Kategoriler
Deneme Yazıları İslam Dini

Güzelliklerin Gerçek Sahibi

Güzellik insana mutluluk ve huzur veren somut bir lezzettir. İnsanlar yaşamlarının her aşamasını bu lezzete ulaşabilmeyi umut ederek, zevk aldıkları güzelliklere göre biçimlendirirler. Güzelliğe olan düşkünlük, bu lezzete olan bağımlılık, insanlar için vazgeçilmezdir. Seçim yapması gereken kişi, her zaman tercihlerini beğenisine göre en güzel olandan yana kullanır. Hiçbir insan hoşuna gitmeyen ve çirkin bulduğu bir şeyi seçmez, istemez. Nedeni de insan ruhunun, görüntünün, ahlakın, sözün kısası her şeyin güzel olanından zevk alacak şekilde ve güzelliğe düşkün duyarlılıkta yaratılmış olmasıdır.

İnsanların güzel olana bu denli yoğun istek ve ilgi duymalarının nedeni, ruhlarındaki güzelliğe ulaşma arzusuna yanıt verebilmektir. Pembe bir gül, beyaz bir lale, göz kamaştıran bir mücevher, güzel bir çocuk, güzel, bahçeli bir ev, yeni bir araba ya da güzel bir köpek… İnsan tüm bunları gördüğünde, içinde bu güzelliklere sahip olmak arzusu oluşur. Kuran’da, bu güzelliklere sahip olma arzusunun, insanların dünya hayatında sınanması amacıyla süslü ve çekici kılınmış tutkular olduğu haber verilir:

“Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara ‘süslü ve çekici’ kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır. (Al-i İmran Suresi, 14)

‘Yarattığı herşeyi en güzel yapan’ Allah, insanların hissedip zevk alabilmeleri için yarattığı tüm güzellikleri evrenin her santimetrekaresine yerleştirmiştir. Baktığımız her yerde Rabbimiz’in Cemil (güzel), Musavvir (tasvir eden, şekil ve suret veren), Sani (Sanatçı) ve Bedi (örneksiz yaratan) isimlerinin tecellilerini görebiliriz.

Güneş doğar ve batarken gökyüzünde oluşan görsel şölende, Allah’ın Sani isminin tecellisini   izleriz. Bir kelebeğin kanadındaki kusursuz simetriyi ve yanar döner renkleri fark ettiğimizde Allah’ın Musavvir isminin tecellisini görürüz.

‘Ol!’ buyruğuyla atomlardan, moleküllerden, hücrelerden, canlılardan, gezegenlerden, yıldız ve galaksilerden oluşan, insanın kavrayış gücünün dışındaki sonsuz alemin muhteşem güzelliklerini düşündüğümüzde sonsuz ilim ve güç sahibi olan Allah’ın Bedi ismini hatırlar, tecellisine hayranlık duyarız.

Çok güzel bir çocuk gördüğümüzde; duru teni, ışıl ışıl gözleri; yüzündeki mükemmel simetri Allah’ın Cemil isminin bir tecellisidir ve Allah aşkıyla bakan onu görür.

Rabbimiz insanı yaratırken Kendi ruhundan üflemiştir. Ve insan, “…Bizden kendilerine güzellik geçmiş bulunanlar…” (Enbiya Suresi, 101) ayetiyle bildirildiği üzere Allah’ın güzelliğinden bir parça taşır. Güzelliği arayan insan, gerçekte Allah’ın benzersiz sanatından, üstün ilminden, eşsiz güzelliğinden ruhuna zevk verecek olanı arar. Güzellikten alınan zevk de Rabbimiz’in bu özelliğinin kulu üzerindeki tecellisidir. Peygamberimiz’in de hadisinde belirttiği gibi, “Allah güzeli sever”, O’nun ruhunu taşıyan kulları da güzeli severler.

İnsanın istek duyup elde etmek için çaba harcadığı ve sahip olduğu tüm güzellikler, dünya koşullarında bozulacak, eskiyecek, yıpranacak ve sonunda da yok olacaktır. Çok güzel bir insanın güzelliği, zamanla yıpranıp yok olacak,  muhteşem güzellikteki bir çiçek birkaç gün içinde solacak, kuruyacak ve güzelliğini yitirecektir. Çok gösterişli bir ev ya da araba bile zamanla yıpranacaktır.

Görüldüğü gibi dünya üzerindeki tüm güzellikler zamanın yıpratıcı özelliği ile bir gün yok olur. Yeryüzünde zamanın yıpratamadığı hiçbir güzellik yoktur. Yüce Allah dileseydi sonsuz gücüyle sonsuza dek sürecek güzelliklerle dünyanın her yanını kuşatırdı. Ancak, imtihan gereği, kullarının Kendisi’ni tanımaları, gücünü anlamaları ve cennet özlemi duymaları için eksiklik ve acizlikleri de yaratmıştır.

Birçok insan, güzelliklerin ardında koşarken hırs ve tutkuyla boşa bir çaba harcar. Oysa kalıcı olmayan güzellik için bu denli çabanın bir anlamı yoktur. İnsanın asıl çabası cennetteki huzur ve mutluluk dolu sonsuz yaşama ulaşmanın yollarını aramak olmalıdır. İnsan, içindeki kusursuz güzellik isteğine, gerçek anlamda yalnızca cennette kavuşabilecektir. Bu gerçek Kuran’da “…Orda nefislerinizin arzuladığı her şey sizindir ve istediğiniz her şey de sizindir.” (Fussilet Suresi, 31) ayetiyle haber verilir.

