Kategoriler
Aklımdan geçenler Çevre Konuları Deneme Yazıları Kadın ve Erkek Yazıları Kişisel makaleler kompozisyon Psikolojik sorunlar Romansal ezgiler Toplumsal Konular Yazar

DÜŞLERİN MESAFE DUVARLARI █⋑ Bir bardak çay eşliğinde . .

Asker Xeca SêvîBazen diye başlayıp, her defasında bazenleri  sıklaştırıyoruz. ( Lütfen çay eşliğinde başlayın)

Şimdi aynen bu noktadayım.Bazenlere koyduğum düşümü sıksık kuruyorum.

Hadi az cesaret beraber  kuralım bu düşü odaklansak sık sık belki Rabbim gerçeğe dönüştürür mü? Ne tuhaf gözümüzün gördüğü herşeye sahip olmak bir kader ötesi , varla  yok arası hani yıldızları tutmak istek daha mı kolay ne? Olasılık hesapları yaptığınızı inkar etmeyin, yapıyoruz.Hesapsız kitapsız düş bile kuramayız.

Düşlerimizin katili kim?

Sizi paronoyaya sokmayacağım biziz, değişik beyin labirentlerinin yalancı koridorlarınada gerek yok zaten herşey yeterince karışık.Kahrolası mesafeler duvarı örülü her yanımızda hala anşılmadığımı biliyorum.

Israrla devam ediyorum .Mesafe koyuyorum işte yazarken; size okuyan her bir kişiye, hadi mesafeyi aralıyalım biraz; kastım şu diyerek ilk adımı attım ki ziraa okuma engelli bir toplumda şu yazıyı dikkate alırak okumuş olmak bana gösterdiğiniz bir lütuf olsa gerek, hakkınızı helal edin!

Düşlerimiz bize kurduğumuz mesafeler kadar uzak, bu düşün yada isteğin karşılığı ne olursa olsun. Elimizde ki veriler bu düşü kurmak için yeterli ise  bize tahsis edilen akılla buna ulaşmakta o kadar yakın öyleki Rabbim  isteklerimizi bizim elde edebileceğimiz yolların üstüne kurmuş , o yolu göstermiş  muhakkak ona ulaşabileceğimiz yolları verileri önümüze sunmuş.İrademizin eline kalmışız,İRADE   bize herşeyi abartır, zor ve yorucu hatta imkansız gösterek bizim  en miskin yanımızı onure eder. ”ben kim öğretmen olmak kim,- ben kim o sınavı kazanmak kim,- şimdi kalkıp o kadar uğraşıcağımda o evi alıcağım imkansız-, ben bu dili öğrenemem,- o işe beni almazlar, -hayır bu hastalığı yenemem,-bu alışkanlıktan asla  kurtulamam,-ben onu haketmiyorum bile,-bu halimlemi olacak,- yaşım kaç ya olmaz,- ileride başlarım namaza daha  gencim,-benim halim de  kim olsa böyle umutsuz olurdu bu imkanlarla ona sahip olamam,- ”  v.b

SENİ DİĞERLERİNDEN FARKSIZ YAPMAYA BÜTÜN GÜCÜYLE GECE GÜNDÜZ ÇALIŞAN BİR DÜNYADA KENDİN OLARAK KALABİLMEK DÜNYANIN EN ZOR SAVAŞINI VERMEK DEMEKTİR. BU SAVAŞ BİR BAŞLADI MI ARTIK  HİÇ  BİTMEZ !. .

