Kategoriler
Aklımdan geçenler Anketler Avrupa Birliği Az önce öğrendim Çevre Konuları Deneme Yazıları Doğa ve Yaşam Dünya ülkeleri Gazeteci Günlük hayat Hayat üzerine Şair siyasetci Şuan Düşündüklerim Türkiye üzerine Yazar

Durulmaya Ramak Varken

Kuzey İrlanda’da yapılacak G8 zirvesi öncesi kapitalizm karşıtı gruplara Gezi Parkı protestocuları madem dünyanın her bir köşesinden destek geldiğini söylüyorlar o zaman şiddetin tam ortasında kalan ve cehennem acısı çeken ingilizleri destekleyecekler mi acaba? Ya da dünyada olan çevreci olaylara ne kadar duyarlılar? Araştırmalara göre “Gezi Parkı”,nın çok önemli bir yer olmadığı söylenmekte. İstanbulda yaşayan eş-dost gözlemlerine göre gezi parkı bir fahişe yatağı, uyuşturucu satan-alan ayyaş ve serserilerin mekan tuttuğu yer olarak söyleniyor ki virtüel alemdeki bilgiler de bunu doğruluyor. Gezi Parkı,nda bulunan ağaçları koruma hevesi ile yola çıkanlar acaba geçmiş zamanda Koç Üniversitesi orman alana yapılmıştı ve üstelik binlerce ağaç katliamı yapıldı ve O zaman “Neredeydiniz?” diye sormak gerekmez mi? Gezi Parkı olaylarında olgu, gerçeklik ve algı birbiriyle çelişen bir durum izledi. Olaylarda bir polis öldü ve geride gözüyaşlı ailesi kaldı. Hatta bir vatandaşımızın da beyin ölümü haberini duydum bu iki elim olay “Gezi Parkı” kadar önemli değildir.
Bu arada İsrail gazetesi Yedioth Ahoronot’ta yayınlanan ve Türkiye uzmanı olarak bilinen Prof. Dror Ze’evi’nin imzasını taşıyan makalede, İstanbul’da yaşanan olaylardan sonra Türk siyasetinde hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağından söz edip sevinmekteler.  (ki kursaklarında koymasını bilir Türk Milleti)

Her zaman oldugu gibi masa başında haber yapmayı şerefli gazetecilik sayan hiçliğin boşluklarında yaşayan bir kısım alzheimer hastası medya uşağı gezi olaylarında sağduyulu olmamaya özen göstermiştir. Ama Batı basını demokrasi ve özgürlüklerin Türkiyede kısıtlı olduğunu iddia ederek ki (İngilteredeki G8 zirvesinde Türk Medya,sına canlı yayın yasağı getirildi) bu gezi olaylarını bir isyan olarak lanse etmiştir ve her zaman fırsatçılığını “Gezi Parkı Olayları”,nı görerek bize karşı kullanmaya çalışmışlardır üstelik, İngiltere hükümeti kendi polisinin sert müdahalesi olurken multi-riyakar ingiliz basını BBC ve Reuters başta olmak üzere suskun kalmakta.

Eylemciler arasında yapılan ankette ilginç sonuçlar elde edildi; Aileniz dışında dünyada en çok sevdiğiniz kişi kimdir?” sorusuna yüzde 54,8Atatürk, yüzde 9,0 Abdullah Öcalan yanıtını verdi. Gezi ‘Parkı olaylarının asıl sebebi nedir?’ sorusuna yüzde 58’i Tayyip Erdoğan yanıtını verdi. ‘Geçmişte kimlere oy verdiniz?’ sorusuna ise yüzde 74’ü CHP, yüzde 16’sı BDP, yüzde 2,1’i TKP, yüzde 2,1’i de İşçi Partisi olarak yanıtladı. demek ki bu işler başka işlermiş! yeşili korumak felan bir bahane olduğu aşikar. Sonuç; yıllar önce piyonlarla oynanmış ve bugün de farklı şekillerde oynanmaya çalışılan bir oyun sahnedeki.

Bendeniz yakup icik bu ülkeyi çok seviyorum, ülkem dünyadaki bir çok ülkeden iki adım ötede ekonomik olarak. Avrupa,nın hali içler acısı ekonomi açısından cendereler içinde kıvranmaktalar ve halkı mutlu değil. Şu an Turizm seköründe parmakla gösterilen ülkelerin başında geliyoruz ki bu bizim özellikle turizm çevrelerinin zihnini kurcalayan bir sorun olmaktan çıkmalı. Ülkemizde sanayi gibi bir çok sektörlerde trendler git-gide yükselmekte. Herkes bir defa değil, iki defa düşünmeli. Üstelik Milenyum çağı başlarında ideolojiler öldü.

Araştırma: Icik Yakup

Kategoriler
Anketler Film Görüşleri Günlük hayat

Harry Potter ve Ölüm Yadigarları: Bölüm 2 (Harry Potter and the Deathly Hallows: Part2, 2011)

 

BİR FENOMENE VEDA

2001’de başladı ilk macerasına Harry Potter. J.K. Rowling’in ödüllü romanı Chris Columbus’un yönetmenliğinde perdeye aktarılmıştı. Gerek ülkemizde, gerek yurtdışında hem gişesi iyiydi, hem de eleştirmenlerden olumlu eleştiriler aldı Felsefe Taşı. Ardından gelen ikinci bölüm yine Columbus’un ellerine emanet edildi ve karşımıza ‘epik fantezi’ türünde 2000’lerin en başarılı örneklerinden biri çıkmıştı. Mitolojik ve mimari tasvirler, yılan-Basilisk tasarımı, geçmiş-gelecek üzerine aforizmaları ve Harry’nin macerasını bir adım yukarıya taşıması açısından önem arz ediyordu bu film. (Columbus’un sinema tarihinin ‘fantezi’ evreninden bolca ilham alan kişisel ‘fantastik ve büyüleyici evreni’nin serinin hayranları tarafından ayrı bir önemi vardır.)

