Kategoriler
Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat İslam Dini Toplumsal Konular Türkiye üzerine

MÜSLÜMANLARA KURAN YETERLİDİR

 

Rabbimiz bir ayetinde şöyle diyor;

“Biz Kitab’ı sana, herşeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.” (Nahl Suresi, 89)

Her şeyin açıklayıcısı diyor Allah. Yani eksik bir şey bırakmadım diyor kitapta. Hayatımızdaki her konu Kuran’da. İbadetler,helaller,haramlar,daha önceki ümmetlerin başından geçenler,güzel ahlaklı nasıl olmalıyız, şirkin tehlikeleri gibi daha bir çok konu anlatılmıştır. O halde Müslümanlar Kuran’ı okumaktan neden uzak duruyorlar ? Bunu her Müslüman kendisine sormalıdır.

 

Bir Müslüman dinini nereden öğrenmelidir ? Elbette ki Kuran’dan öğrenecektir. Günümüzde etrafımıza baktığımızda Müslümanların din adına yaptığı bazı uygulamaların Kuran’da olmadığını görüyoruz. Bunları hocalardan hurafelerden veya anne babalarından atalarından öğrendiğini söylüyorlar. Peki bu doğru mudur ? Müslüman Kuran’ın dışında bir kaynaktan bilgi alabilir mi ? Helal haram öğrenebilir mi ? Rabbimiz bu soruya şöyle cevap veriyor ;

 

“Kendilerine okunmakta olan Kitab’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz, bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır.” (Ankebut Suresi, 51)

 

Demek ki daha önceki devirlerde de Kuran olduğu halde başka kaynaklardan dini uygulamalar yapılmış. Allah en güzel cevabı veriyor bu kişilere. “Yetmiyor mu size Kuran diyor ? “

 

Şu anda bazı terör örgütleri var dünya üzerinde. Bunlar İslam adına cihad yani mücadele ettiklerini söylüyorlar. Bunların yaptığı uygulamalara baktığımızda ise tamemen İslam dışı yani sapıkça ve hurafelerle dolu hataların içinde olduklarını görüyoruz. Taşlayarak öldürme,kadın satılması,çoluk çocuk demeden öldürmek, ehli kitaba dahi saldırılar,vahşice toplu katliamlar gibi bir çok Kuran dışı hükümleri görüyoruz. O halde Müslüman Kuran’da olmayan bu uygulamalardan uzak duracak, yalnızca Kuran’a yönelecek. Ahirette Kuran’dan sorulacağını bilen bir Müslüman neden kendisini riske atsın ve başka kaynaklara başvursun ? Bu asla akılcı değil. Ve tamamen yanlış. Müslümanlar artık Kuran’a yönelmeliler. Zaman çok hızlı akıyor çünkü.

“Gerçekten Benim ayetlerim size okunuyordu, fakat siz topuklarınız üzerinde geri dönüyordunuz (Müminun Suresi, 66)

Saygılarımla

Hüseyin Uçkun

 

Kategoriler
Günlük hayat Kadın ve Erkek Yazıları

Kadın modasının yeni yüzü – modafo.com

Yakın zaman da yayın hayatına başlayan modafo.com kadınların günlük hayatında daha farkedilir olmasını ve hayatlarına küçük dokunuşlarla renk katmasını sağlamak için başlamış bir proje. Moda küçük ayrıntılarda gizlidir, ve bu ayrıntıları modafo.com ile yakından takip edebilirsiniz.

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat İslam Dini Toplumsal Konular Türkiye üzerine

KADIN NEFRETİ YALNIZCA BAĞNAZLARDA OLUR

 

Bağnazlık yani kaliteden uzak, tutucu, müziğin resmin olmadığı içine kapalı, Kuran’ın değil atalardan duyulan sözlerin inanç kabul edildiği ve bir takım din adına uydurulan hurafelere inanılan yanlış inanç sistemidir. Yobazlık da aynıdır. Bağnazlıkta sevgi olmaz. Yerine alabildiğine nefret vardır. Bağnazlıktaki bu nefret, yanlış bilinen hurafelerden kaynaklanmaktadır. İslam ile Kuran’la hiçbir ilgisi olmayan ve dinde çok muteber görülen sahih hadis kitaplarında geçen ve güzeller güzeli nurlu peygamberimiz (sav) adına söylenen bu iftiralara bir bakalım ;

