Kategoriler
Bilimsel Makale Çevre Konuları

İklim Elemanları Nelerdir Kısaca

Atmosfer olaylarının ortalama gitmesi durumuna iklim denir. İklim oldukça geniş alana sahiptir ve aynı kalan hava yapılarını inceler. İklim hem insanların hem de hayvanların yaşantısında önemli bir yere sahiptir. Bu hayatımızı etkileyen iklimin sıcaklık, basınç, rüzgar, nem, yağış ve bulutluluk gibi elamanları vardır. Bir bölgenin hangi iklime sahip olduğunu bulmak için iklim elamanların da yararlanılıyor. Bu iklim elemanlarını şu şekildedir.

Kategoriler
Aklımdan geçenler Çevre Konuları Deneme Yazıları Kadın ve Erkek Yazıları Kişisel makaleler kompozisyon Psikolojik sorunlar Romansal ezgiler Toplumsal Konular Yazar

DÜŞLERİN MESAFE DUVARLARI █⋑ Bir bardak çay eşliğinde . .

Asker Xeca SêvîBazen diye başlayıp, her defasında bazenleri  sıklaştırıyoruz. ( Lütfen çay eşliğinde başlayın)

Şimdi aynen bu noktadayım.Bazenlere koyduğum düşümü sıksık kuruyorum.

Hadi az cesaret beraber  kuralım bu düşü odaklansak sık sık belki Rabbim gerçeğe dönüştürür mü? Ne tuhaf gözümüzün gördüğü herşeye sahip olmak bir kader ötesi , varla  yok arası hani yıldızları tutmak istek daha mı kolay ne? Olasılık hesapları yaptığınızı inkar etmeyin, yapıyoruz.Hesapsız kitapsız düş bile kuramayız.

Düşlerimizin katili kim?

Sizi paronoyaya sokmayacağım biziz, değişik beyin labirentlerinin yalancı koridorlarınada gerek yok zaten herşey yeterince karışık.Kahrolası mesafeler duvarı örülü her yanımızda hala anşılmadığımı biliyorum.

Israrla devam ediyorum .Mesafe koyuyorum işte yazarken; size okuyan her bir kişiye, hadi mesafeyi aralıyalım biraz; kastım şu diyerek ilk adımı attım ki ziraa okuma engelli bir toplumda şu yazıyı dikkate alırak okumuş olmak bana gösterdiğiniz bir lütuf olsa gerek, hakkınızı helal edin!

Düşlerimiz bize kurduğumuz mesafeler kadar uzak, bu düşün yada isteğin karşılığı ne olursa olsun. Elimizde ki veriler bu düşü kurmak için yeterli ise  bize tahsis edilen akılla buna ulaşmakta o kadar yakın öyleki Rabbim  isteklerimizi bizim elde edebileceğimiz yolların üstüne kurmuş , o yolu göstermiş  muhakkak ona ulaşabileceğimiz yolları verileri önümüze sunmuş.İrademizin eline kalmışız,İRADE   bize herşeyi abartır, zor ve yorucu hatta imkansız gösterek bizim  en miskin yanımızı onure eder. ”ben kim öğretmen olmak kim,- ben kim o sınavı kazanmak kim,- şimdi kalkıp o kadar uğraşıcağımda o evi alıcağım imkansız-, ben bu dili öğrenemem,- o işe beni almazlar, -hayır bu hastalığı yenemem,-bu alışkanlıktan asla  kurtulamam,-ben onu haketmiyorum bile,-bu halimlemi olacak,- yaşım kaç ya olmaz,- ileride başlarım namaza daha  gencim,-benim halim de  kim olsa böyle umutsuz olurdu bu imkanlarla ona sahip olamam,- ”  v.b

SENİ DİĞERLERİNDEN FARKSIZ YAPMAYA BÜTÜN GÜCÜYLE GECE GÜNDÜZ ÇALIŞAN BİR DÜNYADA KENDİN OLARAK KALABİLMEK DÜNYANIN EN ZOR SAVAŞINI VERMEK DEMEKTİR. BU SAVAŞ BİR BAŞLADI MI ARTIK  HİÇ  BİTMEZ !. .

E. E. CUMMİNGS

Hadi İrademizi en güçlü  hale getirelim .Yani çocukluğumuzda ki gibi içimizde tek kişi olsun şu an olduğu gibi üç beş  kişi birden konuşmasın yüzümüz altın da ! Farkında olalım bir taş bir ağaç olarakta yaratılabilirdik,   bize verilen en büyük  değer İNSAN  olmamız ise  İradede bunu en büyük delili ise BİSMİLLAH   diyerek yolun başına geçiyoruz; işte orada ”düşünüz ,hayaliniz, emeliniz” herkesin yol haritası farklı   ama  kudret  sahibi öyle cömert ki;  kaldıramayacağı yükle azık yapıp yola düşürmemiş ,hep bir ferah kapısı açık bırakmış, şimdi yola düşme zamanı  kader denen yüklerimizin üstüne koyduğumuz tüm olumsuz, vesvese veren ve bizi yolumuzun zor imkansız olduğunu düşündüren o şeytani zayıflıktan arınıp, Rahmani kader yükümüzle yola revan olalım,attığımız adımların her mesafe duvarının bir tuğlasını daha düşürdüğünü gördükçe AZİM denen beşeri kudret yol arkadaşımız olacak, o sağlam bir dosttur ! Onun eline sıkıca tutunalım. Sil baştanlara inanmıyorum! Silmeyin sizi bu yola hazırlayan iyi veya kötü yaşanmış tecrübeleri onlar azığınız onlara bakıp doymak var bu yolda,  hadi düşünüze düşün, koşun  .. Bu yolların çukur ve tümsekleri dinlenme yerleriniz öyle görün.

