Kategoriler
Aile bağları Aklımdan geçenler Anlamlı Resimler Bayramlar Deneme Yazıları Gazeteci Hayat üzerine Hayvanlar İlginç Resimler insan vücudu Kaybettiklerimiz! Kişisel makaleler Resimli anlatım Şair Sevdiğim şeyler Sevgi ve Ask Dünyası Yazar

Neresindesin Duygu ve Düşüncelerinin?

gülücük-1icik1Bazen aktığımız gibi durulmayışımızın boz-bulanık sellere dönüşmesi duygu ve düşünceleri kirleterek yıkıyor ve ağır hasara neden oluyor. Bulutsuz havalarda yağmurların işi ne? kaç defa bir tebessüme göz kırp ve gülülcükle karşılık ver dedim, beceremedin kahkaha atmayı hala. Dönüşü olmayan bir geleceğe gidiyor olman seni ne denli mutlu ediyor bilemiyorum ama, ihtiyarladığını biliyorum suratı asık. Hala bir ‘ MERHABA‘ nın anlamını bilmiyor ve bir tanıdığına ya da her hangi birine merhaba diyemiyorsan selama değmezliğin yüzünde akislenir bunu bil. Kibirli duygu ve düşüncelerin varlığı daima akseder soluk bakışların en son uç noktasında bunu bil. Mutlu olmayı yalnız başına becerebileceğini sanma, tekil olmak eksidir daima. İronik fikirlerin bakışlarında daima huzursuzluk süzülür ve mat bir renk salgılar ten. Maddenin ruhu kaplayacağı bir hayattan sadece ‘ Beklentilerde Çoğalırsın ‘ her şey akarsın, uzun ince amansız geçitlerden sonra mutlak tıkanır ve taşarsın buna ‘ kendi gözyaşlarında boğulmak ‘denir. Ağlamanın, sızlamanın hiç bir yarar sağlamadığı an, bu an. Değerlerin önemi sende bir ‘ hiç ‘ kadar çok oysa; ederin bir hiç kadar yok.

Yakup Icik

Kategoriler
Aklımdan geçenler Anketler Avrupa Birliği Az önce öğrendim Çevre Konuları Deneme Yazıları Doğa ve Yaşam Dünya ülkeleri Gazeteci Günlük hayat Hayat üzerine Şair siyasetci Şuan Düşündüklerim Türkiye üzerine Yazar

Durulmaya Ramak Varken

Kuzey İrlanda’da yapılacak G8 zirvesi öncesi kapitalizm karşıtı gruplara Gezi Parkı protestocuları madem dünyanın her bir köşesinden destek geldiğini söylüyorlar o zaman şiddetin tam ortasında kalan ve cehennem acısı çeken ingilizleri destekleyecekler mi acaba? Ya da dünyada olan çevreci olaylara ne kadar duyarlılar? Araştırmalara göre “Gezi Parkı”,nın çok önemli bir yer olmadığı söylenmekte. İstanbulda yaşayan eş-dost gözlemlerine göre gezi parkı bir fahişe yatağı, uyuşturucu satan-alan ayyaş ve serserilerin mekan tuttuğu yer olarak söyleniyor ki virtüel alemdeki bilgiler de bunu doğruluyor. Gezi Parkı,nda bulunan ağaçları koruma hevesi ile yola çıkanlar acaba geçmiş zamanda Koç Üniversitesi orman alana yapılmıştı ve üstelik binlerce ağaç katliamı yapıldı ve O zaman “Neredeydiniz?” diye sormak gerekmez mi? Gezi Parkı olaylarında olgu, gerçeklik ve algı birbiriyle çelişen bir durum izledi. Olaylarda bir polis öldü ve geride gözüyaşlı ailesi kaldı. Hatta bir vatandaşımızın da beyin ölümü haberini duydum bu iki elim olay “Gezi Parkı” kadar önemli değildir.
Bu arada İsrail gazetesi Yedioth Ahoronot’ta yayınlanan ve Türkiye uzmanı olarak bilinen Prof. Dror Ze’evi’nin imzasını taşıyan makalede, İstanbul’da yaşanan olaylardan sonra Türk siyasetinde hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağından söz edip sevinmekteler.  (ki kursaklarında koymasını bilir Türk Milleti)

