Kategoriler
Hayvanlar

Bal gibi Anlaşma

İletişim, etkileşim her canlının ihtiyaç duyduğu sosyal yaşamın en temel amaçlarındandır. İnsanlar konuşa konuşa hayvanlar koklaşa koklaşa da olsa bir şekilde anlaşıyoruz elbet. Fakat bizim hayvan kategorisinde gördüğümüz arılarımız anlaşmak için koklaşmayı değil de daha eğlenceli, hareketli ve bir o kadar da orijinal bir yöntem seçmişler kendilerine  Arı dansı…

Kategoriler
Bitki ve çiçekler Doğa Manzaraları Görsel Sanatlar Ressam Ressamlar Sanat Tarihi

Ressam Vie Dunn-Harr

Ressam Vie Dunn-Harr, 1953 yılında San Antonio, Teksas ABD,de doğdu. Dunn-Harr birçok olasılıkları keşfetmek için sanata devam ediyor. O, Lorenzo de Medici Instituto de Arte ve Toblach-Dobbiaco Academia Italia Floransa, İtalya,da okudu. Ressam geleneksel olarak okulda çok erken deneyim edinerek türetilmiş biçimcilikleri kucaklamaya devam ediyor. Eserlerinde mimari tarz ve bunların köklü organik formları vardır. Formların duygusallığı ve doğanın gücü ve kırılganlığını canlandıracak biçimde ele almakta. Dunn-Harr kendini çağdaş gerçekçi değerlendiren bir sanatçı ve eserleri ABD, Avrupa ve Meksika’da sergilendi. Onun eserlerine ilgi duyanlar lütfen ressamin web portalini Buradan ziyaret edebilir!

Vie Dunn-Harr Tr Art-3Vie Dunn-Harr Tr Art-1Vie Dunn-Harr Tr Art-2Link

Kategoriler
Amatör fotoğrafcılık Anlamlı Resimler Bilimsel Makale Bizi şaşırtanlar Doğa Manzaraları Doğa ve Yaşam Dünya ülkeleri Fizik - Kimya Fotoğrafcılık Gazeteci İlginç Resimler Öğretmenlik üzerine Yazar

Pembe Göl (Senegal)

Senegal’de yer alan bu göl çilekli süt ile dolu dev bir kaseyi andırmaktadır. Bu pembe göller kırmızıdan uçuk pembeye uzanan renklerini karotenoid üreten alglerden alıyorlar. Büyük çoğunluğu tuz gölü olan bu doğa harikaları, mevsimden mevsime renk de değiştirebiliyor. Bu gölü farklı yapan ise renginin pembe olmasıdır. Retba gölü normalde bir tuz gölüdür. Tuz rafinelerinin bulunduğu ve aynen ülkemizdeki tuz gölü ile aynı özelliklere sahiptir. Retba gölünün incelenmesi için birçok Üniversite ve araştırma laboratuvarları sudan örnekler almış ve uzun süre incelemişlerdir. Sebep olarak ise sudaki dunaliella salina isimli bir bakterinin tuz oranıyla doğru orantılı olarak artması ile kırmızı rengi beyaz göle vererek pembe rengi almasına sebep olduğu anlaşılmıştır.

Kategoriler
Anlamlı Resimler Bitki ve çiçekler Bizi şaşırtanlar Doğa Manzaraları Doğa ve Yaşam Dunyadan İlginç Resimler Resim galerileri Resimli anlatım Vahşi yaşam

Pembe Göl (Avusturalya)

