Kategoriler
Hayat üzerine Öğrenci Konuları Şuan Düşündüklerim

“Düşler Okulu”

              Daha önce de görmüştüm şafağı sökerken. Bulut bulut dağılan karanlığı. Yer yer aydınlığa çalan gökyüzüne bakmıştım uzun uzun. Böyle zamanlarda hep aynı şeyleri düşündüğümü hatırlıyorum. Bu çok manevi bir hissiyattı. Günahlarımı düşündüğüm oluyordu, kırdığım kalpleri gözden geçiriyordum ve hep aynı kararları alıyordum. Karanlık komple dağıldığında doğacak güneşle birlikte farklı ve çok daha iyi huylu bir insan olacaktım. Öyle takılmayacaktım her şeye, babama daha az kızacak annemin sözlerine daha çok itaat edecektim. Kardeşlerime örnek bir abla, daha başarılı bir insan ve kendi ruh âlemimde kendimin sultanı…

              Ayıp olmasın diye üç dört saat uyguladığım oluyordu içimdeki sultanın bitmek tükenmek bilmez buyruklarını. Birileri beni sürekli yoldan çıkarıyordu sanki. Her şey el ele vermiş sonumu hazırlar gibiydi örneğini burada vermek istiyorum. Gerçek şu ki; ben hiçbir zaman sultanıma sadık bir cariye olamadım.

              Kız lisesinde okudum. Yirmi beş kişilik bir sınıfta bir tane arkadaşım vardı. Birlikte kooperatif kolunda çalışıyorduk teneffüslerde kantini açıyorduk. Zati derslerde zor tahammül ediyordum kız arkadaşlarıma, bir de teneffüslerimi onlarla geçirmek istemediğimi takdir edersiniz herhalde. Hayatımda böyle bir ortamda eğitim alacağım aklımın ucundan geçmemişti.

              Liseye Konya da başlamıştım aslında. Bir öğrenci yurdunda ailemden uzak okuyabileceğimi, kendimi idare edebileceğimi sanmıştım. Hesapları yanlış tutmuşum.  Annemle her telefon görüşmemde iki gözüm iki çeşme ağlıyordum. Yurdun yemekleri, yatakları, çalışma odaları hiçbir yeri sarmıyordu beni. Ders çalışmak için etüt odalarına geçip aile fotoğraflarımıza bakıyordum. Okul mu? O baştan fiyaskoydu. Lisemizin yapısı çok eskiydi, sınıflar kutu kadardı. Bir sırada üç kişi oturup sözde eğitim görüyorduk. Bu böyle çok gitmezdi elbette. Miadımın dolduğunu hissediyordum fakat ağırdan seyredişine tahammül edemiyordum.

                Nihayet bir gün dürüstçe anneme burada okumak istemediğimi söyledim. Bu cümlenin ağzımdan çıkmasını bekliyor gibiydi. 14 yaşında bunların üstesinden gelemeyeceğimi düşünmüş olmalı ki en başında uyarmıştı. Ah yeni neslin jetonları… Ne zaman zamanında düştü ki? Neyse ki çok geçmeden düşmüştü benim jetonum. Hemen idareden tasdiknamemi alıp otogara geldik. İlk otobüsle Konya’nın Ereğli ilçesine dönecektik. Uzun zamandır kendimi ilk kez böyle huzurlu hissediyordum. Herkese gülücükler saçasım vardı. Muavine, şoföre, yolculara… Yeni lisemi ya da arkadaşlarımı hiç düşündüğüm yoktu. Anlıkçı bir insanımdır zaten. Talha Bora Öge’nin  “Dün gitti, yarın gelmedi anı yaşa” cümlesini kendime felsefe edinmişimdir. Yanlış da değil hani…

