Kategoriler
Eğitim - öğretim Günlük hayat

Ülkemizde Eğitim ve Kültür Alanında Yapılan İnkılâplar…

Ülkemizde Eğitim ve Kültür Alanında Yapılan İnkılâplar…

Osmanlı Devletinin çöküşüne sebep olan konulardan biri son yıllarda düşen eğitim kalitesi olduğunu hemen hemen hepimiz biliyoruz. Özellikle ilim ve fen alanında yeterli gelişimin yaşanmamış olması, Kurtuluş savaşı sırasında da birçok eğitimli gencin şahadet mertebesine ulaşması yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinin yeniden eğitim ve öğretimi düzenlemesine sebebiyet vermiştir. Bu kapsamda ülkemizde yapılan bazı düzenlemeler aşağıdaki gibidir.

Tevhid-i Tedrisat Kanunu (3 Mart 1924):

Eğitim ve Öğretim kavramları bir araya getirilerek kontrolü Milli Eğitim Bakanlığı kapsamına alınmış, kısacası eğitim ve öğretim devlet himayesi altına alınmıştır. Bu kanun kapsamında Osmanlı’nın en önemli eğitim kurumlarından olan Medreseler kapatılmıştır.

Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun (1926):

Bu kanunla beraber ilk ve orta öğrenim kurumlarının esasları tespit edildi. Eğitimin modernleşmesi için gerekli adımların atılmasına yönelik çalışmalara başlandı.

Harf İnkılâbı (1 Kasım 1928)

Yıllar boyu kullanılan birçok dil saf dışı edilmiş. Tek ve resmi dilimiz olacak Türkçe Latin alfabesi kullanılarak üretilmiştir. Bu kapsamda yıllarca kullanılan Göktürk alfabesi, Uygur ve Arap alfabesi ve Osmanlı alfabesi tarihteki yerlerine koyulmuş, eğitim ve öğretim alanı da dâhil olmak üzere tüm işlemlerde yeni Türk alfabesi kullanmaya başlanmıştır.

Millet Mektep’lerinin Açılması (1928)

Yeni kabul edilen Türk Alfabesinin halka öğretilmesi için açılan bir nevi ilköğretim okulu gibi görülebilecek okullardır. Günümüzde bu işlemi Halk Eğitim Merkezleri halen okuma yazma bilmeyenlere eğitim hizmeti götürerek sürdürmektedir.

Türk Tarih Kurumu’nun Kurulması (15 Nisan 1931)

Yüzyıllar boyunca hayatta kalan Türk devletlerini, yılların getirdiği ahlak ve kültürü kısacası Türklerin tarihini araştırması için kurulan bu kurum, bizi bizden birilerinin araştırmasına ön ayak olmuştur. Önceki yıllarda da bu tarz işlemlerin Padişah tarafından görevlendirme usulü ile yapılması nedeniyle bu tarz bir kurumun oluşmamış olmasından kaynaklanan boşluk doldurulmuştur.

Türk Dil Kurumu’nun Kurulması (12 Temmuz 1932)

Türkçeyi yabancı dillerin boyunduruğu ve tehdidinden korumak, halka Türkçeyi doğru şekilde işleyebilmek amacıyla kurulmuş bir kurumdur. Bu kapsamda Türkçeyi sadeleştirmek, yabancı kelimeleri çıkararak gerçekten Türkçeye ait kelimelerin kullanılmasını sağlamak için çalışmalarına devam eden kurum, yayınladığı eserler ile de Türkçe için yararlı birer kaynak olmaktadır.

Üniversite Reformunun Yapılması (1933)

Geçmiş yıllarda ve Osmanlıda etkin bir eğitim kurumu olan ve günümüz Üniversitesi ile eşdeğer olan Darülfünun kaldırılmıştır ve adı İstanbul Üniversitesi olarak değiştirilmiştir. Modern bilime açık olan bu okul ilerleyen dönemlerde Hitler mezaliminden kaçan bilim adamlarına da ev sahipliği yapmıştır.

1925 yılında ise ilk yüksekokul olarak anılan Ankara Hukuk Mektebi açılmıştır. 1933 yılında ise Yüksek Ziraat Mektebi açılmıştır. Bu iki yüksekokul Türkiye için önem arz eden iki konunun bilimsel olarak çözüme kavuşması açısından göz ardı edilmemesi gereken tercihlerdir.

1936 yılında ise ilk fakülte olarak anılacak olan Ankara Dil, Tarih ve Coğrafya fakültesi kurulmuştur. Ardından ise Devlet Konservatuarı ve Güzel Sanatlar Akademisi açılarak sanat alanında da atak yapılmıştır.

Kategoriler
Eğitim - öğretim Günlük hayat

Hafızaya Veri Alma Yöntemleri

Kodlama Yöntemi

Çağrışım ve hayal gücünü kullanarak bilgileri hafızaya almanın en etkin e pratik metodu kodlama yöntemindir. Bu tekniği uygulayabilmek için ; özel bellek dosyalarımızın olması gerekir. Bellek dosyalarımız ne kadar gelişmiş olursa bilgileri daha çabuk ve kolayca belleğe kaydederiz nasıl ki bir eczacı, her ilacı önceden ezberlediği ilaç dolabına yerleştirip ve aynı ilaç geri istenildiğinde, tekrar o dolabı hatırlayıp söz konusu ilacı geri istenildiğinde, tekrar o dolabı hazırlayıp söz konusu ilacı buluyor ise; hafızamızda önceden ezberlediği bellek dosyalarına bilgiler yerleştirir ve sorulduğunda, önce bilgi numarasına ait olan aynı numaralı dosyayı hatırlar sonra çağrışım yolu ile sorulan bilgiye ulaşırız

1—sabun          12 — öğretmen
2—Sabır           13 — Zurna
3—nisan           14 — yosun
4—domates    15 — gelin
5—kalem         16 — cellat
6—kayış           17 — Barbaros
7—çiçek           18 — nane
8—sinek            19 — ayı
9—deniz           20 — tilki
10—balon        21 — gül
11—dantel       22 — Toprak

Sabun   /   pamuk
Hafızaya alınacak  ikisini    bellek dosyalarımızın
Kelimeler listesinin   bağlayan   1 numaralı dosyasının simgesi
1 numaralı kelimesi  ortak numara  (1 adana pamuk tarlası ve işçiler)
Hafızaya alınacak bilgi ile aynı numarayı taşıyan bellek dosyasının simgesi arasında hayali bir bağ oluşturacağız. Yani kelimeyi bir nevi kurgusallaştıracağız. Şimdi 1’den 100’e kadar olan kelime listemizi uygulamalı olarak hafızaya alalım.
 
