Kategoriler
Genel Konular İslam Dini

Allah Sürekli Olan Salih Davranışları Beğenir

Salih amel, yalnızca Allah’ın rızası gözetilerek ihlasla yapılan her iştir. Burada yapılan işi zorluğuna ya da kolaylığına göre ayırmak ya da derecelendirmek çok doğru olmaz çünkü önemli olan insanın halis bir niyetle, Cenab-ı Allah’ın rızasını hedefleyerek bir iş yapmasıdır. Mesela, ihtiyaç içinde olan birisine yardımda bulunmak çok güzel bir davranıştır. Fakat yardımı yapan kişi bunu gösteriş için, insanların beğenisini kazanmak için yapıyorsa bu samimiyetsiz bir davranış olur. Fakat, yine yardımda bulunan kişi, bu işi sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapıyorsa, bu davranış, Allah’ın izniyle salih amel olur . Yani ameli kıymetli kılan “niyet”tir. İnsan eğer Allah’ın rızasını değil de, insanların rızasını aramak için çabalarsa, o zaman şirke girmiş olur Salih amel de insan, hiç bir çıkar gözetmeden, sadece Allah’ın rızasını, hoşnutluğunu hedefleyerek hareket eder. Yaptığı her amelin karşılığını da, Allah’tan bekler.

…Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın.” (Kehf Suresi, 110)

Fakat, önemli olan insanın hayatı boyunca Allah’ın rızasını hedefleyerek sürekli salih amelde bulunmasıdır. Çünkü Allah, insanı sadece Kendisi’ne kulluk etmesi için yaratmıştır. İnsanın sadece “ben Allah’a inanıyorum, ben iman ediyorum” demesi yeterli değildir. Eğer Allah’a inanıyor ve iman ediyorsak, bunu fiili olarak da göstermemiz gerekir. Cenab-ı Allah da sadece “iman ettim” demenin yeterli olmadığını ayette şöyle bildirmiştir.

İnsanlar, (sadece) “İman ettik” diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun, onlardan öncekileri sınadık; Allah, gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir. (Ankebut Suresi, 2-3)

Yani Allah’a duyulan imanla birlikte yapılan her salihane davranış, insanın Allah’a olan sadakatini ve imandaki kararlılığını ortaya çıkarır. Müslüman hayatı boyunca namaz ,oruç,zekat gibi önemli olan ibadetlerinin yanında, sabır ve kararlılıkla dini tebliğ etmeli ve Kur’an’a sıkı sıkıya bağlı olmalıdır. Müslüman hayatı boyunca, imanını, işleyeceği salih amellerle birleştirip, kuvvetlendirmelidir. Böylece hem bu dünyada hem de ahirette huzurlu ve mutlu olacaktır.

“İman edip salih amellerde bulunanlar ve ‘Rablerine kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar’, işte bunlar da cennetin halkıdırlar. Onda süresiz kalacaklardır.” (Hud Suresi, 23)

Kategoriler
Ramazan

Kadir Gecemiz mübarek olsun..!

Bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecemiz hayırlı ve kutlu olsun. Bütün islam dünyasının ve aleminin zor günler geçirdiği bu zamanda bize bir umut, huzur kapısı açmasının duasıyla Allah kabul etsin, Allaha şükürler olsun bu günleri gösterdiği için..

Kadir geceniz kutlu olsun
Kadir geceniz kutlu olsun

Aslında kadir gecesinin tam günü belli değildir ancak genel olarak Ramazanın 27. gecesi olarak bilinmekte ve ibadet edilmekte. İslam peygamberi Muhammed bin Abdullah Kadir Gecesi’nin hangi gece olduğunu kesin şekilde belirtmemiş, ancak; “Siz Kadir gecesini Ramazan’ın son on günü içerisindeki tek rakamlı gecelerde arayınız” demiştir. [* Wikipedia]

Kadir gecesi: Kuran-ı Kerim’in Cebrail aracılığı ile Allah tarafından Muhammed (s.a.v)’e indirilmeye başlandığı gecedir. Bu gece bin aydan daha hayırlı olarak kuran-ı Kerim de kadir suresinde geçmektedir. Kadir suresini bilen bilmeyen herkesin okuması gerekiyor arkadaşlar. Bunu yapmak, bu geceyi iliklerine kadar hissetmek anlamına gelecektir.

“Şüphesiz ki Biz Kuran’ı Kadir gecesinde indirdik. (Ey Resulüm!)Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler de inerler.O gece, tanyerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.” (KADİR SURESİ) [* Wikipedia]

Küçük anektotlardan sonra konuyu kapatıyorum. Bu gecenin bütün insanlığa huzur ve mutluluk getirmesi dileği ile, Herkesin Kadir Gecesi mübarek olsun. Büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öper saygıyla selamlarım…

Kategoriler
İslam Dini

Özürlüyüz!

Özürlüyüz. Zihin ve bedenden öte kalp özürlüyüz. İşte o özrümüz de kabul değil!

Bizler, Kur’an’a ve Peygamberimiz (asm)’ın sünnetine uygun yaşamakla sorumluyuz. Kıstasımız Kur’an olmalı.

iki cocuk (2)Ancak Kur’an’ın ruhuna tamamen ters bir zihniyet içinde yaşıyoruz. Böylece İslam hakkında yanlış kanaate yol açıyoruz.

