “Şairler neden şiir yazmıyor? Adamlar yoksa dertlerini mi şiirsi anlatıyor?” soruları ile çıkalım yola.

Kategoriler
şiir edebiyat Şiirler

Kıyı

Derin bir rüzgar vursa yüzüme,

Hani dağılsa saçların,

Ve sen saçma sapan bir son yazsan.

Kaldırımı ağır ağır tekmelesem yürürken.

Ben gözlerinin içine baksam giderken,

Düzene yenik düşmüş bir hayalin kıvılcımında.

Halbuki ben seninle gökkuşağının renklerini aramak isterdim.

Kumlarından arta kalan bir adanın sahillerinde,

Rıhtımlarında ya da sabahın,

Ama sensizliğinde bir akşamın,

Dayanmak çok zor bu şehirde.

Gittiğinde

Yeni bir sayfa açtığında,

Sahiden unutmazsan ya gittiğinde.

Sence gitmek yeterli mi kalırdı.

Umutsuz bir sonbahar bu mevsim,

Bende bıraktım bu sahteliği,

Derdimi artık dağlara ağaçlara denizlere anlatıyorum.

Sensizliğin ucundaki bir bankta,

Yeni bir sayfa açabileceğime o kadar inanıyorum ki

Rüyalarımda da sen çıkmasan.

Kategoriler
Aklımdan geçenler Kadın ve Erkek Yazıları Öylesin Esti Şair şiir edebiyat Şiirler

______vasati 40 çöp

  • En tatlı acı____________ gitmeleriydi, Kangren olmuş bir_-_ bir kar yağardı. Soğuktu üşürdüm…. Şarapnel parçaları batardı Süzülürken aynı yağış yüzümde … Hakka çok Şükrettim En tatlı acı ____________gitmeleriydi. Pek tekin değil dünya,  ısmarlamaydı çoğu şey Bazı doktorların reçetelerine bile güven olmuyor Yersiz bir dünya için, yersiz bir yalan için Ne çok doğrular biriktirirdik,,,, En tatlı acı _____________gitmeleriydi. Eski kibrit kutuları vardı VASATİ 40 ÇÖP yazardı. Vasati _-_ortalama demekmiş ! Hep merak ederdim anlamını Huyum kurusun elime geçen herşeyi okuma gibi Kötü bir yanım daha var. İşte geçen bir gün daha ___vicdani muhasebeye çek Gözün kapakları birleşime geçmeden önce Kaç doğru bir yanlışı götürür izle Bu arda ___________________ En tatlı acı ______________gitmeleriydi…
  • sevda
Kategoriler
Aklımdan geçenler Hayat üzerine Şair Sevgi ve Ask Dünyası şiir edebiyat Şiirler