Sabun   -1-   pamuk
Pamuk tarlasında çalışan işçiler, tarlaya bir sürü sabun getirmişler ve sabun köpüğünü pamuğun üstüne atıyorlar. Bunu gören tarla sahibi, kızarak sabun kalıplarını onlara fırlatıyor.
 
sabır   -2-   heykel
Adamın biri, heykellerin yanında, heykel gibi duruyor. Orada bulunanlar; “ne sabırlı adam” diyorlar. Adamın ismi de “sabır heykeli” oluyor. Buna benzer örnekleri çoğaltabiliriz.
 

Zincirleme Yöntemi

 

Bu yöntemle, hafızaya almak istediğimiz bilgileri, hayal gücümüzü kullanmak suretiyle, çarpıcı bir şekilde ve belli bir sıra dahilinde onları hikaye veya masallaştırmış oluyoruz.
Burada önemli olan; bilgileri arasında zincirleme bir bağ oluşturmaktır. Böylece sağ beynimiz harekete geçerek, kurduğumuz kavramlar arasındaki bağlantıları, çağrışım yolu ile hatırlamaya başlar.
Zincirleme yönteminde hafızaya alınacak bilgi miktarı, kodlama sistemine göre daha sınırlıdır. Kodlama sisteminde 100 ve daha fazla kelime hafızaya alınırken zincirleme sisteminde ise bu miktar 20-30 kelime civarındadır.
Zincirleme yönteminde belli bir kümeye ait kelimeleri sürekli olarak hafızamızda tutabiliriz. Oysa kodlama yönteminde, hafızaya alınan bilgileri zamanla silmezsek, başka bir bilgi listesini hafızaya almamız mümkün olmaz. Yani zincirleme yönteminde bilgiler sürekli hafızada kalırken, kodlama yönteminde ise bilgiler yaz-boz tahtası gibi sürekli değişir.
 
Zincirleme yöntemiyle hafızaya alınabilecek bazı bilgiler aşağıdaki örnekler olabilir:
  • Türkiye’nin nehirleri,
  • Türkiye’nin dağları,
  • Türkiye’nin ovaları,
  • Diyarbakır’ın ilçeleri…. Vb. gibi.

Şimdi yurdumuzun başkenti olan Ankara’nın 24 ilçesinin uygulamalı olarak nasıl hafızaya alabileceğimizi görelim.

1 — Altından                  13 — Çubuk
2 — Çankaya                  14 — Elmadağ
3 — Etimesgut              15 — Evren
4 — Keçiören                16 — Gölbaşı
5 — Mamak                   17 — Güdül
6 — Sincan                    18 — Haymana
7 –– Yenimahalle      19 —   Kalecik
8 — Akyurt                   20 — Kazan
9 — Ayaş                       21 — Kızılcahamam
10 — Bala                      22 —  Nallıhan
11 —– Beypazarı         23 – Polatlı
12 — Çamlıdere          24–   Şereflikoçhisar

Bu 24 ilçeyi bir masal ile yoğuralım;
Altındağ’dan çıkan ışık, kayadan yapılmış. Çankaya’ya vurur ve ışığın etkisiyle Çankaya çalmaya başlar. Etimesğut havaalanında bulunan pilotlar, uçakları çalıştırmaya başlıyorlar. Uçakların sesinden ürken keçiler, koşarak Keçiören’de toplanıyorlar. Mamak cezaevinde bulunan mahkumlar, keçilere fincan fırlatıyorlar. Fincanlar keçilere Sincan’ı hatırlatır. Keçilerden biri kendine sığınacak yeni bir yer aramayı düşünürken aklına Yenimahalle geliyor. Yenimahalle’deki evler renkli olduğu için, keçimiz evleri ak olan bir yere yani Akyurt’a gidiyor.
Akyurt’ta ayyaş ayyaş dolaşırken, aklına Ayaş gelir ve hemen Ayaş’a gider. Dolaşmaktan bıkan keçinin aklına ticaret yapmak gelir ve bal satmak için bala’ya gidip bal alır. Aldığı balı Beypazarı’nda satmaya başlar. Fakat müşterilerin çoğu, arkadaşının sattığı Çamlıdere balından alınca; keçi rekabetçi arkadaşının sattığı Çamlıdere balından alınca; keçi rekabetçi arkadaşına kızarak, çubuk’la kafasına vurur. O da dağ gibi yığ4ılmış olan Elmadağ’ından elma alıp ona fırlatırken, elmalardan biri,
Kenan Evren Paşanın soy ismini taşıyan, evren ismindeki bir vatandaşın başına isabet ediyor, evren öfkesinden balı alıp keçinin başına döküyor. Keçi kafasını yıkamak için gölbaşı’na gider gölbaşı’nda futbol maçı var. Takımlardan biri ödül almak için; güdül, güdül” diye bağırıyor. Diğeri “hay, hay” diyerek haymana’yı dile getiriyor. Kaleleri küçük olduğundan keçinin aklına kalecik gelir ve hemen oraya gider. Kalecik’te herkes kazan yıkayıp kaleden aşağıya atıyor. Bizim keçi de kazan yıkamaya başlıyor, fakat kirlendiği için; Kızılcahamam’a gidip bir güzel sıcak suda yıkanıyor.
Hamamdan çıkan keçimiz, yumuşayan ayaklarını nallatmak için Nallıhan’a gider. Ayaklarına nal takan keçi kendisin at sanarak, atlarla yarışmak istiyor ve atların bol olduğu bol atlı bir yer düşünürken, aklına Polatlı gelir. Polatlı’da atlarla yarışan keçi, birinci oluyor ve şerefli koç unvanını alıyor. Şerefi koç unvanı alan keçimiz Şereflikoçhisar’a yerleşir.
 
