Kategoriler
Deneme Yazıları Günlük hayat iletişim Kitap Görüşleri Şair şiir edebiyat Şiirler Toplumsal Konular

Vural Bahadır Bayrıl ve Şiirleri Üzerine Bir Deneme

Hilmi Yavuz, Vural Bahadır Bayrıl için “Daha bugünden Türk şiirinde göz ardı edilmeyecek bir birikimle kendini kabul ettirdi. Artık V. B. Bayrıl’sız bir 21. yüzyıl şiirinden söz edilemez1 derken, çok önemli ve doğru bir tespitte bulunuyor.

 

Bayrıl, sadece şiire âşık ve şiire hakkını veren biri değil! O, aynı zamanda şairliğe de hakkını veren ender kişiliklerden biridir. “Şaire, ‘şair olmak’ yetmeli” diyor ve şöyle devam ediyor: “Bu kadar büyük ve cüretkâr bir ‘sıfat ve hâl’ bile bir insanın ruhunu tatmin edemiyorsa, dünyadaki başka hiçbir şey o ruhu yatıştıramaz. Salın ipini gitsin…

 

Bayrıl, ‘Şer Cisimler’ adlı kitabındaki, ‘İns’ şiirinin bir dizesi ile kendisini beynimin duvarına silinmemek üzere kazımıştır: “Sonra… çok ama çok sonra anılan bir şey oldu insan.

 

Bayrıl’ın birçok şiirini okurken – belki de hepsinde – Mevlâna’nın bir yansımasını görmek hoşuma gidiyor. Sadece yukarıdaki dize bile, Bayrıl’ın iç dünyasının ne kadar derin olduğunu kavramak için yeterli. Bu dizede, daha doğrusu ‘İns’ şiirinin bütününde, Büyük Sevgili’ye gönderilen selâmı görebiliyor, O’na beslenen kutsal aşkın sayesinde bir değerimiz olduğunu bir kez daha anlayabiliyorum. İşte bu, Bayrıl’ın şiirlerinin verdiği mesajın yerine fazlasıyla ulaştığını kanıtlıyor ve bu sebepten olsa gerek Bayrıl’ın şiirleri, şiir okurunun kalbindeki en güzel köşeye yerleşiyor.

 

Elbette sadece Mevlâna değil; Bayrıl’ın şiirlerinin güneşli kıyılarında ilerlerken kâh Nedim’e, Kâh Nietzsche’ye rastlıyor, bazen Rilke ve Blanchot ile karşılaşıyor, kimi zaman da Yahya Kemâl’e, Tanpınar’a, Dıranas’a, Dağlarca’ya, Karakoç’a yahut Cansever’e kadar şiirin altın adamlarıyla bir araya geliyorsunuz.

 

Bayrıl’ın dünyasının, sadece şiirden örülü olmadığı açıktır. O’nun dünyasında, şiir olduğu kadar düşünce, felsefe, bilim, tarih ve mimari de yerli yerince ve yeterince bulunmaktadır. İçselleştirilen şiirlerin okura çok yakın olduğu düşüncesini hep taşıdım. Bayrıl’ın kullandığı mistik izlek ve ifadeler, bilindik fakat ‘unutulduk’ gerçeklere gönderme yaparken, ‘tanrı’ ve ‘insan’ odaklı bir dünya kurgulamakta, ‘varoluş’a ve ‘yaratılış’a sık sık temas edilerek, içselleştirilen (kitaplaştırılarak da genelleştirilen) ‘hesaplaşma’lar ve ‘yüzleşme’ler yapılmaktadır. İşte bu nedenle Bayrıl’ın şiirleri, haklı olarak kendi kimliğini yaratmasını başarmıştır. Aslında sadece Bayrıl değil, okuru da O’nu okumak ve anlamak üzerine bir kimlik geliştirmiş olmalıdır. Zira, Bayrıl’ın şiirlerini okuyan okur, ‘kimlikli’ bir okur olmak zorundadır.

 

Bayrıl’ın şiirlerinde ‘aşk’, insana ve nesneye bakışta sık sık karşımıza çıkan bir öğe olmakla beraber, insansı değil, ‘tanrısal’dır; Bayrıl’ın aşkı maddenin ve eşyanın çok ötesinde, fakat yansıması madde ve eşyada görülebilen ‘sahici aşk’tır. Zaten şiirlere insanların aşkı yakışmıyor, çünkü şiir kadar kudretli bir varlığa, ancak ona denk bir aşk yakışabilir, öyle değil mi?

