Kategoriler
Aklımdan geçenler Bizi şaşırtanlar Çevre Konuları Deneme Yazıları Dünya ülkeleri Ekonomi Dünyası Gazeteci Geçmiş Tarih Günlük hayat Günün Tarihi Hayat üzerine Kişisel makaleler Kutlamalar Sevdiğim şeyler Türkiye üzerine

Türkiye,nin Ekonomik Yapılanması

buyuk-projeler_icik1Objektif Bir Bakış Açısı İle Türkiye,nin Ekonomik Yapılanmasına Destek

Hemen hemen son çeyrek yüzyıldır ülkemizde siyasi ve ekonomik yapılanmalar, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir durum. IMF kapısında dilendiğimiz zamanları nasıl unutulur. Şimdi bu küresel kuruma yani; IMF, ye 5 milyar dolar veriyoruz. Hatta sosyal-kültürel kalkınmada öyle gelişmeler oldu ki kim ne derse desin yöneticilerin güzel çalıştıkları kanısındayım. Eskiden yöneticiler gelecek için asla plan yapmazlardı, günübirlik Türkiye,yi evirip-çevirmeye çalışırlardı hatta; çalışmazlardı, birileri koca türk devletini yönetenleri yönetir ne derlerse onu yaptırırlardı. Çok şükür şimdi farklı, akıllı, dinamik, branşlarında iyi eğitim görmüş yöneticiler tarafından yönetilmek büyük mutluluk. Gelecek için hazırlanan plan ve projeler son derece önemli bu projelerden: ” 3.köprü, HES (Hidro Elektrik Santrali), Kanal İstanbul, 3.Hava yolu (Istanbul,a çok büyük Havaalanı)”  bu proje-planların detaylarını çözüp idrak edenler Türkiye,nin Küresel Güç olma yolunda attığı adımlar oldugunu göreceklerdir. Türk Milleti olarak siyasi takıntılara takılmadan, bu ülkeye bende hizmet etmek istiyorum diyorsanız, yapılmışları, yapılanları ve de yapılacakları iyi analiz ederek objektif bir gözle görmeniz gerekir. Akıllı insanlar siyaset yapmakta, zeki insanlar yöneticilik. Akıllı ve zeki Türk Milleti dünya devletlerindeki olan biten sosyal-ekonomik çöküşü ve bunun getirdiği hayal kırıklıklarını görmeli ve ülkesindeki sosyal-ekonomik gelişmeleri iyi takip ederek, bir vatandaş olarak,da desteklemelidir. Ülkemizde kimi illegal eylemlerinin arka planında Türkiye’nin kalkınmasını istemeyen güçler olur ve olmaya çalışacaklardır. Bunun farkındalığı ile ne yaptığını bilen vatandaşların olması Türkiye,nin büyümesinde karşı gelen şer odakların planlarını alt-üst edecektir.

Yakup İcik

Kategoriler
Avrupa Birliği Ekonomi Dünyası Güncel Haberler Tarih Makale Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Türkiye de Ekonomik Kalkınma Türk Milletinin Refahı Demektir

turk-ekonomisi-icik1Avrupa,daki ekonomik kriz: Yıllardır Afrika,nın ümüğünü sıkıp sömürmüş bu devletler şu an geçmiş dönemlerdeki ekonimik zenginliğin boş kasasının foseptik çukuruna düşmüş kendi kendini yemeyi beklemekte. Avrupa geneline bakıldığında sadece Almanya,nın diğer ülkelere nazaran güçlü oladuğunu görürürz. Ekonomik krizin etkilerinden ne yapsa kurtulamayan Portekiz,de halk gece gündüz protestolar yapmakta lakin; seslerini asla duyuramamaktalar (ilgi göstermiyor iki yüzlü kapitalizmin uşağı basın) Bu gelen krizlerle sosyal refahın sonunun geldiği anlaşılınca çesitli Avrupa ülkelerinde insanlar, içerisinde bulundugu ekonomik krize yenik düşerken bundan kurtulmanın doğru yolunu intihar olarak seçmekteler. Şu an bütün AB ülkeleri bu derin krize bir çözüm yolu ararlarken, küresel güç sıfatlarını da kaybetmekteler.
Portekiz,in en büyük sendika konfederasyonu CGTP’nin Genel Sekreteri Arménio Carlos, Kendi adımıza Portekizli işçilere, emeklilere ve kamu görevlilerine yapılan acımasız saldırı yapıldığını bunu hükümet çevreleri ya da AIH önemsemediğini demektedir. Yani AIH, AB içindeki bu şiddet olaylarına göz yummaktadır, hiç bir uyarı ve yaptırım yapılmamaktadır. Oysa Türkiye ve diğer ülkelerdeki her tür şiddet içeren olaylara “Kıyamet Kopuyor” dercesine yaygara yapmaktan da geri kalmamaktadır.
İspanya,da durum hiç te iç açıcı değil. Hükümetin ekonomik krize çare bulabilmek için yabancıların yatırımlarını arttırmak ve daha cazip hale getirmek için ev alan herkese 10 yıl vatandaşlık veriyor. Lüks evlere el konuyor. Turizm sektörüne canlılığı artırabilmek için fiyatlarda düşürüm yapıyor. İspanyada işsizlik yüzde 11 civarlarında seyrediyor. Protestolar burada da hiç eksik olmuyor ve polis bildigini okuyor. İspanyol halkının psikolojisi bozuk bu çıkmaz yolun sonunda çareler aramaktadırlar.
İflasın eşiğindeki Yunanistan’da siyaset cehennem gibi, halk sefaletle boğuşuyor, sokaklar savaş alanı gibi. Psikolojisi iyice bozulmus yunan halkında da intihar vakaları görülmekte. Önüne gelenden para uman bir dilenciden farkı yok komşumuzun hali. Yunanistan da, yüksek doğalgaz ve petrol fiyatları nedeni ile Yunanlılar ısınmak için ormanları kesmeye başladı. Yunanistan,ın en son aldığı önlem Yunan Televizyonunu kapatma kararı oldu. Binlerce basın kurum çalışanı işsiz kaldı.19 yüzyılın süper devleti olan İngilterenin Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, 35 yıl aradan sonra kredi notunu “AAA”dan, “Aa1″e indirdi. İşsizlik 8 civarinda. Çok sık çesitli protestoların olduğu özgürlüklerin kısıtlandığı ingiltere,de polis acımasız ve gaddarca önlemler almakta ve demokrasiyi kendi çıkarları doğrultusunda uygulamakta yabancı basına yayın kısıtlamaları getirilmektedir (bunun en son örneği Türk basınına canlı yayın yasağı getirilmesi).
Fransa’da iş piyasasının durgun olması, küresel ekonomik krizin devam etmesi konjonktürün gerilemesi işsiz sayısını artırıyor. 2012 yılında Fransa ekonomisi ‘kara yıl’ ilan edilirken işsiz sayısı 3 milyon 200 binelere kadar çıktı. Avrupa Birliği müktesebatında asla ayrımcılık yok biliriz ve öyle yayğara yapılır ama Fransa Romanları kovdu AIH ve AB buna sessiz kalmakta yetindi.
Gelelim son on yılın Dünyada yıdızı gün geçtikce parlayan Türkiye,ye. Kim ne derse desin Türkiye Cumhuriyet tarihinin en büyük kalkınma programı ile adeta şaha kalkmıştır. Kararlı siyasetcilerin istikrarı saglam temellere dayandırılan plan-projeleri ile güvenle yol alarak bu refah günlerine gelmiştir.
Ve Türkiye: TÜİK, yılın ilk çeyreğinde büyüme hızını yüzde 3 olarak hesapladı. Milli gelir ise ilk çeyrekte, cari fiyatlarla 357 milyar 854 milyon lira olarak gerçekleşti. 2013 yılının birinci üç aylık döneminde geçen yılın aynı dönemine göre gayri safi yurtiçi hasıla sabit fiyatlarla 28 milyar 75 milyon lira düzeyinde gerçekleşti. Ocak-Mart döneminde gayri safi yurtiçi hasıla bir önceki yılın aynı dönemine göre cari fiyatlarla yüzde 9,5’lik artışla 357 milyar 854 milyon lira oldu. Türkiye ekonomisi 1 trilyon dolara yaklaşacak. Böyle hızlı bir gelişme biz Türkler için sevinç kaynagı olmalı. Daha on yillar önce uluslararası para kurumlarından paralar dilendiğimiz günleri unutmamak gerek. Türkiye,nin bu derece hızlı kalkınmasını destekleyen ve anlayan, Dünya Müslüman Alimler Birliği, Türk halkına Erdoğan hükümeti etrafında kenetlenme ve imza attığı başarıları koruma çağrısı yaptı. Hatta; Macaristan’ın AB ve IMF’den Sorumlu Bakanı Varga: “Avrupa’daki krize rağmen, Türk ekonomisinin başarıyla ilerlemesini kıskanarak izliyoruz” dedi. Türkiye’de faaliyet gösteren İngiliz Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Melvin Cottrell, Avrupa ekonomisi yerinde sayarken Türkiye’nin tek başına büyüdüğünü belirterek, “Bütün Avrupa Türkiye’nin büyümesini kıskançlıkla izliyor.” dedi. Dünya Bankası uzmanı Ridao-Cano, Türkiye’yi kıskanarak izlediğini söyledi.
Erdoğan ve hükümetinin başarıları halkı ve dünyayı etkiler hale gelince yenilgi psikolojisi yaşayan insanlar muhalefetin kör-topal yürüdüğü bataklıklarda serap görmeye başladılar ve eski oyunları sahneye koymaya çalışsalar da buna akıllı hükümet ve üyeleri sağduyu ile bertaraf etmişlerdir. Türkiye mor gecelerde bir “ay” gibi “halesi” ile çevresini ışıtmaktadır.

Araştırma: Yakup İcik

Kategoriler
Ekonomi Dünyası Güncel Haberler Günlük hayat Türkiye üzerine

Yatırımcılara ne tür devlet teşvikleri sağlanıyor?

Yatırımcılara ne tür devlet teşvikleri sağlanıyor? 