Bu soruları doğru olarak cevaplandırdığınızda 24 ilçeyi, ezberlemişsiniz demektir.
1- ışık hangi dağdan çıkıyor — (Altındağ)
2- ışık nereye çarpıyor  —-    (Çankaya )
3- Çankaya’nın sesinden dolayı hangi havaalanında uçaklar çalıştırılıyor? (Etimesğut)
4- uçakların sesinden korkan keçiler nerede toplanıyor? (Keçiören)
5- hangi cezaevinde mahkumlar keçilere fincan fırlatıyorlar? (Mamak)
6- fincanlar keçilere nereyi hatırlatıyor? (Sincan)
7- kendisine yeni bir yer arayan keçinin aklına neresi geliyor?  (Yenimahalle)
8- yeni evleri gören keçinin aklına ak evler gelir, ak evler keçiye nereyi hatırlatıyor? (Akyurt)
9- Akyurt’ta ayyaş ayyaş dolaşan keçinin aklına neresi gelir?
10- Ayaş’ta dolaşmaktan bıkan keçi bal alıp satmayı düşünüyor. Peki bu balı nereden alır(bala)
11- Aldığı balı nerede satar (Beypazarı)
12- Yanında bal satan diğer keçi arkadaşı bu balı nereden almış? (Çamlıdere)
13- Keçi bu rakip arkadaşına neyle vuruyor? (çubuk)
14- Rakip arkadaşı ona elmaları nasıl bir yığından alıp atıyor? (Elmadağ)
15- – Elmalardan biri kimin kafasına isabet ediyor? (evren)
16- Kafasına bal dökülen keçi kafasını yıkamak için nereye gidiyor? (gölbaşı)
17- Gül başında maç yapan takımlardan biri ödül almak için ne diyerek bağırıyor? (güdül)
18- Diğer takıma “ hay hay “ diyerek nereyi dile getirmeye çalışıyor? (haymana)
19- Küçük kaleyi gören keçinin aklına ne gelir? (kalecik)
20- Keçi kalecik’te ne yıkıyor? (kazan)
21- Kirlenen keçimiz yıkanmak için hangi hamama gidiyor? (Kızılcahamam)
22- Ayaklarına nal takmak için nereye gidiyor? (Nallıhan)
23- Keçimiz ayaklarına nal taktıktan sonra, atlarla yarışmak için nereyşe gidiyor? (Polatlı)
24- Yarışta birinci olan keçi nereye yerleşiyor? (Şereflikoçhisar)
 
Bağlantılı Bilgileri Hafızaya Alma Yöntemleri
Bu yöntemlerin temil de, çağrışım ve hayal gücüne dayanır.  Karşılıklı iki kelimeyi hayal gücü ile bir biriyle bağlamaya çalışırı. Daha sora, bu kelimelerden biri sorulduuuuuğunda; kurduğumuz hayali (mini hikaye veya masal) yeniden zihnimizde canladırılarak diğer kelime zihnimizde belirlenir. Bu yöntemin kullanma alanları oldukça çoktur.
 
Tanıştığımız kişilerin memleketlerini hafızaya alalım.

Özgür    — Ankara
Fatma    — İzmir
Furkan    — Diyarbakır
Hasan    —  Adana
Özgür     Ankara

T.B.M.M. meclisinde bir millet vekili “arkadaşlar, ben Ankara’da özgürüm, ama halkım özgür değildir” diyerek özgürlük üzerinde konuşuyor.
 
Fatma İzmir
Fatma isminde bir tanıdığınızın, İzmir fuarındaki hayvanat bahçesine giderek file ot verdiğini hayal edin.
 
Furkan Diyarbakır
Diyarbakır’da hersek karpuz satmak için söyle bağırıyor: “karpuz var, içi kan gibi meydana çıksın, yani VURKAN” diyorlar. Bu da “Furkan” şeklinde anlaşılıyor.
 
Hasan Adana
Adana’ya gidip, pamuk tarlasında pamuk topluyorsunuz ve size gelen bir mektupta söyle yazılıyor: mektup yazdım Hasan’a Ha Hasan’a Ha Sana.

 

Şimdi de bilim dalları ile ilgili şu kelimeleri hafızaya alalım.

  • Akustik –yankı bilimi
  • Antropolji— insanın kökenini, evrimini, biyolojik özelliklerini kültürel yönlerini inceleyen insan bilimi.
  • Balistik – ateşli silahlarda merminin hareketlerini inceleyen bilim.
  • Biyoşimi — organ dokularındaki kimyasal olayları inceleyen kimya kolu,
  • Botanik — bitki bilimi.
  • Deontoloji — yapılması gereken şey, ödev bilgisi,
  • Didaktik — öğretim bilgisi
  • Diyalektoloji — lehçe bilimi
  • Endokrinoloji — iç salgı bilimi.
  • Entomoloji — böcek bilimi.
  • Etiyoloji  — Neden bilimi.
  • Etimoloji — köken bilimi.
  • Farmakoloji — ilaçların etkisini ve kullanılışın inceleyen bilim dalı.
  • Fitopatoloji — bitki hastalıklarını inceleyen bilim dalı.
  • Frenoloji — kafatasının biç imine bakarak insanın karakterini, zihnini ve yeteneğini inceleme bilimidir.
  • Helmintoloji — kurt bilimi (çok hücreli parazit bilimi).
  • Limnoloji — göl bilimi.
  • Osteoloji — kemik bilimi.
  • Pedogoji – eğitim bilimi,
  • Sismoloji — deprem bilimi,
  • Geriatri — yaşlılık bilimi.
  • Ergonomi — iş bilimi.
  • Oftalmoloji — göz bilimi.