 

– Aklı başında bir erkeğin aklını sizin kadar çelebilen aklı ve dini eksik başka bir varlık görmedim. (Müslim, İman, 34/132; İbni Mace, Fiten 19/4003)

– Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir. (Sahih-i Buhari)

– Doksan dokuz kadından biri cennette, diğerleri ise cehennemdedir. (Sahih-i Buhari)

Kadınlar olmasaydı Allah’a hakkıyla ibadet edilirdi. (Suyuti, Buhari, İbn-i Adıyy, Ebu Hatim, İbn-i Cevzi, Muhammed Nasuriddin, İbn-i Hıbban hadisi mevzu kabul ederler.) (Silsiletul Ehadisuzzaif: 74, Tenzihuşşeria: 1/62, El-leali : 2/59)

Kadınlarla istişare edin, onlara danışın ve onların söylediklerinin zıttını yapın. (El- Makasıdul Hasene: 248, Tezkiretul mevzuat:128, Tenzihuş Şeria: 2-204, Silsiletul Ehadis: 432)

 

Üstelik bu mevzu hadisler Diyanet İşleri dahil bütün İslam aleminde kabul görmektedir. Kuran ile tamamen zıt olan bu çirkin sözler, kadınlara duyulan nefretin başlıca kökenidir. Haşa Allah’a ve peygamberimiz sav’e atılan bu iftiraların güzel dinimiz İslam ile hiç bir ilgisi yoktur. Bağnazlık dini, kadın düşmanlığı üzerine kurulmuş vahşi bir sistemdir. Kadın cinayetlerinin temelinde de kadını, eksik ve yarım akıllı görmek gelir. Kadın, kendisine sürekli karışılan laf sokulan, aşağılanan bir varlık değildir. Çevremiz, sevgi göremediği için içine kapanan, mutsuz ve güvensiz olan kadınlarla doludur.

Doğrusu şöyledir ;

Kadın, dünyanın en güzel varlığıdır. Süstür kadın. Güzelilktir,nezafettir, ince düşüncedir, kalitedir. Müthiş detaylı ve zeki varlıklardır. Allah, kadına bir çiçek gibi özen ve ilgi gösterilmesini istemiştir. Sevgi, şefkat ve merhamet verilmelidir. Güven verilmeli, vefalı olunmalıdır. Dinimiz İslam, kadına en yüksek değeri göstermiştir. Yüce Rabbimiz bir ayetinde kadınlara nasıl değer verilmesi gerektiğini şöyle bildirmiştir (Bu ayette geçen, örnek Müslüman kadın Hz Meryem’dir) ;

Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi… (Al-i İmran Suresi, 37)

Sevgilerimle

Hüseyin Uçkun

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat İslam Dini Kişisel makaleler Toplumsal Konular Türkiye üzerine

BOŞ ŞEYLERDEN UZAKLAŞMAK

 

 

Dünyanın ve ülkemizin gündemine baktığımızda sakin bir gün göremiyoruz. Savaşların,doğal afetlerin,isyanların,huzursuzluğun,mutsuzluğun hakim olduğu bir dünyadayız. Hepsinin ötesinde ise insanların büyük kısmı Allah inancından uzak bir yaşam sürüyorlar. Uyuşturucu, alkol, kumar, zina bütün toplumları sarmış durumda. İnsanların birbirlerine karşı güvenleri yok. Adalet nerdeyse hiçbir yerde uygulanmıyor. Bu dünya nereye gidiyor diye herkes konuşuyor ve biliyor da. Kötülüğü uzun uzun anlatmaya gerek yok zaten. Görüyoruz ve yaşıyoruz…..