Gerçekte insanın güzelliği arzu etmesi bir ‘kusursuzluk’ arayışıdır. İnsan Kuran’da, “..Tümüne güzelliği (cenneti) vaat etmiştir;…” (Nisa Suresi, 95) ayetiyle bildirilen ve inananlara vaad edilen gerçek güzelliğin ardından koşmaktadır. “Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah’tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” (Tevbe Suresi, 72) ayetiyle cennetteki kusursuz güzellikler tüm inananlara vaat edilir.

Yüce Allah’ın tüm evrene olan hakimiyetinin kanıtları çok açıktır. Rabbimiz güzellikleri sonsuz ilmiyle yaratır ve düzenler. Evrenin tümündeki ihtişam, herşeyi örneksiz yaratan ve her güzelliğin kaynağı, tüm güzelliklerin sahibi olan Allah’ın üstün ve benzersiz sanatıdır.

O Allah ki, Yaratan’dır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr Suresi, 24)

Kategoriler
Genel Konular İslam Dini

Hesap Günü

Dünyada yaşayan insanların büyük çoğunluğu için hayat sadece bu dünyayla sınırlıdır ve ölümle birlikte herşey sona erecektir. Bu yüzden kendilerini sadece bu dünyanın meşgalelerine adar, ahiretleri için hiçbir şey yapmazlar.

Bazı insanlar ise ahirete inanırlar ancak inandıkları halde Allah yolunda yaşamak yerine dünya hayatının dışta görünenine kapılırlar ve gaflet içinde yaşarlar.

‘Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olanlardır.’ (Rum Suresi, 7)

Şeytanın telkini ile iyi insan olmak, kimsenin hakkına tecavüz etmeden yaşamak bu insanların zihniyetine göre cennete girmek için yeterli sebeplerdir.

‘Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın.’ (Lokman Suresi, 33)

Şüphesiz bunlar Allah’ın sevdiği davranışlardır ancak kesinlikle yeterli değildir. İnsanlara Kuran’ı Kerim aracılığıyla yapılması gerekenleri bildiren Yüce Allah her amelin karşılığını eksiz vereceğini Ali İmran Suresi 57. ayette şu şekilde bildirir: “İman edip salih amellerde bulunanların ecirleri eksiksiz ödenecektir. Allah, zalim olanları sevmez.”

Çok uzak gibi görünen ölüm ve sorgulama anının aslında çok yakın olduğunu her gün duyduğumuz ölüm haberlerinden anlayabiliriz. Kimse yeni bir güne başlarken o gün öleceği ihtimalini düşünerek başlamaz. Allah, vakti dolan her insanın bir sebep dahilinde canını alır. Deprem, trafik kazası ya da hastalık… Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen dünya hayatı hiç umulmayan bir zamanda ve beklenmedik bir nedenle sona erdiğinde derin gaflet uykusundan uyanış gerçekleşir ve artık herkesin görüş gücü keskinleşir.

‘Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir.’ (Kaf Suresi, 22)

Ölümle birlikte sorgu başlar ve dünya hayatını oyalanmayla geçiren insanların tümü derin bir pişmanlığa gömülür.

‘İnsanları sorgulama (zamanı) yaklaştı, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar.’
(Enbiya Suresi, 1)

Sorgulama Anı:

Hesap gününde her birey tek başına sorguya çekilecek, ortaya iyilikleri ve kötülükleri tartan hassas teraziler konacak, ve kimse haksızlığa uğratılmayacaktır.. ‘ Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hiçbir nefis hiçbir şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak Biz yeteriz.’ (Enbiya Suresi, 47)

Hesap anında herkesin eline dünyadayken yapıp ettiklerini bildiren amel defteri verilecektir. ‘ Artık kimin kitabı sağ yanından verilirse. O, kolay bir hesap (sorgu) ile sorguya çekilecek. Ve kendi yakınlarına sevinç içinde dönmüş olacaktır. Kimin de kitabı ardından verilirse,O da, helak (yok olmay)ı çağıracak. Çılgın alevli ateşe girecek.’ (İnşikak Suresi,7- 12) Ayrıca sorgulama anında insanların işitme – görme duyuları ,elleri, ayakları ve derileri şahitlikte bulunacaktır. ‘Sonunda oraya geldikleri zaman, işitme, görme (duyuları) ve derileri kendi aleyhlerine şahitlik edecektir.’ (Fussilet Suresi, 20)

Hayatını sadece kendi nefsini doyurmakla geçiren tüm insanlar zorlu bir sorgulama sonucunda cehenneme sevkedilecek ve sonsuza kadar azap içinde yaşayacaklardır. ‘İnkar edenler, cehenneme bölük bölük sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara (cehennemin) bekçileri dedi ki: “Size Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi uyaran elçiler gelmedi mi?” Onlar: “Evet.” dediler. Ancak azap kelimesi kafirlerin üzerine hak oldu. Dediler ki: “İçinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından (içeri) girin. Büyüklüğe kapılanların konaklama yeri ne kötüdür.’ (Zümer Suresi, 71-72)

Hayatını sadece Allah yolunda ve O’nun rızasını gözeterek yaşayan insanlar ise kolay bir sorgulamadan sonra sevinç içinde cennete girecek ve sonsuza kadar orada yaşayacaklardır. ‘Onlar, Adn cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve soylarından ‘salih davranışlarda’ bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler:) “Sabrettiğinize karşılık selam size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel.’ (Ra’d Suresi,23- 24)

Sonsuz bir yaşama karşılık dünya hayatını sahiplenmek yıkılacak bir yarın kenarına ev kurmak gibidir. ‘Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.’ (Tevbe Suresi, 109)