Bu bilim dallarını bağlantılı bilgileri hafızaya alma yöntemi ile uygulamalı olarak hafızaya kaydını yapalım.
• Önce bilim dalını belirten kelimeyi yazacağız. .
• Sonra bilim dalını belirten kelimenin içinde ikinci bir anlam belirten kelimeyi çıkartıp karşısına yazacağız.
• Ve iki kelime arasındaki hayali bir bağ kuracağız.

Akustik – AK USTURA
Berber ak usturasını adamın kafasına vurarak, tik tak sesler çıkartıyor, sonra da bu ak usturanın çıkarttığı tik tak sesleri, yankı bilimi anlamına gelen akustik adını alır.
 
Antropoloji  – ANT
Bütün insanlar, bir araya toplanarak, insan bilimi üzerine ant içmişlerdir.
 
Balistik – BAL
Adam baldan yaptıağı mermileri, silahlarda patlattıktan sonra, merminin hareketlerini inceliyor.
 
Biyoşimi – HİROŞİMA
Hiroşima’ya atılan atom bombası; insanların organ dokularındaki kimyasal olaylarına neden oluyor ve organ dokularındaki kimyasal olayları inceleyen bilim dalının adı da Biyoşimi olmuş.
 
Botanik – BOT
Adam, eskimiş botlarına bitkileri ekmiş. Sonra bunlara; bot bitkileri anlamına gelen ”botanik” demiş.
 
Deontoloji – DON
Bir anne, donunu giymeyen küçük çocuğuna devamlı don giyme ödevini vermiş. Sonra bu  iş; “yapılması gereken; ödev bilgisi “ anlamına gelen: deontoloji olmuş.
 
Didaktik – Dik.Dak.Tık.
Öğretmen, öğretim esnasında, elindeki cetvelle öğrencilerin başına; “dik. Dak. Tik” sesleri çıkartacak şekilde vuruyor. Bu sesler didaktik kelimesini oluşturduğundan aynı zamanda öğretim bilgisini oluşturuyor.
 
Diyalektoloji – Di Yal
Bal dolduran adam, parmaklarını mendiliyle silince, arkadaşları ona: “Diyal” diye sesleniyorlar. O da arkadaşlarına “ ne biçim lehçeniz var” diyor. Dolayısıyla “ di yal” lehçe bilimi anlamına gelen “diyalektoloji” şekline dönüşüyor.
 
Endokrinoloji – EN TOK
Çok yemek yiyen adama, “en tok” ismini veriyorlar. Bu en tok adam, çok yemekten dolayı sindirim organları artık iç  salgı üretmiyor ve en tok adam “ iç salgı bilimi” anlamına gelen “endokrinoloji “ bilimini buluyor.
 
Entomoloji – ANT
Bütün insanlar, bir araya toplanarak, insan bilimi üzerine ant içmişlerdir.
 
Balistik – ENT. OMO
“Ent omo” isminde yeni bir böcek ilacı piyasaya çıkmış. Adam da “ent” kelimesine dikkat etmeden böcek ilacı diye omo almış ve böceklerin üstüne serpmeye başlamış. Onun için böcek bilimi anlamına gelen “entomoloji” bilimi oluşur.
 
Etiyoloji – ETİ YOL
Eti bisküvileri yola dökülmüş, herkes bu bisküvilerin neden yola döküldüğünü soruyor. Kimse bilmiyor ve yine neden ? neden ? neden? Daha sonra “neden” anlamına gelen “etiyoloji” bilimi bulunur.
 
Etimoloji – Eskimo
Eskimoların kökenini araştıran adam, daha sonra “köken bilimi” anlamın8a gelen “etimoloji” bilim dalını bulur.
 
Farmakoloji – FAR
Adam, ilaçların etkisini ve kullanma şeklini, bir kağıda yapıştırıp aracın farına yapıştırmış.
 
Fitopatoloji – Fİ.TOP
Eskimoların kökenini araştıran adam, daha sonra “köken bilimi” anlamın8a gelen “etimoloji” bilim dalını bulur.
 
Frenoloji – FREN
Freni patlayan bir aracın, yaptığı kaza neticesinde; adamın kafatası parçalanıyor. İlim adamları, parçalanan kafatasına bakarak; adamın karakterini ve zihin yapısını inceliyor.
 
Helmintoloji – EL-MİNTO
Adam eline bağırsak kurtlarını alarak inceliyor. Eli kirlendiği için “ el-minto, el-minto” diyerek sabun istiyor.
 
Limnoloji – LİMON
Limonları göle atarak, gölü inceliyorlar. Onun için “göl bilimi” anlamına gelen “limnoloji” bilimi bulunur.
 
Osteoloji – OST
Köpek adama havlayınca, adam eline bir kemik alıp fırlatarak “ost” diye bağırır. Bilim adamları da bu kemiği inceliyorlar.
 
Pedoloji – FEDA
Adamın biri, çocukların eğitimi iç in kendini feda ettiğini söylüyor. Yani feda=Peda, oda= “eğitim bilimi” anlamına gelen: “pedogoji” demektir.
 
Sismoloji – SİS
Sisli havalarda deprem oluyor diye herkes bağırıp çağırıyor.
 
Osteoloji – OST
Bir at yarışında yaşlı atlar hep geri kaldıklarından dolayı; “geriatri” yaşlılık bilim dalı olmuştur.
 
Oftalmoloji – OF
Adamın biri, durmadan of.. gözüm..! of… gözüm..! diye bağırıyor. Bu gözü ağrıyan adamın of demesi, daha sonra “göz bilimi” anlamına gelen “oftalmoloji” bilimi meydana çıkıyor.
 
Botanik – BOT
Adamın biri, bot ayakkabısının içinde çiçeksi bitkilerle dolu olduğunu görür.
 
