Kategoriler
Aile bağları Deneme Yazıları Genel Konular Kaybettiklerimiz! siyasetci Yazar Yeni yazarlarımız

–ESARET–

ESARETHızlı adımlarla koşuyordum.Daha adım atacak halim dermanım kalmamış, bacak kaslarım ateşten  erime noktasına, gelmişlerdi.Yaklaşık bir saatir koşmamın, ewet işte meyvasını aldım . Arkamda kimse yoktu.Ohhhh;  Şükür Rabbime, çok şükür yakalanmadım . Artık gönül rahatlıyla bir sigara içebilirdim.Ne zaman bitecekti ? Ne zamana kadar sürecekti bu kaçış?Yorgundu her yanım, en çok gönlüm yorgundu.Neden diyordum, çekerken bir derin nefes daha- neden kapalı hayat kapıların bana?Şöle herkez kadar olsaydı, sorunlarım.Kendine bakmayan, iyice kilo almış çok konuşan bir karım; üç beş çok yaramaz çocuklarım, geçim sıkıntısı çekseydim ; üstüne üstlük bide işimde olmasaydı!…Allah’ım Amenna Vesseta işine karışmak ne haddime, bilirim dağına göre kar verirsinde; ben dağ olma durumunumu aştım?Yoksa, kar yerine taşmıdır bana lutuf gördüğün?Kimi hayvanları bilir, kimi toprağı, kimide iyi okuyup yazmayı; ben  kaçmayı bildim hep korkarak, gölgem arkamda,ne yaman çelişkidir ki; aynı  havayı, aynı şekilde alıp verioruz da hepimiz;  hepimiz ayrı bir ohhhh çekiyoruz…..

Yedi yaşındaydım.Babamı ilk gördüğümde elinde çok fiyakalı bir valiz, başına takılmış kahverengiyle sarıya çalan spor bir gözlük. Kocaman bir gülüşle sarmaladı; cılız, zayıf, ürkek beni, saçlarımı karıştırdı; aslan oğlum benim dedi.Çoşuyodu ya içim, babam geldi; işte babam, işte burda gerçekten Ahmet’in gibi Celal’in gibi benimde babam varmış demek,  o varlığı herkeze göstermek, heyecanı ile yandı  tutuştu içim.O gün oldu bana ilk ve son dokunuşu rahmetlinin.Şimdi bir kaçak ömre yedire yedire her anını değişik bakış açılarıyla binlerce kere kafamda kurguluyor, o küçücük zaman diliminden hep farklı paydalar çıkarıyor, hatta bir dizi gibi yarına bırakıyor, o anı bir bütün gibi aynı anda düşünüp bir seferde harcamaya korkuyorum….Annemle, öpüşüp koklaşmadılar bile….. Çook uzun konuştular, konuşmaları sabaha dek sürdü.Yorganın altında kendi nefesimi bastırıyor,  olan biteni duymaya,anlamaya çalışıyordum.Duyduklarımla, duymak istediklerim harmanlanmış olarak rüyama girip  beni kabusa sürüklediğinde, korkuyla uyandım.Anneme baktım, ellerimi öptü ılık nefesiyle ,”yat oğlum rüya gördün, geçti uyu hadi” dedi.Uykum yok dedim; dikildim.Babam nerde demek istedim; varmadı dilim.Odalar boştu, her boş  oda dahada acıttı; o cocuk kalbimi!!!  Annem, çilem, aşığım, canım, kadersizim…Şöle bir burnunu sıvazladı,” baban gitti oğlum” dedi.Sırtımdan bir yük inmiş gibi ohh dedim, hüzünle,yaşantımız aynı şekilde kaldığı yerden devam edecekti; annnem ve ben… Hıh ne değismesini istiyordum, nede babamın tekrar gelmesini, babamın geleceğini bilmek ona kavuşacağımı düşünmek, işte buydu asıl olan mutluluğum ( umut etmekti, umutla beklemekti)….O umuttu bizi güçlü kılan, annemle beni, etten duvar yapıp bir birine,  her gece koyun koyuna sokuşturan. 