Avustralya’nın batısında bulunan ve en büyük ada olma özelliğini taşıyan Middle Island’ın en büyük gölü Lake Hillier’in özelliği pembe olması. Pembe Göl (Lake Hillier), Batı Avustralya,da oluşan ada ve adacıklarından birinde bulunan en büyük göldür. Bu gölün en önemli özelliği pembe renktir. Renk kalıcı ve bu su bir kap içine alındığı zaman da rengi değişmiyor. Gölün uzunluğu altı yüz metre (3/8 mil) ‘dir. Göl kumu (tuz) altından renge gümüş katılmı gibi renge sahiptir. Güney Okyanusu’ndan kuzeyi ayıran bitki örtüsü ile kaplı kumulları dar bir şerit ile paperbark ve okaliptüs ağaçları yoğun bir ormanlık ile çevrilidir. Bu ada ve göl ilk defa 1802 yılında keşfedilmiştir. Gölün pembe rengi, tuzlu sularında Dunaliella salma türü bir suyosunu bulmayı uman bir grup bilimci tarafından 1950’li yıllarda incelenmiş. Bu yosun çok tuzlu sularda içinde yaşayan bakterilerin güneş enerjisi kullanarak kırmızı pigment üretmesi.

lake-hillier-icik-yakup1

lake-hillier-icik-yakup2

lake-hillier-icik-yakup3

arastirma/forschung/research: icik yakup

Kategoriler
Aile bağları Aklımdan geçenler Anlamlı Resimler Bayramlar Deneme Yazıları Gazeteci Hayat üzerine Hayvanlar İlginç Resimler insan vücudu Kaybettiklerimiz! Kişisel makaleler Resimli anlatım Şair Sevdiğim şeyler Sevgi ve Ask Dünyası Yazar

Neresindesin Duygu ve Düşüncelerinin?

gülücük-1icik1Bazen aktığımız gibi durulmayışımızın boz-bulanık sellere dönüşmesi duygu ve düşünceleri kirleterek yıkıyor ve ağır hasara neden oluyor. Bulutsuz havalarda yağmurların işi ne? kaç defa bir tebessüme göz kırp ve gülülcükle karşılık ver dedim, beceremedin kahkaha atmayı hala. Dönüşü olmayan bir geleceğe gidiyor olman seni ne denli mutlu ediyor bilemiyorum ama, ihtiyarladığını biliyorum suratı asık. Hala bir ‘ MERHABA‘ nın anlamını bilmiyor ve bir tanıdığına ya da her hangi birine merhaba diyemiyorsan selama değmezliğin yüzünde akislenir bunu bil. Kibirli duygu ve düşüncelerin varlığı daima akseder soluk bakışların en son uç noktasında bunu bil. Mutlu olmayı yalnız başına becerebileceğini sanma, tekil olmak eksidir daima. İronik fikirlerin bakışlarında daima huzursuzluk süzülür ve mat bir renk salgılar ten. Maddenin ruhu kaplayacağı bir hayattan sadece ‘ Beklentilerde Çoğalırsın ‘ her şey akarsın, uzun ince amansız geçitlerden sonra mutlak tıkanır ve taşarsın buna ‘ kendi gözyaşlarında boğulmak ‘denir. Ağlamanın, sızlamanın hiç bir yarar sağlamadığı an, bu an. Değerlerin önemi sende bir ‘ hiç ‘ kadar çok oysa; ederin bir hiç kadar yok.

Yakup Icik

Kategoriler
Aklımdan geçenler Anketler Avrupa Birliği Az önce öğrendim Çevre Konuları Deneme Yazıları Doğa ve Yaşam Dünya ülkeleri Gazeteci Günlük hayat Hayat üzerine Şair siyasetci Şuan Düşündüklerim Türkiye üzerine Yazar