___________lazım !

HASSASİYETE EL SÜRÜLDÜĞÜNDE   BIÇAK GİBİ KESKİN OLMAK LAZIM   AŞAĞISI   HİÇ  KURTARMAZ BİR TIR DOLUSU HÜKÜMLER YEMİŞ BENLİK___________ ÖN AYAKLARINI ŞAHA KALDIRMALI İPE DİZİLMİŞ KUŞLAR MANALI BİR   HÜRMETLE _________BEKÇİLİK YAPAR   GÖĞÜN VAADİNE__________ ŞU SAATLERDE _____ ÜRKÜTMEMEK LAZIM …   KİRPİK UÇLARIMA KADAR HİSSETTİM   ÇARESİZLİĞİ ____TÜTÜN KOKARKEN ELLERİM ŞEFFAF BİR ŞEY LAZIM___ SU__ GİBİ SEVMELERİ CİDDEN GEÇMEK LAZIM   BENCİL BEKLEYİŞLERİ ASMAK   ALFABEYE GİRMEMİŞ HARFLERİ HİÇ OKUNMAMIŞ BESTELERİ   ŞEHİT DÜŞÜRMEK________ LAZIM
LUZUMUNDAN AZ ACI VAR   KATMER KATMER DEŞİLMEK LAZIM   AMA ŞİİT SUS ______________   YAZARI BİLE BELLİ OLMAYAN BU OYUNU   SAMİMİYETİN EN ÜCRA YERİNDE   SAMİMİ BİR DUAYA_____ ÜFLEMEK LAZIM
SİTEM ETME YETKİM BİLE YOK   HİÇLİĞİMİN_________ MEŞHUN TAŞKININI   BALON HABER OLARAK ____ GELİN YAYALIM   ALIŞIĞIZ DEVŞİRME BARINAKLARA   ALIŞIĞIZ KAĞITTAN GEMİLER BATIRMAYA   YADA ALIŞIK DEĞİLİZ DE _________BELKİDE   ALIŞIK ROLU YAPMAK LAZIM
BİR MADAM  VE BİR BURJUVA   ONALTINCI YÜZYILDAN KALMA   HATTA BİR KUTUDA  KURŞUN ASKER   LİMONCU BİR ÇOCUK EKŞİ EKŞİ GÜLÜMSEYEN   GÖZLERİ BAKAN GÖRMEYEN ÜSKÜDAR DA BİR BALIKÇI   BU DÜNYA VE  LİSANINI EZBERLEMEYİ REDDEDEN   BİR DEV____  DEVİN VARLIĞINA ŞÜKRETMEK LAZIM
BENDE UMUT DİYE BİR İKLİM YOK   ACİZLİKLE İSTENEN  KALDIRILMIŞ ARZA____ İKİ EL TELAŞI   DÜNYAYA NAZIR HIÇKIRIKLI BİR ___DUA   TIĞ GİBİ KALAN BİR ___BAŞ GAMMIN EN UZUN MA_KA_MI ŞİMDİ VE ŞİMDİ BİR ŞİZOFREN SIFATIYLA   TARİHTE YENİDEN ANILMIŞ OLMAK LAZIM
İSTEM DIŞI KAS HAREKETLERİ DUDAKLARININ TİTREMESİ ELLERİNİN UYUŞMASI   YADA BOĞAZINA MÜHÜRLÜ BİR GÜLLE______ OTURMASI   AKLI HESABA ÇEKTİĞİNDE   MANTIĞINA DÜŞEN ________KOCA BİR SIFIRIN YANSIMASI   KADAR NET_____________   SONRASI YEDİ DÜVEL _KLİŞE   BU KADAR SESSİZ BAĞIRMA_MA_LI   ÇIKMAZLARA SES ÇIKARMAK LAZIM
DER___UN DİYE BİR OSMANLICAYA YELTENİRKEN   KENDİNDEN SONRA Kİ GELECEK KELİMENİN   BİTHAP DÜŞMÜŞLÜĞÜ__________ VAZGEÇİRDİ
LUZUMUNDAN FAZLA ŞEYLER LAZIM İŞTE   YAŞANMIŞ___ SAVAŞLAR ___________AKLIN SINIRINI ZORLAYACAK DİRENİŞLER________EZİYETİN TAZE KOKULARI   BİR FİLM SENARYOSU BELKİ OSCARA ADAY ______ SIKI BİR GERİLİM LAZIM
ULVİYET LAZIM TAM MANASIYLA   KIYAM _RUKU_ SECDE_ BUNA  HAZIR GÖNLÜM  YARADA NAZIR   GENİŞ BİR UFUK LAZIM   SABIR LAZIM _AF LAZIM   ANLAYIŞI HATMETMEK LA__ZIM   DÜNYADA EKSİK BİTMEZ !!! ŞİKAYET BİTMEZ_____ UZAK BİR MABED LAZIM   DAHA NELER NELER ___MABEDE PENCERE, PENCEREYE PERDE   ____________________________________   YARADANA NAZIR MUHATTAB OLMAK LAZIM   ____________________________________   BİTMEZ İŞTE BİTMEZ____ GELDE GÖR ÜSTADIM   LAZIMDA LAZIM…
sevda
  ” La havle vela kuvvete illa billah ! “
Kategoriler
Aklımdan geçenler Kişisel makaleler Öylesin Esti Şair Sevdiğim şeyler şiir edebiyat Şiirler Şuan Düşündüklerim

BİR ŞİİR ESTİ )