             Yol biter ömür bitmez denir; yolumuz bitmişti artık. Evimize geldik. Güzel bir haftasonu beni bekliyordu. Ne güzel yemekler yapmıştı annem. Ne seviyorsam vardı. Hafta sonumun geri kalanını kendime bir oda düzenlemekle geçirdim. Benim can yoldaşı kitaplarım. Simetrik bir biçimde dizdim kitaplığıma. Ne kadar çok okuduğumu gördüm, dudaklarımı sımsıkı kapatıp başımı sallayarak “vay anasını” türünden bir dönüt verdim kendime. En sevdiğim biblolarımı masamın üzerine yerleştirdim. Kardan adamlı kalemliğim eskimişti. Aldırmadım kalemlerimi de yerleştirdim. Taş atıp da kolum yorulmamıştı ama erkenden uykum gelmişti. Sabah yeni liseme gidecektim. Yeni kelimesinin anlamını tekrar düşündürecek olan yeni(!) liseme…

                 Okul müdürü çok şirin bir insana benziyordu. Ne de güzel karşılamıştı bizi. Okulu dolaştırdı sınıfımı gösterdi. Sınıflar çok kalabalık değildi. Koridorun başındaki ilk sınıfa girdik. Ders matematikmiş. Sağ olsun okul müdürü beni yormayıp, kendi takdim ediverdi beni sınıf arkadaşlarıma. Pek hoş bakışlar topladığımı hatırlamadığıma göre kimse ilk etapta benden hoşlanmamış olsa gerek. En arka sırada balık etli uzun boylu bir kızın yanına oturmuştum. Başıyla kısa bir selam verdi. Bende karşılık verdim. Her şey birden normale dönüp derse devam edildi. Kızların, azarlandıkça arsız bir çocuk gibi sırıttıklarına şahit oldum. Mahmut Hoca’nın da pek istekli ders anlattığı sayılmazdı. Sürekli “siz insan mısınız?” diye çıkışıp duruyordu sınıfa… “Hocam, oradan bakınca neye benziyoruz?” türünden yılışık cevaplar kol kola dans ediyordu ortalıkta. Arada bir arkalarını dönüp bana bakan kızlar vardı, gözlerim zikzaklar çizip dalgalanırken sınıfta; kafamdaki ses “cehenneme hoş geldin” diye fısıldadı.

             Lise yıllarıma ince ince dokunmak hiç hoşuma gitmiyor. Kocaman bir daire çizip ortasına bir nokta koymak kadar belirsizdi her şey. Sadece iki arkadaşım vardı. Biriyle kooperatifte birlikte çalışıyorduk, diğeri ile dertleşir halleşirdik.

            Lise eğitimim boyunca en düşük notum 80 civarlarıydı. Sabahlara dek ders çalıştığımı iyi hatırlarım. Öğretmenlerimin hemen her şeyde beni örnek vermeleri önce ne kadar da güzel ruhumu okşuyordu. Meyveli ağaç taşlanırmış. Ağacın sallanabileceğine şahit oluyordum. Bir süre sonra arkadaşlarım beni kendilerine göre organize etmeye başladılar. Sınav zamanlarında kendilerine göre planlar kurup, oturacağım yeri belirlemeye başladılar. Biliyorum bu çok komik ama bir süre itaat ettim. Kâğıdımı görmelerine izin verirdim. Bu da yetmezse sınav saatine dek çalıştırırdım onları okulun bahçesinde. Çevredeki erkek liselerinden çıkan çocuklara ağzı açık ayran delisi gibi bakarlarken, çok baltanın sapsız kalabileceğini kestirebiliyordum.

                Bu böyle çok gitmedi tabi. Onları çalıştırdığım sınavlarda düşük notlar aldıklarında, benim bazı şeyleri yanlış anlatıp onları kandırmış olabileceğimi ileri sürdüler. Kâğıdımı kendi kâğıtları ile karşılaştırıyorlar fakat bana itimat etmiyorlardı. Artık cimri, paylaşımdan uzak, kötü, ders çalışarak hocaların gözünü boyamaya çalışan biriydim onlara göre.