Her zaman oldugu gibi masa başında haber yapmayı şerefli gazetecilik sayan hiçliğin boşluklarında yaşayan bir kısım alzheimer hastası medya uşağı gezi olaylarında sağduyulu olmamaya özen göstermiştir. Ama Batı basını demokrasi ve özgürlüklerin Türkiyede kısıtlı olduğunu iddia ederek ki (İngilteredeki G8 zirvesinde Türk Medya,sına canlı yayın yasağı getirildi) bu gezi olaylarını bir isyan olarak lanse etmiştir ve her zaman fırsatçılığını “Gezi Parkı Olayları”,nı görerek bize karşı kullanmaya çalışmışlardır üstelik, İngiltere hükümeti kendi polisinin sert müdahalesi olurken multi-riyakar ingiliz basını BBC ve Reuters başta olmak üzere suskun kalmakta.

Eylemciler arasında yapılan ankette ilginç sonuçlar elde edildi; Aileniz dışında dünyada en çok sevdiğiniz kişi kimdir?” sorusuna yüzde 54,8Atatürk, yüzde 9,0 Abdullah Öcalan yanıtını verdi. Gezi ‘Parkı olaylarının asıl sebebi nedir?’ sorusuna yüzde 58’i Tayyip Erdoğan yanıtını verdi. ‘Geçmişte kimlere oy verdiniz?’ sorusuna ise yüzde 74’ü CHP, yüzde 16’sı BDP, yüzde 2,1’i TKP, yüzde 2,1’i de İşçi Partisi olarak yanıtladı. demek ki bu işler başka işlermiş! yeşili korumak felan bir bahane olduğu aşikar. Sonuç; yıllar önce piyonlarla oynanmış ve bugün de farklı şekillerde oynanmaya çalışılan bir oyun sahnedeki.

Bendeniz yakup icik bu ülkeyi çok seviyorum, ülkem dünyadaki bir çok ülkeden iki adım ötede ekonomik olarak. Avrupa,nın hali içler acısı ekonomi açısından cendereler içinde kıvranmaktalar ve halkı mutlu değil. Şu an Turizm seköründe parmakla gösterilen ülkelerin başında geliyoruz ki bu bizim özellikle turizm çevrelerinin zihnini kurcalayan bir sorun olmaktan çıkmalı. Ülkemizde sanayi gibi bir çok sektörlerde trendler git-gide yükselmekte. Herkes bir defa değil, iki defa düşünmeli. Üstelik Milenyum çağı başlarında ideolojiler öldü.

Araştırma: Icik Yakup

Kategoriler
Deneme Yazıları Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler

Park Lambası

Zifiri bir karanlık, park lambası ışığı  saçlarından aşağı süzüldü ve saklamak istediğim diğer anlar gibi o da şimdiki zamanın hayaliydi. Gözleri mi karartıyordu geceyi yoksa gece mi karşıydı gözlerine. takılı kalmıştım bir zamana ve sanki hep o zamanı beklemiştim.Bir şey diyemedim. Demeliydim ama  susup gitmeye razı değildi gönlüm. Yanımdan geçip giderken gözleri gözlerimde, düşüncelerim suskun, adımlarım çekingendi. Bir park lambası altında ben dünyayla olan bağımı kopartıyordum. Arkama döndüm şimdi ona yaklaşmaya çalışıyordum. ”Pardon bir dakikanızı alabilir miyim diyerek girdim” söze ”acaba” dedim sonra ne söyleyeceğimi bilemeden.Çok duraksıyordum ve kendimi toplamam lazımdı.” Acaba dedim tanışmamız mümkün mü?” şimdi duraksama sırası ona geçmişti. Tereddüt etti.” Neden peki?” diye sordu. Aslında ondan hoşlanmıştım ama bunu hemen belli etmek istemiyordum.”Ben dedim sadece benim gibi gözleri aydınlıkla savaşan birini hiç görmemiştim.” Gözlerimin içine baktı, güldü ve yürümeye devam etti.Cevapsız sorularımla kaldığım o yerde ay ışığını kesmişti ve ben evimin yolunu bulmaya çabalıyordum. Gün neredeyse bitmişti. Ben hala o sorumun cevabını merak ediyordum.Monoton hayatımda her zaman olduğu gibi hızlı kahvaltımın ardından başladım yine okulun yolunu tutmaya sıkıcı dersler ve sigara sinmiş gömleğimle tek bir şey düşünür tek bir şeye odaklı kalmıştım.Ders çıkışını iple çekiyor yine aynı park lambasının altına gidip onu görmeyi planlıyordum.Fakat o yoktu. Hatta bekledim bile belki geçer yine diye. Yarım saate yakın zamandır oradaydım ve hala o yoktu. Umutsuzca bana en yakın gelen Fen-Edebiyat Fakültesi kantinine gidip düşünmeye başladım çayımdan aldığım her yudumda umutsuzlaşırken sigaramda ki her dumanla hayal kuruyordum.Sonradan bir el uzandı masama ” Ben dedi sadece benim gibi gözleriyle hikayesini paylaşan birini görmemiştim.”Şaşırdım! ne diyeceğimi bilemedim.O karşımdaydı.Nasıl bulmuştu beni.Tesadüf müydü bunlar yoksa bu fakültede mi okuyordu ama buradan çok geçmiş daha önce onu görmemiştim bir tesadüf bu kadar güzel ve gizemli olabilir miydi? Tam burada.Çekinmedim sordum.”Artık adını öğrenebilir miyim?” diye ” Henüz değil” dedi. ”Sana bir şey söylemem gerek benim bir erkek arkadaşım var.” hayır korktuğum cevapla kala kalmıştım. Her şey çöküyordu.Kafamda kurguladığım onca şey. Bir anda. Çöküyordu.”Ama” dedi ”Bundan 3 gün önceydi tüm bunlar ve biz yollarımızı  ayırdık fakat ben kendimi yeni birisine hazır hissetmiyorum.” Gözlerinin içine bakarken şunları ekledim ”Aslında bende bir şeylere olan güvenimi yitirdim sanırım ikimizin de zamana ihtiyacı var birazda.” Gülümseyince dünya soyutlaşıyordu ve o her cümlemin sonunda gülümsüyordu. İkimize de birer çay almak için masadan ayrıldım.Gün batıyordu ,çaylarımızı içerken birbirimizi tanımak için koyu bir sohbet yapıyorduk.Hayat mucizelere açık olduğu zaman güzelleşiyordu. Tesadüfler hep iyi şeyler için savaşıyordu.Mutluluk bir kelimeden çok bu turunculuktu benim için.

Kategoriler
Deneme Yazıları Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Hey O*****

Başlığa baktınız ve direk ilginizi çekti.Çünkü orada bir küfür var ve bizim milletimiz böyle şeylere baya ilgili.Ve küfürün hepsini de yazamadım sadece baş harfini yazabildim geri kalanı “****” şeklinde.İşte bu da ülkemizin düşünce özgürlüğü.Sizin o başlığı görüp anında tıklamanız da bu ülkede ne kadar boş yaşadığımızın bir kanıtı.

Başlığımın yazımla bir alakası yok.Ne ” O***** ” ilgili bir şeyden bahsedeceğim ne onunla ilgili görüşlerimi yazacağım.Bu sizin birazda kendinizi artık aynada görmenin vakti geldiğini göstermek içindi.

Biz nasıl bir ülkeysek bir inşaat olduğunda 20-30 kişi toplanıp onu izleyebiliyoruz veya bir kavga çıktığında gülerek izleyebiliyoruz hatta keşke kavga çıksa da izlesek diye dua edenlerimiz bile var.

