Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular Türkiye üzerine

9/8 Konutlar

    Koskocaman bir kültür kentiyiz bir yandan kültürlü olmaya çalışan bir yandandan elindekinin farkında olmadan yakıp yıkan.Kültür nedir ki bize göre yüzlerce kitap okudum diye arkadaşlarımızla oturduğumuzda onlara bu kitapları saymakmı,çok yer gezdim çok yer gördüm demekmi,atalarımızın bıraktıklarına sahip çıkmakmı yoksa yakıp yıkmakmı yada yıkanları seyretmek yıkılanların yakılanlanrın yanından hiçbirşey olmamış gibi geçmekmi…

    Aslında deyinmek istediğim konu sadece şu :Kasımpaşa,Sulukule gibi tarihi kültürü tartışılmaz mekanların hatta içinde yaşayanların başlı başına bir kültür olduğu yerlere beton yığınlarının doldurulması.Onlar değilmiydi 9/8 ritm şarkılarıyla yıllarınını müziğe vermiş insanlara taş çıkartan ,onlar değilmiydi doğuştan yetenekliler,onlar değilmiydi bu kültüre yıllarca sahip çıkıp devam ettiren .Evet sokakta belkide gördüğümüzde yüzüne bakmadığımız hatta küçümsediğimiz kişilerdi onlar  bizim yapamadıklarımızıda yıllarca yaptılar kültürlerini korudular.Hangi bölge hatta hangi ülke yapabildi bunu…Ama sadece o kadar mütavazi yaşamları ve hikayeleri olan bu insanlar kültür doluydu. .Ama önemli olan bumuydu ki bazıları için ,kültürde neymiş bazıları için şimdi biz buraya apartmanları dikelim sonradan parayla alırız kültürü nede olsa değilmi?Evet kesinlikle bu anlayıştan başka bişey değildi.Onları paramparça ettiler ,böldüler.İçlerini birazda rahat etmek için ömür boyu taksitle daire verdiler.İsterse saray da verse değişirmiydi hayatı en kötü anda bile oynayıp,gülüp geçmekten ibaret olan bu güzel insanlara.

      İngilterede artık tabiren ‘çingeneler’ en üst kademe vatandaş sayılıyolarlar .Neden?Biz tarihi mekanlarımızı yani çok iyi gelir getirenleri el üstünde tutmuyormuyuz işallah tutmayada devam ederiz oralarında metrekare fiyatına zam gelirse düşünemiyorum…Herneyse biz nasıl tarihi mekanlarımızı bir kültür görüyorsak onlarda varoşları bir kültür olarak görmüşler ve onlara gerektiği değeri vermişlerdir bizim gibi karalayıp kapkaççı,tinerci,serseri sıfatına sığdırmamışlardır.

       Bakalım kültür mekanı olan ülkemiz daha ne hallere düşücek?Misal Ayasofya manzaralı bir hotel yapmak için birkaç yer açıp gökdelenler dikebilirler neden olmasın!…


 Tamer ŞENAL

Kategoriler
Genel Konular Kişisel makaleler Makale Yazıları - Yarışma Toplumsal Konular

Merhaba Anne Ben Hayal Kırıklığın!!!

           Pusulası ahlaksızlık,şuursuzluk olan gençlikle dolu olan hayat gemisi nereye gidiyor.Bu rotayı kim çizdi yoksa pusula mı yanlış gösteriyor?

          Sokaklar,caddeler karanlık.Güneş etki etmiyor bu karanlığa.Bu karanlığa giren gençlik önce şaşırıyor,telaşlanıyor,korkuyor ama nasıl ki gözler bir süre sonra karanlığa alışıyorsa öyle alışıyor işte.Buraya beyaz giren kapkara,diri giren ölmüşten beter çıkıyor.Gençlik vaktinden önce yaşlanıyor.