Sonra projenin başına, Columbus’dan çok daha iyi bir yönetmen olan Cuaron geldi, karakterlere ve öyküye gerçekçi bir doku katarak fantastiği ‘film-noir’ alanına hapsetti. Kuşkusu serinin sinemasal açıdan en zeki filmiydi Azkaban Tutsağı. Her bölümde yönetmenlerin kendilerine has dokuları var ama özellikle bu bölüm serinin en önemli ‘yönetmen filmi’. Mike Newell’in ‘ergenlik buhranları’ üzerinden akan ve aşk dokusuna sahip Ateş Kadehi derken, son dört bölümün yönetmeni Yates, seriye Curaon gibi farklı bir gerçekçilik kattı. Özellikle ilk partta kullandığı el kamerası çekimleri ile sinematografik alanda ‘farkı’nı ortaya koydu.

Bu bölüm ise yine Yates’in ellerinde. İlk partı geçen sene izlemiştik ve hem serinin hayranları hem de eleştirmenler tarafından sevilen bir bölüm olmuştu. Bende oldukça beğenmiştim açıkçası. Avrupa sinemasını temel alan sinematografisi, kara-film dokusuna sahip görselliği, müzikleri, ‘varoluşçu’ senaryosu, dingin akan ‘soyut’ olay örgüsü ve ‘gençlik’ ve ‘yol’ filmini karıştıran yapısıyla Cuaron’un ‘karanlık’ film-noir dünyasının düzeyinde bir devam filmiydi.

Bu bölüm ise, hayranları ve sinemaseverler için ayrı bir önem taşıyor. Tam 10 yıllık bir ‘dünya fenomeni’nin ‘finish’ bölümü haliyle. Beklentiler de büyük. Ama elbette ki bir ‘tedirginlik’te var, sonuçta beşinci ve altıncı bölümlerde gördüğümüz ‘yüzeysel roman uyarlaması’ tavrı burada da kendini gösterebilirdi, J. K Rowling’in şimdiden efsane olmuş roman serisinin son romanına sadece ‘sembolik’ bir bölümle veda edebilirlerdi; yapımcılar ve elbette ki bu seri dışında hiçbir tecrübesi olmayan David Yates. Ama bu serinin İngiliz serisi olması neyse ki bu endişeleri boşa çıkartmış.

Başta söylemek gerekir, bu açıdan korkacak birşey yok. Film, ilk part düzeyinde, oldukça iyi bir seyirlik. Romana sadık kalan bir uyarlama. Elbette Harry ile Voldemort’un ‘son düellosu’ görkemli olmalı ve tüm serinin anahtar sırlarını ortaya çıkarmalı. Bu ‘görkem’ fazlasıyla var, efektler ve aksiyon birinci sınıf. Tam 10 yıldır beklediğimiz büyük Hogwarts ‘istilası’ çarpıcı sahnelerle tasvir ediliyor.

İlk partın görüntü yönetmeni Eduardo Serra ile müzisyen Alexande Despalt çalışmalarını ustaca harmanlıyor,  ilk bölümün ‘varoluşçu’ dünyasını devam ettiren, dışavurumcu, mistik, soyut ve büyüleyici bir karışım elde ediyorlar. Film Avrupai sinematografisini harfiyen bu bölümde de kodluyor. John Williams’ın eşsiz notaları ise kimi anlarda karşımıza çıkıyor, final jeneriğinde ustanın ölümsüz şaheseri ve en iyi bestesi, bir ‘fenomen kuşağı’nı tanımlayan “Hedwig’s Theme”nin kullanılması ustaya ve serinin hayranlarına ayrı bir saygı. İlk bölümü başlatan bu efsanevi müzik son bölümü de kapatmış oluyor böylece. Senaryonun başarısı hızlı tempo ve kurgu içinde ortaya çıkıyor. Steve Kloves, ilk partta ‘drama’ yönünü daha belirgin hale getirip aksiyonu arka plana atıyordu, bu filmde ise ikisi dengeleniyor.

Serinin tüm ‘özü’, Harry Potter’ın yara izinin olduğu o ‘gece’nin gizemi açıklanyor elbette, mitolojik ve gizemli kavramlarda; Snape’in gözyaşları ile Harry’nin düşünseline yaptığı yolculukla ve Severus’un bakış açısıyla. Kitabı okumayanlar için bir miktar kafa karışıklığı olabilir düşünseli sahnesinde çözülen düğümler. Ama neyse ki sonra toparlanıyor ve kitabı okumayanlar içinde yapboz tamamlanıyor.

Olay örgüsü, ilk parta göre daha ‘düz’, ama daha açık ve belirgin. Her ne kadar yedinci kitabın iki bölüme ayrılmasına karşı çıksam da -hala da şüphelerim var aslında- sanki devasa romanı yaklaşık 5 saate hakkıyla yayabilmişler gibi geliyor bana. Karakterler de artık ‘üç boyutlu’ hale getirilmiş -haliyle-. İlk yarı ‘banka’ sahneleriyle çarçabuk geçiyor, ikinci yarıda ise Hogwarts ‘istilası’ start alıyor. Özellikle Karanlık Lord’un ‘devasa ordusu’nun saldırıya geçtiği anlarda gerilim tırmanıyor.

İngiliz oyuncular her zaman ki gibi iyi. Radcliffe hala ‘vasat’. Watson ve Grint ise her zaman ki gibi ‘iyi’ iş çıkarıyorlar. Öpüşme sahneleri bile var. Neville karakteri ise filmde Snape gibi ‘kilit’ rolü oynuyor ve karakteri canlandıran Matthew Lewis bu kilit rolü iyi sırtlıyor. Alan Rickman ve Maggie Smith ise kusursuz. Rickman’a en çok sahne verilen bu bölüm sanırım.

Bellatrix’in Molly Weasley tarafından öldürüldüğü sahne biraz geçiştirilmiş ve araya sıkıştırılmış gibi. Lupin, Tonks ve Fred gibi ‘özel fan’ları olan karakterlerin öldürüldükleri sahneler gösterilmiyor bile -filmin kusurlarından biri de bu. Çocuk bekleyen Lupin ile Tonks’un öldüğünü gösteren sahne herşeye karşın duygusal. Belki bu karakterlerin, kitabın fanları, öykü ve Harry ile duygusal geçmişleri olduğu içindir. Bunlar filmlerde pek iyi işlenememişse de kitapta, özellikle Lupin ile Harry arasında, belki Sirius kadar olmasa da özel bir ilişki vardır. Haliyle David Thewlis gibi oyuncularda ‘performans’ sergileyemiyorlar. Emma Thompson ve Jim Broadbent gibi oyuncular ise harcanmış. Ralph Fiennes ve Carter ise olması gerektiği gibi ‘kötü’.

