Kategoriler
Ekonomi Dünyası Faydalı Bilgiler İş adamları

Son yasal değişikliklere göre devlet memurlarında ticaret yapma ve şirket ortağı olma

SON YASAL DEĞİŞİKLİKLERLE DEVLET MEMURLARI TİCARET YAPABİLİR Mİ?
Devlet memurlarının ticaret yapıp yapamayacağı veya şirketlerin ortağı olup olamayacağı sürekli sorulan sorulardandır.
Bu yazımızda mevzuatlarımızda yapılan son değişiklikler ve 26.08.2011 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan 650 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan Devlet Memurları Kanununun memurların ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunma yasağını düzenleyen maddesindeki değişiklikleri de dikkate alarak bu konuyu açıklayacağız
Devlet memurların çalışma usul ve esaslarını düzenleyen 657 sayılı kanunun 28. Maddesi ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunma yasağını açıklamaktadır. Son değişiklikler ile bu maddeye bakacak olursak;
“Memurlar Türk Ticaret Kanununa göre (Tacir) veya (Esnaf) sayılmalarını gerektirecek bir faaliyette bulunamaz, ticaret ve sanayi müesseselerinde görev alamaz, ticari mümessil veya ticari vekil veya kollektif şirketlerde ortak veya komandit şirkette komandite ortak olamazlar (Görevli oldukları kurumların iştiraklerinde kurumlarını temsilen alacakları görevler hariç). Memurlar, meslekî faaliyette veya serbest meslek icrasında bulunmak üzere ofis, büro, muayenehane ve benzeri yerler açamaz; gerçek kişilere, özel hukuk tüzel kişilerine veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ait herhangi bir işyerinde veya vakıf üniversitelerinde çalışamaz.”
“Memurların üyesi oldukları yapı, kalkınma ve tüketim kooperatifleri, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve kanunla kurulmuş yardım sandıklarının yönetim, denetim ve disiplin kurulları üyelikleri görevleri, özel kanunlarda belirtilen görevler ile kurumundan izin alınmak kaydıyla yapılan insanî ve sosyal amaçlı gönüllü çalışmalar bu yasaklamanın dışındadır.”
Eşleri, reşit olmayan veya mahcur olan çocukları, yasaklanan faaliyetlerde bulunan memurlar bu durumu 15 gün içinde bağlı oldukları kuruma bildirmekle yükümlüdürler” şeklinde tanımlanmıştır.
Evet, devlet memurları yasasında memurların neleri yapamayacağı bu şekilde açıklanmış olmasına rağmen neleri yapabilecekleri çok net anlaşılmayabilir. Bundan sonraki bölümde bir devlet memuru neler yapabilir? sorusuna çok ayrıntıya girmeden cevap verecek olursak sanırım makalemizin başlığını da doğru açıklamış olacağız