Nasıl bakarsanız öyle gülümser dünya size.( ÇAYINIZI YUDUMLAYIN)

Defaatle( sık sık, defamlı olarak) inancınızı tazeleyin  bu  yol inanç olduğu sürece  yoldur.Yollarınızı kaybetmeyin haritanız ellerizde, iki avuç içinde korkmayın kaldırın haritanızı açın serin tüm ayalarınızı isteyin ve dileyin yürüdüğünüz yolun kolaylığı çabukluğu için” düşünüz ”için dilenin Rabbimiz’den ışığınız  imanınız olsun. Yola düşeni yolda bırakmaz Rabbim . .

Kalkın kalkalım VAKİTTİR!

ve çay için . .

sevda

 

Kategoriler
Aklımdan geçenler Bizi şaşırtanlar Çevre Konuları Deneme Yazıları Dünya ülkeleri Ekonomi Dünyası Gazeteci Geçmiş Tarih Günlük hayat Günün Tarihi Hayat üzerine Kişisel makaleler Kutlamalar Sevdiğim şeyler Türkiye üzerine

Türkiye,nin Ekonomik Yapılanması

buyuk-projeler_icik1Objektif Bir Bakış Açısı İle Türkiye,nin Ekonomik Yapılanmasına Destek

Hemen hemen son çeyrek yüzyıldır ülkemizde siyasi ve ekonomik yapılanmalar, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir durum. IMF kapısında dilendiğimiz zamanları nasıl unutulur. Şimdi bu küresel kuruma yani; IMF, ye 5 milyar dolar veriyoruz. Hatta sosyal-kültürel kalkınmada öyle gelişmeler oldu ki kim ne derse desin yöneticilerin güzel çalıştıkları kanısındayım. Eskiden yöneticiler gelecek için asla plan yapmazlardı, günübirlik Türkiye,yi evirip-çevirmeye çalışırlardı hatta; çalışmazlardı, birileri koca türk devletini yönetenleri yönetir ne derlerse onu yaptırırlardı. Çok şükür şimdi farklı, akıllı, dinamik, branşlarında iyi eğitim görmüş yöneticiler tarafından yönetilmek büyük mutluluk. Gelecek için hazırlanan plan ve projeler son derece önemli bu projelerden: ” 3.köprü, HES (Hidro Elektrik Santrali), Kanal İstanbul, 3.Hava yolu (Istanbul,a çok büyük Havaalanı)”  bu proje-planların detaylarını çözüp idrak edenler Türkiye,nin Küresel Güç olma yolunda attığı adımlar oldugunu göreceklerdir. Türk Milleti olarak siyasi takıntılara takılmadan, bu ülkeye bende hizmet etmek istiyorum diyorsanız, yapılmışları, yapılanları ve de yapılacakları iyi analiz ederek objektif bir gözle görmeniz gerekir. Akıllı insanlar siyaset yapmakta, zeki insanlar yöneticilik. Akıllı ve zeki Türk Milleti dünya devletlerindeki olan biten sosyal-ekonomik çöküşü ve bunun getirdiği hayal kırıklıklarını görmeli ve ülkesindeki sosyal-ekonomik gelişmeleri iyi takip ederek, bir vatandaş olarak,da desteklemelidir. Ülkemizde kimi illegal eylemlerinin arka planında Türkiye’nin kalkınmasını istemeyen güçler olur ve olmaya çalışacaklardır. Bunun farkındalığı ile ne yaptığını bilen vatandaşların olması Türkiye,nin büyümesinde karşı gelen şer odakların planlarını alt-üst edecektir.

Yakup İcik

Kategoriler
Aklımdan geçenler Anketler Avrupa Birliği Az önce öğrendim Çevre Konuları Deneme Yazıları Doğa ve Yaşam Dünya ülkeleri Gazeteci Günlük hayat Hayat üzerine Şair siyasetci Şuan Düşündüklerim Türkiye üzerine Yazar

