Kategoriler
Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat iletişim Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Yeni nesil gençler neden yabancı dizilerin hayranı?

Annem ortaokul yıllarımdan beri hep der ki :  Şu alt yazılı filmleri, dizileri izle de ingilizcen biraz daha gelişsin. Eminim benim olduğu gibi bunu söyleyen birçok anne baba vardır etrafınızda.  Başlarda çoğu insan belki de bu sebeple izlemeye başlıyor yabancı dizileri. Ondan sonra farkediyor ki aslında Türk televizyonlarında olmayan hayal gücü, aksiyon, eleştiri ve kahkaha CNBC-E, E2 varsa digiturk DiziMax gibi kanallardaki dizilerde. Tabi ki onlarında var bizde olduğu gibi duygusal şöyle acınaklı dizileri ama insanoğlu kendinde olanı değil de hep başkasındakini ister özenir ya, bu da bir sebeptir belki yabancı dizilere hayran olmamızda. Sen izlemiyor musun? diye sorarsanız en büyük hayranlarından biriyim mesela Fringe, The Simpson, Family Guy, How I met your mother gibi birçok dizinin. Ama eğleniyorum izlerken ve bazen “biz neden yapamıyoruz”a getiriyorum her Türk genci gibi bu konuyu cevap bulabiliyor muyum diye sorarsanız maalesef…

Animasyon dizi deneyimleri oldu tabii bizim kanallarımızda da fakat aynı başarıyı ne yazık ki yakayamadı. Yine de en çok takdir ettiğim programlardan biri Grafi 2000 yapımları. En azından ekrandaki felaketli, ihanetli, ağlamalı, duygu sömürülü dizilerin aksine biraz güldürüyor beni.

Aslında ben eski ve edebiyat harikası olan romanlarımızın dizi olması fikrine de hayranım mesela Yaprak Dökümü’nü ilk duyduğumda acayip heyecanlanmış ve direk izlemeye başlamıştım her hafta hiç kaçırmadan. Ama dizinin ömrünü o kadar uzattılar ki romandaki Ali Rıza Bey’in artık başına bir şey gelse de şu dizi bitse diye dua etmekteyim artık. Kısacası mutlaka reyting yapıyordur hep derler ya “izleyen olmasa bu kadar yayında kalır mı” diye ama ben bu kadar uzamasının taraftarı değilim hiç. Aslında başlarda tam aksini, yani romanları okumamış olanlar için bu dizilerin bir edebiyat mirası olabileceğini düşünüyordum.

Geçenlerde bir kanalda senarist,oyuncu ve bunun gibi birçok özelliğe sahip Meral Okay’ın konuk olduğu bir programı izledim. Şikayet ettiği tek şeyin bu dizi reyting rekorları kırar dedikleri şeylerin 3 bölümde yayından kaldırılması, hiç tutmaz dedikleri şeylerin ise yıllarca devam etmesi olduğunu söyledi.

Burdan çıkan sonuç aslında bizim oyuncu kadrosu,senaryo kalitesi gibi özelliklere hiç önem vermeyip bize hangi dizi daha çok duygu yoğunluğu verir? ağlatır  ya da hangisini örnek alabiliriz? memleketi kurtarabiliriz mantığıyla izlememiz. Mutalaka bunları da ihtiyacı vardı televizyonların ya da bunları da izlemek isteyen bir kitle vardır. Ama tamamını böyle dizilerin oluşturması, yapımcı ve yönetmenlerin de bu duruma göre işler sergilemesi belki de genç izleyiciyi yabancı dizilere kaçırıyordur olamaz mı ?