Thompson neredeyse 5 saniye görülüyor ve sadece bir cümle ediyor! Broadbent’de öyle. John Hurt filmin girişinde az ama öz bir sahneyle ‘finish’ini veriyor. İlk bölümde Harry açısından önemli bir karakterdi bu asacı dedemiz. Imelda Staunton ve diğer bakanlık üyelerinin bakanlıkta hiçbir sahnesi olmaması ise kötü olmuş. Staunton Umbridge karakterine yeni açılımlar getiren bir oyuncuydu oysa.

Yates bu bölümün daha epik ve melankolik olacağını söylemişti. Aslında bu ‘melankoli’ tanımı ilk parta daha çok uyuyor ama epiklik konusunda kusurları olmasına rağmen çokta sıkıntısı yok bu bölümün. Özellikle ‘duygusal epik’ sahneler açısında. Filmin, hayranları için hazırlaması gereken ‘veda filmi’ duygusu, belki kimi fanatiklerin ‘ağlama’ beklentilerini karşılıyor.

Trollerle türlü yaratıkların birbirine karıştığı savaş sahnesi, Voldemort ile Harry’nin son düellosu ve Hogwarts meydanında kozların paylaşıldığı ve tüm karakterlerin meydanda karşılaştığı anlar bu epikliğe katkıda bulunuyor. Filmin en iyi sahnelerinden biri, Harry’nin, özellikle Melez Prens bölümü ve Dumbledore’un ölümü sonrası akla takılan soruları ve bu ‘yara izli kahramanın’ sırrını çözmek için düşünseline yaptığı ziyaret. Bu bölüme hakkıyla yer ayrılmış. Harry’nin ailesinin öldürüldüğü geceye geri dönüş ve Snape’in davranışları, final sahnesinden bile daha duygusal. Keza Snape’in ölüm sahnesi de öyle. Yani fanatikler rahatça ağlayabilir. Snape bu bölümde gerçekten de ‘çekici’ bir karaktere dönüşmüş.

Harry’nin ölen ailesi ve Lupin ve Sirius ile ormanda buluştuğu sahne, ayrıca Dumbledore’la Harry’nin King’s Cross’da buluştuğu hayal sahnesi -ve Voldemort’un kanlı ‘yaratık’ tasviri ise, kitaptakini başarıyla perdeye geçiriyor.

Filmin kusurlarına gelince, belki de baş kusur yönetmenin Hogwarts savaşını ve savaş alanını, Harry ve arkadaşları Hortkulukları yok ederken ‘arka fon’da vermesii.. Bu seçim ‘efektten tasarruf’ olabilir ama yinede izleyiciler için ‘büyük bir kusur’. Bu konuda hayal kırıklığına uğradığımı söylemeliyim. Neyse ki Harry tekrardan dirildiğinde, efekt değil ama etkileyicilik açısından düello başarılı sahneleri çıkageliyor.

Elbette kusursuz olmayan ama ‘iyi’ bir veda bu. Daha iyisi yapılabilir miydi? Evet. Kitaba göre daha epik bir ‘son anlayışı ve yoğun bir duygusallık olabilirdi. Özellikle okula ve yan karakterlere daha iyi bir veda yapılabilirdi, veya final daha epik ve duygusal bir şekilde kapanışı verebilirdi, örneğin vinçle üstten yapılan bir çekimle, arkasına Desplat’ın müziğini alarak. Tren garında başlayan 19 yıl sonra epilogu ise üçlünün çocukları dahil olmak üzere daha iyi verilebilirdi. Oysa finalden önceki bölümde duygusal tonla fantezi tonu iyi ayarlanmış. Bu açıdan belki L.O.T. R. serinin son bölümünün etkisini yapmayabilir.

Ama yinede onun kadar ‘özel’ olan, ileride mutlaka anılacak bir ‘İngiliz’ serisi Harry Potter. Gerçi finalde ‘devamı var!’ mesajı insanı biraz huzursuz ediyor. Umarım böyle bir hataya düşülmez, gelecek yeni seri önceki serinin başarısını yerle bir etmez.

Ve tüm bu kusurlar  filmin iyi olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bu son bölümü, Yates’ten başkası yönetseydi şayet, Avrupai ve modern sinematografiden mahrum kalabilirdik, karşımıza yetişkin işi bir son dört bölüm yerine çocukça devam filmleri veya final bölümü gelebilirdi. Zaten Yates’in serinin diğer yönetmenlerinden farkı da stilize görsel tavrı, üslupçu ve ölçülü anlatımı, seriye yetişkin işi bakışı ve gerçekçi tonu.

Yani sonuç olarak bu bölüm hayranlarını tatmin edecektir diye düşünüyorum, kişisel olarak sevdim. Bu son iki bölümü ise, son bölüm ilkinin atmosferini devam ettirdiği için tek film olarak sayarsak, serinin en iyi 5 filmi içine koyabiliriz; sırayla Sırlar Odası, Felsefe Taşı, Azkaban Tutsağı, Ateş Kadehi ve Harry Potter Ölüm Yadigarları Part 1-2. Ama herşeye karşın serinin tüm filmleri izleyicilere keyif veren ve sevenlerini tatmin eden başarılı filmlerdi. Özellikle 6. bölüm görsellik açısından serinin en çekici bölümüydü. Efekt konusunda ise 2, 4, 5 ve bu son film ‘en iyiler’den. Seriyi benim gibi sevenler hiçbir bölüm için ayrım yapmayacaklardır.

Ve 10 yıllık bir fenomen de böylece bitmiş oluyor. Aslında üzülmedim de değil, ne de olsa kitap çıktı çıkalı bende bir Harry Potter ‘hayranı’ olup çıktım, filmler de cabası. (Tabii oyunculardan imza almak için bir hafta boyunca gala gecesinin yapılacağı yere kamp kuran ‘çılgın fanlar’ kadar değil!) Bu filmde hayranlar için özel bir anlam ifade ediyor tabii, son kitap çıktığında ki gibi. Yara izli, uzun saçlı, gözlüklü büyücü Harry ve arkadaşlarının maceralarını, türlü fantastik yaratığın ve maceranın kol gezdiği Hogwarts’ı, Dumbledor’u, Minevra’yı, asi Snape’i özleyecek miyiz peki? Evet. Ama neyse ki dvd diye birşey var değil mi?