 

Mimari diyorum, çünkü Bayrıl; şiirlerini, Sabit Kemâl Bayındıran’ın da ifade ettiği gibi ‘mükemmellikle’ inşa ediyor, çünkü şiir inşa edilir, tıpkı bir bina gibi. Bayrıl’ın şiirlerini oluşturan harcın ve kullanılan her tuğlanın, şiir ve düşün bilimlerinin derinlerinden fışkırarak gelen ve herkeste pek rastlanmayan ‘ince mesajları’ bulunuyor. Bu mesajları almasını bilen her okur, O’nun dizelerinden yeni ve başka anlamları kolayca türetebilir ve hatta dizelerine özel öyküler, romanlar ortaya koyabilir. Zira, Bayrıl’ın kullandığı dil buna elverişli olmakla birlikte, kendisinin de “Şiir, bir dilin dehâsıdır” sözünde ifade ettiği gibi, bu eyleme açıktır. Bayrıl’ın şiirleri, okunduktan sonra zihinde derin anlam fırtınaları yaratarak geçmişten günümüze uzanan bir köprü kurmakta, yaptığı göndermeler ve kullandığı ifadelerle çok çeşitli sahnelerin aklımızda yeniden dirilmesine ortam hazırlamaktadır.

 

Aslında, Bayrıl için yazılanlar arasında, en görkemli tespiti, 2000 yılında Gösteri Dergisi’nde yayınlanan “Şiir Beyaz Cinnet!..” başlıklı yazısında Engin Turgut yapmış ve Bayrıl’ı bizlere şöyle ifade etmiştir: “V. B. Bayrıl’ın şiirlerinde yumuşacık bir ney sesi de var sanki… Eşyanın da bir ruhu olduğunu iyi bilenlerden.

 

Bayrıl’ın şiirlerinde derin bir ‘ayrılık’ hâkim. O’nun şiirleri, hem eşyanın hem de insanın Büyük Sevgili’ye olan ayrılığını ve geçmişliğini âdeta bir ‘ney’ gibi şikâyet ederek aktarıyor bizlere. O’nun şiirlerinde derin bir ‘günah’ da var aynı zamanda; ayrılığın ve geçmişliğin nedeni olan bir günah… Kâinatın temel taşları olan bu iki öğenin, Bayrıl’ın coğrafyasında nasıl şekillendiğini ve dile geldiğini görmek için ‘Lotus’ başlıklı şiirini okumak gerekli: “Bu olmalı hepimize aratan, Tanrı’daki tamamlanmışlığı.

 

Bayrıl’ın şiirlerini ‘yüksek sesle’ okumak lâzım. Çünkü, O’nun şiirlerindeki musikî ve âhenk, sessizliğe karşı çıkan bir ‘isyan’ barındırıyor içinde. Maddenin zulmünden ayrı kalma arzusu olmalı bu isyan!.. Öyle olmalı ki, günah ve isyandan türeyen ‘eksik insan’ Tanrı’da tamamlanabilsin.

 

Bunun yanı sıra; ayrılık, günah ve isyanla örülü bir dünyanın; bahçe, gölge, balkon, gül, defne, bitki, cam, varoluş, kâinat, insan gibi sıklıkla kullanılan öğelerden oluşan bir coğrafya üzerinde yer alması, ney’in şikâyetlerini dinleyen bir şairle karşı karşıya olabileceğimizin işareti olabilir. Şair, sadece dinlemekle kalmıyor, ‘Şer Cisimler’ ve ‘Arzuda Tenhâ’ kitapları ile dinlediklerini okura da aktarıyor.

 

Bayrıl’ı yalnızlığın en kutsallarından birini yaşayan adam olarak tanıdım; ‘şair yalnızlığı’ bu. Bayrıl’ı diğer birçok güçlü şair gibi ayrı ve önemli kılan da bu olsa gerek. Zaten sık sık bahçeye, balkona, kâinata, insana, cama yönelen bir şair, yalnız olmalıdır! Aksi halde, madde – eşya ve insan temelli izleklerin ve tespitlerin şiire aktarılması pek mümkün olmayabilir. Kitabının adını ‘Arzuda Tenhâ’ koyarak bu yalnızlığa dikkat çekmiş olmalı şair.