Kimimiz dini samimi yaşamayı amaçladığımız, Allah’ı gönülden sevdiğimiz halde cehalet ya da edindiğimiz yanlış bilgiler sebebiyle dinimizde bulunmayan görüşlere sahibiz.

Kur’an’ın tanıttığı dinle hiçbir ilgisi olmayan düşmanlık, kan dökücülük, zulüm, sevgisizlik, vicdansızlık, acımasızlık ve merhametsizlik dolu vahşi bir sistemde yaşıyoruz.

Ancak karanlık bir zihniyet var ki yapıp-ettiklerinin faturası Kur’an’a çıkarılıyor; dine en büyük zararı veriyor. Bu sevgi yoksunu, anlayışsız, güzelliğe, sanata, bilime, neşe ve mutluluğa düşman zihniyet gerçekte İslam dışıdır.

Bu zihniyetteki kişide sevgi, şefkat, merhamet duyguları yoktur, kültür yoktur, bilim ve sanat ise Allah muhafaza. Derin düşünemez bu kişiler; hurafelerle besledikleri kendi dinlerini yaşarlar.

Ruhları boşluk içindedir; güzel bakamaz, güzel göremezler. Çocuklara, kadınlara, çiçeklere, hayvanlara, kısacası hiçbir şeye karşı derin ve samimi sevgi hissetmezler. Allah’ın en güzel tecellileri olan çiçeklere, çocuklara, kadınlara, güzelliklere Allah aşkıyla bakamaz, o aşkla sevemezler.

Özellikle, Hz Adem’i eşinin kandırdığı iftirası ile daha ilk kadından başlayarak, kadını potansiyel günahkâr gören bu karanlık zihniyet, sert ve kaba-hatta insanlık dışı-tedbirlerle kadını kendince ‘terbiye etme’ye çalışır. Koruma adı altında, kadına üçüncü sınıf muamelesi yapar. Bu yüzden İslam’a düşmanlıkla bakan kimselerin, İslam’a sözlü saldırılarına tanık oluruz. Oysa kadın düşmanlığı, kadını yücelten İslam’ın değil, bu bağnaz görüşlü karanlık beyinlerin özelliğidir.

Onlar gerçek anlamda ne sever ne de sevilirler. Hatta birbirlerini bile sevmezler. Kafaları ve ruhları gibi hayatları da zifiri karanlıktır. Işığın kaynağını bilmezler ki karanlıklardan aydınlığa çıkabilsinler.

Her dinde bağnaz bulunabilir. Dini özünden uzaklaştırmaya çalışan, imanın getirdiği coşkulu sevgi yerine karanlığı yaşayan kişiler her dinde vardır. Onlar mensup oldukları dini değil, kirli ve sapkın görüşlerini temsil ederler. Bu hastalıklı ruhların çirkin davranışlarının sebebi karakterleridir, mensup oldukları dinin emirleri değil.

İslam adına ortaya çıkan, gerçek dindarlara ve diğer dinlerin mensuplarına düşman olan, kan dökmeyi savunan, içi kin ve nefretle dolu kişiler, kesin olarak İslam’ın temsilcileri olamazlar. İslam’a karşı önyargılı olan insanların, bu gerici zihniyeti gerçek İslam’dan çok iyi ayırt etmeleri gerekir.

Söz ettiğim kişiler, Kur’an’da olmayan şeyleri dine ilave etmeye çalışır, Kur’an’da kendi bağnaz inançlarına uymayan şeyleri de reddederler. Kur’an sevgiyi, şefkati, kardeşliği, birliği, barışı öğütler, tüm güzelliklerin takdir edilmesini ister, sanatı, bilimi teşvik ederken, onlar için bu öğütler öfke sebebi olur. Kur’an’ın tarif ettiği mümindeki ruh kalitesi, derinlik, akılcılık, modern ve sevgi dolu özellikler, onların inançlarına terstir.

Bu zihniyet aynı zamanda müşriktir; şirk içinde yaşar. Kur’an’ı yeterli görmez, Peygamberimiz (asm)’ın hadislerini yeterli görmez. Kur’an’ın bazı ayetlerini görmezden gelir, bazı ayetlerini ise kendi çarpık görüşlerine delil göstermeye çalışır.

Kuran’ı –haşa-yeterli bulmadıkları için bu kimseler haddi aşar, ölçüyü taşırır, Allah’ın sınırlarını ihlal ederler. Haksız yere zulmeder, suçsuz insanların kanını dökmekte yanlışlık görmezler.

Söz konusu zihniyetin din adına yaptığı uygulamalara şahit oldukça, bunun İslam olduğunu zanneden insanların kalpleri dinden soğur. Birçok insan da büyük bir yanılgıya düşerek İslam’a karşı düşmanlık besler. Bağnazlık ortamı hazırlar, kimi çevreler de kasıtlı olarak, “işte Müslümanlar böyledir, size hayat hakkı tanımazlar, onlar sizi yok etmeden siz onları yok edin” gibi hipnoz yöntemleri uygularlar.