SERİNİN BÖLÜMLERİNİ KİŞİSEL BEĞENİLERİME GÖRE SIRALARSAM;

1. Sırlar Odası
2. Felsefe Taşı
3. Ateş Kadehi
4. Azkaban Tutsağı
5. Zümrüdüanka Yoldaşlığı
6. Ölüm Yaigarları
7. Melez Prens

SİNEMASAL AÇIDAN DEĞERLENDİRİRSEK;

1. Azkaban Tutsağı
2. Ölüm Yadigarları
3. Sırlar Odası
4. Melez Prens (senaryo değil görsel açıdan)
5. Felsefe Taşı
6. Zümrüdüanka Yoldaşlığı
7. Ateş Kadehi

FİLMİN PUANI: 3.9 / 5

Kategoriler
Anketler Güncel Haberler Günlük hayat İnternet Dünyası

‘Yok edilemez’ TDL-4 Botnet saldırı Ağı

Kaspersky Labs tarafından yapılan bir araştırmada 5 milyona yakın bilgisayarı zombi olarak kullanan Dünyanın en büyük botnet ağı ortaya çıkarıldı. TDL botnet ağı olarak nitelendirilen bu sistem hiç bir antivirüs yazılımına yakanlamıyor ve içerisindeki kriptolu şifreleme yönetemi ile beraber iletişimi sağladığından afişe edilmesi yada emirlerin geldiği bilgisayarları bulmak imkansız hale geliyor.

TDL truva atı, kendini ‘master boot record’ olarak bilinen bir dosya içinde gizliyor. Bu botnet ağının yöneticileri, zombileştirilen bilgisayarlarla şifreli bir algorıtma kullanarak iletişim kuruyor, böylece ağ içinde ve dışında gerçekleşen hareketler hiçbir şekilde takip edilemiyor. Şifreleme algorıtmasını kendileri geliştirdikleri ve devamlı olarak yeniledikleri için sistemi anlamak imkansız hale geliyor.

TDL-4 ismiyle anılan bu botnet ağının şimdiye kadar görülen en karmaşık korsan ağı olduğunu söyleyen araştırmacılar, bunun yok edilmesi yada anlaşılmasının suan için imkansız olduğunu belirtiyorlar.

Bu konuda kendi fikrimide belirtmeden edemeyeceğim. Bu botnet ağının ve bu şekildeki gelişmiş ağların yönetimini ve geliştirmesini büyük ve gelişmiş ülkelerin yönettiğini düşünüyorum. Özellikle AB ordusunda bununla ilgili özel bölümlerin olduğunu çoğu kişi biliyor. Bu kadar büyük bir ağ ve devamlı olarak geliştirilmesi, şifreleme metodunun değiştirilmesi basit ve küçük korsanların işinin olmadığı apaçık ortada. Hotmail, google ve apple gibi büyük firmalara saldırı düzenleyen bu tarz botnet ağları.

Bir çok büyük ve gelişmiş ülkenin bir süre önce siber saldırı ve savaş olasılığına karşı ordularında yeni bölüm açtıkları biliniyor, bunu en çok ciddiye alan ise abd ve rusya ülkeleri. Bu tarz bir botnet ağının ABD tarafından yürütülmekte olduğunu düşünüyorum, çünkü TDL-4 truva atının en çok bulaştığı bilgisayarların 28% lik bölümü ABD de bulunuyor, bunu sıra ile 5% – 7% ile hindistan ve ingiltere izliyor. Bu ağın şuanda çözülemeyecek olduğunu varsayarsak, önümüzdeki günlerde büyük siber saldırılarının gerçekleşeceğini öngörmemiz sanırım anlamsız olmayacaktır.

Bu botnet ağının sadece saldırı amaçlı kullanıldığınıda zannetmiyorum; 5 milyon bilgisayar azımsanacak düzeyde değil. Bir araştırma içinde kullanılabilecek bir sistem. 5 milyon bilgisyar demek, kişinin gidiği ve iletişimde olduğu bütün bilgisayarları ve girdiği internet sitelerini, şifreli hesaplarınıda kapsayacak demektir. Girdiği sosyal arkadaşlık sitelerinde, arkadaş listelerindekileri, herkesin bilgilerini erişilebilir hale getirmesi demektir. Böylece araştırılan birisi kolaylıkla bulunabilir, kolaylıkla görüşleri afişe edilebilir, kolaylıkla sonraki yapacakları tahmin edilebilir, nerde olduğu yada ne yaptığı öğrenilebilir..

Böyle bir gücün farkında olmak, gelişmişlik ister, basit insanların elinde bu güç çok can yakar ve dikkatsizce kullanılır. Eminim bu gücün kontrolünü yönetmek zor olduğu kadar belli bir grububa özeldir. Bunuda başı çeken gelişmiş ülkelerin yürüttüğüne kesin gözüyle bakıyorum :)

[poll id=”14″]

Kategoriler
Anketler Günlük hayat iletişim İnternet Dünyası Kuaza Network Hizmetleri Makaleci.com Hakkinda

Makaleci.com gelir paylaşımı modeli ve öneriler!

Merhaba makaleciler. Uzun zaman önce bir kaç deneme ile yazarlarımızın da para kazanabilmesini hedeflemiştik ama geçen zaman içinde bu model tam olarak işleyişini gösteremedi. Kazanç durumunu belirleyemediğimiz için yazarların kendi reklamlarını ekleyebilmesini v.s sağlamıştık ama bununda geri dönüşü olmadı çünkü çoğu yazarın yayınlayıp para kazanabileceği reklam sistemleri yoktu. Şimdi ise bu gelir paylaşımını tekrar gündeme getirip sizlerinde yorumlarını almak istedim.

Bu model ile yazarlarımızın yazılarına, görüntülenmesine, oylanmasına, yorum yapılmasına göre para kazanmasını sağlamak amacındayım. Burda tabi siz makalecilerin ve kullanıcılarında görüşleri önemli benim için. Çünkü makaleci.com bir değişim rüzgarına girdi, bu değişimde herkesin katkısının olmasını, bizimde herkese katkımızın olmasını hedefliyoruz.

Reklam firması olarak Google adsenseyi kullanmayı düşünüyoruz. Firma reklamlarını konu içerisine ve sayfanın bir kaç yerine yerleştirerek konunuz aracılığı ile elde edilen gelirlerin %50-%70 kadarını yazar ile paylaşmayı düşünüyoruz. Adsense gelirlerini google analytics aracılığı ile takip etme şansımız var buda elde edilen gelirin yazarlara doğru orantılı paylaşımını eksiksiz sağlıyor.