                Tamam, hocaların her şeyde beni öne sürdükleri hatta sınav kâğıtlarını okumaya yardım etmemi istedikleri oluyordu ama ben kimseden farklı değildim aslında. Onlar beni anlamıyordu belki ama asıl anlaşılması zor olan onların davranışlarıydı. Ben artık yirmi dört kişilik bir sınıfta yalnızca iki arkadaşı olan diğer yirmi ikisinin gördükçe selam bile vermediği biriydim. Peki, bu çok umrumda mıydı? Evet… On altı yaşındaki bir genç kız için arkadaş ortamının önemini tahmin edebilirsiniz. Kendimi insanlara sadece negatif elektrikler gönderen bir mekanizma gibi hissediyordum ve yine bu hissiyat beni her gün paralıyordu.

               İşte böyle zamanlarda, karanlığa takılmaya görsün gözlerim… O hissiyata bürünüyorum yine tüm benliğimle. Bu kez günahlarımı düşünmüyorum, derdim daha iyi bir insan olmak değil artık. Testi nasibini alır sudan. Daha iyi olamıyorsam, olabileceğimin en iyisi olmaya gayret ederim. O da olmuyorsa çok da didikleyeceğimi sanmıyorum bu konuyu. O kadar eksik kadı kızında da oluyorsa bende bu kadar eksik normaldir.

                Ama birçok kere daha gördüm şafağı sökerken. Beni hala aynı maneviyata, girdaba ya da bir yerlere çekip çekmeyeceği merak konumdu. Çekti… Neresi olduğunu bilmiyorum ama karanlık değildi. Gece olduğu konusunda insanı yanıltan bir aydınlık vardı. Düşündüklerim günahlarım değildi, hatalarım değildi. Saltanat müptelası sultanımın buyruklarını temize çekmedim kafamda. Uymak zorunda olduğum kurallar yoktu. Hayatın tüm şeritleri serbestti ve ben sağa sola bakmadan çıktım yoluma.

                Dengesiz bir lise hayatı yüzünden sizce sosyal davranışlarımı, arkadaş sevgimi ya da değişik aktivitelerimi asosyal yanlarıma mı satmışımdır? Hiçte değil… Hayat bir düşler okulu, bizler de düş(en)ünen öğrencileri, ötesi meçhul. Bırak liseyi, üniversiteyi, insan hayatında hiçbir şey çokta önemli değil. Her şeyin sonunda bir karanlık var fark etmiyor musunuz? Dibe vuruşunuz iyiliğinizden, hay Allah iyiliğinizi vermedi mi hala? Güneşin doğuşu ile beraber bedeniniz güneşlensin, ruhunuz düşlensin. Zirvede bir noktaya da o uzun soluklu, demli düşlerinizi kurun… Çekinmeyin; doğru geldiniz, burası “düşler okulu”…

                                                                       Rüya FERHAN

Kategoriler
Şuan Düşündüklerim Televizyon ve hayat Toplumsal Konular

Televizyon Okuyup, Kitap İzleyenler

 “Sakın Kaçırmayın”, “Bizden Ayrılmayın” türünden tembihlere fazlasıyla itibar ettik. Falanca televizyon kanalının dediği gibi “gözlerimizi alamaz” hale geldik bile. Artık herkesi ekran başına bağlayan bir dizi vardır diye düşünüyorum. Belki bir kadın programında olayın karakterleriyle ağlayıp, öfkelenen birisiniz. Bir yarışma programında büyük ödülü alacak olan sizmişsiniz gibi heyecanlanıp, yerinizde duramıyor da olabilirsiniz. Kim, kiminle, nerede diye meraklanıp magazin programlarının dibine vurmadığınız ne malum? Stand up gösterileri, X Show’lar ve evlilik programlarını saymayacağım bile… Gözlerimizin, zapladığımız kanalların herhangi birinde buluştuğu kesin. Dünyanın bir yerlerinde birileri aynı anda aynı şeyleri yapabilir önermesinden yola çıkmışken; aynı anda yapılabilesi bu işin ekseri televizyonlar üzerinden oynandığı yargısına da şıp diye varırım.

