Kategoriler
Aklımdan geçenler Kişisel makaleler Öylesin Esti Şair Sevdiğim şeyler şiir edebiyat Şiirler Şuan Düşündüklerim

BİR ŞİİR ESTİ )

              Arka bahçeye atılmış, gün görmemiş güneş umudu hiç olmamış
hatta çoğu sala vakti yazılmış ne şiirler var; kimi dünyalık kimi ahiretlik, kimi çoşkulu ,kimi şiirin üstüne saatlerce düşersinizde o sizi istemez yazma beni der, kimi kan revan her okunuşta sızlatır.Hayalden öteye geçemeyenler,çalçene şiirler,anlık gelen his travmaları bazen ilhamla karışır ortaya bohem dedirtcek her şey çıkar, değerlimidir şiir? değerlidir şiir ; kimliğine bakılmaz, rengine, künyesine, yaşı yoktur, alan ölçüleri, yargılayamazsın bile bir şiiri, dokunduysa yüreğine kimsenin yapamadığı o vazifeyi yapmış seni orda kilitleyip bırakmıştır bir şiir; işin aslı okuyan yazanı anlamak için uğraşır ama bir aforizma alır başını gider….Müzik gibi, yorum ve yorumcuyla bütünleşmez, bir şiire beste yapıldıktan sonra o şiir imgesel niteliğini kavrama dönüştürmüştür.Oysa canım şiir sizi papatya fallarından bir matematiğe, ordan bir kuduse, ordan bir zindana, ordan birçayıra,göğün en tepesine her yere, her şekilde aynen bir astral seyahat şeklinde taşır. Sait Faik’ in “Hişt Hişt” öyküsünde ne kadar şiir varsa, yaşamın iç sesi de o kadar şiirdir.Dimağımı allak bullak eden,beni kuşatan, karmakarışık yapıp ruhumu celalleştiren sonra aniden dinginleştiren tek bir şiirin başı ve sonu arasında ki süreçtir bende şiir…. 
                      “Aşktan şiir yapmaktan çok şiirden aşkı yapmayı başarmalıdır şair” Abdülkadir Budak ‘ın sözlerine katılmamak mümkün mü? Her şey ısmarlama yapılabilir; resim, müzik, film v.s ya (şiir) bir karşılıkla ne kadar, kim yapar elbet yapılamaz ”hadi sana akrostiş yazıyım” ile şiir yazmanın arasında duygu gibi koca bir fark vardır.Can Bakkotar’ın dediği gibi ”Dili sözden ayırmak; aynaya düşen görüntüyü nesnesinden ayırmak olur”..

– ve 

                     Biri şiir yazar, biri o şiir üzerine kendini. der Behçet Necatigil
nede güzel der ve nede samimi şiirleri gibi.. )
svd

Kategoriler
Aklımdan geçenler Öylesin Esti

ÖZELEŞTİRİ

Moralim bozuk…Kendime kızgınım…Moralim o kadar bozuk ki şu yazıyı bile zorla yazıyorum.Ama başka türlü rahatlayamıyacağım herhalde.

Bundan 5-6 sene önce çok temizmişim.Lise yıllarımda…Yalan pek bilmezdim.Öyle ki o dönemde en çok anne-baba ya yalan söylenir ama ben söylediğimi hiç hatırlamıyorum.Bizimkilere en son 7. sınıfta okula gidiyorum dedim cebimdeki 5 tl parayla internet kafeye gittim.Eve geldiğmde parayı sorduklarında düşürdüm dedim.Tabii anladılar ve o kadar çok ağladım ki….İşte kendime kızdığım nokta burada…Artık ağlayamıyorum…Yalan söylüyorum hiç sıkılmadan.O kadar profesyenel oldum ki söylediğim yalanlardan bir dünya kurdum orda yaşıyorum.Yalan öyle bir şeydir ki söylersin ama sonra söylediğin yalanı unutursun.Muhabbeti açıldığında pot kırarsın ve yakalanırsın.İşte ben yakalanmıyorum.Çünkü unutmuyorum yalanlarımı…Toparlamak için bir yalan , bir yalan daha ve…Büyüyüp gidiyor işte.Başım ağrıyor artık.Ortaokul yıllarıma dönmek istiyorum.Yalan söyleyemeyen çocukluğuma.Artık bıktım çevremdekilere dünyanın en iyi insanı rolü yapmaktan.SİZ BIKMADINIZ MI?Benim kalbim şöyle temiz , böyle iyi insanım , en nefret ettiğim şey yalan söylemek…YALAN… Bir kanatlarım eksik…

İlk önce kendime sonra bu yazıyı okuyanlara soruyorum:

1) Hiç bir beklentiye girmeden , şöyle iyi desinler diye bile aklımızın ucundan geçirmediğimiz bir iyilik yaptık hiç tanımadığımız birine?

2) Çok sinirlendiğiniz halde ve karşınızdaki kişiyi hiç sevmediğiniz halde hiç sırf karşımdaki üzülmesin diye sustunuz mu?(Sevdiğinizse zaten susarsın.Marifet sevmediğin birine karşı susmak.)

BEN BUNLARDAN UZAKLAŞIYORUM İŞTE YARDIM EDİN!!!

Kategoriler
Öylesin Esti

DÜZELTİLMESİ GEREKEN ALIŞKANLIKLAR

Aslında başlıkta “klişe” kelimesini kullanacaktım ama son anda aklıma yabancı kelimelerin artık dilimize iyice yerleşme “klişesi” aklıma geldi ve bu alışkanlığında düzeltilmesi gerektiğini düşünüyorum.Daha başlıktan düzeltmeye başladım anlayacağınız hayatımdaki alışkanlıkları…Yani balık başLIKtan kokar.:)

Gelelim yazmama sebep olan o kötü alışkanlıklarımıza.İlk olarak ülkemizdeki kitap okuma azlığının sebebinin ne olabileceğini düşündüm son zamanlarda ve bunun sebebini de kötü alışkanlıklarımızda saklı olduğunu zannediyorum.Sokağa çıksak “Kitap okuyor musunuz?” diye değilde “Neden kitap okumuyorsunuz?” diye sorsak herkesin cevabı aynı:”Hiç boş vaktim yok.”… Okuyan kesime de şu soruyu soralım:”Boş vakitlerinizde neler yaparsınız?”… Alacağımız cevaplardan biride “KLİŞEDİR” yine:”Kitap okurum”… Yani toplumumuzda kitap okumanın tv izlemek , sinemaya gitmek , tatile gitmek gibi boş vakitlerde yapılan bir faaliyet olduğu önyargısı var.İşte nadir boş vakitlerimiz(!) geldiği zaman da bu saydıklarımızın arasında okumak en arka planda kalıyor. Oysa ki okumak insanın günlük yaşamında ki planların başında gelmeli bence.Yani ne zaman kitap okumayı boş zamanlarımızda değilde yemek yemek , su içmek gibi ihtiyacımız olduğu için yaparsak işte o zaman tam anlamıyla OKURUZ …

Dikkatimi çeken bir diğer alışkanlık ise kendimize toz kondurmama hastalığı… Tv de ünlü birisine sorarlar:”En sevmediğiniz huyunuz nedir?” , cevap hep aynı:”Asla kimseye hayır diyemiyorum şekerim.”… Ne kadarda masum bir cevap demi?Sanırsınız ki melek…Bunun üzerinde çok durmak istemiyorum ama bu konuyu tamamen bir yazıma ayırmak istiyorum.

Sizde yorumlarınızda dikkatinizi çeken değişmesi gereken alışkanlıkları yazabilirsiniz.Yazımda bazı yerlerde “KLİŞE” kelimesini kullandım.Eee alışkanlıklardan öyle kolay vazgeçilmiyor hemen…

Kategoriler
Günlük hayat internet hizmetleri Öylesin Esti Piclect Hakkında Web Site Tanıtımları

Piclect.com 2013 – Çok yakında

Son zamanlarda net üzerindeki faaliyetlerimi hobi olarak devam ettirmekteyim. bunun sebebi işlerim dolayısı ile fazla zaman bulamam olarak görebiliriz. girebildiğim zaman projeyi devamlı iyileştirmeye ve geliştirmeye çalışıyorum. Ne işe yarayacak diye söyleyenler olacaktır ancak ilk amaç kendim için bu siteyi kurmak ve hobilerimi, sevdiklerimi koleksiyonlar şeklinde saklamak. İstediğim zaman internete girdiğimde bunlara erişebiliyor olmamda sevdiğim şeylere dünyanın heryerinden ulaşabilmemi sağlıyor.