Biz o kadar boş bir milletiz ki bilmediğimiz bir konuda bir profesör gibi bildiğimizi düşünüyoruz ve utanmadan bunun üstünde tartışıyoruz.

Dediklerimden alınmayın o milletin içinde bende varım ve bende boş bir insanım.2-3 kitap okudum, buraya bir şeyler karaladım diye dolu insan olmuyorum esas dolu insan bizler değil sokakta mendil satan, simit satan, günde 18-20 saat çalışan o ” insanlar “.

Onlar hepimizden insan, hepimizden bilgili, hepimizden dolu yaşıyor hayatı.Tamam belki çoğumuz kadar paraları yok ama onlar hayatı tadan (iyi veya kötü anlamda) tek insanlar.

Yoldan yanlarından geçerken o narin ellerinizi cebinize sokun da biraz para verin onlara.Emin olun onlarında mutlu olmaya hakları var.

Ve unutmayın aynaya bakmak utanç verici değildir bakmayıp kendini yüksek görmek utanç vericidir.Saygılar efendim.

 

ALPER YURTSEVER

 

Kategoriler
Amerika üzerine Avrupa Birliği Deneme Yazıları Dünya ülkeleri Fransa uzerine Gazeteci Orta Doğu siyasetci Türkiye üzerine Yazar

Nee! Demokrasi mi?

Yoksa en cazibeli, en renkli, en güzel sözlerle süslenmiş, aklı-selim insanları dahi kendine müptela yapan koca bir masal,mıdır demokrasi?İlk olarak halkın gücü kelime olarak “demokrasi” çeşitli ülkelerde hükümetlerin en yüksek yönetim biçimidir. Aslında insanların, ülke için neyin en iyi olduğunun bildiğini göz önünde bulundurmak gerek. İkinci olarak demokrasi, demokratik rejimlerin ve insanların güç temeli seçimlerde egzersiz gibi. Özellikle bir çok ülkede ortaya çıkan Batılı liberal ekonomilerin alternatiflerine bakın, bütün delillere rağmen onlar Batının demokrasisi ile kendi demokrasi anlayışlarının zıtlıklerını görüp bu uyumsuzluğun ana kaynağını bulmaya çalışıp alternatif aramaya devam ediyorlar. Macar asıllı Amerikalı yatırımcı George Soros dediği gibi “Çin, Amerika Birleşik Devletleri daha güçlü ekonomi değil, aynı zamanda daha iyi işleyen bir hükümete sahip değil”. Gerçekten batılı olmayan, batı demokrasisi ile yönetilen hükümetlerin – devletlerin batı demokrasindeki üstünlüğü hakkındaki varsayımlar çürüyor gibi. Her alanda Batı,nın getirdiği ya da bir şekilde kabul ettirildiği demokratik sistemler şiddete yol açmaktadır. Demokrasinin 1776 Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi, daha sonra 1789,daki Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi ile yönlenip bütün dünyaya bir virüs gibi yayılması krallıkların, imparatorlukların sonunu getirdigini görürüz. John Keane,nin “violence and democracy” kitabında demokrasiden aldığı güçle şiddeti gerekçelendirme heveslisi siyasetçileri ‘biçare’ olarak tanımlarken, bu kesimi ‘Şiddete karşı cevabı yine şiddette bulanlar’ olarak anlatıyor. İnsanlar son on yılda ‘Şiddet ve Demokrasi’ konusunda ellerini şakaklarına dayayıp bir değil iki defa düşünüyorlar çünkü; Batı,nın demokrasisi ile şimdiye kadar nerelere geldiğini ve ruh yapısını analize tabi tutmaktadır.