 

‘Lotus’ adlı şiirini, kitap henüz yayımlanmadan okuduğumdan mıdır, yoksa yukarıdan buraya kadar anlattıklarımı özetlediğinden midir, bilmem; çok sevdim ve benimsedim. Şiirdeki derinlik ve şiirin mesajı, varlığımızı unutulan bir evrene yükseltirken, birçoğumuzun şiddetle gereksinim duyduğu ve mumla aradığı o yüce güçle buluşturuyor bizleri. Bu özelliklerinden ötürü, huzurunuzdan ‘Lotus’ ile ayrılmayı uygun görüyorum.

 

Bayrıl, şiire âşık her insanın okuması gereken önemli bir kalem. Emimin ki, Bayrıl’ın şiirlerini okuduktan sonra, ‘dalgın bir zambak’ olmaktan çıkacak, ‘sır’ın bütün açıklığıyla önünüzde serildiği bir ırmakta, kendinizi bulacaksınız.

 

Güneş, Büyük Sevgili’nin isteği ile yeniden yükseldiğinde görüşmek dileğiyle, esen kalınız.

 

Selçuk ERAT

01 Kasım 2009, İstanbul

http://www.selcukerat.com

 

 

 

LOTUS 2

 

Algının dağınık sabahı… Camsı

sınırlar… Kusurlu güzelliğin

tende ısrarı…

 

Sendeki esrâra bakarım. Ey kutsal

bitki!.. Ruh ile gülün alaşımı.

 

Varlık dinlenir… Bahçe olurken

ve Olmak yapraklarda henüzken…

Sendin hilkâtin ürperen ırmağı.

 

Sırları var hayatın ve aklın eşya

ötesi dalgınlığı. Sus! Büyümesin

aramızda, hayretin şerhâ yalınlığı.

 

Kalp neler neler saklar? Ki saklamalı!

Bazen de ne yapsanız, âşikârdır

bir zambağın kendi tenine alınganlığı.

 

Neresinden bakılsa eksiktir insan.

İnsan ki lâin serencâm. Tahammül

mülkünün çırağı.

 

Ey kutsal bitki! Ruh ile gülün alaşımı.

 

Bu olmalı hepimize aratan, Tanrı'daki

tamamlanmışlığı.

 

 

 

NOTLAR:

 

1. Arzuda Tenhâ, V. B. Bayrıl, Şiir, 2009, Mühür Kitaplığı, Arka Kapak

2. Lotus, Arzuda Tenhâ, S. 65.

Kategoriler
Deneme Yazıları Eğitim - öğretim Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Öğrenci Konuları Öğretmenlik üzerine Toplumsal Konular Türk Sineması Türkiye üzerine

2009 yapımı olan İki Dil Bir Bavul

2009 yapımı olan İki Dil Bir Bavul ;

Filmin konusunda üniversiteyi yeni bitiren bir öğretmen Kürt Köyüne tayin olmuştur. Bu farklı coğrafyada, öğretmen anlatımda çok zorlanmıştır. Çünkü bu yerinin bile bilinmediği köyde Türkçe bilen bir öğrencisi yoktur. Bir yılını bu öğrencilere Türkçe öğretmekle geçen öğretmen sonunda bunun üstesinden gelir. Eğitim Türkçe öğrendikden sonra, yeniden başlamaya hazırdır. Bu farklı kültürde çok zorluklarla karşılaşan öğretmenin başından geçen bir solukta izleyip, tadı damağınızda kalacak süper bir film.

 
2009 yılının sonuna doğru yine Türk Sinemalarında bir hareketlilik oluşmuş durumda. İki Dil Bir Bavul ise tüm filmlerden ayrı Türkiye gerçeklerine değinen, yönetmenliğini Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan’ın gerçekleştirdiği drama bir film. Yaklaşık bir buçuk saat süren İki Dil Bir Bavul filmi izleyenleri büyüleyecek durumda.
 
Herkesin tuhaf gözlerle baktığı Doğu Bölgesinde böyle bir drama film şuana kadar çok nadir yapıldı. Filmin konusu ve akışı çok iyi bağlandığı için izleyiciler bir solukta bitirecek durumda. Oturduğunuz gibi kalkacağınız hissine kapılacağınızdan eminim. İki Dil Bir Davul’un genç yönetmenlerinden bu derece güzel bir film yapılması, bu yönetmenler hakkında ileriye dönük güzel fikirlerimizin doğmasına sebeb oluyor. Sinema severler tarafından yüksek puanlarla bahsedilen İki Dil Bir Davul ;
 
Türkiye’nin en büyük sinema sitesi : sinemalar.com da 7,1/10 puanlamasına sahip.
 