Döndü  gitti sandım. Geldiği yere;yani Avrupanın güneyindeki çizme şeklindeki yarım adasına, İTALYA’YA; bize hiç adam akıllı gönderemediği liretlerini kazanmaya… Ne acı ki, büyük, büyükten öte  bir acı , Üç gün sonra ölüm haberi geldi.Haince katledilmiş, el ve ayak parmakları kesilmiş halde, bir çuvalın içinde kıyıya vuran cesedini bulmuşlardı. Öldürülme şekli medyanın çok ilgisini çekmiş günlerce kapımızda sabahlamışlardı.Annem metanetini koruyor aynı düzenimizle yaşam savaşımıza katılıyor gibi…….. yapıyordu…..Yalandı, koca bir yalan iki kişilik minicik yuvamız babamın gülüşüyle bozulmuştu .İlk kaçışımız böle başlamıştı, annemle,  elimizde iki bavul tren garındaydık, daha gün ışımamış sabah ayazı kendini gündüzün sıcağına teslim etmemişti.Türkiye genelinde sanırım  yirmi sekiz yıl boyunca annemle yaşamadığımız il kalmamıştı.Alışkanlık bize yasaktı, bağlanmak ikinci büyük yasak, sevmek emek vermek olmayacaktı.Hayat bize   üç ile altı aylık perodlarla yaşama ve  bir yere bağlı kalma şansı sunuyordu.Geçen yıllardan sonra insan herşeye alışıyorda; oy oyyyyyyyyyy şu kalpte olmasa hani atmasa tamam diycem.Seviyosun ya,  seviliyosunda neye şartlarsan şartla kendini.Gitme diyor,  gitme, sıcak nefesleri……

Babamdan miras bu kaçışa annem  dayanamadı, çoook uzun katlanamadı.Geçen sene” iyimser kal yawrum, vuslat elbet bitecek, bak pek  peşimize gelen de yok epeydir” dedi.Öldü.Yol arkadaşım, her tel saçını yün gibi eğerip göğsüme motiflediğim, can canan gittti işte, bir hiçe…Hiç işlemediği, hiç karışmadığı, benliğinde yaşatıp hayallerinde eş olduğu kocasının; ‘hatasıyla ‘ savaştı…. Birde yanında kamburu, yani  beni, hiiiç incitmeme, bırakmama  pahasına…Güz  gülüm,  belli bir adresin oldu, annem, hep istediğin gibi menekşelerle çevirdim dört bir yanını, yeni daimi evinin,son adresinin,yine yine istediğin gibi adınıda yazdırmadım o soğuk taşa, alallade bir isim olması çok uğraştırdı;  inan,  ama iyimserim sevgilim, belli bir adresin var beni sana dönüp getirecek . Menekşelerini yenileyecek,mekanın cennet olsun .Sürgünün bitti;tadını çıkar soğuk yerde sıcak evinin …….