E. E. CUMMİNGS

Hadi İrademizi en güçlü  hale getirelim .Yani çocukluğumuzda ki gibi içimizde tek kişi olsun şu an olduğu gibi üç beş  kişi birden konuşmasın yüzümüz altın da ! Farkında olalım bir taş bir ağaç olarakta yaratılabilirdik,   bize verilen en büyük  değer İNSAN  olmamız ise  İradede bunu en büyük delili ise BİSMİLLAH   diyerek yolun başına geçiyoruz; işte orada ”düşünüz ,hayaliniz, emeliniz” herkesin yol haritası farklı   ama  kudret  sahibi öyle cömert ki;  kaldıramayacağı yükle azık yapıp yola düşürmemiş ,hep bir ferah kapısı açık bırakmış, şimdi yola düşme zamanı  kader denen yüklerimizin üstüne koyduğumuz tüm olumsuz, vesvese veren ve bizi yolumuzun zor imkansız olduğunu düşündüren o şeytani zayıflıktan arınıp, Rahmani kader yükümüzle yola revan olalım,attığımız adımların her mesafe duvarının bir tuğlasını daha düşürdüğünü gördükçe AZİM denen beşeri kudret yol arkadaşımız olacak, o sağlam bir dosttur ! Onun eline sıkıca tutunalım. Sil baştanlara inanmıyorum! Silmeyin sizi bu yola hazırlayan iyi veya kötü yaşanmış tecrübeleri onlar azığınız onlara bakıp doymak var bu yolda,  hadi düşünüze düşün, koşun  .. Bu yolların çukur ve tümsekleri dinlenme yerleriniz öyle görün.

Nasıl bakarsanız öyle gülümser dünya size.( ÇAYINIZI YUDUMLAYIN)

Defaatle( sık sık, defamlı olarak) inancınızı tazeleyin  bu  yol inanç olduğu sürece  yoldur.Yollarınızı kaybetmeyin haritanız ellerizde, iki avuç içinde korkmayın kaldırın haritanızı açın serin tüm ayalarınızı isteyin ve dileyin yürüdüğünüz yolun kolaylığı çabukluğu için” düşünüz ”için dilenin Rabbimiz’den ışığınız  imanınız olsun. Yola düşeni yolda bırakmaz Rabbim . .

Kalkın kalkalım VAKİTTİR!

ve çay için . .

sevda

 

Kategoriler
Deneme Yazıları Dunyadan Gazeteci Geçmiş Tarih Günlük hayat Günün Tarihi Kişisel makaleler Psikolojik sorunlar Tarih Makale Toplumsal Konular Yazar

Günümüz Bilgi Paylaşımının Üzücü Kederi.

Geçen yüzyıllardan kalma bir konu daha. Bilgi paylaşımı! Bu konuya geçen yüzyıllardan kalma diyorum çünkü günümüzde bilgi paylamı diğer tüm o özlenen hoş paylaşımlar gibi yapılmamakta. Doğrusu bu biraz bencilce oldu. Aslında bilgi paylaşımları oluyor tabii. Ancak doğruluğu biraz tartışılır. Yani gündelik hayatta paylaşılan bütün bilgiler bir tez haline gelmiş durumda. Üstüne üstlük bu tezler karşıdaki kişiye yapıştırılmaya ve beynine kazıtılmaya çalışılmakta. Saygı denen unsur en alt seviyede. Savunulan bir bilgiyi karşısındaki insanın aynı konudaki bildiği başka bir bilginin yanlış olduğunu iddia etmekle kalmayıp sesini yükseltiyor.

Kategoriler
Deneme Yazıları Gazeteci Günlük hayat Günün Tarihi Kişisel makaleler Psikolojik sorunlar Yazar

insanlar ve ineklik

İsimler, insanın kimliğini değil, nüfus cüzdanındaki tek bir yeri değiştirebilirler. Sana x’ de diyebilirler ama bu sana olan yaklaşımlarını değiştirmez. İsime göre tavır değiştiren sadece bir takım insanlar vardır. Ben bunları laboratuar ve şanssız insanlar olarak ikiye ayırıyorum. Bunlar aynı zamanda davranışlarını doğuştan ve sonradan kazanmış olarak da adlandırılabilir.

Laboratuar insanlar diye adlandırdıklarım kazandıkları bazı davranışları sonradan kazanmış insanlardır.

