Kategoriler
Geçmiş Tarih Hayat üzerine iletişim İnternet Dünyası internet hizmetleri Kitap Görüşleri Kuaza Network Hizmetleri Şair Sevdiğim şeyler Tarih Makale Türk Tarihi Yazar

Şabbat Romanı

Şabbat Romanı önümüzdeki günlerde ( www.rozayayinevi.com ) tarafından “Şabbat” piyasaya sürülecek! Aslında şarkısözleri ile yıllardır ruhumuzun pasını silen söz yazarı yani “Çingenem” ve “Geberiyorum” gibi şakıların sözyazarı sevgili dostum Sedat Erdoğdu bir adım daha atarak edebiyatımıza kalıcı eserler bırakmakta kararlı görünüyor.

Şabbat Romanı
Babasını Kurtuluş Savaşı’nda kaybeden Macit küçüklük yaşından itibaren Ortakaköy’de evlerine yakın bir Yahudi mezarlığında çalışmaya başlar. Yahudi Mezarlık bekçisi Joseph Bey tarafından okuma yazma öğrenir. Joseph Bey’in kızı Sara ile birbirlerini severler. Macit askerlik çağı geldiğinde apar topar yakalanarak İzmir’e askeri birliğine gönderilir. Bu sırada 1942 Varlık Vergisi çıkar. Yapılan bir yanlışlıkla Joseph Bey’e ödeyemeyeceği kadar bir vergi borcu yüklenir. Joseph Bey varını yoğunu satar fakat parayı tamamlayamaz. Erzurum-Aşkele’ye sürgüne gönderilir.

Bu yeni Şabbat Romanı,na sahip olmak istiyorsaniz lütfen yukarıdaki yayınevi linkine tıklamanız yeterli.

Yakup Icik

Kategoriler
Eğitim - öğretim iletişim Toplumsal Konular

Çocuğumuzun okulu

İnsanoğluna baktığımızda ilk eğitim ve öğretim yerinin aile ocağının olduğunu görürüz. Aile içinde iyi eğitim almış olan çocukların başarılı olacağından kuşkumuz olmaz.

Çünkü eğitimin çocukluğun ilk evrelerinde oluştuğunu biliyoruz. O dönemlerde çocuğumuzun ilgi ve yeteneklerini keşfetmememiz gerekiyor.

Çocukluğunda boş olan beyninin içini en güzel bilgi, hikâye, masal okuyarak öğretmemiz gerekirken; televizyon izlenmesiyle vaktini yanlış yerlerde yönlendirirsek sonucun iç açıcı olmayacağını bilememiz gerekiyor.

Çocuklarımızı geçmişimizle kıyaslamadan yani bizim dönemimizde televizyonla mı yemek yeniyordu demekten öte olan televizyonu izletmeden çocuğumuzun günlük aktivitelerini yapmasını sağlamalıyız.

İllaki benim yavrum televizyon seyrederek yemeğini yer, başka türlü yemek yediremiyorum mazeretine kimse sığınmamalıdır.

Çocuklarımızın oyun oynamasına müsaade ederek kendini geliştirmesine fırsat tanınmalı. Kaslarının gelişmesi için oyun hamuru, oyun hamuru benzeri kas geliştirmelerine katkıda bulunacak materyalleri evimizde bulundurmalıyız.

Şayet aldığımız oyun hamurlarının çocuğumuzun sağlığıyla ilgili korkumuz varsa kendi başına bırakmadan yanında bir büyüğüyle oynamasını sağlamalıyız.

Oyunlar vasıtasıyla beyninin de bu arada geliştiğinin farkına varırız. Oyun oynamak çocuklar için ihtiyaçtır.

Oyun hamurlarıyla veya istediğimiz davranışın bir anda olmasını beklemek saflık olur. Çeşitli materyallerin elinin altında olması gelişimi açısından verimli olacaktır.

Çocuklarımızın istenilen davranış veya becerilerini ilk denemelerinde başarmasını beklemek doğru olmaz.

Çocuklarımıza ne kadar çok fırsat tanır, onların becerilerinin gelişmesi aşamasında sabırlı olur, anlayış gösterirsek, istediğimiz olumlu ve kusursuz yeteneğinin gelişmesinde olumlu katkımız olur.