Durulmaya Ramak Varken

Kuzey İrlanda’da yapılacak G8 zirvesi öncesi kapitalizm karşıtı gruplara Gezi Parkı protestocuları madem dünyanın her bir köşesinden destek geldiğini söylüyorlar o zaman şiddetin tam ortasında kalan ve cehennem acısı çeken ingilizleri destekleyecekler mi acaba? Ya da dünyada olan çevreci olaylara ne kadar duyarlılar? Araştırmalara göre “Gezi Parkı”,nın çok önemli bir yer olmadığı söylenmekte. İstanbulda yaşayan eş-dost gözlemlerine göre gezi parkı bir fahişe yatağı, uyuşturucu satan-alan ayyaş ve serserilerin mekan tuttuğu yer olarak söyleniyor ki virtüel alemdeki bilgiler de bunu doğruluyor. Gezi Parkı,nda bulunan ağaçları koruma hevesi ile yola çıkanlar acaba geçmiş zamanda Koç Üniversitesi orman alana yapılmıştı ve üstelik binlerce ağaç katliamı yapıldı ve O zaman “Neredeydiniz?” diye sormak gerekmez mi? Gezi Parkı olaylarında olgu, gerçeklik ve algı birbiriyle çelişen bir durum izledi. Olaylarda bir polis öldü ve geride gözüyaşlı ailesi kaldı. Hatta bir vatandaşımızın da beyin ölümü haberini duydum bu iki elim olay “Gezi Parkı” kadar önemli değildir.
Bu arada İsrail gazetesi Yedioth Ahoronot’ta yayınlanan ve Türkiye uzmanı olarak bilinen Prof. Dror Ze’evi’nin imzasını taşıyan makalede, İstanbul’da yaşanan olaylardan sonra Türk siyasetinde hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağından söz edip sevinmekteler.  (ki kursaklarında koymasını bilir Türk Milleti)

Her zaman oldugu gibi masa başında haber yapmayı şerefli gazetecilik sayan hiçliğin boşluklarında yaşayan bir kısım alzheimer hastası medya uşağı gezi olaylarında sağduyulu olmamaya özen göstermiştir. Ama Batı basını demokrasi ve özgürlüklerin Türkiyede kısıtlı olduğunu iddia ederek ki (İngilteredeki G8 zirvesinde Türk Medya,sına canlı yayın yasağı getirildi) bu gezi olaylarını bir isyan olarak lanse etmiştir ve her zaman fırsatçılığını “Gezi Parkı Olayları”,nı görerek bize karşı kullanmaya çalışmışlardır üstelik, İngiltere hükümeti kendi polisinin sert müdahalesi olurken multi-riyakar ingiliz basını BBC ve Reuters başta olmak üzere suskun kalmakta.

Eylemciler arasında yapılan ankette ilginç sonuçlar elde edildi; Aileniz dışında dünyada en çok sevdiğiniz kişi kimdir?” sorusuna yüzde 54,8Atatürk, yüzde 9,0 Abdullah Öcalan yanıtını verdi. Gezi ‘Parkı olaylarının asıl sebebi nedir?’ sorusuna yüzde 58’i Tayyip Erdoğan yanıtını verdi. ‘Geçmişte kimlere oy verdiniz?’ sorusuna ise yüzde 74’ü CHP, yüzde 16’sı BDP, yüzde 2,1’i TKP, yüzde 2,1’i de İşçi Partisi olarak yanıtladı. demek ki bu işler başka işlermiş! yeşili korumak felan bir bahane olduğu aşikar. Sonuç; yıllar önce piyonlarla oynanmış ve bugün de farklı şekillerde oynanmaya çalışılan bir oyun sahnedeki.

Bendeniz yakup icik bu ülkeyi çok seviyorum, ülkem dünyadaki bir çok ülkeden iki adım ötede ekonomik olarak. Avrupa,nın hali içler acısı ekonomi açısından cendereler içinde kıvranmaktalar ve halkı mutlu değil. Şu an Turizm seköründe parmakla gösterilen ülkelerin başında geliyoruz ki bu bizim özellikle turizm çevrelerinin zihnini kurcalayan bir sorun olmaktan çıkmalı. Ülkemizde sanayi gibi bir çok sektörlerde trendler git-gide yükselmekte. Herkes bir defa değil, iki defa düşünmeli. Üstelik Milenyum çağı başlarında ideolojiler öldü.

Araştırma: Icik Yakup

Kategoriler
Çevre Konuları Deneme Yazıları Doğa ve Yaşam Öğretmenlik üzerine Şuan Düşündüklerim

Şehir Öyküleri

   Yeryüzünde evrenin seyredilebileceği noktayı bilseydim, oraya koşar, toprağa bir kazık sokar, ona asılır ve düşerken dünyayı da peşime katarak kendimi boşluğa atardım.

Leo Malet, Kara Üçleme

  Gökyüzünün açık maviye büründüğü bir kasım sabahında çocukluk arkadaşım  ile buluşmak üzere Alâeddin Tepesindeki çay bahçesine doğru yürüyordum. Sınava çalıştığım süre boyunca görüşemeyip, birbirimizi ihmal etmiştik. Nihayet bugün işi gücü elimizin tersiyle itip, saat 10.00 da buluşmak üzere, eskiden Âşıklar Tepesi diye bilinen bu tepede buluşmayı kararlaştırmıştık. Havalar soğumaya başlamış olsa da güneş tüm ihtişamıyla duruyordu gökyüzünde.