Kategoriler
Bilimsel Makale Eğitim - öğretim Genel Konular Günlük hayat iletişim Kişisel makaleler Psikolojik sorunlar Toplumsal Konular

En Büyük Tehlike: KARAMSARLIK

Büyük bir alimin dediği gibi; ”Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.” Aynen öyle siz nasıl düşünürseniz hayat öyle gelişir. Bir kişiye sürekli kansersin denildiğinde o kişi bir süre sonra gerçekten de kanser olacaktır. Tabi bu olay psikolojiktir. Çünkü hastalıkların büyük çoğunluğunun ana nedeni psikolojik olmasıdır. Yani babam da çıktı bende de çıkar gibi. Diğer nedenler de karamsarlık ve strestir.

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat iletişim Kişisel makaleler Psikolojik sorunlar Toplumsal Konular

Biz kandık mı, kandırıldık mı ?

Yemyeşil çayırlarında koşarken köyümüzün; büyüdüğümüzün bile farkına varamamıştık. Sabahtan akşama defalarca kavga ettiğimiz çocukluk arkadaşımızla, hep barışmıştık yine de. Karnımız acıktığında en yakın kapı, bilirdik ki karnımızı doyurmak için ardına kadar, kendi evimizinki gibi açılırdı.

Gün geldi büyüdük dedik yaşımızın ilerlemesine. Sorumluluklarımız arttı; tıpkı erkek olduğumuz için sırtımıza vurulan yükümüzün ağırlar arasından seçilmesi gibi. Doyurulmamış egomuzla bizi salıverdiler; çağdaş dedikleri ama lüks tüketimin mecbur kılındığı kocaman bir dünyaya. Ne büyüme arzumuz, ne de kısa yoldan köşeyi dönme hayalimiz hiç bitmedi, tüm insanlar gibi.

Her yeni yaş, her yeni ortam bizleri kendi çukuruna düşürme amaçlı tuzaklarında eğlence rüyasına daldırdı. Farkına varmadık ama, büyüdüğümüzde bir de baktık ki; “hayatım boyunca dostumsun” dediklerimiz hep değişmiş, dostluk süreksizleşmiş. Güvene dayalı ilişkilerde, hep bir taraf diğer tarafı farklı şekilde kullanma telaşına uygun tavırları alışkanlık edinmiş.

Oysa neydi insanın en önemli özelliklerinden biri: “İnsan sosyal bir canlıdır. Tek başına yaşayamaz.” Evet öyledir şüphesiz! Samimiyeti, iyi niyeti istismar tek başına yaşayan canlılar için söz konusu bile olamaz. Kalabalık gereklidir.

İyi niyetin cezalandırıldığı bir dönemde, yine de niyetin iyiliğini göstermek adına üstlenilen misyonlarım vardır. Bunlara mecburiyetim vardır. Kaybolan çocuklarımız var; başa gelmedikçe kimsenin fark etmediği! İhmal ve istismarın çeşitli türlerini en yoğun acılarla yaşayan mağdur edilmiş çocuklarımız vardır; seslerini bir takım değerler nedeni ile çıkartamayan. İnsanlık tarihi boyunca yok sayılan, dışlanan, evlere, kafeslere kapatılan; zincirlerle bağlanan engellilerimiz vardır. Tüm bunlar unutulmuş, her türlü aksaklık, eksiklik hallolmuş; akıllılar birbirini yemeye çalışıyor.

Bu yazı güzel değildir, olmasın da. Fakat lütfen sorgulayın, sorgulayalım “Ne oldu insanlara ve de insanlığa ?”

Evet branşım Psikoloji. İnsanları da seviyorum, mesleğimi de. Her ikisi bir olunca, ne kadar güzel bir şey olduğu söyleniyor. Dışarıdan bakınca çok güzel; sende varsa bu meziyetler, kendi adına vah ki vah. Semer vurma telaşı ile insanlar birbirini çiğneyecek gibi yarışırlar. Kişisel pirim yapma veya belli bir saygınlık edinme amaçlı, sizleri kullanma yanlışında ısrar ederler. Bazen de cahil cesareti kişiyi arsız konuşturur.