Durulmaya Ramak Varken

Kuzey İrlanda’da yapılacak G8 zirvesi öncesi kapitalizm karşıtı gruplara Gezi Parkı protestocuları madem dünyanın her bir köşesinden destek geldiğini söylüyorlar o zaman şiddetin tam ortasında kalan ve cehennem acısı çeken ingilizleri destekleyecekler mi acaba? Ya da dünyada olan çevreci olaylara ne kadar duyarlılar? Araştırmalara göre “Gezi Parkı”,nın çok önemli bir yer olmadığı söylenmekte. İstanbulda yaşayan eş-dost gözlemlerine göre gezi parkı bir fahişe yatağı, uyuşturucu satan-alan ayyaş ve serserilerin mekan tuttuğu yer olarak söyleniyor ki virtüel alemdeki bilgiler de bunu doğruluyor. Gezi Parkı,nda bulunan ağaçları koruma hevesi ile yola çıkanlar acaba geçmiş zamanda Koç Üniversitesi orman alana yapılmıştı ve üstelik binlerce ağaç katliamı yapıldı ve O zaman “Neredeydiniz?” diye sormak gerekmez mi? Gezi Parkı olaylarında olgu, gerçeklik ve algı birbiriyle çelişen bir durum izledi. Olaylarda bir polis öldü ve geride gözüyaşlı ailesi kaldı. Hatta bir vatandaşımızın da beyin ölümü haberini duydum bu iki elim olay “Gezi Parkı” kadar önemli değildir.
Bu arada İsrail gazetesi Yedioth Ahoronot’ta yayınlanan ve Türkiye uzmanı olarak bilinen Prof. Dror Ze’evi’nin imzasını taşıyan makalede, İstanbul’da yaşanan olaylardan sonra Türk siyasetinde hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağından söz edip sevinmekteler.  (ki kursaklarında koymasını bilir Türk Milleti)

Her zaman oldugu gibi masa başında haber yapmayı şerefli gazetecilik sayan hiçliğin boşluklarında yaşayan bir kısım alzheimer hastası medya uşağı gezi olaylarında sağduyulu olmamaya özen göstermiştir. Ama Batı basını demokrasi ve özgürlüklerin Türkiyede kısıtlı olduğunu iddia ederek ki (İngilteredeki G8 zirvesinde Türk Medya,sına canlı yayın yasağı getirildi) bu gezi olaylarını bir isyan olarak lanse etmiştir ve her zaman fırsatçılığını “Gezi Parkı Olayları”,nı görerek bize karşı kullanmaya çalışmışlardır üstelik, İngiltere hükümeti kendi polisinin sert müdahalesi olurken multi-riyakar ingiliz basını BBC ve Reuters başta olmak üzere suskun kalmakta.

Eylemciler arasında yapılan ankette ilginç sonuçlar elde edildi; Aileniz dışında dünyada en çok sevdiğiniz kişi kimdir?” sorusuna yüzde 54,8Atatürk, yüzde 9,0 Abdullah Öcalan yanıtını verdi. Gezi ‘Parkı olaylarının asıl sebebi nedir?’ sorusuna yüzde 58’i Tayyip Erdoğan yanıtını verdi. ‘Geçmişte kimlere oy verdiniz?’ sorusuna ise yüzde 74’ü CHP, yüzde 16’sı BDP, yüzde 2,1’i TKP, yüzde 2,1’i de İşçi Partisi olarak yanıtladı. demek ki bu işler başka işlermiş! yeşili korumak felan bir bahane olduğu aşikar. Sonuç; yıllar önce piyonlarla oynanmış ve bugün de farklı şekillerde oynanmaya çalışılan bir oyun sahnedeki.

Bendeniz yakup icik bu ülkeyi çok seviyorum, ülkem dünyadaki bir çok ülkeden iki adım ötede ekonomik olarak. Avrupa,nın hali içler acısı ekonomi açısından cendereler içinde kıvranmaktalar ve halkı mutlu değil. Şu an Turizm seköründe parmakla gösterilen ülkelerin başında geliyoruz ki bu bizim özellikle turizm çevrelerinin zihnini kurcalayan bir sorun olmaktan çıkmalı. Ülkemizde sanayi gibi bir çok sektörlerde trendler git-gide yükselmekte. Herkes bir defa değil, iki defa düşünmeli. Üstelik Milenyum çağı başlarında ideolojiler öldü.