Burda kazanç sadece Reklamlardan olmayacak tabiki, farklı konularda etkili olacak: bunları da aşağıda listeliyorum:
Yazılarınızın okunma sayısı.
Yazılarınıza yapılan yorumlar.
Yazarların başka yazılara yaptığı yorumlar.
Yazılarınıza verilen oy, puan.
Yazılarınızın facebook da beğenilme sayısı.
Yazılarınızın google +1 sayısı.
Yazılarınızın Twitter da paylaşılma sayısı.
Yazılarınızın google buzz da paylaşılma sayısı.
v.s v.s bunun gibi bir çok etkeni göz önünde bulunduracağız.

Yukarıdaki durumları editörlerimiz inceleyerek aylık olarak belirleyecekler. Eklenen yazılar için ilk 3 aylık bir değerlendirme süresi düşünüyorum. Böylece eklediğiniz her yazınızdan 3 aylık yorum, gösterim v.S gibi etkenlerin değerlendirilmesiyle para kazanabileceksiniz. Bunun yanında adsense kazançlarınız ise yazılarınız sitede durduğu sürece devam edecektir.

Ben bu şekilde düşündüm, eksik tarafları olabilir, yada fazla kaçan tarafları, bunları tartışarak iyileştirebiliriz. Bu gelir paylaşımı modeline bir kaç gün içerisinde başlamayı planlıyorum. Bu yüzden arkadaşlar olumlu olumsuz görüşlerinizi yazarsanız sevinirim.

Not:
* Eklediğiniz bir yazının okunma sayısı, oylama puanı, yapılan yorumlar, sosyal sitelerde paylaşım sayısı gibi etkenlerden sadece ilk 3 ay kazanç sağlayabileceksiniz, sonraki dönemlerde bu etken artık geçerli olmayacaktır. Ancak yazarın başka yazılara yaptığı yorumlardan, oylamalardan devamlı olarak para kazanması sağlanacaktır.

* Yazılarınızda bulunan reklamlardan elde edilen kazançlar yazılarınız ve reklam modeli geçerli olduğu sürece kazanç elde edeceksiniz, bunun bir sınırı v.s yoktur.

* Reklam modeli yazarlarımıza moral olması ve daha kaliteli yazılar çıkarabilmesi için destek amacıyla hayata geçirilecektir, sırf para kazanmak için bu işi yapmayın çünkü doğru olmadığını düşünüyorum.

* Amacımız kaliteli bir yapı inşaa etmek, bu temeli beraber atacaksak herzaman birbirimize destek olmalıyız.

* Gelir modelini kullanabilecek kişiler siteye yazı gönderebilecek herkes için geçerlidir(bütün üyeler), ancak yazının yayına alınabileceği garantisini veremiyoruz, çünkü özgün olmayan ve kopya yazılar içeriğe dahil edilmeyecektir..

* Kendini kanıtlamış, kaliteli üyeler zaman içerisinde YAZAR statüsüne yükseltilerek yetkileri artırılacaktır. Böylece yazıları incelemeye takılmadan direk olarak sitede yayınlanabilecektir. Bunun kötü amaçlar için kullanılmaması için editörlerimiz ve yayın yönetmenlerimiz devamlı olarak incelemelerde bulunacaktır.
* Reklam modelinin hayata geçirilmesinden sonra makale yarışması için gerekli çalışmalar devam edecektir, kısa sürede yarışma için gerekenlerin hazırlanıp duyurusunun yapılması sağlanacaktır..

[poll id=”12″]

Kategoriler
Anketler Deneme Yazıları Güncel Haberler Spor

Şike Soruşturması Gündem de ki Yerini Koruyor

2 gün önce başlatılan ve Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırımla beraber birçok teknik direktör ve futbolcunun gözaltına alınmasıyla birlikte gündeme bomba gibi düşen ‘şike soruşturması’ hala gündemin ilk maddesini oluşturuyor.

Soruşturmayla ilgili her saat yeni bir iddia ortaya atılıyor. Polisin elinde birçok kamera görüntüsü olduğu iddiası da bunlardan bir tanesi. Polisin özellikle Eskişehir’de ki bir gece kulubünde para alış verişini görüntüleyerek şikenin belgesini elinde bulundurduğu söyleniyor. Tabiki bunların hepsi birer iddiadan ibaret.

Futbolculardan İbrahim Akın’ın kendisine maçta verimli oynamaması karşılığında 100 bin Euro teklifini kabul etmeden önce tanıdığı bir din görevlisini arayarak parayı alıp almama konusunu görüştüğü, din görevlisinin parayı almasında bir sakınca olmadığını söylemesi üzerine aracılarla Etiler’de bir kafe’de buluşarak 100 bin Euro’yu siyah bir poşet içinde teslim aldığıda yine iddialar arasında. Bu iddia bugün birçok gazetenin manşet ya da sürmanşetinde yer alıyor.

İstanbul’da ki Beşiktaş Adliyesi’nde yürütülen soruşturmanın daha çok fazla gündemde kalacağı ve beraberinde birçok gündem maddesi oluşturacağı aşikar.

En merakla beklenen konu ise; Fenerbahçe’nin ligden düşürülüp düşürülmeyeceği. Federasyon Başkanı’nın yaptığı açıklamaya göre davanın sonuçlanmasını beklemeden bu yönde bir karar alınacak.

[poll id=”11″]

Kategoriler
Anketler Webmaster yardım Wordpress

WordPress: site admini ve konu yazari yorumlarini renklendirmek!

[poll id=”8″]

Bazi arkadaslarin isine yarayabilecegini dusundugum, wordpress deki en sevdigim ozelliklerden birisidir bu. Yorumlari listelerken wordpress bu listelenen yorumlara ayri ayri class yerlestirir. Boylece her yorumun farkli renklendirmesine olanak verir. Bizim yapmamiz gereken tek sey bu class lari css yani stil dosyamizda belirtmek.