Şimdi yollardayım…Peşimde öfkesi hiç bitmeyen İtalyan’lar, yok bitti bu kaçış paronaya yapıoruz onlar bizi aramıyodur; derken,  iki yabancı” seni sordular” diyorlar.Çift dikiş atılmış av hali tekrar başlıyor.Otuz yıldır, ülkeyi çeşitli entrika ve koalisyonlarla yönetmiş İtalyan demokrat parti ve İtalyan sosyalist partinin iktidardan inmesisinin elbette ceremesini çekicek hiçbir şekilde bu maliyeti haketmiyecek ufak insanlar olacaktı!!İşte babam bu  ufak insanların en başında geliyordu.Güzel bir tahsilden sonra evlenip, İtalya’ya yerleşen ailem benim doğumumla beraber, Türkiye’ye kesin dönüş yapmış, o çok sevdiği politik kariyerini benim milliyetçi  kan akışlarım olsun diye terk eden babam,; bize tanıdığı mutlu olma hakkını İtalya ‘ya tekrar dönmekle son vermişti.İdalleri herşeyiydi babamın.Pire için yorgan deil tüm hayatını yakabilirdi.’Belki diyorum belki bu nihayete ermiş benim zawallı bir sürgün yaşantımı kestirebilseydi;idaellerinden bir nebzede olsa vazgeçer bu hazin sonun temelllerini atmazdı .Tadı kaçınca,  balda olsa içtiğin sirke hazzı weriyor işte. Olmayan yaşanmayan arzularıyla, hayalllere sıkışmış kalan ben, ve olamadığımız  yitirilmiş ailem ;  kendime acımaktan çoktan wazgeçtim de,  ahh annem,  senden sana waad ettiğim aileden vazgeçemiorum. Oysa ne komik hiç ölmeyecek gibi yaşar, ebedi olacak gibi birikim yapar insanlar.Vardıkları nokta nihayete erdiğinde ise ne gençlik kalmıştır,nede birikimlerini hazmedicek bir bünyee; eee o zaman nerde denge ? Benim koşu atı olma halimi,  ensemdeki soğuk rüzgardan anlayabiliyorumda !!! İnsanların girdikleri bu kısır döngü,  bana epey kara komedi geliyor.Ne kadar soğuk ne kadar büyük bir boşluk soğuk. Her seferinde farklı bir telaşsal içgüdü  SANKİ VAKTİNDEN ÖNCE GEÇİLMEYE ÇALIŞILAN BİR SIRAATTAYIM….

                                                  (………………………………………………………………..) !

EYY MAKBER!!  BEKLE GELECEĞİM YANINA BU İZ DÜŞÜŞ BU ESARET BİTTİ. Vurulmuşum yaa  nice saat önce, ruhumun bedenden ayrılışıymış beni geçmişimle cebelleştiren.Ne olur söle ordu ordu gelseniz üzerime  fark eder mi ölüm melekleri var  her yanımda; yitip giden yıllar, kader, daha hangi kahpelikle çıkabilirMİsiniz ki karşıma ?  GELİNDE VURUN ;  KIRBAÇLARINIZLA DOKUNAMAZSINIZ Kİ HAYALLERİME!!…Ters çevirdim aynaları ben. TESLİMİYETİNDEYİM  KOKUŞMUŞ ZAVALLI BEDENİMİN  GAFİLLERDE YOLU TUTMUŞ; DÖNMEKTE…BİLMEZLER Kİ ! GAFLETTEN BU KARŞILAŞMAMIZ;  DEĞİL BU SON PERDE !! İHTİYATSIZ BİR  GİDİŞTELER, HER ADIMDA BANADA DOĞRU İLAHİ EBEDİ ” ESARETE ”….

 

Kategoriler
Aile bağları Genel Konular Kadın ve Erkek Yazıları Kaybettiklerimiz! Sevgi ve Ask Dünyası Yazar

DEVRİLEN YILLAR MUCİZESİ !!!

Bu gece yine nöbetteydim.Hasta odalarının yorgun kapıları yarı yarıya kapanmış;bana kala kala uzun hastane koridorları her an çalacak diye ürktüğüm telefon, biraz  yazımı ertelenmiş dosya ve gece verilecek olan ilaç bardakları kalmıştı.Mesleğimin, henüz yedinci yılında olmama rahmen bu gece nöbetlerinden haz etmiyordum.Gündüzün telaşesi, gece çok ürkütücü bir panik atak yolculuğuna çıkartıyordu .Hangi kapı açılır hangi hasta bir yatağın zili çalar da uyuya kalırsam, yakalanırım telaşı omuzlarıma sımsıkı yapışmış ağır bir yük gibiydiler.Devlet hastanesinden çok bir özel klinik havası verilsede, hastaneydi işte bildiğimiz soğuk en soğuk türünden, gözlerim  ağırlaşıyor uyuyupla uyumama arasında gelip gidiyordum.Dahiliye servisleri, böle yapıyordu insanı; her an her şey olabilirdi.Taburcuya hazırladığımız, nice hastaların çok sefer çok ağırlaştığını,  hatta yoğun bakıma alındıklarına, şahit olduğum için,  oto kontrolümü elden bırakmamalıydım.