   Buluşma yerine geç geldiğini hiç hatırlamam. Daima dakik ve bekletmeyi sevmeyen bir insandır, beklemeyi de sevmediği gibi. Sanırım birkaç dakika farkla yine geç kalan ben olmuştum. Tepeye çıktığımda, bir masada onu otururken gördüğümde anlamıştım bunu. Ayağa kalktı ve birbirimize sarıldık. Çay sevmediğimi bilirdi, bu yüzden masalara bakan görevliden bir kuşburnu çayı istedi. Bu kızı sevdiğim kadar var, başka biri çocukluk arkadaşım olsaydı; asla onunla bir tepeye çay içmeye gelmezdim. Genç bir çocuk, masaya çayımı bırakırken; “Eee…” dedi , bu; konuya bir şekilde giriş yapılması gerektiğini bildiriyordu. “Eee… si sen” dersiniz hani, konuşmaya nereden başlayacağınızı kestiremediğiniz durumlarda. Günlük on saat ders çalışmaktan kalma bir düzensizlik vardı bakışlarımda. Göz teması kuramadım bir süre. Ağaçları, buraya ancak böyle bir yokuş yakışır dedirten cinsten dar ve çok dik olmayan yokuşları, el ele yürüyen çifte kumruları ve piknik yapmaya gelmiş aileleri gözden geçirdim. Bunu, test kitapçığında gözlerimi bir soruya bir seçeneklere çevirdiğim hızda yapıyordum. Bu durumu üzerimden derhal atmalıyım, ama nasıl? Ailemin yüzünü, sadece ders aralarında verdiğim küçük molalarda görmek pahasına odama kapanıp ders çalışmalarım, istediğim türden bir sonuç vermemişti. Kızdığım nokta, hazırladığım ders çalışma planımın bana ihanet etmesi değildi sadece, bu sistemi sınavın en başından beri uygulamamış olmamdı. Bazen soğuk bir meyve suyu, bazen de bir tabak çerez getirirdi annem, atıştırmam için. Kapının kenarından usulca masama bırakır, açtığı gibi sessizce kapatırdı kapıyı. Hakkını hiçbir zaman ödeyemeyeceğimi biliyorum; onun da sadece emeklerinin karşılıksız kalmaması için bu işi başarmaya söz verdiğimi bilmesini istiyorum. Bana “güç, özgürlüktedir” derdi. Çok paranın, söz geçirmenin, evin, arabanın veya ailenin, özgürlük kavramlarını doğrudan içinde barındırmadığını öğretmişti. Muhtemelen kendi cebimin hesabını yaparak, kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmenin, özgürlük kavramını işaret ettiğini anlatmaya çalışıyordu bilmiyorum ama ben onu her zaman anlayabiliyordum. Evin en büyük kızıydım fakat evde kimsenin benden bir beklentisi yoktu. Aksine, genç bir kız gibi yemek yapıp, bulaşık yıkayan, ufacık işlere bile dört elle sarılan hep annemdi. Arada aklıma eserse, kalkıp fırını yakıyor ve bir tepsi kurabiye pişirdiğim oluyordu. Bunun dışında bahçeyi sulardım. Beton zeminleri bol su ile yıkar mis gibi toprak ve ıslak beton kokusunu duymaya bayılırdım. Bahçede benim için küçük bir masa daha vardı. İçerde bunaldığım zamanlarda bahçede devam ederdim çalışmaya. Elinden gelse, sokaktan gelen sesleri bile kısmaya çalışacak annemin, tedirgin hareketlerine son vermek için tekrar içeri geçerdim, aklımı bahçede bırakırken. Bir de bahçemizin yavru kedisi Yünipek vardı. Benim ders çalıştığım odanın penceresine gelir, minnacık patileri ile camı lekelerdi. Miyavlaması içimi parçalıyorsa eğer, kalkıp küçük bir yoğurt kabına ekmek doğrar, süt ile doldururdum. O arka penceredeyken, benim açtığım demir kapının sesini duyar; bitiverirdi yanımda. Elimde gördüğü kabın içindekini doğru tahmin ederse, üzerime atlamaya çalıştığı da oluyordu. Hayvanları seviyorum fakat bana dokunmasalar daha iyi. Kedi işte, insana sürtünüp mırıl mırıl sesler çıkarmak, doğasında vardır. Sesinizi ve görüntünüzü tanır hale gelirler. İsimleri ile seslendiğinizde dönüp baktıklarına şahit olabilirsiniz. Benim kedim öyleydi. Asaletinden ve gururundan olsa gerek, pist derseniz dönüp bakmaz bile, havanızı alırsınız.

   Akşam yemeklerini bahçede, asma ağacının altında yerdik. O kadar tabak, tencere ve bardaklar getir götür açısından iş açıyordu başımıza ama yemekler bitip, sofra kaldırılıncaya kadar olan anın tadını çıkarıyorduk. Günler bir şekilde ilerliyordu ve ben sınav yaklaştıkça yay gibi bir hal aldığımı fark edebiliyordum. Vücudum değişik reaksiyonlar göstermeye başlamıştı; bu benim için yeni bir ruh hali değildi ama daha önceki ruh hallerimle de akraba bile değildi. Beklediğiniz gün, hiç beklemediğiniz kadar çabuk gelendir. Sınav sabahı, annemin zoruyla iki saat öncesinden kampüsteydim. Heyecanlı olmadığımı hatırlıyorum ve sınav sonrası cevap anahtarına bakarken titriyordu ellerim.

   “Eee..si sen deyip ihaleyi bana yıkıyorsun yine. Sonuçlar açıklandı, tutturdun yüz yüze söyleyeceğim diye.” Birinin konuşmaya başlayarak, beni o günleri tekrar yaşamaktan kurtardığına sevinmiştim. Kafamdakileri sildim:

    “Yok artık diyebileceğin kadar yakın(!) bir yer.”

    “Dur tahmin edeyim, burası?

    “O kadar da yakın değil canım!”

    “ Neresi o zaman?”