Dünyanın en büyük sinema sitesi ImdB de ise : 7,3/10 puan almış durumda.
 
Ünlü isimler tarafından önerilen film hakkında bir görüş şöyle ;
 
“Tam da şu sıralar seyretmemiz, seyrettirmemiz gereken bir film” Yıldırım Türker / Radikal.
 
İyi Seyirler.

Mustafa GÜLŞEN

Kategoriler
Eğitim - öğretim Genel Konular Günlük hayat İnternet Dünyası Programlama Dilleri Seminerler Türkiye üzerine

Organik Yazılım Günü 1.5! Kaçırmayın!

İşte uzun bir aradan sonra yeniden açık kaynak etkinliğinde buluşma fırsatına ne dersiniz? İlk etkinliğimizde yaşadıklarımız ve açıklığa getirdiğimiz ilginç bakış açısı sonrasında :) şimdilik 1.5 sürümü olarak nitelendirdiğim bu etkinliğe hepinizi bekliyorum! Güzel ve hızlı bir açık kaynak günü olacak!

Organik Yazılım Günü 1.5! Kaçırmayın

 

Kayıt olmayı unutmayın!

Kategoriler
Deneme Yazıları Dünya ülkeleri Günlük hayat Günün Tarihi Kişisel makaleler Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Dağdan İndik Ovaya, Ovadakiler Bize Maraba…

Uzun süredir TV izleyemediğim için gündemden epey uzak düştüğümü dün haberleri açınca fark ettim. Bir grup insan, coşku içinde karşılanıyorlar, konvoyla şehirden şehre dolaştırılıyorlardı. Acaba kimdir bunlar dedim. Keşke demez olsaydım.

Açılım dediler ya bir dönem. Meğer açılmışlar, saçılmışlar. Güzel ülkemde askere mermi sıkanları bayram gibi konvoylarla karşılamışlar. Açılmış saçılmış Türkiye Cumhuriyeti içinde Sarı – Kırmızı – Yeşil bayraklar açtırmışlar. Konvoyda Apo bizim her şeyimiz sloganlarına göz yummuşlar.

Aslında söylenecek söz kalmıyor geriye. Açılım açılım olalı böyle açıklık görmemiştir sanırım. 20 yıla yakın süredir bir ülkeyi kana bulayın. Yüz binlerce insanı katledin. Ülkeyi bölmek için çabalayın. Ermeni ile Rum ile ve daha ismini saymak dahi istemediğim Medeni! Avrupalı devletler ile ittifak kurun, sonrada sınırda paşalar gibi karşılanın. Mahkemede suçsuz bulunup salıverilin.

Başbakan demişti ya analar ağlamasın. Analar evlatlarını kaybettiklerinde gözyaşı dökerlerdi. Ama bu manzarayı görünce değil analar, şahadet mertebesine ulaşmış ne kadar şehidimiz varsa gözyaşı değil, kan yaşı döktüler.

Bu böyle olmamalı idi ama oldu. Hani derler ya dağdan geldin, bağdakini mi kovuyorsun. Dün anladım ki dağda bağda aynı yolun yolcusu. Dağdan gelen bağda nasıl bir şenlikle karşılanıyor.

Bu ülkenin her türlü imkânından yararlanıyorlar, bu ülkede yaşıyor, okuyor, yatıyor, kalkıyor, besleniyor, çalışıyor ama bu ülkenin bölünmesi için her şeyi yapıyorlar.

Yazık ki gerçekten ne yazık. Ama onlara suç bulamıyorum. Ülkemi yöneten bu değerli idareciler yumuşak başlı olursa, olsunda bir şekilde olsun derlerse işte bu olur.

Bakalım daha neler göreceğiz. Daha nelere şahit olacağız. Birgün seçim meydanlarında Başbakan Öcalan seslerini duyarsak şaşırmayalım. Nede olsa açılım. İmralıyı da açalım. Kurtulalım…

Bu arada televizyonu açtığıma pişmanım. Tekrar kapattım. 2 hafta daha açmayacağım. Artık o zamanda açtığımda Yeni Türkiye Sınırları ile karşılaşırım. Nede olsa hızlı bir ülkemiz ve ondan daha hızlı yöneticilerimiz var.