Ne kızıyordum!  Caner’e ya insan karısını düşünmez mi? Yüz kere dedim; izin günleri dışında misafir çağırma hep bu son olsun bi da olmaz diyip, diyip tekrarlanan bir oyun haline getirdi olayı; benim ne  çektiğimi ahh bir anlasa şüphesiz yapmazdı.Al işte;   iki numaralı odanın kapısı aralanıyor,kim bilir kim ?

-Hey durun Nalan hanım kalkmamalısınız!…

-Siz, siz nasıl olur ?Allahım yaa, nasıl tek başınıza çıkarsınız?

-Tamam endişelenmeyin şimdi yatağınıza gidelim.

-Hemşire hanım durun benim acil çıkmam lazım!..Nazif NAZİF ÖLÜYORRR..

-Nazif ‘te kim?

-Kocam. Ne olur kimse bilmez herkez uyuyor.Ne olur yardım edin aşağı kadar.Taksiye bindirseniz yeter.Biliyorum anlamıyosunuz, beni.Biz Nazif’ le elli koca yıldır beraberaberiz. Bir askerlik oldu bizi ayıran bide  hastalıklı günler, yalvarıyorum ne olur !..Fazla vaktimiz yok Nazif tansiyon hastası ve zor durumda bunu biliyorum.Hemşire  kızım o benim herşeyim, tek varım yoğum,DEVRİLEN YILLARIM…

Ağlayan yalvaran ,gözlerle buruşmuş titreyen o pamuk elleriyle eğilmeye çalıştı ayaklarıma oldukça yaşlı ve hasta bedeni bile buna müsade etmedi.Eğilemedi .Kalakalmıştı… Ben KALAKALMIŞTIM.Hayır ne kadar zor bir andı, ne kadar zordu karar vermek.Bunca hastanın sorumluluğu, Nalan hanımın sorumluluğu, benim işimi kaybetme riskim   bunca emeğimin yok oluşu,bunların sonucunda daha da katlanılması zor telafisiz acılar….Hayır yapamazdım…….Kendimi onun yerine koyunca da yapamazdım.Onu, onun gibi anlıyordum.Dewrilen yıllarımız olmasada eşim Caner’de benim yaşama sebebim nefes alma şeklimdi.Çok acil verilmesi gereken bir karar noktasındaydım.Döküldü birden irade dışı düşüncemde var olayan bu cümle gurubu.

-Tamam dedim. Tamam üzülme hadi gidelim yalnız bana beş dakika ver..

Alalacele koridorun ortasında duran masama, bir not  düştüm.”ÇOK ACİL ÇIKMAM GEREKİYOR BEŞ DKK GELİRİM.”Yapılabilecek en mantıklı şey buydu, şu an hemen üstüme bişeyler alıp;Nalan hanım’ada bir battaniye kapıp koluma girmesini sağladım.Onu uçurur vazitte çok hızlı olmasada sağlam, seri adımlarla koridordan geçirdim.Asansör kattaydı.O, üç kattan aşağı inmek bir ömür gibi geldi.Zavallı kadın, yarı türkçe yarı yugoslavca dualar ediyor, devamlı olarak ”bırzo, bırzo” diyordu.Yugoslavca bilmeye gerek yoktu, çabuk olmamı istiyor; o yığılmış bedenini adeta sürüklüyordu.Aşağı inmemizle beraber, kapıdaki güvenlik engeli beni iyiden iyiye telaşlandırmıştı.Ohh neyseki; kapı boştu, güvenlik görevini askıya almıştı.Tereddütsüz hemen taksi çağırdım.Nalan hanımı bindirdim.Bende hemen yanına oturdum.O  beynimin taa her hücresini alev alev eden bakışlarıyla gözlerime baktı.