Çocukların oyun konusundaki kendi çapında oynayabilecekleri oyunların merkezinde çocuk olmalı. Anne baba çok etkin olmadan yol göstererek çocuğunu desteklemelidir. Çocuklarımızı çevremizdeki çocuklarla da kıyaslamadan, sen falanın çocuğundan geri misin demeden çocuğumuzun bizim için özel olduğunu hissettirerek kendine güvenmesi için fırsat tanımalıyız.

Onun gelişim çağı dediğimiz üç yaşına kadar ki döneminde ne kadar üstüne düşerek doğal şekilde yetiştirirsek geleceği o kadar aydın olur.
Çocuk dünyadaki varlıklarla ne kadar çok temas ederse kadar dünyaya bakışı, gelişimi, yorumlayışı gelişir.

Bir iki denemesinde sen zaten yapamasın ben biliyordum demeden onun yüreklenmesi için gayretlendirici söz ve davranışlar sergilemeliyiz.

Mümkünse çocuğumuzla birlikte vakit konusunda da cömert olmalı ve çocuğumuzla birlikte biz de oyun oynamasını öğrenmeliyiz.

Kendi başına bırakarak ona dokunma, bunu kırma, kırarsan almam, yıkarsan kaldıramam, altında kalırsan kendin kalkarsın, yerine gel beraber oynayalım diyerek yalnız olmadığını bilmesi gerektiğini de unutmamalıyız.

Çocuğun ilk okulu evi olmalı değil mi?

Kategoriler
Eğitim - öğretim Günlük hayat iletişim Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Veli toplantısı..

Veli toplantıları süper olur…. :)

Veli toplantılarını hepimiz ilköğretim ve lise gibi okullardan biliriz. Olay nedir., annelerimiz yada diğer bir deyişle velilerimiz konuşulmak üzere toplantılara çağrılır kimimizin ki gelir kimimizin ki ise ya işi olur gelmez ya da biz haber vermezdik. :) Peki ”arkadaş iyi de ulan benim derslerimi ben düzeltemiyorum da velim mi düzeltecek” diye söylenmeden edemiyorduk o zamanlar. Zaten tembel öğrencilerin genelde velileri hiç toplantılara gitmezdi. :) Benim velimin gittiği toplantı sayısı 1 elin 5 parmağını geçmez. Yani düşünün ne kadar tembel bir okul dönemi geçirmişim. :) İlk zamanlar gerçekten de dersler için çağırdıklarını düşünüyorum velileri….
Fakat anladım ki bence velileri oğlunun ve ya kızının dersleri için değil , resmen kafalayıp parasını sömürmek için çağırıyorlarmış. Öğrenci notları sadece araya vesile oluyor. :)

Annemin gittiği her toplantıda ( toplam 3 ya da 5 toplantıya gitmiştir) konuşulan ilk konu aidat parası idi. Ulan bu aidat parası niçin alınıyor hala anlamış değilim :)12 yıllık okul hayatımda bu okul aidat parasının bir faydasını gördüysem 50 cent olayım ya :) ( Arap yani :) ) Neymiş efendim ” Biz bu aidat paralarını sizin için istiyoruz , fotokopi parası vermeyin istiyoruz ” gibi kelimeler sarfediyorlar fakat hiç inandırıcılıklarını gösteremiyorlar. :) 12 yıllık okul hayatımda verdiğim fotokopi parası , fotokopi makinası bozuldu parası , A4 , A5 kağıt parası , temizlik malzemeleri parası ve spor ile ilgili ürünler alacağız paraları ile Ortaköy ya da Bebek’te 8 yıldızlı bir villa diktirmiştim :) Birde ne hikmetse dersleri hep iyi öğrencilerin annesi gelir. Yani enayi kesim diyebiliriz. Burda ise değinmek istediğim nokta bu çalışkan velilerin annesi ” benim oğlum bu bak ne kadar başarılı ve çalışkan ” diye diğer annelere tekrar tekrar iletmeye çalışırlar. Sanki diğer veliler okunan notları duymuyor. Ulan çalışkan oluyor da ne yapıyor büyüyünce bir bok olamayacak ki. Soracaklar İstanbul’un neresini biliyorsun sayacak 2 tane ilçe bana sorsalar tüm İstanbul’u biliyorum. Niye ? Çünkü zamanında alt yapıya yatırım yaptık. (dersler hep kötüydü ama olsun :) )