Anlatılanlar size uzun gelebilir, zamanım yok diyebilirsiniz fakat sonundaki alacağınız sonuçlar için pişman olmayacaksınız.
Herkese kolay gelsin…

 

Kategoriler
Eğitim - öğretim Günlük hayat Öğrenci Konuları Öğretmenlik üzerine

DERSE GEÇ KALMANIN YARATTIĞI PROBLEMLER

Bir öğrencimizin her gün derse geç kaldığını düşünelim. Öncelikle geç kalmasının kendisine zararı olacaktır. Bu zararı şöyle açıklayabiliriz. Öğrenci geç kaldığı ve ders işlenmeye başladığı için öğrenci dersi kaçırmış olacak ve girdiği andan itibaren işlenen konuyu anlamakta zorluk çekecektir.


Öğrenci, öğretmenin dersi işlemeye başlamadan önce  uyguladığı dikkat çekme, gözden geçirme, güdülenme aşamalarını kaçırmış olduğu için, öğrenci önceki öğrenmeleriyle şimdiki öğrenmesi arasında bağ kurmakta zorlanacak, güdülenmesi hiç olmadığı veya eksik olduğu için şimdiki öğrenmesinin ne işe yarayacağını anlamakta zorlanacaktır.


Öğrencinin sınıfına da zararı olacaktır. Öğrenci geç kalınca öğretmeninin veya arkadaşlarının neden bahsettiğini anlamakta zorlanacaktır. Anlamak için arkadaşlarına veya öğretmenine sorular soracaktır: “Nerede kalmıştık?”, “Konumuz nedir?”, “Bu ne demek?”, “Burdan buraya nasıl geldik?”,”Bunun nasıl olduğunu anlamadım, anlatır mısın?”… Özellikle bu durumda öğrenci yanındaki öğrencilere daha kolay ulaştığı için onları daha olumsuz yönde etkileyecektir, onları da dersten soyutlamış olacaktır.


Geç kalan öğrencinin eğitim sistemine de zararı olacaktır. Geç kalan öğrenci, sınıfa girer girmez konunun akışını bozduğu için diğer öğrencilerin ve öğretmenin dikkati dağılacaktır. Ardından, öğrencinin sırasına geçmesi esnasında, arkadaşlarıyla birtakım diyaloglar halinde olacağı için dersten kopmalar yavaş yavaş başlayacaktır: “Günaydın”, “Nasılsın?”, “Neden geç kaldın?” vs…  ve daha sonra öğrenci konuya adapte olmakta zorlanacağı için arkadaşlarını da olumsuz etkileyecek ve yapılan eğitim de bu durumdan olumsuz etkilenecektir.


Bu davranışı ortadan kaldırmak için, sene başındaki ilk derslerden birinde öğrencilerle sınıf kurallarını tartışırken derse geç kalınmamasının önemi hakkında konuşulmalıdır. Eğer derse geç kalırlarsa bu durumdan hem kendilerinin, hem arkadaşlarının, hem de öğretmenlerinin olumsuz etkileneceğinden bahsedilmelidir. Ayrıca işlenen konuyu  dağıtacakları ve geç geldikleri için konuyu anlamakta zorlanacakları vurgulanmalıdır.


Derse geç kalınmamasının önemi kavratıldıktan sonra öğrencilerle konuşularak “Eğer geç kaldıysanız…” kelimeleriyle başlayan cümlelere geçilebilir. Örneğin: “Eğer birkaç dakika geç kaldıysanız; kapıyı çalıp, yerinize sessizce oturup, arkadaşlarınızın motivasyonlarını bozmadan hemen derse adapte olmaya çalışabilirsiniz.”

Kategoriler
Eğitim - öğretim Günlük hayat Öğrenci Konuları Öğretmenlik üzerine

ÖĞRENCİ VE ÖDEV ÇIKMAZI

Ödevler, öğrencilere derste öğrendiklerini pekiştirmek  için verilir. Ödevlerini yapmayan öğrencinin,  öğrendiklerini pekiştirmediği için öğrenmeleri eksik kalır. Bu şekildeki öğrenci , öğretmeninin istediği düzeydeki kazanımları kazanamaz ve ilerideki eğitim-öğretim yaşantısında bu durum onu olumsuz etkiler. Çünkü eğitim hayatımızda, önceki öğrenmelerimizin büyük önemi vardır; bilinenden bilinmeyene ilkesini göz önüne alarak öğretimde ilke ve yöntemleri belirleriz.


Ödevlerini yapmayan öğrenci sınıfı da olumsuz etkileyecektir. Arkadaşlarından yapmış oldukları ödevleri isteyebilir ve bu durum arkadaşlarını sıkıntıya sokabilir. Arkadaşları ödevleri vermek istemeyebilir ve bu durumda öğrenciler arasındaki ilişkilerde problem yaşanabilir. Ayrıca öğretmen ödevlerin aynı olduğunu görünce, iki öğrenci içinde sıkıntılı anlar başlayacaktır.
Ödevini yapmayan öğrenci eğitim sistemini olumsuz etkileyecek, dersin akıp gitmesini önleyecektir. Çünkü önceki öğrenmesini pekiştirmemesinden veya tekrar etmemesinden kaynaklanan sorunlar yaşayacak ve dersin akışı içinde sorular sorarak ya da dinlemeyerek, çevresindeki arkadaşlarına sataşarak dersin işlenişini olumsuz etkileyecek, ders planında aksaklıklara yol açacaktır.


Bu davranışı ortadan kaldırmak için öğretmenin öncelikle izleyeceği yol, öğrencinin neden ödevlerini yapmadını öğrenmesidir. Öğrenilen nedeni düzeltmeye yönelik sonuçlar bulunmalı ve uygulamaya konulmadır. Örneğin; öğrenci, ailesi onunla ilgilenmediği için ödevlerini yapmıyorsa, sorunun kaynağı aile olduğu için, öğrencinin ailesiyle görüşülmelidir.
Ayrıca ödevlerini zamanında ve düzenli yapan öğrencilere de pekiştireçler verilerek, ödev yapmanın olumlu bir davranış olduğu öğrenciye sezdirilmelidir. Örneğin, ödevini zamanında ve güzel yapmış olan öğrencilere öğretmenin: “ Ödevlerinizi zamanında yaptığınız ve düzenli yaptığınız için hepinize teşekkür ederim. “ diyerek sınıftaki diğer öğrencilere onları alkışlatması öğrenciler için pekiştireç olacaktır.


