Kategoriler
Aklımdan geçenler Çevre Konuları Deneme Yazıları Kadın ve Erkek Yazıları Kişisel makaleler kompozisyon Psikolojik sorunlar Romansal ezgiler Toplumsal Konular Yazar

DÜŞLERİN MESAFE DUVARLARI █⋑ Bir bardak çay eşliğinde . .

Asker Xeca SêvîBazen diye başlayıp, her defasında bazenleri  sıklaştırıyoruz. ( Lütfen çay eşliğinde başlayın)

Şimdi aynen bu noktadayım.Bazenlere koyduğum düşümü sıksık kuruyorum.

Hadi az cesaret beraber  kuralım bu düşü odaklansak sık sık belki Rabbim gerçeğe dönüştürür mü? Ne tuhaf gözümüzün gördüğü herşeye sahip olmak bir kader ötesi , varla  yok arası hani yıldızları tutmak istek daha mı kolay ne? Olasılık hesapları yaptığınızı inkar etmeyin, yapıyoruz.Hesapsız kitapsız düş bile kuramayız.

Düşlerimizin katili kim?

Sizi paronoyaya sokmayacağım biziz, değişik beyin labirentlerinin yalancı koridorlarınada gerek yok zaten herşey yeterince karışık.Kahrolası mesafeler duvarı örülü her yanımızda hala anşılmadığımı biliyorum.

Israrla devam ediyorum .Mesafe koyuyorum işte yazarken; size okuyan her bir kişiye, hadi mesafeyi aralıyalım biraz; kastım şu diyerek ilk adımı attım ki ziraa okuma engelli bir toplumda şu yazıyı dikkate alırak okumuş olmak bana gösterdiğiniz bir lütuf olsa gerek, hakkınızı helal edin!

Düşlerimiz bize kurduğumuz mesafeler kadar uzak, bu düşün yada isteğin karşılığı ne olursa olsun. Elimizde ki veriler bu düşü kurmak için yeterli ise  bize tahsis edilen akılla buna ulaşmakta o kadar yakın öyleki Rabbim  isteklerimizi bizim elde edebileceğimiz yolların üstüne kurmuş , o yolu göstermiş  muhakkak ona ulaşabileceğimiz yolları verileri önümüze sunmuş.İrademizin eline kalmışız,İRADE   bize herşeyi abartır, zor ve yorucu hatta imkansız gösterek bizim  en miskin yanımızı onure eder. ”ben kim öğretmen olmak kim,- ben kim o sınavı kazanmak kim,- şimdi kalkıp o kadar uğraşıcağımda o evi alıcağım imkansız-, ben bu dili öğrenemem,- o işe beni almazlar, -hayır bu hastalığı yenemem,-bu alışkanlıktan asla  kurtulamam,-ben onu haketmiyorum bile,-bu halimlemi olacak,- yaşım kaç ya olmaz,- ileride başlarım namaza daha  gencim,-benim halim de  kim olsa böyle umutsuz olurdu bu imkanlarla ona sahip olamam,- ”  v.b

SENİ DİĞERLERİNDEN FARKSIZ YAPMAYA BÜTÜN GÜCÜYLE GECE GÜNDÜZ ÇALIŞAN BİR DÜNYADA KENDİN OLARAK KALABİLMEK DÜNYANIN EN ZOR SAVAŞINI VERMEK DEMEKTİR. BU SAVAŞ BİR BAŞLADI MI ARTIK  HİÇ  BİTMEZ !. .

E. E. CUMMİNGS

Hadi İrademizi en güçlü  hale getirelim .Yani çocukluğumuzda ki gibi içimizde tek kişi olsun şu an olduğu gibi üç beş  kişi birden konuşmasın yüzümüz altın da ! Farkında olalım bir taş bir ağaç olarakta yaratılabilirdik,   bize verilen en büyük  değer İNSAN  olmamız ise  İradede bunu en büyük delili ise BİSMİLLAH   diyerek yolun başına geçiyoruz; işte orada ”düşünüz ,hayaliniz, emeliniz” herkesin yol haritası farklı   ama  kudret  sahibi öyle cömert ki;  kaldıramayacağı yükle azık yapıp yola düşürmemiş ,hep bir ferah kapısı açık bırakmış, şimdi yola düşme zamanı  kader denen yüklerimizin üstüne koyduğumuz tüm olumsuz, vesvese veren ve bizi yolumuzun zor imkansız olduğunu düşündüren o şeytani zayıflıktan arınıp, Rahmani kader yükümüzle yola revan olalım,attığımız adımların her mesafe duvarının bir tuğlasını daha düşürdüğünü gördükçe AZİM denen beşeri kudret yol arkadaşımız olacak, o sağlam bir dosttur ! Onun eline sıkıca tutunalım. Sil baştanlara inanmıyorum! Silmeyin sizi bu yola hazırlayan iyi veya kötü yaşanmış tecrübeleri onlar azığınız onlara bakıp doymak var bu yolda,  hadi düşünüze düşün, koşun  .. Bu yolların çukur ve tümsekleri dinlenme yerleriniz öyle görün.