Bu müşrik sisteme çözüm; Kur’an’ı ve gerçek Müslümanlığı ön plana çıkarmaktır. Kur’an bize zorluk yüklemiyor; bize sevinç, özgürlük, rahatlık, barış ve dostluk getiriyor. Üzerimizdeki zincirleri indiriyor, yollarımızı açıyor. Bizi barış yurduna, kardeşliğe ve sevgiye davet ediyor.

Bizler kendi içimizde sevgiyi beslemediğimiz sürece, sevgi bekleyemeyiz. Aldanırız, yanılırız.

Kategoriler
Ramazan

Sıcakta oruç tutanlara sen yardım et Allahım

Ramazana bu güzel dua ve dilek ile başlayalım arkadaşlar. Oruç tutmak bir yana, çevresel zorluklarda önemli hale geliyor. Çünkü sıcaklar insanı sıvı tüketmeye teşvik eden en zor çevre koşulları. Hani bazı memleketlerde iftarın akşam saat 10 da açılıyor olması birazda zorlayıcı bir konu. Buna zorlukların eklenmesi insanı bazen psikolojik olarak etkileyebiliyor.

Sıcakta oruç tutanlara sen yardım et Allahım

Orucu tutan arkadaşlarım öncelikle orucun neden tutulduğunu anlaması gereklidir. Bazıları Allah için, bazıları zayıflamak için, bazılarıda herkes tutuyor diye tutuyor. Ama gerçekte amaç Dünyanın diğer insanları, aç insanlarının yerinde olmak, empati ile şükretmeyi benimsemektir. Zaten orucu tutarken anlayacaksınızkı Allah bizi açlıkla sinarsa neler olur? ve şükretmek için çok zamanınız ve anınız oluyor.

Orucun en güzel tarafı bize öğrettikleri ve nefsimizi eğitmesidir. Şükretmek çok önemlidir, herzaman şükredelim. Çünkü şuanda elimizde olan, cebimizde duran şeylerin garantisi yok. Birgün uyandığınızda empati yapmadığınız yada unuttuğunuz aç insanların yerinde olabilirsiniz.

Olduğunuz yerin ve durumunuzun kıymetini bilin, şükretmek elinizdekilerin kıymetini bilmektir, çok azda olsa..

Şükürler olsun..

Kategoriler
İslam Dini

Kur’an’da Kalp Temizliği

“ Benim kalbim temiz” sözünü hemen hemen herkes bilir. Birçok insan “benim kalbim temiz, benim kimseye zararım yok ya da Allah içimi biliyor ” gibi kalıplaşmış olan bu sözleri söyleyerek vicdanlarını rahatlatmaya çalışır. Kendisini, temiz kalpli biri olarak ilan ederek, çevresinde bulunan insanları da buna inandırmaya çalışır. Fakat Kur’an’ı Kerim’e baktığımızda, Allah’ın emir ve yasaklarını gerektiği gibi yerine getirenlerin ve Allah’tan samimi olarak korkanların kalplerinin temiz olabileceği çok açık bir şekilde anlatılmaktadır.

O halde bir insanın kalbinin temiz olması için, Kur’an’da bildirilen emir ve yasaklara çok titizlik gösterip, Allah’tan da çok derin bir korku ile korkması gerekmektedir. Kişinin, kendi değer yargılarına göre kalbinin temiz olduğunu ilan etmesinin, Allah katında hiçbir geçerliliği yoktur. Ayrıca, kalbinde Allah korkusu olmayan bir insanın, kalbinin temiz olduğu iddiasında bulunması hiç inandırıcı değildir. Bu şekilde düşünen bir insan, sadece kendini aldatır.

Kur’an ahlakına göre bir insanın, zaman zaman ihtiyaç içinde olanlara yardımda bulunması, kimseye bir zararının dokunmaması, bazı ibadetleri yerine getiriyor olması kalp temizliği için yeterli değildir. Tevbe Suresi’nde, bu konuyla ilgili bir örnek verilir;

“Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ı onarmayı, Allah’a ve ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cehd (mücadele) edenin (yaptıkları) gibi mi saydınız? (Bunlar) Allah Katında bir olmazlar. Allah zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.” (Tevbe Suresi, 19)

Aynı şekilde, Bakara Suresi’nde de bu konu, başka bir örnekle açıklanır.

“Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve mücadelenin kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.” (Bakara Suresi, 177)

Ayetlerden açıkça anlaşıldığı gibi, Allah rızası gözetilmeden, gösteriş amaçlı yapılan yardımların ya da iyiliklerin hiçbir değeri yoktur. Bu zihniyetteki insanlar, kendi çevrelerinde, iyi bir insan olarak tanınmaktan öteye gidemezler. Müslümanın amacı ise, etrafında sadece ” iyi bir insan” olarak tanınmak değildir. Samimi bir Müslüman’ın tek amacı, Rabbi’nin rızasını ve hoşnutluğunu kazanmaktır. Mümin, Allah’tan hiçbir şeyin gizli kalmayacağını bilir. Allah, insana şah damarından bile daha yakındır. Bu sebeple, kalbimizin temiz olup olmadığını da, Allah bizden daha iyi bilir. “…sizin saklı tuttuklarınızı da, açığa vurduklarınızı da bilir. Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (Tegabün Suresi, 4)”

Gerçek kalp temizliği için, insanın nefsinde barındırdığı tüm tutku ve hevalarından arınıp,  selim bir kalple Allah’a bağlanması şarttır. Kalbi temiz olan bir insan, derin bir aşk ile Allah’a bağlı olmaktan, Allah’ın rızasını gözetmekten, Allah’ın emir ve yasaklarını harfiyen yerine getirmekten, Kuran’a sıkı sıkıya bağlı olmaktan ve her an Rabbiyle kalben bağlantı halinde olmaktan, sonsuz mutluluk ve huzur duyan insandır.

“Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur.” (Rad Suresi, 28)

Kategoriler
İslam Dini

GALİP GELECEK OLANLAR ALLAH’IN TARAFTARLARIDIR

Tarih boyunca Müslüman topluluklar, imtihanın bir gereği olarak, inkar edenler tarafından çeşitli haksızlıklara, zulümlere, iftiralara, işkencelere maruz kalmışlardır. Müminlerin yaşadıkları bu zorluklar zahiren çok zor gibi görünse de, Allah her zaman inkar edenlere karşı, müminleri yardımıyla desteklemiştir. Nisa Suresi’nin 141. ayetinde de bildirildiği üzere “…Allah, kafirlere müminlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez.”  Allah’ın her dönemde uyarıcı olarak gönderdiği elçiler de, kafirlerin kendilerine karşı kurdukları sinsi tuzaklarla, iftiralarla mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Kur’an’ı Kerim’de anlatılan kıssalarda Peygamberlerimizin kafirlere karşı olan mücadelelerine şahit oluruz. Kafirlerin elçilere ve beraberindeki Müslümanlara karşı hep bir tuzak kurma fikri içinde olduklarını açıkça görürüz.

Mesela Hz. İbrahim, güzel ahlakıyla, akılcılığıyla müminlere örnek olan ve Cenab-ı  Allah’ın, kendisini dost edindiği bir elçimizdir. Uyarıcı olarak gönderildiği kavim,  kendi elleriyle yaptıkları bir takım putlara tapıyorlardı. Hz. İbrahim onlara taptıkları putların, kendilerine bir yararı ya da zararı olamayacağını, tek İlah’ın Allah olduğunu tebliğ etmiştir. Fakat Allah’ın yoluna davet etmesinin karşılığında,  ölümle tehdit edilerek ateşte yakılmak istenmiştir.

İbrahim de; hani kavmine demişti ki: “Allah’a kulluk edin ve O’ndan sakının, eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (Ankebut Suresi, 16)

“Eğer yalanlarsanız, sizden önceki ümmetler de (elçilerin çağrısını) yalanlamışlardır. Elçiye düşen ise, yalnızca açık bir tebliğdir.” (Ankebut Suresi, 18)

Bunun üzerine kavminin (İbrahim’e) cevabı yalnızca: “Onu öldürün ya da yakın” demek oldu. Böylece Allah onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda, iman eden bir kavim için ayetler vardır. (Ankebut Suresi, 24)

Hz. İbrahim ise, inkar edenlerin bu tutumları karşısında, Allah’a olan tevekkülünden ve Allah’ a olan güveninden asla ödün vermemiştir. (İbrahim) Dedi ki: “Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir.” (Saffat Suresi, 99)

Aynı şekilde Hz. Musa ve Hz. Harun da, uyarıcı olarak gönderildiği Firavun’a göklerde ve yerde bulunan her şeyin tek ilahının Allah olduğunu tebliğ ettiklerinde Firavun, ilahlık iddiasında bulunarak Hz. Musa’yı ve kardeşi Hz. Harun’u ölümle tehdit etmiştir.

Firavun dedi ki: “Alemlerin Rabbi nedir?” Dedi ki: “Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer ‘kesin bilgiyle inanıyorsanız’ (böyledir).” Çevresindekilere dedi ki: “İşitiyor musunuz?” (Musa:) Dedi ki: “O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir.”(Şuara Suresi, 23-26)

 (Firavun) dedi ki: “Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım.” (Musa) Dedi ki: “Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?” (Şuara Suresi, 29-30)

“… Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum.” (Mümin Suresi, 26)

Hz. Musa da, bu ölüm tehdidi karşısında, Allah’a olan güveninde kararlılık göstermiş ve kavmine, Allah’a güvenmelerini öğütlemiştir.  “ Musa kavmine: “Allah’tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah’ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir.” dedi… ( Araf Suresi- 129 )”

Bir süre sonra Allah, Hz. Musa’ya, iman edenlerle birlikte Firavun ve kavminden ayrılarak yola çıkmalarını emretmiş, Hz. Musa ve müminler yola çıktıklarında Firavun ve ordusu da onları yakalamak için izlemeye başlamıştır. Hz. Musa ve yanındakiler deniz kenarına geldiklerinde, Firavun ve ordusu da onlara yetişmişler ve tam kaçamayacaklarını düşünürlerken, Hz. Musa tevekkülüyle yanındakilere yine örnek olmuştur. (Musa:) “Hayır” dedi. “Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir.” (Şuara Suresi, 62) Allah, Hz. Musa’ya asasıyla denize vurmasını emretmiş, Hz. Musa’nın, asasıyla denize vurmasıyla denizde iman edenlerin karşıya geçmesi için bir yol açılmıştır. Firavun ve ordusu o yoldan geçmek isterlerken, sular altında kalarak boğulmuşlardır. Biz, İsrailoğulları’nı denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): “İsrailoğulları’nın kendisine inandığı (İlahtan) başka İlah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım” dedi. (Yunus Suresi, 90)