Devlet yardımları, gelişmekte olan ülkelerde gerek iç piyasanın büyütülmesi gerekse dış piyasalarla rekabet edebilmesi yönünde yatırım oranının artırılmasında ve ihracatın yüksek seviyelere ulaşabilmesinde önemli bir yere sahiptir. Girişimciler yatırım kararı verirken kâr amacıyla hareket ederler ve yatırımın kâr sağlayacağına inanılırsa yatırım yaparlar. Aynı durum yatırımın yapılacağı bölge açısından da geçerlidir. Eğer yatırım yapılması düşünülen bölge veya saha yatırımın kârlılığını etkileyebilecek avantajlara sahipse, o bölgelere yatırım yapılması güç kazanır. Ben bu yazımda Girişimcilerin kararları üzerinde etkili olan teşvik avantajlarını çok ayrıntıya girmeden aktaracağım yatırım kararlarında etkili olan devlet teşviklerinin faydalarını şu şekilde sıralamak mümkündür;
Yatırımın Maliyetini Düşürür; Yatırım indirimi, vergi, resim ve harç istisnası ile gümrük vergi ve resim muafiyeti gibi mali teşvikler yatırımın maliyetini düşürmektedir.
Finansman İhtiyacını hafifletir; Düşük faizli iç ve dış yatırım kredileri, işletme kredisi, yatırım destekleme primi, teşvik primi gibi finansal nitelikli teşvikler ile finansman fonu uygulaması sayesinde yatırım ve işletme aşamasında yatırım için gerekli finansmanın sağlanmasında teşviklerle yatırımcıya destek olunmakta ve kolaylık sağlanmaktadır.
Kârlılığı Arttırır; Altyapı yatırımlarının devletçe yapılması, ucuz arsa ve arazi temini, vergi, resim ve harçlardan muaf olması ile maliyetler düşerek, yatırımın kârlılığı artmaktadır.
Bu gibi teşvikler Girişimcilerin yatırım konusundaki kararlarını olumlu yönde etkileyerek yatırım yapmaya yönlendirmektedir. Bir taraftan Girişimciler finansal yönden desteklenerek kaynak temin edilirken bir yandan da geleceğe ilişkin risklere karşı devlet güvenceleri yatırım kararlarını olumlu yönde etkilemektedir. Bildiğiniz gibi Türkiye’de 2009 yılında teşvik yasası yenilenmiş ve birçok teşvik unsurları getirilmiştir ve hepimizin torba yasa diye bildiğimiz 6111 sayılı yasa ile de girişimcilere yeni personel istihdamında devlet destekleri getirilmiştir. Bu konuya biraz daha ayrıntılı olarak bakacak olursak ülkemizdeki girişimcilerin desteklendiği konuları 3 ana başlık altında değerlendirebiliriz.
1. İstihdamın teşviki
2. Büyük yatırımların teşvik edilmesi
3. Sektörel ve bölgesel teşvik
Yatırımcılara ne tür destekler sağlanıyor;Türkiye genelinde teşvik kapsamında desteklenen iller sosyo-ekonomik gelişmişlik sırasına göre 4 bölgeye ayrılmış ve bu bölgelerin kalkınmışlık düzeyine göre yatırımcılara bir takım haklar sağlanmıştır. Bu bölgeler ve kapsadığı şehirler şu şekildedir;
1. Bölge Kapsamındaki İller
İstanbul, İzmir, Ankara, Tekirdağ, Edirne, Eskişehir, Kırklareli, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu, Yalova, Bursa, Bilecik
2. Bölge Kapsamındaki İller
Antalya, Isparta, Burdur, Adana, Mersin, Aydın, Denizli, Muğla, Çanakkale(Bozcaada, Gökçeadahariç)Balıkesir
3. Bölge Kapsamındaki İller
Kırıkkale, Aksaray, Niğde, Nevşehir, Kırşehir, Afyonkarahisar, Kütahya, Manisa, Uşak, Kayseri, Sivas, Yozgat, Gaziantep, Adıyaman, Konya, Karaman, Kilis, Hatay, Kahramanmaraş, Osmaniye, Samsun, Tokat, Çorum, Amasya, Zonguldak, Karabük, Bartın
4. Bölge Kapsamındaki İller
Trabzon, Ordu, Giresun, Rize, Artvin, Gümüşhane, Ağrı, Kars, Ardahan, Iğdır, Malatya, Elazığ, Bingöl, Tunceli, Şanlıurfa, Diyarbakır, Kastamonu, Çankırı, Sinop, Erzurum, Erzincan, Bayburt, Van,
Muş, Bitlis, Hakkâri, Mardin, Batman, Şırnak, Siirt, Bozcaada, Gökçeada
Yeni teşvik sistemi ile Sağlanan teşviklerin neler olduğuna bakacak olursak;
a) I inci ve II nci bölgelerde;
1) Vergi indirimi 2) Sigorta primi işveren hissesi desteği 3) Yatırım yeri tahsisi
4) KDV ve Gümrük vergisi muafiyeti
b) III üncü ve IV üncü bölgelerde;
1) Vergi indirimi 2) Sigorta primi işveren hissesi desteği 3) Yatırım yeri tahsisi
4) Faiz desteği 5) KDV ve Gümrük vergisi muafiyeti
c) Büyük ölçekli yatırımlar (50 Milyon TL’nin üzerinde asgari sabit yatırım tutarına sahip yatırımlar bu kapsama alınır.)
1) Vergi indirimi 2) Sigorta primi işveren hissesi desteği 3) Yatırım yeri tahsisi
4) KDV ve Gümrük vergisi muafiyeti 5) Ar-Ge ve Çevre Yatırımları 6) Gümrük Vergisi Muafiyeti 7) KDV İstisnası 8) Faiz Desteği
Verilen bu destekleri biraz açarak detaylandırırsak sanırım okuyucularımıza daha faydalı olacaktır.
A. İNDİRİMLİ KURUMLAR VERGİSİ *(%)
BöLGESEL VE SEKTöREL YATIRIMLAR
31/12/2010 TARİHİNDEN SONRA BAŞLAYAN YATIRIMLAR
BöLGELER YATIRIMA KATKI ORANI UYGULANACAK KURUMLAR VERGiSi
1 10 15
2 15 12
3 20 8
4 25 4
*Kurumlar vergisi indirimi, söz konusu indirim tutarı “yatırıma katkı oranı” tutarına ulaşana dek uygulanacaktır.
B. SSK PRİMİ İŞVEREN DESTEĞİ *
BöLGESEL VE SEKTöREL YATIRIMLAR
BöLGELER 31/12/2010 TARİHİNDEN SONRA BAŞLAYAN YATIRIMLAR
1 –
2 –
3 3 yıl
4 5 yıl
* İşverenlerin SSK primi payının tamamının Hazine tarafından karşılanma süresi.

C. FAİZ DESTEĞİ *(PUAN)
BöLGESEL VE SEKTöREL YATIRIMLAR
BöLGELER TL KREDiSi DöViZ KREDiSi
1 – –
2 – –
3 3 1
4 5 2
* AR-GE ve çevre yatırımlarında 300.000 TL, diğer yatırımlarda 500.000 TL, uygulama dönemi ise azami 5 yıl.
D. Bölgesel ve sektörel teşvikler
1) 31.12.2010 tarihinden sonra başlayan yatırımlar için % 4–15 oranlarında kurumlar vergisi
2) 5 yıla varan SSK primi işveren desteği
3) Devlet arazisinin tahsisi
4) Faiz desteği (3. ve 4. Bölgeler)
1. Bölge: Ağırlıklı olarak ileri teknoloji gerektiren otomotiv ve yan sanayi, elektronik, ilaç, makine, tıbbi ve optik alet vb. yatırımlar teşvik kapsamında yer almaktadır.
2. Bölge: Genellikle teknoloji ağırlıklı sektörler teşvik kapsamındadır. Bu çerçevede makine, akıllı çok fonksiyonlu tekstil ürünleri, metal dışı mineral ürünler, kâğıt, gıda ve içecek teşvik kapsamında yer almaktadır.
3. Bölge ve 4. Bölge: Tarım, tarıma dayalı imalat sanayi, hazır giyim, deri, plastik, kauçuk, metal eşya ile turizm, sağlık ve eğitim yatırımları teşvik kapsamındadır.
Bazı ilave sektörler için de bölgeye bakılmaksızın teşvik sağlanıyor bunları ise şöyle sıralayabiliriz.
1. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından kurulan Organize Sanayi Bölgelerinin (İstanbul’dakiler hariç) alanına giren yatırım türleri, bölgede faaliyet gösteren seçilmiş sektörler arasında yer almasa da bölgesel teşviklerden yararlanabilir.
2. Deniz yoluyla kargo/yolcu taşımacılığına yönelik yatırımlar 2. Bölge’de uygulanan teşviklerden yararlanabilirken, hava yoluyla kargo/yolcu taşımacılığına yönelik yatırımlar 1. Bölge’de uygulanan teşviklerden yararlanabilir. Öte yandan, hava taksiciliği faaliyetleri için teşvik verilmemektedir.
3. Özel sektör tarafından yapılacak şehirlerarası kargo/yolcu taşımacılığına yönelik demir yolu yatırımlarının yanı sıra, şehir içi kargo taşımacılığına yönelik demir yolu yatırımları da tüm bölgeler için geçerli olan teşviklere tabidir. Taşımacılık faaliyetlerinin birden çok sayıda bölgede mevcut olması durumunda, nakliye araçlarının tedarikine yönelik harcamalar en düşük gelişmişlik düzeyine sahip bölge için verilen teşviklere tabidir.
4. Jeotermal enerji ve/veya santral atığı ısılarının değerlendirilmesi yoluyla gerçekleştirilen konut ısıtma/soğutma yatırımları bölgesel teşviklerden yararlanabilir.
Bu yazımızda genel teşvik sistemimi ile alakalı çok ayrıntıya girmeden bazı temel unsurları aktardım KOBİ lerde teşvik uygulamaları ile alakalı ise gelecek yazılarımda daha ayrıntılı ve sadece KOBİ leri kapsayan teşvikleri yazacağım.

Kategoriler
Ekonomi Dünyası Türkiye üzerine

Yeni Türk Ticaret Kanunumuz Şirketlere Neler Getirdi?

DEĞİŞEN TÜRK TİCARET KANUNU ŞİRKETLERİMİZE NELER GETİRDİ

1956 yılından beri yürürlükte olan Türk Ticaret Kanunumuz (Bundan böyle “TTK” olarak kısaltacağım) Yıllar süren mesai sonucunda 6102 sayılı kanun olarak 14.02.2011 Tarihinde Resmi Gazetede yayınlandı. Yeni Türk Ticaret Kanunumuz; Taşıma işleri, Ticari işletme, Ticaret Şirketleri, Kıymetli Evrak, Deniz Ticareti ve Sigorta Hukuku diye 6 kitaptan oluşmuştur. Daha sade ve anlaşılır bir dille yazılmış olan yeni TTK numuz 1535 maddeden oluşmaktadır. Yapılan değişiklikler ticaretle uğraşan herkesi ilgilendiren bir konu olduğu için yeni TTK’ numuzun Değişen ticaret şirketleri ile ilgili bölümünü çok ayrıntıya girmeden genel hatları fakat önemli maddelerini açıklayarak anlatacağım.

Ne zaman uygulamaya girecek?

Genel anlamda 01.07.2012’de yürürlüğe girecektir. Ancak yeni kanunun kapsadığı bazı maddelerinin uygulama tarihleri farklılık arz ediyor olacak bunlar neler midir?
1. Türkiye Denetim Standartlarının belirlenmesi ve denetçilerin denetimi ile ilgili yönetmeliklerin hazırlanmasına yönelik Maddesi Yasanın yayım tarihi olan 14.02.2011,tarihinde uygulamaya girdi
2. Her sermaye şirketine bir internet sitesi açma veya internet sitesi zaten mevcutsa, internet sitesinde yayımlanması zorunlu hükümleri düzenleyen 1524’üncü maddesi 01.07.2013,tarihinde,
3. Gerçek ile tüzel kişi tacirlerin Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarının (IFRS) özdeşi olan Türkiye Muhasebe Standartları’na (TMS) tabi olmasını öngören finansal raporlamaya ilişkin düzenlemeler olup, bu düzenlemeler 01.01.2013 tarihinden itibaren yürürlüğe girecektir.
Her ne kadar bu yasa genel olarak 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girecek olsa da, tüm şirketlerin zaman kaybetmeden yeni yapı veya müesseseler için hazırlık yapmaları ve kendilerini bu yeni duruma uydurmaları gerekecektir. Yasanın yürürlüğe gireceği tarihi beklemek sıkıntılı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle özelikle yeni TTK ile ilgili, bilgilenme, inceleme ve düzenleme işlemlerine bir an önce başlamanızı tavsiye ediyorum.

Teknoloji kullanımına ilişkin değişiklikler

Yeni TTK’nin geneline bakıldığında, teknolojik gelişmelerin büyük ölçüde dikkate alındığı görülmektedir. İnternetin günlük hayatın her alanına etkisi ve önemi düşünülerek yapılan düzenlemeler şu şekilde sıralanabilir;
• Ticaret sicil kayıtlarının elektronik ortamda tutulması ve depolanması,
• Sözleşmelerin kuruluş süreçlerinin elektronik ortamda yapılmasının mümkün kılınması,
• Fatura ve teyit mektuplarının elektronik ortamda oluşturulması ve saklanması,
• Genel Kurul çağrılarının elektronik posta ile yapılabilecek olması, toplantıya katılma, öneri sunma, oy kullanma gibi yönetimsel hakların internet ortamında elektronik imza ile kullanılabilecek olması,
• Sermaye şirketleri için internet sayfalarının hazırlanması
İnternet sayfalarının hazırlanması ve yayınlanması için son tarih.01.07.2013 tür Bu tarihten itibaren üç ay içinde internet sitesi kurma zorunluluğunu yerine getirmeyenler için ise çeşitli hapis ve para cezaları öngörülmektedir. (Madde 1534/1) Şirketin internet sitesine konulan bir içerik, üzerinde bulunan tarihten itibaren en az altı ay sureyle internet sitesinde kalır; aksi halde konulmamış sayılır. Finansal tablolar için bu sure beş yıldır. Yönlendirilmiş mesajların basılı şekilleri 10 yıl sureyle saklanır. Internet sitesinde yer alacak bilgiler metin haline getirilip şirket yönetimi tarafından tarih ve saati gösterilerek noterlikçe onaylı bir deftere sıra numarası altında yazılır veya yapıştırılır. Daha sonra sitede yayımlanan bilgilerde bir değişiklik yapılırsa, değişikliğe ilişkin olarak yukarıdaki işlem tekrarlanır. (Madde 1524)