Birde veliler abartmaya bayılırlar. Okul birincisi olduysa oğlu başlarlar övgülere benim oğlum şöyledir de böyledir de vay efendim ondan iyisi yokta. Hiç unutmuyorum bir kere muhasebe dersinde 99 almıştım. (Aslında 100’de ipne hoca bilerek yaptı biliyorum. :) ) Ve o zamanlara bir toplantı düzenlenmişti. Bizim müdür yardımcısı sınıfa gelip ”Yarın annesi gelmeyen kişi ertesi sabah okula gelmesin” diye bir uyarıda bulununca mecburen annemizi çağırdık. Hali ile annem de toplantıdaki yerini aldı. Neyse annem benim okul birincisi olduğumu duyunca başladı konuşmaya , işte ” benim oğlum çok akıllıdır biraz derslere verse kafayı kimse onu geçemez neler söylüyor ki neler :) Bu konuyu tam 1 yıl boyunca gördüğü her akrabamıza anlattı. Teyzemlere ,dayımlara, halamlara , dedemlere ve bulabildiği tanıdığı kim varsa hepsine birer birer anlattı. Eline ne geçti ? Haylaz bir tane delikanlı :)

Yani gereği itibariyle ele aldığımız şu konuyu son söz ile bitirmek istiyorum. Sayın çok değerli çalışma arkadaşlarım ve değerli basın mensubları , Milli eğitim bakanlığına tekrar sesleniyorum böyle oyunları bırakın ve aidatı lütfen kaldırın. Yahu zaten okula yazılırken para veriyoruz ıvır – zıvır parası veriyoruz birde daha fazlasını istemeyin yeter be sömürdünüz.. :) Zaten geliri 700 (Asgari ücret ) olan bu millettin zor geçindiği dönemde birde aidat almaya çalışarak iyice komikleşmeyin . Çünkü komikleştikçe batıyorsunuz ve siz battıkça eğitim – öğretim bitiyor….

Kategoriler
Anketler Günlük hayat iletişim İnternet Dünyası Kuaza Network Hizmetleri Makaleci.com Hakkinda

Makaleci.com gelir paylaşımı modeli ve öneriler!

Merhaba makaleciler. Uzun zaman önce bir kaç deneme ile yazarlarımızın da para kazanabilmesini hedeflemiştik ama geçen zaman içinde bu model tam olarak işleyişini gösteremedi. Kazanç durumunu belirleyemediğimiz için yazarların kendi reklamlarını ekleyebilmesini v.s sağlamıştık ama bununda geri dönüşü olmadı çünkü çoğu yazarın yayınlayıp para kazanabileceği reklam sistemleri yoktu. Şimdi ise bu gelir paylaşımını tekrar gündeme getirip sizlerinde yorumlarını almak istedim.

Bu model ile yazarlarımızın yazılarına, görüntülenmesine, oylanmasına, yorum yapılmasına göre para kazanmasını sağlamak amacındayım. Burda tabi siz makalecilerin ve kullanıcılarında görüşleri önemli benim için. Çünkü makaleci.com bir değişim rüzgarına girdi, bu değişimde herkesin katkısının olmasını, bizimde herkese katkımızın olmasını hedefliyoruz.

Reklam firması olarak Google adsenseyi kullanmayı düşünüyoruz. Firma reklamlarını konu içerisine ve sayfanın bir kaç yerine yerleştirerek konunuz aracılığı ile elde edilen gelirlerin %50-%70 kadarını yazar ile paylaşmayı düşünüyoruz. Adsense gelirlerini google analytics aracılığı ile takip etme şansımız var buda elde edilen gelirin yazarlara doğru orantılı paylaşımını eksiksiz sağlıyor.

Burda kazanç sadece Reklamlardan olmayacak tabiki, farklı konularda etkili olacak: bunları da aşağıda listeliyorum:
Yazılarınızın okunma sayısı.
Yazılarınıza yapılan yorumlar.
Yazarların başka yazılara yaptığı yorumlar.
Yazılarınıza verilen oy, puan.
Yazılarınızın facebook da beğenilme sayısı.
Yazılarınızın google +1 sayısı.
Yazılarınızın Twitter da paylaşılma sayısı.
Yazılarınızın google buzz da paylaşılma sayısı.
v.s v.s bunun gibi bir çok etkeni göz önünde bulunduracağız.