 

Şöyle bir durup düşünelim…. “Ben ne yapabilirim ? ”

 

Her insan kendi vicdanında hatalarını bilir.O rahatsızlığının farkındadır aslında. Gündelik yaşamında nelerle vakit geçirdiğini hangi uğraşılarla vaktini harcadığının farkındadır. Bunların hayatımıza ne kadar katkısı vardır diye düşünmeliyiz. Kısacık dünya hayatında büyük bir çabayla peşinden koştuğumuz boş uğraşılar için değer midir peki ? İnsan kendi nefsi kendi hayatı ve diğer tüm insanlar için daha olumlu daha faydalı şeylere yönelemez mi ? Bu zor değildir elbette. Bir karar alıp başlamak hemen şu an için mümkündür. Ahlakını düzeltmek, genel kültürünü geliştirmek, Allah korkusu ve Allah sevgisini arttırmak çok çok önemlidir. İnsanlara iyiliği hatırlatmak kötülükten uzaklaştırmak için bir gayretimiz olmalıdır. Yapabileceğimiz o kadar çok şey var ki… Burda yazmaya kalksak sayfalar alır. Yeter ki samimi olarak niyet edelim, yeter ki istekli olalım. Kuran mucizeleri okuyabilir iman hakikatlerini öğrenebiliriz. İlmimizi arttırabiliriz. Etrafımızdaki insanlara güzel ahlak ile davranıp örnek bir Müslüman örnek bir insan olabiliriz. Çeşitli sanatsal faaliyetlere katılıp Allah’ın yarattığı bu nimetlerden faydalanabiliriz. Spor yapabilir yürüyüşe çıkabiliriz. Dünyanın ve ülkemizin bu denli sorunları varken boş şeylerle uğraşmamız doğru bir tavır olmaz. Şu kısa dünya hayatında Allah’ın bizden istediği bir hayatı yaşamamız zor değil. Üstelik samimi olursak bu hayat kesinlikle bizi mutlu edecek. Allah’ın vaadi kesin ve doğrudur.

Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyuruyor:

“Onlar, ‘tümüyle boş’ şeylerden yüz çevirenlerdir” (Mü’minun Suresi, 3)

 

Hürmetler

Hüseyin Uçkun

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat İslam Dini

GERÇEK İYİLİĞİ KAZANMAK ELİNİZDE…

Her gün yazılı ve görsel medyada pek çok haber yer alıyor…. Cinayetler, terör eylemleri, hırsızlıklar, kıskançlıklar, çocuk tacizleri, tecavüzler, şiddet eylemleri, adaletsizlikler ve  hayvanlara yapılan eziyetler…… Aslında bu tür davranışların tek bir ortak bir adı var: Kötülük… Peki kötülük sadece bu saydığımız davranışlarla mı sınırlı? Ya da kapsamı daha mı geniş?  İnsan doğduğunda veya  çocukluk yıllarında saf ve masumken, nasıl oluyor da zaman içinde acımasız ve gaddar bir kişiliğe bürünüyor? Niçin kendi çıkarları söz konusu olduğunda intikam hissinin, öfkenin, kinin, kıskançlığın, bencilliğin, yalan söylemenin mümkün olacağını düşünebiliyor? Ya da  başka insanların hakkı yenirken, eziyet görürken, işkence ve katliamlara maruz kalırken “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığını savunabiliyor? Peki, katil veya hırsız olmak kötülük olarak kabul edilirken nasıl oluyor da duyarsızlığı, vurdumduymazlığı kimse kötülük olarak algılamıyor? Bir kişi ister eli kanlı bir katil, ister kendi çıkarları uğruna zaman zaman güzel ahlak özelliklerinden taviz veren biri, isterse kendisi dışında kimseyi düşünmeyen bencil biri olsun, aslında, kötülük kavramına dahil edilecek tüm bu davranışların ortak bir  noktası var… Ruhlarda oluşan boşluk… İnsanı kötülük işlemeye açık hale getiren ve kötülüğün kapsamını genişleten ruhtaki bu boşluğun ise tek bir sebebi var. Sevgisizlik…

Sevgisizlik kişinin kalbini zaman içinde adeta kemikleştirir. Nihayetinde de bu kişiler kendilerini merhametsizliğe, öfkeye, nefrete, kine hatta şiddete coşkun bir şekilde kaptırabilirler.