İnternet sitesini oluşturmayana ceza geliyor

İnternet sitesini bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içinde oluşturmayan anonim şirket yönetim kurulu üyeleri, limitet şirket müdürleri ve sermayesi paylara bolunmuş komandit şirkette yönetici olan komandite ortaklar altı aya kadar hapis ve yüz günden üç yüz güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılırlar.
İnternet sitesine konulması gereken içeriği usulüne uygun bir şekilde koymayan, anonim şirket yönetim kurulu üyeleri, limitet şirket müdürleri ve sermayesi paylara bolunmuş komandit şirkette yönetici olan komandite ortaklar; üç aya kadar hapis ve yüz güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılırlar. (Madde 562)
Her sermaye şirketi, bir internet sitesi açmak, şirketin internet sitesi zaten mevcutsa bu sitenin belli bir bölümünü aşağıdaki hususların yayımlanmasına ayırmak zorundadır.
Yayımlanacak içeriklerin başlıcaları şunlardır:
a) Şirketçe kanunen yapılması gereken ilanlar.
b) Pay sahipleri ile ortakların menfaatlerini
Koruyabilmeleri ve haklarını bilinçli kullanabilmeleri için görmelerinin ve bilmelerinin yararlı olduğu belgeler, bilgiler, açıklamalar.
c) Yönetim ve müdürler kurulu tarafından alınan;
Rüçhan, değiştirme, alım, önerilme, değişim oranı, ayrılma karşılığı gibi haklara ilişkin kararlar; bunlarla ilgili bedellerin nasıl belirlendiğini gösteren hesapların dokumu.
d) Değerleme raporları, kurucular beyanı, payların halka arz edilmesine dair taahhütler, bunlara ait teminatlar ve garantiler; iflasın ertelenmesine veya benzeri konulara ilişkin karar metinleri; şirketin kendi paylarını iktisap etmesi hakkındaki genel kurul ve yönetim kurulu kararları, bu işlemlerle ilgili açıklamalar, bilgiler, belgeler.
e) Ticaret şirketlerinin birleşmesi, bölünmesi, tur değiştirmesi halinde, ortakların ve menfaat sahiplerinin incelemesine sunulan bilgiler, tablolar, belgeler; sermaye artırımı, azaltılması dâhil, esas sözleşme değişikliklerine ait belgeler, kararlar; imtiyazlı pay sahipleri genel kurulu kararları, menkul kıymet çıkarılması gibi işlemler dolayısıyla hazırlanan raporlar.
f) Genel kurullara ait olanlar dâhil her türlü çağrılara ait belgeler, raporlar, yönetim kurulu açıklamaları.
g) Şeffaflık ilkesi ve bilgi toplumu acısından açıklanması zorunlu bilgiler.
h) Bilgi alma kapsamında sorulan sorular, bunlara verilen cevaplar, diğer kanunlarda pay sahiplerinin veya ortakların aydınlatılması için öngörülen hususlar.
ı) Finansal tablolar, kanunen açıklanması gerekli ara tablolar, özel amaçlarla çıkarılan bilançolar ve diğer finansal tablolar, pay ve menfaat sahipleri bakımından bilinmesi gerekli finansal raporlamalar, bunların dipnotları ve ekleri.
i) Yönetim kurulunun yıllık raporu, kurumsal yönetim ilkelerine ne ölçüde uyulduğuna ilişkin yıllık değerlendirme açıklaması; yönetim kurulu başkan ve üyeleriyle yöneticilere ödenen her türlü paralar, temsil ve seyahat giderleri, tazminatlar, sigortalar ve benzeri ödemeler.
j) Denetçi, özel denetçi, işlem denetçisi raporları.
k) Yetkili kurul ve bakanlıkların konulmasını istedikleri, pay sahiplerini ve sermaye piyasasını ilgilendiren konulara ilişkin bilgiler. (Madde 1524)

• Yönetim Kurulu üyesinin bir tüzel kişi temsilcisi olması durumunda tüzel kişi ve temsilcisinin internet sitesinde yayınlanma zorunluluğu,
• Tarafların anlaşmaları halinde ihbar, itiraz ve benzeri beyanlarını elektronik ortamda yapabilmesi imkânının tanınmış olması.

Muhasebe ve denetime yönelik değişiklikler

1. 1 Ocak 2013 tarihinden itibaren tüm şirketler artık finansal tablolarını Türkiye Muhasebe Standartları’na göre hazırlamak zorunda olacaklardır. Bu sebeple ilgili tüm kesimler 1 Ocak 2012 tarihine kadar TMS’nın uygulamasına yönelik hazırlıklarını tamamlama yararlı olacaktır. (Madde 1534/3)
2. Yeni TTK nın geneli incelendiğinde denetimle ilgili hükümler başta olmak üzere birçok hükmün Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (UFRS) ve muhasebe ilkelerinden etkilenerek hazırlandığı görülmektedir. Özellikle, madde gerekçelerinde, muhasebenin temel ilkelerinden olan ŞEFFAFLIK VE TUTARLILIK ilkelerine atıf yapıldığı görülmektedir. Buna göre bir ülkenin, sermaye ve kredi piyasalarının, uluslararası piyasaların bir parçası olabilmesi, ülkenin yabancı sermayeyi çekebilmesi, rekabet piyasasında bir güç olarak yer alabilmesi ve pay senetlerini büyük borsalarda kota edebilmesi için tam Şeffaflığa dayalı bir sistemi kabul etmesi gerekmektedir. Bunun için de uluslararası arenada ortak dil olarak kabul edilen Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarının mevcut kanuni düzenlemelerde yer alması gerekmektedir. Dolayısıyla yeni düzenlemenin tümünde UFRS ve muhasebe ilkelerinin dikkate alınması, daha Şeffaf Şirket yapılarını yaratacak Şirketlerin büyümesi aşamasında daha gerçekçi veriler verecek ve küresel piyasalarda entegrasyon anlamında kolaylık sağlayacaktır.

3. 1 Mart 2013 Bağımsız denetçi seçilmesi için son tarih olarak belirlenmiştir. Atama yapmayan şirketlere mahkemece atama yapılacaktır. (Geçici Madde 6/3) Yeni düzenlemenin anonim şirketler bakımından 3 ayrı tür olarak denetimi düzenlenmiştir. Buna göre; mevcut düzenlemede yer alan ancak uygulama bakımından işler olmayan murakıplık müessesesi yerine şirket yapılarına göre ihtiyaç duyulması halinde uygulanacak olan belirli denetim mekanizmaları oluşturulmuştur. Bu mekanizmalar; (Madde 397–400)

a. Bağımsız denetim
b. İşlem denetçisi
c. Özel denetçi
Yeni TTK ile beraber denetçinin sır saklamadan doğan sorumluluğu konusunda para cezaları öngörülmüştür. Sır saklama konusunda öngörülen yükümlülüğün yerine getirilmesinde ihmali bulunan kişiler hakkında, verdikleri zarar sebebiyle, her bir denetim için;
Yüz bin Türk Lirasına,
Pay senetleri borsada işlem gören anonim şirketlerde ise üç yüz bin Türk Lirasına kadar tazminata hükmedilebileceği düzenlenmiştir.
Denetçinin bağımsız bir denetleme kuruluşu olması halinde ise sır saklama yükümlülüğünün Yönetim Kurulu üyelerini ve çalışanlarını da kapsayacağından bahsedilebilir. Dolayısıyla sorumluluk alanı genişlemektedir. Bununla birlikte, bağımsız denetim firmalarının sorumluluk alanlarını sınırlandırmak ya da ortadan kaldırmak için önceden konulacak sorumsuzluk kayıtlarının geçersiz olacağı da yeni TTK„da öngörülmüştür. Bu durum işlemlerin daha kusursuz ve profesyonelce yürütülmesi imkânı getirecektir. (Madde 404)
ŞUBESİ
Evet. Bu konuda bir farklılıktan bahsedebiliriz. Yeni düzenlemeye göre; büyük ölçekli şirketler, bağımsız denetleme kuruluşlarınca denetlenecek, orta ve küçük ölçekli şirketler ise, bir veya birden fazla YMM ve/veya SMMM tarafından denetlenecektir. Küçük ve orta ölçekli şirketlerde denetimi yapacak bu kişiler asgari olarak belirtilmiş olup, bu şirketlerin bağımsız denetleme kuruluşları tarafından denetlenmesinde herhangi bir engel yoktur. Ancak bu durumda küçük ve orta ölçekli şirketlere uygulanan hükümlerin büyük ölçekli şirketlere nispeten daha hafif hükümler olduğundan bahsedebiliriz. (Madde 400)
Mevcut yapıda murakıplık müessesesinin, herhangi bir meslek bilgisi ve/veya şart gerektirmediğinden, bu kurumun çok da işlevsel ve yönlendirici olmadığı aşikârdır. Bu durumda şirketlerde istenen şeffaflık ve tutarlılık ilkelerinden sapılması yeni düzenlemeleri gerekli kılmıştır. Getirilen bu yeni sistemde murakıplık müessesesi şirketin bir organı olmaktan çıkarılmıştır. Bunun yerine şirketlerin ölçekleri ile paralel olarak denetim, bağımsız denetim kuruluşlarına veya en az bir SMMM veya YMM’ye bırakılmıştır. Kabul edilen bu yeni sistemde, denetimin daha işlevsel bir hale getirildiğini söyleyebiliriz.

Ticari faaliyete ilişkin değişiklikler

• Anonim ve limitet şirketler, Türk Ticaret Kanununun yayımı tarihinden itibaren üç yıl içinde yani 14 Şubat 2014 tarihine kadar sermayelerini, Kanunun 332 ve 580 inci maddelerinde öngörülen tutarlara yükseltmek zorundadırlar. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bu sureyi birer yıl olarak en çok iki defa uzata-bilecektir. (6103 Madde 20)
• Yeni TTK ile öngörülen düzenlemeye göre tescil olunan ticaret unvanı, ticari işletmenin giriş cephesinin herkes tarafından kolayca görülebilecek bir yerine, okunaklı bir şekilde yazılmalıdır.
• İşletme belgelerinde, ticari işletmenin sicil numarası, ticaret unvanı, merkezi, tacir sermaye şirketi ise sermaye miktarı, internet sitesi adresi ve numarası da gösterilecektir. (Madde 39)

Defter tutma ile ilişkili değişiklikler
• Defter tutma yükümünü Yeni TTK’de belirtildiği şekilde yerine getirmeyenler, 200 günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır.(Madde 64), (Madde 65), (Madde 562)
• Yeni düzenlemenin, teknolojik gelişmeleri dikkate almasının bir sonucu olarak; defter ve belgelerin saklanması konusunda ikili bir sistem öngörülmüştür. Buna göre; defter ve belgeler fiziki olarak saklanabileceği gibi veri taşıyıcıları kullanılarak da saklanabilecektir. Veri taşıyıcıları dendiğinde; elektronik ortam anlaşılmalıdır. Bu yöntemle; defterlerin tutulmasında, UFRS’ye göre tacirin ticari işlemlerini açıkça göstermesi gerekmektedir. Defterlerin yansız ve tarafsız bir uzmanın profesyonellik ilkelerine göre; mesleğinin gerektirdiği ölçüde ve herkes tarafından anlaşılır bir şekilde düzenlemesi gerekmektedir. Temel defterler dışında hangi defterlerin tutulması gerektiği yeni düzenlemede açıkça belirtilmemiştir. İşletmelerin niteliği dikkate alınmakla birlikte Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu (TMSK) tarafından belirlenecek esaslar dâhilinde hangi defterlerin tutulacağı belirlenecektir. İşletme ile ilgili her tür belge ve bilgisayar kayıtlarının v.b.saklanması yükümünü Yeni TTK ‘da belirtildiği şekilde yerine getirmeyenler, 200 günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır. (Madde 64/2), (Madde 562)
• Yeni TTK ile tüm defterlerin açılış ve kapanışları noter onayı zorunlu hale getirilmiştir. Buna göre; uygulamada zaman bakımından sıkışıklık yaratmamak için tasdik suresi, izleyen faaliyet döneminin altıncı ayına kadar yapılabilecektir. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın Tebliği ‘ne uygun şekilde ticari defterlerin açılış ve kapanış onaylarını yerine getirmeyenler 200 günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır. (Madde 64/3), (Madde 562)
• Hileli envanter çıkaranlar, 200 günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır. (Madde 66), (Madde 67), (Madde 562)

Çalışanlarla ilgili düzenlemeler
• Yeni TTK incelendiğinde,4857 sayılı iş Kanunu ile paralel hükümler getirildiği görülmektedir. Yeni TTK’nin 157 –158 ve 178. maddelerinde, çalışanların korunması amacı ile çeşitli hükümler tesis edilmiştir. İşçilerin devralan şirkete geçişleri, hakları ve sorumlulukları hakkında ayrıntılı bir düzenleme getirilmekle beraber; şirket çalışanları şirketin birleşmesinden itibaren 3 ay içinde alacaklarının güvence altına alınmasını isteme hakkına sahiptirler. Ancak şirket, alacağın tehlikeye düşmediğini; denetçiden talep edeceği bir raporla, ispat ederek söz konusu güvenceyi vermekten kaçınabilir.