Bunun dışında öğrenci ödevlerini yapması gerektiğine inandırılmalıdır. Ve ayrıca, öğrenci ödevlerini yapmakta zorlanıyorsa öncelikle ona uygun ufak ödevler verilmeli ve ödevin boyutu gittikçe arttırılarak öğrenciye ödev yapma alışkanlığı kazandırılmalıdır. 

Kategoriler
Eğitim - öğretim Günlük hayat Öğrenci Konuları

ŞİKAYETÇİ ÖĞRENCİ MODELİ

Bir öğrencimizin sürekli arkadaşlarını şikayet ettiğini düşünelim. Bu şekilde olan öğrencinin öncelikle kendisine zararı olacaktır. Sürekli çevresiyle ilgilenip, arkadaşlarının her an yanlışını yakalamaya çalışan öğrenci, derse birtürlü güdülenemeyecek, öğretmeninin ne dediğini anlamayacak ve aklı hep arkadaşlarında olacaktır. Böyle öğrenci, almış olduğu eğitmden hiç verim alamayacak ve gelişimine katkısı olmayacaktır.

Sürekli arkadaşlarını şikayet eden öğrenciden sınıf ortamı da olumsuz etkilenecektir. Diğer öğrenciler ve öğretmen bu durumdan çok rahatsız olacaklardır. İki de bir öğrencinin şikayet sesi dersin akışını bozacaktır. Öncelikle şikayet edilen öğrenciler, o öğrenciye dönüp “Ne yaptım ben?” şeklinde sorular soracaklar ve sınıf içinde karmaşa çıkacaktır. Diğer öğrenciler ise bu durumdan olumsuz etkilenecektir.

Eğitim sistemi de bu durumdan yara alacaktır. Ders planının uygulanmasında aksaklıklar çıkacak ve öğrencilerin ve öğretmenin motivasyonu bozulacak, zaman kaybı yaşanacağından dolayı öğretmen konuyu istediği gibi verimli şekilde işleyemeyecektir.

Arkadaşlarını sürekli şikayet eden öğrenci için yapılması gereken öncelikli davranış sorunun kaynağına inmektir. “Acaba bu öğrenci bu davranışını neden sergiliyor?” sorusuna cevap aranmalıdır. Bunun için öğrenciyle birebir konuşmak ve öğrencinin sınıf içerisindeki davranışlarını gözlemlemek en güzel yöntemlerdendir. Sorunun kaynağına göre öğrenciye çeşitli yollar gösterilerek, bu olumsuz davranışını ortadan kaldırması için ona yardımcı olunabilir. Örneğin, ona derslerle ilgilenmesini gerektirecek ödevler, görevler  verilir. Bu şekilde öğrenci arkadaşlarının davranışlarıyla ilgilenemeyecektir. Ayrıca öğrenciye, arkadaşlarını şikayet etmediği, derse dikkatlice katıldığı zamanlarda pekiştireçler verilerek bu davranışının olumlu olduğu ona hissettirilebilir. 

Kategoriler
Eğitim - öğretim Günlük hayat Kişisel makaleler Öğrenci Konuları

Çok Konuşan Öğrenci-Problemler ve Çözümleri

Bir öğrencimizin sınıfın içinde sürekli konuşarak dersimizi kestiğini düşünelim. Ne kendimiz işlenilen konuya motive olabiliriz ne de diğer öğrenciler işlenen konuya motive olabilir. Öğrencimizin yaptığı bu istenmeyen davranış onun öğrenmesini olumsuz etkilediği gibi öğrenme ortamını da olumsuz etkiler. öğrenci, her şeyi sormaya odaklandığı için, öğrenmeyi öğrenmeye odaklanamamış olur ve öğrenmesi gecikir.

Bu durumda kendi öğrenmesini geciktiren öğrenci, sınıftaki diğer öğrencilerin de öğrenmelerini geciktirecek, öğrencilerde ve öğretmende motivasyon eksikliği yaşanacak, öğrenme verimli olmayacaktır. Bu şekildeki sınıf ortamında düzenli, ders planına yönelik öğretim yapılması zorlaşacaktır. Dersin işlenişinde kullanılacak olan yöntem ve tekniklerin uygulanması zorlaşacaktır. İster sunum yöntemi, ister tartışma yöntemi, isterse işbirlikçi öğretim yöntemi kullanılacak olsun; her durumda sınıfında sürekli konuşarak dersi kesen öğrenci, dersin akışını bozacaktır ve dersin akışını aksatacaktır.

Bu şekilde davranan öğrencinin problemi sınıf içerisinde dikkat çekmek veya ilgilenilmek olabilir. Öncelikle  öğrencinin sınıfın içindeki ve sınıfın dışındaki davranışları gözlemlenmelidir. Örneğin, grup içinde oyun oynarken de sürekli konuşuyor ve oyunun akışını bozuyor mu, buna dikkat edilmelidir.

Eğer öğrenci dikkat çekmek, sınıfın hep odak noktası olmak için konuşuyorsa, öğrencinin bu davranışının onunla ilgilenilmek için uygun bir davranış olmadığı ona hissettirilmelidir. Gereksiz soru sormaması için uyarılmalıdır. Uygun sorular sorunca pekiştireç verilmeli, gereksiz soruları ise dikkate alınmamalıdır. Öğrenci, ders ile ilgili sürekli sorular soruyor ve öğretmenin dersini planladığı şekilde anlatmasına izin vermiyorsa, öğretmen öğrenciye o konuyla ilgili araştırma ödevi verebilir ve öğretmen, öğrenciye soru sorabilir.