Nasıl bakarsanız öyle gülümser dünya size.( ÇAYINIZI YUDUMLAYIN)

Defaatle( sık sık, defamlı olarak) inancınızı tazeleyin  bu  yol inanç olduğu sürece  yoldur.Yollarınızı kaybetmeyin haritanız ellerizde, iki avuç içinde korkmayın kaldırın haritanızı açın serin tüm ayalarınızı isteyin ve dileyin yürüdüğünüz yolun kolaylığı çabukluğu için” düşünüz ”için dilenin Rabbimiz’den ışığınız  imanınız olsun. Yola düşeni yolda bırakmaz Rabbim . .

Kalkın kalkalım VAKİTTİR!

ve çay için . .

sevda

 

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Hayat üzerine Kitap Tanitimlari kompozisyon Makale Yazıları - Yarışma Milli Görüş Müzeler Türkiye üzerine

Sis Perdesi 2. Bölüm

 

“Osmanlı’ya iki kıta üzerinde hükmetmek yetmez! Zirâ i’lâ-yı kelimetullâh azmi ”””’iki kıtaya sığmayacak kadar büyük bir davadır.”””’ Selçuklu’nun vârisi (mirasçısı) biz olduğumuz gibi Roma’nın (Avrupa’nın) vârisi de biziz!..”

ORHAN GAZİ

Önce  1. Bölümü Okumak İstiyorsanız Tıklayınız…

İngilizceyi Amerikan aksanıyla konuşan kalın sesli bir adam içeri girerek:

”Sakin ol Pars” dedi.

Silahı indirmediğimi görünce:

Silahını indir.Seninle konuşmaya geldim?” diye ekledi.

Silahımı daha sağlam tuttum ve :

”Biz Türklerde bir gelenek vardır.Sayın Steve eğer bir silahı çıkarırsan o silahla ateş etmeden yerine koyamassın” dedim.

Soğuk kanlılıkla :

” Siz Türkleri ve geleneklerinizi severiz.Zaten bunun için buradayım.” dedi.

Silahı ateşlemek için tetiği çektim ve salondaki tek nesne olan vazoyu vurdum.O ise hiç etkilenmemiş gibi anlatmaya devam etti ve masanın diğer tarafındaki koltuğa oturdu.Ben ise biraz önce öldürdüğüm adamın oturduğu tarafa oturdum.Ayaklarımın altında ceset varken:

” Siz Türklerin yanlış kararlar vermesini istemem.” dedi. ” Sizler bizim elli yılı aşkındır ortağımızsınız. ” diyerek devam etti.

Sözünü kestim ve :

” Hayır.Yanılıyorsun sayın Amerikan Büyükelçisi Bay Steve, sizlerle biz değil darbeciler dostu.Hemde 50 yıldır değil, 1960’dan beri tam tamına 53 yıl oldu.”  dedim.

” Bana kısaca Steve diye bilirsin Pars.Ayrıca artık sizinlede dostuz.Ülkenin başına getirdiklerimiz hiçbir zaman halkın sesi olamadılar.Türkiye’de halk hep büyümek, güçlenmek, dünyaya söz geçirmek istedi.Bizde halkı uyutamayacağımızı anlayınca Türkiye’yi bölgenin gücü yapacak bir strateji hazırladık.Halkın seçtiği kişilerde bizim bu fikrimize uygun kişiler çıkınca anlaşmamız olmadı.Zaten okçular anlatmıştır bu bilgileri sana.Onlara geçmişte yaptığımız darbeleri de anlatmıştır.”  dedi.

” Evet anlattılar tarihimizi.Fakat onlar Amerika’dan vergi aldıkları günleride anlattılar.İngiltere Kralının Padişah ve Parslarımaza yazdıkları yalakalık amaçlı mektuplarıda anlattılar.” dedim.

” Tamam, iyi anlatmışlar.Bunlar sıradan konular.Sana asıl Osmanlı-Amerikan ilişkilerini anlatmamışlardır.Neden CİA’deki Türk üyelerin gizli üye olduğundan bahsetmemişlerdir.Neden Amerikan Ağının Başkanının Son Osmanlı Halefi olduğundanda bahsetmemişlerdir.Orhan Gazi’nin hazırladığı ve tüm padişahların kullandığı Padişah Mühüreti’nin orjinalının kayıp olarak bilinmesinin nedeni ne onu anlattılar mı ?” dedi

 ” Çalışmadığım yerlerden sordunuz.” dedim.Meraklı bir şekilde.