İşte sevgisizliğin getirdiği gaddar ruhun etkisiyle kimseye değer vermeyen bu kişiler katil de olabilir,  hırsız da… Merhametsizliğin sardığı kalbiyle acı çeken insanlara karşı umursamaz da…. Aslında kötülüğün en sinsi olanı bu sonuncudur. Yani acı çeken insanlara karşı duyarsızlık…

Duyarsızlık, adeta salgın bir hastalık gibi, toplumları sarmış çok tehlikeli bir beladır. Çünkü bu hastalık bazen kendi evlatları için canını vermekten çekinmezken, başkalarının açlıktan, katliamlardan ve savaşlardan acı çeken çocuklarına  karşı kayıtsız kalan bir anneye, bazen sosyal medyada paylaşılan şiddet görüntülerini tıpkı bir film gibi izleyip kısa bir süre sonra unutan ve kendi günlük işlerine dalan bir babaya, bazen de öfke dolu yorumlarıyla, paylaşımlarıyla, sivri diliyle herkesi incitmeye çalışan genç kız ve delikanlılara kadar herkese sinsice bulaşabilmektedir. Yani hergün günlük hayatta karşılaştığınız sıradan insanlar kötülüğün bu sinsi tehlikesine kapılabilmektedir.. Bu insanlara sorulsa her biri çok iyi insan olduğunu büyük bir gururla söyler. Öyle ya ne kimseyi öldürmüş, ne hırsızlık yapmış, ne de herhangi bir şiddet olayına karışmıştır. Oysa ki şefkate, merhamete, iyiliğe dair yaptıkları pek bir şey  yoktur.

Elbette kimse bilinçli olarak bu ruh hali içinde olmaz. Sevgisizlik, adeta bedeni saran bir kanser gibi, günümüz toplumlarında insanların çoğunun ruhunu öylesine boşaltmıştır ki, onları duyarsızlık ve vurdumduymazlığa sezdirmeden sürükler. Peki, bir insan kötü olarak doğmadığına, kötülüğün bu sinsi tuzağına zaman içinde düştüğüne göre bundan  kurtulabilir mi? Allah’ın beğendiği gerçek iyiliği hemen kazanabilir mi? Elbette, hem de çok kolay olarak….

Gerçek iyiliğe ulaşmanın tek bir yolu vardır: “İman”

İman beraberinde Allah sevgisini getirir. Allah sevgisi insanın üzerinde çok güzel ve pozitif bir etki yapar. O zaman kişi Allah’ın beğenisini kazanabilmek için güzel ahlak gösterir, hiçbir menfaat beklentisi olmadan, samimi niyetle ve yalnızca Allah rızası için sever, Allah rızası için şefkat duyar, Allah rızası için merhamet gösterir, Allah rızası için dost olur. İnsanları Allah’ın yarattığını, bilir. Allah’a olan muhabbetini, sevgisini O’nun tecellisi olan tüm varlıklara gösterir. İşte gerçek iyilik budur.

Unutmayalım, Allah dünyayı sevgi, güzellik ve iyilik için yaratmıştır. İslam’ın ve Kuran’ın ruhundaki  ana konu da budur. Allah’ın tüm evreni, dünyayı yaratma amacı da budur. Dünya hayatındaki imtihanımız sevgi ve Allah’ın beğendiği iyi insan olma imtihanıdır. Sevgi dolu bir kalp, bırakın bir insanı incitmeye, Allah’ın yaratttığı küçücük bir böceğe dahi  zarar veremez. Sevgisiz, kirli, paslı kalpten arınan bir insan için iyilerden olmak tıpkı ekmek, su gibi hayatının vazgeçilmez bir  gıdası olur.  Üstelik Allah’ın beğendiği gerçek iyiliği  kazanmak için sadece Kuran Müslümanlığını yaşamak yeterlidir. Yüce Rabbimizin bir ayetinde bildirdiği gibi gerçek iyiliği yaşamak ve Yüce Yaratan’ı hoşnut etmenin tek yolu budur:

Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.(Bakara Suresi, 177)

 

Hürmetler

Kategoriler
Günlük hayat

Suyun da mı hatrı yok ?