              Arka bahçeye atılmış, gün görmemiş güneş umudu hiç olmamış
hatta çoğu sala vakti yazılmış ne şiirler var; kimi dünyalık kimi ahiretlik, kimi çoşkulu ,kimi şiirin üstüne saatlerce düşersinizde o sizi istemez yazma beni der, kimi kan revan her okunuşta sızlatır.Hayalden öteye geçemeyenler,çalçene şiirler,anlık gelen his travmaları bazen ilhamla karışır ortaya bohem dedirtcek her şey çıkar, değerlimidir şiir? değerlidir şiir ; kimliğine bakılmaz, rengine, künyesine, yaşı yoktur, alan ölçüleri, yargılayamazsın bile bir şiiri, dokunduysa yüreğine kimsenin yapamadığı o vazifeyi yapmış seni orda kilitleyip bırakmıştır bir şiir; işin aslı okuyan yazanı anlamak için uğraşır ama bir aforizma alır başını gider….Müzik gibi, yorum ve yorumcuyla bütünleşmez, bir şiire beste yapıldıktan sonra o şiir imgesel niteliğini kavrama dönüştürmüştür.Oysa canım şiir sizi papatya fallarından bir matematiğe, ordan bir kuduse, ordan bir zindana, ordan birçayıra,göğün en tepesine her yere, her şekilde aynen bir astral seyahat şeklinde taşır. Sait Faik’ in “Hişt Hişt” öyküsünde ne kadar şiir varsa, yaşamın iç sesi de o kadar şiirdir.Dimağımı allak bullak eden,beni kuşatan, karmakarışık yapıp ruhumu celalleştiren sonra aniden dinginleştiren tek bir şiirin başı ve sonu arasında ki süreçtir bende şiir…. 
                      “Aşktan şiir yapmaktan çok şiirden aşkı yapmayı başarmalıdır şair” Abdülkadir Budak ‘ın sözlerine katılmamak mümkün mü? Her şey ısmarlama yapılabilir; resim, müzik, film v.s ya (şiir) bir karşılıkla ne kadar, kim yapar elbet yapılamaz ”hadi sana akrostiş yazıyım” ile şiir yazmanın arasında duygu gibi koca bir fark vardır.Can Bakkotar’ın dediği gibi ”Dili sözden ayırmak; aynaya düşen görüntüyü nesnesinden ayırmak olur”..

– ve 

                     Biri şiir yazar, biri o şiir üzerine kendini. der Behçet Necatigil
nede güzel der ve nede samimi şiirleri gibi.. )
svd

Kategoriler
Aile bağları Dünya ülkeleri İslam Dini Şair şiir edebiyat Toplumsal Konular Yazar

”SUS”

Ben sana seni soruyorum ”nasılsın”?
Sen,,,, İstanbul iy\i diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Sen bol ışıklı hala yarım kaldırımlar da var diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Kar yağışı çok ama herşeyi örtemedi diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Kölesi olacağım” bir harf öğreteni ”bulamadım diyorsun
… … Ben sana seni soruyorum,
Boğazda pek yeşillik kalmadı, taşları duvarları arttı diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Cahil alimler her yerde;kabus gibi çöküyorlar üstümüze diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Yokluk yoksulluk, varlığın içinde göz göz oluk diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Kur-an bir yükseğe asılmış, dantelli örtüye sarılmış
Ben sana seni soruyorum,
Din,, hürmet gelenek ipiyle asılmış,diyorsun.
Şah damarım tıkanmış, herkes çoook iyi de işte,
Sular çok soğuk” abdest” şeytan tekkesine atılmış diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Ölenlerime üç yaptım, yedi kattım, kırk dağıttım
Ellisinde son ağıtım, altmışında unuttum diyorsun,
Ben sana seni soruyorum,
Filistin , Pakistan,Endonezya, Keşmir, Patani, çok kirli
Oysa ben,, daha kapımın önünü bile süpüremedim diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
İki dirhem bir çekirdek aile,vize cıkartmış odadan odaya Yabancılaşma boy boy diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Üç değil beş maymunum la mutlu mesud ve bahtiyarım
Gülmek isterken herkez, ben ağlıyamıyorum diyorsun.
Ben sana diyecektim ki ,,,SENİ…
-Sus ebediyen sus..
Küf kokmuş bedenimdeki kulak denilen uzvum,
İnsan sıfatı gibi görünen yüzüm,
Çağa satılmış beş para etmez ruhum var\ken benim
SUS DİYORUM SUS..

SVD

Kategoriler
şiir edebiyat

Teşekkürler İlqar Müezzinzade

Bir insanın yaşı, cinsiyeti, işi ve konumu ne olursa olsun, dostluk kapısını aralıyorsa; hele ki aradaki maddi sınırları kaldırıp gönlünün güzelliğini önümüze seriyorsa nazarımızda gönül adamıdır, büyük insandır.