Şirket kuruluşuna ilişkin değişiklikler

1. Anonim şirketlerde en az 5 kurucu ortağın mevcudiyeti aranmaktadır. Söz konusu sayı sınırının sağlanması için çoğunlukla ortaklık yapısında gerçekte olmayan kişilerin görünüşte ortak yapılması, başkaca sorunlara yol açmaktadır. Sayının beşin altına düşmesi halinde ise şirketin feshi veya infisahı söz konusu olduğundan beş kurucu ortak kuralından vazgeçmenin şirketlerin gelecekleri acısından daha faydalı olduğuna karar verilmiştir. Söz konusu Yeni TTK’nin düzenlemesine göre bir anonim şirket tek kişi tarafından başkaca bir ortağa gereksinim duymaksızın kurulabileceği gibi sonradan da bu durumun ticaret siciline tescili kaydıyla tek kişilik hale gelebilecektir. Bu sayede mevcut sayı kuralına uyularak kurulan şirketlerin sonradan tek ortağa düşmesi halinde şirketin fesih tehlikesi ile karşılaşma olasılığı ortadan kaldırılmıştır. (Madde 338)
2. Yine Mevcut düzenlemede bir limitet şirketin kurulması için gerekli olan en az iki kişi olma asgari sınırı kaldırılmıştır. Yeni düzenleme ile tek kişilik limitet şirketlerin kurulması mümkün hale gelmiştir. Yeni düzenlemeye göre; tek kişilik limitet şirket kurulması ya da sonradan ortak sayısının bire inmesi halinde bu durumunda keyfiyetin 7 gün içinde bağlı bulunduğu ticaret siciline tescil ve ilan edilmesi gerekecektir. Söz konusu düzenlemenin 3. Kişi alacaklıları koruyacağı öngörülmektedir.(Madde 574)

3. Yeni TTK’de limitet şirket için aranan asgari sermaye 5.000 TL’den 10.000 TL’ye çıkarılmıştır. Mevcut düzenlemede yer alan sermayenin taksitle ödenmesine ilişkin hüküm ve buna bağlı olarak temerrüt hükümleri ortadan kaldırılmıştır. Bu sayede söz konusu payın bir defada ödenmesi öngörülmüştür. Öte yandan, esas sermaye payının nama yazılı senede bağlanması da mümkün hale gelmektedir. (Madde 580)
4. Yeni TTK hükmüne göre anonim şirket için aranan asgari sermaye için ikili bir sistem getirilmiştir.
Buna göre; esas sermaye en az 50.000 TL olmalıdır. Halka acık olmayan ancak kayıtlı sermayeyi kabul etmiş bulunan anonim şirketler de ise 100.000 TL olmalıdır. Bunun yanında; mevcut kanunda “esas sermaye” olarak bahsedilen kavramın yeni TTK’de “başlangıç sermayesi” olarak düzenlendiğini ve yeni düzenleme ile Sermaye Piyasası Hukuku ile paralellik sağlandığını söyleyebiliriz. (Madde 332)
5. Yeni TTK, sermaye koyma borcu hakkında küçük ama önemli bazı değişiklikler getirmektedir. Söz konusu düzenlemenin teknolojik gelişmeleri dikkate aldığından bahsedebiliriz. Yeni TTK’nin 127. maddesi hükmü; devredilebilir elektronik ortamların, alanların, adların ve işaretlerin de ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasını mümkün kılmaktadır. Ayrıca taşınmazların sermaye olarak konulması sırasında bugün sıkça karşılaşılan şirket adına tescillerinin ihmal edilmesi veya kasten yapılmaması sorununa ilişkin olarak yeni bir düzenleme getirilmektedir. Zira mevcut düzende taşınmazların şirkete sermaye olarak konulmasına karşın halen eski maliklerinin üzerinde kalması hukuk güvenliğini sarsmakta ve şirket sermayesini tehlikeye sokmaktaydı. Bunu önlemek için, taşınmazların ve diğer ayni hakların, tapu kütüğünde; markalar, patentler, tasarımlar gibi hakların da kendilerine has sicillerde, şirket adına tescil edilmeleri için, buna ilişkin bildirimin, ilgili sicil müdürlüklerine veya sorumlularına ticaret sicili müdürlüğünce resen ve hemen yapılması zorunluluğu getirilmektedir. Ayrıca şirkete ayni olarak konulan sermayelerin üzerinde tedbir, rehin ve benzeri sınırlayıcı hakların bulunmaması zorunluluğu öngörülmektedir. Bu sayede şirket sermayesinin korunması ve güvenliğinin sağlanması mümkün olacaktır.
6. Yeni TTK’de şirket sözleşmesinde bulunması gereken kayıtlar bakımından ikili bir ayrım mevcuttur. Buna göre esas sözleşmede, zorunlu kayıtlar ve şirket sözleşmesinde öngörülmeleri şartıyla bağlayıcı olan kayıtlar başlıkları altında ikili bir düzenleme yapılmıştır. Yeni TTK’nin 577. Maddesinde düzenlenen bu ikinci ayrımın yeni düzenlendiğini ve yeni bir sistemin öngörülerek yapıldığından bahsedebiliriz. Bu yeni sistem, şirket sözleşmelerinin bilinçli bir şekilde hazırlanması gereğini ortaya çıkarmaktadır. Limitet şirketin idaresinde görev alacak müdürlerin hukuki ve cezai sorumlulukları ile ilgili olarak Yeni TTK’nin anonim şirketler ile ilgili bölümüne atıf yapıldığı görülmektedir. Hükme göre; limitet şirket müdürleri ile anonim şirketlerin Yönetim Kurulu üyelerine hukuki ve cezai sorumluluk bahsinde aynı hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür. Ayrıca mevcut kanunda olmayan yeni bir hükümle müdürlerin devredilmez ve vazgeçilmez görevleri sınırlı sayıda sayılmış ve bu sayede müdürlerin yetki sınırları açıkça ortaya konmuştur. (Madde 623), (Madde 625)
• İSTANBUL
7. Aksi şirket sözleşmesinde öngörülmediği takdirde, şirket sözleşmesi, esas sermayenin üçte ikisini temsil eden ortakların kararıyla değiştirilebilir. Şirket sözleşmesinde
Yapılan her değişiklik tescil ve ilan edilir. (Madde 589)

8. Yeni TTK ise, farklı sözleşme değişiklikleri için 4 farklı nisap öngörmüştür.
Buna göre,
1. Oybirliği gerektiren konular; bilanço zararlarının kapatılması için yüküm ve ikinci yüküm koyan kararlar, şirket merkezinin yurtdışına taşınmasına ilişkin kararlar, (Madde 421/2)
2. Esas sermayenin en az % 75’inin olumlu oyunu gerektiren konular; şirketin işletme konusunun tamamen değiştirilmesi, imtiyazlı pay oluşturulması, nama yazılı paylarının devrinin sınırlandırılması, (Madde 421/3)
3. Esas sermayenin en az % 50’sinin olumlu oyunu gerektiren konular; esas sözleşmede her turlu değişikliğe ilişkin kararlar, nevi değiştirme, birleşme ve bölünmeye ilişkin kararlar, (Madde 421/1)
4. Esas sermayenin en az % 60’ının olumlu oyunu gerektiren konular;
Yeni pay alma hakkının kaldırılması ya da sınırlandırılmasına ilişkin kararlar, (Madde 461) Pay senetleri menkul kıymet borsasında işlem gören şirketlerde; olağan toplantı ve karar yeter sayıları için sermayenin en az dörtte birinin hazır olması ve mevcut oyların çoğunluğu ile karar verilmesi gerekmektedir. (Madde 418)
Genel kurulun çağrısız bir şekilde toplanması konusunda Yeni TTK herhangi bir yenilik getirmemekle birlikte, toplantının geçerliliği konusunda tartışılan bir noktaya açıklık getirilmiştir. Buna göre, toplantıda alınan kararların geçerli olabilmesi için yüzde yüz katılımın devamı gerekmektedir. Kısaca bir pay sahibinin toplantıyı terk etmesi durumunda çağrısız Genel Kurulun karar alabilmesi mümkün olmayacaktır. Zira çağrısız Genel Kurulun karar alabilme ehliyeti, tüm toplantı suresince aranmaktadır. Bununla birlikte gündeme bağlılık ilkesinin amacına uygun olarak; çağrısız Genel Kurulda gündeme oybirliği ile madde eklenebileceği kabul edilmektedir. Aksinin sözleşme ile düzenlenmesi ise düşünülemez. (Madde 416)

9. Yeni TTK ile Genel Kurulun online ortamda yapılması imkânı getirilmektedir. Genel Kurulun online ortamda yapılması sırasında katılım ve oy kullanma işlemleri yine online ortamda gerçekleşecektir. Üyelerin bir kısmının fiziki olarak hazır bulunması durumunda, karma sistem uygulanıp diğer kısım üyeler elektronik ortamda oy
Kullanabileceklerdir. (Madde 1527 / 5)
10. Şirketlerin halka arzı ile ilgili getirilen yeni düzenleme: Sermayenin bir kısmının nakit karşılığı taahhüt edilip şirketin kurulmasından itibaren 2 ay içinde halka arzı mümkün hale gelecektir.
11. Kuruluşla ilgili istenen belgeler mevcut düzenlemeden farklı olarak açıkça belirtilmiş ve esas sözleşmede bulunması gereken kayıtlar ile esas sözleşmenin tescili konusunda özel hükümler getirilmiştir.
12. Pay bedellerinin tamamının 24 ay içinde ödenmesi zorunluluğu getirilerek, esas sermayenin ödenmeme ihtimali ortadan kaldırılmıştır. Pay bedellerinin ödenmemesi durumunda şirket menfaatlerinin tehlikeye düşmesi gerekçesiyle Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na fesih davası açma hakkı verilmiştir.(Madde 335), (Madde 336)

Şirket yönetim kurulu, ortakları ile ilgili değişiklikler

Şirketlerin Yönetim Kurullarına ilişkin getirilen yeni düzenlemenin mevcut yapıdan oldukça farklı olduğu söylenebilir. Yeni TTK’nin getirdiği yenilikleri şu şekilde sıralayabiliriz;
• Tek kişi ortaklı Anonim şirket düzenlemesine paralel olarak tek kişilik Yönetim Kurulu oluşumu mümkün kılınmıştır.
• Yönetim Kurulu üyelerinin pay sahibi olma zorunluluğu yeni TTK ile kaldırılmış ve bu sayede Yönetim Kurulu üyelerinin daha uzman ve profesyonel kişilerden oluşması imkânı tanınmıştır.
• Yönetim Kurulu üyelerinin sadece gerçek kişi değil, tüzel kişi olması imkânı da getirilmiştir. Buna göre; tüzel kişilerin belirleyecekleri bir temsilci ile şirket Yönetim
Kurulunda söz sahibi olabilmesi imkânı getirilmiştir.
• İşlem kolaylığını sağlamak için, Yönetim Kurulu üyelerinden en az birinin Türkiye’de ikamet etmesi ve Türk vatandaşı olması zorunluluğu getirilmiştir.
• Yeni TTK uyarınca; Yönetim Kurulu toplantılarını kolaylaştırmak amacıyla toplantıların elektronik ortamda yapılabilmesi imkânı getirilmiştir.
• Yeni TTK ile Yönetim Kurulunun sorumluluğuna ilişkin olarak Yönetim Kurulu Üyesinin kusuru oranında sorumlu olması şeklindedir.
• Ayrıca şirket Yönetim Kurulu üyelerinin en az dörtte birinin yüksek öğrenim görme zorunluluğu getirilerek yönetimin profesyonelleşmesi amaçlanmıştır. Ancak bu kural tek üyeli yönetim kurullarında uygulanmayacaktır.(Madde 359)
• Tüzel kişiler Yönetim Kurulu üyesi olarak seçilebilecek ve belirleyecekleri bir temsilci ile şirketin Yönetim Kurulunda söz sahibi olabileceklerdir.
• Yeni TTK’nin Yönetim Kurulu ile ilgili getirdiği düzenlemeler incelendiğinde; profesyonel Yönetim Kuruluna gönderme yapıldığı, şirketin yönetim fonksiyonunun daha da etkinleştirmek istendiği görülmektedir. Özellikle ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinde yıllardır başarılı uygulamalarla gelişen profesyonel yönetici konseptinin, yeni TTK ile ülkemizde de yaygınlaşacağı beklenmektedir. Yönetim Kurulu organı, görünüşte bir organ olmaktan çıkarılmakta ve işlevsel bir niteliğe kavuşmaktadır. Bu durum şirket hakkında alınacak kararların daha şeffaf olmasını sağlayacaktır. Zira yeni TTK’nin Yönetim Kurulu üyelerinin sorumluluğu konusunda getirdiği hukuki ve cezai sorumluluk Kurulun daha etkin ve dikkatli çalışmasını sağlayacaktır.
• Yeni TTK Yönetim Kurulu üyelerinin görevlerini yaparken kusurlarıyla şirkete verebilecekleri zararlarla ilgili olarak sigorta mekanizması öngörmüştür. Getirilen
Bu mekanizma isteğe bağlıdır. Buna göre; şirket sermayesinin %25’ini aşan bir bedelle sigorta ettirilmiş ve bu suretle şirket teminat altına alınmışsa, bu husus halka açık şirketlerde SPK’nın ve ayrıca pay senetleri borsada işlem görüyorsa borsanın bülteninde duyurulur ve kurumsal yönetim ilkelerine uygunluk değerlendirmesinde dikkate alınır. (Madde 361)
Hukuki ve cezai sorumluluk bakımından ise Yeni TTK’de Yönetim Kurulu üyelerinin sorumluluğu konusu ayrı bir madde altında düzenlenmemiştir. Bunun yerine
Ayrı bir bolümde “Hukuki ve Cezai Sorumluluk” başlıkları altında torba bir hükümle düzenlemeye gidilmiştir. Yeni TTK ile Yönetim Kurulu üyelerinin kanundan kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirmediği takdirde hukuki ve cezai sorumlulukları olacaktır. Cezai sorumlulukların önemli bir kısmı ilk defa yeni TTK ile düzenlenmiştir. Cezai hükümler incelendiğinde ilk defa adli para cezalarının düzenlendiği görülmektedir. (Madde 562)