Hakkımızda hayırlısı…

Kategoriler
Bilimsel Makale Dünya ülkeleri Dunyadan Genel Konular Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Sağlık Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Domuz gribi ocak ve şubat aylarında zirve yapacak

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seracettin Çom, domuz gribinin ocak ve şubat aylarında Türkiye’de zirve yapacağını, sonra aşının da etkisiyle düşüşe geçeceğini açıkladı.

Aşı onaylandı
Çom, Türkiye’ye gelen aşıların Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi’nden kullanım için onay aldığını da açıkladı. Çom, aşılamanın ekim ayı sonunda başlayabileceğini dile getirdi.

‘Özel’de tespit edilemez
Çom, “Özel sağlık kuruluşları ya da laboratuvarlarda yapılan testlerle domuz gribi bulunup bulunmadığı tespit edilemez” dedi.

Erganiş: Öldürme riski yüzde 1.2
Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Osman Erganiş, domuz gribini, Türkiye için toplumda endişeye ve paniğe neden olacak bir hastalık olarak görmediğini söyledi.
Erganiş, “Domuz gribine neden olan virüs, her geçen gün güç kaybediyor. Mutlaka tedbirler alınmalı, ancak korkunç salgın senaryolarına gerek yok. Domuz gribinin öldürme riski, dünyadaki tüm domuz gribi vakalarının ortalamasına bakıldığında sadece yüzde 1.2. Türkiye’deki vakalarda şu ana kadar kimse ölmedi. Virüsün bulaştığı kişiler, tıpkı normal gripte olduğu gibi bir süre hasta oluyor.
Çoğu vakada kişinin bünyesini kuvvetlendirici ilaç takviyeleri yapılıyor, kişi bir süre sonra sağlığına kavuşuyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde bu virüs öldürücü etki yapabiliyor” dedi.

Üç laboratuvar daha açılacak
İstanbul, İzmir ve Adana’da Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi’ne (RSHM) bağlı, domuz gribi virüsünün analizini yapacak üç yeni laboratuvar kurulacak. RSHM Başkanı Doç. Dr. Mustafa Ertek, halen analizlerinin yapılabildiği, biri RSHM bünyesinde, diğeri de İstanbul Üniversitesi (İÜ) Tıp Fakültesi’nde iki viroloji laboratuvarı bulunduğunu söyledi.
Ertek, İstanbul, İzmir ve Adana’da yeni laboratuvarların 1 Kasım’da faaliyete başlayacağını belirtti.

Grip, çocukları ve gençleri öldürüyor
ABD’li sağlık yetkililerine göre domuz gribi daha çok çocuklar ve genç yetişkinler üzerinde etkili ve mevsimsel gribe göre çok daha tehlikeli. ABD Hastalık Kontrol Merkezi (CDC), H1N1 virüsü nedeniyle hastaneye yatanların yarısından fazlasının 25 yaşın altındakiler olduğunu bildirdi. CDC’den Dr. Anne Schuchat, 27 eyaletten alınan verilere göre, domuz gribi yüzünden hastaneye yatanların yüzde 53’ünün 25 yaşın altındakiler olduğunu, bunların sadece yüzde 7’sini 65 yaş ve üstündekilerin oluşturduğunu belirtti. Bu verilerin domuz gribinin “genç hastalığı” olduğunu düşündürttüğünü söyleyen Schuchat, domuz gribinden ölüm vakalarının dörtte birine yakınının 25 yaşın altındakiler olduğunu kaydetti. Ölüm vakalarının sadece yüzde 12’sini 65 yaşın üstündekilerin oluşturduğunu belirten Schuchat, normalde gripten ölümlerin yüzde 90’ının bu kesimden olduğuna işaret etti.

Kanada’da hindilerde görüldü
Kanada’nın Ontario eyaletinde bir çiflikte bulunan hindilerin domuz gribine yakalandığı ve virüsün yüksek ihtimalle insandan bulaştığı bildirildi. Kanadalı hindilerde çıkan bu salgın, insan ve domuz dışında bir başka canlıda virüsün görülmesi açısından bugüne kadar bildirilen ikinci vaka. İlk vaka ise ağustos ayında Şili’de görülmüştü. Yetkililer virüse yakalanan hindilerin ve yumurtalarının karantinaya alındığını ve besin zincirine dahil edilmediğini, dolayısıyla halkın panik yapmasına gerek olmadığını duyurdu.