    “ Şey… “  Sadece kilometre açısından uzak değildi bana, dilimin ucuna bile gelemiyordu gideceğim şehrin adı.

    “İyi, akşama kadar buradayız. Bir ara söylersin.”

    Minik bir damla göz pınarlarımdan doğmaya çalışıyordu. Parmaklarımla gözlerimi ovuşturdum, hazırda bekleyen tüm gözyaşlarımı savuştururken; “Evet” dedim “Bir ara söylerim…”

 Rüya…

Kategoriler
Çevre Konuları Kişisel makaleler Pakistan üzerine Toplumsal Konular

Bir Ekmek.

Bir Anda Karanlık Sokaklarda Elimde Bir Poşet Yürüyor Buldum Kendimi. Etrafta Üstsüz İnsanlar, Zayıflamış Bitkin Çocuklar Bana Bakıyor. Ben anlamıyorum Nerdeyim, Nasıl Buraya Geldim. Utangaçım Biraz Onların Bana Baktıklarını Anlamamak İçin Poşeti Açıyormuş Gibi Yapıyorum. Ekmeği Görüyorum Poşet İçinde Bu Kadar İnsanın Ortasında Yemek İstemeyip Kenara Çekiliyor, Köşede Poşetten Ekmeği Çıkarıyorum. Karnımda Gururduyor, Fakat Elim Ağızıma Gitmiyor. Gözümün Önüne Gördüğüm Zayıf Çocuklar Geliyor. Önümden Zayıf  Bir Çocuğu Kucağına Almış Bir Adam Geçiyor. Elimdeki Ekmeği  Görmüş Olacak Bana Bağırmaya Başlıyor. Bende Ekmeğimi Almasın Diye Kaçıyorum. O An İki Taraflı Çatışmanın Ortasında Kaldığımı anlıyorum. Sadece Çatışmada Değil Koskaca İç Savaşın Ortasında Kalıyorum. Ve O Zaman Adamın Bana Niye Bağırdığını Anlıyorum. Kendisi O Anda Bile Beni Korumaya Çalışmıştı. Tabi Bunları Düşünürken Sağdan Soldan Kurşunlar Geçiyor. Hemen Yere Yatıp Secdeye Uzanır gibi uzanıyorum. Ağlamaya Başlıyor. Bir Ekmek İçin Ölüceğim Aklımdan Hiç gitmiyor. Ve Sonunda Silah Sesleri Kesiliyor. Birisi Saçımı Çekerek Ayağa Kaldırıyor Beni. Sonra Diz Çök Demek İstediğini Anlıyorum. Buranın Pakistan Olduğunu Karşımdaki Kişinin Üzerindeki Üniforma Tipi T-Shortten Anlıyorum. Elimdeki Poşeti Sertçe Çekerek Elimden Alıyor. O Poşeti İncelerken Çıktığım Aralıkta Beni Uyaran Adamı görüyorum. Elindede Yine Çocuğu. O An Karşımdaki Adam Ekmeği Alıp Poşeti Kafama Geçiriyor. Sadece Adamın Ayakkabılarını Görüyorum Kafamdaki Poşetten Dolayı. Tam O Anda Adam Önümde Yıkılıyor. Poşeti Kafamdan Çıkarıyor Birisi Bana Koş Koş Der Gibi Bakıyor. Bende Koşmaya Başlıyorum Fakat Kurşun Sesleri Başlıyor. Ve Beni Kurtaran O Adam Vuruluyor. Adamın Kafasından Vurulduğunu Görünce Hemen Geri Dönüp Bebeği Alıyorum. Köşeye gidiyorum. Ordanda Durmadan Koşmaya Devam Ediyor. 2-3 Sokaktan daha Geçip Soluklanıyorum. O An Bebeğe Bakıyorum ve Bebeğinde Vurulmuş Olduğunu Görüyorum.

Sadece Bir Ekmek İçin Yaşanan Bu Olayların Farklı Versiyonları Hergün Başınıza Gelmektedir.

Pakistandaki İnsanları Unutmayalım…

SMS Bağışı

Tüm operatörlerden 2868′ e boş bir mesaj (SMS) göndererek insanlığa 5 TL lik destekte bulunabilirsiniz.

Muhammed Emin Aykaç

Genç Yazar.

Kategoriler
Çevre Konuları Deneme Yazıları Eğitim - öğretim Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Kitap Tanitimlari Öğrenci Konuları şiir edebiyat Yazar

Okumazsan Okuma !! (BEYZADE)

Kapıyı yavaşça kapatıp çıktım.Şimdi bide apartman engeli vardı.Parmak ucunda yürüyerek inmeliydim.Son bir kat kaldı, ha gayret derken….Beş numaranın kapısı açıldı.Yaşlı teyze bir deniz subayı olan oğlunu yolcu ediyor ” hoşçakal kuzum” diyordu.Neyseki  beni görmediler.Sonunda ulaşabildim dışarıya.Haftanın üç günü bu ruh taşıma marotonu, epeyce zor oluyor, bide şuursuzca sabahlayınca .Kendimi elimdeki ağır  çantayla dışarıya yine kimseye görünmeden atabildim.Komşuların beni görmesi hiç te hoş olmazdı; değişik yakıştımalar, yersiz dedikodular, herşeyi, herşeyi mafedebilirdi.