Yukarıdaki durumları editörlerimiz inceleyerek aylık olarak belirleyecekler. Eklenen yazılar için ilk 3 aylık bir değerlendirme süresi düşünüyorum. Böylece eklediğiniz her yazınızdan 3 aylık yorum, gösterim v.S gibi etkenlerin değerlendirilmesiyle para kazanabileceksiniz. Bunun yanında adsense kazançlarınız ise yazılarınız sitede durduğu sürece devam edecektir.

Ben bu şekilde düşündüm, eksik tarafları olabilir, yada fazla kaçan tarafları, bunları tartışarak iyileştirebiliriz. Bu gelir paylaşımı modeline bir kaç gün içerisinde başlamayı planlıyorum. Bu yüzden arkadaşlar olumlu olumsuz görüşlerinizi yazarsanız sevinirim.

Not:
* Eklediğiniz bir yazının okunma sayısı, oylama puanı, yapılan yorumlar, sosyal sitelerde paylaşım sayısı gibi etkenlerden sadece ilk 3 ay kazanç sağlayabileceksiniz, sonraki dönemlerde bu etken artık geçerli olmayacaktır. Ancak yazarın başka yazılara yaptığı yorumlardan, oylamalardan devamlı olarak para kazanması sağlanacaktır.

* Yazılarınızda bulunan reklamlardan elde edilen kazançlar yazılarınız ve reklam modeli geçerli olduğu sürece kazanç elde edeceksiniz, bunun bir sınırı v.s yoktur.

* Reklam modeli yazarlarımıza moral olması ve daha kaliteli yazılar çıkarabilmesi için destek amacıyla hayata geçirilecektir, sırf para kazanmak için bu işi yapmayın çünkü doğru olmadığını düşünüyorum.

* Amacımız kaliteli bir yapı inşaa etmek, bu temeli beraber atacaksak herzaman birbirimize destek olmalıyız.

* Gelir modelini kullanabilecek kişiler siteye yazı gönderebilecek herkes için geçerlidir(bütün üyeler), ancak yazının yayına alınabileceği garantisini veremiyoruz, çünkü özgün olmayan ve kopya yazılar içeriğe dahil edilmeyecektir..

* Kendini kanıtlamış, kaliteli üyeler zaman içerisinde YAZAR statüsüne yükseltilerek yetkileri artırılacaktır. Böylece yazıları incelemeye takılmadan direk olarak sitede yayınlanabilecektir. Bunun kötü amaçlar için kullanılmaması için editörlerimiz ve yayın yönetmenlerimiz devamlı olarak incelemelerde bulunacaktır.
* Reklam modelinin hayata geçirilmesinden sonra makale yarışması için gerekli çalışmalar devam edecektir, kısa sürede yarışma için gerekenlerin hazırlanıp duyurusunun yapılması sağlanacaktır..

[poll id=”12″]

Kategoriler
Günlük hayat iletişim Toplumsal Konular

Televizyon Etkisi

Moda olan deyimiyle, bilgi ve enformasyon çağında bulunuyoruz. Teknoloji ilerliyor. Birçok şeyi artık daha kısa sürede, daha hızlı, daha kolay yapabiliyoruz.

Aslında, müthiş bir iletişim aracı olan insanı eğitmede; bilinçli, kültürlü, ,inançlı kılmada, iyi olana yöneltmede dengi bulunmaz bir alet olan televizyon cihazı şu haliyle insanlığın beynini ve kalbini hedef almış bir silah, düşman elinde bulunan bir bombardıman aracı gibidir.

Daha önce de belirttiğim üzere televizyon 20. Yüzyılın en önemli teknoloji buluşlarından biri hatta en birincisidir. Onun müthiş gücü elbette tartışılmaz ve hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Fakat bizim için önemli olan o müthiş gücün hangi yönde ve ne işlerde kullanıldığıdır.

Televizyon Türkiye’de yayına girdiği yıllardan itibaren (1970’li yıllar) müthiş bir hızla yayılmaya başladı. Beş-altı sene gibi kısa bir süre içinde TV’siz ev nerdeyse kalmadı. Ardından renkli TV üretimi başladı ve sadece tüketmeye alıştırılmış toplumuzda renksiz televizyonlar kötü görülmeye başladı, yok fiyatına hurdacılara satıldı. TV teknolojisinin de bu şekilde hızlı gelişmesiyle birlikte yayın saati ve kanal sayısında da önemli bir artış meydana geldi. Televizyonun ilk izlenmeye başlandığı yıllarda günde bir-iki saat yayın yapılırken artık özel TV kanalları 24 saatin tamamını işgal ediyorlar.