İstemsiz olarak biraz gündemdeki konulara kayıyor fikri insanın .ister istemez yorum yapmaktan yorulası , belki biraz taşlayası belkide karşısındaki sayfaya doğru tüm sinirini dökesi geliyor insanın ..sahi yazıyorum şuan , biraz sinirle biraz da umutla bakarak yaşananlara anlatasım var gözlemlediklerimden doğan fikrimi.

Neydik biz nasıldık buralara bu güneşe bu aya bu gökyüzüne nasıl bir arada geldik ,nasıl yüzyıllarca bir arada yaşadık ? tuhaf doğrusu iki kardeştik aslında her birimiz rengimiz yoktu bu memlekette , herkesin anasına ait bir dili yoktu herkesin kendi ayrı bir ata tarihi yoktu çünkü biz bir dille bir tarihle ve tek renkle birçok yıl herhangi bir ırkın öznelliğinde olmadan yaşamıştık . mutluyduk başarılıydık ve umutluyduk .. yıkılan bir saltanatta da halimiz buydu kurulan bir cumhuriyette de .. sonra ne mi oldu fazla göze battık galiba ters düz olduk .. hepimizin annesi ayrı konuşur yüzü ayrı renge çalar tarihlerimiz şaşar oldu …haberlerden gazetelerden haberim olmaya başladığında ben “şehit cenazesi”kavramıyla tanıştım bir yanda anneler feryat figan ağlarken bir yanda “vatan sağ olsun” diyen biçare ve öfke dolu babalar vardı…Kürtlere sövüp sayan vatandaşlarımızı da unutmamak lazım . ve biz Kürt çocukları hele ki İstanbul’da Türklerle bir arada iç içe yaşayıp Kürtçe bilmeyen ama hep Kürt olduğunu farklı olduğunu yasak olduğunu kendini unutmadan yaşamak zorunda olup Kürtçeyi konuşmadan öğrenmek zorunda olan biz İstanbullu Kürt çocukları.. biz haberlerde ağlayanlara ağlayıp Kürtlere sayıp sövenlerden nefret ederek büyüdük , büyüdüm …anlamaya çalışıyordum bu neyin kavgasıydı kimin kavgasıydı ne uğrunaydı , babama sordum “ niye askerler ölüyor” diye ..bana “ Kürtler hakkını arıyor” dedi … hak mı ! ne hakkı dedim dil hakkı dedi kürtçe konuşmak istiyolarmış , şaşırmıştım kürtçe konuşmak için insan mı öldürülür diye .. babamın dediği son cümle sakın bu işlere bulaşma olmuştu .. kim isterdiki evladının ölüm kokan işlere bulaşmasını . bulaşmadım da zaten çünkü ben aklı vicdanı vatan sevgisi her şeyin öncesinde Allah korkusu olan bi insandım ..peki ya olmayanlar ? işte bu yaşananların bu ayrımların kan kokan toprakların tek sorumlusu olmayanlar ..bizler gözlerimizi 20 yaşında askerleri 15 yaşındaki kürtlerin öldürdüğü bi dünyaya açtık , sorumluları vardı bu göz açışımızın hesap veren yoktu .bizler kürttük ama yanlıştık kötüydük haindik .türkçe biliyoduk Türkçe yaşıyoduk türklerle arkadaştık ama kürtdük . kendimizden çekinir olduk yeri geldi herkesden çekinir olduk bi seçim vardı ya düşmansın ya düşman.. faşistler senin yaftanı belirlemişti türkü bi kürt sevemezdi kürdüde bi türk sevemezdi başka bi seçenek yoktu. sanki illa insanlar ölmeliydi . insanların ölümü durdurulmaya çalışıldıkça oyunlar oynandı ve o oyunlar kimilerine göz açtırdı kimilerine at gözlüğü takdırdı …faşist zihniyetin yoluna taşlar koymak onların bu düşünce kavgaları yüzünden ülkemize vatanımıza olan ihanetden uzak durmak hepimizin boynunun borcudur . bizler herşeyden önce din kardeşiyiz bu olgu tatmin etmediyse eğer bizler yüzyıllık komşularız , selamlaşmalar olmuştur dedelerimizin dedelerinde . bizler yüzyıllardır aynı toprağın suyundan içiyoruz bunun da mı hatrı yok ?gelen tüm oyunlara karşı yapmamız gereken gelmiş geçmiş önderlerimiz liderlerimiz ve kurtarıcılarımızın emeğine cesaretine ve yüreğine saygı duyup bir arada yaşamamızdır koca bir milletin birliğini molotoflarla yok ederek zayıflatan biz olduk kıyamete kadar sağlam tutabilmeyi deneyen ve başaranda bizler olalım lütfen ….