Site admininin yazdigi yorumlari renklendirmek icin asagidaki css class ini kullanacaksiniz:

comment-author-admin

Konu yazarinin konuya yazdigi yorumlari renklendirmek icin asagidaki css class ini kullanacaksiniz:

bypostauthor

Bunlar haricinde bir kac css class koduda ekler her yoruma, bunlar isinize yaramayabilir, yada daha prof anlamda calismalar icin gerekebilir, bunlara burda yer vermiyorum simdilik. Ilerde bu konuda da detayli bir yazi yazacagim.

yukaridaki class kodlarini yorumlarin listelenme sekline gore eklemeniz gerekli. Ornegin standart wordpress temasinda stil dosyasina asagidakini eklemeniz yeterli olabilir:

.comment-author-admin {
background: #ccc;
}
.bypostauthor {
background: #f00;
}

Yukarida renkleri rast gele sectim arkadaslar, siz kendinize gore arkaplan rengini degisebilirsiniz. Bunun yaninda farkli duzenlemeleride css kismindan yapabilirsiniz.

Unutmamaniz gereken bazi temalarda yorumlar, ol, li v.s gibi taglar yardimiyla listelenmekte boyle oldugunda yukaridaki css taglarini li elementine ait oldugunu belirterek eklemeniz gerek. ornek asagidaki gibi:

li.comment-author-admin {
background: #ccc;
}
li.bypostauthor {
background: #f00;
}

Yada

ol.commentlist li.comment-author-admin {
background: #ccc;
}
ol.commentlist li.bypostauthor {
background: #f00;
}

Yada

ul.commentlist li.comment-author-admin {
background: #ccc;
}
ul.commentlist li.bypostauthor {
background: #f00;
}

Bunlar ornektir, kendinize gore duzenlemeniz gerekli. Bunlari denediginizde calismaz ise konu altinda detaylica sitenizi belirtin, incelemeden sonra gerekenleri yazarim. Ancak ilk kisimdaki ornegin calismasi yuksek derecede ihtimaldir :)

Kategoriler
Anketler Günlük hayat Webmaster yardım Wordpress

Eklentili ve Eklentisiz WordPress sitelerinizi hizlandirin!

[poll id=”8″]

Bu makalede cok detaya girmeyecegim arkadaslar, bazi bilenmeyenleri ve bir kac bilinebilecek ipuclarini yazacagim.

Bildiginiz gibi wordpress alt yapisi yuksek yogunluklu sitelerde sunucuyu yorabilecek duzeydedir. Bunu bilen wordpress yazilimcilarinin hazirladigi sisteme entegre cache ozelligini siddetle acmanizi oneriyorum. Bu eklentisiz sitenizde gozle gorulur bir hiz saglayacaktir. Bunun icin asagidaki adimlari uygulayin:

sitenizin root/wp-config.php dosyasini acin ve asagidaki kodu <?php den sonra ekleyin:

define(‘ENABLE_CACHE’, true);

Bu mevcut wordpress cache ozelligini acacaktir. Boylece sitenizin acilisinda, sayfa gezintilerinde gozle gorulur bir hiz olacaktir.

Bu duzenleme ile birlikte WP super cache eklentisinide kullanabilirsiniz. Bu ikisi ile yogun zamanlarda performansi en ust duzeyde saglayabilirsiniz..

Bunlarin haricinde baskalarinin onerileri gibi tema kodlarindaki php sorgular yerine statik kodlar kullanilmasini onermiyorum. Bunlara ornek: site adresini gostermek icin kullanilan php kodu yerine direk site adresini yazmaniza gerek yoktur. Bunlarin sitenin acilisina, hizina v.s cok fazla etkisi olmayacaktir. Olsada olmasada kullanabilirsiniz. Sonucda varolan fonksiyonlar istesenizde istemesenizde yuklendigi icin direk onlari kullanmaniz performansi fazla etkilemeyecektir. Bu tarz duzenlemeler yerine cache ozelligini acmaniz veya cache eklentisi kullanmaniz fazlasiyla yeterli olacaktir. boylece sitenizin guncelliginide korumus olacaksiniz. Cunku her duzenleme icin ftp acip tema dosyalarini el ile guncellemek zorunda kalmazsiniz.

WordPress icin kullanacaginiz sitenizi hazirlarken dikkat etmeniz gereken bir diger konuda uyumlu hosting alt yapisidir. Cogu hosting yapilandirmasi wordpress icin cok ama cok hantal kalacaktir. Bu durumu goz ardi etmemenizi tavsiye ederim, cunku ilerde surekli hosting degistirmek zorunda kalmazsiniz. Bunu ogrenmek icin arastirma yapabilirsiniz. hosting sirketine sormaniz da olasi durumlardan birisi ancak hic kimse musteri kaybetmek istemez, bu yuzden de soz konusu uyumun oldugunu soyleyebilir. En cok wordpress sistemi barindiran hostigleri tercih edebilirsiniz. Hatta direk wordpress.com dan da yararlanabilirsiniz, yanlis bilmiyorsam domain ve alan gibi secenekleri bulunmaktadir. Hem sorunsuz, hemde optimize edilmis sunucularda siteleriniz barindirilacaktir. Ancak bazi durumlarda ozellestirme imkani olmayabilir. bunu iyice arastirarak konuyu anlamak gerek, tam emin degilim cunku.

WordPress sitenizde sorgu sayisini artiracak kategorisel yada etiketsel sorgulari azaltin. Genelde magazine temalarda bu cokca kullanilmaktadir, ancak bunun sitenizi ve hostunuzu yoracagini, gezintiyi uzatacagini unutmayin. Yinede hostunuza ve cache sisteminize guveniyorsaniz bu gorsellikten yaralanmanizi oneririm. Cunku cogu site sahibi kullaniciyi sitesinde tutmak ister, bunuda gorsellik ile yapmaya calisir. Bunun yaninda icerige ve acilis hizinada onem vermeniz gereklidir.

Gel bir sorunda tasarimdaki css ve html bozukluklarindan ibaretdir. Bu sorunlarin olusmasi cogu zaman sitenin yavas aciliyor oldugunu hissettirecektir kullaniciya. W3c onayindan once sorunsuz bir kodlamaya agirlik verin. Fazla html ve css etiketi kullanmadan bu isi halledebilirseniz w3c onayina gerek kalmaz. Yani daha az kod, daha az css ve daha hizli acilis..