Devlet memurları şirketlere ortak olabilirler
Yukarıda tam metnini yazdığım Devlet Memurları Kanunu’nun 28. maddesini incelediğinizde, devlet memurlarının yönetim kurulu üyesi, denetçi veya her ne şekilde olursa olsun şirket personeli olarak anonim şirketlerde görev almaları yasaklanmış olmakla birlikte, anonim şirketlere pay sahibi olmalarına ilişkin herhangi bir yasak bulunmamaktadır. Buradan hareketle Anonim şirketlerin yönetiminde bulunamazlar. Fakat ortağı olabilirler diyebiliriz. Yine Devlet memurlarının görev yaptıkları kurumun kuruluş kanununda özel bir düzenleme olmaması halinde, şirket ana sözleşmesinde kuruluş sırasında şirketi idare ve temsil edecek olanlar arasında belirtilmemiş olması ile yönetim ve denetimde görev almaması kaydıyla limitet şirket ortağı olması mümkün bulunmaktadır. Nitekim limitet şirket ortağı olmanın ticaretle uğraşmak sayılmayacağı yolunda Danıştay 12–5–1 dairelerinin vermiş olduğu birçok yargı kararı da bulunmaktadır.
Memurların kitap yazması ve telif ücreti alması mümkündür
Devlet memurlarının, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında kitap yazabilmesi mümkün bulunmaktadır. Bu kapsamda yazdığı kitapla ilgili olarak telif sözleşmesi imzalayabilir. Memurların telif dolayısıyla elde edeceği gelir, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 28. maddesine aykırılık teşkil etmemektedir.
Devlet memurları dergi çıkartabilir
Devlet memurlarının kitap yazmaları, dergi hazırlamaları, makale yazmaları ve bunların basılması karşılığında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çerçevesinde telif hakları kapsamında elde edecekleri gelirler, ticaret yasağı kapsamı dışında tutulmuştur. Bu itibarla, memurların dergi hazırlamaları, bu derginin bir yayınevi ile telif sözleşmesi çerçevesinde anlaşmak suretiyle basılması ve dağıtılması ve telif hakkı elde etmesi bu kapsamdadır. Memurlar, hazırladıkları derginin basım ve dağıtımlarını kendileri yapamazlar.
Devlet memurlar mesai dışında mesleklerini ücretsiz yapabilirler
Yükseköğretim kurumlarının kadrolarında bulunan öğretim elemanları, kanunlarda belirtilen hâller dışında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 28 inci maddesi hükmüne tâbidir. Ancak öğretim üyeleri, yükseköğretim kurumlarında yalnızca eğitim ve araştırma faaliyetlerinde bulunmak ve döner sermaye faaliyetleri kapsamında gelir elde edilen hizmetlerde çalışmamak kaydıyla mesai saatleri dışında yükseköğretim kurumlarından başka yerlerde meslekî faaliyette bulunabilir ve meslek veya sanatlarını serbest olarak icra edebilir. Yükseköğretim kurumlarından başka yerlerde çalışan öğretim üyelerine ek ödeme yapılmaz; bunlar rektör, dekan, enstitü, yüksekokul ve konservatuar müdürü, bölüm başkanı, anabilim ve bilim dalı başkanı, başhekim ve bunların yardımcısı olamaz.”
Fakat dilerlerse iki yıla kadar ücretsiz izin alarak Yükseköğretim kurumları dışında meslekî faaliyette bulunmak ve meslek veya sanatlarını serbest olarak icra edebiliriler.
İnsanî ve sosyal amaçlı gönüllü çalışmalar yapabilirler
Kurumundan izin alınmak kaydıyla yapılan insanî ve sosyal amaçlı gönüllü çalışmalar yapabilir. Yapı, kalkınma ve tüketim kooperatifleri, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve kanunla kurulmuş yardım sandıklarının yönetim, denetim ve disiplin kurulları üyelikleri görevleri, özel kanunlarda belirtilen görevleri yapabilirler
Devlet memurunun eşi veya çocuğu ticaret yapabilir
Ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunma yasağı devlet memurunun sadece kendisini kapsamına almaktadır. Memurun eşinin veya çocuklarının ya da diğer akrabalarının her hangi bir kazanç getirici faaliyette bulunmalarına engel bulunmamaktadır.
Ancak memurun eşinin, reşit olmayan çocuklarının 657 sayılı Kanunun 28’inci maddesinde belirtilen memur için yasaklanmış faaliyetlerde bulunması halinde memur bu durumu 15 gün içerisinde bağlı olduğu kuruma bildirmekle mükelleftir. Ayrıca 18 yaşını doldurmakla birlikte akıl hastalığı, akıl zayıflığı, savurganlık, alkol düşkünlüğü, kötü yaşam, kötü idare veya hapis cezası nedeniyle medeni hakları mahkeme tarafından kaldırılmış çocuğu varsa onların da yasak kapsamındaki ticari faaliyetlerinin 15 gün içerisinde kuruma bildirilmesi gereklidir. Bildirimde bulunulmadığı takdirde esnaf veya tacir olan eş ve çocukların haksız olarak aile ödeneğinden yararlanması veya tedavi gideri vb. faydalanmaya devam edeceğinden bu yönüyle memurun sorumluluğuna gidilebilecektir. Fakat reşit olan yani 18 yaşını dolduran veya evlenme ile reşit olan çocukların ticari faaliyetlerini bildirme yükümlülüğü yoktur.
Bilirkişilik, Tercümanlık yapabilir
Devlet memurlarının atamaya yetkili amirin izni ile mahkemelerde bilirkişi olarak görev yapmaları ve takdir olunan bilirkişi ücretlerini almalarının mümkündür. Bu çerçevede memurların mahkemelerde yeminli tercümanlık yapmaları ve takdir edilen ücreti almalarında da bir engel bulunmamaktadır.
Nevzat ERDAĞ
Vergi uzmanı,Eğitimci,Yazar

Kategoriler
Günlük hayat İş adamları Toplumsal Konular

Vergi planlaması yapın, avantajları kullanın!