Son dönemin en trend dizisi “Ezel” bence izleyici kaçırmamanın en güzel örneği…O kadar güzel aksiyon sahneleri her şeyden önce o kadar farklı bir senaryoya sahip ki izlerken nasıl başlayıp bittiğini bile anlamıyorum. Geçtiğimiz pazartesi yeni bölümünü izlerken babam bir ton laf etti yine mi dizi izliyosun kitlendin televizyona bak bak duyuyor mu hiç diye. Biraz anlatıp bir bölüm izle seveceksin dedim. Tahmin ettiğim gibi Ezel’in ortalarında babam ” ne kadar heyecanlı bu dizi Prison Break gibi” diyordu en son:)

Bir de şöyle “The Simpson” ya da “Family Guy” tarzında bir iki animasyon yapabilsek tadından yenmez gerçekten :)

Kategoriler
Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler İnternet Dünyası Toplumsal Konular

Yeni neslin adı iPod gençliği mi oluyor?

GENÇ arkadaşlarıma bir soruyla yazıma başlayıp büyüklere nasihatle yazımı sonlandıracağım!

Kimileri belki bu sorumu ukalalık olarak da algılayabilir ama realist bir düşünce tarzıyla bakıldığında aslında hiç de ukalalık yapmadığım çok iyi anlaşılacaktır.

Sorum şu: “Sizce sosyal ve kültürel yaşam sadece gezmek, kafelerde kakara kikiri yapmak, bowling oynamak, iPod dinleyerek uyumak mıdır?”

Mesela Türk gençliği olarak sizce kaçımız dünya tarihi ile ilgiliyiz?

Acaba kaçımız Leman ve Gırgır tarzının dışına çıkıp, kültürel anlamda bir şeyler okuyabiliyoruz?

Sanırım bu konuda bir anket yapılsa, sonuçların Türk gençliği adına bir facia olabilme ihtimalinin çok yüksek olduğunu düşünüyorum.

Gerçek şu sevgili dostlar; Yeni neslin en çok yaptığı şeyler, televizyon seyretmek, internette gezinmek, iPod dinlemek, video oyunu oynamak, cep telefonuyla konuşmak ve arkadaşlarıyla mesajlaşmak…

Aslında bu çağda dünyada biz yalnız da değilmişiz!

Amerikan Sanata Ulusal Gelir Sağlama Derneği tarafından yayınlanan bir rapor, genç neslin neyi en az yaptığını da belirledi; “kitap okumak”

Rapora göre, 18 – 24 yaş arası Amerikan gençlerinin yarısı, kendi isteğiyle hiç kitap okumuyor. 13 yaşındaki çocukların sadece yüzde 30’u her gün biraz kitap okuyor.  17 yaşındaki gençlerden, zevk için hiç kitap okumayanların oranı yüzde 19’a yükseldi

Rapora göre, 15 – 24 yaşı arası gençler, televizyon izlemeye günde ortalama 2,5 saat ayırırken, kitap okumaya ayırdıkları ortalama süre sadece 7 dakika. Tabloyu, “çok büyük bir sosyal problem” olarak nitelendiren NEA Başkanı Dana Gioia, “Yeni neslin çoğunluğunu kaybediyoruz. Az okumaktan dolayı kendi potansiyellerine hiçbir şekilde yaklaşamıyorlar” uyarısında bulundu

Okuma azlığının da ötesinde yeni neslin okuma yeteneğinde de büyük zafiyet içinde olduklarını belirten Gioia, bu soruna dikkat çekerken “Çok ciddî bir kesimi okuyamıyor.  Kaldı ki kendilerinden orijinalinden Proust okumalarını istemedik, günlük gazeteleri okumalarını istedik” diye konuşmuş

Geçtiğimiz yıllarda hazırladığı rapora, “Okuma riskte” adını koyan NEA, bu yıl tehlikenin boyutuna işaret etmek için, raporu, “Okumak ya da okumamak; İşte ulusal ehemmiyette mesele” başlığıyla yayımladı

Amerikalılar tarafından hazırlanan bu raporun bence Türk Milli Eğitiminin de yararlanması gereken çok önemli bir kaynak olduğuna inanıyorum.

Bir genç olarak benden söylemesi…

Şimdi yeniden düşünün: Ben ukala mıyım sizce?

Serdar Sadık Şimşek

[email protected]