          İşte geleceğin aynası gençlik! Gençliğin geldiği bugünkü durumdan Batı’ya özentinin yeri oldukça büyük yer işgal ediyor.Sözde çağdaşlaşan toplumumuzdan birkaç örnek:Lüks arabalara binmek, barlarda, diskolarda sabahlamak,evlenmeden birlikte yaşamak…Çağdaşlaşmak, nikahsız ilişkilerle mi,nerde akşam orda sabah yaşamakla mı,yarı çıplak sokaklarda dolaşmakla mı; ilimle,teknolojiyle,eğitimle, sosyal ve dinamik bir toplum olabilmekle mi olacak? Çağdaşlaşma dış görünüşle değil; düşünme melekelerimizin en üst düzeyde olması ve ülkesini seven,ülkesi için çalışan,canını göze alan gençlikle olacaktır.             
          Gençliğe yapılan yatırım geleceğe yapılan yatırımdır.Gençler için en önemli eğitim kurumları hiç şüphesiz ki üniversitelerdir.Evden beyaz bir defterle ayrılan evlatlar,mezun olduktan sonra diplomanın yanında,tanınamayacak bir kişilikle dönüyorlar.Bugün üniversitelerimizin çevresi gençleri tuzağa düşürecek bataklarla dolu.Gençlik eğitimini üniversitede değil Bir taraftan üniversite okuyan gençler bir taraftan da bu mekanlarda yüksek lisans yapıyorlar!Ne mutlu gençliğimize,ne mutlu geleceğimize!!! 

          Şu an düşünmeliyiz hepimiz aynı gemideyiz.Gemi çok şiddetli su alıyor ve bu kimsenin umurunda değil.Gemi batmadan onarılmalı ve aydınlık bir sahile demir atılmalı.

          Fikri ,ahlaki bozukluklara neden olan insanlar,kurum ve kuruluşlar toplumumuzdan tecrit edilmeli.Gençleri ideolojilerine,kötü,iğrenç emellerine alet edenler hiç çıkartılmamak üzere karantinaya alınmalı.

          Bir düşünürün söylediği her şeyi özetleyen bir sözle düşüncelerimi nihayetlendiriyorum: “Gençliğin ruhunu,işleyen bir tarla gibi,kendi haline bırakırsanız orada ısırgandan ve dikenden başka bir şey bulamazsınız”.

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Sanat Tarihi Toplumsal Konular

Günümüzün Sanatı – Sanatçısı

  Sanat, insanlık tarihinin her döneminde var olan bir olgudur. İnsanlığın geçirdiği evrimler yaşama biçimlerini, yaşama bakışlarını, sanat biçimlerini ve sanata bakışlarını değiştirmiş, her dönemde ve her toplumda, sanat farklı görünümlerde ortaya çıkmıştır.
  Fakat günümüzde tek bir amaç güdülmektedir . O da sanatı para için yapmak . Ülkemiz tarihine baktığımızda sanat anlayışımız pek çok kez ayrılıklara uğramıştır . Sanat sanat için yapılmalıdır , sanat toplum için yapılmalıdır , sanat sanatçıya özgü olmalıdır , bunlardan bazıları .. Ne yazık ki günümüzde bu ayrılıklara rastlamak pek mümkün değil . Çünkü yeni nesil sanatçılar ,sanat sadece para için yapılmalıdır anlayışı gütmektedir .

  Sanatın terim anlamı estetik barındıran insan duygularının dışavurumudur .Şimdi ki nesil sanatçılarından hangileri bu anlayışa uyarak sanat yapıyor ki ?
  Günümüzün gözde sanatı olan tiyatroyu ele alalım . Son dönemlerde tiyatro yapıyoruz diye toplanan bir grup sözde komedyen , gülmeye ihtiyacımız olan bu zor günlerde bizi esprilerden bir adım daha soğutmuyor mu ? Açıkçası sanatı kendi içinde boğup , para kazanma hırsına kapılmış bir çok genç , tiyatroyu bir gelir kapısı olarak görmekte .
  Müzik , evrensel açıdan her insanın duygularına indirgenebilen bir sanat dalıdır . Fakat günümüzde ya topçu olacaksın yada popçu anlayışı bu güzelliğe gölge düşürmektedir.
  Gençlerimize , sanatı bir gelir kaynağı olarak değil de , estetiğin ve güzelliğin ruha yansıması olarak göstermeye ve özendirmeye çalışırsak , gerçek sanatın ortaya çıkacağından eminim. Eski sanatçılardan , ismini günümüze kadar duyurabilen pek çok kişi mevcut . Fakat şimdiki sanatçıların ileriki dönemlerde isimlerini duyurması bir hayli güç olacak . Bunun nedeni ise sanatçıların , sanat için uğraşmayıp , geçim sıkıntısına düşmeleri ve sanatı bir çıkış kapısı olarak görmeleridir.Aslında belki de kendilerine göre haklı sebepleri var . Ekonominin bu denli kötü olduğu bir ülkede sanatı sanat için yapmak zor olabilir . Hatta imkansız da olabilir . Fakat bu şekilde yapılan sanatın daha çok verimli olacağına emin olabilirsiniz .
  Sanat anlayışını genç nesile aktaracak olan yine eski sanatçılarımızdır . Burada da en büyük görev onlara düşmektedir . Yeni neslin elinden tutulursa , sanat adına önemli işler başarılacağına inanıyorum.