Kategoriler
Sevgi ve Ask Dünyası

Bu Benimkisi Aşk Değil

“Yeni bir yılın sabahındayım, dinlediğim bir şarkı aklıma düşürdü seni. Diyor ki, “seni görebildiğim yer rüyalar artık,” rüyalarda olmasa hani… Yanmışım sevgilim, öyle bir tutuşmuşum ki hayatın tam ortasında kalakalmışım. Şimdi seninle yalnızlığımı paylaşsam, çok ayıp etmiş olurum. Ama bunu yapmayacağım. Seninle geçmişimi yâd edeceğim sadece. Beni, ben yapan o güzel kadına bir değil, bin anlam katacağım bugün de…”

Son sevdiğim olduğunu mu sandın, söylenen her söze inanıyorsun güzel sevgilim. Ama evet, sen benim son sevdiğimsin ama aynı zamanda da ilk sevdiğimsin! Bunu unutma, yarın senin için öleceğim…

Sensiz(ken) yanıyordum. Küllerimden anlıyorlardı, tanıyorlardı beni artık. Biliyorlardı neden yandığımı, her günün batımında… Öyle yüreğimden tutuşmuştum ki, ateş olmasa da, yanıyordum. Her yanımda yokluğun kol geziyordu. Sensiz olmayan tek şey sevgiydi! Ey benim nazlı yanım, sevgisizde yaşanmıyor ki hani. Hadi tutsana yüreğimden, hadi kalsana yanımda, bırakmasana gün batımlarına… Hadi nasırlı ellerime, ellerini kenetlesene!

Zamansız gittin sevgilim. Bir vedayı bile çok gördün. Belki de haklıydın gitmelerinde, nedenlerin vardı. Zaten kızamıyorum bu yüzden sana. Her şeyde bir neden aramak çok saçma, hele aşksa bu mantık ötesi bir durum işte! Umarım gittiğin yerde, çok mutlusundur. Yüzün gülüyordur. Kapısını açtığın adam elinde çiçeklerle, dilinde sevgi sözcükleriyle geliyordur her defasında. Yoksa üzülürüm…

Yeni bir yılın sabahındayım, bir şarkı aklıma düşürdü seni. Diyor ki, seni görebildiğim yer rüyalar artık, rüyalarda olmasa hani… Yanmışım sevgilim, öyle bir tutuşmuşum ki hayatın tam ortasında kalakalmışım. Şimdi seninle yalnızlığımı paylaşsam, çok ayıp etmiş olurum. Ama bunu yapmayacağım. Seninle geçmişimi yâd edeceğim sadece. Beni, ben yapan o güzel kadına bir değil, bin anlam katacağım bugün de…

Bak yarın, bugün oldu. Sen gideli heybem iyicene hafifledi. Dört bir tarafta yokluğun halay çekiyor. Bilmez misin efe torunuyum ben, şöyle ağırdan bir zeybek nasılda giderdi, gözlerinin tam karşısında. Etrafında bir dönsem, başım üstüne-dizlerimi yoluna çökertsem hiçte fena olmazdı hani. Galiba ufaktan kaderimin kaybedişlerine çöküyorum. Olsun varsın. Sevmek, bilmeden tüketmekmiş ömrü… Varsın sana harcansın ömrüm, hiç gocunmam!

Seninle geçirdiğimiz o zamanları arıyorum halen. Nereden başlasam, nereye uzansam şöyle bir, aklıma çakılıyorsun. Sitemim asla olmadı sana. Nasıl olsun ki, insan sevdiğine de sitem ederse, ne anlamı kalır o aşkın değil mi? Yoksa etmeli mi… bilirsin, ben pek beceremem duygularımı yansıtmayı. Yazarım, çizerim sadece. Ara sıra resimde yaparım ama söyleyemem bir türlü. Söylersem, gizeminin gideceğini düşünürüm aşkımın. Korkarım ama bilirim ki sevmek, sevdiğini keşfetmektir! Beni yeniden bulmanı çok isterdim.

Benim öyle yeni bir yılda beklentilerim olmadı hiçbir zaman. Nasıl olsun ki, olmadı işte! Biliyorum hiçbir zaman bir kadın tarafında onurlandırılmayacağım. Çünkü unutamıyorum seni, belki de bu yüzden acılarım yenileniyor. Kadınların sezgileri çok kuvvetli, ne halde olduğumu anlıyorlar. Öyle işte, özledim seni… Çok!

Bu benimkisi aşk değil, başka bir şey. Üstelik bu ben de, ben değilim/ seninim…

Emre onbey

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Mutlu Ömürler (eskiyen dünyaya)

“yeni bir yıl daha geliyormuş, her şey çok güzel olacakmış… Ne kadar ikiyüzlüyüz, vefasızız! Daha geçen yıl için de ne güzel diyorduk, şimdiyse nefret ediyoruz. Bu gireceğimiz yıl çok mu farklı olacak sanki! Değişen bir rakam sadece, boşa harcadığımız bir zaman… Hadi kutlayın yine; bağırın, sokakları inletin! Ama geçen yılı sakın ha unutmayın, çünkü gelecek yılda bir gün geçmişte kalacak…”

Çok olumsuz bakmıyorum hayata, böyle düşünmenizi istemem. Ben hayatı sorgulamayı seviyorum ve değerini bilmeyi, bazen en basit bir şeyin bile, günün birinde benim için çok anlam taşıdığını… Bu yılda kaybettiğim birçok şeyin biri bana yen yılda kazanacağımın garantisini veriyor mu? Ya kalp kırıklarım ne olacak? Bu dünyayı terk eden sevdiklerim gelecek mi yeni yılda… Güldürmeyin beni, inanın bu umut denen küçük çukurlar bizi oyalamıyorsa, bu yazdıklarımı unutun gitsin!