-Geliyormusun sende ? dedi.Nasıl gitmezdim…

-Geliyorum; dedim.Taksiciyi adrese yönlendirmemiz, hiç te zor olmadı.Belki kırk dakika sürecek yolu, yirmi dakikada tamamladık.Endişe bizden ayrılmayan tek şeydi.Tüm beden dilimiz, kısa ama telaşlı konuşmalarımız, bizi adrese en acil şekilde ulaştırmıştı.Artık sokakları çıkartma, bu gece karanlığında, olası bir tanıdık resim, bir işaret bulma, tedirginliğiyle biraz dolaştık. Nalan hanım,heyacanla……

-Dur dur.İŞTECİK ŞU EV  dedi.Aslında ne çok ayrıntı vardı, telaşında, ve ne çok korku.Öle sıkı sarılıyor du ki kollarıma, benim ve benim daha üstümde bir kuvvet için, hırpalanıyorduk ikimizde; ben onun için, o da Devrilen Yıllarının sahibi için…. 

Boyası  dökülmüş, sarıyla yeşil arasında kalmış, üç katlı bir binanın girişinde, kapı açılması için her zile ısrarla basıyorduk.Sonunda geceyi yaran bir ses geldi.

-Kim o, dik durmaya son bir kuvvetle doğrultuğu belini zorlayıp,

-Ben  Nalan hanım Fikribey oğlum. Nazif, Nazif’e bakmaya geldik.Dedi.Başımı onaylar bir şekilde salladım.

-Nalan teyzeymiş aç, aç, açç kapıyı diye seslendi; içeriden gelen -kimmiş, sesine…Açılan kapıyla biraz irkilip, kat çıkmadan karşımızda ki ilk kapıya yöneldik.Kırık dökük plastik bir ayakkabılığı kurcalamaya çalıştı.Anahtarı bulmanın zaferiyle,  kilide yöneldi.Oysa ben bu ayrıntıları hiç hesaba katmamıştım.Düşen battaniyeyi yorgun omuzlarına koyup, anahtarı ben aldım.Şimdi adrenalin tavan yapmıştı.Nihayet son anı yaşıyorduk bu gece; kıyametten önce ki….

Kapı açıldı, her yer çok karanlıktı, olduğundan fazla  karanlık, daire sanırım yolun arka güneş görmeyen tarafına düşüyordu.Işığı açtı.O; çatallı naif sesiyle, bir çocuğun bayram sabahını andıran heyecanıyla işte bağırıyordu.

-Nazif, Nazif, Nazifbey…..İçeriden öksürükle karışık bir ses geldi.Nalan hanımın, yöneldiği taraftan. Ordaydı, boyluboyunca yatıyordu.DEVRİLEN YILLAR, aşığı,adamı,can yoldaşı….Kadınlık başka şeydir…Durum vaziyet ne olursa olsun, kendine çeki düzen vermenin, erkeğine güzel görünmenin, desturu yeri yoktur.Nalan hanım’ da saçlarını elleriyle şöle bir düzeltikten sonra;

-İyimisin Nazif ?.. iyimisin ?Seni çok merak ettim, tam iki gün oldu gelmedin.Bak, hemşire hanım kızımızıda zor durumda bıraktım.Seni çook merak ettim.

-Boşa telaş yapmışsın canım, turp gibiyim.Biraz üşütmüşüm de çıkmiyim dedim.Yarın ben sana gelecektim.Bak, hemde istediğin lokumlarıda aldım: güllü, gül kokulu lokumlar orda,ben iyiyim ama sen” iyiki geldin.”…..

-Kızmadın mı?.. ÇOK  ÇOK MERAK ETTİM SENİ.

-HIH, KIZMADIM TABİ; ARADA BİR GENÇ OLMAK LAZIM.

– SEN YAŞLI MI DİYOSUN BANA?

-Hiç bir şey demiyorum.Ömrüm, ömrüm diyorum.Hoş geldin.Hanım kızım, sende hoş geldin.Allah razı olsun; çok zorluk olmuştur,sana ama büyük iyilik ettin.Öle çok istedim ki Nalan ‘ımı bu gece, görmek seni vesile etti. Rabbim.Hamd olsun ki, gördüm, konuştum, en sevdiği lokumlarını sundum.