İşte, Güney Azerbaycan’dan (İran Azerbaycan’ı) Sayın İlqar Müezzinzade; gönül sürgüsünü ardına kadar çeken örnek bir şair, gördüğü haksızlığı içine sindiremeyen ve milliyetinin bilincinde olan bir yazar, bir mühendis. Kendilerine selam ve teşekkürlerimizi sunuyoruz.

 

Edindiğimiz bilgiye göre; bir süre önce Gülce Edebiyat Akımı öncülerinden Sayın Mustafa Ceylan ile irtibata geçerek İran’da Dada Bilverdi adında ki bir şairin Zolal adında bir şiir formu ortaya koyduğunu ve bununda çokça reklamını yaptığını belirtiyor. Reklamcılardan birinin de Dada gibi Farsça konuşan Tacikistan asıllı Azam Khujaste adında bir şairin olduğunu öğreniyoruz. Örütbağ ortamında İngilizce olarak kaleme alınan Azam Khujaste’nin reklam makalesini okuduğumuzda ise şaşkına dönüyoruz.

 

İlqar Müezzinzade Gülce Edebiyat Akımı nazım türlerini tamamen incelemiş bir şair olarak Dada’nın ortaya koyduğu ve Azam Khujaste’nin makalesinden anladığımıza göre Farsça, Rusça, Tacikçe ve İngilizce reklamının yapıldığı nazım türünün Gülce’den aşırma olduğunu fark ediyor. Yapılan haksızlığa göz yummayıp durumu Sayın Mustafa Ceylan’a bildiriyor.

 

Örütbağ ortamında bilgi hırsızlığının çok kolay olması aşırmacıları sevindiriyor mutlaka. Azam Khujaste Zolal’ın Ocak 2010 tarihinde doğduğunu belirtiyor. Oysa Gülce Edebiyat Akımı nazım türlerinin tamamı bu tarihten önce sayısısz şiir ile çok sayıda sitede yayınlanmış hatta hatta Amerika’dan Çin’e birçok yabancı sitede örnekleriyle tanıtımı yapılmış, çok sayıda Gülce şiirimiz dergi ve kitaplara girmişti.

 

Güney Azerbaycanlı kardeşimiz bu bilgilendirme ile kalmıyor, geçtiğimiz günlerde çokça kaynak göstererek ‘‘Edebi hırsızlık ve “Gülce edebi akımı”la “zolal”sebkinin lal ilgili’’ başlıklı Farsça, Türkiye Türkçesi ve Azerbaycan Türkçesi ile bir makale yazıp yayınlıyor. Makaleden (Anadolu Türkçesinden)  yer yer kısa bölümler aktarmak istiyorum.

 

‘‘…………Kökü plak [1] sözüne dayalı ve Türkiye Türkçe sinde hukuk alanında: intihal; sosiyal alanda ise aşırma sözcüğüne dönüşen ifadeyi çoğumuz çeşitli alanlarda duymuşuz. (A) bu hareketi yapan da, «hırsız, aşırmacı, sarık, oğru” gibi sözlerle adlandırlır……….’’

 

‘‘…………. Hududen yıl-yarım önce bir gün, dostlarım “isa Zeyni” ve “zaman Paşazade” ile kafede edebiyat hakkında bahis ettiğimizde, ben Türkiye de oluşan “Gülce edebi akımı” nı dostlara tanıtır, okuduğum makaleler hakkında konuşuyordum ve kağıt üzerinde Gülce kaliblerinin resmini çizdiğimde, dostum “zaman Paşazade” bu iki kalibin birbirine benzemeyine işaret etti. (Dada bilverdi iddia ettiği zolal kalibiyle, Gülce edebi akınındakı üçgen kalibinin benzerliğini). yıl-yarım sürecinde bu konuda yaptığım soruşturma sayın okurların huzurunda sorularımın cavablanılmasını istiyorum…….’’

 

‘‘……….. Bu araştırma ilginç bahisler ortaya getiriyor. İran da Fars ve Türk edebiyatında “Zolal” isimli bir sebkin her yerde reklam edilmesi ve Türkiye de “Gülce” adlı bir edebi akımın oluşması. Bu konuda faktlı bilgiler okuyuculara verilmiş bir takım sorular sayın “dada bilverdi” cinablarından (Zolal adlı sebkinin yaratıcısı olarak konuşan kimse) soruluyor ve sayın “dada” cinablarının mantıklı cevapları bekleniyor…….’’