İşin tuhaf tarafı bu durumdan pek de şikâyetçi değiliz. Yetişen yeni nesillerimize, dilimizle kitap okuma alışkanlığından dem vururken; televizyon karşısında geçirdiğimiz vakitlerle ne mesajlar veriyoruz, ne mesajlar… Bir koltuğa iki karpuz sığdırma huyumuz yok mu bir de, kısıp televizyonun sesini kitap okuyoruz sözde. Kitap okuyor gibi yapıp, başını kaldırmadan göz ucuyla televizyona bakmaya çalışan şaşı çocukların yetişmesine ön ayak oluyoruz. Gözü işte, aklı oynaşta dediğimiz çocuklar yerden mi bitiyor sanıyorsunuz? Ahh o çocukluğumuzun siyah-beyaz televizyonları… Renk kavramı algımızı düzleyen, bizi o şaşaalı âlemden bir nebze olsun uzaklaştırabilen renksiz ekranlar… Renkli dev ekran televizyonlar üzerinize kuma geldi haberiniz var mı? Sonra bizi kesmedi, onun da üstüne Yüksek Seçkinlik anlamına gelen, High Definition (HD) kalitesi geldi. İnsanlar, hayvanlar her an televizyonun içinden çıkıp gelecekmiş gibi canlı. İzlerken insanın gözleri kısılıyor, “biri şunun rengini kıssın” diyesi geliyor. Ne mübarek adamlar var(!) nasılda bizim için uğraşıyorlar. Hadi görelim sizi daha iyisini yapın; bu HD de kesmedi bizi…

Şimdi HD bir televizyon alırsanız en fazla 1280×720 çözünürlüğe sahip olursunuz bu çözünürlük şu anki bilgisayar monitörlerinde en çok kullanılan çözünürlük demek oluyor. Buradan bakarsan kuru lakırdı, buna ancak televizyonun karşısından bakılır… Evet, evet tam oraya oturun, televizyonun tam karşısına…

Yayını keserlerdi belli bir saatten sonra, izleyecek bir şey yok diye kapanıyordu televizyonlar. İnsanlarda irade, artık ekmek kırıntısı kadar. Biri bize, bu kadar yeter demezse; bizim duracağımız müsait bir durak yok. Şimdi de televizyon izlemenin bilinçli hale gelmesine –özellikle çocuklar adına- yönelik eylemler mevcut. “Bugünlük bu kadar yeter çocuklar” diye ekrana yansıyan mesajları dikkate alan var mı bilmiyorum. Ki henüz okuma yazma bilmeyen çocuklar dahi ekran başındayken, bu el kadar çocuklar bu mesajı veren insanları ne kadar hatta nasıl ciddiye alırlar diye merak ediyorum. Anne ve babaları mı? Hadi canım, onlar ekrana o yazıyı görmeyecek kadar dalmış durumda, çocuklarını uyaracaklar mı sanıyorsunuz?

Ben ümidi kesmek durumundayım. Yakında çocuk bakacak ki anası babası televizyonla epey haşır neşir; kalkıp kapatma düğmesine basacak makinenin. Umuyorum bu hayal ettiğim sağduyuya sahip çocuklarımız yetişiyordur. Yoksa “beni oku” diye yalvaran kitapları izler; televizyonları deli gibi okur hale geleceğiz. Aman Allah’ım yolculuk ettiğimiz otobüs koltuklarına kadar peşimizde bu televizyonlar, ya yakında kitaplarımızın içine de girerse?