Kategoriler
Eğitim - öğretim Makale Yazıları - Yarışma Toplumsal Konular

Bir türlü Çözülemeyen Sorun ‘ Eğitim ‘

  Ülkemiz hızla gelişen bir ülke olmasına rağmen bu gelişmeyi aksatacak bir çok problemi daha çözememiştir . Bunların başında da eğitim gelir. Her sene değişen ÖSS sistemi , daha temeli oturmamış bir ilk okul süreci , sonrasında ise gelen lise sorunları vs. uzayıp gidiyor .
  İlk başlarda zorunlu dokuz sene eğitim kararı çıkarıldı . Kızların okula gönderilmesi için pek çok kampanya başlatıldı , lise üç seneden dört seneye uzatıldı , seviye belirleme sınavı uygulanmaya başlandı ve şimdi de  Öğrenci Seçme Sınavı nam-ı diğer ÖSS sisteminde ki değişiklik . Tabi ki bu değişikliklerin asıl amacı daha kolay ve daha derin bir öğrenim . Fakat bir türlü derine inemedik . Suyun üzerinde çırpınıp duruyoruz .
  Oysa diğer ülkelere baktığımızda Öss sistemi liseden başlıyor ve hayatımız üç saatlik bir sınava bağlı kalmayıp , bize ileriki hayatımızda hiç bir şey kazandırmayacak sorulardan ibaret bir sınavla yapılmıyor. Gerçi şimdiki sınav sistemi de buna yönelik ama eminim ki bu sistemde bizi tatmin etmeyecek ve önümüzdeki sene tekrar bir değişime gidilecektir .
  ” Çalışana göre hava hoş ” sözleri de yavaş yavaş rafa kalkmaya başladı . Artık çalışanlarda sınav sisteminden hoşnut değil. Onlar da çalışmayanlarla aralarında hiç bir fark kalmadığından şikayetçiler . Yani kısacası eğitim sistemi hiç kimseyi memnun edemiyor .
  Ülkemiz bu kadar gündemdeyken daha kendi içindeki sorunları çözemiyor. Eğitim sadece bu sorunlardan bir tanesi . Bir an önce bu ve bunun gibi sorunlara çözüm getirilmesi gerekirken bizim hiç bir şey yapmamamız da beni kara kara düşündürüyor açıkçası .
  Yetkililerin ve bizim gayretlerimizle bu sorununda üstesinden gelebileceğimize yürekten inanıyorum . Kendimizin ve ülkemizin geleceği için eğitim şart .

Kategoriler
Günlük hayat Toplumsal Konular

Başörtüsü Geri Kalmışlığın Göstergesi mi?

Birçok yerde “başörtüsü takmama” durumunun “modern giyinmek” olarak tanımlandığını duyuyoruz, görüyoruz… Eğer sokaklarda, caddelerde, meydanlarda başörtüsü takanların sayısı yükselirse, o ülke diğer ülkelerin vatandaşlarının gözünde “gerici ülke” ya da “geri kalmış ülke” damgasını yermiş!

Öncelikle “kültürsüzlük” sözcüğünü açıklığa kavuşturmak gerekiyor. “Kültürsüzlük” diye bir kavram yoktur! Her insanın, her ailenin, her milletin, her halkın bir kültürü mutlaka vardır! Ama birbirinden farklıdır! Birisinin kültüründe “çatal ve kaşık ile yemek yemek” vardır; Bir diğerinin kültüründe ise “çubuk ile yemek yemek” vardır! Çubuk ile yemek yiyen, kültürsüz ya da geri kalmış değildir, farklı kültürdendir!

Avrupada ve diğer batı ülkelerinde “başörtüsü” neredeyse hiç kullanılmıyor. Biz malesef, batı ülkelerini ve Avrupa ülkelerini “Modern Ülke” olarak gördüğümüz için, onların kültürünü “ilerici kültür!”; Diğer kültürleri ise “gerici kültür!” olarak tanımlıyoruz! Başörtüsü de Din Kültürünün bir parçasıdır! Başörtüsü geri kalmışlığın göstergesi değildir, “Gelişmiş” olarak gördüğümüz ülkelerin kültüründe olmadığı için, bazılarımıza geri kalmışlık gibi geliyor! Oysa herşey, kültür farklılığından kaynaklanıyor. Bu nedenle başörtüsünü “gericilik” olarak görenler büyük bir yanılgı içerisindedirler.