Araştırma: Icik Yakup

Kategoriler
Aklımdan geçenler Doğa ve Yaşam Şuan Düşündüklerim

Umut

Umut , bir kimsenin hayatın gidişatı hakkında olumlu ve iyi ihtimalleri düşünmesidir. Peki sizlere bir soru ‘ umut ettiğiniz  kaç şey gerçekleşti ? ‘ Belki hepsi belki de hiç…

Ben kendi adıma konuşayım , fifti-fifti gerçekleşti diyebilirim. Özellikle şuan  bu yazıyı yazarken çok ama çok büyük beklentiler içerisindeyim.Hayatımın gidişatını değiştirecek olaylar gelişmekte ve benim pek bir etkim yok.İnsanlar çoğunlukla kontrol edemediği nesneleri , olayları , yada insanları pek fazla sevmez.Keza ben de herkes gibi pek hoşlanmam bunlardan. Ama bazı şeyler de bizim dışımızda gelişir ve bu onları özel kılar. Kimi zaman bizi korkutur belki biraz  da ağlatır fakat eğlenceli kılan da budur. Herkes için ‘Hakkımızda Hayırlısı ‘ diyorum.Umut etmeye devam …

Kategoriler
Çevre Konuları Deneme Yazıları Doğa ve Yaşam Öğretmenlik üzerine Şuan Düşündüklerim

Şehir Öyküleri

   Yeryüzünde evrenin seyredilebileceği noktayı bilseydim, oraya koşar, toprağa bir kazık sokar, ona asılır ve düşerken dünyayı da peşime katarak kendimi boşluğa atardım.

Leo Malet, Kara Üçleme

  Gökyüzünün açık maviye büründüğü bir kasım sabahında çocukluk arkadaşım  ile buluşmak üzere Alâeddin Tepesindeki çay bahçesine doğru yürüyordum. Sınava çalıştığım süre boyunca görüşemeyip, birbirimizi ihmal etmiştik. Nihayet bugün işi gücü elimizin tersiyle itip, saat 10.00 da buluşmak üzere, eskiden Âşıklar Tepesi diye bilinen bu tepede buluşmayı kararlaştırmıştık. Havalar soğumaya başlamış olsa da güneş tüm ihtişamıyla duruyordu gökyüzünde.