Kategoriler
Deneme Yazıları Günlük hayat İslam Dini Kişisel makaleler

Bir Sema Masalı

Yosun tutmuş renkler bile baksana.Her biri yeşil,sulanmış savrulup akıyor.Bir tutam nefes alabilmek için üst üste yatan taşları görmez misin?Piknik sevdalısı toprağı alıp götüren palyaçolar gibi sürekli mutlu ve rengarenk kaygan bedenleri.Doğanın en cilveli yerinde vıcık vıcık yapış yapış olmuş tutunmuşlar bir kayaya.Yer yer siyah tutmuş,yer yer uzaklardan gelen,hangi çocuğun içtiği belli olmayan teneke kola durmuş kopup gelen dallarının arasına.Güneşin battığı vakit dolunayın vurduğu teninde bembeyaz ışıltılar içinde bir balık uyurmuş,kayalarının altında.Ailesini bırakıp ta tepelerden gelmiş.Burayı çok aramış.Siyahı örter beyazı bile saklar dermiş balıklar bu cennet için.Kaçı feda etmiş kendini bu diyar için.Yosunlar bize yapışkan onlara yumuşmuş.Gözlerini rahatça kapatıp uyurmuş burada.Sabahları da avlanırmış pusuyla.Ama bilmediği bir şey varmış.Bekleyen aslında kendisi değil pususunu yaptığı yerin sahibiymiş.Yosun da ondanmış.Heybet de.Ve bir gün elinden kurtulamamış.

Ondan bihaber balıklar da sefayla yaşadığını ve geriye dönmeyi düşünmedikleri,onun yoluna gitmişler tek tek.Ta ki o yolun kendilerinde olduğunu anlayacak birileri çıkana;vardığında değil yuvasında ölene,avcı olmayı gerçekten öğrenene dek,yüzmüşler..

 

mustafa şenay

Kategoriler
Deneme Yazıları Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler

Meleğin mesafesi

Bir keman ağlıyor durmadan.Geceyi bölüyor.Düşlerimi,düşüncelerimi alıyor,dışarının soğuğuna karıştırıp savuruyor.Sakin esen rüzgarla tren edasıyla kalkıp göçüyor kadına.Kadın üşüyor,bihaber soğuğun taşıdığı narin bir erkeğin sıcağından.Yeleğini sarıyor sıkıca.Oysa tenine aşk dokunuyor.

Kemana dökülen adamın gözyaşları vuruyor geceye ve gökyüzüne.Damla damla,küme küme kaplıyor yıldızları.Kadın yürüyor ışıkların olmadığı bir limana.Uyuyan teknelerin sarı ampüllerine takılıyor gözleri.Çizmelerinde kar taneleri ölüyor suskun.Aynı şehri gibi sessiz.Aya baksa belki görür ıslanan yüzün yaptığı bulutları.Islatan gözyaşlarını bir erkeğin.Bulutların ardında sırıtan bembayaz ışığı.Ağlayan aşkı,getiren meleği,sunan rüzgarı,konuşturan mustafayı..

 

mustafa şenay

Kategoriler
Deneme Yazıları

Bazı aşklar çabuk biter…

Bazı aşklar çabuk biter! Ya da adına aşk denilenler…
Aşkın tanımı nedir ki? Belki de olmayan bir şey uğruna tüm bu çektiğimiz acılar. Anlamaya çalışmak yoruyor bizi. Anlamayalım, bir şeyi de anlamayalım.
Hayat öyle bir muamma ki, bilemiyorsun karşına neler çıkaracağını. Göremiyorsun yarının senin için sürprizlerini. Herkes yaralı, herkesin kırılmış en azından bir kere yüreği bu hayatta.
Doğamızda var sevmek istiyoruz, sevilmek istiyoruz. Ama seçemiyoruz. O beni sevmesin diyemiyoruz, bunu sevmeliyim diyemiyoruz…
Akıl ve yürek çelişkiye düştüğünde belki de adına aşk diyoruz. İmkansızın adı belki de aşk… Öyle ya Mecnun’un Leyla’sına aşkı dillerde değil mi hala, Yusuf’un Züleyha’sı değil mi asırlardır unutulmayan… Aşk olacak mıydı zorluk olmasaydı?
Zıt kutupların birbirini çekmesi gibi belki de… Bize benzeyen değil de, alakasız durduğumuz biri daha çok ilgimizi çekmez mi genelde? Hayatı bizimkine benzemeyen biri…
Peki kavuşunca ne oluyor da bozuluyor bu büyü… Uğrunda her şeyi yapabileceğimiz, yaptığımız biri gün geliyor da nasıl vazgeçilebilen arasında yerini alıyor. Beklentilerimiz nedir ki?… Belki de bilsek zaten bunu soruyor olmazdık/ olmazdım kendime…

Aşkı yaşarken güzel, vazgeçerken ise yüreğinde açılan yara uzun süre kapanmıyor.