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Makale Yazıları - Yarışma Toplumsal Konular

Hayır Diyebilmek

Gerek özel yaşantıda gerekse iş yaşantısında telaffuz edilmesi zor kelimelerden biridir “hayır” . Yaratacağı etkileri düşünerek, nasıl söyleyeceğini düşünerek ve belki de kendisine nasıl söylenildiğinde ne hissedeceğini düşünerek ve biraz da nasıl söyleyeceğini bilmeyerek pek çok kişi yaşantısında “hayır” demekten kaçınır.
Neden bu kadar zordur “hayır” diyebilmek?

• İnsanların isteklerine, taleplerine olumsuz yanıt vermenin yani “hayır” demenin o kişiyi reddetmek, geri çevirmek olacağını düşünerek “hayır” demekten çekiniriz.

• “Hayır” dediğimizde ilişkilerimizin zedelenebileceğini düşünürüz, hatta ilişkilerin bitme noktasına gelebileceğinden endişe duyarız ve bu kaygılar hayır dememizi zorlaştırır.

• Bencil olarak algılanabileceğimizi düşünerek hayır demekten korkarız.

• Herkesle iyi olmak, herkesi mutlu etmek ve dolayısıyla da herkes tarafından sevilebilmenin yolunun herşeye “evet” demekten geçtiğini düşünerek “hayır” demekten kaçınırız.

• “Hayır” denilmesinin kendimizi ne kadar olumsuz olarak etkileyeceğini düşünerek “hayır” diyemeyiz kolayca.

• “Hayır”ın ne zaman ve ne şekilde denileceğini öğrenememiş olduğumuzdan “hayır” diyemeyebiliriz.

İş yaşantısında olsun diğer sosyal ve özel ilişkilerde olsun gerektiği zaman “hayır” diyememek ve zamanla bu “hayır”ların sayısının artması; kişinin kendisine olan saygısının azalmasına, yaşama ve insanlara karşı ciddi öfkeler biriktirmelerine, gerginliklerin üst düzeye tırmanmasına neden olabilir ve bu gerginlikler uygun olmayan zamanlarda ve aşırı dozlarda tepkilere neden olur. Bu tepkiler o an için aşırı ve gereksiz olduğundan haksız durumda buluverir kişi kendini.

Peki gerektiği zamanda “hayır” diyebilmek neden bu kadar önemli ve neden “hayır” demek gerekiyor?

• Kendi yaşantınızın dümenini elinizde tutabilmek için “hayır” diyebilmek gerekiyor. Çok yorgunsunuz ve eve misafir gelmek istiyor, onlara kırarım- ayıp olur endişesiyle “hayır” diyemiyorsunuz. Ancak o akşam için planladığınız, rahat bir koltukta oturup gevşemeyi feda ettiğiniz için hem sıkıntılı- gergin bir akşam geçiriyor, hem de ertesi sabaha daha da yorgun olarak kalkıyorsunuz. Ya da; işyerinizde çok yoğunsunuz ve bir dosyayı daha bitirmeniz isteniyor, ancak bu dosyayı yetiştiremeyeceğinizi söyleyemiyorsunuz ve dosyayı bitirmeye çalışıyorsunuz. Bu arada yapmakta olduğunuz iş aksıyor. Bir şekilde elinizdeki tüm işleri bitirseniz bile karşı tarafa bu işi yaparken ne kadar zorluk çektiğinizi bildirmediğiniz için karşınızdaki kişi sizin emeğinizi anlamaz ve takdir edemez ve sizden hep aynı performansı göstermenizi bekleyebilir ve hatta daha az çalıştığınızı söyleyebilir.

• “Hayır” denmediği için sürekli biriken işler ve başkalarının isteklerini “hayır” diyemediği için sürekli yerine getiriyor olmak bir süre sonra yaşantınızın kontrolünün elinizden kaçmasına, kendi isteklerinizin yaşantınız içinde yer almamasına neden olabilir.

• Kendine güvenebilmek için “hayır” diyebilmek ve “hayır” diyebilmek için de kendine güvenmek gerekiyor. Gerektiğinde “hayır” diyebilmek ve dolayısıyla istemediği- doğru bulmadığı şeyi yapmamak kişinin kendisine olan saygısını arttırırken birilerini kırmamak- onların sevgisini- ilgisini- saygısını kaybetmemek için uygun görmediği şeyleri yapmak- itiraz etmemek, kişiyi kendi gözünde değersiz kılabilmekte.