 

Kategoriler
Aklımdan geçenler Öylesin Esti Spor Şuan Düşündüklerim

58 Değişmesin Düşen Şerefiyle Düşsün


58. Madde Değişsin Diyen Çevremde Bir İnsan Bile Görmemişken Çıkıp Kulüp Başkanları Neler Yapmaya Çalışıyorlar Anlamadım.Bence Şuan Twitterdada Gündem Olduğu Gibi #58degissinDiyenSikeYapmistir.58 Değişmemeli Bence 3 Maçtan Fazla Yapan Bank Asya’ya 6 Dan Fazla Yapan TFF 2. Lige 12’den Fazla Yapanda TFF 3. Lige Kadar Düşürülmeli Hatta. 1-2 Maçta Şike Yapanda -Puan Almalıdır Bence. Bu Senenin Şampiyonuda Belli Bence Bu Sene Galatasaray Şampiyon Olucak Ama Galatasaray Taraftarı Sevinemiyecek.Çünkü Şampiyon Olmasının Nedeni Beşiktaş ve Fenere Verilecek Cezalar Olucak.Yapılan Bu Şike Operasyonu Herkezi Üzecek Ama Bence 1 Senelik Herkez Holiganlığı Bırakıp Sakin Olmalı.Şike Şuan Bize Basit Bir şey Gibi Geliyor.1 Maçta Şike Yapmak Bile Ne Kadar Büyük Bir şey.Bütün Sene Uğraşan Bir Takımın 1 Maçta Şampiyonluğunu Bile Alabilirsininiz.O zaman 6 Maçtan Fazla Yapanında Büyük Bir Ceza Alması Dediğim Cezayı Alması Bence Normal.

Hatta Bir Beşiktaşlı Olarak Beşiktaş’ında Düşmesini İsteyen Biriyim.
Bankasya’ya Düşersek Türk Futbolunda Müthiş Bir Dönem Yaşanıcak Bence. Hem Beşiktaş Hem Fener Müthiş Yıldızlar Çıkarıcaklar. Çünkü Bankasya’da Gençleri Oynatacaklarından Yeni Genç Yetenekler Bulacaklar Birde Şu (Bienvenu,Holosko,Bilica,İsmail,Edu gibi.) Futbolculardan Kurtulup Yeni Ekol Oluşturacaklar.Bence İyi Olacak.
Hele Hele Birde Milli Takımın Başında Abdullah Avcı Varken.

58 Değişmesin Türkiye Milli Takımı Değişsin.(Üstte Dediklerimle. )

Değişik Bir Yazı Oldu.Takımların Düşmelerinede Olumlu Yönden Baktım.Hemde Takımların Düşmesi Gerektiğini Yazdım.

Kategoriler
Aklımdan geçenler Dünya ülkeleri Fransa uzerine Öylesin Esti Şuan Düşündüklerim

Gün Gelir Devran Döner…

  Fransaya Öncelikle Teşekkür Ederim.Yıllardır ”Müslüman Ülkelerde Düşünce Özgürlüğü Yok” Söylemini Dile Getirip Bugün Böyle Bir Tasarıyı Gündeme Getirerek Fransada Artan Müslüman İnsan Sayısına Müthiş Bir Katkı Yapmışlardır.Yıllardır Birçok Hristiyanın Müslümanları Yanlış Tanımasından Sonra Artık Müslümanlarında Eline Bir Koz Geçmiştir.

Bir Kıbrıs Tartışmasında Mesela Gelip Bize : ‘Sizin ükenizde Özgürlük Yok Buraya mı? Getireceksiniz.’ Derseler. Sizki Bir Cümlenin Söylenmesini Yasaklayan Bir Ülkesiniz. Gelip Bizimle Rum Kesimi Arasındaki Tartışmaya Ne  Hakla Girersiniz.

Fransa Artık Fransızın Dışında Kimsenin Yaşayamayacağı Bir Ülke Konumuna Geliyor ki S&P’de Fransanın Kredi Notunu İndirmişken Fransaya Yatırım Yapan Müslümanlarında Paralarını O Ülkeden Çekeceğine İnanarak Fransa Ekonomisinin Yerle Bir Olacağını Tahmin Etmek Zor Olmayacak.