Ortakların şirkete borçlanması ve borca batıklık ile ilgili değişiklikler

1. Yeni TTK pay sahiplerinin şirkete borçlanmalarını engelleyecek bir yasak getirmiştir. Yeni kanun, söz konusu düzenlemeye bir de istisna getirmiştir. Hükme göre, anonim şirketlerde pay sahiplerinin şirkete borçlanması yasak olmakla birlikte pay sahiplerinin, iştirak taahhüdünden doğan borçları istisna sayılmıştır. Zira pay sahibinin, her müşterisi gibi şirketten vadeli olarak mal alması mümkün görülmelidir. Pay sahiplerinin bu istisna dışında şirkete borçlanmaları durumunda Yeni TTK’de üç yüz günden beş yüz güne kadar adli para cezası öngörülmüştür.(Madde 358), (Madde 562/5.c)
2. Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun 324’ncu maddesinde düzenlenen sermaye kaybı ve borca batıklık durumu düzenlenmiştir. Son yıllık bilançodan sermaye ile yasal yedekler toplamının yarısının zararlar sonucu karşılıksız kaldığının anlaşılması halinde, yönetim kurulu, genel kurulu hemen toplantıya çağırmaya ve uygun gördüğü gerekli önlemleri genel kurula sunmakla mükelleftir. Yeni TTK’nin gerekçesinde yönetim kuruluna bu konuda önemli sorumluluklar getirilmiştir. Hatta bu konuda bir rapor vermesi, zararların sebeplerini göstermesi ve çözüm önerisi sunması gerekir, aksi halde yönetim kurulu sorumlu olacaktır. İkinci fıkraya göre, son yıllık bilançodan, zararlar sebebiyle sermaye ile yasal yedeklerin toplamının üçte ikisinin karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, yönetim kurulunun çağrısı üzerine genel kurul toplanır ve sermayenin üçte biri ile yetinmeye veya sermayenin tamamlanmasına karar verir. Genel Kurul bu iki karardan birini almamışsa anonim şirket sona erer.

Pay sahiplerine yönelik değişiklikler

1. Yeni TTK esas sözleşme değişikliğine ilişkin olarak aramış olduğu toplantı ve karar nisapları bakımından mevcut kanundan çok farklı bir sistematik benimsemiştir. Mevcut sistemde; şirketlerin tabiiyetini değiştirmek veya pay sahiplerinin taahhütlerini arttırmak hususundaki kararlar için oybirliği aranmakta, şirketin faaliyet konusu ve türünün değiştirilmesi için ise sermayenin 2/3’üne sahip pay sahiplerinin toplanmasını aramakta, bu sayı sağlanamıyorsa, ikinci toplantı için yarı çoğunluk aranmaktaydı. Kararların ise oy çoğunluğuyla alınması esastı. Yeni TTK ile pay sahipleri; şirketin ticari defterleri ile ilgili bilgileri, finansal ve konsolide tablolarını, Yönetim Kurulunun yıllık faaliyet raporunu, denetleme raporunu, kar dağıtım önerisi konusunda Genel Kurulun yapılmasından 15 gün önce görmek isteyebilir. Yine Genel Kurulda talep edilmek üzere; şirket denetiminin yapılma şekli ve sonuçları konusunda kişiler taleplerde bulunabilirler. Bu sebeple yeni TTK ile pay sahibine kapsamlı bir bilgi alma ve inceleme hakkı tanınmıştır. (Madde 428), (Madde 437)
2. Azlık haklarına ek olarak, şirketin feshini haklı sebebe istinaden talep hakkı, denetçinin haklı sebeple azli davasını açma hakkı, pay senetlerinin basılmasını isteme hakkı getirilmiş, azlık haklarını kullanmada zorluk çıkaran gündeme bağlılık ilkesi önemli istisnalarla genişletilmiş ve özel denetçi atanmasını talep hakkı geniş şekilde düzenlenmiştir.
3. İmtiyazlı pay sahipleri genel kurulunun toplanması acık bir düzenlemeye kavuşturulmuş ve imtiyaz-pay başına 15 oy hakkı ile sınırlandırılmıştır. Tüm bu düzenlemeler ışığında, kanunun pay sahibinin konumunu güçlendirdiği tartışmasızdır.
(Madde 437), (Madde 438), (Madde 476), (Madde 477), (Madde 478), (Madde 479), (Madde 484), (Madde 485)
Yeni düzenlemede azınlık hakları ile ilgili getirilen önemli değişiklikleri şu şekilde sıralayabiliriz.
• Yeni düzenleme ile sermayenin onda birini, halka acık şirketlerde ise sermayenin yirmide birini oluşturan pay sahipleri Yönetim Kurulundan yazılı olarak gerektirici sebepleri ve gündemi belirterek, genel kurulu toplantıya çağırmasını isteyebilecektir. Bu istem noter vasıtasıyla yapılacaktır.
• Azınlık haklarının etkin bir şekilde kullanılmasını engelleyen, gündeme bağlılık ilkesine önemli istisnalar getirilmektedir. Pay sahipliği haklarında olduğu gibi azınlık hakları listesine de yenileri eklenmektedir.
• Esas sözleşme ile çağrı hakkı daha az sayıda paya sahip pay sahiplerine tanınabilecektir. İstemi yerine getirilmediği veya reddedildiği takdirde pay sahiplerinin
• Mahkemeye başvurma hakkı yeni düzenlemede de korunmaktadır. (Madde 411)
• Şarta bağlı sermaye artırımının söz konusu olabilmesi için, Genel Kurulun şirketin esas sözleşmesinde bir değişikliğe giderek bu konuyu ayrıca düzenlemesi gerekmektedir. Bu sayede; şirketten veya topluluk şirketlerinden alacaklı olanlara veya çalışanlara yeni payları edinmek hakkı sağlamak suretiyle sermayenin şarta bağlı olarak arttırılması söz konusu olacaktır. Bu düzenleme ile işçilerin şirkete ortak olması imkânı getirilmekte, şirketin finansmanı acısından yeni bir araç ihdas edilmektedir. Ancak sermayenin korunması ilkesi gereği, şartlı olarak arttırılan sermayenin toplam itibari değeri sermayenin yarısını aşamayacaktır. (Madde 463), (Madde 464)

• Yeni TTK’de pay senedi bastırılmasına ilişkin acık bir düzenleme yapılmış, hamiline paylar için pay bedellerinin tamamının ödenmesinden itibaren 3 ay içinde hisse senetleri bastırılıp pay sahiplerine dağıtılması hükme bağlanmıştır. Nama yazılı paylar için senet basımı ise ihtiyari kılınmıştır. Her iki pay senedi için de ilmühaber çıkarılabileceği ve nama yazılı pay senetlerine ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla uygulanacağı anlaşılmaktadır. Pay senetlerinin devri için eski sistem korunmuş ancak devrin sınırlanması anlamında yeni ve detaylı düzenlemeler yapılmıştır. Buna göre borsaya kota edilmemiş nama yazılı paylar için hisse devrini reddederek ortaktan gerçek değeriyle şirkete satmasını talep hakkı tanınmıştır.
• Yeni TTK’de; şirketler internet sitelerini düzenlerken kanunen yapmaları gereken ilanlara, pay sahipleri veya ortakları acısından önem taşıyan açıklamalara; Yönetim ve Müdürler Kurulu ile Genel Kurul toplantılarının hazırlıklarına; anılan Kurulların yapılmasına ilişkin bilgilere; ortaklara ve pay sahiplerine sunulması gereken belgelerin
Yayımlanmasına; bu kurullara ait olanlar da dâhil olmak üzere her türlü çağrıya; oy vermeye, kamuyu aydınlatma hükmü çerçevesinde çeşitli bilgilerin sunulmasına; pay
Sahiplerinin veya ortakların aydınlatılmasının öngörüldüğü konulara değinmek zorundadırlar. Bunun yanında finansal tablolar, bunların dipnotları, ekleri, yönetim kurulunun yıllık raporu dâhil, hesap durumlarına, ara finansal tablolarına, yönetim kurulunun kurumsal yönetim ilkelerine ne oranda uyulduğuna ilişkin yıllık değerleme açıklamasına; denetçinin, özel denetçinin, işlem denetçilerinin raporlarına ve yetkili
• Kurul ve bakanlıkların konulmasını istedikleri pay sahiplerini ve sermaye piyasasını ilgilendiren konulara ilişkin olarak, şirketin cevapları ve bildirimleri ve diğer ilgili hususlar şirketin internet sitesinde yayınlanacaktır. (Madde 1524)
• Şirketler internet sitelerinde ne tür bilgileri

Ticari faaliyete ilişkin düzenlemeler

Birçok büyük ve güçlü ticari işletme geç ödemeyi bir finansman aracı olarak kullanmaktadır. Bu ise; mal ve hizmet verenleri çok güç durumda bırakmakta, finansal durumlarını sarsmakta, hatta iflasa bile sürükleyebilmektedir. Geç ödemenin sonuçları, Yeni TTK da, Devlet ödemeleri hariç tutularak tekrar düzenlenmiştir. Bu konuda AB nin 2011 yılı yönergeleri de dikkate alınmıştır.
Düzenlemenin amacı; üreticileri, KOBİ ‘leri ve fatura ya da eşdeğer ödeme talepleri karşılığı hizmet veren ticari işletmeler ile kişileri, konumları güçlü olan ticari işletmeler karşısında korumaktır. Mal ve hizmet tedarikinde alacaklı ve borçlu arasında sözleşme düzenlenecektir. Ancak, sözleşme uyarınca yerine getirilmesi gereken edimler ticari hükümlerde belirlenen sınırları aşmamalıdır. Sınırın aşıldığı hallerde, sadece sınırı aşan kısım ile ilgili kısmi geçersizlik kavramı korunmuştur. Borçlu, sözleşmede öngörülmüş bulunan tarihte veya belirtilen ödeme suresinde borcunu ödemezse, ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşer. Sözleşmede ödeme günü veya suresi belirtilmemişse, borçlu aşağıdaki surelerin sonunda ihtara gerek kalmaksızın mutemerrit sayılır ve alacaklı faize hak kazanır:
1. Faturanın veya eş değer ödeme talebinin borçlu tarafından alınmasını takip eden otuz günlük surenin sonunda.
2. Faturanın veya eş değer ödeme talebinin alınma tarihi belirsizse, mal veya hizmetin teslim alınmasını takip eden otuz günlük surenin sonunda,
3. Borçlu faturayı veya eş değer ödeme talebini mal veya hizmetin tesliminden önce almışsa, mal veya hizmetin teslim tarihini takip eden otuz günlük surenin sonunda.
4. Kanunda veya sözleşmede, mal veya hizmetin kabul veya gözden geçirme usulünün öngörüldüğü hallerde, kabul ve gözden geçirme suresi 30 gündür. (Madde 1530)
5. Sözleşmede öngörülen ödeme suresi, faturanın veya eş değer ödeme talebinin veya mal veya hizmetin alındığı veya mal veya hizmetin gözden geçirme ve kabul usulünün tamamlandığı tarihten itibaren en fazla altmış gün olabilir.
6. Mal ve hizmette; ayıp, saklı ayıp veya muayene ile anlaşılabilen ayıp varsa, kabul veya gözden geçirme suresi, mal veya hizmetin alınmasından itibaren 30 gün olarak kabul edilir Alacaklı aleyhine ağır bir haksız durum yaratmamak koşuluyla ve açıkça anlaşmak suretiyle taraflar daha uzun bir sure öngörebilirler. Ancak alacaklının küçük yahut orta ölçekli işletme (KOBİ) veya tarımsal ya da hayvansal üretici olduğu veya borçlunun büyük ölçekli işletme sıfatını taşıdığı hallerde, ödeme suresi, altmış günü aşamaz.
7. Gecikme faizi ödenmeyeceğini veya ağır derecede haksız sayılabilecek kadar az faiz ödeneceğini, alacaklının geç ödeme dolayısıyla uğrayacağı zarardan borçlunun sorumlu olmayacağını veya sınırlı bir şekilde sorumlu tutulabileceğini öngören sözleşme hükümleri geçersizdir.
8. Mal ve hizmet tedarikinde alacaklıya yapılan geç ödemelere ilişkin temerrüt faiz
Oranının sözleşmede öngörülmediği veya ilgili hükümlerin geçersiz olduğu hallerde
Uygulanacak faiz oranını ve alacağın tahsili masrafları için talep edilebilecek asgari giderin tutarını Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası her yıl ocak ayında ilan eder. Faiz oranı, 4.12.1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine ilişkin Kanunda öngörülen ticari işlere uygulanacak gecikme faizi oranından en az yüzde sekiz fazla olmalıdır. (Madde 1530)
Mal ve?
9. Mal veya hizmet bedelinin taksitle ödenmesinin öngörüldüğü durumlarda, bu maddenin ödeme surelerini düzenleyen hükümleri birinci taksit bakımından uygulanır.
Her bir taksit tutarının ödenmeyen kısmı kanunda öngörülen ticari işlere uygulanacak gecikme faizi oranından en az % 8 fazla olmalıdır. Alacaklının küçük veya orta ölçekli işletme veya tarımsal veya hayvansal üretici olup borçlunun büyük ölçekli işletme olduğu hallerde taksitle ödemeyi öngören sözleşme hükümleri geçersizdir. (Madde 1530)
Şirketler ölçeklendirilmiş
Yeni TTK’de, ilk defa bir ayrımla şirketlerin ölçeklerine Göre küçük, orta ve büyük olarak sınıflandırılması öngörülmüştür. Söz konusu düzenlemeye göre; Küçük ve orta ölçekli işletmeleri tanımlayan ölçütler, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu’nun görüşleri alınarak, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından yönetmelikle düzenlenecektir. Küçük ve orta ölçekli olsalar dahi büyük ölçekli sayılacak şirketler ise şu şekildedir;
• Borçlanma araçları veya öz kaynağa dayalı finansal araçları kamuya acık bir piyasada işlem gören veya bu tur bir piyasada işlem görmek üzere söz konusu araçları ihraç edilme aşamasında bulunan sermaye şirketleri,
• Esas faaliyet konularından biri, varlıkları güvenilir kişi sıfatıyla geniş bir kitle adına muhafaza etmek olan bankalar, yatırım bankaları, sigorta şirketleri, emeklilik şirketleri ve benzerleri orta ve küçük ölçekli olsalar dahi büyük ölçekli sayılacaklardır. Bununla birlikte yeni TTK borsaya kayıtlı şirketler yukarıdaki ölçütlere tabi olmadan doğrudan doğruya büyük ölçekli şirket olarak kabul edilmesini öngörmektedir. (Madde 1522)

Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda (yeni TTK) dikkat edilmesi gereken tarihler
Gerek Yeni TTK’de gerekse 6103 Sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğe ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’da belirtilen hükümler kapsamında dikkat edilmesi gereken tarihler şöyledir.
1 Ocak 2012
Bir önceki soru cevabında belirtildiği üzere, 1 Ocak 2013 tarihinden itibaren tüm şirketler artık finansal tablolarını Türk Muhasebe Standartları’na göre hazırlamak zorunda olacaklardır. Ancak TMS’ye göre mali tabloların karşılaştırmalı olarak hazırlanması gerekmektedir. Bu sebeple 31.12.2013 tarihi itibariyle hazırlanacak mali tablolar 31.12.2012 tarihli mali tablolar ile karşılaştırmalı olarak sunulacaktır. Ayrıca 2013 yılı muhasebe açılış kaydının TMS’ye uygun yapılması da diğer bir zorunluluktur. Bu sebeple ilgili tüm kesimler 1 Ocak 2012 tarihine kadar TMS’nın uygulamasına yönelik hazırlıklarını tamamlamaları yararlı olacaktır.
1 Temmuz 2012
6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesi. (Madde 1534)
14 Ağustos 2012
Anonim Şirketler ve limited şirketler ana sözleşmelerini bu tarihe kadar yeni Türk Ticaret Kanunu ile uyumlu hale getireceklerdir. (6103 Madde 22)
1 Ocak 2013
Bu tarihten itibaren muhasebe kayıtları ve finansal tabloların TMS / TFRS’ye göre düzenlenmesi gerekecektir. (Madde 1534/3)
1 Mart 2013
Bağımsız denetçi seçilmesi için son tarihtir. Atama yapmayan şirketlere mahkemece atama yapılacaktır. (Geçici Madde 6/3)
1 Temmuz 2013
Sermaye şirketleri için internet sayfalarının hazırlanması ve yayınlanması için son tarih. Bu tarihten itibaren üç ay içinde internet sitesi kurma zorunluluğunu yerine getirmeyenler için ise çeşitli hapis cezaları öngörülmektedir. (Madde 1534/1)
14 Şubat 2014
Anonim ve limitet şirketler, Türk Ticaret Kanununun yayımı tarihinden itibaren üç yıl içinde yani 14 Şubat 2014 tarihine kadar sermayelerini, Kanunun 332 ve 580 inci maddelerinde öngörülen tutarlara yükseltmek zorundadırlar. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bu süreyi birer yıl olarak en çok iki defa uzatabilecektir. (6103 Madde 20)
Sonuç;
Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda, kurumsal yönetim ilkelerinin benimsendiği görülmektedir. Şirketlerde şeffaflığı sağlamak amacıyla, kamuyu aydınlatma ve bilgilendirme hükümlülüğüne dikkat çekilmektedir.Getirilen yeni düzenlemelerle şirket yönetim kurullarına ilave sorumluluklar yüklenilmiştir. Bu anlamda muhasebe kayıt düzeni ve prensipleri ile birlikte bağımsız denetim konusunda da yeni düzenlemeler getirilmiştir. Kanun’da şirketlerin mali yapılarını şeffaf ve tutarlı olarak ortaya koymak amacıyla, halka açık olsun veya olmasın Kanun’da tanımlanan ölçekteki şirketlere (Kanun ölçek tanımını Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu’nun görüşleri alınarak, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na devretmiştir.) muhasebe ve finansal raporlama konularında Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu (TMSK) tarafından yayımlanan, Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (UFRS)’ne uyumlu Türkiye Muhasebe Standartları’nı uygulama mecburiyeti getirilmiştir.
Ülkemizin getirilen bu yeni ve dinamik Kanun ile dünyaya açılmasının ve bütünleşmesinin daha da kuvvetleneceği, şirketlerimizin uluslararası rekabet güçlerinin artacağı kanaatindeyiz.
Nevzat ERDAĞ

Kategoriler
Ekonomi Dünyası Faydalı Bilgiler İş adamları

Son yasal değişikliklere göre devlet memurlarında ticaret yapma ve şirket ortağı olma

SON YASAL DEĞİŞİKLİKLERLE DEVLET MEMURLARI TİCARET YAPABİLİR Mİ?
Devlet memurlarının ticaret yapıp yapamayacağı veya şirketlerin ortağı olup olamayacağı sürekli sorulan sorulardandır.
Bu yazımızda mevzuatlarımızda yapılan son değişiklikler ve 26.08.2011 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan 650 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan Devlet Memurları Kanununun memurların ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunma yasağını düzenleyen maddesindeki değişiklikleri de dikkate alarak bu konuyu açıklayacağız
Devlet memurların çalışma usul ve esaslarını düzenleyen 657 sayılı kanunun 28. Maddesi ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunma yasağını açıklamaktadır. Son değişiklikler ile bu maddeye bakacak olursak;
“Memurlar Türk Ticaret Kanununa göre (Tacir) veya (Esnaf) sayılmalarını gerektirecek bir faaliyette bulunamaz, ticaret ve sanayi müesseselerinde görev alamaz, ticari mümessil veya ticari vekil veya kollektif şirketlerde ortak veya komandit şirkette komandite ortak olamazlar (Görevli oldukları kurumların iştiraklerinde kurumlarını temsilen alacakları görevler hariç). Memurlar, meslekî faaliyette veya serbest meslek icrasında bulunmak üzere ofis, büro, muayenehane ve benzeri yerler açamaz; gerçek kişilere, özel hukuk tüzel kişilerine veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ait herhangi bir işyerinde veya vakıf üniversitelerinde çalışamaz.”
“Memurların üyesi oldukları yapı, kalkınma ve tüketim kooperatifleri, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve kanunla kurulmuş yardım sandıklarının yönetim, denetim ve disiplin kurulları üyelikleri görevleri, özel kanunlarda belirtilen görevler ile kurumundan izin alınmak kaydıyla yapılan insanî ve sosyal amaçlı gönüllü çalışmalar bu yasaklamanın dışındadır.”
Eşleri, reşit olmayan veya mahcur olan çocukları, yasaklanan faaliyetlerde bulunan memurlar bu durumu 15 gün içinde bağlı oldukları kuruma bildirmekle yükümlüdürler” şeklinde tanımlanmıştır.
Evet, devlet memurları yasasında memurların neleri yapamayacağı bu şekilde açıklanmış olmasına rağmen neleri yapabilecekleri çok net anlaşılmayabilir. Bundan sonraki bölümde bir devlet memuru neler yapabilir? sorusuna çok ayrıntıya girmeden cevap verecek olursak sanırım makalemizin başlığını da doğru açıklamış olacağız

Devlet memurları şirketlere ortak olabilirler
Yukarıda tam metnini yazdığım Devlet Memurları Kanunu’nun 28. maddesini incelediğinizde, devlet memurlarının yönetim kurulu üyesi, denetçi veya her ne şekilde olursa olsun şirket personeli olarak anonim şirketlerde görev almaları yasaklanmış olmakla birlikte, anonim şirketlere pay sahibi olmalarına ilişkin herhangi bir yasak bulunmamaktadır. Buradan hareketle Anonim şirketlerin yönetiminde bulunamazlar. Fakat ortağı olabilirler diyebiliriz. Yine Devlet memurlarının görev yaptıkları kurumun kuruluş kanununda özel bir düzenleme olmaması halinde, şirket ana sözleşmesinde kuruluş sırasında şirketi idare ve temsil edecek olanlar arasında belirtilmemiş olması ile yönetim ve denetimde görev almaması kaydıyla limitet şirket ortağı olması mümkün bulunmaktadır. Nitekim limitet şirket ortağı olmanın ticaretle uğraşmak sayılmayacağı yolunda Danıştay 12–5–1 dairelerinin vermiş olduğu birçok yargı kararı da bulunmaktadır.
Memurların kitap yazması ve telif ücreti alması mümkündür
Devlet memurlarının, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında kitap yazabilmesi mümkün bulunmaktadır. Bu kapsamda yazdığı kitapla ilgili olarak telif sözleşmesi imzalayabilir. Memurların telif dolayısıyla elde edeceği gelir, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 28. maddesine aykırılık teşkil etmemektedir.
Devlet memurları dergi çıkartabilir
Devlet memurlarının kitap yazmaları, dergi hazırlamaları, makale yazmaları ve bunların basılması karşılığında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çerçevesinde telif hakları kapsamında elde edecekleri gelirler, ticaret yasağı kapsamı dışında tutulmuştur. Bu itibarla, memurların dergi hazırlamaları, bu derginin bir yayınevi ile telif sözleşmesi çerçevesinde anlaşmak suretiyle basılması ve dağıtılması ve telif hakkı elde etmesi bu kapsamdadır. Memurlar, hazırladıkları derginin basım ve dağıtımlarını kendileri yapamazlar.
Devlet memurlar mesai dışında mesleklerini ücretsiz yapabilirler
Yükseköğretim kurumlarının kadrolarında bulunan öğretim elemanları, kanunlarda belirtilen hâller dışında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 28 inci maddesi hükmüne tâbidir. Ancak öğretim üyeleri, yükseköğretim kurumlarında yalnızca eğitim ve araştırma faaliyetlerinde bulunmak ve döner sermaye faaliyetleri kapsamında gelir elde edilen hizmetlerde çalışmamak kaydıyla mesai saatleri dışında yükseköğretim kurumlarından başka yerlerde meslekî faaliyette bulunabilir ve meslek veya sanatlarını serbest olarak icra edebilir. Yükseköğretim kurumlarından başka yerlerde çalışan öğretim üyelerine ek ödeme yapılmaz; bunlar rektör, dekan, enstitü, yüksekokul ve konservatuar müdürü, bölüm başkanı, anabilim ve bilim dalı başkanı, başhekim ve bunların yardımcısı olamaz.”
Fakat dilerlerse iki yıla kadar ücretsiz izin alarak Yükseköğretim kurumları dışında meslekî faaliyette bulunmak ve meslek veya sanatlarını serbest olarak icra edebiliriler.
İnsanî ve sosyal amaçlı gönüllü çalışmalar yapabilirler
Kurumundan izin alınmak kaydıyla yapılan insanî ve sosyal amaçlı gönüllü çalışmalar yapabilir. Yapı, kalkınma ve tüketim kooperatifleri, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve kanunla kurulmuş yardım sandıklarının yönetim, denetim ve disiplin kurulları üyelikleri görevleri, özel kanunlarda belirtilen görevleri yapabilirler
Devlet memurunun eşi veya çocuğu ticaret yapabilir
Ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunma yasağı devlet memurunun sadece kendisini kapsamına almaktadır. Memurun eşinin veya çocuklarının ya da diğer akrabalarının her hangi bir kazanç getirici faaliyette bulunmalarına engel bulunmamaktadır.
Ancak memurun eşinin, reşit olmayan çocuklarının 657 sayılı Kanunun 28’inci maddesinde belirtilen memur için yasaklanmış faaliyetlerde bulunması halinde memur bu durumu 15 gün içerisinde bağlı olduğu kuruma bildirmekle mükelleftir. Ayrıca 18 yaşını doldurmakla birlikte akıl hastalığı, akıl zayıflığı, savurganlık, alkol düşkünlüğü, kötü yaşam, kötü idare veya hapis cezası nedeniyle medeni hakları mahkeme tarafından kaldırılmış çocuğu varsa onların da yasak kapsamındaki ticari faaliyetlerinin 15 gün içerisinde kuruma bildirilmesi gereklidir. Bildirimde bulunulmadığı takdirde esnaf veya tacir olan eş ve çocukların haksız olarak aile ödeneğinden yararlanması veya tedavi gideri vb. faydalanmaya devam edeceğinden bu yönüyle memurun sorumluluğuna gidilebilecektir. Fakat reşit olan yani 18 yaşını dolduran veya evlenme ile reşit olan çocukların ticari faaliyetlerini bildirme yükümlülüğü yoktur.
Bilirkişilik, Tercümanlık yapabilir
Devlet memurlarının atamaya yetkili amirin izni ile mahkemelerde bilirkişi olarak görev yapmaları ve takdir olunan bilirkişi ücretlerini almalarının mümkündür. Bu çerçevede memurların mahkemelerde yeminli tercümanlık yapmaları ve takdir edilen ücreti almalarında da bir engel bulunmamaktadır.
Nevzat ERDAĞ
Vergi uzmanı,Eğitimci,Yazar

Kategoriler
Eğitim - öğretim Ekonomi Dünyası Genel Konular Türkiye üzerine

özel sigorta primleri şirketlerde gider yazılabilir mi?