Piclect.com dan yeni resimler paylaşmadan önce nedir onu yazayım: Piclect: İnternet üzerindeki resim, video v.s paylaşmanıza, koleksiyonlar oluşturarak kategorize edip saklamanıza yarayan, bununlada kalmayıp paylaşılan içeriklerlede içli dışlı olmayı sağlayan bir yapı. Yaptıkları o kadar çok fazlaki tanımlama yaparken tam bir anlam çıkartamıyorum :)

Eklediğiniz yada beğendiğiniz içerikleri koleksiyonlara ekleyebiliyorsunuz. bunun yanında takip ettiğiniz üyeleri çevreler oluşturarak kategorize edebilir, kendileri ile ilgili hgerşeye anında ve kısa yoldan ulaşabiliyorsunuz (Paylaştıkları, beğendikleri v.s.).

Anlatması uzun sürecek en iyisi ben resimleri ve örnek bir kaç videoyu sizlerle paylaşayım. Henüz bitmediğini ve geliştirmeye devaqm edip yakın zamanda 2013 versiyonunu canlı canlı yayına koyacağımıda unutmayınız: Facebook albüm sayfası.

Piclect: en son eklenenler...
Piclect: en son eklenenler…
Kullanıcı profil sayfası
Kullanıcı profil sayfası
Koleksiyon sayfanız.
Koleksiyon sayfanız.
Arkadaşlarınızın en son paylaştıklarını görebileceğiniz sayfa..
Arkadaşlarınızın en son paylaştıklarını görebileceğiniz sayfa..
Takipciçerin görüntülendiği sayfa
Takipciçerin görüntülendiği sayfa
Piclect: İçerik görüntüleme sayfası...
Piclect: İçerik görüntüleme sayfası…
Resim yükleme sayfası..
Resim yükleme sayfası..
Kullanıcı koleksiyonları..
Kullanıcı koleksiyonları..

5 Dakikada Piclect:

İnternet de gezinirken gördüklerinizi kolayca paylaşın:

Kategoriler
Aklımdan geçenler Öylesin Esti

YALAN İLİŞKİLER

Evet ilk yazım için iddialı bir başlık oldu ama son zamanlarda sosyal yaşamda dikkatimi çeken bir konudur ilişkilerimizdeki yapmacıklık.En yakın arkadaşım dersin sonra 10 dk seni yağmurda bekletsin tavır koyarsın , evleneceğim kadınsın veya erkeksin dersin niye mesaj atmadın diye tartışırsın vs… Yani ilişkilerimiz çok basit sebepler neticesinde bozuluyor.Bunun sebebide bana kalırsa bu ilişkilerin yine çok basit sebepler üzerine kurulmasıdır. Yani nasıl bir binayı sağlam bir zemine yapmazsanız en ufak bir sarsıntıda yerle bir oluyorsa ilişkilerde aynı.Sen boş vakitlerimde takılırım , canım sıkıldığın da bir mesaj atarım buluşup vakit geçiririz diye arkadaş edinirsen emin ol ki o arkadaşlık uzun vadeli değildir.Çıkar ilişkileridir bunlar.Hatta arkadaşımızdan veya sevgilimizden bizi anlamalarını beklemek bile bence çıkar ilişkisidir.Kendi kafama göre birisiyle takılırım ben diyen bir insan kendi kafasına göre takılır ve ilişkilerini kafasına göre yaşar.

Çevremizde ilişkimiz olan kişilerle olan diyaloğumuza bir bakalım ; arkadaşımız “Hacı gel sinemaya gidelim , yüzmeye gidelim , halı saha maçına gidelim” diyorsa bizde “Oğlum ben sinemayı sevmem , yüzmeyi bilmem , top oynamam” diyorsanız o zaman kendinize bir dost tutun(!). yani bir insan tutun parayla ben şunu seviyorum , şuraya gidelim deyin.

Yani sonuç olarak arkadaşlık veya ilişki deyince akla gelen ilk kavram olan aşk; fedakarlıktır. Sen kişisel zevklerinden fedakarlık yapacaksın arkadaşının hoşlanıpta senin hoşlanmadığın şeyler yapacaksın. Ama bunu yaparken dahi asla dün senin istediğin yere gittik bugün benim dediğim yere gidelim gibi bir beklentiye dahi girmemek gerek. Yani yaptığınız fedakarlıktan fedakarlık yapmanız lazım.Asla fedakarlığınız aklınıza gelmemeli.Eğer bu düşünce karşılıklı olarak ilişkilerde sağlanırsa işte o zaman tam anlamıyla bir ilişki ortaya çıkar.ÇOK MU OLDU(!)

Kategoriler
Öylesin Esti

Peki ya geri dön derse?

Geri dön derse tüm gururunu ayaklar altına alıp dönmem dediğin kişiye döner misin yoksa tükürdüğümü yalamam mı dersin?

Kategoriler
Öylesin Esti

Beni ağlatan o sahne: İncir reçeli (final)

Neyim la ben. Bazen çok duygusal olduğumu düşünüyorum ama öyle olmadığımıda hissediyorum. Bazen geliyor bir aksiyon sahnesinde bile ağlayasım geliyor. Neden ? Gelecekteki belirsizlikler mi? yoksa hamurumuzda olan bişeymi. Durduk yere yumuşak demesinler bize şimdi. Değilim ama duygusalız be aga. En Acımasız insan bile an gelir hüngür hüngür ağlar. Biz ağlamışız çok mu ?<!–more–>

<strong>Hüngür hüngür ağladığım ilk filmlerden biriside Babam ve oğlumun en derin sahnesi, babanın kollarını açıp yakardığı sahneydi.</strong> Allahım o neydi öyle. O filmin sonunu bir türlü getiremedim. Çünkü öyle bir ağlamaya başlıyorum ki kapatmasam evi su basacak. Hayır yanımda hanımda oluyor bazen karizma yerlerde. 3 kere denk geldi 3 ünde de ağladım, zırladım durdum…

Şimdi rast gele videolara bakınırken denk geldi bi bakim dedim. Bakmasamıydım acaba? yada ağlamak iyi geliyor sanırım şimdi kendimi biraz daha iyi hissediyorum ama yetmedi. Biraz daha ağlamam lazım. Gözlerimin altında hala dolu ve taşmayı bekleyen göz yaşı birikintileri olduğunu seziyorum. Ağrısı kafama vuruyor, acımaya başladı.

Beni ağladan o sahneyi sizde yazıdan sonra izleyin derim, yoksa yazıyı okumadan kapatıp gidersiniz. Konunun ana temasını anlamadan gitmeyin:

http://youtu.be/gf2b_kKuizk

Yav arkadaşım nasıl bir insan bu kadar hüzünlü film yapabilir ve nasıl bir insan bu kadar iyi ve gerçekçi oynayabilir. Empatinin fazlasıda zarar. Her hüzünlü sahnede ağlamakda neymiş la? Yok ya biz insanlar nankörüz harbiden. Varken umursamayız, yokken zırlar dururuz.

Bu dünya ne kadar sınav sa insanların sevdiği birini kaybetmeside o kadar derin bir kader çizgisinden ibaret. O çizgi seni ya bitirir yada yeniden başlamak zorunda kalırsın. Bağlanmak, Sevmek, hiçkimsenin seni sevmediği gibi sevildiğini hissettiğindeki o heycanı bir daha yaşayamamak. Herşey içimizde yatan o ceylanda gizli.

Beni-ağlatan-o-sahne-İncir-reçeli-final

<strong>Napak?</strong> Ya sevmeyek yada nankörlüğe devam edek. Sevmedende olmuyorki ya, Aşk ile vucudun geçirdiği evreyi mutlaka yaşamak lazım. Bu heycan güneşin batışını izlemek harika duygusunu hissettirdiğinden çok daha ayrı ve özel. Ateşi ile güneşe bodoslama dalmaya bile razı gelirsin. Sen osun, oda sensindir artık. Ama bir şey var ki oda birisiniz önce öleceksiniz.

<strong>Ölmek neki la?</strong> Ölmek yeniden doğmaktır. Mutluk olmak lazım aslında ancak Bazen insanlar gaflete düşüp karşı tarafın belirsizliklerinde kayboluyor. Korku insanı çaresizliğe itiyor. Ya tekrar göremezsem ?

