Kategoriler
Toplumsal Konular

Benim Bir Dostum Var [My friend] – Hayvanlara özgürlük | Kuaza

Bu dünya sadece insanların değil, her canlının özgürlük hakkı var ve bunu sağlamak dünyanın en akıllı varlıklarına, bizlere düşüyor..

Kategoriler
Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler Türkiye üzerine

Doğru Rayda Seyir Etmek Zor

TCDD’nin yeni yolcu trenleri üzerinde ummalı bir çalışma içerisinde olduğu, yapmış olduğu atılımlarla her gün kendisini geliştirmeye, adından söz ettirmeye başladığını hepimiz biliyoruz. İşimiz eleştirmek ya kendimizce yine belirli hususları göz önünde bulundurarak bazı mevzuları irdeleyeceğiz.

Öyle komik durumlarla karşılaşıyorum ki anlatsam fıkralara konu olacak nitelikte hususlar. Neyse ki konumuz mizah olmadığı için, sizleri dudaklarınızda oluşacak tebessümden mahrum bırakacağım ne yazık ki.

Gelelim eleştirdiğim konulara. Birincisi tren seferlerinde karşılaştığım ve şiddetle karşı çıktığım konu olan sigara içme mevzusu. Eğitimimi Manisa dolaylarında sürdürmem sebebiyle her gün tren yolculuğu yapma ayrıcalığı bulan bir öğrenci kardeşiniz, bu ülkenin bir evladı olarak, devletimizin güzide kuruluşlarının birinde kendisine iş imkanı bulan yine de yapmak zorunda olduğu birtakım görevlerin farkında olmayan, kaçınması gereken bir takım davranışlardan kendilerini alıkoyamayan birkaç görevliye rastladım.

Bilirsiniz ki, personelin görevi trene binen kişilerin biletlerinin kontrol edilmesi, oluşacak pürüzlerde ilk müdahaleyi yaparak güzergahtaki istasyonlarla veya harekat merkeziyle iletişim kurmaktır. Yolcularla birebir diyalog halinde bulunan bu büyüklerimiz bazı zamanlar görevleri dışında tavırlar sergileyerek memleketin her köşesinden insanı barındıran, o  şu sıralar dillerde çok kullanılan mozaik denilen o olgunun içinde bulunan bu personellerimiz ne yazık ki yaptığı şeylerin yanlışlığını sorgulamak konusunda huzursuzluk içinde değiller gibi geliyor bana, en azından gözlediğim kadarıyla…

Ben maaşımı alırım, kimse bana dokunamaz rahatlığını hissediyorlar gibime geliyor sanki, hoş bizim ülkemize yabancı bir durum değil. Öyle ki geçen gün rastladığım ilginçlikten biri tren vagonunun içinde sigara içen, gençliğine verelim diyemeyeceğim yaşta büyük ve tecrübeli olduğu kanaatinde olduğum personel bir büyüğümün gözlerimin önünde sigara yakması oldu. Tren teknik bir arıza sebebiyle istasyon dışı bir mevkide durmak zorunda kalmıştı ki bizler şaşkınlık içerisinde ne oluyor diyerek etrafımıza bakınırken vagon dışında sigara tüttüren tren personelimizin rahatsız edici davranışına istemeyerekte olsa şahit olduk. Hadi bize yapılan saygısızlığı bir kenara bırakalım, bu kişi kapalı alanda sigara içme yasağı uygulaması ve cezalandırma prosedüründen de mı bir haber?

Oysa ki günlük gazeteleri yol boyunca doya doya okuma fırsatına sahipler. Tren benim saham havalarında dolaşarak, kimi zaman bana dokunamazlar devlet memuruyum tavırlarından uzaklaşmamaları, yolcuların efendisiyiz tavırları da açıkçası söyleyeyim beni aşırı rahatsız ediyor. Yine de devletimizin gözbebeği olan bir kurumda çalışan kişilere olan saygımızdan dolayı olanları sineye çekebilme gibi bir kabiliyetimiz var millet ve özellikle Türk gençliği olarak.

Gelelim ikinci hususa. Sanki tren yolculuğu konusunda bir Japonya, bir Fransa kadar ilerlemişiz de bir hızlı tren hevesidir aldı başını gidiyor. Türk gençliğinin olaya bakış açısı ve değerlendirmesi öylesine düşündürücü, akıl dolu ve farklı ki, hatta paylaşım sitelerinde hızlı trenimizi ti’ ye alan videolar bile mevcut. Sanki şehir içi tren, metro çalışmalarımızı tam manasıyla bitirmişiz de sıra şehirlerarası yolculuk yapmayı kısaltmaya gelmiş. Seneler öncesi tedavülden kalkması gereken trenlerin hala sefer yapmakta olduğunu düşünürsek, birilerinin de bunları düşünerek konuya el atması gerektiği kanısındayım.