özel sigorta primleri şirketlerde gider yazılabilir mi?

Değişen ve gelişen ülkemizde bazen sosyal güvenlik sisteminin yetersizliği bazen kamu sağlık kuruluşlarının hizmet kalitelerinin düşük olmasının bazen de işverenlerin çalışanlara daha iyi daha güvenli şartlar oluşturmak için uyguladıkları özel sigortacılık uygulamaları son yıllarda çok hızlı büyüyen ve gelişen sektördür. Özel sigortacılık uygulamalarında Şahıslar için yapılan sağlık sigortası, yaşam sigortası, bireysel emeklilik gibi sigorta kollarının da hızla geliştiği görülmektedir. Kamu sosyal güvenlik sisteminin tamamlayan olarak, bireylerin emekliliğe yönelik tasarruflarının yatırıma yönlendirilmesi ile emeklilik döneminde ek bir gelir sağlamak amacıyla isteğe bağlı olarak çeşitli kurum veya kuruluşlar bünyesinde “Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu” ile “Şahıs Sigortaları” veya “Hayat Sigortaları” adı altında özel emeklilik sistemleri kurulmuştur.

Çalışanlar bu gelişen sigortacılık sisteminde geleceklerinde daha iyi şartlarda gelirler elde etmek amacıyla ya da daha iyi sağlık hizmeti alabilmek amacıyla sigorta primleri ödemekte bu nedenle de belli maliyetlere katlanmaktadırlar. Günümüz çalışma hayatı şartlarına bakıldığında bu tür sigorta ödemelerini çalışanların kendileri yapabildikleri gibi bazı durumlarda da bu ödemelerin işverenler tarafından karşılanabildiği görülebilmektedir. Vergi mevzuatımızda da bu konuyla ilgili vergi istisnası muafiyetler ve gider indirimleri gibi teşvik sistemleri ile bazı kolaylıklar sağlanmış bir anlamda hayat, ölüm, kaza gibi bazı sigortalarla, bireysel emeklilik sistemi desteklenmiştir.
Bu yazımda yasal düzenlemeler çerçevesinde bu özel sigorta kollarına yapılan ödemelerin vergisel durumunu şirketler ve çalışanlar açısından kısaca anlatılmaya çalışılacağım.

Özel sağlık sigorta prim tutarları ve bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı paylarına ilişkin vergisel düzenlemeler Gelir Vergisi Kanunumuzda yapılmıştır. Kanunun 40. maddesinde, indirilecek giderler sayılmıştır. Bu maddenin 9. bendinden, “İşverenler tarafından ücretliler adına bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları. (Gerek işverenler gerekse ücretliler tarafından bireysel emeklilik sistemine ödenen ve vergi matrahının tespitinde dikkate alınan katkı paylarının toplamı) bazı şartlar dâhilinde indirim konusu yapıla bileceğini anlıyoruz.

Şimdi isterseniz şahıs sigorta poliçeleri için ödenen primlerin gider olarak indirilmesi şartlarının neler olduğuna bakalım
1- Şahıs sigorta şirketlerine ödenen şahıs sigorta primlerinin, mükellefin şahsına, eşine ve küçük çocuklarına ait olmalı
2- Sigorta şirketinin merkezinin Türkiye’de olması,
3- Sigorta mukavelesinin bu nitelikteki şirketlerle yapılması,
4- Sigorta priminin ödenmiş olduğunun, sigorta şirketi tarafından verilen fatura veya makbuz asılları ile belgelendirilmesi,

Şeklinde mevzuatımızdan anlıyoruz şimdi aklınıza şu soru gelebilir
Bu şartların hepsini taşıdığında bu özel sigorta poliçeleri için ödenen primlerin hepsini indirim konusu yapabilir miyiz?
Evet, bu soruyu kanun koyucu bir ölçü koyarak cevaplamış ölçü ise şöyledir;
Bireysel emeklilik için indirim konusu yapılacak prim, aidat ve katkıların toplamı, ödendiği ayda elde edilen ücretin % 10’unu (bireysel emeklilik sistemi dışındaki şahıs sigorta poliçeleri için ödenen primlerde, ödendiği ayda elde edilen ücretin % 5’ini) ve yıllık olarak asgari ücretin yıllık tutarını aşamaz.
Çalışanlar kendi adlarına katkı payı ve şahıs sigorta primi öderken aynı zamanda işverenleri tarafından da çalışanlar adına katkı payları ve şahıs sigorta primi ödenmesi mümkündür
Şimdi konunun daha iyi anlaşılabilmesi için olaya çalışan ve işveren açısından ayrı ayrı bakalım
Çalışanın çalıştığı ayda kendisi adına şahıs sigorta primi ve bireysel emeklilik katkı payı ödenmesi ile ilgili olarak 3 No.lu Gelir Vergisi Sirkülerinde, bireysel emeklilik sözleşmesi ile şahıs sigorta poliçeleri için prim ve katkı payı ödenmesi durumunda ücret matrahından indirim konusu yapılabilecek tutarın brüt ücretin %10’u ile sınırlı olacağı belirtilmiştir. Bu durumda ise şahıs sigorta primleri için %5’lik sınırın ayrıca aranacağı belirtilmiştir. Ödenen bu özel sigorta primleri çalışana ne sağlayacaktır diye soracak olursak sigorta poliçesinde belirtilen faydası dışında yukarıdaki şartlarda işveren bu primleri çalışanın maaşından kestiği gelir vergisi matrahından indireceği için çalışanın gelir vergisi matrahı düşecek ve eline geçen maaşı artacaktır. İşverende yasanın belirlediği ölçülerdeki tutarı gider yazabilecektir

İşverenler tarafından çalışanlar için ödenen bireysel emeklilik katkı payları ve özel sağlık sigortası poliçelerinde ise; kanun koyucu Bu durumda yapılan ödemeleri işçiye sağlanan bir nevi menfaat sayılır şeklinde açıklamış ve ödenen sigorta primleri net ücret olarak dikkate alınır ve gerekli brütleştirmeleri yapılarak SSK ve diğer vergi kesintilerinin yapılması gerekir, şeklinde tanımlamıştır.
Gelir Vergisi Kanununda “İşverenler tarafından ücretliler adına bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları” nın safi kazancın tespitinde gider olarak kabul edilebileceği, ancak gider yazılabilecek tutarın % 10 ve % 5’lik sınırı geçemeyeceği aynı zamanda asgari ücretin yıllık toplamından fazla olamayacağı bildirilmiştir. Sonuç olarak diyebiliriz ki özel sigorta primlerinin kanunun belirlediği ölçüde giderleştirilmesi işverene bir gider yazma avantajı sağladığı gibi çalışanın ücret gelirinin artması ve motivasyon sağlaması açısından da önemli bir husustur.

Nevzat ERDAĞ

Kategoriler
Eğitim - öğretim Ekonomi Dünyası Türkiye üzerine

Kayıt dışının ülkemizin geleceği açısından sakıncaları nelerdir?

KAYIT DIŞININ ÜLKEMİZİN GELECEĞİ AÇISINDAN SAKINCALARI NELERDİR?

“Kayıt dışı çocuklarımızın çalınan geleceğidir”

 Sağlıklı sosyal, siyasal ve ekonomik düzen kurabilmenin temel şartlarından birisi de toplumda yasadışı yollardan elde edilen gelirlerin ekonomi içindeki payının mümkün olan en alt düzeye çekilmesidir. Bilindiği üzere ekonomik ve mali göstergeler bireyler ve şirketler için ne kadar önemli ise devlet hayatı için de en az o kadar önemlidir. Zira devletler ailesinde ekonomik ve mali durumunuz olumlu seyir izlemiyorsa, içeride ve dışarıda itibarınız olmayacaktır. Belki de zaman içerisinde bağımsızlığınıza gölge düşecektir.

Bugün dünyaya yön veren ülkeler bu noktada başarılı olan ülkelerdir.

Kayıt dışı ekonomi; kayıtlı ekonomiyi ve vergi adaletini temelden sarsan ve istikrarı bozan bir olgudur. Kayıt dışı ekonominin ortaya çıkmasında en temel sebep insan ihtiyaçlarının sonsuz, kaynakların sınırlı olması gerçeğidir. Vergi yükümlüleri, daha çok gelir ve servete sahip olmak ve harcama yapabilmek için kazancını devletle paylaşmayı arzu etmez. Çünkü kayıt içine girdikçe vergi yükü artacağı veya başlayacağı için harcamaları veya tasarrufları azalacaktır. Kayıt dışı işlemler nedeniyle ödenmeyen vergiler bütçe açığına yol açmaktadır. Açığı kapatabilmek için ise devlet ya enflasyonu göze alarak para basmak (emisyon) ya da borçlanmaya gitmek zorunda kalmaktadır. Artan borçlanma talebi (iç ya da dış) ise faiz oranlarının yükselmesine ve borç yükünün giderek sürdürülemez hale gelmesine yol açmaktadır. Bu durum aynı zamanda, vergi yükümlülerinin vergi yükünü dürüst yükümlüler aleyhine çevirerek vergi eşitsizliğine de yol açmaktadır. Devlete vergi verilmemesi dolayısıyla, kayıt dışı ekonomide üretilen mal ve hizmetlerin maliyetleri kayıtlı ekonomiye nazaran daha düşük olmakta, bu durum kayıtlı mükellefler aleyhine haksız rekabete yol açmaktadır. Böylece, kayıt dışı ekonomi, sermayenin, vergi yükünün göreli olarak düşük olduğu, makro ekonomik büyüme yönünden etkisi yüksek olmayan alanlara kaymasına yol açmaktadır.

Kayıt dışı ekonominin zararları ile ilgili olarak üzerinde durulan bir diğer önemli konu; olayın ahlaki boyutuyla ilgilidir. Buna göre, kayıt dışı ekonomi devlete karşı bir başkaldırı yaratmakta, ahlaki değerleri bozmakta ve sonuçta enflasyon ve işsizliği arttırırken yatırımı ve üretimi azaltmakta, sosyal barışın bozulmasına, suç ve suçlu sayısının artmasına yol açmaktadır. Vergi kayıp ve kaçağının hoşgörüyle karşılanması, toplumdaki suç anlayışını değiştirmekte, devlete ve topluma karşı işlenen suçlara karşı gösterilen hoşgörü ile başlayan süreç toplumsal ahlak anlayışında bozulmalara yol açmaktadır. Olayın bir diğer boyutu ise güven unsuru ile ilgilidir. Kayıt dışı ekonomi, geleneksel istatistik yöntemleri ile milli gelir hesaplamalarına katılamayan faaliyetler olduğundan, kayıtlı ekonominin belirlediği ekonomik göstergelere (enflasyon, işsizlik ve büyüme oranları) karşı güvensizlik doğurmaktadır. Kayıt dışı ekonominin krizlere yol açtığı da belirtilmektedir.

Son olarak, kayıt dışı ekonomide iş kesitlere ayrılır, işletmeler küçülür, işyerlerinin küçülmesi, işçi sayılarının azalmasına yol açarak sendikalaşma gereksinimi ortadan kalkmaktadır. İşçilerin daralan iş sahalarında “iş bulma” tesellisi pazarlık güçlerini kırmaktadır.

Kayıt dışı ekonomiyle ilgili olarak yaptığım araştırmalar sonucu oluşan gözlemlerimi şöyle sıralayabiliriz.