Seçimle Birlikte Bunlar Birleşecek ve Fransa Ekonomisi Türklere Bile İhtiyaç Düşer Hale Gelecek Ve Biz O Gün Yine Bunu Söyleyeceğiz :

 

Ben ki,

     Sultanlar sultanı, hakanlar hakanı hükümdarlara taç veren Allah’ın yeryüzündeki gölgesi, Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Karaman’ın ve Rum’un ve Dulkadir Vilayeti’nin ve Diyarbakır’ın ve Kürdistan ve Azerbaycan’ın Acem’in ve Şam’ın ve Halep’in ve Mısır’ın ve Mekke’nin ve Medine’nin ve Kudüs’ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen’in ve daha nice memleketlerin ki, yüce atalarımızın ezici kuvvetleriyle fethettikleri ve benim dâhi ateş saçan zafer kılıcımla fetheylediğim nice diyarın sultanı ve padişahı Sultan Bayezıd Hân’ın torunu, Sultan Selim Hân’ın oğlu, Sultan Süleyman Hân’ım.

 

     Sen ki,

     Françe vilayetinin kralı Françesko (François, Fransuva)’sun.

 

     Sultanların sığınma yeri olan kapıma, adamın Frankipan ile mektup gönderip, memleketinizin düşman istilâsına uğradığını, hâlen hapiste olduğunuzu bildirip, kurtulmanız hususunda bu taraftan yardım ve medet istida etmişsiniz (istemişsiniz). Her ne ki demiş iseniz benim yüksek katıma arz olunup, teferruatıyla öğrendim.

 

     Padişahların mağlup olması ve hapsolması tuhaf değildir. Gönlünüzü hoş tutup, hatırınızı incitmeyiniz. Bizim ulu ecdadımız, daima düşmanı kovmak ve memleketler fethetmek için seferden geri kalmamıştır. Biz dahi onların yolundan yürüyüp, her zaman memleketler ve kuvvetli kaleler fetheyleyip gece, gündüz atımız eğerlenmiş ve kılıcımız kuşanılmıştır. Allah hayırlar müyesser eyleyip meşiyyet ve iradatı neye müteallik olmuş ise vücuda gele. (Allah hayırlar versin ve iradesi neyse o olsun.) Bunun dışındaki vaziyet ve haberleri adamınızdan sorup öğrenesiniz. Böyle bilesiniz.

Kategoriler
Aklımdan geçenler Dünya ülkeleri Günün Tarihi Şuan Düşündüklerim Tarih Makale

Avrupada Türkiye Hayranlığı 2012

Makaleci.com’a Gördüğüm Son Olayların Neyi İma Ettiğini Anlatmak İstediğim Bir Yazı Yazmak İstiyordum.Oda Bu Yazıya Kısmet Oldu.

Öncelikle Yunanistan Medyasının Başlatığı Türkiye’ye Hayranlık Resitali Büyümeye Devam Ediyor.Resital Derken Bu Bir Şov Değil Gerçeğin Taa Kendisi.Özellikle Yunanların Basketbol Dünya Kupasının Türkiye’de Yapılacak Olmasına Üzülmesine Rağmen Türkiye’ye Gelip Salonları İnceleyince Şoke Olduklarını Hepimiz Gördük.Hatta Bir Gazetenin Manşeti Aynen Şöyledi. ”BİZİM SALONLAR TÜRKLERİNKİNİN YANINDA ANAOKULU GİBİ” Bu Manşet Özeleştiri Değildi Aslında.Türklere Hayranlığı Başlatan Bu Yazı ”Türkler Dünyaya 2 Kez Hükmedecek” Sözünün Başlangıcıydı Bence.

Bu Haberden Sonra Avrupalı Bilimadamları(veya Biliminsanları :) ) Çıktılar Dediler ki: 17. yüzyılda Nasıl Dünyanın En Güçlü 3-4 Ülkeside Türk Devletleri İse 21. Yüzyılın İlk çeyreği Dışında Tüm Yüzyıl Boyunca Türkler Yeniden Dünyada Egemenlik Sağlayacaklar dediler ki Bu Avrupalı Biliminsanlarının Ne Kadar Milliyetçilikten Uzaklaştığını Bence Göstermiş Olur.Bence Biliminsanları için Bu Müthiş Bir şey.