Ev, hastane, kahvehane, lokanta vb. her yerde TV var. Öyle görünüyor ki bu sihirli kutu sayesinde ‘televizyon nesli’ diyebileceğimiz bir nesil üretildi. TV yayınlarına baktığımızda; yarışmalar, kadın programları, haberler, diziler, eğitimler vs. vs. vs. dediğim gibi yayın 24 saati dolduruyor. Ama şöyle bir gerçeği göz ardı etmemek lazım. Yayınlanan yarışma programlarına baktığınızda, yabancı ülkelerde yayınlanmış yarışmalardan kopya edilmiştir. Öyle kopya edilmiştir ki biraz dikkat ile incelerseniz sunucuların kurduğu cümlelerin bile aynı olduğunu göreceksiniz. İşte bu şekilde üretimden de uzaklaşıyoruz.

İngiltere, Fransa vb. gibi Avrupa toplumları televizyonun çıkmasından önce kitap okuma çağını yaşamışlardı. Türkiye ise kitap çağını yaşamadan ve idrak etmeden TV’ye yakalandı. Türk toplumu, medya rüzgarı sayesinde kitap okumayan, kitap bir tarafa hiçbir şey okumayan bir toplum haline geldi.

İnsan beyninin misyonu olan tefekkür, fikir üretme, görüş beyan etme elbette ilimle, bilgiyle, kitap okuma alışkanlığıyla çok yakından alakalıdır. Yani kültürsüz, bilgisiz, kitapsız, fikirsiz ve kritersiz bir toplum ile yetkin ve yetişkin toplumların ve fertlerin televizyona bakması ve ondan etkilenmesi arasında çok fark vardır. Çünkü kültürlü ve anlayışlı kesim hiç değilse doğruyu yanlışı birbirinden ayırır ve içinden de olsa reddetmesini bilir. Yanlışı görür ve en azından ona tepki gösterir. Birinci kesimde ise bu kadar çok hassasiyet dahi bulunmaz.

Bir de ‘televizyon nesli’ dediğimiz nesle bakalım. Büyüklerimizin ‘yeni nesli başka’ vb. sözlerini hepimiz duymuşuzdur. Evet yeni nesil sizin deyiminizle başka. Ben bu noktada suçu büyüklerde yani anne ve babalarda arıyorum. Çünkü biz artık çocuklarımızı TV karşısında yemek yedirir olduk. TV karşısında çocuğun, algıladıklarını seçme, ayıklama ve değerlendirme zamanı yoktur. Böylece hayal ile gerçeği ayıramaz ve her şeyi gerçek zanneder.

Yine büyüklerimizin hayatlarını dinlediğimizde altı yaşlarında çobanlık yaptıklarını, 12 yaşlarında büyük şehirlere gidip çalışmaya başladıklarını söylerler. Yeni nesil çocuklara baktığımızda 10 yaşındaki çocuk bakkala bile tek başına gidemiyor.

ABD Pediatri Akademisinin ve Türkiye’deki çeşitli kuruluşların yaptığı araştırmalara göre bir çocuk haftada ortalama 25 saatten fazla televizyon seyrediyor. 18 yaşına gelinceye kadar ise 15 bin saat yani 3 yıl sürekli televizyona bakıyor. Bu süre içinde 1 milyondan fazla reklam, haftada 150 cinayet, 160 cinayet girişimi ve birkaç toplu katliam görüyor. Bu cinayet sayısı 18 yaşına gelinceye kadar 15 bini buluyor. TV, çocuğu çok kolay etkiler ve onda kalıcı izler bırakır. Bu sebeple TV çocuğu tek yönlü etkiler, düşünmesine fırsat vermeden, onu egemenliği altına alır.

Bilinçli bir TV seyredicisi olmak dileğiyle…..