• İş ortamında zamanı iyi yönetmek, iyi bir takım oyuncusu olabilmek için “hayır” demek çok önemli. Bir takımda herkes sadece kendine düşeni yaparsa takım iyi bir oyun çıkarır. Bir oyuncu kendi görevi olmayan işleri sadece “hayır” diyemediği için yaparsa kendi görevlerini aksatabilir, gereğinden önce yorulabilir ve sıkılabilir ve takım içerisinde sorunlar yaşanmaya başlayabilir. Ayrıca zaman sınırlı ve yapılacak işlerin çok olduğu noktada öncelikleri belirleyebilmenin en önemli koşullarından biri de daha az öncelikli olan işe hayır diyebilmektir. Böylece zamanın tuzaklarından da kurtulunmuş olunur.
• Yanlış anlaşılırım korkusuyla olumsuz düşünceleri dile getirmemek adına “hayır” diyememek ilişkileri oldukça zedeleyebilir, insanlar sizin samimiyetinizden kuşku duyarlar ve sizinle yakınlaşamazlar.

• İstemediğiniz şeyleri yaşamınızın dışında bırakabilmenin tek yolu da “hayır” diyebilmek.

• Kendi kapasitenizi, yapabileceklerinizi gerçekçi gözle görmeniz için sadece başkalarının değil de kendi değerlendirmelerinize de inanmanız gerekiyor. “Hayır” diyerek olumsuz değerlendilebileceğinizi düşünmekten vazgeçip kendinizi olduğunuz gibi ortaya koyduğunuzda kapasiteniz daha doğru değerlendirilmiş olacaktır.

• Yanlış yapmaktan, hatalı davranmaktan ve olumsuz değerlendirilmekten korkmadığınızda gerekli noktalarda rahatlıkla “hayır” diyebilecek ve korkularınızın gereksiz olduğunu, aslında insanların hatasız olanı, mükemmeli değil de kendisi gibi hata yapabileni daha kolay kabul ettiğini, sıcak yaklaştığını görebileceksiniz. Hem daha çok sevilen, kabul gören hem de sayılan biri olabileceksiniz. İnsanlar sizin karşınızda nasıl davranmaları, ne zaman durmaları gerektiğini, sizin de sınırlarınız olduğunu bilecekler ve böylece daha açık va sağlıklı iletişim kurabileceksiniz.

Tüm bu sözünü ettiklerimiz iş performansızın artmasında, kişi olarak kendinize daha fazla güvenmenizde ve kendinizi daha saygın bulmanızda ve insanların sizi daha gerçekçi boyutlarda değerlendirmesinde etkili olacaktır. Ayrıca da; onların istediklerini yaptığınız için değil de kendiniz olduğunuz için sevildiğinizi, değer verildiğinizi görme fırsatınız olacak.
Nasıl “hayır” diyeceksiniz?

Kimse “hayır” kelimesini ne duymayı, ne de söylemeyi sever. “Hayır” kelimesini kullanmak yerine ben dilini kullanarak “hayır” anlamına gelebilecek şeyler söyleyebilirsiniz.

• Yapmak istemediğiniz davranışı kısaca tanımlayın. “Benden ………. yapmamı istiyorsun”

• Yapmak istemediğiniz davranışla ilgili kendi gerçeğinizi ve duygularınızı anlatın.

• Bu davranışı yaparsanız kendinizi nasıl hissedeceğinizi, üzerinizde bırakacağı etkiyi tanımlamaya çalışın. “………….. yaparsam kendii mutsuz hissedeceğim” veya “………… yaparsam işlerim aksayacak, gerginleşeceğim, bitirmek için çok yorulacağım” veya “……… olursa çok huzursuz olacağım” v.b

”Hayır” demenizin nedenlerini saydıktan sonra yapamayacağınızı söylemek daha kolay olacaktır. Zaman zaman meşgul olduğunuzu, bazen o konuda bilginiz olmadığını söyleyerek de hayır diyebilirsiniz.

Unutmayın ki; “hayır” demek o insanı reddetmek demek değildir. Sadece o koşullar altında o işi yapamayacağınızı gerekçeleriyle bildirmek demektir. Bir başka zamanda veya koşulda, kendinizi uygun hissettiğinizde o işi yapabilir veya karşınızdakine başka bir zaman diliminde yardımcı olabilirsiniz.