<strong>Napalım ?</strong> Ne yazılmış sa onu oynayalım. Ağlayıp zırlayıp duralım, içimizde kalması en büyük zarar bize. Sal gitsin usta tutma kendini:

http://youtu.be/mm_npY8qQwc

Bunuda dinleyin sanırım jenerik müziği. Bu arada filmi hiç izlemedim sadece o sahnesine denk geldim artık izlemeyide düşünmüyorum. 7 dakikada bittiysem filmin tamamında ne olurum Allah bilir.
<h1 id=”watch-headline-title”>Halil Sezai &amp; Ömür Gedik – Paramparça</h1>

Kategoriler
Günlük hayat Öylesin Esti Şuan Düşündüklerim Uzay ve zaman

Zaman ve uzay üzerine…

Genel olarak bilime baktığımızda çoğu şeyi açıklayamadığımızı görürüz. Ancak buna rağmen hala insanoğlunun güçlü bir hayalgücünün sınırları zorladığını görebiliyoruz. Günümüze kadar bilim çok önemli bir alan olmuştur. Hatda bir dönem bilim ile ilgilenenlerin çok popüler olduğunuda biliyoruz. O kadar popüler oluyorlardıki devlet başkanlarından bile daha çok itibar görüyorlardı. Tabi bu olay çok uzun zamanlar önceydi.

Şimdiki zamanda bilimin bile açıklayamadığı çok şey olduğunu söylememe gerek yok. Ancak hala bilim-kurgu filmlerinden etkilenen insanların yada bilimcilerin hayal gücüne yenik döştüğünü görebiliyoruz. İlk başlıkta bilimcilerin geçmişe dönüş konusunu ele alıp alternatif olabilecek farklı fikirlerimi anlatacağım.

Geçmişe dönüş imkansızdır – Alternatif: Paralel evrenler

Bilim insanlarının kabul ettiği bir gerçek: Madde. Madde üzerinde gerçekleşen olayların geri dönüşümün olmaması, bize geçmişe dönüşü imkansız kılıyor. Geri alınamayacak bir  olay, siz onu geri alsanız da artık geri almış değil gelecekte tekrar oluşturmuş olursunuz. Bunun anlamını kısa bir örnekle açıklamak gerekirse:

2 şeritli bir yolda giderken karşı şeritde kaza olduğunu varsayalım. Yolun kenarında da sabit bir gözlemci olduğunu, olayları gözlemcinin gözünden izlediğimizi düşünelim. Kaza sırasında siz durup arabayı geri aldığınızda olayların hala gerçekleşmeye devam ettiğini görürsünüz. Bu ilerde bir gün siz geçmişe dönüş makinesi yapsanız dahi göreceğiniz tek şeyin yine kendi zamanınız olacağı anlamına gelir.

Diğer yandan böyle birşey mümkün olsa(olması imkansız), sizin geçmişe 100 yıl geriye döndüğünüzü varsayalım. Dünya bir atom parçası gibidir. Bu atom parçasına aslında var olmayan bir maddenin girdiğini düşünelim. Atom bu duruma nasıl karşılık verecektir ? sizin varlığınızla ya atom büyümeye devam edecek yada varlığınızla bu büyüklüğü kaldıramayıp farklı elementlere parçalanacaktır.

Yani sizin bir düzen bozucu konumunda olduğunuzu söylemeye çalışıyorum. Geri döndünüzü varsaydık, bunun olması ihtimali bile süzülen bir rüzgarın hızında olabilecek küçük engellemenin sonuçları dünyanın şimdiki zaman kadar olan herşeyinin değişmesine neden olabilir. Bunuda küçük ve çılgınca bir örnekle karşılaştırmak istiyorum:

Geçmişe döndüğünüzde bir sivrisineği öldürdüğünüzü varsayalım. Bu sivrisinek bir insanı ısıracak, hastalanmasına neden olacak, hastaneye gitmesi gerekecek, bu süre zarfında da bir çok olayı tetikleyerek düzenin işlemesini sağlayacak. Bu durumda ölen sivrisineğin düzenden çıkması olası yaşanması gereken olayların tetiklenmemesine ve bu esnada yaşanan herşeyin yeniden bir düzene girmesine neden olacaktır. Bu sizin doğmamanıza, annenizin, babanızla tanışamamasına kadar büyüyen büyük bir bigBang patlaması gibi sonuçlar ortaya koyabilir.

Diğer yandan Bilimcilerin geçmişe dönüş tezi sırasında kullandıkları en büyük paradoks büyükbaba örneğidir. Siz geçmişe döndüğünüzde büyükbabanızı öldürürseniz babanızın doğmayacağını, bununla beraber sizinde var olmayacağınızı savunuyor.

Ancak insanoğlu hala açıklanamayan binlerce konuyu tartışıyor. Bu maddenin payısı ile açıklanabilecek şeylerle sınırlı değil malesef. Uzay burda konumuza dahil oluyor. Ancak ve ancak bilimin açıklamak istediği konulara yaklaşmamız insanoğlunun aslında bilim ile nasıl ortaya çıktığının bulunması ile olacaktır. Bilimin açıklayamadığı konulara bilim çoğu zaman açıklık getiriyor. Burda da bir çok bilim insanının kabul ettiği yüce yaratıcıyı anlama söz konusudur. Evet bir yaratıcı söz konusudur ancak bilimcilerin merak ettiği nasıl ortaya çıktığımız ve madde, uzay, enerji gibi oluşumların temelini görmemiz.

Paralel evrenler

Geçmişe dönüşümüz imkansız evet ben bunu savunuyorum, belkide yanlış birşeyi savunuyorda olabilirim, Ancak bu konuda bir alternatif olabileceğinden de eminim. Paralel evrenler. Bu fikrin ortaya çıkması bilim kurgu mu bilmiyor ama hala bir çok bilimcinin kabul ettiği bigBANG in sonucunda bizimki gibi birden fazla evren oluşmuş, oluşan evrenlerdeki olaylarında aynı düzende devam ettiğini düşünebiliriz. Bu maddenin değişmez yapısını kabul ettiğimiz için mümkün olabilecek birşey. Uzayda bulunan bir atom parçasının, daha uzak bir noktada da aynı kararlılık içerisinde olacağını düşünüyorum. Bu bize farklı evrenler varsa bu evrenlerde de maddenin bizimkinde olduğu gibi bir düzen oluşturduğu anlamına gelir. Bu evrenler arasında gerçekleşebilecek yolculuklarda kendi dünyamızdan bağımsız olarak geçiş yaptığımız evrendeki dünyayı etkilemiş olacağız. Ancak burda bir konu varki en can alıcı şeylerden birisidir. Burdaki paralel evren yolculuklarında da geçmişe dönüş yapmış olmuyoruz. bir bakıma geçiş yaptığımı evrenin yaşı neyse onda buluruz kendimizi. Geciktirici bir etken ile karşılaşmadığı sürece paralel evrende bizimki ile aynı yaşta olacağından hala şimdiki zamanı yaşıyor oluruz. Bu derin konuda oluşabilecek değişikliklere girmiyorum bile.

Paralel evren varsa ve bu evrenler arasında yolculuk mümkün olsa geçmişe değil, geleceğe gitmiş olacağız.

Zaman ve uzay birbirine bağlı ancak dünyadaki zaman ve dünya ile karşılaştırıldığında daha ağır ilerlediği bir çok deneyle kanıtlanmış bir olgu. Yani dünyadaki bir saat ile uzayda yolculuk eden bir saat farklı süreleri gösterecektir. Bu kabul edilen durumu uzayda paralel evrende yolculuk yaptığımızı düşündüğümüzde uygularsak, evrenler arası yolculuklarda biz daha ağır hareket etmiş, paralel evrendeki dünyanın ise bizden daha hızlı hareket ettiğini görmüş oluruz. Buda siz dünyadan 2012 de hareket ettiğinizde paraler evrene vardığınızda ordaki zamanın 2015-2020 olacağını gösterir.

Geleceğe yada geçmişe gitmek ancak ve ancak zamanın limitleriyle alakalıdır. Siz duvardaki saati 1 saat geriye alırsanız bu sizi 1 saat geri götürmez, sadece algılarınızın limitlerine ve zamanın değişmez yapısına takılırsınız.