WordPress sisteminin eklenti destegi suphesiz harika bir ozellik. Ancak bunu abartmadan kullanmanizda yarar olacaktir. Eklentisel sorunlarinda sitenizi yavaslatacagini ve problemler cikaracagini unutmamaniz gerek. Bu yuzden kullandiginiz versiyon ile alakali eklentiler kullanmaya ozen gosterin.

WordPress her guncellemede bir cok fonksiyonu veya ismini degisebiliyor. Temada kullanilan fonksiyon kodlari eski olacagindan sitenizi yavaslatacaktir. Bunu ogrenmek ve sorunlu yada artik kullanilmayan fonksiyon kodlarini ogrenmek icin wordpress’in debug yani hata gosterme ozelligini acarak bunlari takip edebilirsiniz. Bunun icin asagidaki yolu izleyin:

sitenizin root/wp-config.php dosyasini acin ve asagidaki kodu <?php den sonra ekleyin:

define( 'WP_DEBUG', true );

Bu duzenlemeyi kaydetdikten sonra sitenize bakip sorunlu kodlari en ustden gorebilirsiniz. Genelde temasal degilde eklentisel sorunlar olusuyor. bu yuzden ekentilerin wordpress son versiyon ile uyumlu olmasina dikkat edin. Uyumlu olmasina ragmen yine hata aliyorsaniz, bunu eklenti yazarina iletmenizde yarar olacaktir. Bu tarz sorunlarin kapatilmasi hem sitenizi hizlandiracak, hemde sunucunuza yada hostunuza binen yuku hafifletecektir. Ayrica cache islemlerinide hizlandiracaktir. Bu sebeple siteniz calisiyorken olusacak sorunlari onceden takip edip, duzeltmeye calisin.

Eski eklentilerinizin kalintilarida sitenizi yavaslatacaktir. Bildiginiz gibi eklentileri silseniz bile eski bilgileri databasede kalabiliyor. bu sorgu suresini uzatacaktir, cunku gereksiz bir cok kayit olacagindan bunlar arasindan sonuca ulasmasi zaman alacaktir. Bu tarz eski kalinti bilgilerini temizlemek isin bu eklentiyi(Clean Options) kurup calistirin. Kullanirken dikkat edin arkadaslar, yanlislikla yapilandirilmis eklenti ayarlarinizi silmeyin, yoksa tekrar bastan ayarlarinizi yapmak zorunda kalirsiniz. Bu yuzden Database yedegi alarak eklentiyi calistirin.

Guncel bir siteniz varsa, devamli yazi ekleyip yazi siliyorsaniz, yorum aliyor yada siliyorsaniz mutlaka her gun database optimize etmeniz gerekecektir. Bunun yararlari bozulan tablolari onarmak ve gereksiz verilerin temizlenmesi olacaktir. Buda sitenizi daha da hizlandiracak, gereksiz uzun sorgulardan kurtaracaktir. Bunun icinde WP-Optimize Eklentisini kurup calistirmaniz yeterlidir. Bu sayede sorunlu tablolari optimize edip, gereksiz yazi surumlerini temizleyip, yazi yazarken otomatik eklenen yazi bilgilerini kaldirarak Mysql tablolarini rahatlatabilirsiniz. Bunun sonucunda gelen sorgu istekleri daha hizli olacaktir.

Cache eklentisi kullaniyorsaniz yada nginx deki gzip ozelligi aktif ise iceriginizin gzip formatinda kullaniciya sunulmasi hiz olarakda fayda saglayacaktir. Bu sebeple sitenizdeki icerigin gzip ile SIKISTIRILDIGINI bilerek buna gore hareket edin.

Devamli guncel wordpress versiyonlarini kullanmaya ozen gosterin. Cunku her yeni versiyonda mutlaka bir yenilik yapilmakta, eksiklik giderilmektedir. Genelde tehlikeli yada sorunlu fonksiyon kodlari iyilestirildigi icin bunun sitenize dogrudan yarari ve etkisi olacaktir.

En onemli yapmaniz gereken konuda Kuaza (makaleci) yi takip etmenizdir :)

Bir sonraki yazilarimda bu tarz konulara agirlik verecegim arkadaslar. Guvenli, hizli ve sorunsuz wordpress gunleri dilegiyle yazimi sonlandiriyorum.

Kategoriler
Anketler Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular Türk Tarihi Türkiye üzerine

Terörün Gerçek Yüzü

İçinden çıkılamaz bir sürecin içerisine giriyoruz. Sözde kendini aydın olarak addeden birtakım yazarların, özerkliğe ışık yakarcasına yapmış olduğu konuşmalar, bölge insanının bunu yapmış olduğu yasal, yasa dışı gösterilerle göstermesi, batıya ve Ankara’ya vermiş olduğu mesaj istenilen talepleri açıkça belli ediyor. Gelin Kürt sorununu geniş bir açıdan ele alalım.

Birincisi bahsetmiş olduğumuz aydın kişiliklerin, bölge insanını fakir, hiçbir yardımdan nasibini alamayan vatandaşlar olarak anlatması, olayın ne kadar da tek taraflı düşündükleri ve ayrıca hizmet ettikleri grupların kim olduklarını açıkça gözler önüne seriyor. Oradaki aşiret düzeni var oldukça oradaki halk fakir kalmaya mahkumdur. Güneydoğulu bir vatandaşımızın batının herhangi bir şehrine gelip yerleşmesi, orada iş kurması veya patronluk mertebesine kadar yükselmesi onları ilgilendirmiyor da, artık onlar zaten bizim ellerinde biz daha yüksek oynamak istiyoruz tarzı düşüncelerini anlatmak istiyorlar da kıvranıp duruyorlar demokrasi, insan hakları, ve fakirlik edebiyatıyla. Üzülerek söylüyorum ki, bölge halkı teröre destek vermediğini yüksek sesle duyurmadıkça; ilçesinde, semtinde, sokağında yapılan taşlı, sopalı gösterilere bir dur demedikçe batıda yaşayan kitlelerin kafasındaki bölge insanı da ayrılmak istiyor düşüncelerinden sıyıramayacaklar. Ayrı bir devlet talep eden birtakım şahısların utanmayarak batının herhangi bir iline gelerek haklı olduklarını iddia etmesi, savaşı herkesten çok onların istediğinin açık kanıtı değil midir?