Dünya büyüktür, güzel tarafı çoktur. Diğer tarafı da var bunun. Şimdi karar zamanı; çocuklarımız, hepimizin çocukları, tüm dünyanın çocukları sağlıklıdırlar umarım. Ama torunlarımızın sağlıklı bir dünyada, sağlıklı doğada, sağlıklı insanlarla (hem fiziksel, hem mental, hem de psikolojik ) birlikte yaşadığını düşünme mecburiyetimiz; sorumluluklarımızı da hatırlama mecburiyetimizdir.

Her insan doğar, büyür ve ölür; tüm canlılar gibi. Bu genel tanım. Bir de şairin dediği bir gerçeklik var ki, insan olmanın diğer canlılardan farkını ortaya koyar. Ne demiş şair :

Ölümden yana korkum yok, tek korkum unutulmak.

Dostların unutmaması dileğiyle. Dostça kalın.

Kategoriler
Biyografi Deneme Yazıları Eğitim - öğretim Gazeteci Günlük hayat Kişisel makaleler Psikolojik sorunlar Şair siyasetci Toplumsal Konular Türkiye üzerine Yazar

Çöpe Atılmış Duygu ve Düsünceler(3)

Cöpe Atilmis Duygu ve Düsünceler(3)

http://www.kuaza.com/out.php/i351718_1387.jpgBarut gibiyiz. Ateşin olmadığı alanlarda bile ince, derin manalar içeren imalı sözlerden kıvılcım alıyoruz.
Her şeyin güllük gülüstanlık olmadığı kanısı bizi, içinden çıkılmaz duygu ve düsüncelerle bırakırken, hayatımızı yönlendirmekte zorlanıyoruz.
Sağlıklı düsünebilmenin yollarından biri, önyargılardan arınmaktır.
Ne istediğimizi bilmeden yaşamak bizi hoşgörüsüz toplum yapar. Toplumların, sosyal-ahlak başarıları aldığı iyi bir eğitimle ölçülür.
Birbirimizi anlayabilmenin kuralları önyargılardan arınmış hoşgörülü eylemlerle başlar.
Maddenin ağır bastığı günümüzde gülücükler yapmacık, tebessümler soluk.
Gerçekleri konuşabilme cesaretimiz yok.
Birbirimizin hakkında farklı tanımlar yapıyoruz, bu tanımlar çok kalp kırıcı olabiliyor.
Daima ironik bir tavır içinde bulunuyor olmamız bizi, saldırgan kılıyor.
Bir çok konularda tartışma içindeyken, en nihayetinde varılan mutlu sonun son noktasında bir şeylerin ters gitmesi paylaştığımız bütün güzellikleri alıp götürüyor çirkinliklere. Polifonik olabilmek ayrıcalık olmalı.
Bu ayrıcalığın toplumumuzdaki kültür mozaiğinden ileri geliyor olmasının farkına varamamak, hayatta daima yanımızda var olan mutluluğun uzaklaşmasın neden olmakta.
Yer küremizin biz, birbirimizi anlayamadan bizi anladığını ve bize olan tepkisini görüyoruz; her ne hikmetse idrak etmekte zorlanıyoruz.
Aynı dili konuştuğumuz platformlarda içimizdeki magandalığımız ” her şey güzel gidiyor ” derken ” argo ” bir hal alıyoruz.
En ince kılcaldamarlarımızdan her zerremize zerkolan narsizm, aklımızın derebeyi oluyor. ” demin ” kendimizdeyken, kendimizin içinden bir başka kendimizle başkalaşıveriyoruz.
Psikoterapisiz delirmemek elde değil.
Gerginliğimiz mısına gibi gözükse de içimizdeki hoşgörülü, önyargısız benliğimizi bir türlü dışa çıkartmayı asla beceremiyoruz.