   Buluşma yerine geç geldiğini hiç hatırlamam. Daima dakik ve bekletmeyi sevmeyen bir insandır, beklemeyi de sevmediği gibi. Sanırım birkaç dakika farkla yine geç kalan ben olmuştum. Tepeye çıktığımda, bir masada onu otururken gördüğümde anlamıştım bunu. Ayağa kalktı ve birbirimize sarıldık. Çay sevmediğimi bilirdi, bu yüzden masalara bakan görevliden bir kuşburnu çayı istedi. Bu kızı sevdiğim kadar var, başka biri çocukluk arkadaşım olsaydı; asla onunla bir tepeye çay içmeye gelmezdim. Genç bir çocuk, masaya çayımı bırakırken; “Eee…” dedi , bu; konuya bir şekilde giriş yapılması gerektiğini bildiriyordu. “Eee… si sen” dersiniz hani, konuşmaya nereden başlayacağınızı kestiremediğiniz durumlarda. Günlük on saat ders çalışmaktan kalma bir düzensizlik vardı bakışlarımda. Göz teması kuramadım bir süre. Ağaçları, buraya ancak böyle bir yokuş yakışır dedirten cinsten dar ve çok dik olmayan yokuşları, el ele yürüyen çifte kumruları ve piknik yapmaya gelmiş aileleri gözden geçirdim. Bunu, test kitapçığında gözlerimi bir soruya bir seçeneklere çevirdiğim hızda yapıyordum. Bu durumu üzerimden derhal atmalıyım, ama nasıl? Ailemin yüzünü, sadece ders aralarında verdiğim küçük molalarda görmek pahasına odama kapanıp ders çalışmalarım, istediğim türden bir sonuç vermemişti. Kızdığım nokta, hazırladığım ders çalışma planımın bana ihanet etmesi değildi sadece, bu sistemi sınavın en başından beri uygulamamış olmamdı. Bazen soğuk bir meyve suyu, bazen de bir tabak çerez getirirdi annem, atıştırmam için. Kapının kenarından usulca masama bırakır, açtığı gibi sessizce kapatırdı kapıyı. Hakkını hiçbir zaman ödeyemeyeceğimi biliyorum; onun da sadece emeklerinin karşılıksız kalmaması için bu işi başarmaya söz verdiğimi bilmesini istiyorum. Bana “güç, özgürlüktedir” derdi. Çok paranın, söz geçirmenin, evin, arabanın veya ailenin, özgürlük kavramlarını doğrudan içinde barındırmadığını öğretmişti. Muhtemelen kendi cebimin hesabını yaparak, kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmenin, özgürlük kavramını işaret ettiğini anlatmaya çalışıyordu bilmiyorum ama ben onu her zaman anlayabiliyordum. Evin en büyük kızıydım fakat evde kimsenin benden bir beklentisi yoktu. Aksine, genç bir kız gibi yemek yapıp, bulaşık yıkayan, ufacık işlere bile dört elle sarılan hep annemdi. Arada aklıma eserse, kalkıp fırını yakıyor ve bir tepsi kurabiye pişirdiğim oluyordu. Bunun dışında bahçeyi sulardım. Beton zeminleri bol su ile yıkar mis gibi toprak ve ıslak beton kokusunu duymaya bayılırdım. Bahçede benim için küçük bir masa daha vardı. İçerde bunaldığım zamanlarda bahçede devam ederdim çalışmaya. Elinden gelse, sokaktan gelen sesleri bile kısmaya çalışacak annemin, tedirgin hareketlerine son vermek için tekrar içeri geçerdim, aklımı bahçede bırakırken. Bir de bahçemizin yavru kedisi Yünipek vardı. Benim ders çalıştığım odanın penceresine gelir, minnacık patileri ile camı lekelerdi. Miyavlaması içimi parçalıyorsa eğer, kalkıp küçük bir yoğurt kabına ekmek doğrar, süt ile doldururdum. O arka penceredeyken, benim açtığım demir kapının sesini duyar; bitiverirdi yanımda. Elimde gördüğü kabın içindekini doğru tahmin ederse, üzerime atlamaya çalıştığı da oluyordu. Hayvanları seviyorum fakat bana dokunmasalar daha iyi. Kedi işte, insana sürtünüp mırıl mırıl sesler çıkarmak, doğasında vardır. Sesinizi ve görüntünüzü tanır hale gelirler. İsimleri ile seslendiğinizde dönüp baktıklarına şahit olabilirsiniz. Benim kedim öyleydi. Asaletinden ve gururundan olsa gerek, pist derseniz dönüp bakmaz bile, havanızı alırsınız.

   Akşam yemeklerini bahçede, asma ağacının altında yerdik. O kadar tabak, tencere ve bardaklar getir götür açısından iş açıyordu başımıza ama yemekler bitip, sofra kaldırılıncaya kadar olan anın tadını çıkarıyorduk. Günler bir şekilde ilerliyordu ve ben sınav yaklaştıkça yay gibi bir hal aldığımı fark edebiliyordum. Vücudum değişik reaksiyonlar göstermeye başlamıştı; bu benim için yeni bir ruh hali değildi ama daha önceki ruh hallerimle de akraba bile değildi. Beklediğiniz gün, hiç beklemediğiniz kadar çabuk gelendir. Sınav sabahı, annemin zoruyla iki saat öncesinden kampüsteydim. Heyecanlı olmadığımı hatırlıyorum ve sınav sonrası cevap anahtarına bakarken titriyordu ellerim.

   “Eee..si sen deyip ihaleyi bana yıkıyorsun yine. Sonuçlar açıklandı, tutturdun yüz yüze söyleyeceğim diye.” Birinin konuşmaya başlayarak, beni o günleri tekrar yaşamaktan kurtardığına sevinmiştim. Kafamdakileri sildim:

    “Yok artık diyebileceğin kadar yakın(!) bir yer.”

    “Dur tahmin edeyim, burası?

    “O kadar da yakın değil canım!”

    “ Neresi o zaman?”

    “ Şey… “  Sadece kilometre açısından uzak değildi bana, dilimin ucuna bile gelemiyordu gideceğim şehrin adı.

    “İyi, akşama kadar buradayız. Bir ara söylersin.”