” Anlatmazlar tabi.Bir dönem birçok kişiye anlatıldı.Türkiyede birçok gazeteciyi bundan dolayı öldürdük. En son şifre Papa’ya gitti.Bizde Mehmet Ali Ağca’yı tekrar işe aldık.Biz bunu yaparken Okçular’da bize yardım ettiler.Çünkü bunları kimse bilmemeliydi.” dedi ve durdu. ” Bunları bugün yarın öğrenirsin” dedi.Ayağa kalktı ve dışarı çıktı.

Ben mola aldığını düşünürken gelen araba sesleri ile gittiğini anladım.İlginç bir gün olmaya dcevam ediyordu.Ne için gelmiştim neler neler olmuştu.Ortam çok sessizdi.Fırtına öncesi sessizlik diye tanımlayacaktım ama benim için fırtına zaten kopmuştu.Dışarıdan bir helikopter sesi duydum ve arkasındanda helikopterin Toplantı salonunun olduğu binanın önüne indiğini farkettim.Güneş ışığının dolu olduğu bu salondan hızlı adımlarla çıktım.Koridorlarda kimseler yoktu.Koridoru hızlı adımlarla geçmiştim.

Dışarı çıktığımda helikopter karşıdaydı ve kapısı açıktı.Benim için açık olduğunu anladım.Hızlı adımlarla helikoptere doğru ilerledim.Tam bir iki adım kalmışken, salon tarafından patlama sesi geldi.Hemen arkama döndüm.Salon alev alev yanıyordu.O an uzakta bir adamın elinde roket atar olduğunu gördüm.Ben ona bakarken roketatarı yere koydu ve pantolonunun arkasına elini uzattı.Yarı otomatik tekli silahını çıkardı.

 

2. Bölüm Sonu.

 

 

 1. Bölüm Okumak İsteyenler Tıklasın.

Kategoriler
Aklımdan geçenler kompozisyon Öylesin Esti Spor Şuan Düşündüklerim

Beşiktaş ”Ölü ve Yaşayan Ölülerin Adresi”

Josef Stalin…

‘Ülkelerin kaderini oy verenler değil oyları sayanlar belirler.’

***

Ülkemiz için de son seçimlerde bu iddia ortaya atılmış ancak araştırmalar boş bir çuval çıkmıştı.

Bu olayı Beşiktaş için incelediğimizde durumun vahameti saklı kalıp, sadece şekli değişiyor.

Beşiktaş’ta kaderi, sayanlar değil maalesef oyları verenler belirliyor.

Mantıken doğru şeklen yanlış…

Mesela ABD Başkanlığı için sandığa Amerikalıların değil Iraklıların gittiğini düşünsenize.

Ya da Filistin’in kaderini, İsraillilerin belirlediğini…

‘Yine ne diyor bu’ demeyin.

Açıkça söylüyorum işte, Beşiktaş’ın kaderini Fenerbahçeliler ile Galatasaraylılar belirliyor.

Beşiktaş’ın son eklemelerle Kongre üye sayısı 24 Bin civarı.

2010 seçimlerinde bu rakam 21 Bin dolaylarındaydı.

İki yıllık artış 3 Bin.

Oy kullanan sayısı 7 Bin civarı. 14 Bin kişi ortada yok.

Şeklen Ölü. Kemikleri sızlasın.

***

Yine son yapılan seçimleri baz alırsak, sadece 6.500 kişinin aidatları kulüp tarafından otomatik olarak yatırılmış.

Son gün aidat yatırmak isteyen bazı kongre üyeleri ödemelerinin otomatik ödendiğini görünce şaşırmış. Şaşkınlıkları bununla sınırlı kalmamış, anlattıklarına göre, bazılarının ölmüş babalarının ödemeleri dahi yapılmış.

Allah rahmet eylesin, yaşasaydı kesin oyunu bize atardı.

Sonra da 50 Liralık ödemesini yapamayan Büyük Beşiktaşlılar gelip oy vermiş.

Onlar da ‘Yaşayan Ölülermiş’

Sonra bazıları bu işin şeytanlıklarını keşfetmiş,

Seçim zamanında çıkmışlar, oylarını satıp bir de güzel işler kapmışlar.

Ailelerini, sülalelerini, yetmemiş mahallelerini, ne olduğuna bakmadan bu kulübe üye yapmışlar…

Hatta bir köy varmış. Adı Beşiktaş. Kandırılmışlar, kongre üyesi yapmışlar.

Garipler ne yapsınlar, Mustafa Kemal’in takımı diye, boş kağıda imzayı basmışlar.

***

Sonuç olarak, Beşiktaşlının öncelikle yapması gereken, kongre üyelerini temizlemek…

Elmalarla Armutları ayırt etmek.

Sivri senekleri değil, bataklığı bitirmek.

Bir değişim istiyorsanız, önce bu ‘Kapitalist üye yapısı’ değişecek.

Yoksa Kraldan çok kralcının olduğu Beşiktaş’ın kaderini, korkarım ki soytarılar belirleyecek.