Üçüncü şikayetimize gelecek olursak, bilet alma konusunda gişelerde çekmiş olduğumuz sıkıntı. Her istasyonda böyle midir araştırmak gerek tabi ki ama benim şahit olduğum olayı anlatacağım. Öyle ki her gün duymakta aşina olduğumuz sistem arızalı bilet kesemiyoruz cümle dizileri artık pekte yabancı gelmiyor. Yaşlısı genci bir ağızdan sanki bilgisayar sistemi bozuk değil de işleyiş, yönetim, denetim bozuk dermiş gibi hep bir ağızdan sistem bozuk diye bağırması ayrıca dikkat çekici başka hususlardan bir tanesi. Haklılar da. Öyle ki sistemin arızalı olması sebebiyle aynı sınıfı paylaştığım arkadaşıma bilet kesemeyen yetkililer, tren içerisinde bilet keseceklerini söyleyerek arkadaşımı trene yönlendiriyorlar. Biliyorsunuz ki tren içerisinde bilet almak her ne hikmetse cezalı bilet almayı zorunlu kılıyor. Beş liraysa, yedi lira ödüyoruz örneği. Sistemin kilitli olduğunu, içeride bilet kesileceği konusunda ifade verdiği halde cezalı bilete tabi olduğuna şahit oldum arkadaşımın örneğin. Komik değil mi?

Bu gibi örnekleri sıralamak mümkün. İşte memleketimizden tren yolculuğu manzaraları. Son örneğe gelelim. Geçenlerde istasyon şefine vagonlarda dolaşırken sorduğum, pardon sıra numarası yazılmadı biletime birinci vagona geç otur dediler, koltuk sahibi geldiği an bir sorun yaratır mı şeklindeki kibar soruma, öyle dedilerse öyledir hala ne soruyorsun madem öyle dediler tarzı, mevkisine yakışmayacak düzeyde bir hitap şeklini tasvip etmediğimi de ayrıca belirtmek isterim.

Hızlı tren şu an bizim neyimize. Önce bir insan olmayı öğrenelim de, işin teknik kısmı günümüzde artık basit. Bir şeyleri hoş gösterme, dünyaya ilerliyoruz imajı vermek amacıyla silüeti süsleme alışkanlığından kurtulacağımız gün bizim için bir milat olacaktır. Benim inancım bu yönde…

Not: Tcdd’de  görevli personelleri şikayet eden, her birini kötü, işini doğru yapmayan kişiler olarak lanse eden cümleler kurmadığımı, birtakım kişilerin yapmış olduğu yanlışların tüm personele mal edilemeyeceğini ayrıca bildirir, kurmuş olduğum rencide edici cümleler varsa değerli görevli personelimizin ve siz değerli okuyucuların affına sığınırım…

Kategoriler
Deneme Yazıları Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat iletişim İnternet Dünyası Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Yaşam ve getirileri..

İşe birazda tarihsel yaklaşmak lazım… Onbeş bin yıllık insan tarihi, sıkıntılarla, meraklılarla, düzenbazlarla, ezilen ve direnen halkın sıkıntılarıyla ve bir çok doğal afetlerin etkisiyle bugünlere gelmiş. İkilemler, duyular ve yanlış alınmış kararlar gibi bir çok etkeninde verdiği gibi, insanlık ilk döneminden bügüne, gerek duymadığı (ilk dönemlerde) birçok duygu ve güdüyü gün yüzüne çıkartmış. Teknolojiden kültüre, hayal gücünden zekanın gücüne kadar bir çok etmen insanlığın kötülüğü için kullanılmış. Bunlardan birini kullanmıyorum diyen insan yalan söyleyen insandır. İşte konu asıl buradan başlıyor.

Zengin, fakir, iyi, kötü durumunun değiştiremediği tek şey vardır. Yaşam! Yaşam, beraberinde sorunları getirir. Aynı şekilde yaşam, bütün insanlığı içinde barındırır. Dolayısı ile sorunlar bütün insanlığı kapsamıştır. Peki nedir bu sorunlar! Bu sorunlar insanlığın ilk başından günümüze kadar gelen sürede sürekli yaşamın verdiği sorunların sıkıcı benliğidir. İnsanlık, onbeş bin yıldan beri gelişmek ve üremektedir. Sonunu bile bilmediğimiz, nereden geldiğimiz sorusuna cevap bulamadığımız içindir belkide bu sorunlar. Belkide kapitalist sistemin yorgunluğudur. Peki kapitalizmi idare edenler neden mi sıkılmıştır. Çünkü kapitalizimde kendi içerisinde bir kapitalizim oluşturuyordurda ondan. Yani sömürmekle uğraşan azınlık insanı, bir yandanda sömürülmemek üzere dikkat kesilmişken, büyük olasılıkla bizden daha çok yıpranıyordur.