Işık ve çekim kuvveti

Büyük bilimciler genelde olayları limitlendirmeye çalışır. Bu Einstein’ın ışık hızını hesaplarken buna bir limit koyması ile örneklendirilebilir. Bana göre ise kesin konuşmak çok yanlış. Işık farklı ortamlarda değişik hızlara çıkabiliyor. Bunun farklı etkenleri olabilir. Örneğin uzayda yol alan bir ışık demetinin kütle yoğunluğu fazla olan bir maddenin yakınından geçmesi ile oluşacak çekim kuvvetinden etkilenmesi ve hızının bu kuvvet çevresinde azalacağından eminim. Bu olayda ışığın kaybolan hızını hesaplamak için ise o anki ışığın hızı, maddenin çekim kuvvetinin şiddeti ve ve ışığın maddenin çekim kuvvetine uyğuladığı bir diğer çekim kuvveti ile hesaplanabilir. Burdaki formul üzerinde düşünülmesi gereken bir şey. Bir çok bilim insanının ışığın maddenin çekim kuvvetinden etkilenerek yolundan birazda olsa saptığını ve bunun maddenin çekim kuvvetinin sonucu olduğunu savunur. Bir konuyu atlamaları dışında: Işığında bir madde olduğunu ve bu maddeninde kendisini çeken kuvvete uyguladığı karşı çekim kuvvetidir. Bu noktada gözlemcilerin hesap yaparken kullandıkları formülde birazda olsa yanlış sonuç alırsınız. Bu kendi görüşüm aslında bunu savunmak için ciddi ölcümler ve matematik kullanmak gerek. Ancak değişmez sonuçları savunursak burdaki ışığında gelen çekim kuvvetine uyguladığı çekim kuvvetini görmezden gelemeyiz.

Siz uzaya baktığınızda gördüğünüz yıldızlar aslında tamda orda göründükleri yerde değillerdir. Bu uzaklıklarına bağlı olarak, yolculuk esnasında karışaltıkları çekim kuvvetine göre algılanır. Yani siz uzayda bir yıldıza baktığınızda aslında o yıldızın tam tersi yönde olduğu gerçeğini verir. Hatda bu bize görünen cismin yerini velirleyememizede neden olur. Çünkü görüntünün bize ulaşana kadar yaşadığı çekim kuvvetleri birden fazla olabilir. Bir yılanın ilerleyişi gibi ışığın bize ulaşması durumunda asıl kaynağının konumunu saptamamız imkansız olacaktır. Bu daha iyi algılama makineleri ve teleskopları icat edene kadar sabit kuralları kullanmamız anlamına geliyor. Yani yakın alanlar bizimdir, ilerisinin sahibi asla biz olamayız. Çünkü uzay gemisi yapıp dünyadaki algılarımıza göre hesapladığımız bir yıldızın koordinatlarına göndersek bulacağımız boş uzay yada farklı bir madde olacaktır.

Konu uzay olduğunda sabit bir yere gitmek imkansızıdır. Huble tarafından keşfedilen ve günümüzde de desteklenen evrenin genişlemesi sebebi ile var olan sabit hesaplamalara bu genişlemeyide dahil etmek gerek. Öyle bununlada bitmiyor. bu genişlemeye ışık hızını, uzay gemisinin hızını da eklemek gerek. Uzay gemisinin karşılaşacağı çekim kuvvetlerini saymıyorum bile.. Ama ilerde süper bilgisayarlar yapıp bunu öngörmek mümkün olabilir belki..

Geleceğe gitmek

Geleceğe gitmek istiyorsanız bir uzay gemisi yapın ve uzaya çıkın, bunu yaparken karınızla çocukalarınızla vedalaşın. 2 yıl ışık hızında gezin tozun. Geri dünyaya döndüğünüzde sizi tanıyan hiç kimseyi bulamayacaksınız. Bu teori Einstain tarafından ortaya atıldı, birçok bilimci tarafından da destekleniyor ancak benim için çok belirsiz ve kesinliği olmayan bir konu. Einstain’ın izafiyet teoriside uzay zaman ilişkisini açıklamak için kullanılıyor. Bu teoriye göre uzayda ışık hızında yolculuk ederseniz zaman daha yavaş akacaktır normal hareket düzeninde olanlara göre. Ancak bu sizin için normal zaman süresi gibi gelecektir. Bu yolculuk süresi sonunda dünyadakiler daha yaşlanacak zaman daha ileriye akacaktır. Buda bir nevi gelecek makinesine binmişsiniz hissini uyandıracaktır. Ancak herşey algılarımızdan ibaretse, dünya yerine uzayda bir roketin içinde ışık hızı ile yolculuk yapan birini beklediğimizi farzedelim. sonuç ne olur ? Dünyada ki ile aynımı ? Dünyadaki çekim ve kütlenin zamana etkisini ortadan kaldırıp uzaya taşındık. Bu bize bir artı özellik katarmı zaman için yoksa aynımı kalır ?

Ben izafiyet teorisinin tam anlamıyla uzay zaman ilişkisini açıklayamadığını ve mantıksal hatalar olduğunu düşünüyorum. Zaman kavramı algılarımız ile alakalı ise ışık hızıyla  giden birisinin dış etkenler içinde zamanı değiştirmediğini düşünüyorum.

BigBANG ve bize ulaşan ışık

Bir çok bilimci uzaydan bize ulaşan görüntülerin aslında yıllar öncesine ait olduğunu bununda ışığın sabit hızına bağlı olduğunu savunuyor. Bu aslında kurama ayak uydurursanız doğru bir sonuç olabilir. Ancak bigBANG teorisine inanıyorsanız bir kaç aksaklıkla karşılaşabilirsiniz. Örneğin bir fenerin dünyadan yavaşça uzaklaştığını hayal edelim. Sonuç ne olur? Başka bir örnek verirsek düz bir kanal ve akan suyu inceleyebiliriz. Öncelikle kanal boş olsun ve suyu serbest bırakalım.Baskı uygulanmayan suyun hızı aynı olacaktır, ancak arka taraftan suya uygulayacağınız bir basınç ile suyun hızı artacaktır. Suya uyguladığımız basıncı kestiğimizde giden suyun hızıda düşecektir.

Bu örnekte anlatmaya çalıştığım bize doğru gelen bir ışık demetinin maruz kaldığı itme kuvveti ve bu süre içerisinde ışık moleküllerinin maddedeki enerji yapısının azalmasıyla yavaşlayacağını düşünüyorum. bu bize gelen görüntünün net olmamasına yada bozulmasına neden olacakdır. Bir bakıma sizin elde ettiğiniz görüntü aslı ile alakası olmayan bir şey olacaktır. Işıkta maddenin özelliklerini barındırıyorsa bu maddenin kütlesinin mecburi şekilde enerjiye dönüşmesi gerektiği anlamına gelir. Çünkü azalan enerji kaybını kütlesini enerjiye dönüştürerek kullanmaya devam edecektir.

Bu yukarda anlattığıma örnek vermek gerekirse karanlık bir odada fenerinizi yakın. Fener ışığını tuttuğunuz yerde ışığın gitdikçe azaldığını ve arkasını görememenize neden olur. Ayrıca genişleyen ışın demetlerinin solmaya başladığını farkedersiniz. Ancak fener ışığını tuttuğumuz yerin 50 metre uzağında bir gözlemci olsun. bu gözlemci fener ışığını görebilecektir. Buda ışığın gözlemciye kadar geldiğini göstermez mi? O zaman feneri tutan kişi neden gözlemciyi görmez ? Yada neden fener ışığının gözlemciya kadar gittiğini düşünmez ? Bu örneğe 36. bir gözlemci ekleyelim ve oda iki nokta ortasında uzakta dursun. Fenerin ışığını görecektir ancak 2. gözlemci yani fenerin 50 metre önünde duran kişiye ulaştığını görmeyecektir. Şimdi 3. gözlemciye göre ortada ışık bulunmuyor ama 2. gözlemci ışığı görüyor. Buda ışığın ona ulaştığını gösterir. O zaman kimin algısında sorun var? 3. gözlemcide mi hata var, yoksa ışık varda kendisimi görmüyor bunu? Gözün feneri ışığını algılayabilmesi için mecburi olarak kendisine bu ışık demetlerinin ulaşması gerek. 1. ve 3. gözlemcinin görmediği ışık demetleri 2. gözlemciye nasıl ulaşıyor ve bunu algılayabiliyor ? İşde burda tam bir çelişki söz konusudur. Bu çelişkiyi ortadan kaldırabilecek bir fikri olan varsa söylesin çünkü mantık kurmak için çok düşünmek gerekecek. Fener ışığı  nasıl oluyorda 3 gözlemci tarafından da görülüyor ancak kendisine ulaşana kadar aradaki mesafede ortadan kayboluyor ? Aradaki bu görünmez alanda ne oluyorda ışık demetlerini biz görmüyoruzda sadece kaynağını algılayabiliyoruz ?