Kur’an-ı Kerim’de anlatılan diğer kıssalarda da, müminlerin Allah’ın yardımıyla desteklendikleri ve kurtuluşa erdikleri anlatılmaktadır. Allah, müminlere kurulan tuzakları her zaman bozguna uğratmıştır. Çünkü Allah her şeyden haberi olandır. Kurulan her tuzağı en ince ayrıntısına kadar bilir. En güzeli de, Cenab-ı Allah’ın, ayetinde kafirlerin kurdukları tuzaklarını boşa çıkardığını ve Kendi katında onlara hazırlanmış bir düzenin olduğunu haber vermesidir.

Gerçekten Allah, kafirlerin hileli düzenlerini boşa çıkarıcıdır. (Enfal Suresi, 18)

Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah katında onlara hazırlanmış düzen (kötü bir karşılık) vardır. (İbrahim Suresi, 46)

Hiç şüphesiz Yüce Rabbimiz, sabreden, tevekkül eden, her durumda Allah’a olan güveninde kararlılık gösteren kullarını hem dünyada hem ahirette üstün kılacaktır. Galip gelecek olanlar, inananlar olacaktır. Bu Allah’ın vadidir.

Kim Allah’ı, Resulü’nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah’ın taraftarlarıdır.  (Maide Suresi, 56)

Kategoriler
İslam Dini

Mümin Aklıyla ve Vicdanıyla Hareket Eder

Akıllı olmak ve vicdana uygun hareket etmek yalnızca müminlere has bir özelliktir. Allah akıl ve vicdanı Kendisi’nden gereği gibi korkan kullarına bir güzellik olarak verir. Güçlü, derin, samimi bir Allah korkusu insana çok güzel özellikler kazandırır. Rabbimiz bu yüzden bizden Kendisi’nden gereği gibi korkmamızı istemektedir.

Ey iman edenler, Allah’tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak Müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin. (Ali İmran Suresi, 102)

Derin bir Allah korkusu olan insan doğal olarak Kuran’a uygun hareket etmek isteyecektir. Çünkü Allah Korkusu akıllı olmanın en temel nedenidir. İnsan Kuran’ı okudukça Rabbimiz’ in tek güç ve kuvvet sahibi olduğunu ,var olan her şeyin tek sahibi olduğunu kavrayacaktır. Bunun farkına varan bir insan artık yaratılış amacına uygun davranmaya dikkat edecektir. Çünkü Allah’ın kendisinden istediği tek şey  O’na kulluk etmesi ve ölümden sonraki ahiret hayatını düşünerek yaşamasıdır.

İnsan Kuran’ Kerim’i okuduğunda  Allah’ın Cennet’te müminlere sonsuza kadar  vadettiği tüm güzelliklere kavuşmak isteyecektir. Çünkü Rabbimiz cennette insanın nefsinin hoşuna giden her şeyi kullarına sunacaktır.

“İçinde ebedi kalıcılar olarak, orada her istedikleri onlarındır; bu, Rabbinin üzerine aldığı, istenen bir vaaddir.” (Furkan Suresi, 16)

Rabbimiz yine Saffat Suresi’nin 60. ayetinde “Şüphesiz, bu, asıl büyük ‘kurtuluş ve mutluluğun’ ta kendisidir.” diye bildirmektedir.

Aynı zamanda Kuran’ı Kerim’de Allah cehennemi de çok detyalı tarif etmiştir. Kendisi’nden korkmayanların ,inkar edenlerin son durağının cehennem olduğunuda bildirmiştir.

Dediler ki: “İçinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından (içeri) girin. Büyüklüğe kapılanların konaklama yeri ne kötüdür.” (Zümer Suresi, 72)

Allah’ın tehdidine, cehennem azabının sonsuzluğuna iman eden bir kişi de tüm hayatını Allah’a adar ve Allah’ın sınırlarını koruma konusunda çok hassas davranır. Şeytanın ve nefsinin istek ve arzularını ilah edinmekten şiddetle kaçınır.

Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir. (Enfal Suresi, 29)

Kategoriler
İslam Dini

Müşrik Zan ve Tahminle Yalan Söyler

Gerçekten, Allah, Kendisi’ne şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur. (Nisa Suresi, 48)

Şirk , Allah’ın Kur’an’da da bildirdiği en büyük günahlardan ve ifitralardan biridir.  Allah Kur’an’da müşrikleri de şirk eyleminde bulunan kişiler olarak anlatmaktadır. Kur’an’da müşrik karakterinde olan insanların yaşantılarının Kur’an’a uygun olmadığı ayetlerle açıkça anlatılır.