    Minik bir damla göz pınarlarımdan doğmaya çalışıyordu. Parmaklarımla gözlerimi ovuşturdum, hazırda bekleyen tüm gözyaşlarımı savuştururken; “Evet” dedim “Bir ara söylerim…”

 Rüya…

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Vahşi yaşam

Anne Ahtapot’un Fedakarlığı

Boyu 4 metreyi geçebilen dev Pasifik ahtapotu ömrünün sonuna kadar saklanabileceği bir yuva arıyor.

Bir kayalık buluyor ve altına saklanıyor.


Vücudunda 100.000 yumurta saklayor ve kolları ile yumurtaları havalandırarak oksijenlenmelerini sağlıyor.


Korunan yumurtalar olgunlaşıyor, yavrular yumurtalardan çıkıyor.


Bu yavruların pek azı hayatta kalacaklar.


6 ay sonunda görevini tamamlayan anne ise saklandığı yuvada açlıktan ölüyor.

Konuyu burda gordum, hosuma gitti: Ayrica siteyi ziyaret etmenizi tavsiye ederim guzel seyler var..

Kategoriler
Aklımdan geçenler Doğa ve Yaşam Genel Konular Günlük hayat Sevgi ve Ask Dünyası şiir edebiyat Şiirler Toplumsal Konular

AFFEDİN SON ’15 DK’

Geç kaldım anne
Geç kaldım, özür dilerim diyecektim.
İlk defa asilik etmiyecektim.
Sabaha bıraktım; özürümü
Çekip yorganı üzerime
Aklımca duymadım sitemlerinizi
Duymak istemedim tekrarlanan azarları
Tanık olmak istemedim; babamın o yalvaran hiddetine
Kardeşlerimin, boynunu bükmesine
Bu gün büyüdüm anne karşınıza geçip
Kurgulayacağım bir senaryo yok yok önünüzde
Pişmanım, son kez eve geç kalışım bu anne…
Sabah kahvaltıda ben hariç herkez vardı.
Duyuyordum, hepinizin telaşını, şakalaşını
O eşsiz sohpet makamınızı…
Yüzüm yoktu kalkıp o çayı sizle paylaşmaya
Yüzüm yoktu bir ”es” olmaya
Akşam, bunca kaçırmışken evin huzurunu
Yüzüm yoktu geç kalmış bir af’a sığınmaya…
O FELAKETTEN 15’dk önce kalkabildim
Kör olası yataktan.
Günün telaşına kaptırmıştın kendini.
Beni gördün ama görmezden geldin.
Gözlerimiz buluşmadı son kez
”Otur çayı ısıtıyorum” dedin.
‘Akşam babanın elini öp bidaha ALLAH AŞKINA YAPMA KIZIM’ dedin.
Sonra ne oldu? Anne ne oldu?
Ayrıldı orta yerinden dağıldı yuvamız.
Her yer herşey hep karanlık.
‘ANNE ANNEEE ANNEEEE’ dedim
Sana son kez.
Duyduğuna eminim , ama affet affet affet diyede çığlık atttım.
Bunu duymadığınada eminim.
O akşam olmadı anne,
Babamı, kardeşlerimi ve seni tekrar üzemedim anne.
Sanırım bir kaç gündür burdayım
Kımıldıyamıyorum.
Tam ayağımın dibinde senin son kez dokunduğun çaydanlık var uzanamıyorum.
Sesinizi duyuyorum adım dua gibi saatlerdir dilinizde,
Çok istesemde size dönemiyorum.
Son anlarım sanırım artık korkmuyorum
Yarım yamalak hatırlayıp en derinden okuduğum dualarımda bitti.
Derin bir rahatlama sardı her yanımı
Anne, anne, anne şimdi acı çekmiyorum.
Son ”15 dk.”mız varmış aynı odada soluk aldığımız
O ”15 dk” yanıyorum.
Uyuştu el ve ayak parmaklarım
Şu an yatakta sizin kahvaltı makamınızı ”AFFEDİN AFFEDİN” dinliyorum…