 

‘‘…………. bu makalede bir kimseyi suçlamak yoksa yarğılamaq konumunda olmayıp, sadece bir takım sorular öne süreceyim ve verilerden yola çıkarak edebi hırsızlık hakkında detaylı bilgiler halinde Türkiye ve İran’daki benzer edebi akımı araşdıracağım……..’’

 

‘‘……….. Zolalın duğuluş ve çıkışları: sayın “dada bilverdi” cinabları “Zolal” adlı bir kalibin yaratıcısı olarak tüm webloglar ve sitelerde Konu yükleyip, kament olarak genel ve özel, çıkış yapmaktadır. o iddialarında, dünyanın edebi meydanlarından konuşup, Zolal adlı sebkini “dünyasal bir edebi tür” adlandırıyor. Dada, Zolalın hakkında yazdığı tanıtımlarda şöyle yazıyor:
‘»” Zolal» göklere gibi boy atıp. Tacikistan, İran, efğanistan, Arabistan, Azerbaycan, Güney Amerika, hülend … ve sonunda buki,«Zolal»ın sahibi dünya edebiyatıdir ve konumu bunlardan daha akıla varmayan yükseklerdir. hakir ben de zolalın katibiyim , bir tek bildiyim kalemcilerin Kölesi olduğumdur. gelecekte zolalın dalgalarını daha fazla görmeyinize emin olun. “(H)
sayın dada Türkçe’yi becerdiyinden fazla, Türkçe’de şiir yazıyor. Bu dünyasal işler uğrunda çalışan bir edebiyatçı nasıl bizim bu kulağımızın dibinde olan Türkiye Edebiyatından habersizdir? Ve neden çok uzak ülkelerin ismini söylediyi zaman Türkiye den ad getirmiyor? Zolal adlandırılan sebkin yazarı olarak Tacikistan, İran, efğanistan, Arabistan, Azerbaycan, Güney Amerika, hülend … Kimi ülkelerde Latin Amerika’sına kadar …! Bunun yayılmasını diyor, ama çok ilginçtir ki hatta azerbaycanda da yayınlanan Gülce Bare de habersizdir sanki! Bu site de (i) tam açık ve anlaşılır bir şekilde Azerbaycan da gülcenin çıkışını gördüğümüz yerde sayın dada dan şaşırtıcı bir çıkışla “Zolal hatta Azerbaycandada kök salıp” sözünü duyuyoruz. Sayın dada nın bu söyleyişinde zolal sebkinin latin Amerika’ya kadar yayınlanması iddia ediliyor, ama dünya edebiyat kutuplarından biri olan Türkiye’den isim yapılmamaktadır, oysa hem dil ve hem cuğrafiya açısından da bizim yakınlığımızdadır. Demek dadanın türkiyeden isim yapmamasının temel bir nedeni var. Türkiye yıllar Zolal dan önce sayın dada tarafından iddia olunan janrı kat-kat güzel ve geniş seviyede yaratıp, yerine düşürüp ve yüzlerce güçlü-kuvvetli şair Gülce! kalibinin çeşitli formlarında şah eserler yaratmıştır şarkılar besteleyibler. Bilverdi cinabları özel weblogunda yazdığı yaziya dayanmaktayım: “Zolalın doğum günü: 1388  yılı Behmen ayının ikisi (January 22, 2010)” (j)

 

Oysa sayın »mustafa ceylan« 25/10/1384  tarihinden buyana (January 5, 2006) (k) Gülce adlı bir edebi akıma beyaniyeler, platformlar ve makaleler yazmıştır. Yanı sayın dada dan önce bu tür Türkiye’de oluşmuştur. ………’’

 

‘‘……….. Gülce dalında üçgen qalıbının kopisi olan Zolalı nasıl kendi tapıntınız gibi sunuyorsunuz? Edebiyatda büyük bir partlama ve devrimmidir bu? Bu derece de şişirdiyiniz basit bir sebkin sizden önce Türkiye de oluşmasına nasıl davranıyorsunuz? Nasıl sizden önce oluşturulmuş sebki kendi adıza yayarak onu dünya edebiyat tarihinde bir devrim sanıyorsunuz?
Sayın “mustafa ceylan” ın tüm beyaniyeler, pılatform, kararları ve manifislerini okuyan ben, hiç birinde bu kadar abartı ve iğrak görmedim. Buna rağmen Dediyiz zolal, sayın ceylan cinablarının yarattığı edebi akımın karşısında sankı bir damladır denizin önünde ……….’’