Müşrikler, hiç bir zaman Allah’a samimi olamazlar. Çünkü müşriklere göre, Allah’ın Kur’an’da bildirdiği din yeterli değildir (Allah’ı tenzih ederim). Onların çarpık mantık anlayışlarına göre, dinin kolay bir şekilde yaşanıyor olması uygun değildir. Bunun için de sırf çevrelerine ihlaslı , takva biri olarak görünmek adına zan ve tahmine dayalı, Kur’an’da bahsedilmeyen  kurallar uydururlar. Taassup üzerine kurulu bir dinleri vardır. Bu şekilde dışarıya karşı çok dindar kişi imajı vermeye çalışırlar. Her zaman için etraflarındaki insanlara karşı gösteriş yapmayı tercih ederler. Sadece Allah’a karşı samimi olmak onlar için yeterli değildir.  Halbuki Allah bizden Kendisi’ne gönülden katıksız bağlı olmamızı istemektedir.

‘Gönülden katıksız bağlılar’ olarak, O’na yönelin ve O’ndan korkup-sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden olmayın. (Rum Suresi, 31)

Ama müşrikler bunu yeterli görmeyip insanlara karşı gösterişi tercih etmektedirler. Bu yüzden hiç bir zaman Allah’la samimi bir bağlantı kuramazlar, hep bir aracıya ihtiyaç duyarlar. Bu aracıların rızasını kazanmak onlar için daha önemlidir. İlahlaştırdıkları aracıların kendilerine şefaat edeceklerine inanırlar.

Allah’ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: “Bunlar Allah Katında bizim şefaatçilerimizdir” derler… (Yunus Suresi, 18)

Dinin kolay bir şekilde yaşanıyor olması bir müşrik için asla kabul edilebilir bir şey değildir.Hurafeler, sapkın uygulamalar, batıl inanışlar bu kişilerin dinleridir. Bu yüzden sürekli yalan söyleyerek Kur’an’da olmayan kurallar uydururlar ve şirk batağından Allah izin vermedikçe kurtulamazlar.

Allah, bu tutumlarından dolayı müşriklerin kalplerini,kulaklarını, gözlerini mühürlemiştir. Hiç bir zaman müminlerin Allah’a duydukları samimiyetin lezzetini hissedemezler. Allah onlara bunu yasaklamıştır. Kur’an’ı samimi olarak okuyup anlamaya çalışmadıkları için, Kur’an ahlakından uzak bir yaşantı içinde hayatlarını devam ettirirler. Kendilerinin hidayette olduklarına olduklarına inanırlar ve şeytanla dost olduklarını akıllarına dahi getirmezler. Oysa Allah, bir ayetinde , şeytanın, Allah’ın zikrinden uzak olanların yakın dostu olduğunu bildirmiştir.

Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz bir şeytana onun ‘üzerini kabukla bağlattırırız’; artık bu, onun bir yakın dostudur. (Zuhruf Suresi, 36)

Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar. (Zuhruf Suresi, 37)

İnsanın üzerine düşen Rabbimiz’i tanıyıp ,  çok candan samimi bir hissiyatla Rabbimiz’den korkmak ve Rabbimiz’i sevmektir. Bunun için de kendimize sadece Kur’an’ı Kerim’i ve Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in sünnetlerini rehber edinmeliyiz.

Kategoriler
İslam Dini

Aklın Temelinde Allah Korkusu Vardır

İnsanda bulunan her güzelliğin kaynağı Allah korkusudur. Allah’tan korkan bir insan, fedakardır, sevecendir, cesurdur, itidallidir, yalan söylemez, vefalıdır, sadıktır, helale harama dikkat eder, zekidir ve sadece Allah’tan korkanlara has bir özellik olarak akıllıdır. Bir insanı insan yapan en önemli özellik olan akıl, sadece Allah’tan çok korkan müminlere verilir. Bir insan çok zeki olabilir ama Allah korkusu yoksa akıllı değildir. Allah sadece Kendisi’nden korkanlara akıl, anlayış ve feraset verdiğini Enfal Suresi’nde şöyle bildirir:

“”Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.” (Enfal Suresi, 29)

Yani bir insan, Allah’tan gerektiği gibi korkup samimi iman ederse bu büyük nimete sahip olabilir. Çünkü sadece samimi iman sayesinde insan akıl sahibi olabilir. İmanın kazandırdığı bu güzellik insanın tüm hayatını da kapsar. Bu nimete sahip olan bir insan, sadece Allah’ın vicdanına ilham ettiğine uygun yaşantısını sürdürür. Allah’ın doğru ve akıllıca olan ilhamını yani vicdanını dinler. Allah’ın ilhamına uygun hareket eder. Nefsinin hoşuna gidecek davranışlardan sakınır. Nefsine uyarsa, Allah’ın gazabına uğrayacağını bilir ve bundan şiddetle sakınır, sadece Allah rızası için yaşar.

Kendisine sadece Kur’an’ı Kerim’i rehber edindiği için yanlış öğrendiği tüm bilgilerden arınarak açık bir şuur sahibi olur. Yaratılış amacının yalnızca Allah’a kulluk etmek olduğunun bilincinde olarak, berrak bir akılla, bu amaca uygun yaşar. Dünya hayatının bir gün son bulacağını ve Rabbi’nin huzuruna çıkarak hesap vereceğini hiç unutmadan, sonsuz hayatında, sonsuz mutluluğu yaşamak için çabalar.