Vefa bilirim ben, şimdilerde semt ismi diyorlar. Yakında o semtin ismini de değiştirirlerse hiç şaşırmam. Zaten neye şaşırsam hep gerçek oluyor. Dünya gerçekten de yuvarlak, yoksa dönüp-dolaşıp bizi bulmazdı bu yaptıklarımız. Dini kitaplar gönderilmeseydi bile, aptal olan biri dahi anlardı ilahi bir gücün adaletini. Hani bire on veren o sonsuz güce. Evet, aynen öyle! Bir sistemin içindeyiz. Dışından baksak, çok güleceğimiz kesin, en çokta kendi hallerimize. Halimize demiyorum, hallerimize… Bunu da unutun-gitsin!

Şimdi kimileri bana çağ dışı der, kimileri yobaz, kimileri çokbilmiş… Desinler, demedikleri zaman zaten yaşamıyorlardır bu dünyada. Sizler yaşayın dostlarım, ben sizlerle bu dünyayı paylaştığım için çok mutluyum! Yalnız bazen farklı düşünebilmek, insanın gerçeği görmesini sağlar. İlk doğduğunuz yılı hatırlamazsınız, ama sizin doğduğunuz yıl aileniz için ne kadar unutulmazdır. Ve siz geçmişte kaç tane yıl hatırlıyorsunuz ki sizin için çok anlamlı ve unutulmaz. Rakamlara aldanmayın, öyle küçük sevinçlerle ömrünüzü törpülemeyin!

İnsanoğlu farklı uğraşları kendine layık göremedikçe, isterse on yıl sonraki yıllar birden gelsin, değişen hiçbir şey olmaz. Artık yeni yıllara çok anlamlar yükleyip, onlarıda derdimize, kaderimize ortak etmenin bir anlamı yok! Kaybettiklerinden, hatalarından ders alan ve yapmamaya çaba gösteren her insan için yeni bir gün zaten yeni bir umut demek değil midir? Değişime, güzelliğe, insanı insan yapan duyguların samimiyetine inandığımız sürece zaten her şey daha güzel olacaktır.

Dünya, sandığımız kadar çok iyiye gitmiyor. Açlık, işsizlik, aklınıza gelebilecek her türlü kötü işler çoğalmakta. Sebepleri var bunların hepsinin. Kendimize aynadan bakamıyoruz hiç! Yüzleşemiyoruz, yarın bizim de kötü durumda olabileceğimizi aklımıza getiremiyoruz! İnanın insanın cebimdekilerin değeri azaldıkça, etrafı çok değişiyor. Bir tek ilahi güce eskisinden daha da çok bağlanıyor. Bu senede bir seferlik farklı düşünün, bildiğiniz-tanıdığınız bir aileye yardım yapın. Boş-verin gereksiz eğlenmeyi; ailenizle tombala oynayın. Annenizin kucağına yatıp, çocukluğunuzu anlattırın! Belki gelecek yılda en sevdikleriniz olmayacak yanınızda. Tabi çok olumsuzda düşünmemek gerekir. Gelecek zamanda güzel bir iş sahibi olursunuz, belki evlenirsiniz. Bunları da düşünmek lazım ama önce biraz vicdan…

Bizim dünya canlıları olarak eğlenmeye lüksümüz yok artık! Biz yeterince eğlendik, eğlendikçe de tükettik her şeyimizi. Farkında değiliz neleri kaybettiğimizi. Duyarsızlığımızdan, tepkisizliğimizden, korkaklığımızdan neden bu halde olduğumuzu görebilsek! Ve önce değişime kendi ailemizden, çevremizden, semtimizden, ülkemizden başlasak çok mu komik olur acaba? Olsun gülünç olsun, inandırıcı olmasın ama o yolda yürümek başkadır yine de. Sanki saçma umutlarla girilen yeni yıllarda her şey çok mu güzel oldu! Boş verin, yine bildiğiniz gibi yaşayın, zaten ne söylenilse önemsenmez ki hiç. Ne aydınlar, ne peygamberler, ne liderler söylemiş, altı üstü emre onbey söylemiş ne olacak ki…

Siz en iyisi bu yazdıklarımı hiç hatırlamayın… Ama yine de mutlu yıllar be!

Emre onbey

Kategoriler
Günlük hayat Günün Tarihi iletişim İnternet Dünyası Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Yeni Umutlar ve 2010 Yeni Yılı

YENİ UMUTLAR

Yine bitiyor koca bir yıl,

Alıp götürdükleriyle, bazen de güzellikleriyle,

Geliyor yine yeni bir yıl,

Beklentileriyle, ümitleriyle, hayalleriyle.

Evet sevgili okurlar, konumuz anladığınız gibi yeni yıl. Başladığında çoook uzunmuş gibi gelen ve hiç bitmeyecek sandığımız yeni bir yıl. Bir önceki yıl, her zaman, içinde kalmışlıklarla, gerçekleştirilememiş hayallerle son bulur. Ve bunlar, büyük ümitlerle ‘’inşallah yeni yılda ‘’ diyerek bir sonraki yıla aktarılır. Yeni yıla girmek, özellikle azimli insanlarda her zaman itici ve tetikleyici bir etken olmuştur. Bir önceki yıl yakalayamadıkları başarıyı, yeni yılda elde etmek için bir başlangıç sayarlar Ocak 1’i. Ve var güçleriyle çalışırlar. Öyle de olmalı zaten. Başarmak isteyen insanlar, mücadele ruhunu hiçbir zaman kaybetmemelidirler.