 

‘‘………. sayın dada dan istenilen bu:  hangi makaleler ve bilimsel araştırmalarda “dünyanın önceki janrlar»ını inceleyip ve Zolalın «valeh edici ve inanılmaz« olması sonucuna varıbsınız. Tüm “dünyanın önceki janrları” hakkında derin bilgisi olan sayın dada, nasıl bu kulağımızın dibinde Türkiye’de ki o büyüklüğe yola düşen Gülce edebi akımından habersizdir? Yoksa Türkiye gibi büyük bir edebiyata edinmiş ülkenin edebiyat tarihinin janrlarını sayfalamayıbmı? Okuyublarsa gülceni görmemekleri olanaksızdır. okumayıblarsa nasıl “kurucu ve Bâni” adını kendilerine itlak edebiliyorlar?……..’’

 

‘‘………… Yeri vardır burda gülcenin hakkında sayın okuyuculara bir takım bilgiler verilsin. GÜLCE edebi akımı adı veriln hareket, edebi bir dernek olarak mustafa ceylan, ekerm yalbuz, osman Öcal, uzan sentezi (Gültekin Tuğa), harun Yiğit, yusuf bozan ve Refik doğanın öncüllüyünde 2009/10/20  gününde toplam yüze yakın şair ve yazarlarından ulaşan bir dernek olmuştur. Sizin şu ortaya koyduğunuz Zolal sebkinde hangi Türkiye’nin Gülce akımının yazar ve şairlreri gücüde Derneyiz olmuştur. Siz tek başıza basit bir sebk ileri sürdüyüzün bu kadar hay-harayı varmıdır?………’’

 

Gülce ekibi olarak hiç tanımadığımız ama yenice gönül köprüsü kurduğumuz soydaşımız Sayın İlqar Müezzinzade’nin çok uzun ve doyurucu olan makalesinden çok kısa bölümler aktardık. Takdir okuyucularımızın.

 

Dada’yı: http://www.dadabilverdi.blogfa.com/cat-5.aspx

 

Azam Khujaste’nin makelsini:  http://firdavsiazam.eto-ya.com/tag/iran/

 

İlqar Müezzinzade’nin makalesini:  http://www.turkelleri.com/haber-6952-Edebi-hirsizlik-ve-Gulce-edebi-akimila-zolalsebkinin-lal-ilgili.html

 

Gülce’yi okumak isteyenler www.gulceedebiyat.net adresinden okuyabilirler

 

Osman Öcal

 

 

 

 

 

Kategoriler
Kadın ve Erkek Yazıları Şair Sevgi ve Ask Dünyası şiir edebiyat Şiirler

Sıkıştırılmış An……

sonrazq4[1].jpg
sonrazq4[1
Hiç bir izin yok, ne arsız alaycı gülüşün
Nede bana sövüşün,
İyi şeyler olmadı olamadı aramızda…
Geç kalınmışlıkların öfkesi ağ attı
Sardı, sarmaladı, iyi güzel ne varsa hırpaladı.
Secdeye kapanır gibi her gün bir kere,
Bakıyorum resmine uzuncaa…
Kimi zaman mavi gözlü kızlar,
Kimi zamanda sarışın yağmurlar oluyor.
Ben diyorum, hiç hiçmiyim senin hiçliğinde ?
… Ne mavi gözlüyüm, nede sarışın
Benlik, koca bir hiçlik sende anlıyorumm..
Sıkıştırılmış bir an’dım bir yalandım,
Serinlemek için uzandığın alalade bir gölgeli ağaçtım.
Daralıyor göğüs kafesim, sıkışıyor iştee zaman zaman,
Duymazsın yaa!! Adını boş odalara kaç kere ağıtlarla haykırdım.
Şimdi çırpınan yüreğimi sormazsan epeyce iyiyim.
Pulu yapıştırılmamış zarfa konmamış adresi hiçlik olmuş
Bir kaç gece itafından öte değilim.
svd