Erdem ULUS

Kategoriler
Aklımdan geçenler Deneme Yazıları Günlük hayat kompozisyon Öylesin Esti Şuan Düşündüklerim

İntiKAN 3. Bölüm

Özgürlük kaybedilince hissedilen,
Tekrar kazanılınca kullanılamayan histir.
O iki sözü Şöyleydi: Baban Öldü…

Büyük bir şoka girdim.Bugün bile hala o şoku üstümden atamam.Düşünsenize karşınıza biri geçmiş.Tanımadığınız etmediğiniz bir insan size babanızın öldüğünü söylüyor.Gerçekten dehşet bir şey bu.Bunu düşünmek için hayal gücü bile yetmez diyebilirim.Size gözlerim dolarken şöyle devam edeyim.O iki kelimeyi duyduktan sonra biraz soğukkanlı gözükmeye çalıştım.Fakat bu karanlık yere dizi izlemek için gittiğim evden gelmişim.Karşımda sesini bile yeni duyduğum bir adam ve bana öyle şeyler söylüyor ki donup kalıyorum.Adam bile uzun süre durdu bu sözlerden sonra.

Soğukkanlı gibi gözükmeye devam ettim.İçimde başarıyormuş gibi bir his olmasına rağmen karşımdakilerin şokumu anladığı hissediyordum..Kekeleyerek ”Şaka mı bu?” demeyi başarabildim.Adam karşımda oturmuş kafasını iki yana salladı ve ” Eğer şaka olsaydı baban seni buraya getirmemize izin vermezdi” dedi.

‘Üzgünüm babasız yaşamayı bilen bir kişi olarak bu haberi en azından ben vermek istedim sana’ dedi.Ben  böyle hatırlıyorum o kabus dakikalarını kim bilir daha adam neler dedi de ben bu kadarını anladım.Ya da bu kadarını hatırlıyorum.O an yukarıdaki camlara doğru bakıp babamın sabah ki halleri önümden geçiyordu.Özellikle de o son cümlem

”Ölünce öğreniriz mesleğini” deyişim.İki kulağımda çınlıyordu.Babamı geçmişte ki televizyonlar gibi siyah beyaz hayal edebiliyordum anca.Artık hep öyle mi olacaktı ? Sadece siyah-beyaz hayallerde mi buluşacaktık?Yoksa hala renkli hayatta mıydı?Adama bakıp ” Sen iki kelime ettin diye babamın öldüğüne nasıl inanırım ” dedim. Adam ‘Şu torbaları getir Allah aşkına” dedi Adamlarından birine. Ayrıca ekledi: ”Birde polis olacaksın.Birde böyle bir babanın oğlusun.Ellerini bağlamışlar.Seni karanlık bir yere getirmişler.Hatta öldüresiye döveceklerken gelip ben seni kurtarmışım.Sende bana gelip inanmıyorsun.Baban hep derdi: ‘O biraz dayak yemeden adam olmaz’ diye de bakalım neler görücez daha” dedi.

O bunları söylerken geçmiş zaman kullanması beni deli ediyordu.Kendini bu kadar inandırmış olamazdı ya.Umudum tükenmiş üzereyken torbaları getirdiler.Torbaları artık kafama takmıyordum.Babam ölmüştü.Bundan daha kötü ne çıkabilirdi ki.Hayatta kimin için yaşayacaktım ben derken adam benim içimden geçenleri okurcasına: ” Bunun için yaşayacaksın” dedi.Babamın başıydı torbadan çıkan.Bunu yazmak ne kadar iğrenç bir duygu bilemesiniz.Fakat artık kana o kadar alıştım ki.Bunu o kadar tekrarladım ki.20 kişinin kafasını gelin önümde kesin artık bana bişi olmaz.Düşünsenize yirmi yıl boyunca her gün o görüntüyle uyanıp onla uyuduğunuzu.Fakat o zamanlar böyle değildim.O görüntüyü gördüğümde şüphelerim bile donmuştu.O görüntüyü diğerleri 1-2 saniye görmüştü.Fakat ben onu 20 yıl gördüm..

Adam torbayı yere koydu.Sanki Poşetin İçinde Oyuncak varmışcasına duvara yaslamaya çalışması da beni uyuz etti.” Düzgün davranır mısın? O torbaya ” dedim.” Adam özür dilercesine torbayı düzeltti.Şimdi adamın ne diyeceğini merak edercesine soğukkanlı bir şekilde ”Eee benden isteğin nedir? Hayatımı Mahveden adam” dedim.”Ben hayatını etkilemedim. Sadece Etkileneceği haberi verdim ” dedi.