Yakup ICIK
Kategoriler
Bilimsel Makale Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Genel Konular Günlük hayat insan vücudu Psikolojik sorunlar Sağlık Toplumsal Konular

Nes (Gece Yeme) Sendromu

Nes Sendromu, halk arasında gece yeme sendromu olarakta bilinir. Gece yeme sendromu henüz bir hastalık olarak kabul edilmese de bir tür yeme bozukluğu olarak adlandırılabilir. Nes sendromunun daha çok yaşandığı kişileri tespit etmek gerekirse yapılan çeşitli araştırmalar sonucunda kilolu kişilerin yüzdesinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir.

Nes sendromunun ortaya çıkmasında kanıtlanmış kesin nedenler olmasa da genellikle bunalım dönemlerinde, uykusuzluk çeken kişilerde, düzensiz beslenenlerde, gün içinde mutsuz oldukları saatleri yoğun olan insanlar da görülür. Özellikle mutsuzluk gibi psikolojik nedenlere bağlı sebeplerle ortaya çıktığı tespit edilen Nes sendromu aslında sanıldığından çok daha ciddi bir rahatsızlıktır diyebiliriz. Gece uykusuzluk çeken ve buna bağlı olarak geceyi mutfakta geçiren kişilerde yaşanan şişmanlık, geceleri yemek yenmeye devam edildikçe kişinin genel sağlığını tehdit edebilecek boyutlarak kadar gelir. Gecenin belli bir saatinden sonra yenilen ağır yemekler kişinin uyumasını engellediği gibi alınan bu yiyeceklerin yakılması da imkansız hale gelir.

Nes (Gece Yeme) Sendromu
Nes (Gece Yeme) Sendromu

Kategoriler
Günlük hayat insan vücudu Psikolojik sorunlar Sağlık Toplumsal Konular

Obeziteleşiyoruz

Obezite

Önce obeziteleşmek nedir neden kaynaklanır onu öğrenelim sonrasında obeziteleşmeden kurtulmanın yollarını yazacağım.  Normal şartlarda şişmanlık olarakta adlandırılan bu durum, genel olarak alınan besin miktarının vücudun yaktığından daha fazla olması durumunda baş gösterir.  Kısacası yağ bağlamak deyiminin İngilizcesi diye adlandırabiliriz. Genelde obeziteler fazla yemediklerini, sürekli oturarak çalışmalarına, strese, su içsem yaramıyor’a hormonlu yiyeceklere bağlarlar. Esasen birçoğunda da haksız sayılmazlar. Nerde o eski domatesler diye hepimizin hayıflandığı zamanlar olmuştur.  Vücudumuzun karın bölgesinde aşırı yağlar çok tehlike arzeden bir durum olabileceği için hemen spor yapmaya, daha fazla yürüyüşlere zaman ayırmaya, zayıflama amaçlı sosyal faliyetlere ağırlık vermek zorundayız. Obezlik bir kere vücudumuza işlediği zaman atması hayli zordur. Obeziteye bağlı olarak vücudun her yerinden fiziksel rahatsızlıklar başgöstermeye başlar. Bunların başında kalp rahatsızlığı başta gelir. Tansiyon zaten yerinde durmamaya, sürekli rahatsızlık vermeye başlar. Vücut ne kadar dirençli olursa olsun obez az bir yol yürüdüğünde terlemeye, hafif yorgunluklara, ayak altı ağrılarından şikayet etmeye başlar.  Türkiye de son yıllarda aşırı derece de obezitelik başladığı, hatta Avrupadan bile fazla obezitin olduğu savunulmaktadır. Karadeniz bölgesi ise bölgeler arasında ilk sırada imiş. Bunun nedenini fındığa bağlıyorum:)  Obezitelikten kurtulmanın en önemlileri kısaca şunlardır.