VERGİ PLANLAMASI YAPIN,  AVANTAJLARI KULLANIN!

VERGİ KAÇIRMAYIN!

“İnsan sevgiyle, devlet vergiyle ayakta durur”

İşletmeler ticari faaliyetlerde kazançlarını maksimize, maliyetlerini de minimize etmek isterler. Vergi ise; işletmenin karını azaltan bir maliyet olarak görülür. Evet; vergiler, mükellefler üzerinde değişik boyutlarda maddi anlamda yük oluştururlar. Mükellefler de üzerlerinde oluşan vergi yükünün büyüklüğüne göre tepkiler geliştirirler. Bu tepkiler bazen suç oluştururken, bazen suç oluşturmayacak nitelikte davranışlar olarak ortaya çıkabilir. Mükellefin vergi yüküne bağlı olarak gösterdiği tepkilerden üç tanesi;

–          Vergi kaçakçılığı (Vergi kaçırma)
–          Vergiden kaçınma
–          Vergi avantajları şeklindedir

Mükelleflerin vergi yükü karşısında gösterecekleri tepki genellikle gelirine, kişiliğine ve ahlakına bağlı olduğu kadar, sosyal ve kültürel çevrelerine, verginin türüne, miktarına veya oranına bağlı olarak değişebilmektedir

Vergi kaçakçılığı, vergi baskısına karşı yasa dışı ve riskli bir tepkidir.  Çünkü yapılan denetimler sonucu mükellefin vergi kaçırdığı anlaşılırsa duruma göre ceza verilir. Ödenmesi gereken vergiyi, yasada belirtilen davranışlarla yasaya aykırı bir surette hiç ödememek veya eksik ödemek vergi kaçakçılığı olarak nitelendirilir. Vergi kaçırma suçtur ve çeşitli cezai yaptırımları vardır. Hatta türüne göre hapis cezası bile uygulanabilmektedir.

Hepimizin bildiği gibi; sağlıklı bir sosyal, siyasal ve ekonomik düzen kurabilmenin temel şartlarından birisi toplumda yasadışı yollardan elde edilen gelirlerin ve vergi kayıplarının ekonomi içindeki payının mümkün olan en alt düzeye çekilmesidir. Ekonomik ve mali göstergeler bireyler ve şirketler için ne kadar önemli ise devlet hayatı için de en az o kadar önemlidir.

Bu konunun bir başka açıdan önemini ise ülkemizin bütçesine baktığımızda görmekteyiz   2010 yılı TC Bütçesinde bütçe gelirlerinin % 90.35’i vergi gelirlerinden sağlanmaktadır. Buda bizi şu sonuca ulaştırmaktadır; hükümetler hizmet yapabilmek, devlet işlerliğini devam ettirebilmek için vergi konusuna gereken önemi vermek zorundadır.

Medyayı takip eden ve vergi ile ilgilenen herkesin bilgi sahibi olduğu gibi son yıllarda vergi kanunlarımızda kayıt dışının kontrol altına alınması, vergi kaçırmanın engellenmesi için sürekli yeni müesseseler, kontrol mekanizmaları oluşturulmaktadır.

Çünkü; değişen kamu gereksinimlerinde giderek çoğalan artış, kamu harcamalarında da aynı oranda artışa neden olmaktadır. Değişen çağın şartları gelişmelerle beraber insan ihtiyaçlarının da çeşitlenmesi ve artmasını beraberinde getirmiştir ve bu artış kamu hizmet ve harcamalarındaki artışa neden olmaktadır. Kamu harcamalarının da en sağlıklı kaynağının vergiler olduğu inkar edilmez bir gerçektir. Vergi, devletlerin cebren ve karşılıksız olarak kamu giderlerini karşılamak üzere vatandaşlarından karşılıksız olarak aldığı ekonomik değerdir.   Sonuç olarak; devlet artan bu kamu harcamaları karşısında daha fazla kaynağa ihtiyaç duymakta, dolayısıyla  kamu gelirleri içinde  önemli bir paya sahip olan vergi gelirlerinde  artış ortaya çıkmaktadır.  Bu nedenle vergi kaybını kontrol mekanizmaları artmaktadır

Bununla alakalı daha önceki makalelerimizde kısa bilgiler vermiştik devlet kamuoyunda torba yasa diye isim bulan, yasa ile vergi mükelleflerine gel geçmişini temizle ve beyaz bir sayfa aç mesajını vermiştir. Bu aynı zamanda bundan sonra artık kayıt dışı konusunda müsamahalı olunmayacağının göstergesidir Yine görülüyor ki, devlet yeni yasalarla, projelerle vergi kaçırmanın önünü kesecek tüm çalışmaları yapmaktadır.