-Önemli değil Nazif amca iyi olmanıza sevindim.Fakat fazla vaktimiz yok hemen dönmeliyiz.Sizin varmı bir isteğiniz, yapabileceğim bir şey. lütfen varsa cekinmeyin,  söleyin? İlaçlarınızı aldınızmı?

-Nazif amca iyisin, dimi?

-İyiyimmm, ilacımıda aldım; yemeğimide yedim;Yok bir isteğim, saolasın kızım.

-Ben dışardayım, Nalan abla lütfen birazdan yola çıkalım.Kimse fark etmemiştir; umarım.Nasıl kızıyordum, kendime: işte boşa bir endişeymiş, adam sapasağlam duruyor.Ne diye gelirsin, hatta onuda böle saçma bir maceraya  cesaretlendirip,sürüklersin.Asistanlara, yada nöbetçi doktora söleseydim keşke ”offf ‘ diye hayıflanmalarla, bekledim.Elinde birkaç tanesi yenmiş, göğsüne sımsıkı bastırdığı, lokum paketiyle çıktı.Nalan hanım, aşağı yukarı onbeş dakika kadar kalmıştı içerideki odada gözleri yaşlıydı.

-Gidelim kızım dedi..Öfkem yerini endişeye bırakmış;

-İyimisiniz? Dedim.

-İyiyim hadi, gidelim.Dedi.

Ellerindeki, tüm güç eriyip bitmiş.Kolumda ki varlığı, hissedilmeyecek hale gelmişti.Çok üzgündü.Benle onun acısıyla üzgündüm….Kızdım kendime, ne beklıyordun; adam ölse yaptığına, geldiğine deymiş mi olacaktı!..Diye..Düşüncelerimde ayıpladım kendimi…

Hastanenin, o soğuk koridorlarına tekrar dönmüştük; yolda luzumlu olmadıkça hiç konuşmadık.Ne olmuştu o odada, cesaretimi toplayıp soramadım.Muhakkak, derin bir  aşk-ı muhabbet olduydu.Ardından hüzünlü bir veda.Yazdığım not, gözüme ilişti belli ki kimse okumamıştıi: sorun olmamasına, çok sevinmemle beraber, kolumda sürüklediğim bu bedenin bomboşluğuda içimi ürpertiyordu.Yatağına usulca yatırdım, üstünü örttüm,sesizce

-Birşey istermisin abla ?.. dedim.

ELLERİME UZANDI.ELLERİMİ ÖPTÜ.Bir kaç kez, Allah razı olsun, kızım, dedi.Acıma şefkat ve içtenlikle kır saçlarının başladığı yere bende, bir öpücük kondurdum.

-Yat dinlen, iyi ol ki çabuk kavuşasınız.

-BİZ KAVUŞTUK ; dedi

-Tebessüm ettim. Bu da kavuşmamı Nalan hanım, daha ne yıllarınız devrilir inşalllah dedim.Çıktım odadan, huzurluydum.Adrenalin son bulmuş. Taşlar doğru yerine konmuştu.İki gün sonra mesai saatim başladı.Uzun ve ilaç kokusu sinmiş, soğuk koridorlar bitince gözlerim, yüreğim, Nalan hanımı arıyor.Taburcumu oldu, endişesi de  beni meraklandırıyordu.

-Serpil, dur  biraz, bişey soracaktım.İkinci odadaki  hasta, nerede ?

-Hangisi??..

-Nalan hanım, vardı ya, hani çok yaşlı olan, yedi  numaralı yataktaki canım ?

Haberin yok dimi??.Sen yoktun.Önce ki sabah, senin nöbetinden hemen sonra, bize lokum verdi.Gayet iyiydi.Hatta bu lokumların, aslında senin olduğunu, senin ne zaman geleceğini ısrarla, sordu durdu.Ardından bir saat geçmeden, kadıncağız öldü.

– Öldümü? Olamaz!!!!!.

-Niye bu kadar şaşırdınki? Daha ilginç olan neymiş biliomusun ?

-Ne ne neymiş!!!