‘Şimdi de senden şunu istiyorum.Bizde işler babadan babaya geçmez.Fakat senin baban işini bitirmeden gitti bu dünyadan.Sana hem İntikam hemde güzel bir hayat vadediyorum” dedi.Babamın ölümü  ve güzel hayat kelimelerinin aynı günde geçmesi anca bir komedi filminde olurdu herhalde.” Güzel şeyler vaat ediyorsun da ben babamın öldüğü günde güzel hayattan bahsedemem” dedim.Bana ” Zaten uzun süre buradasın rahat ol uzun uzun düşün” dedi ve tüm adamları alarak bu fabrika vari yerden ayrıldı.

3 Gün sonra…

Hayla bir ses bir seda yoktu.Fakat bugün önemli şeyler olacağını hissediyordum.O an kapı açıldı.3 gün boyunca hiç açılmayan o kapı açılmıştı.Burada olmama rağmen buna sevinmiştim.O sesin bana yaklaştığını ve ellerimdeki ipi kesmeye çalıştığını hissettim.Kız ipi keserken ”Seni buradan kaçırıcam merak etme” dedi.İpleri çözdükten sonra kapıya yöneldik.Kapıyı Açıyorduk.Ben şoktaydım.Kimdi bu kız?Üç Gündür tek başına yaşayan bir insan olarak konuşamadım.Kapıyı aralarken içimde değişik bir his vardı.Özgürlük hissi.Üç gün önce içimde böyle bir hissi de yaşayacağım aklıma gelmezdi.

Kapıyı açtık ve…

3. Bölüm Sonu…

Yorumlarınızı ve kapıyı açtıktan sonra başımıza gelecekler hakkında yorumlarınızı bekliyoruz.

Okumayanlara 2.Bölüm
Okumayanlara 1. Bölüm

Kategoriler
kompozisyon Öylesin Esti

İntiKAN (1. Bölüm)

İNTİKAN

Yeni Bir Yazı Yazmayı Düşündüm.Yazım Bölümlü Bir Hikaye Olacak.İnşallah Hikayemin 1. Böümünü Beğenirsiniz.

Kabus Gördüğüm Günlerde İllaki Ağlanacak Bir Durum Yaşar.O Geceler Uyuyamazdım.Dün Gecede Çok Kötü Denebilecek Bir Kabus Görmüş ve Bu Akşam Yine Nöbete Kalmayı Düşünüyordum.Aslında Bu Nöbette Bana Saçma Geliyordu Ama Artık Alışmıştım.Çayımı İçerken Aklıma Ağlanacak Durum Ne Olacak Bu Sefer Acaba Diyordum.Acaba Ne Olacaktı?

İçimden Dalga Geçercesine Yaşayabileceğim Şeyleri Aklımdan Geçiriyordum.’Bir Köpek Mi Isırır Acaba?’ ‘Yoksa Bir Kedimi Tırmalar?’ veya dahada Kötü ‘Babamdan Aldığım Kredi Kartının Limitinimi Aşarım?’ ve benzeri Şeyleri Aklımdan Geçirmiyor Değildim.Daha Sonrada ‘Yok be Bunlar Batıl İnanç’ Koca Karılar Gibi Bende Bunlara İnanırmı Oldum.Ali’ye Bu Düşündüklerimi Söylesem Heralde Öldürmekten Beter Ederdi.. Tabi Birde Arada ‘Cidden Mi? Alen’ ‘Harbimi La’ Gibi Söylemleride Eksik Etmezdi.Bu Arada Çayda Bitiyordu.

Çayın Son Yudumunu Aldıktan Sonra, Bir Bardak Daha Doldurup Salondan Gelen Sese Doğru Gittim.Babam Uyanmış, Günlük Gazete Okuma Saatine Başlamıştı.Babamın Yanına Otururken ‘Varmı? Benim Maaşlara Zam’ Diye Sordum.Birde Daha Kısık Sesle Babamın Duyabileceği Şekilde ‘Varlık İçinde Yokluk Çekiyorum.’ Dedim.Babam Hemen Doğruldu.Gazetelerini Düzelterek Masanın Üzerine Yerleştirdi.