Kategoriler
Günlük hayat

Alışverişimi Kendimden Yapıyorum

Türkiye’de yıllardır uygulanan bir alışveriş taktiği vardır ki bu taktik dışında kalmak neredeyse olanaksız hale gelmiştir.

 

Eskiden çarşıya pazara çıkıldığı zaman özellikle küçük yerleşim yerlerinde alışveriş yaparken ya da herhangi bir ihtiyacımızı giderirken ya tanıdık, ahbap bir esnafın veya bir hemşeri esnafın dükkânına uğranılırdı; esnaf da bunu beklerdi. Tanıdık birisi yoksa alışverişler fiyat ve kalite gibi ölçütleri de dikkate alınarak en uygun bir yerden yapılırdı.

 

Diğer taraftan esnaf tabelalarında daha çok müşteri çekmek amacıyla belli oluşumlara cazip gelen sözcükler bulunurdu.

 

Bir işsiz işe gireceği zaman büyük oranda dernek, ocak, parti gibi belirli siyasi oluşumlardan referans götürmek zorunda idi.

 

Bu şekilde iş sahibi olma, müşteri tutma veya alışveriş yapma yolları devam etmekle beraber büyük değişimlere uğradı. Bizler birey olarak belli odakların etkisiyle ister istemez bu değişimlere ayak uydurmak zorunda kaldık.

 

Yıllarca oturduğum binanın altında bir bakkal dükkânı vardı. Özellikle mutfak ihtiyaçlarımın büyük bir bölümünü buradan temin ediyordum. Zaman oldu dükkân sahibi kirayı ödeyemeyecek duruma geldi ve dükkânını kapatmak zorunda kaldı. Kapatmak zorunda kaldı çünkü müşteriler yeni alışveriş yapacakları yerlere çoktan yönlendirilmişti.

 

Müşteriyi çeken yeni alışveriş merkezleri her türlü ihtiyacı giderecek özellikle donatılmanın yanında aynı zamanda da hangi cemaate, hangi mezhebe, hangi tarikata, hangi siyasi oluşuma, hangi etnik kökene yakın olduğunun da en azından ipuçlarını verirken müşteri servisi, hediyeli çekiliş, indirimli alışveriş kartı gibi cazip gelen yöntemleri de kullanır oldu.

 

Diğer taraftan dernek sendika gibi sivil toplum oluşumları da kendi üyelerine daha uygun alışveriş yapabilecekleri değişik esnafla anlaşarak üyelerini yönlendirme yaparken küçük esnafta bile seçicilik yoluna gidildi.

 

Hayra yapılan yemekli toplantılar, kermesler, yardım kampanyaları vs de bu yöntemin tuzu biberi olurken ‘‘Alışverişimi Kendimden Yapıyorum’’ sistemi ekonomik ve ticari hayatta yerini sağlamlaştırmış oldu.

 

Bu sistemin dışında kalıp parasının nereye gittiğini bilmeyen Türk evladı!

Türkçü Turancı mısın? Dünyanın neresinde olursan ol, sen de alışverişini kendinden yapmak ister misin?

İşsiz isen bir Türkçünün iş yerinde çalışmak ister misin?

Türkçü bir işveren isen Türkçülerle çalışmak ister misin?

Esnaf isen müşterilerinin arasına Türkçü Turancıların katılmasını ister misin?