Bu nimetten yoksun olan insanlar ise,  akılsız kimselerdir. Bu insanlar, sadece cahiliye toplumunun kurallarını benimserler. Bundan dolayı çok zor bir hayatları vardır. Allah rızası yerine insanların rızasını gözetirler. Ahiretteki sonsuz yurtlarını düşünmeden sadece dünya hayatı için çabalarlar. Para kazanmak, iyi bir okulda okumak, makam-mevki sahibi olmak o kişinin tek amacıdır. Ama bu isteklerinin ahiretine bir faydası olup olmayacağını hiç bir zaman düşünemez. Çünkü samimi iman edip, gerektiği gibi Allah’tan korkmadığı için aklı kapanmıştır. Allah’tan bir bela olarak, basireti, feraseti kapalıdır. Bencil, egoist, acımasız, sevgisiz, menfaatleriyle çatıştığında her türlü kötülüğü yapabilecek bir insan olarak yaşamını sürdürür. Çok zeki de olabilir fakat zekası ahireti için ona bir fayda sağlamamaktadır.

Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? (Enam Suresi, 32)

Size verilen herşey, yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah Katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de, akıllanmayacak mısınız? (Kasas Suresi, 60)

Ayetlerde de açıkça belirtildiği gibi kimi insanlar, dünya hayatının bir oyun ve oyalanma yeri olduğunun farkında olmadan boş bir amaç için uğraşıp dururlar. Ve içinde bulundukları durumun farkında olmadan, kendileri gibi olan insanların akıllı olduğunu düşünürler. Yüce Rabbimiz ise bir başka ayetinde bu kişilerin durumundan şöyle bahsetmektedir;

Gerçek şu ki, Allah Katında, yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir. (Enfal Suresi, 22)

Yine bu kişiler, Allah’tan bir bela olarak,  Kur’an’ı Kerim’i de okuyup kavrayamazlar. Çünkü Allah’a karşı büyüklüğe kapılıp, Allah’tan gerektiği gibi korkmadıkları için kalpleri ve anlayışları Allah tarafından mühürlüdür. Ayetlerde de bu kişilerin, kalplerinin, gözlerinin, kulaklarının mühürlü olduğu açıkça anlatılır.

Onlardan seni dinleyenler vardır; oysa Biz, onu kavrayıp anlamalarına (bir engel olarak) kalpleri üzerine kat kat örtüler ve kulaklarında bir ağırlık kıldık. Onlar, hangi ‘apaçık-belgeyi’ görseler, yine ona inanmazlar. Öyle ki, o inkar etmekte olanlar, sana geldiklerinde, seninle tartışmaya girerek: “Bu, öncekilerin uydurma masallarından başka bir şey değildir” derler. (Enam Suresi, 25

Biz gerçekten, kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen bir perde (gerdik), kulaklarına bir ağırlık koyduk. Sen onları hidayete çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla hidayet bulamazlar. (Kehf Suresi, 57)

Kur’an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanlar arasında görünmez bir perde kıldık. Ve onların kalbleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Sen Kuran’da sadece Rabbini “bir ve tek” (İlah olarak) andığın zaman, ‘nefretle kaçar vaziyette’ gerisin geriye giderler.” (İsra Suresi, 45-46)

Aklın tek sahibi Allah’tır. Rabbimiz ,sonsuz akıl sahibidir. Allah’tan bir nimet olan bu güzelliğe de sadece derin Allah korkusu olanlar sahip olabilirler. Akıl sahibi bir insan, canlı ya da cansız yaratılan her şeyde Rabbimiz’in aklını ve sanatını görüp, kendi acizliğinin farkına varır. Her şeyin tek sahibinin Allah olduğunu kavrayıp, Rabbi’ne teslim olur.

 “… Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.” (Bakara Suresi, 32)

Kategoriler
İslam Dini

Şirkin En Tehlikelisi: Gizli Şirk

İnsan her şeyin Allah’ın kontrolü altında olduğunu hiç bir zaman aklından çıkarmamalıdır. Halis bir iman sahibi olmak istiyorsak bu konu üzerinde çok ciddi düşünmeliyiz. Çünkü Rabbimiz de, Kendisi’ne gönülden katıksızca bağlı olmamızı istemektedir.

‘Gönülden katıksız bağlılar’ olarak, O’na yönelin ve O’ndan korkup-sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden olmayın. (Rum Suresi, 31)

De ki: “Şüphesiz Allah, dilediğini şaşırtıp-saptırır, Kendisi’ne katıksızca yöneleni de dosdoğru yola yöneltip-iletir.” (Rad Suresi, 27)

Ayetlerden açıkça anlaşıldığı üzere, Rabbimiz bizden müşriklerden olmamamızı, O’ndan korkup sakınmamızı, gönlüden katıksızca Kendisi’ne bağlı olmamızı istemektedir. Bu isteklerini yerine getirenleri de dosdoğru yola ileteceğini bildirmektedir.