Çok soğuk bir kış günü arkadaşlarla her zaman takıldığımız mekandaydık, herkez yapacağını yapmış artan saatlerini ki bu saatler” artan değil zamanın ta kendisiydi ”kendini buraya atmıştı güzel bir  mekan sayılırdı aslında. Üstelik  okuduğumuz okulun hemen yanındaydı.BOMBOŞ GEÇEN BOŞLUĞU DOLDURDUĞUNU SANDIĞIMIZ .Bir avuntu mekanıydı her tip insan vardı.Daha çok salaş tiplerdik.Bir bananecilik vardı.Hepimizin en büyük ortak noktası buydu sanırım.Üniversiteli olmanın gereği  bu gibi, blue çağının ilk dönemlerini tekrar yaşıyormuşuz havalarında, asi bir kimlik arayışındaydık.Hep takıldığımız mekanın köşesinde; hayli yaşlı, çok uzun boylu,uzun saçlı ve sakallı,fakat eskimiş yıpranmış kıyafetlerine rağmen temiz bir BEYZADE duruyordu.Adını hiç bilmediğimiz için, kızlarla adını BEYZADE takmıştık.Asil bir görüntüsü vardı.Entellektüel falan deildi.Farklıydı çok farklı…Bir o kadarda kibirli ve hazır cevaptı.Az konuşur en ufak kelime katlenmende o sivri diliyle cezayı basar, kısa bir cevapla insanı mat ederdi, kalakalırdık.Eminim ki hepimize öyle bir ebeveyn lazımdı.Sopasız dayak hiç yediniz mi? bilmem ama ben, BEYZADE’DEN çok yedim; diğer arkadaşlar gibi…Ne zabıta, onu ordan alabildi ne hakim, nede bir başkası, eminim ki o olağan üstü kelime hazinesiyle istese dünyaya hakim olabilirdi.O bu köşeyi seçmiş, paşa gönlü ne zaman isterse o zaman gidecek ti!..

Hep bir gün diye başlar ya o can alıcı olaylar, evet yine bir gündü.Bizim mekanın cam kenarındaydım.Sabah BEYZADE’ NİN tezgahına uğramış, o çok eski kitaplarına  epeyce bakmış, aradığım kitabı maalesef bulamamıştım.BEYZADE ile muatap olmak zorunda kalmıştım. Alay-ı Hümayun:İsveç elçisi Ralamb’ın İstanbul Ziyareti ve Resimleri 1657-1658 adlı kitap sizde varmı? Diye çarçabuk sormuştum.”Var” dedi ve verdi.Hiç aramadı bile hemen bulup verdi.Kitabı bulamamıştım, hatta tezgahını bu kadar karıştırmış olmama rağmen, belki ilk defa bana birşey demedi. Garip oysa çoktan hiç kimsenin aklına gelmeyecek bir cümle kurup, kelimeleri can evinden seçip, laf topunu patlatması gerekirdi.Her zaman ki gibi çok küçük bir paraya kitabı satmıştı..Arkamdan bagırdı. Tamam dedim jetonu anca düştü. Oysa o” işin bittiğinde getir sattığımın iki katı fiyatına geri alırım. Sakın yıpratmaaa” dedi.Hep bunu yapardı yine yapmıştı.Bende tüm gücümü topladım, ona döndüm”, zaten okumam bile ödev için BEYZADE ödev için dedim.” ”OKUMAZSAN OKUMA” sağlam getir dedi..Hıh çok bilmiş bide” OKUMAZSAN OKUMA” diyor.Elimde o kitap, sayfasını bile çevirmeden masamda oturup onu izliyordum.Hep yaptığım gibi arada arkadaşların uğultusuna katılıyor,yarım kalmış bir şiir gibi tekrar ona dönüyordum.Camlar buğulanmış, olmasına rağmen o  hayli uzun, genelde beyaz giyinen gizeme ona bakıyordum.Yağmur tüm hızıyla yağıyordu.Üşüyordu, biliyorum.Ona  sıcak bir çay bile ikram edemezdim.Çok sert olan kabuğunu kırmak imkansızdı…

Noluyodu!!! O koca adam, hayır çınar, yook o köşenin, o caddenin, en büyük, en yalın, en can alıcı noktası düştü.Yere düştü, durdum, dondum, herkez gibi kaldım.Tuttu onu tanımayan büyüklüğünü hiç bilemeyen yoldan geçen alalade insanlar ya ölürse dedim, ya ölürse? Gitmekle kalmak arasında kalmıştım.Gittim peşinden tek bendim onun için kalkıp dikilen  ve peşinden giden.Başındaydım saçlarına dokunabilirdim.Ellerini tutabilirdim.Kapanmıştı o maviyle yeşil arası gözleri…..