Pkk terör örgütünün yıllarca bölge insanına yapmış olduğu katliamlar silsilesi dahi, orada yaşayan halkın o örgütten nefret etmelerini sağlayamıyorsa, burada devletin izlemiş olduğu yanlış politikayı açıkça gözler önüne sermiyor mu? Öyle bir örgütten bahsediyoruz ki köyde yaşayan masum halkı çoluk çocuk demeden katletme gaddarlığını gösteren ve ardından bunu devletin askerine mal eden bir vahşi yapı.

Pkk terör örgütü, bildiğiniz üzere ilk başta bölge insanını korkutarak, onların örgüte doğrudan ya da dolaylı destek verme talebinde bulunmuştur. Buna kulak asmayan vatandaşlarımızı çoluk, çocuk, yaşlı demeden kurşuna dizmiş bunu yaparken de örgüt propagandası yapmaktan geri kalmamıştır. Oradaki devlet yanlısı vatandaşımızı batıya göç etmeye zorlayarak öncelikle bölgeyi tamamiyle kendi kontrolü altına almayı, kendi ideolojilerini benimseyen kitleler meydana getirmeyi hedeflemiştir. Başarılı olmuştur da. İkinci aşama, varını yoğunu elde avucunda ne varsa satıp büyükşehirlere binbir umutla gelen, masum insanları kendilerine piyon etmektir. Burada hayatlarını idame ettiren şehir insanının yaşam biçimlerini onlara göstererek, içlerine birkaç hain sokarak “Sizler neden böyle yaşamayasınız?, bizlere ayrımcılık yapıyorlar.” düşüncesini zor da olsa masum insanlarımıza kabul ettirmeyi başarmışlardır.

Elbette bunda devletimizin uyguladığı yanlış politikalarda etkili olmuştur. Göçle gelen kitlelerin şehrin ücra semtlerine saklanırcasına yerleşmelerinin ileride birtakım sorunlar yaratacağını ve kendi düzenlerini gelecekte kendilerinin sağladığı inancını taşıyacaklarını hesaba katmaları ona göre davranmaları gerekti. Üniversiteli bir genç olarak işsizliğin yaratmış olduğu boşluğu gördükçe, ailesine bir lokma kuru ekmek götürme amacı güden babaların içindeki derin boşluğu görmezden gelmek tamamiyle insafsızlıktır. Gayri meşru yollardan rant sağlamaya, uyuşturucu, gasp, kapkaç gibi işlere bulaşmalarını sağlayan, pkk terör örgütünün ta kendisidir. Böylece kendilerine yeni kazanç kapıları sağlayacak, batıda silahlı olmasa da güçlenene dek ekonomik olarak varlığını kanıtlamaya çalışacaktır. Yataklık etmeyi kabul etmeyen insanlar sindirilecek, hain olarak nitelendirilecektir. Sonuçta şehirlerin ortasında getto diye tabir edilen kurtarılmış bölgeler yaratılmıştır. Kendi ideolojilerini masum halkın sırtına yaslanarak idame ettirmek ve bunu sadece kendi halkı için yaptığı yalanını uydurmak konusunda da ne yazıktır ki gayet başarılı olmuşlardır. Bunun en büyük kanıtı terör örgütünün sözcülüğünü üstlenen partiye verilen halk desteği değil midir?

Bundan sonra ne yapılmalıdır? Üzülerek söylüyorum ki, olacakları seyretmek dışında yapabileceğimiz birşey kalmamıştır. Öyle ki terör yandaşlarına gösterilen tepkilerin faşistçe olarak nitelendirildiği, polis panzerlerine taş ve molotof kokteyli savurmanın hak arama olarak gösterildiği günlerden geçiyoruz. Terörist cenazelerinde atılan intikam sloganları, belediye araçlarının terörist cenazelerinde boy göstermeleri doksanlı yılların sıcaklığını aratmayacak cinstendir. O günlerden tek farkı terörün kendisini öyle ya da böyle siyasi zemine yerleştirmesi, sesini meclis salonlarından askeri olarak en yüksek rütbeye sahip olan Genelkurmay başkanımıza dahi tehdit savurma cesareti bulacak ortama kavuşmasıdır. Örgüt adına yayın yapan internet siteleri, terör örgütü liderinin içeriden yapmış olduğu iç savaş tehditlerini düzenli olarak duyurmaktadır. Buna rağmen ortada hiçbirşey yokmuş gibi davranarak milleti uyumaya yönelten zihniyetleri kınıyorum. Bunca şehit varken hiçbirşey olmamış gibi davranmak hiç kimsenin haddi olmamalıdır. Abd’ye terör örgütü liderleninin listesini sunmak veya verilen onca şehite karşı birkaç çapulcu cesedini övgüyle bahsetmek teröre karşı kazanılmış bir zafer olarak nitelendirilmemelidir. Ülkemizin Güneydoğu bölgesi ne yazık ki doksanlı yılların Kuzey Irak’ını anımsatmaktadır. Sırada belediye başkanlarının bir araya gelerek özerkliklerini ilan etmeleri vardır. Özerklik talep eden kişilerin, batıda yaşayan Kürt vatandaşlarımız için nasıl bir talepte bulunacaklarını geçen zaman gösterecektir. Öyle ki Mersin şehrinin en büyük belediyesini (Akdeniz Belediyesi) kazanmalarını siyasi zaferden çok etnik bir zafer olarak nitelendiren kişilerin varlığını düşündükçe, gelecek tahminini yapmak pek hayli zor olmuyor. Herkesin dikkatli olması gerek.

Siyasi kazançları uğruna, partilerinde bölücülük yapan kişileri barındıran partileri ayrıca kınıyorum. Bu ne yazık ki örtülü de olsa her partide mevcut. Terör örgütü başarılı olamayacağını düşündüğü illerde yandaşlarını, tamamiyle zıt düşüncede olan partilerin saflarına katılmaya iterek palazlanmalarını sağlamaktadırlar. Bunun böyle olmadığını görmek için aptal olmak gerekir. Türkiye Cumhuriyeti istihbaratının eminim ki, bu bahsetmiş olduğum konulardan haberi vardır. Eğer yoksa ne yazık ki istihbarat servisimizin yetersizliği konusundaki fikirlerim zerre değişmeyecektir. Birilerinin paketleyerek yolladığı terör örgütü liderini uçakla sağ salim Anavatana ulaştırmak başarı nedeni olarak gösterilmemeli, kimseler uyutulmamalıdır. Terör bitirilmelidir, götürüsü ne olursa olsun…

ANKET

[poll id=”5″]