Kategoriler
Deneme Yazıları Kişisel makaleler

Yakışmadı..

Üzülmek tek başına bu dünyada .Çaresiz değil ama başıboş..Ne desemde üzülmek yanlız bu dünyada..Bitmek bilmeyen içinde bir cosku olsada bazen ansızın geliverir üzüntü ‘hevesim kursağımda kaldı ‘ dersin ya o misal…Tüm coşkunu,ümitlerini yarıda bırakıverir üzüntü.Susmayan telefonlar susar o vakit,hani çok düşünceli arkadaşların olurya onlar bile sessizliklerine çekilir.

Bi yanlızlık senlidir o bırakmaz yakanı, en yakın dostumuz ,içten, samimi sarmıştır kollarını.

Bi yanlızlık var ben de hiç yakamı bırakmayan… bi yanlızlık var ki içimi acıtan…

Üzülmek istemediğimden belkide, üzülmeyi yaşamak istemediğimden,üzülmeyi yüzüme yakıştırmak istemediğmden.

Aslında üzülmek kimselere yakışmadığından bana yakışmayan..

Olmadı üzülmek yakışmadı ya bir beden büyük geldi ya da üzerime tam oturmadı

üzülmek yakışmadı…

Kategoriler
Deneme Yazıları

Siyah ve beyaz düşünceler

Çocukluğumuzdan beri masallar ve niniler le büyüdük .Hayatı çocukken toz pembe gözlükler takılarak seyrettik.Her şey ne kadar mükemmel lay lay lom geçerken……

olgunlaşmak gerçek anlamda ‘yaş almak’için önce yaşadığımızı bilmek gerektiğini öğrendik.Masallar niniler gerçeklere dönmeye başladı ve hayatın başka renkleri olduğunu yavaş yavaş anladık.Renkler sıcak ve soğuk diye ikiye ayrılıyor evet hayatta böyle sanki;

insan mutlu olduğu içi içine sığmadığı zaman bütün renkler güzel ve sıcak gözükür gözümüze;kuşlar başka öter,deniz bir başka vurur kıyıya,tabiat bir başka ahenkle şarkılar, renkler sergiler sanki;

Mutsuzken kara zindan bütün her yer soğuk,bütün renkler solar,bütün doğa hissetmiş gibi;kuşlar susar,gök delinmiş gibi deli deli yağar yağmur,güneş küsmüş bulutların arkasından gözükmekten çekinir.mutsuz olunca insan hayat bitmiş yaşamanın bir anlamı kalmaz.

Hayal gücümüz o zaman toz pembe ama zaman ilerledikçe insan bilginleşmişmiyor; sadece zamanın getirdiklerini sindirmeyi öğreniyoruz.Yürüdüğümüz seneler mutluluklar,hayal kırıklıkları,kin ve öç alma duyguları zehirli sarmaşık gibi ruhumuzu sararken etrafımızda ki renklerin her tonunu çıkarmaya, anlamaya ve o soğuk renklerden bir daha ara renkler bulmaya çalışarak ;hayatta inat yaşamaya çalışmalıdır!!mutlu olmak için bu gerekli;

Tabiatta aramalı insan mutluluğu ;hiç bir renk tek değil ;hiç dağ tepe düzgün aynı boyda değil;bunu görmek algılamak demek hayata anlamak katmaktır;
Hayat çocukluktan beri yoğuruyor,pişiriyor ve olgunlaştırıyor bizi; bütün bunları bilgelikle kabul etmek bize mutlu luğun anahtarını verir.Hayatımız siyah&beyaz olsa bile ;olsun!!oda bir renktir oda bir kaderdir..