Gerek yüz yüze gerek internet aracılığı ile alışverişini kendinden yapabilir, iş sahibi olabilir, yeni müşteriler kazanabilir, Türkçülerle çalışabilirsin.

Nasıl mı? İşte yolu:

İçerdiği bilgileri devamlı güncellenen:

https://www.facebook.com/turkcuisyerleri

bağlantısından yararlanarak, en güzeli ise:

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kamdavulu.erlikhan.turkcuisyerleri programını android uyumlu cep telefonunuza indirerek her an için alışveriş yapabileceğin işyerlerinin adresini, iş bulabileceğin işverenlerin adresini, iş arayanların adresini öğrenebilirsin.

 

Sürekli güncellenerek geniş bir adres potansiyeli oluşturmayı hedefleyen bu hizmet programının içinde yerini almak veya alışverişini kendinden yaparak paranın nereye gittiğini bilmek senin en doğal hakkındır. Bu hakkı kullanmak aynı zamanda da görevindir. Haydi, o zaman!

Osman Öcal

Kategoriler
Günlük hayat Şuan Düşündüklerim Türkiye üzerine

Türk bayrağının bağlayıcı bütünlüğünü yok sayarak aşağı indiren zihniyet, yok olmak için zamanı kolluyor…

Kısa bir not düşeceğim: Bu ülkenin üzerinde dalgalanan bayrak, herkesin sahiplenmesi gereken bir simgedir. Bazılarımız için candan da ötedir, bazılarımız için bağlayıcı bir bütünleyicidir, bazılarımız için ise aşağı indirilmek istenen onur, şeref..

turk-bayragi-guller-arasinda

Biz onurumuzuda şerefimizide yukarda dalgalanırken, aşağı indirtmeyecek bir neslin evlatlarıyız. Türkiyenin iyi giden düzenini bozmaya çalışanlara hitaben. İnsanların sabır KÜPleri dolmak üzere, sonrasında olanlar hiçbirimizi memnun etmeyecek ama sonucu netleştirecek. Kazanan ise yine bizleri dağıtmak, bölmek isteyenler olacak.

Türk bayrağının bağlayıcı bütünlüğünü yok sayarak aşağı indiren zihniyet, yok olmak için zamanı kolluyor…..

Kategoriler
Eğitim - öğretim Güncel Haberler Günlük hayat Türkiye üzerine

Cumhuriyet Üniversitesi’nin 40. Yılı için Çaldılar

Sosyal medyada karşılaştığım bir paylaşım üzerine sizlerlede bu harika klibi paylaşmak istedim. Cumhuriyet üniversitesinin 40. yılı ismis ve bunun akabinde üniversitenin müzik bölümününde güzel bir katkısı olmuş. İzlemenizi ve dinlemenizi tavsiye ediyorum arkadaşlar.

Cumhuriyet Üniversitesi'nin 40. Çaldılar

Klip için 100 e yakın öğrenci ile çalışıldı ve benim bildiğim 3 şarkı seslendirildi. Hepsine bu güzel klip ve harika organizasyon için teşekkür ediyorum. Umarım her sene, hatda dahada sıklıkla bu tarz organizasyonları görürüz.

Kategoriler
Günlük hayat şiir edebiyat

Eşek Gözlüm

                                                        Eşek Gözlüm

   Biz kişioğulları özellikle şairler, uğur böceği, karınca, kelebek, arı gibi böcekleri kutsarız. Bunun yanında gül, menekşe, lale, sümbül, çiğdem, nergis, elma, zeytin, kiraz, nar, servi gibi bitkilerde kutsadığımız bitkilerdendir.

   Diğer taraftan yabani hayvanlardan ‘‘aslan gibi delikanlı’’ derken aslanı, ‘‘ceylan gözlü’’ derken ceylanı, hatta sürüngenlerden asla karşılaşmak istemediğimiz ve yüzü soğuk dediğimiz yılanı bile ‘‘rakibine yılan gibi sarılıyor’’ sözüyle kutsarız. Kuşlardan ‘‘ allı turnam’’ diyerek turnayı, ‘‘keklik sekişlim’’ derken kekliği, ‘‘bülbül avazlım’’ derken bülbülü kutsarız.