-Ondan bir gece önce, sabaha karşı kocası da ölmüş. Yazık ne acı dimi, peş peşe karı koca öldüler birbirleriyle vedalaşamadan, hayat işte, ne oldu  Ece, rengin gitti ?

-Yok bişey, tamam saol Serpil.Gitmem gerek görüşürüz.

Anlamalıydım, anlamalıydım, kahretsin nasıl anlamadım o gece ölmüştü: Nazif amca neden, YA RABBİM odaya son kez dönüp bakmadım.Pekii ama öleceğini nasıl  bilmişti?Aklım almıyor, nasıl bilmişti.Ahh, Nalan abla ahhh, demedin dimi, diyemedin, ama neden?Offf inanamıyorum, beni ve işimi tehlikeye atmamak için,  ayrıldın ordan, DEVRİLEN YILLARINDAN, CANINDAN,  ancak böyle  hassas hisedilebilir  bir sevgi, ölüm ancak bu kadar soğuk bir mesaj gönderebilir, iki  ayrı yarım, bir tam gönüle, ve ve böle seven  bir kadın,  yaşamının son mucizesini,d onuruna değiş edebilir…..

 -KADIN, ”SEVERSE” HER TÜRLÜ MUCİZE OLUR-

Kategoriler
Kaybettiklerimiz! Sanatçı Haberleri

Azer Bülbül, otel odasında ölü bulundu…

Yaklaşık 20 gündür Antalya’da bir barda sahne alan ünlü sanatçı Azer Bülbül, kaldığı otel odasında ölü bulundu.

Antalya’nın Güllük Caddesi’nde faaliyet gösteren Max Taverna’da her gece 00.30-02.00 saatleri arasında sahne alan ve programı 10 Ocak’ta bitecek olan Azer Bülbül, kent merkezindeki bir otelde kalıyordu. Edinilen bilgiye göre dün geceki programının ardından sabaha karşı otele dönen ünlü sanatçı, bugün akşam saatlerinde kendisini arayan menajerinin telefonlarına cevap vermedi. Defalarca aramasına rağmen Bülbül’ün cevap vermemesi üzerine otele giden menajeri, ünlü sanatçıyı yatağında hareketsiz halde buldu.

Olay yerine çağrılan sağlık ekipleri 43 yaşındaki sanatçının hayatını kaybettiğini belirledi. Otelde cumhuriyet savcısı ve polisin yaptığı incelemenin ardından Azer Bülbül’ün cenazesi, otopsi için Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Kalp krizinden ölmüş olabileceği tahmin edilen Bülbül’ün kesin ölüm nedeni otopsi sonucunda netleşecek.

22. ALBÜMÜ YENİ ÇIKMIŞTI
Kars’ın Arpaçay ilçesinde 1969 yılında doğan ve gerçek adı Sübutay Keskin olan Azer Bülbül, ailesiyle birlikte uzun yıllar Almanya’da yaşadı. Müzik yaşantısına “Garip Yolcu” albümü ile başlayan Azer Bülbül daha sonra Halk Müziği – Arabesk tarzında “Yalan Olur”, “Ben Sana Vurgunum”, “Fırat” gibi albümleri ile adından söz ettirdi ancak asıl patlamayı 1996 yılında çıkardığı “Ben Babayım” adlı albümü ile yaptı. Bu albümde yer alan “Yaralandın mı Ey Can”, “Dokunmayın Çok Fenayım” ve “Her An Herşey Olabilir” adlı parçaları ile büyük ses getiren sanatçının ‘Duygularım’ adlı son albümü ise yaklaşık 1 ay önce piyasaya çıkmıştı. Hayranlarını sesi ve yorumuyla olduğu kadar sahnedeki titremeleriyle de etkileyen sanatçı, bir röportajında, “Titremelerim tamamen duygu yoğunluğu. Ben bile ne yaptığımı bilmiyorum. Çekiyorlar kameraya, izleyince ben bile şaşırıyorum” demişti.

Tekin ATAY – Soner ÖZCAN / ANTALYA (AHT – Haberturk)