 

 

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat iletişim Toplumsal Konular Türkiye üzerine Videolar

9. Türkçe Olimpiyatları Tanıtım Filmi ve Reklam Videoları 2011

Geleneksel hale gelen Uluslararası Türkçe Olimpiyatları’nın dokuzuncusuna dünyanın 130 ülkesinden farklı kültür ve dile sahip gençler katılacak. Uluslararası Türkçe Öğretimi Derneği (TÜRKÇEDER) tarafından düzenlenen ve başlamasına günler kalan 9. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları’nın tanıtım toplantısı Taksim Ceylan InterContinental Otel’de gerçekleştirildi. Toplantıda, 3 farklı kıtada çekilen reklam filmleri gösterildi.

9. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları’na 130 Ülke Katılacak

9. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları’nın açılış töreni Dolmabahçe Sarayı’nda 15 Haziran’da gerçekleştirilecek. Dünyanın 130 ülkesinden bin öğrencinin katılacağı yarışmanın finali 30 Haziran’da Ataköy Sinan Erdem Spor Salonu’nda yapılacak. Yunus Emre’nin “Gelin tanış olalım” sözü çerçevesinde, barış, sevgi, dostluk ve kardeşlik mesajlarıyla tüm dünyaya seslenecek olimpiyat öğrencileri, şarkı, şiir, konuşma, özel beceri, genel kültür, dil bilgisi gibi 18 farklı alanda yeteneklerini sergileyecek.

9. Türkçe Olimpiyatları Tanıtım Filmi


Video veya mp3 Download

9. Türkçe Olimpiyatları Reklam Videosu 2011 – Tayland


Video veya mp3 Download

9. Türkçe Olimpiyatları Reklam Videosu 2011 – Güney Afrika


Video veya mp3 Download

Kategoriler
Dünya Dilleri Genel Konular iletişim Türkçe Dili Yunanca Dili

Yunanca Öğrenmek Zor Mu?

Yunanistanlı arkadaşlarımın çok olması sebebiyle yunanca öğrenmeye karar verdim. Biraz kendi kendime pratik yaparak öğrenme metodundan sonra Yunan Kültür Merkezi Şismanoğlunda ders almaya başladım. İlk olarak alfabenin bizim alfabelerden değişik olması nedeyle zorlu başladı ama harfleri öğrendikten sonra okumaya okudukça anlamaya başladım.  Size ilk tavsiyem alfabeyi tam öğrenmeden diğer konulara geçmemeniz. Daha sonrası çorap soküğü gibi gelecektir.

Daha fazla bilgi isteyen arkadaşlar konunun altına yazabilirler.

Size pratik olması açısından yunanca bir kaç çeviri..

Merhaba = Kalimera

Türkiye = Tourkia

Fransa = Galia

Evet = Ne

Hayır = Oki

Lütfen = Parakalo

Teşekkürler = Efharisto

Çok teşekkürler = Efharisto poli

Rica ederim = Tipota

Şerefe = Yasu

Şerefinize = Yasas

Günaydın = Kalimera

İyi akşamlar = Kalispera

Allahaısmarladık = Andiyo

Sonra görüşürüz = İs to epanitin

Memnun oldum (tanıştırılınca) = Kherome pu sass gnorizo

Nasılsınız ? = Ti kanete ?

İyiyim, teşekkürler = Poli kala efharisto

Ya siz ? = Ke essis ?

İyiyim = Poli kala

Afedersiniz = Me singhorite

… nerede ? = Pu ?

Ne zaman ? = Pote ?

Ne ? = Ti ?

Ne kadar ? = Posso ?

Kim ? = Pios ?

Niçin ? = Yiati ?

Hangisi ? = Pios / Pia / Pio ?

Buna ne denir ? = Pos leyete afto ?

Bu ne demek ? = Ti simeni afto ?

Şu ne demek ? = Ti simeni ekino ?

Türkçe bilir misiniz ? = Milate Tourkia ?

İngilizce bilir misiniz ? = Milate anglika ?

İşte pasaportum = Oriste to diavatirio mu

Burada Türkçe bilen var mı ? = İparki kapios edo pu mila Tourkia

Lütfen biraz daha yavaş konuşur musunuz ? = Borite na milate pio arga parakalo

Anlıyorum = Katalaveno

Anlamıyorum = Den katalaveno

Deklare edecek bir şeyim yok = Den eko na diloso tipote

Bir karton sigara = Mia kuta sigara

Bir şişe şarap = Ena bukali krasi

Bunun için bir şey ödemeli miyim ? = Prepi na pliroso yafta ?