Bir bakıma ışık bize ulaşıyor o zaman geldiği yol boyuncada önünde olan nesneleri aydınlatması gerekiyor. Bunun yerine hiç bir nesneyi aydınlatmıyor ancak gözümüze kadar ulaşıyor. Bu belkide aslında ışığın bize gelmediğini sadece gözlerimizin onu algıladığını söylüyor ama diğer yandan da algı için maddenin kendisinin gerekli olduğu kuramı kafa karıştırıyor. Işık için söylenebilecek bir diğer şey ise ışığın yol kat ettikçe dalga boyunun azalması olacaktır. Bu yol ne kadar uzun olursa dalga boyu o kadar düşüyor ve renginde de kızıla kayma görülüyor. Belkide aradaki cisimlerin 2 gözlemciye neden görünmediğinin sebebi bu dalga boyunun düşmesi ve rengin koyu kızıla kaymasıdır.

Maddenin derinlerine inmek gerek. Açıklanamayan yada açıklandı sanılan bir çok konu aslında sadece insanların algılarıyla sınırlı. Bunlar gerçekte doğru olmayan nitelikler. Ancak algılarımızın limitleri bizi bunların doğru olduğu varsayımına itiyor. 

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Hayat üzerine Öylesin Esti Yazar

Yuvarlanmaya Geldim Dünyaya

Sıradan bir emre günüydü işte, yuvarlanmak sanatını en iyi icra edenlerdenim bu dünyada, bu konuda bana “usta” diyeceklere asla mütevazılık yapmam çünkü öyleyim yuvarlanmaya geldim dünyaya…

Bu dünya bir pencere ve benim pencerelerim de epeyce çok bu evde. Bugün miladi takvimciler için yeni bir yıl ve yeni umutlar eşliğinde mutluluk paslaşmaları… Her ne kadar aslı hicri takvime uymak zorunda olması gereken bir toplum olsak da 11 günlük ilave ile çakma miladiciler olarak bugünü benim de öyle ve ya böyle bir şekilde girmem gerekiyor. “Nasıl girersen öyle çıkarsın” batıl inancına da sadık kalarak hem de; her ne kadar kutlamak sayılmamış olsa da benimkisi, bundan kime ne! Benim miladım bana özel değil mi? Sanki konuşuyormuşum diye yazdığım için eleştiren edebiyatçılara Kazım Koyuncudan “uyy aha” melodisini armağan ediyorum, eğlenmek için yazıyorum ama saygımızda askıda asılı değil hani…

Ne zaman evden çıksam, sokaklar, caddeler arasında kayboluyor umutlarım. Oysa biliyorum ki herkes arayışlarını temin etmek için, beklentilerine cevap bulmak için sokaklarda. Oldum olası kalbimle aram pekiyi olmadı, ruhuna öküz yaşıyorum diyebilirim. Bu durumda geldiğim nokta ile gideceğim nokta hiç paralellik göstermeyecek.

Yalnız yaşayanın hayallerinin de yalnız ve yanlış olması kadar doğal bir şey yok hayatta. Ya şarkılara sığınırsın ya kitaplara ya da bilmem ki alternatifi olanlar vardır parayla eşdeğer düşecek. Höşmerim severim ben Balıkesir de çocukluğumun geçmesinden olsa gerek. Bulması yapmasından zor bir tatlı gibi görünse de bir bölgenin en kültürel damak tatlarından biri işte. Bu tatlı nerden çıktı diyenlere şu an yiyorum da ondan. Aslında bir özeleştiri yapacaktım ben İzmit için. Bu şehrin griye kaçan bir yüzü var. Ne siyah ne beyaz hep ortada kalmış bir hali var işte, kargalarla-martıların aynı gökyüzünde uçmasından mıdır bilemiyorum artık. Aslında biraz seviyorum bu şehri ama kitapçılarını asla, buradan beni okuyanı var mıdır bilmiyorum ama hep okunmaması gereken edebiyattan uzak kitapları getirmekle küfrümün merkezine oturmaktalar.” Neyse sözlerimi bileyip keskinleştirmektense taşa vurup köreltmeyi tercih ediyorum artık!”

Olmadı. Alamadık istediğimiz kitapları, bari yakın bir dostumuzu görelim dedik. Sohbetiyle ülke sorunlarından, iş-aş-aşk üçlemesine kadar yüzeysel desem de onunla asla derinden yüzeye çıkamayan iki denizaltı gibi kaybolduk sohbette, içtikçe çayı insanlığımıza dostluğumuzu bir kez daha çiviledik. Ondan sonrası da var bu işin yalnız kalmak ve bir aitlik eki gibi “sadece ben olmak” gibi bir şey işte! Ev mi dışarısı mı ikilemesinin ardından içki içtiğimden ya da çok eğlendiğimden değil ama barda buldum kendimi her ne kadar öncesinde damsız girilmiyor kibarca yaklaşımı olsa da bir şekilde bunu da aşarak, çakma damımızla girdik vesselam… Tanımadığım bayan arkadaşa da usta oyunculuğundan ötürü minnettarlığımı gönderiyorum buradan, sayemde bedavaya girdi ya neyse…

“Gücüm olsa tüm tabularımı yıkardım hayatta
Elimde taş gibi olsaydı cesaretim
Belki bu kadar içime ait olmazdım
Keşif haritamı elbette verirdim birine
Ama öyle bir boşluk var ki içimde
Milyonlarca sebep yine de yalnızlığıma ortak olamayacak hiç!”

Ev mi dışarı mı ikileminin zaferi dışarının da mağlup olacağı an geldiğinde yorgun olan bedenimi annem ve babamla dinlendirmek huzurla eşdeğerdi. Hayatı en basitinden yaşayan biri olarak hayatta ki önceliğinizin “daha az kalp kırmak ve daha az hak yemek” üzerine kurmanızı sadece bir insan olarak önerdikten sonra uyumakla bedenime hediye vermek durumundayım. Hediyesini ısrarla bekleyen bedenime daha fazla direnemeyeceğimi otuz yıldır iyi biliyorum çünkü o da bana yarın yeni bir gün armağan edecek… Şimdilik eyvallah dostlarım!

Çakma miladı takvimcilerden biri olarak hoş kalasınız hep!

Emre Onbey (sizden biri/belki sen)

Kategoriler
mysql hakkında Öylesin Esti Php ve mysql Programlama Dilleri Webmaster yardım

PDO ve mysql işlemleri – [Başlangıç ve orta düzey] : Ekleme, silme, güncelleme, listeleme, bağlanma

PDO: gelişmiş veri tabanı yönetimi eklentisidir. Php nin yeni versiyonları ile hayatımıza girmeye başlayan bu uygulama bir çok veritabanını destekliyor. Böylece veritabanı modeli değiştirmek zorunda kaldığımızda php kodlarımızı silbaştan tekrar değiştirmek zorunda kalmayacağız. Çünkü PDO ile hazırlanan sorgu cümlecikleri desteklenen bütün veritabanı modellerinde geçerli olacak. size sadece başlangıç bağlantı sorgusunuz düzeltmek kalıyor.

PDO’nun desteklediği veri tabanı modelleri:
Cubrid
FreeTDS / Microsoft SQL Server / Sybase
Firebird/Interbase 6
IBM DB2
IBM Informix Dynamic Server
MySQL 3.x/4.x/5.x
Oracle Call Interface
ODBC v3 (IBM DB2, unixODBC and win32 ODBC)
PostgreSQL
SQLite 3 and SQLite 2
Microsoft SQL Server / SQL Azure

Php geliştiricileri artık php ve veritabanı programcılarına PDO yapısına geçmeleri konusunda tavsiyelerde bulunuyorlar. Ciddi anlamda da ilerleyen yıllarda PDO yapısının artık eski sistemlerin yerini alacağını düşünüyorum. Her şekilde öğrenmesi zor ve hantal sorgulardan bizi kurtaran yeni PDO programı Türk gençleri tarafından da bir an önce benimsenmeli ve kullanılmaya başlanmalı.