  1. Az yemek yemeye çalışın ( En azından öğünlerinizi düzeltin abur cuburu bitirin)
  2. Spor yapın  ( Spor yapamayıp sürekli çalışanlar dolmuş yerine yaya gidebilirler)
  3. Suyu içebildiğiniz kadar için  ( sınırları zorlamak çok ta iyi olmaz)
  4. Yağlı ve hamurlu yiyeceklerden uzak durun meyve ve sebzeyi de öğün olarak geçiştirmeye çalışın.

 

Kategoriler
Günlük hayat İnternet Dünyası Makale Yazıları - Yarışma Psikolojik sorunlar Sağlık Teknoloji

İnternet Oyunları Sosyolojik Bir Hastalık

İnternet Oyunları Sosyolojik Bir Hastalık

     Günümüze baktığımızda bir çok gencin bilgisayar denen bu aletle başı dertte. Onlara göre bu pek dert gibi görünmesede gerçekten büyük bir sorun . Önceleri pek yaygın olmamasına rağmen azda olsa bir eğilim vardı . Milenyum çağından sonra ise inanılmaz bir yaygınlıkla tüm dünyayı sardı .   

     Bu durumdan haliyle en çok etkilenen gençler oldu . Yenilikleri her daim takip etmeye çalışan gençlik bunuda geçici bir heves gibi gördü başlarda . Ama kısa zamanda böyle olmadığı anlaşıldı . Msn gibi eğlenceli programlar ve bilimum siteler başlarda çok talep gördü . 2000’li yıllardan sonra ise onları sosyolojik bir bunalıma itmeye başlayan geneli çok oyunculu ve internet üzerinden oynanan oyunlarla tanışıldı . Yenilik dedik ya gençlikte orada tabi .Teknolojik süreçte her geçen gün oyunların gelişmesine ve dahada ilgi çekici hale gelmesine neden oldu . Buda gençlerin oyunlara daha fazla yönelmesine hatta para tuzaklarına kadar uzandı . Şu an bir çok oyunda gerçek para alınıp oyun içi hizmetler verilmekte . Zaten herhangi bir oyunuda para verip almıyor muyuz ?

     Bu durumu aileler pek kaale almamıştı başlarda. Fakat daha sonraları çocuklarının nasıl sosyolojik bir hastalık içinde olduklarını anlayan bir çok aile bilgisayarları kaldırma ve çocuklarını cezalandırma gibi yanlış yöntemlere başvurdular . Fakat onlara şu soruyu yönelttiğimizde cevap veremediler . ” Siz bir anda sigarayı bırakabilir misiniz ? ” .

     Sosyoloji aslında kelime anlamı olarak ; Gözlenebilen insan davranışları demektir . Bir genç en deli çağlarını bilgisayar başında pinekleyerek geçirirse geleceğinden de pek birşey bekleyemeyiz . Gerçek hayata atılmamış , elinde bir mesleği olmayan , herhangi bir vasfı bulunmayan bir gençlik ve sonrasında gelen işsizlik problemleri . Bakın küçük bir sorun gibi görünsede şu an ülkemizin en büyük problemleri arasında hatta en büyük problemi diyebiliriz .

     İki adet genci farklı yerlerde yetiştirmeye başlayalım . Birisi tüm gününü ve bazende gecesini bilgisayar başında geçirsin . Diğer genç ise küçük yaşta çalışmaya başlayıp insanlar içinde büyüsün . Çok değil , beş sene sonra aralarındaki farkları gözlemleyelim . Bu fark çok büyük oldugundan hemen gözümüze çarpacaktır.

     Bilgisayarla haşır neşir olmak kötü birşey değil aslında . O kadar gizemli bir aleti çözmek eğlenceli olabilir . Ama bunun amacı ve süresi çok önemli. Bu işi abartıpta günde 10 – 15 saat aralıksız oyun oynamak başta sağlığımız olmak üzere bir çok şeye kötü etkide bulunur . Bunlardan en önemlileri arasında da psikolojimiz gelir .