Buraya kadar aktardığımız kısa bilgilerden sonra şu sonuca ulaşıyoruz; evet vergi yükü ağır olabilir ve iş adamları, vergi sorumluları vergi kaçırmayı işletmelerinin finansmanı için bir kaynak olarak görebilirler. Ancak, yukarıda da söylediğimiz gibi bu yöntem artık hem çok riskli hem de uygulanması işletmelerin hayatiyetine zarar verebilecek tehlikeli bir süreçtir.

Devlet açısından baktığımızda; vergiyi ödeme gücü üzerinden değil, ödemek istediği miktar üzerinden ödeyen mükellef yapısı gayrisafi yurtiçi hasılaya göre kayıt dışını ülkemizde her geçen gün büyütmektedir. İşletmelerimiz açısından baktığımızda ise vergi kaçırma müessesine müracaat etmelerini; tamamen kendi geleceklerini ipotek altına almak olarak adlandırabiliriz.

Vergi kaçırmak yerine; tamamen yasal olan vergi avantajlarını veya vergiden kaçınma müessesini kullanarak doğru vergi planlaması yapmanın artık işletmeler ve devlet için en önemli yöntem olduğu düşüncesindeyim. Gerek gerçek, gerekse tüzel kişilerce devlete daha az vergi vermek için vergi kaçırma yerine; kanunların müsaade ettiği ve avantaj olacak unsurların kullanılması en doğal ve doğru yoldur.

Bu yöntem ulusal ve uluslararası yasaların, vergi anlaşmalarının izin verdiği çerçevede, bir plana bağlı olarak şekillendirildiği takdirde her iki taraf da kazançlı çıkacaktır. İlk bakıldığı anda işletmelerin yararına ama vergi gelirlerinde azalma gibi görünen bu durum uzun ve planlı vadede devlete düzenli vergi ödeyen mükelleflerin sayısında artış sağlayacağı için aynı zamanda vergi gelirlerini de arttıracaktır.

Evet, vergi ödeyenlerin; vergiden kaçınma ve vergi avantajlarını kullanma hakları vardır. Ve bu hakları tamamen yasal ve risksiz bir yöntemdir.

Bunun için işletmeler ciddi bir vergi planlaması yapmak zorundadırlar. Vergi Planlaması (İşletme Vergiciliği), işletme üzerinde oluşacak vergi yükünü en aza indirmek için mükelleflerin ulusal ve uluslararası hukuk ve vergi yasalarının boşluklarından yararlanarak, bunları en akılcı biçimde kullanıp vergi yüklerini azaltma çabaları olarak tanımlanabilir.

Buda, kendini yetiştirmiş vergi mevzuatlarımıza hâkim değişiklikleri takip eden bir meslek grubu karşımıza çıkarmaktadır; vergi planlamacısı.

Vergi planlamacısının işi, işletmelerin mali işlemlerini vergi sonrası gelirleri artıracak şekilde yeniden yapılandırılmaya yöneltmesidir. Vergi planlamacısının işletmelerin, üzerlerindeki vergi yükünü dikkate alarak, kurumsal bir vergi politikası üretip izlemesi, her yılın sonunda kazanç – vergi hesaplaması yerine, gelecek yılların faaliyetlerini ve üzerlerindeki vergi yükünü önceden hesaplayabilecekleri ciddi bir vergi planlamasına yönelmesi ve yasal vergi tasarrufu haklarını kullanması gayet doğaldır.

İşletmelerimizin ve vergi mükellefi iş adamlarımızın danışmanlarını artık vergi planlaması konusunda sıkıştırmaları ve bu konuya önem vermeleri gerekmektedir. Kullanılabilir bilginin ekonomik değer taşıdığı düşüncesiyle; vergi avantajlarını kullanmak varken,  vergi kaçırma yüzünden  kanunlardaki o ağır yaptırımlarla karşı karşıya kalınmamasına, aynı zamanda hem işletmenin hem de devletin zarara uğratılmaması gerekliliğine inanıyorum. Gelecek yazılarımda  vergi kanunlarımız açısından kullanılabilecek avantajları ayrıntılı anlatacağım.