Ayrıca öğretmen, öğrencisinin sorduğu sorular ile ilgili, öğrencisiyle konuşma yapabilir. Gereksiz soru sorarak dersi bölmenin hem kendisi, hem sınıf arkadaşları, hem öğretmeni hem de dersin işlenişi bakımından olumsuz durum yarattığı hakkında tartışılabilir. Bununla birlikte öğrenciye, herhangi bir sınıf arkadaşının yerine kendisini koyarak veya öğretmeninin yerine kendisini koyarak empati yaptırmaya çalışılabilir. Böylece öğrenci, kendisi yüzünden ortaya çıkmış olan olumsuz durumu hissedebilir.

Kategoriler
Eğitim - öğretim Günlük hayat Kişisel makaleler

Lise Son Sınıf Öğrencilerine Müjde

Ülkemizde mürekkep yalamış veya okulun kapısının önünden dahi geçmemiş insanlar eğitim sisteminde her zaman yadırgayacak, yargılayacak uygulamalar bulurlar. Bu yapılanların bazıları yersiz olsa da bir çoğu genelde eğitim sisteminin kanayan yarasını işaret etmektedir. Peki neden bu yaralar bilindiği halde önlem alınmaya çalışılmıyor? Aslında bu sorunun tek bir cevabı yok. Kimi zaman alınan önlemler yetersiz geliyor ve insanlar tarafından beğenilmiyor, kimi zamanda ciddi anlamda görmezlikten geliniyor ve olumsuzluğun üstüne gidilmiyor.

Son yıllara kadar görmezlikten gelinen ve çözüm üretilmesi gereken aksaklıktan bir tanesi de ÖSS’nın son dönemecine girildiği, çalışmalara daha da hız verildiği Mayıs ayında lise son öğrencilerinin yaşadığı sıkıntılar. Aslında bu sıkıntı eğitim sistemimizdeki aksaklığın en büyük örneği diyebiliriz. Yaklaşık olarak 5 sene önce aynı durumda olduğum için yaşanılan sıkıntıları iyi biliyorum. Öğrenciler dersane ve okul arasında sıkışıp kalıyor, bir yandan okuldan devamsızlık yapmamak için çeşitli yöntemlere başvururken, bir yandan dersanelerinin "son atak" adı altında uyguladıkları deneme sınavlarına katılmaya çalışıyorlar. Atalarımız ne güzel söylemişler  "iki karpuz bir koltuğa sığmaz " diye.

Son aylarda sıcakların rehaveti, "büyük sınav" ın yaklaşması ve çalışmaların hızlanması nedeniyle lise son sınıflarında ders işlenmesi neredeyse imkansız hale geliyor. Öğrencilerin büyük bir kısmını son ayda sınıflarda göremeyeceklerini bilen öğretmenler sınav takvimlerini ona göre öne çekip, işlerini biraz daha hızlandırıyorlar. Okul ve dersane stresini bir arada kaldıramayacak olan öğrenciler ise ya devamsızlık haklarını kullanıyorlar ya da devamsızlık hakları kalmamış ise doktor kapılarında dolaşarak kendilerine yeni hastalıklar "yakıştırarak" rapor almanın yoluna bakıyorlar. Olan yine bizim özel doktora gidecek parası olmayan, tanıdık doktoru olmayan gariban öğrencilerimize oluyor. Her sınıfta mutlaka bu tip öğrenciler vardır ve son güne kadar okula devam etmek zorundadırlar. Bu öğrencilerin yapabilecekleri en iyi şey arkadaşlarının yokluğunu fırsat bilip test kitaplarını okul sıralarına taşıyıp oralarda yayılarak soru çözmektir. Hatta şansları yaver giderse çözemedikleri soruları kendi öğretmenlerini sorup yardım alabilirler.

Yukarıda yazdıklarımın hepsi lise eğitimimizin bir gerçeğidir. Bunlar ya bizim ya çocuğumuz ya bir tanıdığımızın başına gelen yaşanmış gerçek olaylardır.Son yıllara kadar bu gerçekler hep görmezden gelindi. Resmi olarak yapılıyor gibi gözüksede bir şekilde bir yerlere maddiyat ve gayri resmilik bulaştı. İşte burada Milli Eğitim Bakanlığı’nın müjdesi devreye giriyor ve bu aksaklık, bu gayri resmilik, bu eşitsizlik ortadan kalkıyor. Sadece lise son sınıflara geçerli olacak uygulamada artık öğrencinin "özürlü devamsızlık" yapabilmesi için doktor kapılarında dolaşıp, yeni hastalıklar üretmesine gerek kalmayacak. Öğrencinin "özürlü" sayılabilmesi için; öğrenci velisinin okul müdürlüğüne yazılı olarak başvurması yeterli olacak. Sadece bu yıla mahsus olan bu uygulama ile öğrencilerin sınav streslerini azaltmak, sınava daha iyi motive olmalarını sağlamak amaçlanıyor. Sınava girecek olan lise son sınıf öğrencilerine bu müjdeyi verirken şimdiden sınavda başarılar diliyorum. Çalışan kazansın…

Kategoriler
Eğitim - öğretim Günlük hayat Kişisel makaleler

TÜRKİYE VE YAPILANDIRICI SİSTEM

“Türkiye’de yapılandırıcı sistem uygulanabilir mi? Uygulanırsa nasıl uygulanır? Başarılı olunabilir mi?” bu sorulara cevap arayalım.

Yapılandırıcı sistemde öğrenci ön planda olduğu için ve Türkiye’deki sınıflarda öğrenci sayıları fazla olduğu için yapılandırıcı sistemi uygulamak zor oluyor. Çünkü öğretmen her öğrenciye yeterli zamanı ayıramıyor ve her öğrencinin sürecini olması gerektiği gibi değerlendiremiyor.

Örneğin yeni sistemde, grup çalışmaları, gösterip yaptırmalar, laboratuvar çalışmaları, proje-performans  ödevleri, tartışmalar ön planda geliyor. Öğretmenin proje veya performans ödevini değerlendirdiğini düşünelim. Her öğrenci ayrı ayrı ödevini  sınıfa sunuyor. Sınıflar kalabalık olduğu için çok zaman alıyor. “Konuşma halkası” öğretim yönteminin uygulandığını düşünelim. Öğrencilerin günümüz sınıflarında halka olması hayli zor görünüyor. Laboratuvar çalışmalarını düşünelim. Laboratuvarı olmayan okullarımız bile hala bulunuyor.