Yeni değil = Den ine kenuryio

Bagajlarımı taşımama yardım eder misiniz ? = Borite na me votisete me tis aposkeves mu

Numaranız kaç ? = Ti aritomo ekhete

Bu benim (bana ait) = Afto ine diko mu

Bir tanesi eksik = Lipi mia

İki numaralı taşıyıcıyı arıyorum = Zito ton aktoforo 2

Taksi = Taksi

Otobüs = Leoforio

Borcum ne kadar ? = Poso sas ofilo

Bu ne kadar ? = Poso sas ofilo

Lütfen bana yardım eder misiniz ? = Borite na me voytisete parakalo

Ayhan Bulut / Kaynak ve turkce Yunanca Sozluk

Kategoriler
Genel Konular iletişim Kişisel makaleler

RÜYA(M)

“Hiç uyandırma Allah’ım bu rüyadan beni… Binlerce kâbusun ortasında kalmalara razıyım. Yeter ki ona olan sevgimde bir azalma olmasın, varsın kavuşmayalım. Kavuşmaların anlamını bile unutmaya “eyvallah” derim. Yeter ki onun olduğu rüyalara bir ben rastlayayım…”

Bitmesin demiştim bir sabah uyandığımda kendi kendime. Uyandığımda çok kızmıştım bedenime. “Şimdi zamanı değildi, neden uyandın ki bilmiyor musun onsuz anlara düşmanım. Neler çektiğimi bilmiyor gibi neden uyandın ki, neden? Neden?”

Ne yapsam senden ayrılamıyorum ki… Olsun diyorum, olabildiğince olsun dertlerim-yeter ki kaderim ol. Hani artık acılara da alıştım. Mutluluk öyle el ele tutuşmak değil benim için. Aksine acı çekmek daha da derinleştiriyor sevgimi… Gece yarılarına kadar seni düşünüyorum. Bilinçaltıma öyle bir yerleştiriyorum ki mecburen rüyalarımın tek istikameti oluyorsun. Ki insanı acılar olgunlaştırırmış şimdi yün on sekiz yaşında kocaman bir adamın yüreğindesin. Kimseler bilmiyor neden acılara sığındığımı ki bilselerdi kavuşmayı marifet sanmayıp, acılara tutunurlardı. Yani nereden bakarsan bak aşk derinliğine inildikçe senleşmektir.

“Ha gayret be oğlum diyorum her sabah içimden. Yıllardır doğuyor bu güneş ve neler kattı ömrüne. Daha neler ısmarlayacak neler, neler… Biraz daha gayret bak göreceksin en güzel güneşle gelecek kapına yârin. Bu sefer artık rüyalarda olmayacak ama öyle rüyaları da silip atmayacaksın hani… Hadi biraz daha gayret be!”

Şimdi ne yazsam küfre girecek biliyorum. Biliyorum çünkü daha önceleri de öyle olmuştu. Binlerce seviyorum yetmemişti ki sana gitmiştin. Şimdi sevmiyorum dersem yine de değişen bir şey olur mu sanıyorsun. Sen gitmeleri aşk sanıyorsun ama yanılıyorsun. Ki bu yanılgı ikimizi de aynı yere götürüyor. Biz bilinmeyen bir patikanın son yolcularıyız-bu yüzden ne yazsam artık biraz küfre giriyor… Bundan böyle bize gelsin gitmeler!

Bil ki gittiğinden günden beri ismini kâğıtlara yazamıyorum.

Emre onbey (sizden biri/belki sen)

Kategoriler
Bilgisayar Kullanım Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat iletişim İnternet Dünyası

Paypal e-posta’larina dikkat [Sahte mail olabilirler]

Dunya internet bankasi olarakda nitelendirildigi ve suanda bir cok alanda kullanim kolayligi sagladigi biz kullanicilarin bas taci olan paypal.com sitesi adina cogu zaman sahte mailler ile hesap calma, bilgilerinizi ele gecirme ve hesabinizdaki parayi asirmak icin hazirlanan fake mail turleri son zamanlarda artis gostermektedir.. Bu yaziyi yazma amacimda bir kac forumda ve sitede paypal hesaplari calindigi icin paralari calinanlari, cogu zamanda yapmadigi bir islem yuzunden suc islenmis olarak gorunmesi sebebiyle yaziyorum. Cok dikkat etmek gerekli aksi halde yapmadiginiz birseyden dolayi suclanabilir, ustune birde borclu kalabilirsiniz.