Öldü, öldü, öldü dediler. Hastane, morg derken kalp krizinden diye ölüm raporu hazırlandı.Gömüldü ve gitti….Kimdi tabiki  kimliksiz değildi.Adının ne önemi vardı ki artık BEYZADE  idi zaten adı.Köşesi boştu artık sahipsizdi.Dağılıyordu her yere kitapları dağılan kitaplarını topladım.Her dokunduğum kitap onun yüreğiydi bunu iyi biliyordum.Orayı dağıtmaya pek meraklı olanlar geldi. Sanki kaç metrelik yerdi ki durun dedim durun. Bir gün verin bana sadece bir gün zorda olsa bir gün verdiler.”Yarın bu döküntüler burdan kalkacak diye bağırdılar.Tamam söz dedim.O nun tezgağında başkaları tarafından basit kelimelerle epeyce azarlanmıştım.Acele etmeliydim. Evini buldum bir kaç macera arayan arkadaşıda yanıma alıp.Hep bir köhne baraka hayal ederken kitapları taşımak için, güzel bir apartmanın üçüncü katında buldum kendimi evi sütüdyo daireydi.Temizdi bir kadın okşamışcasına her yer düzenliydi.Evinde alabildiğince kitap vardı.Her türden, her yıldan,her dilden .Komşuları hüzünlü yarı ağlamaklı gözlerle yutkunarak ”iyi insandı, yıllardır yanlız yaşardı, kimsenin kalbini kırmazdı, hatırşinazdı,osmanlı torunlarındandı bildiğimiz kadarıyla saraylıydı.Küçük çocuklarımızla pek ilgilenir, hep kitap okuturdu.Zaman zaman bir masal gibi çocuklara tarih,  coğrafya anlatırdı ;” dediler… Sanki  bizeydi öfkesi yada onu anlatmaya kelimelerin yetmediği hali.İçten içe kıskanmıştım, o çocukları….Sonra ne mi oldu ?Evi devlete kaldı.Devlet evi satmadı. Onca kitap  telefte olmadı.Duyarlı duyarsız, toplayabildiğim kadar arkadaşı küçük düşme, alay edilme, pahasına zorda olsa yanıma  aldım.Defalarca ince bir uslubla paylandığım.BEYZADE’ DEN kalan her şeyi yaşatmalıydım.Bunu anlamadığım bir ihtirasla istiyordum. O dönemin önce Kaymakamı sonra Milli Eğitim Müdürüyle görüştük.O köşede kalacak tı.O evde.Okulumuza bağlı olarak hemde sevinçten ölebilirdim.Dileyen, hevesli herkez sırasıyla birbirini idare ederek, o köşede durdu.Aynı onun çizgisinde satarken kitaplar ucuz geri alırken ödediğin ücretin iki katı olarak.Azda olsa toplanan paralarla, eski yıpranmış onun mukaddes ellerinin tamirini bekleyen kitaplar alındı.Okulun edebiyat bölümü bu duruma çok hevesliydi.Onun evinde toplanılıyor, kitaplar tamir görüyor en geç 17:00 evden çıkılıyordu.Bu saaten sonra evde kalmak resmi olarak yasaktı.Okuldan mezun oldum çevrem çok değişti.BEYZADEM benim yönümü belirlemişti.Keşke onun istediği bir küçük  çocuk olsaydım; daha ham hiç ateş görmemiş, onun için çocuklarla ilgiydi. Yön verme çabasında idi.Banada ayırsaydı vakit, banada anlatsaydı masal gibi tarih olmadı…Aslında sert olan onun kabuğu deildi, kibirli olan da o deildi, bizdik.Yüksek okul okuyoruz edalarında yönsüz kalmış biz.Bunu şimdi şimdi idrak edebiliyorum…

Yeni dönem öğrencileri geldi.Köşede duracak olanlar birkaç ay içinde okul idaresi tarafından seçilecek ben haftanın üç günü genelde ilgilene biliyorum.Şimdi bir kaçak gibi kaçtığım bu ev onun dairesi kitaplara dalmış resmi izin verilen saati çoktan aşmıştım.Elimde hazırlanan tamir görmüş kitaplarla dolu çantayla zorda olsa çıkabilmiştim.

”Herşeyin nakli olabilir günümüzde, tüm organların,  belki tüm bedenin,ama ruh: ruhu nakledemezsiniz.Kişiyi özel yapan üsün kılan ruhudur.Bu kitaplarda yazarlarının ruhuyla doludur” demişti.İlk tanıdığım yıllarda ona gülmüştüm arsızca” ruhmu satıyosun bize” demiştim üstüne üstlük şimdi elimde ruh dolu çantayla ”OKUMAZSAN OKUMA” KÖŞESİNE GİDİYORUM.Sabah oldu sayılır acele  etmeliyim…!

Kategoriler
Çevre Konuları Güncel Haberler

Marine Particle Skimmer – Dünyayı bir Türk kurtaracak!

Haberturk sitesinde merak edip okumaya basladigim haberde neyin ne oldugu yazinin sonunda verilmis. Yani cildiracak gibi oldum. Her konuya yer vermisler, ney nedir, haber ne icindir, icindeki haber nedir gibi sorularas adece son paragrafta aciklik getirilmis. Ben oyle yapmayacagim, direk o paragrafi hemen alta ekliyorum:

AYGIT NASIL ÇALIŞIYOR

Geliştirdiği “Marine Particle Skimmer” (MPS) adlı aygıtın ayrıntılarından da bahseden Giovannitti, aşağı yukarı bir buzdolabı büyüklüğünde olan aygıtın, liman ya da marinaların belli noktalarına yerleştirildiğini ve denizdeki plastik parçacıkları ve benzeri kirli atıkları toplayıp temiz suyu tekrar denize boşalttığını anlattı. Suyu tekrar denize salma işleminin, doğal hayata zarar vermemek ve balık ölümlerine neden olmamak için yavaş bir şekilde işlediğini kaydeden Giovannitti, aygıtlarda biriken plastik ve diğer çöplerin de insanların günlük hayatta kullanımı için yakıta dönüştürüldüğünü belirtti.