     Eğlenceli sohbetler yapmak , tiyatroya gitmek , kitap okumak , müzik yapmak , daha önce gezip görmediğimiz yerlere gitmek .. Bu kadar yaşanası şeyler varken neden bilgisayar oyunları ? Bir çok arkadaşımla bu sorunu konuşmaya çalıştım . Hepside kaçamak cevaplar verdiler .Bunun sebebi sorunun ne olduğunu onlarında bilmemesi . Çünkü şu ana kadar hiç bir zararını görmediler . İlerisini düşünmedikleri gibi kendi sağlıklarınıda her yönden tehlikeye atıyorlar .

     Gençler ülkemizin daimi bekçileri olacaktır . Böyle basit şeyler yüzünden hayatlarını nasıl boşa geçirdiklerini bir nebzede olsa anlatmak istedim . Bilgisayar oyunları gerçektende sosyolojik bir hastalık .

Kategoriler
Genel Konular Makale Yazıları - Yarışma Psikolojik sorunlar

Asım’ın Nesli

Türkiye, evden kaçan iki arkadaş sayesinde emo tarzıyla tanıştı. Onları tanımak, anlamak gerek diye yorumlar yapıldı.

Onlar mutsuzluklarını, içlerindeki karamsarlığı, boşluğu, dışlarındaki renklerle ifade etmeye çalışıyorlar. Çoğunlukla tek gözlerini kapatan saç kesimleri, siyahla birlikte kullandıkları, kırmızı, mor, pembe renkli, damalı giysileri, vansları –ki eskiden converse’i tercih ederlerdi ama her stilden insanın kullandığı converse,onların gözündeki özgünlüğünü yitirdi- müzik tarzları ve cinsiyetsizlikleriyle onlar kimlik bunalımındaki duygusal ergenler.

Tanıdık, tanımladık. Peki bu çocukların yardıma ihtiyaçları olduğunun farkına kim vardı?

Ellerinde alışveriş poşetleri, markalı gözlükleri, dillerinde “ex sevgilileriyle” bir cafeye girip, günün geri kalanını orda, dedikodularıyla geçirmeyi planlayanlara ne demeli? Onlara göre en anlamlı, en verimli hayatı yaşıyorlar. Kimse onları ‘düşünmemekle’ suçlayamaz. Hayatın zorluklarından bihaber olduklarını düşünenler onları bir de yarım saat öncesinde o güzelim iki ayakkabı arasında kaldıklarında görmeliydiler. Nasıl da ter dökmüşlerdi karar verene kadar. Ne kadar çok düşünmüşlerdi bunun üzerinde.

Kimine göre hayat anlamsız. Kimine göre ise bir anlamı varsa da üstünde düşünmeye değecek kadar önemli değil. Yolunu kaybetmiş gençlerle dolu sokaklar.

Osmanlı şehzadelerinin tahta geçip üç kıtaya hakim bir imparatorluğu yönettikeri yaştalar. Bu kimlik bunalımları, ergenlik krizleri falan bahane ve tüm bu bahaneleri biz verdik bu çocukların eline. Yetişkin olmaya hazırlanacakları yerde, bu kadar güzel bir dönemi,en verimli yaşlarını taksimde, kadıköyde tüm gün öylece dikilip, etrafa boş bakışlar atarak harcıyorlar. Ve biz de onlara hayatı öğreteceğimize gelip geçici bunlar deyip, göz yumuyoruz ziyanına, taptaze hayatların paha biçilmez saatlerinin.

Sömürülüyoruz. Gençliğimiz; geleceğimiz elimizden alınıyor. Verimliliğini yitiriyor. Sapkınlaştırılıyor. Ve biz hala ‘ergenlik çağıdır, olabilir tabi’ laflarıyla uyutuluyoruz. Birisi de çıkıp ‘Asım’ın nesli kendine gel’ demiyor. “Ey yükselen yeni nesil!” Fark edemedim düştüğünü bu çukura. Oyuna geldik anlasanıza. Oyuncağı olduk emperyalizmin.