Birinci gözlem; kayıt dışı ekonominin gerek gelişmiş, gerekse gelişmekte olan ülkelerin hemen hepsinde rastlanan evrensel bir olgu olduğudur.

 İkinci gözlem; kayıt dışı ekonominin boyutlarını tam olarak tespit etmenin zor olduğu,

Üçüncü gözlem; genel olarak gelişmekte olan ülkelerde kayıt dışı ekonominin boyutunun gelişmiş ülkelere kıyasla daha yüksek olduğudur. Bu çerçevede kayıt dışını kayıt altına almakla sağlanacak kaynaklar, üretken altyapı yatırımları, rekabete dayalı iktisadi yapının tesisi, etkin adalet dağıtımı ile kaliteli eğitim ve sağlık hizmetlerinin üretilmesi için harcanacaksa, kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına almak hızlı bir ekonomik kalkınmanın sağlanması ve buna paralel olarak refahın artmasında önemli katkılar sağlayacaktır. Ancak, kayıt dışını kayıt altına almaktan sağlanacak kaynakların üretken altyapı yatırımları, eğitim ve sağlığa gitmesi bazı koşulların var olmasına bağlıdır. Bunlar arasında en öncelikli olanlarından biri hiç kuşkusuz, “şeffaf devlet” ilkesinin yerleştirilmesidir. Vatandaşın istediği zaman ödediği verginin nereye harcandığını sorabilmelidir.

Ülkemizdeki kayıt dışı ekonominin boyutlarının büyüklüğü ve önemi uzun zamandır bilinmesine rağmen, bana göre bu konuda yeterince araştırma yapılmamıştır.

Ülkemizdeki kayıt dışılığı önlemeye yönelik olarak:

Kayıt dışı ekonomiyi ortaya çıkaran veya boyutlarını genişleten unsurlar ortadan kaldırılabildiği takdirde kayıt dışı ekonomi kayıt altına alınmış olacaktır. Kayıt dışı ekonomiyi önlemek (veya küçültmek) için kısa vadeli tedbirler yerine orta ve uzun vadeli yapısal değişiklikler gereklidir. Öncelikle, Türkiye’de kayıt dışı ekonomiye neden olan unsurlar tespit edilmeli daha sonra bu unsurların ortadan kaldırılması için gerekli yasal ve idari düzenlemeler yapılmalıdır

Bütün bu konularda plan ve programlarda da öngörülen tedbirlerin bir an önce uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir. Alınacak tedbirlerin sonuç vermesi ancak halkın da katılımının sağlanması ve vatandaşlık bilincinin geliştirilmesi ile mümkün olacaktır. Bu sebeple eğitim konusunun da ihmal edilmemesi gerekmektedir.

Bütün  bu  bilgiler  ışığı  altında,  başka  bir  bakış  açısıyla durumu ele  alarak  kısaca  değerlendirirsek;

Kayıt  dışı  ekonomi  % 70  lerde  olduğu  müddetçe,  vergi  adaletini  sağlamak  son  derece  güçtür  düşüncesindeyim.  Eğri  oturalım,  doğru  konuşalım,  kayıt dışı  ekonominin  % 70  lerde  olduğu  bir  ekonomide   piyasada  likiditenin  büyük  oranlarda  dolaştığı  tüm  ürün  ve  hizmetlere KDV,  akaryakıt  vergisi,  özel  tüketim  vergisi  ve  tiryakilerin  bir türlü  vazgeçemediği  tekel  ürünlerinden  yüksek dolaylı  vergiler  alarak  vergi,  tahsilâtını  garantiye  almak doğru değildir.  Öyle  ya da  böyle  bir  şekilde  vergi  adaletsizliği  pahasına  ülkenin  ekonomik  potansiyelinin  tamamı  vergilendirilmiş olmaktadır.

Ülkemizde  başlangıçta  dolaylı  vergiler  arttırıldığında  dolaysız  vergi oranlarının  buna  orantılı  olarak  azaltılması  gerekiyordu.  Bu  böyle  yapılmayıp,  hem  dolaylı  vergiler  arttırılmış,  hem de  toplam  vergi  payının  içinde  dolaysız  vergi  paylarının  azalmasına  rağmen  bu  vergi  oranlarında  artışlar olmuştur. Bu durumun  vergi adaleti açısından sakıncalı olması yanında, kayıt dışını engelleyici gibi de görülmemektedir.

Bu köşemizden yazmaya başladığımız Gelir İdaresindeki teknik, idari gelişmeler önümüzdeki süreçte kayıt dışının kayıt altına alınmasında çok ciddi etkiler yapacaktır. Fakat vergi politikası olarak dolaylı vergilerin, vergi gelirleri içersindeki payının da süreç içinde azaltılması yolunda ciddi çalışmalar yapılması gerektiği kanaatindeyim.

Yoksa;  ekonominin  doğal  işleyişi  içinde  zamanla  dolaylı  vergiler  her geçen  yıl  daha da  artarak  dolaysız  vergilerin  bir  anlam  ifade  etmediği  duruma  gelinecek  ve  sistem  kendi  kendine  çözüm  üretecektir.  Durum  böyle  devam  ederse,  gelecekte  toplam  vergi  gelirleri  içinde  dolaylı  vergilerinin  payı  % 80’lere  % 90’lara  varacak  ve  dolaysız  vergiler  dikkate  alınmayacak  kadar  küçük  kalacaktır.  Böylece,  toplam  vergi  gelirlerinde  fazla  bir  etkisi  olmayan  dolaysız  vergilerde  beklenilen vergi  oranlarındaki  düşüş  kendiliğinden  yapılacaktır.

Alınacak her türlü tedbire rağmen, kayıt dışılığın tamamen önlenebileceğini düşünmek aşırı iyimserlik olacaktır. Hükümetler var olduğu sürece, toplumsal yaşamın gereği olarak düşük düzeyde de olsa vergileme, düzenleme ve kısıtlamalar söz konusu olacağı için, faaliyetlerini kayıt dışı olarak yürütmek isteyecek birileri ve kayıt dışılık her zaman söz konusu olacaktır. Bu açıdan, amaç onu tamamen yok etmek değil boyutlarını sorun oluşturmayacak bir seviyeye çekmek olmalıdır. Vergi sorumlularına kayıt dışının çocuklarının çalınan geleceği olduğu doğru bir şekilde anlatılabilirse vergiye gönüllü uyumun artacağı ve kayıt dışının da azalacağı düşüncesindeyim.

Kategoriler
Ekonomi Dünyası

Verimlilik

Verimlilik, günümüz dünyasının ekonomik sorunlarını çözümlemede kullanılan anahtar kavramlardan biri sayılır. Bir anlamda kalkınmanın itici gücüdür de. Ekonomilerin bir sektöründe gerçekleşen verimlilik artışları, başka sektörleri de harekete geçirir. Sürekli artan verimlilik de, akılcı ve çağdaş bir yönetim uygulamasıyla kalkınmayı hızlandırır. Yüksek verimlilik, dönemsel krizlerden etkilenmeyecek bir üretme gücü yaratır. Bir taraftan da verimliliğin artması, insanoğluna içinde yaşadığı doğayı ve toplumu kontrol etme gücü verir.

Genel olarak, üretim sürecine sokulan çeşitli girdilerle bu sürecin sonunda elde edilen ürünler arasındaki ilişkiyi ifade eden verimlilik, savurgan olmadan, kaynakları en iyi biçimde değerlendirmek anlamına gelir. Teknik tanımı da bundan pek farklı sayılmaz. Üretilen mal ve hizmet miktarıyla bu mal ve hizmet miktarının üretilmesinde kullanılan girdiler arasındaki oran, verimlilik miktarını gösterir ve çıktı/girdi şeklinde formüle edilir.

Ancak günümüzde yaşanan küreselleşme olgusu, yeryüzündeki pek çok faaliyeti birbiriyle ilişkili hale getirdi. Dünyanın madenlerinin nasıl kullanılacağı, hangi ülke topraklarının tarıma ayrılacağı, küresel ısınma karşısında özellikle enerji sektörünü ilgilendiren fosil yakıtların ne şekilde sınırlandırılacağı gibi tartışmalar, verimliliğin de kapsama alanını genişletti ister istemez. Artık verimlilik sözcüğünden sadece üretimdeki çıktı/girdi oranı değil; üretilen ürünün ve hizmetin kalitesindeki artış, çevrenin ve doğal yapının korunması, çalışanlara iyi yaşam ve çalışma koşulları sağlanması da anlaşılıyor.

Buradan çıkarak tanımlayabileceğimiz ‘toplam verimlilik’ anlayışı da verimliliği, çeşitli üretim ve çevre faktörleriyle teknolojik, ekonomik ve örgütsel yeteneklerin bir bileşimi demek oluyor.

Kategoriler
Ekonomi Dünyası

Bütçe

Bütçe deyince, insanın aklına hemen devlet bütçesi gelir. Oysa işletmelerin de önlerini görebilmeleri için bütçeye gereksinmeleri vardır. Devletler gelir ve giderlerini denk tutabilmek için çaba harcarlarken, kârlılık temelinde kurulmuş işletmeler, varlıklarını sürdürebilmek için giderlerinden çok gelir elde etmek zorundadırlar. Bunların dışında aileler ve bireyler de gelirleri oranında harcama yapabilmeyi hatta geleceklerini güvence altına almak için tasarruf edebilmeyi hedeflerler; bu her zaman o kadar kolay olmasa da…

Bütçenin tarihi 1215 ingiltere’sine dek uzanır. ‘Büyük Ferman’ anlamına gelen Magna Carta’nın 12. maddesi “Kral kendini esaretten kurtarmak, oğluna asalet unvanı vermek ve bir defaya mahsus büyük kızını evlendirmek için halktan katılma payı (vergi) isteyebilir. Bu durumlar dışında ancak Genel Meclis karar verirse halk vergi ödemeye çağrılabilir. Kraldan veya meclisten gelen vergi ödeme isteği makul ve kabul edilebilir olmalıdır” der. ingiliz soyluları bu fermanı Kral John’a imzalattıklarında kralın neyi, ne ölçüde nereye ve niçin harcadığı ile ilgilenmediler. Sadece “Sana verdiğimiz yetkiler dışındaki konularda, vergi için bize danışacaksın” demekle yetinmiş oldular; Magna Carta’ya göre…

17. yüzyılda yine ingiltere Parlamentosu’nda Maliye Bakanı tarafından yıllık ödeneklerin ve belgelerin olduğu ve ‘Leather Bag’ olarak anılan çanta açılırdı. Bugün kullanılan bütçe sözcüğüne kaynaklık eden ‘budget’ sözcüğü de 18. yüzyılda ingiltere’de kullanılmaya başlamıştı.

Osmanlı Devleti, Tanzimat’tan sonra bütçe deyimi ile tanışmış oldu ve bütçe ilk olarak 1876 Anayasası’nda yerini aldı.

Genel olarak; devletin 1 yıllık süre içindeki gelir tahminleri ile giderlerini gösteren ve bunların uygulanması ve yürütülmesine izin veren bütçe, kanunla düzenlenir ve TBMM tarafından denetlenir.

Bütçenin temel özelliklerinden ikisi önemlidir:

■ Bütçede gösterilen kaynaklar dışında hiçbir kaynaktan gelir toplanamaz.

■ Bütçede yer alan kamu gelir ve gider tahminleri denk olmalıdır.

Kategoriler
Ekonomi Dünyası

Denetleme Nedir ?

Günlük yaşam içinde denetleme kavramı pek de sevimli değildir. Öğrenciler sürekli olarak öğretmenleri ve okul yönetimi tarafından denetlenirler… Sürücüler için trafik denetimleri can sıkıcıdır… Oturduğunuz apartmanda kapı karşı komşunuzun evinize gelip gidenleri denetlediğini hissedersiniz… Bazı işyerlerinde çalışanlar kameralar aracılığıyla denetlenir…

Hatta bazı restoranlara konulan ekranlarda mutfak bölümünü izlersiniz yemek yediğiniz sürece; restoran sahibi mutfaklarının ne denli hijyenik olduğunu ve her an denetime açık olduğunu göstermek istemektedir bu yolla ama, bir taraftan da mutfak çalışanları sürekli bir denetime uğratılmaktadırlar…

işte bu denetim kavramı her türlü sevimsizliğine karşın işletme faaliyetleri içinde önemli bir yer bulur kendine, işletmeler, zaman zaman kendi istekleriyle denetim firmalarının denetlemelerinden geçerler. Bu daha çok dışardan bakan bir gözün işletme faaliyetlerine tuttuğu bir projektör işlevi taşır. Asıl esas olan işletmelerin kendi organizasyon yapıları içinde kurdukları ve işlettikleri denetleme sistemidir ki bu da iç denetim olarak adlandırılır.

işletme faaliyetlerinin, yönetimin belirlediği politika ve prosedürlere uygun olarak yerine getirilip getirilmediğini denetleyen birim olan iç denetim, işletmeye hizmet etmek amacıyla kurulmuş bağımsız bir değerleme fonksiyonudur.