PDO ilk başlarda size zor gelebilir ancak sonrasında öğrendikçe zevkli olduğunu ve programlamasının kolaylığı ile heycanlandığınızı göreceksiniz. 3-4 ay önce PDO sistemine geçmek istediğimde düzgün bir anlatım bulamamıştım. Henüz 2 hafta falan oldu hobi amaçlı başladığım PDO uygulamasına yönelik tecrübelerimi yeni ve bunu öğrenmek isteyen kişilerle paylaşacağım.

Tavsiye: Bu konuda dökumanlardan çok sizin konuyu ne kadar öğrenmek istediğiniz önemlidir. Bilgisayarınızda bir localhost kurarak test ortamı hazırlayın. Hataları, doğruları test ederek gördüğünüzde öğrenmek dahada kolaylaşacaktır.

PDO konusunda şuan için başlangıç ve orta seviyesindeki konulara yer vereceğim. Aşağıdaki dökumanda yer vermediğim bir çok parametrede olacaktır. bunlara zamanım olduğunda yer vereceğim. Şuan için orta derece bir bilgiye bu dökuman ile ulaşabileceksiniz. Sonrasında zaten kendiliğinden yeteneğiniz artacaktır.

Öncelikle veritabanı bağlantı kod parçacığımızı ele alıp bağlantıyı sorunsuz gerçekleştirelim.

PDO Mysql veri tabanı bağlantısı

	<?php
	$host = "localhost";
	$dbismi = "test"; // Database ismi
	$dbkullanici = "root"; // Database kullanici adi
	$dbsifre = ""; // Kullanici sifresi

	try {
		$dbpdo = new PDO("mysql:host={$host};dbname={$dbismi}", $dbkullanici, $dbsifre, array(PDO::MYSQL_ATTR_INIT_COMMAND => "SET NAMES utf8"));
		$dbpdo->setAttribute( PDO::ATTR_ERRMODE, PDO::ERRMODE_WARNING );
	} catch (PDOException $e) {
		return 'Baglanti hatasi '. $e->getMessage();
	}
	/* basit select kodu */
	$as = $dbpdo->query('SELECT * FROM galeriler');

	foreach($as as $row) {
	echo $row["ismi"]."<br>";
	}
?>

PDO php’nin yan uygulaması olarak geliyor. bazı sunucularda aktif edilmemiş olabilir. Apacheyi derlerken pdo bölümünüde seçemniz gerekli, bunun yanında mysql ve php ilişiğini sağlayan diğer yan uygulamalarıda seçmeniz gerekli (şuan isimleri aklımda değil :=)). Ayrıca PDO phpnin 5.1.x versiyonu dahil yeni sürümlerinde desteklenmektedir. Eski versiyon php programınız varsa güncellemenizi öneririm..

PDO::QUERY Mysql Select komutu

Select komutunu 2 ayrı başlıkta inceleyeceğiz arkadaşlar. İlki tek veriyi, tabloyu çekerek işlem yapma, diğeri ise birden fazla sonucu foreach yada while ile işleme alma. Yeni başlayanların yada yanlış bilenlerin ve daha hızlı hafif sorgular oluşturabilmeniz için gerekli olan PDO parametrelerinede bildiğim kadarıyla yer vermeye çalışacağım.

1 – Tek veri işleme:

Sorgumuz aşağıdaki gibi olacaktır:

$veri = $dbpdo->query('SELECT * FROM galeriler WHERE id = 3');
$veri = $veri->fetch(PDO::FETCH_ASSOC);

print_r($veri);
/*
Çıktı bu şekilde olur:

Array ( 
[id] => 3 
[ismi] => Backgrounds 
[aciklama] => Background displays can bring your computer screen to life. 
[userid] => 20 
)
*/

echo $veri["ismi"]; /* çıktı: Backgrounds */

Bazı arkadaşlar direk fetch() diğer kullanıyor ancak bu yanlıştır. parantezler arasına PDO parametlerini koyarak size en uygun veri biçimini çekerseniz gereksiz gelecek verilerden ve harcanacak zamandan kurtulursunuz. Bu alanda kullanabileceğiniz PDO parametlerine kısa bir göz atalım:

PDO::FETCH_ASSOC: veriyi stun ismi ile çeker. Örnek:

Array
(
    [ismi] => Backgrounds
    [aciklama] => fisfisda fisfis
)

PDO::FETCH_BOTH: Veriyi karşık çeker, yani hem stun ismiyle hemde sayısal değeri ile karışık iki bölüm işler. Eğer boş bırakırsanız bu kısım default olarak işleme alınacaktır. Eğer sadece stun ismiyle iş yapacaksanız yukarıdaki parametreyi kullanız, aksi taktirde fazladan veri ile belleği şişirmiş oluruz. bu veri her ne kadar küçük olsada çok büyüyecek bir sitede ilerde kendini hissetirmeye başlayacaktır. bu parametre sonucunda oluşacak array diziside bu şekilde:

Array
(
    [ismi] => Backgrounds
    [0] => Backgrounds
    [aciklama] => fisfisda fisfis
    [1] => fisfisda fisfis
)

Sonraki parametreleri tam olarak bilmiyorum ama üzerinden geçmekte fayda var.

PDO::FETCH_LAZY: Sonuçları array yerine PDORow Object yöntemi ile listeliyor, sorgu parametresinide queryString ismine atıyor. php.netdeki açıkmalası: Her özelliğin bir sütun ismine denk düştüğü bir anonim nesne olarak. Örnek çıktı aşağıdaki gibidir:

PDORow Object ( 
[queryString] => SELECT * FROM galeriler WHERE id = :gaid 
[id] => 3 
[ismi] => Backgrounds 
[aciklama] => Background displays can bring your computer screen to life. 
[userid] => 20 
)

PDO::FETCH_OBJ: Sonuçları stdClass Object şeklinde listeliyor, php.net deki açıklaması: Her özelliğin bir sütun ismine denk düştüğü bir anonim nesne olarak. Örnek çıktı aşağıdaki gibidir:

stdClass Object ( 
[id] => 3 
[ismi] => Backgrounds 
[aciklama] => Background displays can bring your computer screen to life.
[userid] => 20 
)

Ben genelde sorgularımı stun ismine göre çekiyorum. Böylece kafam karışmıyor ama uygulamanıza hangisi uygunsa ona görede diğer parametreleri kullanabilirsiniz. Yeni başlayanlar ve basit işlemler için kullanacak arkadaşlar için ilk parametreyi yani PDO:FETCH_ASSOC‘u öneririm.

PDO::FETCH_COLUMN: Select kısmında belirlenen sütunda bulunan bütün veriyi sayı dizgesi ile listeler. Eğer select kısmında ön tanımlı bir değer yoksa (*), birden fazla varsa ilk kolonu ele alarak listeleme yapar. Örnek dönen sonuç aşağıdaki gibidir:

Array (
[0] => mehmet cavus 
[1] => Anime 
[2] => Backgrounds 
[3] => Cars 
[4] => Colors 
[5] => Families 
[6] => Fashion 
[7] => Funny 
[8] => Just for Fun 
[9] => Love
)

PDO::FETCH_GROUP: Verileri belirlenen ilk sütuna göre gruplandırarak işlem yapar. Tek başına kullanıldığında ikinci tablonun isminin altına birde sayısal değeri ile ikinci veriyi ekler. sadece isim değerini alması için aynı parametreyi PDO::FETCH_ASSOC ile kullanmanızı öneriyorum yanı bu şekilde: PDO::FETCH_ASSOC|PDO::FETCH_GROUP

Bu parametreninde sonuçları örnekteki gibi olur:

Array (

[Anime] => Array ( 
[0] => Array ( 
[aciklama] => Search through all your favorite anime characters. 
) 
) 

[Backgrounds] => Array ( 
[0] => Array ( 
[aciklama] => Background displays can bring your computer screen to life. 
) 
) 

[Cars] => Array ( 
[0] => Array ( 
[aciklama] => Make a pit stop to check out everything about cars. 
) 
) 

[Colors] => Array ( 
[0] => Array ( 
[aciklama] => Search through unique images from all the colors of the rainbow… 
) 
) 

[Families] => Array ( 
[0] => Array ( 
[aciklama] => They are the cornerstones of our lives. Celebrate your family here. 
) 
)

)