Gelelim sorularımızın cevaplarına… Türkiye’de yapılandırıcı sistem tabiki uygulanabilir, ama önce bazı düzeltmeler yapılmalı ve buna sınıflardaki öğrenci saylıarından başlanmalı. Yapılandırıcı sistem tüm ayrıntılarıyla öğretmenlere anlatılmalı, ve bu konuda uygulama yaptırılmalı. Yapılandırıcı sistemin içerisinde olan çeşit çeşit öğretim yöntemleri öğretmenlere kavratılmalı ve öğretmenler uygulama yapabilecek düzeye getirilmeli. Çünkü birçok öğretmen, öğretmen kılavuz kitaplarındaki öğretim yöntem ve tekniklerinin nasıl uygulandığını bilmiyor. Örneğin, altı şapkalı öğretim yöntemi, beyin fırtınası, vızıltı grupları, dedikodu yöntemi, arkası yarın yöntemi… Birçok öğretmenin bu öğretim yöntem ve tekniklerinden haberi bile yok, onun için bilgilendirme çalışmaları yapılmalı.

Öğretmenlerin yeni sistemi kavradıktan sonra, yeni sistemin amacını anladıktan sonra ve uygulamada da sorun yaşamadıktan sonra  başarılı olmamaları olanaksız. Ayrıca öğretmenler, okul-veli ilişkilerine de gereken önemi vermeli, öğrencilerini yakından tanımaya çalışmalı.

Velilere yapılandırıcı sistemde çok iş düşüyor. Onlar da öğretmenin rolü gibi rehberlik rolündeler çocuklarına karşı. Onlara destek olmalı, yardımcı olmalılar. Ama birçok veli çocuğunun birtakım sorular yöneltmesinden, çok araştırmasından, çok soruşturmasından şimdiden şikayetçiler bile. Aslında veliler de ne yapacaklarını bilmedikleri için sorun ortaya çıkıyor bazen. Ve veliler kendilerini yetersiz hissediyorlar. Ayrıca bazı velilerde çocuklarının ödevleriyle ilgilenmek istemiyorlar.

Burada en önemli görev yine öğretmenlere düşüyor. Öğretmenler, eğitim- öğretim sürecini, okul-veli ilişkisini iyi planlamalılar. Sonucunda yine her şey öğrencilerin güzel, sağlıklı, başarılı bir eğitim-öğretim görmeleri için…

Kategoriler
Eğitim - öğretim Günlük hayat Kişisel makaleler

BUGÜNÜN KÜÇÜKLERİ YARININ BÜYÜKLERİ

Yaklaşık 5 yıldır yeni eğitim- öğretim programı uygulanıyor. İlk uygulamaya başlandğı andan itibaren kimi öğretmenler hala tepkili, kimileri ise programı harika buluyor. Öğrenciler pek farkında değil ama veliler de beğenenler ve beğenmeyenler diye ikiye ayrılıyor (bir de fikri olmayanlar var tabi).

Programın amacı ezbercilikten uzak öğrenme. Programın amacı öğretme değil, öğrenme. Program öğrencinin merkeze alınmasını kapsıyor ve öğrenmeyi öğrencinin eline bırakıyor. Tıpkı parçaları verilmiş bir yapboz gibi. Al bunu, araştır, düşün-bir de başka türlü düşün, değiştir, geliştir, sor- soruştur… Ve en sonunda o yapbozu yap. Ama sen yap. Kendin düşünerek, araştırarak, sorgulayarak yap. Beynini çalıştır, düşüncelerine yön ver ve yap. Yani, bilgiyi kendin al, hazıra konma, ezberleme; papağan gibi tekrar etme. Bizde var olan beyin gücünü kullan. Ve bilgiyi kendin yapılandır. Her söylenene inanma. Eğer böyle olursa bilgi senin için kıymetli bir şey olcak. Ve bilgi uzun süreli belleğine kaydolup, oradan kısa süreli belleğine çabucak gelip hatırlanabilecek.

Öğretmenin görevi ise bu aşamada öğrenciye rehberlik etmek, öğrenciye yol göstermek, öğrencinin takıldığı yerde onu sindirmek değil, onu daha çok cesaretlendirecek yollar göstermek. Öğrencinin bilgiye doğru ulaşmasını sağlamak.

İşte bu sisteme “yapılandırıcı öğretim; yaparak yaşayarak öğrenme” denilmiş. Adı üzerinde derler ya, aynen öyle amaçlanmış; öğrenciler yaparak yaşayarak öğrenecekler. Çünkü en çok yaparak yaşayarak öğrenmeleri yaşamlarında kalıcı olacak.

Bana göre yapılandırıcı sistemin en güzel yanı ezberciliğe karşı olması. Ezberci eğitim sistemiyle yetişmiş bir birey olarak kimi zaman şunu diyorum “elde var sıfır!”. Ne araştırmışım, ne sorgulamışım, ne de yaratmışım… sadece bilgiyi hazır almışım, ezberlemişim ve sonra unutmuşum. Bilgiyi yaşamamışım, kendim bulmamışım, günlük hayatımla da ilişkilendirmemişim ve sonra unutmuşum.

İşte bunun için yapılandırıcı sistemi güzel buluyorum ve ezberci sisteme karşıyım. Öğretmenlerin amacı ezberci bir toplum değil, yaratıcı, eleştirel düşünen, araştırmacı, sorgulayan bir toplum yetiştirmek olmalı; o bilinçle öğrencilerini yetiştirmeliler. Ve böyle olunca, -çağdaş öğretmenlerimiz, çağdaş öğrenciler yetiştirince-, ülkemiz kalkınacak. Tıpkı, “bugünün küçükleri, yarının büyükleri” sözündeki gibi…