   En çok kutsadıklarımız ise gül, bülbül, ceylan, turna, elma, zeytin, kiraz, nar, kelebek gibi canlılardır.

   Bütün bu ve benzer canlıları kutsayan kişioğlunun her gün beraber oldukları hatta etinden, sütünden, yumurtasından, yününden, kılından, derisinden, gübresinden yararlandığı, yük taşımada faydalandığı, ev bekçiliği yaptırdığı hayvanlara bakış açısı nedir?

   Bir yerde, muhtaç olduğumuz evcil hayvanları kötüleme, hor görme, küçük görme, hatta hatta lanetleme aracı olarak kullanmamız ne kadar acıdır. ‘‘Öküz oğlu öküz’’ derken öküzü, ‘‘inekliyor’’ derken ineği, ‘‘ koyun gibi millet’’ derken koyunu, ‘‘ it oğlu it’’ derken köpeği, ‘‘eşek sıpası’’ derken eşeği, ‘‘ katır gibi inatçı’’ derken katırı, ‘‘Abdurrahman Çelebi’’ derken keçiyi, ‘‘çok gezen tavuk…’’ derken tavuğu yermiş, kötülemiş oluyoruz.

   Keçi ile ceylan birbirlerine çok benzeyen iki hayvandır. Belki ömrümüzde hiç görmediğimiz ceylanı gözünden dolayı kutsarız da aynı gözlere sahip keçiye gelince yereriz. Türk töresinde atın önemli bir yeri olmasına rağmen kutsama gibi bir durumumuz olmamıştır.

   Hele hele dünyanın en güzel gözlerine sahip olan eşeği bırak bir ceylan gibi gözlerinden dolayı kutsamayı köpekten sonra en fazla aşağılama ve hakaret aracı olarak kullanırız. Sevdiğimize zeytin gözlüm veya ceylan gözlüm dediğimizde güzel bir tepki almamamız mümkün değil. Fakat eşek gözlü dediğimizde de olumsuz tepkiyle karşılaşırız. O sevdiğimiz kişi en güzel gözün eşekte olduğunu bilse bile.

   Tabi ki bunun birincil nedeni edebiyat alanında özellikle şiirimizde eşek gözünün güzel gözlü anlamında kullanılmamış olmasından kaynaklanmaktadır. Peki, ‘‘eşek gözlüm’’ edebiyatımıza bir ‘‘ceylan gözlüm’’ gibi övücü bir manada girer mi, sanmıyorum. Girebilmesi için başlangıç tarihi bilinmeyen bazı değer yargılarımızın değişmesi gerekir ki bu da biraz zor görünüyor.

   Güneşi, ayı, yıldızı, mavi göğü, toprağı, suyu kutsarda kişioğlu en güzel gözü kutsamaz.

   Bazen aykırı çalışmaların da olması gerektiğini düşünerek samimi düşüncelerle yazdığım aşağıdaki çalışmayı değerli okuyucularımızın görüşlerine sunuyorum.

Ne Ataşa Yandım Ne Nara Yandım

Ne ataşa yandım ne nara yandım,

O Eşşek gözlere yandığım gibi.

Ne alına yandım ne mora yandım,

O Eşşek gözlere yandığım gibi.

Tepeden tırnağa bütün bedene,

Ne şirin gamzeye ne siyah bene,

Yanmadım inan ki nazenin tene,

O Eşşek gözlere yandığım gibi.

Zülüfler yay çizer bahardan kışa,

Her vakte kıblegâh etsem de hâşâ,

Yakmadı cemalin yanmadım kaşa,

O Eşşek gözlere yandığım gibi.

Ağız mey kadehi dil ise kudüm,

Yanağı gül pembe sevdama begüm,

Nur tutan kirpiğe yanmadım gülüm,

O Eşşek gözlere yandığım gibi.

Vuslatî mühürlü dudaklar dürüm,

Mecnun’dan beriye belki ilk sürüm,

Gönlümde tutuklu çöllerde hürüm,

O Eşşek gözlere yandığım gibi.

Osman Öcal