Kategoriler
Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat iletişim İnternet Dünyası internet hizmetleri İş adamları Teknoloji Toplumsal Konular Türkiye üzerine Web Site Tanıtımları

TAKUP & ASİMOP: Yeni Bir Hareket Çağrısı?

ASİAD Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Serhat Esen, üyelerinin ve iş dünyasının birbirleriyle tanışıp kaynaşması amacıyla, geçen hafta düzenlediği kahvaltılı Pazar toplantısında, güzel bir eylem planını hayata geçirmiş: “Tanışın, Kaynaşın, Uzlaşın, Paylaşın.
Serhat Esen, bu prensibi kısaca TAKUP olarak adlandırıyor. (Bu tanım, aynı zamanda İngilizce’de başla, hareket et, kalk, davran gibi anlamlara gelen TAKE UP sözcüğünü de akla getiriyor.)

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat İnternet Dünyası İş adamları Söyleşiler - Röportajlar Türkiye üzerine Webmaster yardım

Röportaj : Bican Yaman Yazgan

Bican Yaman YazganSabancı grubu şirketlerinden Brisa AŞ’de Proje lideri olarak çalışan Sn. Bican Yaman Yazganla söyleşi tadında röportaj yaptık. Sorularımıza şirket ve kendi bakışını ve tecrübelerini yansıtarak, ceviz.net grubumuzdaki üyelerimize farklı bir bakış açısı sağlayabileceğini düşünüyorum.

# Öncelikle Bican Yaman Yazgan kimdir?

1974, Gölcük / Kocaeli doğumluyum. Ankara Fen lisesi (1992), ardından Boğaziçi üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünden 1997’de mezun oldum. 1998-1999 yılları arası Koçfinans A.Ş Stratejik Planlama departmanında sistem analisti olarak çalıştım. Askerlik görevim sonrası 2000 yılında Sabancı Holding – Bridgestone ortaklığı Brisa A.Ş’de Endüstri Mühendisliği Direktörlüğü bünyesinde çalışmaya başladım. 2005-2006 yılları arası Sabancı Üniversitesi Yönetim Bilimleri Fakültesi Yönetimde Bilişim Teknolojileri (ITM-Information Technologies in Management) programından yüksek lisans derecesi aldım. 2001 – 2006 yılları arası Brisa MES projesi sistem analisti ve proje yöneticisi görevinde bulundum. 2006 yılında Proje Lideri olarak atandım. 2009 Mart ayından itibaren tüm üretim bilgi sistemlerinden sorumlu olarak Fabrika Otomasyon Sistemleri lideri olarak görevime devam etmekteyim.

# Kaç yıldır BT yöneticiliği yapıyorsunuz? BT yöneticiliğinin avantaj ve zorlukları neler?

3 yıldır profesyonel olarak BT yöneticiliği yapıyorum. Öncelikle iş tatmini açısından benim için son derece uygun bir iş. Sürekli gelişen teknolojileri takip etme, değerlendirme ve uygulama planları hazırlama, şirket iş süreçlerini ve bunların getirdiği BT gereksinim ve özgün tasarımlarını oluşturma, kısaca şirketin gelecek hedeflerine yol almada BT’yi en uygun biçimde uygulama ve kullanma bu işin en tatmin edici kısmı. Tabii ki bitmeyen iş taleplerini karşılama ve sürekli teknolojiyi güncel takip etme işin en zor kısmı.

# Projelerinizde kullandığınız teknoloji, platformlar ve alt yapılardan bahsedermisiniz?

Biz projelerimizi yaparken mümkün olduğu kadar BT alt yapılarını konsolide tutmaya çalışıyoruz. Özellikle veritabanı, yazılım ortamı ve donanımda pazarın en büyük firmaları ile çalışıyoruz. Bu strateji yazılım geliştirmede kaynak bilgi ve becerilerinin konsolidasyonu, satınalma sürecinde de pazarlık gücü kazandırıyor. Bu alt yapılara örnek olarak;

Üretim Sistemlerinde;

2000 yılında devreye alınmış olan fakat yakın gelecekte upgrade edeceğimiz bir uygulamamızda AS/400 üzerinde ILE/COBOL yazılım dili ve DB2/AS400 kullanıyoruz.

Diğer tüm uygulamalarımız veri tabanı olarak Oracle 10g EE kullanmaktadır.