Bana Dönerek Dedi ki:
– Ben Senin İş Sahibi Olmanı Ben Ölüncede Bu İşe Devam Edip Ayrıca Benim Birikimlerimlede Rahat Bir Hayat Yaşaman İçin Ne Kadar Uğraşıyorum Bilemessin.Ben Hergün Ne Pislik Adamlarla Yaşıyorum Bilemezsin.Hergün Ölecek Gibi Yaşayıp, Hergün Ölecek Gibi Uyanıp, uyuyorum.
Bende:
-Baba Mesleğini Yapsam Ne Olucak.Polislik Ne Hemde Sadece Bir Trafik Polisliği.
Babam Kızgın Bir İfade İle:
-Baba Mesleğini Öğrensen.Bana Neler Yapacağından Korkuyorum.Ben Bile Mesleğimi Bilmezken Sen Nasıl Benim Mesleğime Devam Ediceksin. Dedi.
Babamın Serbest Meslek Türü Bir Şirketi Var ve Orada Üç Kişi Çalışıyorlardı.Özellikle Annem Öldüğünden Beri Eve Geç Gelir.Erken Giderdi.Bende Babamın İşi Yoğunluğundan İşiyle İlgili Pek Konuşmayı Sevmezdim.
Babama, Babamdan Daha Kızgın Bir Tavırlar:
-Tamam, Ölünce Öğreniriz Mesleğini.
Diyerek Oturduğum Koltuktan Kalkıp Odama Çıktım.Odamda Hergünkü Gibi Polis Üniformamı Giyip Hemen Çıktım Odadan.
Babama:
-Ölmeden Bir Kağıda Bari Yazda Mesleğini Öğrenelim’ Dedim.Cevap Bile Veremeden Evden Çıktım.Ali’de Arabayı Getirmişti.Ali’ye ‘Yine Başlıyor Şu Lanet Olası İş’ Dedim.Ali ‘Yine Tersten Kalkmışsın Be Abi’ Dedi. Bende Benle uğraşmasın Diye Onun Efsane Cümlesini Yani ‘Cidden Mi Ali?’yi kullandım.

Lanet Olası İş Bitmiş ve Eve Tekrar Gelmiştim.Odama Çıkıp Üzerime Rahat Birşeyler Giyerek ”Arka Sokakları” İzlemeye Karar Vermiştim.Sabahtan Akşama Kadar Zaten Polislerin İçindeydim Ama Yinede Bu Dizi Beni Rahatlatıyordu.

Odama Girdiğimde Yerde Üç Büyük Torba Gördüm.Torbalara Babamın Affetirme Numarası Olarak Görüp Açmamaya Karar Verdim.Hatta Kızgın Olduğumu Anlasın Diye Alıp Kapının Önüne Koyacaktım. Torbayı Kaldırmaya Çalıştığımda Çok Ağır Olduğunu Hissettim.Odada Kötü Kokuyordu.Yine Dünkü Kabusum İle İlgili Batıl İnancım Aklıma Geldi.’Yok Daha Neler’ Diye İçimden Geçirdim.Torbanın Baya Sağlam Bağlanmış Olduğunu Gördüm .Bağcıklarını Bağlamayı Bile Bilmeyen Babam İçin Çokta Zor Birşeydi Bu.

Artık Baya Korkmuştum.Torba Baya Bir Uzundu.Bu Korkularımı Dahada Artıran Şey Oldu.Torbayı Açmaya Karar Vermiştim.Alt Kata İnip Bıçak Aldım.Torbayı Keserek Açtım.Torbadan Çok Kötü Bir Koku Çıkmıştı.Torbayı İleri Doğru Fırlattım.Kokuya Alıştıktan Sonra Paketi Araladım…

1. Bölüm Sonu…

Kategoriler
Deneme Yazıları Gazeteci Güncel Haberler Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Kişisel makaleler kompozisyon Tarih Makale Toplumsal Konular Yazar

Fırsatlar…

Yaşamınızın kısa olduğunu düşünüyorsunuzdur. Evet, bence de öyle. Ama çoğu kişiyle kesiştiğim bir yer var doğrusu. Oda bu kısa yaşamda boş bir insan olup hayatta bir sıfır bırakmak mı, yoksa kaliteli bir insan olup, parmakla gösterilecek bir insan olmak mı istenmesidir. Ben daima ikincisi için uğraşmışımdır. Yapmak istediğim ve sizinde yapmanızı istediğim şeyde budur. Peki, ben bunun için ne mi yapıyorum? Yaptığım şey çok açık. Hayatta sürekli karşıma fırsatlar çıkmasını beklemeyip. Hayattaki her şeyi bir fırsat olarak görüyorum. Fırsatlar daima geleceğinize ışık yakar.

Kategoriler
Gebze Günlük hayat Kişisel makaleler KocaeLi kompozisyon

Avrupa’nın Bitip, Anadolu’nun Başladığı Yer

Bu kompozisyon; Gebze Genç Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (GENÇSİAD), Ekim 2002’de düzenlediği “Nasıl Bir Gebze İstiyorsunuz?” konulu kompozisyon yarışmasında BİRİNCİ seçilmiştir.

Herkesin çocukluk çağlarında, hayâllerini ve umutlarını süsleyen bir şehri vardır. Benim-ki, uzun zaman zihnimi meşgul eden Gebze şehri idi.