Hatırlıyorum da çocukluğumda 1900 ‘lü yıllara çok alışık olduğum için, sanki 2000’li yılları hiç telaffuz edemeyeceğim gibi gelirdi. Ve hatta telaffuzu bırakın ‘’2000 gelir mi hiç ‘’ derdim. Çocuk aklı işte. Hem öyle bir geldiki 2010 oluverdi. Zaman su gibi akıp geçiyor. Kalemimiz şimdi 2009 yazarken üç gün sonra 2010 yazacak.

Yılbaşı akşamı programları da şimdiden yapılmıştır sanırım. Ekonomisi izin verenler –ki sayıları çok değildir- otellerden ya da eğlence mekanlarından rezervasyonunu yaptırmıştır. Ekonomisi izin vermeyenler de ailesiyle, dostlarıyla veya arkadaşlarıyla tv karşısında bu akşamı samimi bir atmosferde geçirmeye hazırlanıyorlardır. İtinayla hazırlanmış sofralar, sonraki saatlerde meyve, çerez, patlamış mısır, eh biraz da alkol. Tabi sevenlere. Ve de inşallah DOZUNDA. Doz kaçtı mı kötü şeyler oluyor biliyorsunuz.

Bir de hersene 1 Ocakta yaptığımız bir şey vardır. Tv kanallarının yılbaşı programlarının kritiği. Şu kanal iyiydi, şu kanal kötüydü vs.. Ama bir gerçek varki- birçoğunuzun ’’ haklısınız’’ diyeceğinden eminim -bence hersene bir önceki seneden daha kötü oluyor. Tek kanallı yıllarda yılbaşı programının farklı  ve belki de tek olmasından kaynaklanan doyumsuz bir tadı vardı. Hele bir de TRT’nin prensiplerinden dolayı’’dansöz çıkacak mı çıkmayacak mı ‘’tartışmasıda geceye ayrı bir boyut kazandırıyordu. Şimdi hemen hemen her kanalda var. Üstelik sadece yılbaşında da değil.

Evde ya da dışarıda hiç fark etmez yeniyılı nerede karşıladığımız. Farkeden tek şey ‘’bu yıl başaracağım inşallah ‘’ diyerek mi, ya da ‘’bu yıl da olmaz, durum hergün daha da kötüye gidiyor’’ diye düşünerek mi girdiğimiz. Siz birinciyi tercih edin. Olumlu düşünün, çok çalışın. Başarı sizi mutlaka bulacaktır. Ve diyorum ki her yeni yıl farklı mutluluklara, farklı başarılara gebedir.

Yeni Umutlar ve 2010 Yeni Yılı
Yeni Umutlar ve 2010 Yeni Yılı

Herkese Allah’tan mutluluk dolu, sağlıklı ve huzurlu bir yıl diliyorum. İYİ SENELER.

SEVGİLERİMLE

Kategoriler
Videolar

Elini Tutmasam Uyuyamam ki (Amatör)

Son zamanlarda interaktif ve multimedya paylasim epey yayginlasti. Ozellikle youtube ve facebook gibi sosyal arkadaslik, video sitelerinde hergun yeni bir ses dinliyoruz, izliyoruz. Bu deryada yine gezinirken youtube.com da cok tatli bir kizimiz ümit yasar‘in sarkisi olan Elini Tutmasam Uyuyamam ki sarkisini gitariyle o kadar guzel seslendirmiski, takilip kalabiliyorsunuz sarkiya. Youtube.com sitesi turkiyede yasakli oldugundan videolari kuaza.com‘e yukleyerek sizlere sunuyorum arkadaslar. Bu videoyu ve sarkiyi kacirmamanizi oneriyorum, bir kere dinleyin eminim 2. yide oynatacaksiniz :)(: {Videoyu buradan izleyebilirsiniz: kuaza.com video linki}

Buda internetin nimetlerinden bir tanesi sanirim. Kesfedilmeyi bekleyen bu ve bunun gibi o kadar cok gencimiz varki hepsi kiyida kosede bekliyor. Bu yaziyi okuyan arkadaslarimdan ricam bu tarz bir yeteneginiz varsa kimseyi beklemeyin, biraz caba harcayarak sesinizi herkese, dunyaya duyurmaya calisin.

Elini Tutmasam Uyuyamam ki
Elini Tutmasam Uyuyamam ki
Kategoriler
Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası Toplumsal Konular

Bir Çocukluk Resmi

“eski püskü çocukluk resmimi taşıyorum cüzdanımda halen. Ceplerimde o köyümün papatya kokularıyla dolaşıyorum, bir de o masum kelebekler konuyor-en yaralı yerlerime. İşte öyle, cüzdanımda eski bir resim, çocukluğumu hatırlıyorum…”

Bir daha hiç yaşayamayacağım yerleri özlüyorum şimdilerde. Masa örtüsü diye kullandığımız çimenlerde, az karınca doyurmadık. Hafta sonları mantar toplamaya giderken, ayağımızdaki lastik pabuçlarımızla nasılda çamurla arkadaş olurduk. Kirlenmekten değil, kirlenememekten korkardık! Hayatı yaşardık, olabildiğince…

Her gün yeni bir çocukluk hatıramı öldürüyorum avuçlarımda. Küçükken oynadığım kamyonumun tekerinde sakladığım o sevgi yok artık. Biliyorum, gün geçtikçe daha da özleyeceğim o günleri… Ve içimde bir sızı hep hatırlatacak çocukluğumu. Her baharda elimde bilyeler, okul bahçesine küçük kuyular açacağım ve ben bunu her baharda özellikle yapacağım.