PDO::FETCH_UNIQUE – Select alanındaki ilk tabloyu baz alarak benzersiz içerikleri listeler. Eski mysql de distintc ile aynı verileri eleyip sadece birini alıyorduk. PDO uygulamasında da işimizi kolaylaştıracak FETCH_UNIQUE parametresini kullanacağız. Yanlış hatırlamıyorsam PDO daki benzersiz kayıt parametresinin eskisine nazaran çok daha kullanışlı oluyor. Çünkü distinct de sadece belirtilen benzersiz kayıtları çekeceğimiz sütununa ait verileri alabiliyorduk. PDO daki bu parametre ile benzersiz kayıtları alacağımız sütun haricinde diğer sütunlarıda kolaylıkla çekebiliyoruz. Bu parametrenin yanında yine PDO::FETCH_ASSOC parametresiyle beraber kullanımı önereceğim, böylece sadece sayısal dizgeleri çekmeden hafif sonuçlar elde edebiliriz. Bu parametre örneğide aşağıdaki gibi olur:

PDO::FETCH_ASSOC|PDO::FETCH_UNIQUE parametrelerinin sonuçları:

array (size=51)
  'mehmet cavus' => 
    array (size=3)
      'aciklama' => string 'hhhh demi aciklamasi yeni buda..' (length=32)
      'id' => string '1' (length=1)
      'userid' => string '645' (length=3)
  'Anime' => 
    array (size=3)
      'aciklama' => string 'Search through all your favorite anime characters.' (length=50)
      'id' => string '2' (length=1)
      'userid' => string '20' (length=2)
  'Backgrounds' => 
    array (size=3)
      'aciklama' => string 'Background displays can bring your computer screen to life.' (length=59)
      'id' => string '3' (length=1)
      'userid' => string '20' (length=2)
  'Cars' => 
    array (size=3)
      'aciklama' => string 'Make a pit stop to check out everything about cars. ' (length=52)
      'id' => string '4' (length=1)
      'userid' => string '20' (length=2)

2 – Birden fazla veriyi çekme:
Yukarıdaki işlemleri anladıysanız bu kısmı çok kolayca kavrayacaksınız diye düşünüyorum, çünkü fazla bir ayrıntı yok. yukarıdaki sorgu kodumuzdan sadece fetch() kısmını fetchAll() olarak değiştirerek çoklu veri çekimleri için kullanacağız. Sonrasında çektiğimiz veriyi foreach yada while ile işleyebiliriz.

$veri1 = $dbpdo->query('SELECT * FROM galeriler');

print_r($veri1->fetchAll(PDO::FETCH_ASSOC));

Bu işlem sonunda ekrana tahmin edebileceğiniz gibi galeriler tablosundaki bütün veriler çekilecektir. Bunları foreach ile kolayca işleyebiliriz:

$veri1 = $dbpdo->query('SELECT * FROM galeriler');

$sonuc = $veri1->fetchAll(PDO::FETCH_ASSOC);

foreach($sonuc as $cek){

echo $cek["ismi"]."<br>";

}

Basit query ile select yöntemini işledik arkadaşlar. Daha profesyonel kullanım için PDO da bir çok fonksiyon bulunmakta. Şimdi size PDO da en çok sevdiğim ve bence eski mysql sorgularını bir daha kullanmamanıza neden olacak parametre: prepare

Detaylı prepare konusuna geçmeden önce hızlı şekilde silme,ekleme,güncelleme kodumuzu yazmak istiyorum. fonksiyonun adı exec(). Extra tanımlamalara gerek kalmadan hızlıaca işlemlerinizi yapmaya olanak veriyor. Bir kaç örnek vererek sizi bilgilendirip sonrada bunların daha detaylısı ve profesyonel yapıda olanı prepare kullanımına geçeceğim:

PDO::EXEC – Hızlı Veri silme

$sorgumuz = $dbpdo->exec("delete from galeriler where id = 235");

echo $sorgumuz; /*etkilenen satir sayisini verir - 1 ise silinmistir :) */

PDO::EXEC – Hızlı Veri güncelleme

$sorgumuz = $dbpdo->exec("update galeriler set ismi = 'mehmet cavus' where id = 1");

echo $sorgumuz; /*etkilenen satir sayisini verir - 1 ise silinmistir :) */

PDO::EXEC – Hızlı Veri ekleme

$sorgumuz = $dbpdo->exec("insert into galeriler(ismi) values('mehmet cavus yemenli')");

echo $sorgumuz; /*etkilenen satir sayisini verir - 1 ise silinmistir :) */

PDO::prepare:

Standart açıklama yerine kendi tecrübelerimi ve test sonuçlarımı paylaşacağım arkadaşlar. Büyük bir projeniz varsa yada aynı sorgunu sadece where alanındaki parametresi değişiyor diye 5-6 kere kullanmak zorunda kalıyorsanız, prepare komutu işlerinizi çok kolaylaştıracak hemde iş yükü zamanınızı çok düşürecek. Fazla kafa karıştırmadan bir kaç örnekle prepare kullanımını daha iyi anlamanıza vesile olayım.

PDO::PREPARE parametresini açıkmak için size bir örnek kod hazırladım:

$veri = $dbpdo->prepare('SELECT * FROM galeriler WHERE userid = :userid');

$veri->bindValue(':userid', 2, PDO::PARAM_INT); 
$veri->execute();
print_r($veri->fetchAll(PDO::FETCH_ASSOC)); /* userid 2 olan butun tabloları çeker */

echo "<hr>";

$veri->bindValue(':userid', 3, PDO::PARAM_INT);
$veri->execute();
print_r($veri->fetch(PDO::FETCH_ASSOC)); /* userid 3 olan ilk tabloyu (tek) çeker */

echo "<hr>";

$veri->bindValue(':userid', 20, PDO::PARAM_INT);
$veri->execute();
print_r($veri->fetchAll(PDO::FETCH_ASSOC)); /* userid 20 olan butun tabloları çeker */

/* her işlem ayrı ayrı çalışır, üstdeki ile bir bağı yoktur.. */

Yukarıdaki göreceğiniz gibi sadece bir sorgu cümlesi hazırladık ve alt tarafta 3 ayrı birbirinden farklı sonuç listeledik. Kafanız karışmasın arkadaşlar. alt alta yazdığınız her yeni kural üstdeki yani bir önceki kural ile alakası yoktur. Yaptığınız her execute() bir üstünde belirttiğiniz bindValue() parametresindeki kuralı işler. Böylece tek sorgu ile bir tablodaki 3 üyenin galerilerini ister birini, istersenizde hepsini ayrı ayrı çekmiş olduk.

Bunun bize getireceği kolaylıklar neler derseniz: Aynı anda tek bir sorgu cümlesini kullanarak güncelleme, silme, yada veri çekme yapabilirsiniz birdenf azla. Bu mantık işi, kullanabileceğiniz alanlar tamimiyle hayal gücünüze bağlı..

PDO::PREPARE komutu ile sadece veri çekme işi değil, silme, ekleme, güncelleme işlemleride yapabiliriz. PDO daki en iyi alanlardan birisi güvenlik uygulamalarınıda beraberinde kullanarak sistemimizi güven altına alabiliriz.

PDO::PREPARE ile veri ekleme:

Birden fazla yönetmi bulunmakla beraber kullanım alanınıza göre özelleştirebilirsiniz arkadaşlar.. İlk göstereceğim kullanım uygulamanın en kolayı olacak.

$yeniisim = "yeni galeri ismi";
$yeniaciklama = "galeri aciklamasi yeni buda..";

$sorgumuz = $dbpdo->prepare("INSERT INTO galeriler(ismi,aciklama) VALUES(:ismi,:aciklama)");

$sorgumuz->execute(array(':ismi' => $yeniisim, ':aciklama' => $yeniaciklama));

$etkilenen_veri_sayisi = $sorgumuz->rowCount();

echo $etkilenen_veri_sayisi;

Yukarıdaki sorguyu çalıştırdığınızda veritabanına yeni veri ekleyecektir ve geri olarak rowCount() parametresi ilede etkilenen yada eklenen veri sayısını verecektir bize.

Yukarıdaki veri ekleme yönetminin biraz farklı olanı ise sorguda soru işareti kullanabileceğimiz ve array kısmınıda sırakı değişkenler olarak atayabileceğimiz yöntem. Burda değişkenlerin sırasına dikkat edin, sırayla soru işaretlerinin olduğu yerlere atanmaktadır..