Avrupadaki Krizde Artık Türkiye’nin Ekmeğine Tereyağ Sürmekten Başka Birşey Değildi. Türkiye Artık  Etrafındaki En  Güçlü  Devlet Olmaya Adaylığını  Koydu ki İsrail  ve İran Bunu  İstemez Hale Hemen Geldi.Avrupanın İsrail ve İran’ı Çok Sevmediği Bilinen Birşeyken Çıkıp Türklerin Hem Avrupadaki Vatandaşlarını Kullanabilecek Olması Hemde Türk Devletinin Cazibesi Bir Yana 700 Yıllık Bir Çınarın Gölgesindeki Devletlerin Yani Eski Osmanlı Topraklarınında Cazibesi Olan Türkiye Şimdiden Bölgesinin En Güçlü Devleti Oldu Bile.Amerikanın Niye Türkiye’yi Her Konuda Yüksek Tuttuğu Anlaşılır Oldu.Burada Amerika Stratejilerini Beğendiğimide Söylemek İstiyorum.Türkiyeyi Destekleyerek Aslında Türkiye’yi Yükseltmediler.Hem Yükselenin Yanında Olup Hem Bakın Sizin 1 Numaralı Düşmanınızın 1 Numaralı Müttefiği Bunlar Mesajını Yolladı.Fakat Türkler Her Devlete Mesafeli Durarak Amerika’ya Gol Atmayı Bildi.

Birkaç Yıl Sonra Dünyada 2 Devletin Sözü Geçicek Benim Tahminimce Bunlardan Biri 2 Asırda Büyüyüp Dünyaya Yıllarca Hükmeden Amerika ve 700 Yılık Çınarı Yıkıp Herşeye Restart Atıp 70 Yılda Uyuyup Güzelleşen Türkiye Olacak.

Yazımın İlk Bölümü Bu Kadar İnşallah ikincisini yayınlamakta mümkün olur.

 

Kategoriler
Şuan Düşündüklerim

Türkiye ne kadar güvenli? Geniş çapda operasyon ne ara sonuçlanacak?

Arkadaşlar bir ara hatırlarsınız, asker ve sağlık görevlileri kaçırılmıştı pkk tarafından, son dönemde de 1 asker ve kaymakam adayı kaçırıldı. Ve bu olaylar gündüz oluyor, ne hikmetse askerimiz, polisimiz piyasada yok. Bunların olduğu yerler bizim memleketimiz değil mi? anlamış değilim, koruyamadığımız yeri topraklarımızdan mı sayacağız ? Yada birileri bu böleleri bizden habersiz sattı yada dağıttı mı? AKP ye ve muhalefete sesleniyorum, bırakın yol, su elektirik palavralarınıda ülkenin güvenliğini adam gibi sağlayın. Gösteriş olsun diye tutuklattığınız generaller, askerler kanıt olmadan içerde zorla tutuluyor, uluslararası hukuk kurallarına tamamen aykırı. Ya işini adam gibi yapanları bırakın işini yapsın, yada ülkemde adam gibi gezip, eğlenemeyeceksem, heran kaçırılırım, yada vurulurum korkusu yaşayacaksam bırakın o makamları siktiringidin..

Kategoriler
Güncel Haberler Şuan Düşündüklerim Türkiye üzerine

Noluyor türkiyede ? – Hakkaride 1 polis memuru sehit edildi!

Noluyor türkiyede ? Artık polislerimizi yolun üzerinde, gündüz vakti vurularak şehit edilebiliyor ve bunun önlemi alınamıyor. Filmlerde olur dediğimiz bir olay, kasıtlı olarak toplumda karmaşa yaratılmaya çalışılıyor. Bazılarıda çıkıp şimdi doğudaki olayları türklere bağlar. Yazıklar olsun ya. Canlar oluyor, kim kime ne yapıyor, kim kim tecavüz ediyor, kim kimin evini, çocuğunu yakıyor ? Ortada birşey yokken, herşey düzelmeye başlarken, insanlarımızın öldürülmeleri bitmek tükenmek bilmiyor. İsde burda ben sözde doğu yada kürt savunucularını,k yok şöyle yaptınız, böyle yaptınız diyenleri kınıyorum. O polis memuru ne yapmış size onun cevabını versinler eğer utanmıyorlarsa..