Bir Çocukluk Resmi
Bir Çocukluk Resmi

Kategoriler
Anma Yazıları Genel Konular Günlük hayat iletişim Sevgi ve Ask Dünyası Toplumsal Konular

Fedakâr Bir Baba İçin

“Seninle konuşurduk baba, bazen lambanın etrafında dolanan bir kelebek için, yeni bir hayat kurardık, yemyeşil bir kırda… Güneş parmaklarıma dokunduğunda, öperdin yanaklarımdan, bıyıklarından anlardım senin olduğunu; seninle, tekrar çocukluğumu yaşamayı çok özledim baba! Adam olmayı sen öğretmiştin bana, senin tarafından takdir edilmek, inan hiçbir şeye benzemiyor.”

Ruhundan haber bekliyorum, yokluğuna olan inancım günbegün artıyor. Yoksun baba, neden gelmiyorsun, neden susuyorsun, her ağladığımda… Ağır aksak adımlarla karşılıyorum, sensiz geçen her günü, çok umursanmadığımı iyi biliyorum. Yabancı bakışlar dolaşıyor bedenimde, çoğu menfaat uğruna hırpalıyorlar oğlunu! Uykudan uyandığımda boynum bükük oluyor her defasında, kaldıramadım daha hiç başımı, dimdik duramıyorum bu hayatta. Ne yapsam, hep eksik kalıyor bir taraf… Ama baba, ben, işte o tarafla hayata tutunuyorum. Ruhundan haber bekliyorum, yoksa yanına geliyorum baba!

Kaderin çoğu oyununa hiç aldırmadım. Doğum günümde almış olduğun saate bakıp, geceyi batırıyorum, ömrüme. Dinliyorum gündüzün sesini, bir hayallerde çoğaltabiliyorum seni, birde o gün işte! Eve geldiğindeki ayak seslerini, bir görsen nasıl arıyorum. O yaramaz küçük kedinin tıkırtıları yokmu, her defasında geldiğini sanıp, uyumuş numarası yapıyorum. Ama ne yanağımdan öpen biri oluyor, ne de bıyıkların batıyor! O yokluğun varya, alay ediyor baba, inan o yokluğunun acısı fena batıyor kalbime. Ben gülemiyorum artık, o eskisi gibi, kahkahalar atıp-çatlatamıyorum bedenimi. Küçük kuzenleri eğlendirmek için yalancı gülümsemelerimi saymazsak, sensiz hiç gülemedim bu hayatta!

Fedakâr Bir Baba İçin
Fedakâr Bir Baba İçin

Kategoriler
Eğitim - öğretim Güncel Haberler Günlük hayat iletişim Şair Söyleşiler - Röportajlar Toplumsal Konular Türkiye üzerine Yazar

Mahmut Kuru ile Selçuk Erat Söyleşisi

Sayın Mahmut Kuru’nun Selçuk Erat ile Yaptığı

26 Kasım 2009 Tarihli Kocaeli Öncü Gazetesi’nde Yayımlanan

Söyleşi Metni

***

Selçuk Erat kimdir? Kendinizi nasıl tanımlarsınız okurlarımız için?

Selçuk Erat, 1982 Şişli doğumlu. Kova burcu. Bekâr. Para kazandığı bir işi var. Bu arada burcunun bütün özelliklerini istisnasız taşır. Herkes gibidir. Sabah kalkar, alelacele hazırlanır, işe gider, akşam eve döndüğünde alelacele bir şeyler yer, bilgisayarının başına oturur, gecenin rüzgârı O’nu taşımaktan yorulduğu an, yatağına girer ve uyur. Zaman zaman dışarı çıkar, gezer, seyahat eder… Uzun yıllardır bu hep böyledir… Ben, kendime baktığımda başka bir şey göremiyorum, ya siz?

Selçuk ERAT
Selçuk ERAT

Şiir kitaplarınızdan söz edebilir miyiz? Yeni çalışmalarınız var mı?

Evet, yeni bir kitap hazırlığım var, ama bu kez şiir olmayacak. Roman mı, deneme mi, öykü mü yoksa çok farklı değişik bir tür mü olacak, bu bilgiyi henüz vermek istemiyorum.

Sizin de bildiğiniz gibi Sevgili Kuru, 2003’te kendi imkânlarımla bastırdığım “Yaş” adında bir kitabım var; ilk şiir kitabım. Bu kitap hakkında hiç konuşmak istemiyorum, çünkü tam bir facia idi! Sevgili Ata Türker’in ısrarı ve teşviki ile bastırmıştım. Bana çok güveniyordu Türker, o zamanki çaylaklığımla elbette ben de kendime güveniyordum. Fakat şimdi geriye baktığımda, zamansız ve gereksiz bir kitapmış diyebiliyorum sadece!

5 yıl aradan sonra, “Toz Yanığı” geldi, 2008’de. Ada Yayınları tarafından okura sunuldu. İçime sinen bir çalışma oldu. Keşke Toz Yanığı, resmi anlamda ilk kitabım olsaydı…

Şiirinizde İkinci Yeni şiirinin izleri yoğun olarak görülüyor, Toz Yanığı’ndaki şiirlerin çoğu bu tarza ait şiirler, kendinizi nereye ait görüyorsunuz?

Açıkçası ben bu konumlandırmadan pek hoşnut değilim. İkinci Yeni şiirlerini ve şairlerini, elbette yakından takip ediyorum ve bu alandaki ürünler, gerçekten başarılı. Fakat benim kendime has bir tarzım var, oturması için elimden gelen gayreti gösteriyorum. Kendi tarzımla anılmak isterim. Zira bu çok uzun zaman alacak ve emek harcanacak bir iş…

Ve Toz Yanığı’ndan sonra gördüğüm tepkiler hep bu yöndeydi, beni her zaman İkinci Yeni’ye yakın bir konuma oturttular veya öyle olmasını istediler (!). Eğer ölmeden evvel, geride bir Selçuk Erat tarzı, akımı, biçemi, ne derseniz deyin, bırakabilirsem mutlu ölmüş olacağım. Evet, kısacası hiçbir yere ait değilim, olmayı düşünmedim veya bir yere ait olmak adına edebi çalışmalarda bulunmadım.