Özellikle Gebze’nin, dünyanın en modern ve refah düzeyi en yüksek on kentinden biri seçildiği o günden beri, uçağa binme saatimi büyük bir heyecan ve merakla bekledim. Allah’a şükür, yaklaşık on beş dakika sonra, Avrupa’nın en modern havalimanı olan Gebze Uluslararası Havalimanına ayak basacaktım. Daha da önemlisi, yaklaşık yirmi yıl-dır görmediğim, üniversiteden arkadaşım Kerem ile kucaklaşacaktım…

Uçağın kapısı açılıyor… Allah’ım, işte can dostum, sevgili arkadaşım Kerem, her zamanki şıklığı ve yakışıklılığı ile duruyor karşımda…

Kerem ile hasret giderdikten ve Gebze’nin o müthiş sahil semti Eskihisar’da, bir tarafı marinaya, diğer tarafı tarihî Osman Hamdi Bey Yalısı’na ve diğer tarafı, tüm ihtişamı ve güzelliğiyle bir tarih âbidesi haline gelmiş Eskihisar Kalesi’ne bakan, nezih bir ortamda kahvaltı yaptık. Kahvaltının ve sohbetin güzelliğinden ziyade, en çok dikkatimi çeken insanların güler yüzlü, hoşgörülü, misafirperver ve son derece bakımlı olmalarının yanı sıra, tam anlamıyla bir kalite kenti olan Gebze’deki hizmet anlayışıydı. Bu büyünün cazibesine cazibe katan o müthiş sahilde dolaşmak, asla unutamayacağım bir anı oldu benim için.

Uzun ve koyu bir sohbetin ardından, Kerem’in arabasına bindik ve eve doğru hareket ettik. Dünyanın en modern ve refah düzeyi en yüksek kentlerinden biri seçilen bu şehirde, bu unvanlardan çok daha fazlasını hak eden bir ortam olduğunun farkına vardım. Öyle ki, yolların son derece kaliteli inşa edilmiş olmaları, geniş, trafik sorunu bulunmayan ve sinyalizasyon işaretlerinin kusursuz olarak yerleştirildiği bir güzergâh dikkatimi çekti. Kerem’e, özellikle neden yollarda arabaların ve yoğun bir trafiğin olmadığını sordum. Dünya şehrine yakışır bir yanıtla merakımı giderdi. İnsanlar otomobillerini park etmek için kat otoparklarını kullanıyorlarmış! Daha önemlisi, yol kenarlarına park yasağı olmadığı halde, şehrin eğitimli ve anlayışlı insanları, kargaşayı, gürültü ve görüntü kirliliğini önlemek amacıyla, araçlarını hep bu parklara bırakı-yorlarmış. Helâl olsun diyorum insanıma! Trafiğin olmamasının nedenini ise, raylı sis-teme bağlıyor Kerem. Anadolu’dan Avrupa’ya uzanan hızlı tren raylarının İstanbul’dan önce Gebze’de kesiştiğini, Silivri’den İzmit’e kadar banliyö trenlerinin olduğunu öğre-niyorum. Büyük bir gururla, Gebze metrosunun, ülkenin en temiz ve bakımlı metrosu olduğunu da sözlerine ekliyor sevgili arkadaşım.

Metronun Gebze’den Taksim’e kadar uzandığını söyleyince, içimde gizlenen sanat ve kültür aşkı, hafta sonu İstanbul Sanat Şenliği’ne gitmek için plan yapmamıza neden oluyor. Bu vesileyle, ilk kez bir tüp geçitten geçmiş olacağım düşüncesi, heyecanıma heyecan katıyordu.

Arabayla şehir turu atmanın ayrı bir güzelliği vardı. Sonunda Gebze’nin iş ve ticaret merkezine gelmiştik. Bütün iş, ticaret ve kamu binalarının toplandığı bu semtin adı Gökboze imiş; şehrin eski çağlardaki adlarından birini almış. Gökboze’deki iş ve alışveriş merkezlerinin göğe doğru uzanması, hepsinin bir âhenk içerisinde sıralanması ve dijital bir tabloyu anımsatan görüntüsü, bana bir an için Maslak’ta olduğum hissini yaşattı.

Yeni Gebze Bulvarı’nda ilerlerken, dikkatimi çeken devasa bir meydanın ve koyu bir yeşilliğin arasından semaya uzanan minarenin neresi olduğunu sordum Kerem’e. Mustafa Paşa Meydanı ve Mustafa Paşa Camii Kültür – Tarih Sitesi olduğunu öğrendiğimde, ağlamamak için zor tuttum kendimi. Modern bir kat otoparkına aracımızı bıraktıktan sonra, meydanda küçük bir gezintiye başladık. Burası yeryüzü olamazdı… Sanki başka bir gezegende, yabancı bir şehirde hissediyordum kendimi.