Rabbimiz’in dışında yardım istenecek başka bir güç yoktur. İnsan bunu biraz düşünse, ne kadar aciz olduğunu idrak etse, tek güç ve kuvvet sahibinin Allah olduğunu anlayacaktır. Gözle görülmeyen en küçük varlıktan, uzayda hareket eden bütün gezegenlere kadar her şey, Rabbimiz’in kontrolü altındadır. Günümüzde yapılan bilimsel çalışmalar ve araştırmalar da bunun kanıtıdır. Vücudumuzda ki tek bir hücre bile Allah’ın bilgisi dışında hareket edemez. Bedenimiz diye sahiplendiğimiz vücudumuzda hücreler, enzimler, proteinler, kalbimiz, beynimiz en küçüğünden en büyüğüne hepsi Allah’ın kontrolündedir. Bizim tüm bunları kontrol edip yönlendirmeye hiç bir zaman gücümüz yetmez. İşte insan bu kadar aciz bir varlıkken, müstağni olup Allah’a şirk koşması çok büyük vicdansızlıktır. Olayların Allah’tan bağımsız ( Allah’ı tenzih ederim) meydana geldiğini düşünen insan bu gafletten hiç bir zaman kurtulamaz.

Halbuki Allah, tek bir yaprağın bile Kendi izni olmadan düşmeyeceğini ayetle bildirmiştir.

Gaybın anahtarları O’nun Katındadır, O’ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır. (En’am Suresi, 59)

Ayette herşeyin apaçık bir kitapta yazılı olduğu da bildirilmiştir. Yani hayatımız boyunca yaşayacağımız iyi ya da kötü tüm olaylar Allah katında yazılıdır. Bu bizim kaderimizdir. Kader konusunda da insanların doğru olmayan anlatımları vardır. Genel kanı, bizim bir cüz’i iradeye sahip olduğumuzdur. Yani az da olsa kendi kendimize karar verebilme yetkimiz vardır. Ama Allah ayetlerinde böyle bir cüz’i iradeden bahsetmemektedir. Aksine, tüm iradenin Kendisi’ne ait olduğunu bildirmektedir. Yani bizim cüz’i irademiz de Allah’a ait olan külli iradenin içerisindedir.

…. Allah’ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir. (Ahzab Suresi, 38)

Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık. (Kamer Suresi, 49)

Çok açık anlaşılıyor ki, her şey Allah’ın takdir ettiği, beğendiği bir kader ile yaratılmıştır. Bu bizim için çok büyük bir konfordur. İnsan eğer gönülden katıksızca Rabbi’ne bağlı olursa, hayatı boyunca yaşadığı, zahiren zor gibi görünen tüm olayların bir hayırla yaratıldığını bilir. Sıkıntı ve üzüntüye kapılmadan Allah’a teslim olur. Çünkü iman eden kişi bu dünyada zorluklarla da imtihan edileceğini bilmektedir.

Allah kullarını denemek için yarattığı imtihanlarla da samimi olanla, samimi olmayanı birbirinden ayıracaktır. İnsanlar burada da şöyle bir hataya düşmektedir. “Madem her şeyi Allah yarattı, iyi insanla, kötü insanı bilmiyor mu?” ( Allah’ı tenzih ederim.) Tabi ki Allah yarattığı kulunu kendisinden çok daha iyi tanıyor. Allah bize şah damarımızdan daha yakın olandır, nefsimizin bize ne tür vesveseler verdiğini bizden daha bilmektedir, sinelerimizde saklı olanı, gizlinin gizlisini de bilendir. Fakat bir ilimle bizleri imtihan etmektedir ki, ahirette Rabbimiz’in huzuruna çıktığımızda yaptığımız iyi ya da kötü amellere kendimiz de şahit olacağız. Bu yüzden şeytanın bir aldatmacası olan cüz’i irade gibi bir irademiz olduğu düşüncesine kanmamalıyız. Şeytan insanları böyle bir düşünceyle şirk koşmaya yönlendirmektedir.

Allah’ın kendisi için takdir ettiği bir kaderi yaşayacağını bilen insan, sadece Allah’a rağbet eder, Allah’a güvenir. Allah’ın kendisi için belirlemiş olduğu kaderden de kalben razı olur. Allah’ın dışında hiç kimseye ve hiçbir şeye ihtiyaç duymaz. Zahiren zor gibi görünen bir olayla karşı karşıya kaldığında, uygun olmayan bir tavır göstererek, şirk koşmaktan kaçınır. Kendisi için neyin daha hayırlı olduğunu, en iyi Yüce Allah’ın bileceğinin şuurundadır.

… Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz. (Bakara Suresi, 216)

Halis bir iman sahibi olmak istiyorsak, gün içersinde ya da yaşamımız boyunca karşılaştığımız her zorlukta Allah’ sığınmalıyız. Rabbimiz’e sürekli dua etmeliyiz. Saf, katıksız bir imanın önündeki engellerden birinin gizli şirk olduğunu unutmamalıyız.

… Ancak tevbe edenler, ıslah edenler, Allah’a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız olarak Allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar müminlerle beraberdirler. Allah müminlere büyük bir ecir verecektir. (Nisa Suresi, 145-146)