Altay Öktem, sizin için “imgelerin peşine düşmüş bir şair” diyor? Sahi imgelerle aranız nasıl? Bu anlamda imgeleriniz genelde nelerin üzerinde yoğunlaşıyor?

Sevgili Altay Öktem üstadın bu takdiri, beni daima mutlu etti. İmgeyi seviyorum, doğru; ama hâlâ kendimi bu yönde yeterli bulmuyorum. İmge dediğimiz o okyanusa açılmak için iyi donanımlara sahip olmanız gerekli; küreğiniz, botunuz, geminiz, yelkeniniz, her neyse sağlam olmalı! Gelen tepkilerden ve eleştirilerden okyanusa açılmak üzere olduğumu görerek seviniyorum, ama henüz bunun zamanının gelmediğini belirtmem lâzım.

Ne üzerinde yoğunlaştığına gelince, burada sözü Sevgili İhsan Sönmez’e bırakmak istiyorum. Şöyle diyor kendisi:

Selçuk Erat; düşünsel, mitolojik, tarihsel, tanrısal ve toplumsal göstergelerle metinsel malzemeleri işleyerek yeniden güncel anlamlar veya öte anlamlandırmalar ürettirmeyi başarıyor. Bugünü değerlendirerek yarının düşünü kurma bilinci açıkken, aşk ve ölüm temaları, insana ve nesneye bakışta sık sık başvurulan öğeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Selçuk Erat şiirleriyle tinsel algımıza yardımcı olurken, sık sık insan yaşamına ve güncel gerçeğimize parmak basmaktadır. Göstergebilimsel ve yan metinsellik açısından okunması, göndermelere dikkat edilmesi gereken şiirlere imza atıyor.

Şiirlerde kadını sorguluyorum uzun zamandır, kadın hayatın neresinde durmalı sence, ya da soruyu ters çevirmeliyim belki de, kadın hayatın neresinde ki şiirin neresine yerleşmeli, kadını ve şiirindeki yerinden de söz eder misin bu arada?

Güzel bir sorgulamada bulunuyorsunuz Sevgili Kuru, ancak “kadın” öğesi, benim edebi ürünlerimde çok fazla kullanmadığım, ele alıp işlemediğim veya üzerinde düşünmediğim bir husus. Ancak “Anne” öğesini sık sık ele alırım çalışmalarımda.

Bütün kadınlar, “anne”dir. Hz. Peygamber, “Cennet, anaların ayakları altındadır” derken, kadını ve kadının önemini bakınız nasıl yüceltiyor. Aynı şekilde Büyük Önder Atatürk’ün kadınlara bakışı ve Türk Kadını’na sunduğu ayrıcalıkları da unutamayız, unutmamalıyız. Kısacası, yaşadığımız şu dünya, hep annelerin, kadınların sayesinde dönüyor. Kadınların her işte parmağı var! Kadınlar bu kadar önemli ve yüce varlıklarsa, şiire yapacakları veya yaptıkları katkılar ve bu anlamda elde edecekleri konum, aynı şekilde yüksek olmalı. Sanırım buradan kadının yaşamdaki ve şiirdeki yeri hakkında bir fikir sahibi olabiliriz?

Şimdi, “kadın” dediğiniz için, Engin Turgut ve “Bahar Hanım” adlı şiiri gelip, oturdu usuma. Aslında sürekli aklımın en tenha ve en güzel yerlerinde gezinen bu şiiri, radyo programlarımda sık sık okuyorum dinleyenlerime ve nedense bence “kadın” üzerine yazılmış ender şiirlerden biridir bu şiir.

Gebzeli şair olarak tanıdım seni, şimdi de uluslararası bir sivil toplum kuruluşunda görevlisin, ayrıca radyo programlarının sürdüğünü de biliyorum. Selçuk Erat kaç karpuzu koltuğuna sığdırmaya çalışıyor? Ya da şairlerin makûs talihi mi bu her yere dokunabilmek arzusu, çok mu hırslıdır şairler sence?

Öncelikle, Gebzeli olmadığım gerçeğinin altını kalın ve çift çizgiyle çizelim. 8 yılımın Gebze’de geçmiş olmasından son derece üzgünüm, rahatsızım. Yanlış anlamayın lütfen, dikkat ediniz Gebze Şehri’nden söz ediyorum, Gebzelilerden değil. Ancak şu da bir gerçektir ki, edebi anlamda en faal olduğum dönemler Gebze’de geçmiştir, keza bu da büyük bir talihsizlik!

Şairler hırslıdır, katılıyorum. Çünkü şairler, yaratıcı ve üretken insanlardır. Onların bu yetisi, şüphesiz birçok alanda başarılı olmalarının da anahtarıdır bence. Şiir dediğimiz sanat; müzikten resme, plâstik sanatlardan heykele, doğadan teknolojiye, edebiyatın diğer türlerinden sanatın bütün dallarına tiyatroya, sinemaya, hatta bilime kadar, yaşamın bütün alanına bulaşabilen, yansıyan, yaşayabilen bir sanat. Bu anlamda şairlerin, şiir dışında birçok sanat veya meslekle uğraşması şaşırtıcı olmamalıdır.