Kategoriler
Deneme Yazıları Genel Konular Zayıflama Yöntemleri

Diyet hatalarına düşmeyin!

Zayıflamak uğruna kendinize eziyetmi ediyorsunuz? Fazla kilolardan kurtulmak uğruna bu tür diyet hatalarına düşmeyin !

Her diyet programı kişiye özel olarak hazırlanmalıdır.Bir başkası için hazırlanmış olan diyet kesinlikle tavsiye edilemez.Bunun olumsuz diyet sonuçlarının yanı sıra önemli sağlık sorunlarını da beraberinde getireceğini unutmayın.Bu sebeple bir diyetisyen , zayıflama uzmanı kontrolü altında biyokimyasal yapınıza , beslenme alışkanlıklarınıza ve sosyal ekonomik şartlarınıza uygun diyet programlarını tercih etmelisiniz.Aksi taktirde o güzelim sağlığınızdan olabilir , kilo verme çabanız daha başlamadan son bulabilir yada yağ kaybetmeden hafifleme durumları meydana gelebilir.

Ulaşılabilir ve öngörülen hedefleri amaçlamak diyet için en önemli aşamalardan bir tanesidir.Çok kısa sürede normalden fazla kilo kaybı yaşamak isteyenlerin amaçları tam bir sonuca varamadığı gibi, çoğu zaman diyet serüveni yarıda kalmaktadır.Bu durumda yapmanız gereken tek şey kendinize karşı dürüst olmak ve bu uğurda kazandığınız en küçük başarıyı bile göz ardı etmemek.Unutmayın ki takdir edilmek herkesin hoşuna gider.Başkasının iltifat etmesini beklemeden kendi kendinizi kutlayın.

Kilo vermek bir yandan bakıldığında matematik hesaplamadan oluşan bir olgudur.Aldığımız kalori miktarı harcadığımızdan az olursa kilo veririz,kalori alımı ve kalori yakımı dengede olursa kilomuzu koruruz.Eğer çok kalori alıp az kalori yakıyorsak fazla kilo problemi yaşarız.Bir artı bir eşittir iki gibi basit görünen bu denklemler aslında o kadar da basit değildir.

Metabolizma sistemi çok akıllıca bir şekilde işleyen fakat bir o kadar da bencil bir sistemdir.Siz ona ne kadar iyi davranır , ne kadar iyi bakarsanız o da size aynı şekilde yanıt verir.Bir araba benzin olmadan gidemeyeceği gibi bedenimizde benzini olmadan işlev görmeyen bir mekanizmadır.Bu sebeple aç kalmadan az öğünleri sık sık tüketmeyi bir yaşam ilkesi edinmeliyiz.

Kategoriler
Genel Konular Kadın Bakımı Şifalı Bitkiler

Krem yerine sebze ve meyve

Fazla kilo problemleri ile savaşanlar ve sürekli zayıflama amaçlı diyet yapanlar meyve ve sebzelerin ne derece sağlıklı ve yararlı olduklarını iyi bilir. Ama sağa sola medayaya, dergilere baktığımızda hep aynı ve kısıtlı konular.Yani meyve ve sebzelerin yararları konusunda sadece zayıflama ve diyetten bahsedilen konular. Peki meyve ve sebzelerin cilt kuruluğu ve kırışıklıklara karşı ne tür bir etki sağladığını ve bunun gibi birçok yararlı yönünü bilinmeyenleri ile öğrenmek isterseniz yazının devamını okuyun…

Bu Bilgileri yeşil dünyanın içinde gizlenmiş hazine kadar değerlidir.Doğru kullanımlar ile meyve ve sebzelerin birer güzellik katkısı olduğunu anlayacaksınız. Böğürtlen ve ahududu gibi orman meyveleri sadece gerginlik sağlamak ve cildi pürüssüz bir hale getirmekle kalmaz aynı zamanda sivilce ve akne hastalıklarının engellenmesinde çok etkilidirler. Sadece doğal ortamda değil, manavda ve pazarda da satılan meyve, sebzelerin cilt için harikalar yaratacak etkileri vardır.
Bazı meyvelerin için bulunan meyve asitleri sayesinde cilde güzel bir görünüm ve cilt sorunlarını önleyici etkisi vadır. Doğadaki bazı bitki çeşitlerinde ise zayıflatıcı etki vardır.