Üretim yönetim sistemimiz Wonderware ürünlerini kullanıyor. Ayrıca Üretim Planlama için IMS firmasının ICRON Versiyon 2 kullanıyoruz.

Genel yazılım geliştirme ortamımız .NET olmasına karşın mevcut bir uygulamamızda Java da kullanıyoruz.

Raporlama içinse Oracle firmasının BI EE ürününü tercih ettik. Donanım olarak HP ürünlerini tercih ediyoruz.

# Yazılım üreten/geliştiren firmaları araştırma ve görüşme aşamalarında Partner olarak mı, tedarikçi olarak mı değerlendiriyorsunuz?

Brisa BT yönetiminin stratejilerinden birisi dış kaynak kullanımının teşvik edilmesidir. Bu bağlamda kendi personelimizi sistem tasarımı ve proje yöneticiliği konularında eğitmeye çalışıyoruz. Küçük yazılımlar hariç diğer tüm uygulama geliştirmelerini dış danışmanlar kullanarak gerçekleştiriyoruz. Hedefimiz kişiye bağımlı kalmadan piyasada bulabileceğimiz uzman danışmanlarla çalışmak. Bu sayede hem farklı bakış açıları elde ediyoruz, hem de danışmanlık maliyetlerimizi ve çıktı kalitemizi arttırıyoruz. Bununla birlikte özellikle know-how gerektiren ve uygulama geliştiricinin şirket süreçlerini bilmesi gerektiği uygulamalarda sabit kişi ve tedarikçiler ile de çalışıyoruz. Bu durumda partner olarak ilişki kurmayı tercih ediyoruz.

# Web teknolojilerine nasıl bakıyorsunuz? Çalışmalarınızda web teknolojilerinden ne ölçüde faydalanıyorsunuz?

Bizim için uygulamanın yapısı ve kullanım durumu seçeceğimiz ortam en büyük girdiyi oluşturuyor. Örneğin, üretim süreçlemizde makinalarla veri alışverişi yapan uygulamalarımızın ortalama olarak saniyede 2500 transaction’ı yönetebiliyor olmaları gerekiyor. Bu durumda web uygulamalarını tercih etmiyoruz. Buna karşılık özellikle görsellik ve kullanıcılarının çok ve farklı lokasyonlarda olması durumunda veya R/F bağlantıları gerektiren el terminalleri uygulamalarında web teknolojilerini tercih ediyoruz. Örneğin kalite yönetimi uygulamamızda veri girişi yapan kişi sayısı çokluğu ve çok farklı lokasyonlardan yapılıyor olması buna paralel transaction sayısı günde 1500 lere kadar düştüğü için web uygulamasını tercih ettik. Bunun gibi raporlama amaçlı kullandığımız Oracle İş Zekası (Oracle BI) uygulamasıda web üzerinde sistemimize entegre kullanılmaktadır.

# Cognos gibi lider bir BI uygulaması varken Oracle BI’yı kullanma nedeniniz nedir?

3 temel başlıkta toplayabiliriz;
1- Operasyonel veritabanı ve veriambarının Oracle olmasını istedik. Real time reporting’de Oracle Streams uygulaması kullanıyoruz
2- Gartner raporlarında gelişme açısından ön planda.
3- Pazarlık gücü
Özet, hem maliyet açısından hem de fonksiyonel olarak tüm yapıların Oracle üzerinde olmasının avantajını yaşamak.

# Özellikle neden SQL Server yerine yüksek maliyetli Oracle’ı seçtiniz

Oracle Real Time Cluster kullanıyoruz (3 makina online aktif). Transaction rate ve performans olarak oldukça üstün görüyoruz. Ayrıca Oracle’a özgü bazı SQL komut ve işlevlerini kullanıyoruz (örnek: lock-lead) Kullandığımız işletim sisteminin HP-UNIX olmasıda bir tercih sebebi tabi.

# Geliştirdiğiniz proje ekiplerinizde olmazsa olmazlarınız nelerdir?

Üretim sistemleri bazında proje ekibinde en büyük katma değeri, işin gerektirdiği talepleri genel yazılım algoritmalarına bağlı olarak analiz edip adaptasyonu sağlayan iş analistlerimiz yaratıyor. Birbirinden farklı departmanların ortak ve konsolide bir yazılımı kullanmalarından durumunda iş taleplerine göre yazılımda yapılacak bir değişikliğin diğer üretim süreçlerini bozmaması açısından çok iyi analiz edilip değerlendirilmesi gerekiyor. Bu nedenle proje ekiplerimizde yeralan BT çalışanlarımızın iş süreçlerini gelen taleplere alternatif yaratacak kadar iyi bilmeleri gerekiyor. Kaynakların etkin yönetimi ve maliyetlerin kontrolü açısından da küçük yada büyük bütün projeleimizde mutlaka bir proje lideri bulunduruyoruz.