Elli bin kişilik Mustafa Paşa Meydanı’nın kalbinde büyük önder Atatürk’ün devasa heykelinin yanı sıra, Fatih Sultan Mehmet’in Kıratıyla şaha kalkışını canlandıran bir abide göz kamaştırıyordu. Heykellerin arkasından bir tarih abidesi Mustafa Paşa Camii ve Kültür – Tarih Sitesi yükseliyordu. Bu devasa alanda, Gebze’nin her hafta sonu düzenli olarak yapılan Halk Şenliklerinin olduğunu öğrendiğimde ise, adeta dona kalmıştım. Her hafta sonu onlarca konferansın, serginin, film ve müzik gösterilerinin, eğitim semi-nerlerinin, eğitici yarışmaların ve satranç, tenis gibi spor aktivitelerinin gerçekleş-tirildiğini ve eğitim düzeyi yüksek, uygar Gebze halkının bu şenliklere aksatmadan katıldığını öğrendiğimde söyleyecek söz bulamamış, ‘bravo’ demekle yetinmiştim. İn-sanların giyim tarzı, konuşma şekli, davranışları hem gerçek Türk kültürünü yansıtıyor, ayrıca İslâm’ın o müthiş ahlâk felsefesinden de yansımalar sunuyordu. İşte benim uygar insanım, medeniyet beşiğim, gururum Anadolu şehri…

Dev meydanı ve kültür sitesini saatlerce dolaştıktan sonra, tekrar küçük ve sade arabamıza binerek, evin yolunu tuttuk. Artık yavaş yavaş şehir merkezinden çıkıyor, banliyölere doğru ilerliyorduk. Banliyölerdeki binalar genellikle iki – üç katlı, tripleks villalar şeklindeydi. Zaten yüksek bir refah seviyesine sahip böyle bir şehirde, aksi bir durum düşünülemezdi. Şehir imar edilirken tüm detaylar göz önünde bulundurulmuştu. Kerem bu ayrıntılardan dolayı, yaşanan büyük depremden Gebze’nin hiçbir şekilde zarar görmediğini anlatıyordu. Zaten en modern ve refah düzeyi en yüksek kentlerden biri seçilmesinin altında yatan ana nedenlerden biri olarak, bunu görüyordu Kerem.

Eve giderek yaklaşıyorduk. Anadolu’yu Avrupa’ya bağlayan, dünyanın en modern otoyolunun karşı tarafında yükselen ayrı bir şehir dikkatimi çekti. Orasının hangi semt olduğunu sorduğumda, Keremin, orasının sanayi bölgesi olduğunu söylemesi bendeki şaşkınlığın hat safhaya erişmesine neden oldu. Uygar bir kentin, uygar bir insanı olarak ve haklı gururunu yaşayarak Kerem, Avrupa’nın en modern sanayi bölgesinin GOSB olduğunu söylüyor ve ülkedeki sanayinin buradan yönetildiğini anlatıyordu.

Sanayi semti GOSB, şehir merkezine otoban misali yollarla bağlandığı yetmiyormuş gibi, tramvay ve metro hatlarıyla da bağlanmış, her türlü ulaşım kolaylığı son teknolojilerle sağlanmıştı. Gebze şehir merkezinde olduğu kadar GOSB semtinin de güvenliği son derece yüksek tutulmuştu.

GOSB Semtinin hemen yanı başında bitivermiş başka bir semtin daha ismini sorduğumda, orasının da eğitim sitelerinin, bilim merkezlerinin ve Gebze Üniversitesi’nin bulunduğu Kültür Parkı olduğunu söyledi. Şehrin merkezinde yükselen TÜBİTAK – MAM’ın tamamıyla buraya taşındığını, boşaltılan binanın ise artık kültürel ve sosyal etkinlikler için kullanıldığını anlattı.

Kültür Parkı’nın hemen karşısında ise başka bir teknoloji harikası, Kerem’in de evinin bulunduğu Mutlukent yükseliyordu. Gebze’nin bittiği yerde bir başka görkemli şehir yükselmiş, yeni birçok uydu kent  GOSB ve Kültür Park’ın karşısında kendine yer edinmişti.

Türkiye’nin bir dünya gücü olmasındaki en büyük nedenlerden biri olarak Kerem, Gebze’yi görmekteydi. İstanbul’u Avrupa’nın bittiği şehir, Gebze’yi ise Anadolu’nun başladığı yer olarak tanımlıyordu, yüksek mimar, sevgili arkadaşım Kerem.

İşte insanların huzur içinde yaşayabildiği, eğitim düzeyi yüksek, sanayileşmiş, kalkınmış, şehirleşmiş, yeşile gömülmüş, teknolojiye bürünmüş, insanların devamlı bir diyalog ve dayanışma içerisinde oldukları bir dünya şehri oluşmuştu. Bu şehir, içinde Türk Kültürünü barındıran halkıyla, bir cihan ülkesi Türkiye’nin başşehri olmaya da aday görünüyor.

Gördüğüm bu muhteşem insan harikası şehir hakkında, bugünlere nasıl ulaştığının sırrını içeren bir kitap yazmaya, sevgili arkadaşım Kerem’in, Adalar ve Körfez manzaralı, bana tahsis ettiği odada karar verdim….

Selçuk ERAT

24 Ekim 2002, Gebze – Kocaeli