Patates: Patatesi güzelce haşlayın yada rendeleyin. İçine bir çay kaşığı zeytinyağı ilave edin.Yarım çay bardağı da pastörize süt ekleyin. Bir adet kabağı soymadan pişirin. Soğuduktan sonra alın ve iyice soğutun. Ve bu karışım sayesinde yaz günlerinde cildinize yer edinmiş kahverengi güneş lekelerinden kurtulmaya başlayın.

Maydanoz: Üç dört adet maydanozu kökleri ile birlikte alın ve 1 bardak içme suyunda kaynatın.Kaynadıktan sonra bir süre soğumasını bekleyin.Ve cildiniz için süper bir besleyici.Bu su ile cildinizi günde en az 2 defa pamuk kullanarak silin.

Bezelye: Kimi zaman yemeklerimizde kullandığımız bezelye bebek gibi bir cilde sahip olmak isteyenler için süper bir etki yaratmaktadır.Bezelyede bulunan B1 ve C vitaminleri harici lif , protein ve folik asitte vardır.Bezelyeden bir cilt ikisi oluşturmak için ise ; bir avuç bezelyeyi iyice ezin.İçine üzüm pekmezi katıp bir güzel karıştırın. Ve üzerine bir – iki damla zeytinyağı ve az miktarda yulaf unu ilave edin.Bu maske ile cildi canlandırabilirsiniz.

Elma:Elma maskesini çoğu kişi kullanır.Elma maskesi çok yararlı olduğu için asla ihmal edilmemelidir.Hem normal yapıda olan hem de kuru ciltler için idealdir.Ancak hazırladığınız elma maskesini 10 dakikadan fazla cildinizde tutmayınız.
 

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Kadın ve Sağlık Zayıflama Yöntemleri

Doğum sonrası kilo verme rehberi

Kadınlar hayatları boyunca yakasını bırakmayan fazla kilo problemi ile başetmektedirler. Fazla kilolar özellikle doğum sonrasında çok sorun yaratmaktadır. Doğum sonrasında fazla kilolardan kurtulmak için uzmanlar düzenli ve etkin emzirmeyi öneriyor. Bunun yanı sıra özel egzersiz yapılmasınında önemini vurguluyor. Birçok kadının ortak sorunudur hamilelik dönemlerinde alınan fazla kilolar. Ancak hamilelik dönemlerinde beslenme alışkanlıklarını kontrol altında tutan ve düzenli olarak yürüyüşler yapan anne adayları bu durumu daha kolay atlatmaktadır. Uzmanların doğum sonrasında şişmanlık sorununun ortadan kalkması için önerdiği en önemli tavsiye bebekleri ilk 6 ay boyunca su bile verilmeden emzirmektir. Ve tabiki buna bağlı olarak yapılan uygun egzersiz hareketleri. Hamilelik başlar başlamaz beslenme konusunda sorunları olan kadınlar mutlaka bir diyetisyen kontrolu altında olmalıdırlar. Çünkü doğum sırasında alınan fazla kilolar çok zor bir şekilde veriliyor yada vücuda yapışıp kalıyor. Özellikle karın ve basen bölgesinde biriken yağlar çok zor yakılıyor. Hamilelik nedenli kilolardan kurtulmak için büyük bir zayıflama mücadelesinde uzmanlar etkin emzirmeyi çok önemsemektedir. Çünkü anne bir emzirme sırasında ortalama 500 kalori harcıyor.Buda bir saat boyunca tenis oynamak yada 1 saat boyunca aralıksız yüzmek kadar kalori kaybı demektir. Uzmanlar bu nedenle emziren annelerin beslenme alışkanlıklarına dikkat etmelerini vurguluyor. Günde en az 2200 kalori alıp 5 yada 6 öğün yemek yemelerini öneriyor.

Gebelik sonrasında fazla kilolarından kurtulma problemi yaşayan anneler, hamilelik döneminde dengesiz ve düzensiz bir yüksek kalorili beslenme rejimi uygulamaktadır. Bu nedenle doğum sonrasında annenin fazla kailolarını vermesinde sorunlar yaşanır. Anne gebelik döneminde 8-10 kilo alırsa bu kiloları vermek daha kolay olur ama 15-20 kilo alınmış ise bu daha da zorlayıcı bir durum meydana getirir.