# Projelerinizde sistemler dışında, yazılım geliştirmenin rolü nedir? Ne ölçüde yazılım geliştiriyorsunuz, geliştirilen sistem ve yazılımlara ne ölçüde müdahale ediyorsunuz?

Gelişen BT teknolojilerinde yazılımlarınların satın alınmalarından sonra geliştirme için gereken mühendislik/programcılık iş gücünün azaltılması ve BT yazılım geliştirme maliyetlerinin kontrol altında tutulması için yazılımlar içerdiği fonksiyonlar tedarikçi tarafından hazır, veri yapıları süreçlere uygun olarak tasarlanıp piyasaya sürülüyor (Örn SAP ve benzeri ERP uygulamaları). Bu nedenle bizimde tercihimiz satın alınan yazılımlarda minimum geliştirmeyi yaparak standart uygulamaları kullanmak. Bu süreç aynı zamanda yazılımların upgrade’i sırasında adaptasyon ve test sürecinide kolaylaştırıyor. Üretim sistemlerinde biz bu yapılara uymaya gayret gösteriyoruz. Mevcut durumda kullandığımız birçok yazılım eski versiyon olduğu için bu özellikleri desteklememekte ve dolayısıyla yazılım geliştirme konusunda yoğun olarak dış kaynak kullanıyoruz.

# Yazılım ihtiyacınızda, tedarik sürecinde belirlediğiniz temel şartlar neler? Mesela illede java & oracle olsun dermisiniz? Yoksa; sonuçta en hızlı, dinamik ve etkin altyapı olduktan sonra, çokta mühim değil mi dersiniz?

Geliştireceğiniz uygulamanın ihtiyaçları bu konuda temel karar noktasını oluşturuyor. Teorik olarak uygulamanın ihtiyacını karşılayan veritabanı veya uygulama geliştirme ortamı yeterli oluyor. Fakat, son 1 yılda şirket BT stratejisi olarak uygulama ortamlarının konsolidasyonu ve dünya çapında olan tedarikçilerle çalışmayı planlıyoruz. Bu konuya 2 örnek verebiliriz, üretim yönetim uygulamamız hem Microsoft SQL Server, hem Oracle üzerinde çalışabilmesine rağmen uygulama ihtiyaçları ve veri tabanı performans parametreleri göz önüne alındığında şirkette yaygın olarak kullanılan MSSQL server yerine Oracle veritabanını kullanmayı seçtik. Bu büyük yatırımla birlikte gene üretim süreçlerinde kullandığımız küçük çaptaki uygulamaların kullandığı sql veritabanlarınıda konsolidasyon çalışmaları kapsamında Oracle üzerine aktardık. Uygulama ortamı olarak ta üretim süreçlerinde kullandığımız standart Wonderware firmasına ait yazılımları ve Microsoft dotnet uygulamalarını kullanmaktayız.

# Wonderware ve Oracle gibi büyük firmaların sizinle direkt partner çalışmaları olduğunu biliyoruz, bundan biraz bahsedermisiniz?

Şirket üretim yönetim projesi Wonderware ürünlerini kullanan dünyadaki en büyük projesi ve şirket olarak Türkiyede Oracle’ın en büyük müşterisiyiz. Bu sebeple her iki firmayla da ciddi anlamda partnerlik ilişkimiz var. Partner derken, "Kazan-Kazan" ilişkisine dayalı pazarlık gücü ve en önemlisi yazılımlarda meydana gelecek buglarda öncelikli müdahale ve şirkete özel patch geliştirme ve uygulama önceliğine sahibiz.

# Sosyal hayatınız nasıldır?

Üniversite zamanında çok fazla sosyal aktivite yapıyordum. Şimdi ise profesyonel salon dansları eğitmeniyim ve ders vermeye düzenli devam ediyorum. Bunun dışında en büyük ilgim briç oynamaktır.

Ceviz ailesi olarak Yaman Bey’e teşekür ederiz