$yeniisim = "en yeni galeri ismi";
$yeniaciklama = "en galeri aciklamasi yeni buda..";

$sorgumuz = $dbpdo->prepare("INSERT INTO galeriler(ismi,aciklama) VALUES(?,?)");

$sorgumuz->execute(array($yeniisim, $yeniaciklama));

$etkilenen_veri_sayisi = $sorgumuz->rowCount();

echo $etkilenen_veri_sayisi;

İşi biraz daha büyütüp eklenecek veri güvenliğini en ideal şekilde kontrol edecek aşağıdaki gibi bir işlem yapabilirsiniz:

$yeniisim = "fyeni galeri ismi";
$yeniaciklama = "ggaleri aciklamasi yeni buda..";

$sorgumuz = $dbpdo->prepare("INSERT INTO galeriler(ismi,aciklama,userid) VALUES(:ismi,:aciklama,:userid)");

$sorgumuz->bindValue(':ismi', $yeniisim, PDO::PARAM_STR);
$sorgumuz->bindValue(':aciklama', $yeniaciklama, PDO::PARAM_STR);
$sorgumuz->bindValue(':userid', 24, PDO::PARAM_INT);

$sorgumuz->execute();

$etkilenen_veri_sayisi = $sorgumuz->rowCount();

echo $etkilenen_veri_sayisi;

Ekleyeceğiniz her veriyi sorguya ekledikten sonra bindValue() paremetresi ilede eklenecek veriyi hazırlıyoruz. Son olarak execute() fonksiyonunu çalıştırdığımızda işlem çalışmaya başlauacak ve altda etkilenen satır sayısını verecektir..

PDO – Eklenen son verinin ID2sini alma:
INSERT işleminden sonra eklenen veriye ait ID’yi almak zorunda olabilirsiniz. Bu gibi durumlarda Aşağıdaki değişken bize eklenen son verinin ID’sini verecektir..

$sorgumuz = $dbpdo->exec("insert into galeriler(ismi) values('mehmet cavus yemenli')");

echo $sorgumuz . "<br>"; /*etkilenen satir sayisini verir - 1 ise silinmistir :) */
echo $dbpdo->lastInsertId(); /* Eklenen son verinin ID si. */

PDO::PREPARE fonksiyonu ile silme, ekleme, güncelleme gibi işlemleride yukarıdaki gibi yapabiliyornuz. Konuyu anladığınızı düşünüyorum prepare kısmında fazla detaya girmeden kısa kısa örneklerle bilgilerimizi pekiştirelim.

PDO::PREPARE – Tablodaki verileri Güncelleme:

PDO da farkeden tek şey mysql standart fonksiyonları yerine PDO class yapısını ve ek olarak ekleyeceğimiz verileri ayrı bir alanda işleyerek yapmamızdır. Bunun güvenilirliği konusunda tecrübem yok ancak yapı itibari ile bunun hazırlanmış olduğunu düşünüyorum. Örnek bir veri güncelleme yapısı:

$yeniisim = "fyeni galeri ismi";
$yeniaciklama = "ggaleri aciklamasi yeni buda..";

$sorgumuz = $dbpdo->prepare("update galeriler set ismi = :ismi ,aciklama= :aciklama,userid=:userid WHERE id = :id");

$sorgumuz->bindValue(':ismi', $yeniisim, PDO::PARAM_STR);
$sorgumuz->bindValue(':aciklama', $yeniaciklama, PDO::PARAM_STR);
$sorgumuz->bindValue(':userid', 241, PDO::PARAM_INT);
$sorgumuz->bindValue(':id', 1, PDO::PARAM_INT);

$sorgumuz->execute();

$etkilenen_veri_sayisi = $sorgumuz->rowCount();

echo $etkilenen_veri_sayisi;

Bu alandaki veri güncelleme yöntemlerini aşağıda sırasıyla veriyorum:

2. Farklı yöntem:

$yeniisim = "yenidir daaa";
$yeniaciklama = "demi aciklamasi yeni buda..";

$sorgumuz = $dbpdo->prepare("update galeriler set ismi = :ismi ,aciklama= :aciklama,userid=:userid WHERE id = :id");

$sorgumuz->execute(array(':ismi' => $yeniisim, ':aciklama' => $yeniaciklama,':userid' => 542, ':id' => 1));

$etkilenen_veri_sayisi = $sorgumuz->rowCount();

echo $etkilenen_veri_sayisi;

3. Farklı yöntem:

$yeniisim = "Baska yenidir daaa";
$yeniaciklama = "baska demi aciklamasi yeni buda..";

$sorgumuz = $dbpdo->prepare("update galeriler set ismi = ? ,aciklama= ?,userid=? WHERE id = ?");

$sorgumuz->execute(array($yeniisim, $yeniaciklama,542, 1));

$etkilenen_veri_sayisi = $sorgumuz->rowCount();

echo $etkilenen_veri_sayisi;

4. Farklı yöntem: Standart değişkenleri sorgu içinde belirtmek, ancak kullanışlı değil, yukarıdaki yöntemlerden birini tercih etmenizi öneririm:

$yeniisim = "gggg yenidir daaa";
$yeniaciklama = "hhhh demi aciklamasi yeni buda..";

$sorgumuz = $dbpdo->prepare("update galeriler set ismi = '".$yeniisim."' ,aciklama= '".$yeniaciklama."', userid='645' WHERE id = '1'");

$sorgumuz->execute();

$etkilenen_veri_sayisi = $sorgumuz->rowCount();

echo $etkilenen_veri_sayisi;

PDO::PREPARE – Tablo silmek

Tablo silmek prepare ile çok kolay, ayrıca bu fonksiyonun ilk başlarda anlattığım özelliği ile aynı anda birden fazla farklı tabloyu silebiliyoruz. bunu yaparken sorguğu defalarca değiştirmemize gerek kalmıyor. Küçük bir mantık yürütmek gerekirse toplu olarak silmek istediğiniz yada sitenizde bu özelliği eklemek istediğiniz alana gelen veriyi sadece foreach alanında execute kullanarak kodlama kalabalığı yapmadan halledebiliriz. Ben küçük bir mantık yürüttüm, ihtiyaçlara göre hayal gücümüz dahada farklı yorumlar bulacaktır.

ÖRnek bir tablo silme kodu:

$sorgumuz = $dbpdo->prepare("delete from galeriler where id = :id");

$sorgumuz->bindValue(':id', 240 , PDO::PARAM_INT);

$sorgumuz->execute();

$etkilenen_veri_sayisi = $sorgumuz->rowCount();

echo $etkilenen_veri_sayisi;

id si 240 olan tablo tarih oldu şuanda… Kodlamada bir kaç ekleme yaparak aynı anda bir kaç tabloyu silebiliriz. sorgu cümlesini değiştirmeden:

$sorgumuz = $dbpdo->prepare("delete from galeriler where id = :id");

$sorgumuz->bindValue(':id', 240 , PDO::PARAM_INT);
$sorgumuz->execute();

$sorgumuz->bindValue(':id', 230 , PDO::PARAM_INT);
$sorgumuz->execute();

$sorgumuz->bindValue(':id', 220 , PDO::PARAM_INT);
$sorgumuz->execute();

$sorgumuz->bindValue(':id', 210 , PDO::PARAM_INT);
$sorgumuz->execute();

$etkilenen_veri_sayisi = $sorgumuz->rowCount(); //son sorgu icin bilgi verecektir, her execute den sonra eklerseniz o islem içinde bilgi verir..

echo $etkilenen_veri_sayisi;

Bir başka veri silme kodu. değişkenleri direk execute() parametresine ekleriz:

$sorgumuz = $dbpdo->prepare("delete from galeriler where id = :id");

$sorgumuz->execute(array(':id' => 239));

$etkilenen_veri_sayisi = $sorgumuz->rowCount();

echo $etkilenen_veri_sayisi;

Buda diğer bir basit veri silme kodumuz:

$sorgumuz = $dbpdo->prepare("delete from galeriler where id = ?");

$sorgumuz->execute(array(238));

$etkilenen_veri_sayisi = $sorgumuz->rowCount();

echo $etkilenen_veri_sayisi;

Sormak istediklerinizi yada önerilerinizi konu altından yorum atabilirsiniz. Bu konuda yeni dökumanları zaman içerisinde tekrar yazacağım. Türk geliştiricilerinin PDO sistemine geçmesini şiddetle öneriyorum. Gelecek herzaman yeni teknolojilere çabuk atapde olabilenlerin olacaktır.

Sağlıcakla kalın..