”Hayır” diyerek koruduğunuz kendi sınırlarınız, yönetimini eline almaya çalıştığınız kendi yaşantınızdır.

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Makale Yazıları - Yarışma Toplumsal Konular

Dönüp doloşıp gelinecek tek nokta Anne

                  Kimisi; kapısından içeri adım attığımızda karşılaştığımız iç acıtıcı manzarası, ağır bir kokusu olan büyük bir hastanenin konforlu odasında,

kimisi; çatısı damlayan tek odalı evin kırık dökük kanepesinde gözünü açtı bu hiç tanımadığı dünyaya.

           Nerede ne şekilde doğacağına, anne babasının kim  olacağına dair bir seçim hakkı olmadı hiç birimizin. Ailemiz ayrı,maddi imkanımız ayrı, kaderimiz ayrı… Her şeyin ayrı olduğu bu dünyada her bebeğin, her çocuğun,her yetişkinin ortak payı, vazgeçilmezidir anne.

           Herkesin annesi kendine göre şehrin, ülkenin hatta dünyanın en iyi, en fedakar, en şevkatli,en kıyımsız, en güzel varlığıdır. Anne dünyanın en güzel kucağına sahip kadını. Bizi dünyada en fazla sevebilecek insan, sevgisini elinden kalbimize yollayabilen, bakışlarıyla içimizi ısıtabilen ve bunu yaparken de bakışlarımızın gölgesinden içimizi okuyabilen kusursuz bir insandır anne. Hayatta bizi sadece biz olduğumuz için seven tek insandır belkide.

Anne bir çocuğun dünyası demektir. Gözünü onun huzur dolu kucağında açar ve hayata gözlerini yumana kadar onun kucağında olmak ister. Anne kucağında açılmış o gözlerin sahibinin, annesini toprak olmuşken gördüğü anda dünyası başına yıkılır. Çünkü anne sonsuza kadar yaşanması istenen tek varlıktır.

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Bu Yazı +18

  Henüz bir ay önce kendimi denemek için internette hikaye yarışmaları aramaktaydım.Gözüme Rıfat Ilgaz Hikaye Yarışması adında bir yarışma takıldı.Tıkladım girdim.Yarışma kurallarının ilk başında dikkatimi çeken kural,"Yarışmaya 18 yaşını doldurmuş kişiler katılabilir".Ben 18 yaşında değilim ama ben de yarışmaya katılmak istiyordum.Rahmetli Rıfat Ilgaz yaşasaydı eminim ki bu yarışmaya herkesin katılmasını isterdi.Sadece bu yarışma da değil hayatımızın çoğu yerinde +18 levhaları ile karşılaşıyoruz.Misal vereyim.
  Suadiye-Erenköy-Feneryolu arası bir plajda  yazan tabelaya göre"18 yaşından küçüklerin denize girmesi tehlikeli ve yasaktır".Bir düşünsenize 12 yaşında milli bir yüzme sporcusu denize girip yüzmek istiyor.Dubaları geçtiği an güneş yanığından kararmış,güneş gözlüklü bir adam elinde megafonla onu denizden çıkarıyor.Ne yazık.
 Bakkallarda yazan bir yazı "18 yaşından küçüklere içki ve sigara satılmaz".Fakat bu tabela ne esnafları ne de bizleri durduruyor.Ben rahatça içeri girip sigara veya içki satın alabiliyorum.Bana o malları satmakla esnafta haklı sadece 18 yaşından büyük insanlardan para kazancak değil ya.
 Televizyonlardaki akıllı işaretler +18,+13,+16,cinsellik içerir,şiddet ve korku içerir vs.Sevgili anne ve babalar bu işaretleri gördüklerin de çocuklarını televizyon başından kaldırıyorlar mı?Bence hayır.Tam tersine çocuklar ve ebeveynler bu işaretleri gördüğünde televizyon başına resmen kilitleniyor."O onun kafasını kesti,bakın öpüşüyorlar,şimdi soyunacak" gibi diyaloglar bu tür ortamlar da duyulabilir.
  Belirttiğim örneklere de bakarsak gerçekten bazı şeylerde kısıtlanıyoruz.Ben beş yaşındaki çocuğa sigara satılsın demiyorum fakat özgürlüklerimiz kısıtlanmasın.Bıraksınlar da herkes ne yapacağına kendi karar versin.
                                                                                                                       Alaattin Cem Özdemir