Türk mucitin buluşu büyük bir küresel soruna çare olacak diyorlar ki ben buna icten inanmiyorum acikcasi. Bu biraz sert elestiri olacak ama kimse cikip televizyona bulusumu turkiye icin kullanmak istiyorum demesin. Bakanlarimizin, valilerimizin, baskanlarimizin isleri var, oda siyaset. Bu tarz onemli konulara ayircak onemli zamanlari malesef yok. Neyse konu kaydi biraz, direk kim bunlara getireyim olayi :)

HaberTurk sitesindeki haberden bir kisminida yaziya ekliyorum:

Okyanus yüzeyindeki ham petrolün temizlenmesinde “çığır açacak” yeni buluşuyla ABD’de ses getiren Türk kökenli mucit ve işadamı Fred Giovannitti, icadını Türkiye’deki denizlerin temizlenmesine adamak istiyor.

ABD’de Türk bir annenin oğlu olan işadamı ve dövme sanatçısı Giovannitti, çevrenin korunmasına gösterdiği duyarlılık, bu konuda kaydettiği başarılar ve yeni buluşuyla ABD’de adından ciddi anlamda söz ettiriyor.
Türk sinema sanatçısı Yüksel Soner Giovannitti ve İtalyan Amerikalı bir babanın oğlu olan 42 yaşındaki Giovannitti ve Amerikalı ortağı Ashley Day, okyanusların temizlenmesinde önemli bir buluşa imza attı.

Merkezi California’da bulunan çevre koruma şirketi Vor-Tek Recovery Solutions’ı kuran ve önceleri rıhtım, marina, nehir ve su yollarındaki plastik gibi kirli atıkların temizlenmesi için proje geliştiren Giovannitti ve ortağı, geçen yıl Meksika Körfezi’ndeki çevre felaketinin ardından başarılarını duyan bazı çevrelerce gelen talepler üzerinde bu sistemlerini okyanus yüzeyinden ham petrolü de temizleyebilecek biçime uyarladı. İkilinin, ham petrol, plastik gibi kirli atıkların temizlenebilmesiyle deniz kirliliğinin önlenmesi konusunda çığır açabilecek özellikleri içinde barındıran “Emergency Extraction Line System” (EEL) adını verdiği sistem, küresel problemlere çözüm bulmak amacıyla büyük çaplı yarışmalar tertipleyen çevre kuruluşu XPrize Vakfı’nın yarışmasında önemli bir başarıya imza attı.

 

Şirket, bu sistemle XPrize’ın, Meksika Körfezi’ndeki çevre felaketinin ardından okyanus yüzeyinden ham petrolün temizlenmesinin etkin, yenilikçi ve hızlı uygulanabilen yöntemlerini geliştirmek için dünyanın dört bir tarafından girişimciler, mühendisler ve bilim adamlarının katılımıyla geçen yılın temmuz ayında açılan yarışmada 350 aday arasında ilk 10’a kalmayı başardı.

Şirket, şimdi “The Wendy Schmidt Petrol Temizliği X CHALLENGE” başlıklı 1,4 milyon dolarlık yarışmada büyük ödülün sahibi olmak için mücadele verecek. Finale kalan yarışmacıların geliştirdikleri sistemler, bu yaz New Jersey’deki Ulusal Petrol Sızıntısı Araştırma ve Yenilenebilir Enerji Test Tesisi‘nde performans testlerine tabi tutulacak ve deniz yüzeyinden dakikada 2500 galonun üzerinde ham petrol çekebilen şirket, 1 milyon dolarlık büyük ödülün sahibi olacak. Bu önemli başarısının öyküsünü, proje ve hedeflerini anlatan Giovannitti, kendisi gibi çevre dostu olan arkadaşı Ashley Day ile okyanustaki plastik parçacıkların temizlenmesine yarayan, aynı zamanda liman, körfez, marina ve nehir ağızlarında da kullanılabilen bir aygıt icat ettiklerini kaydetti.

GÖNLÜM TÜRKİYE’YE HİZMET ETMEKTEN YANA
Giovannitti, ABD’de kaydettiği bu önemli başarıya rağmen, gönlünün, “ikinci evim” diye tanımladığı Türkiye’ye hizmet etmekten yana olduğunu belirtti. Denizlerdeki plastik gibi kirli parçacıkların temizlenmesi için geliştirdikleri aygıtın tüm dünyada kullanılabileceğini ve Türkiye’nin de böyle bir sisteme ihtiyacı bulunduğunu kaydeden Giovannitti, Türkiye’de 1980-1990’lı yıllarda İzmir, Bodrum, Antalya ve İstanbul’da olmak üzere 10-11 yılını geçirdiğini ve limanların birçoğunda iyi temizleme yöntemlerinin uygulanmadığını gördüğünü söyledi.

Yani anlayacaginiz, bu haberden sonra o soz konusu bulusu hic bir yerde duymayacaksiniz. Bundan oncelikler gibi buda kaybolup gidecek yada gitmesi saglanacak :)