Bu devran böyle gitmez, buna tepki göstermeliyiz, o şerefsizlere papuç bırakmamalıyız. Bizleri köyün gibi katletmeleri kanımı kaynatıyor, yani bir yerden sonra hak hukuk sokaçam dibine deyip kenara itilecek. Yani sabrımız vardı, sabırlıydık, bekledik, düzeltmeye çalıştık, olmuyor ağa. böyle olmuyor. İki kitap okuyan gelip doğudaki olaylar üzerinde profesör kesilirken, suçu günahı olmayanların öldürülmesine, katledilmesine, hiç tepki göstermemesi, onlar hakkında hiç bir kelime yazmaması komik. sözde türk ama Kürt haklarından bahsedenler, yada alım olup birşey bildiğini sananlar. Gönderin çocuğunuzu doğuya o zaman, hiç bir suçu yokken, arkadan gelip kafasına sıksınlar bi kurşun. Bakalım alımlığınız hala devam edecekmi.

Allah var yukarda birtek ben değilim. Biliyorumki artık ipler iyice gerildi. Ortamı sakinleştirmeye, iyi yolda yönlendirmeye çalıştıkça üzerimize üzerimize geliniyor. Kusura bakmayın ama buda can yani…

Gün gelir bizde ev, araba yakmaya başlarız belki. gün gelir bizde gelir birinin kafasına birşeyler sıkar gideriz. Gün gelir suçu günahı olmayanları herşeyden sorumlu tutup katlederiz, günü gelir sokarım lan hukukuna, insanlığına, şerefine deyip daha çıkarız, köyleri başarız, çocul çocuk, ana baba kurşuna dizeriz, günü gelir siyasete girer yaptıklarımızı haklı göstermeye çalışırız, günü gelir öldüren değil, öldürten oluruz, insanların beyinlerini yıkarız, bunada çocuklardan başlarız, taş atmayı, hukuka, yasalara karşı gelmeyi öğretiriz, evleri, arabaları yaktırırız, bunuda devletin parasıyla yaptırırız. Acımasızca değilmi, isde bu pkk ve sözde kürtçülük felsefesi..

Kategoriler
Şuan Düşündüklerim

Duydunuz mu? Fatih Altaylı bize dangalak diyor :)

Daha önce aynur doğan ve konser olayları ile ilgili burada bir yazı yazmıştım. Bugün bir çok entel yazar gibi Fatih Altaylı’da konuya değinmiş. Zaten direk konuya girmeden dangalaklar terimini kullanması, konuyla pek alakalı olmadığını, sağdan soldan duyduklarıyla bu yazıyı yazdığını göstermiş oldu. Sevdiğim bir yazar, ve takip ediyorum ama bu sefer baltayı fena halde taşa vurdu. Sözüm ona konsere gidenlerin çoğu aynur doğan için gitmemiştir oraya, sözüm ona yapılan protestoda Aynur doğan’ın yaptığı zafer işaretinden de haberi yoktur çoğunuzun. Yazık.. Yakınlarınızı kaybettiğiniz bir dönemde zafer işartı noluyor sayın Aynur doğan? Bir kaç haftadır pkk aleyhine yaptığınız propagandalar yetmedi mi? Niye insanları kışkırtmak için çaba harcıyorsunuz? yukarıda linkini verdiğim konuyu okuyun, orda da kasıtlı olarak böyle bir konunun aynı güne denk getirildiğini düşünüyorum. Bu daha önceden planlanmış, konserden önce.. Bunu görüp uyanmamız ve oyuna gelmememiz gerekli, burdan bütün Türk-Kürt kardeşlerime içtenlikle sesleniyorum.