En son gelen fake maillerden ve hazirlanan fake sitelerden bir ornek vermek istiyorum, cok iyi hazirlanmis ve nerdeyse aynen benzetilmis.. Konu hakkinda tecrubesi olmayanlarin kolaylikla kanabilecekleri bu siteler aslinda fake mail, yani sahte siteler araciligi ile mailden gondeilen inandirici e-postalar sayesinde kullanicinin hesap bilgilerini ele gecirmeye calismaktadirlar.

once bana gelen fake mail ornegini ve sonra sitenin tam adresini verecegim:

Sitenin tam adresi: http://ns4ever.com/vb/hunter/imoges/

uye girisi denemesinden sonra sizden daha fazla bilgi almak icin detayli bir form sayfasina gonderiyor. Bu tarz uygulamalara herzaman dikkat etmeniz gerekmektedir, ozellikle bir mail geldiginde link verilen baglantilarin orjinal siteden geldiginden ve aynisi oldugundan emin olun..

Yukaridaki gibi linkler hezaman sahte sitelere yonlendirir, paypal.com olmasi gerekirken farkli bir link yapisi vardir, bu konuda acemilerin cok dikkat etmesi gerekmektedir..

Kategoriler
Deneme Yazıları Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat iletişim insan vücudu İnternet Dünyası Kişisel makaleler Sanat Tarihi Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Sanatın Sanatçının Bilmecesi.

Sanatın Sanatçının Bilmecesi.

Sanat insanın bilinçaltına girer sessizce ve idealarını oluşturur orada. Kişiliğine yansır sonra ve en son davranışlarına. Sıçradıkça insanın her yerine, kendi benini bulur insan, belki diğer normal insanların dışında daha erken olgunlaşır, dışa göstermesi farklı olsa da. Farklı olmaya çalışıyor derler, sanatçıya göre farklı olan o insanlar. Sanatçı takmaz da haa. Neyse odur bir nevi.  Ezilir kimi zaman, dışlanır oradan buradan. Sanatçı dayanıklıdır da. Yaşar içinde en sorunlu duyguları, belki bir gün neden elimizde beş parmak varda altı parmak yok değip hüzünlenir, ama saçma değildir onun için. Çünkü hiçbir duygu, sınırlı değildir. Yapılan yanlış diye bir şey olmamalıdır onun için. Çünkü yapılan yanlış beklide doğrudur diye düşünür. saygılıdır da görüşlere, karşı çıkar elbet ama dinler önce bir. Sanatçı dediğin şey, belki hiçbir anlamı olmadığı kumaş parçalarını üstüne giyerek, ayıplarını kapatacağını veya cennetin kapısına girişin bir yolunun da bu olayın olduğunu düşünmeyendir. Ayıplar, insanın kendi içinde çözüp daha güzel bir dünya adına yapılmaması gereken ciddi şeylerdir. Bir kumaş parçasıyla kapatılamazdır yani.  Delidir de aslında biraz. Lise ve üniversitelerde öğretildiği gibi, yeteneği olan kişi değildir sanatçı. Sanatsal uyarıları beyninde hisseden, duygularınla saklambaç oynayandır. Yaşamının her gününü akıcı yaşayan, mavilikleri ilke edinen, ezilenlerin onurları olanlardır. Bir sanatçıyla yaşamakta, yeni gördüğün bir uzaylıyla konuşmak gibidir. Onu anlamanız imkansızdır. Yaşamın sıkıcılığında, dar imkânlarla güzellikleri yaşamak adına tutunur hayata. Bir yerine hamak kurup sallanırken, önüne sunulanları yerine getirme zorunluluğuyla öfkelenip sonucunda yapmak zorunda kalır, ruhunu dünyada tutabilmek için. Kendinden maddi durum açısından çok daha düşük olan insandan fazlasıyla daha acı çeker şüphesiz. Yaşama koşulları ne kadar daha da iyi olsa diğer insandan, sanatçının duygusal ikliminde çelişen olaylar onu yazın sıcağında üşüten bilmeceler bütünüdür.