Benim para kazandığım bir işim var! Bunu ayrı bir kefeye koyalım bence. O kefede sadece bu olsun. Diğer kefeye gelince, orada da; şiir, edebiyat, sanat, tasarım, yayıncılık gibi çalışmalarım var. Hatta bu kefeye bir dönem ilgilendiğim ve sonraları edebiyat ağır bastığı için terk ettiğim resim, müzik ve mimari çalışmalarımı da ekleyebiliriz.

Son olarak şunu söyleyebilirim size: Kaç koltuğum varsa, o kadar da karpuzum olmasını isterim, çünkü benim için yaşamın anlamı budur…

Sevgili Selçuk Erat, Gebze’de şiiri ya da geniş anlamda sanatı ve kültürü sorgulasak seninle? Ne olacak bu Gebze’nin hali diye sorsam?

Gebze’de yaşayan insanlar için üzülüyorum! Gebze’de yaşamış olduğum için kendime de üzülüyorum! Gebze’de sayısız kültür – sanat ve şiir etkinliği yapmış biri olarak ifade etmeliyim ki, Gebze; kültür – sanata değer veren, kültür – sanatın hem şehir hem de sakinleri için önemine vâkıf, ileri görüşlü, aydın bir yöneticiye kavuşamadığı sürece ve Gebze Halkı bu yönde bir belediye başkanını kendilerine lider olarak seçemedikleri (!) müddetçe, Gebze’den sadece koca bir beton yığını ve köy olur. Köy diyerek, köylerimizi ve köylülerimizi küçümseme, dışlama anlamında değil, şehircilik anlamında söylüyorum.

Bir şehrin kalkınmasında veya gelişmişlik düzeyinin ölçülmesinde önce kültür – sanat faaliyetlerine bakılır ve ona göre bir değerlendirmede bulunulur. Eğer günlük nüfusu bir milyonu bulan bir şehirde, hâlâ sinema yoksa ve insanlar kültür – sanat faaliyetlerine katılım göstermiyorsa, burada ciddi bir sorun vardır ve bu iyi analiz edilmelidir, diye düşünüyorum.

Selçuk Erat, son olarak size bıraksam sözü ne dersiniz okurlara?

Her zaman “kimlikli” bir okurum olsun isterdim; bilgili, araştıran, sorgulayan, hevesli, yapıcı, doğruların peşinde, aydın, kültürlü… Hem radyo programlarımda, hem de edebi çalışmalarımda aldığım mesajlar, gösterilen tepkiler, bu arzumun giderek gerçekleştiğini işaret ediyor. Edebiyatla uğraşan bir bireyin en büyük tatmini, paradan ve maddi değerlerden çok önce, okuru ve okurunun ilgisi, taltifi, takdiridir. Okur, yazarına destek verdikçe, yazar da daha engin deryalara açılmak için yeni moral kapıları keşfedecektir. O nedenle okura son mesajım, sevdiği ve takip ettiği şairleri, yazarları ve sanatçıları desteklemeleri ve bu eylemlerine devam etmeleridir.

Bu sayede yapılan her “doğru” ve “güzel” işte okurun da payı olmuş olur. Çünkü edebiyatta ve sanatta, istisnalar hariç, genelde hep güzel ve doğru ürünler ortaya konur, konmalıdır diye düşünüyorum ve şu anda bu söyleşimizi okuyan herkese bu vesileyle selâmlarımızı iletmiş olalım.

Sevgili Selçuk Erat, bize vakit ayırdığın için çok teşekkür ederim.

Sevgili Mahmut Kuru, ilginiz için ben teşekkür ederim. Keyif aldım. Başta Size olmak üzere, bütün Kocaeli Öncü Gazetesi çalışanlarına başarılar ve kolaylıklar diliyorum.

Selçuk Erat

21 Kasım 2009, İstanbul

Kategoriler
Bilgisayar Kullanım Deneme Yazıları Donanım Genel Konular iletişim İnternet Dünyası Program Anlatımları

WPA Güvenliğinin Özellikleri

Kablosuz ağlarda şifreleme tekniği olarak kullanılan WPA hakkında geniş bilgi 
WPA güvenliğinin özellikleri
WPA standardında aşağıdaki güvenlik özellikleri bulunmaktadır:

WPA kimlik doğrulaması
WPA'da 802.1x kimlik doğrulaması gerekmektedir. 802.11 standardında, 802.1x kimlik doğrulaması isteğe bağlıydı.

İçeri Arayan Kullanıcının Kimliğini Doğrulama Hizmeti (RADIUS) altyapısı olmayan ortamlarda, WPA önceden paylaşılan anahtar kullanımını destekler. RADIUS altyapısı olan ortamlarda, Genişletilebilir Kimlik Doğrulama Protokolü (EAP) ve RADIUS desteklenir.

WPA anahtarı yönetimi
802.1x ile, tek noktaya şifreleme anahtarlarının yeniden oluşturulması isteğe bağlıdır. Ayrıca 802.11 ve 802.1x, çok noktaya yayın ve yayın trafiği için kullanılan genel şifreleme anahtarını değiştirmek amacıyla kullanılabilen bir mekanizma sağlamaz. WPA ile, tek noktaya ve genel şifreleme anahtarlarının yeniden oluşturulması gerekir. Tek noktaya şifreleme anahtarı için, Geçici Anahtar Bütünlüğü Protokolü (TKIP) anahtarı her çerçeve için değiştirir ve bu değişiklik kablosuz istemci ile kablosuz erişim noktası (AP) arasında eşitlenir. Genel şifreleme anahtarı için, WPA, kablosuz AP'nin değiştirilmiş anahtarı bağlantılı kablosuz istemciye duyurmasını sağlayan bir araç içerir.