Dünya tanrının yarattığı başka bi tanrıdır ve her tanrı aynı zamanda hesap sorandırda. Yani dünya belki karşımıza çıkıp bizden hesap sormayacaktır ama yapacağı şeyler elbet bir gün görülecektir. İnsanların hemen hemen hepsi bir şey için yaşıyordur. Ömrün bitimine kadar savaşan insanların, ömürleri içerisinde verdiği zararlar kaçınılmazdır. Dünya, hesap sorarken bunları da göz önünde bulunduracaktır elbette.

Kategoriler
İslam Dini

Kur’andan Uzak Yaşam

Cahiliye toplumu bireylerinin din anlayışı oldukça çarpıktır. Kur’an dışındaki kaynaklardan edindikleri ya da etraflarındaki kişilerden duydukları bilgilerin din olduğunu zanneder, gerçek dinin güzelliklerinden yoksun kalırlar. Herkesin farklı doğruları olduğundan, toplumda birden fazla din yaşanır.

Oysa insanı dünyada mutlu ve huzurlu bir yaşama, ahirette de gerçek kurtuluşa kavuşturacak olan tüm bilgiler ve her sorunun yanıtı Kur’an’dadır. Allah, gerçek doğruyu ve yanlışı insanlara Kur’an’la gösterir; O, doğruyu yanlıştan ayıran Furkan’dır.

Kuran, dünyanın ‘en çok satan’ kitabıdır ancak gerçek anlamda en çok okunan kitabı değildir. Kur’an’ın Anlamıyla Buluşmak Platformunun yaptırdığı yeni bir araştırmanın sonuçlarına göre, “evinizde Kur’an-ı Kerim var mı?” sorusuna “evet” diye cevap verenler yüzde 94 oranında…Bu evlerin yüzde 74’ünde ise Türkçe meali de bulunuyor. Ancak mealin tamamını okuyanların oranı sadece yüzde 23…

Pek çok insan, kurtuluş rehberi olan Kur’an’da neler yazılı olduğunu merak dahi etmez. Sorularının yanıtlarını ise, “Kendilerine okunmakta olan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz, bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır. (Ankebut Suresi, 51) ayetiyle de bildirildiği üzere Allah’ın hiçbir şeyi eksik bırakmadığı Kuran’da değil, farklı kaynaklarda ararlar. Bu durum, Kuran’da Peygamberimizin, “Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kuran’ı terk edilmiş (bir kitap) olarak bıraktı” (Furkan Suresi, 30) sözleriyle ifade edilir.

İnsanların Kur’an’ın bildirdiği gerçeklerden kaçmalarının önemli nedenlerinden biri, dünya hayatına olan şiddetli bağlılıktır. Yaşamları hiç sona ermeyecekmiş gibi davranır, dünya hayatının ‘göz açıp kapama süresi’ kadar kısa olduğunu düşünmezler. Oysa her insan, her an ölüm melekleriyle karşılaşabilir, mezara giderken de dünya hayatında sahip olduğu hiçbir şeyi yanına alamaz. Yapayalnız bir şekilde Allah’ın huzuruna çıktığında ise, sadece yapıp ettikleri önüne getirilir.

İnsanların Kur’an’ı göz ardı etmelerinin bir başka önemli nedeni de, içlerindeki şiddetli büyüklük duygusudur. Kendi fikirlerinin, inançlarının, yaşam şekillerinin doğruluğuna inanır, daha doğru bir görüşün olabileceğini asla kabullenmezler. “Ona: “Allah’tan kork” denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o.” (Bakara Suresi, 206) ayetiyle haber verildiği gibi, büyüklük gururu kişiyi inkara sürükler.

Bu kibirli kimseler Kur’an’ı yaşamaya çağrıldıklarında yüz çevirirler. Çünkü Kur’an’a uymak, yaşadıkları dinin hak değil batıl olduğunu kabul etmeleri anlamına gelir. Yıllardır bildikleri, uydukları, yaşadıkları her şeyin büyük bir yanılgı olduğunu öğrenmek, onlar için büyük bir yıkım demektir. Oysa asıl yıkım, kibirleri nedeniyle sürüklendikleri durumdur.

İman eden bir insan Kur’an ahlâkı ile cahiliye yaşamı arasında orta bir yol bulmaya çalışmaz. Bir insan ya Allah’ın dosdoğru yolundadır, ya da sarp, engebeli ve tehlikelerle dolu şeytanın yolundadır.

Bu iki ayrı yolun yolcularının yaşamlarının her anında önemli aykırılıklar vardır. Kur’an, nefsinin bencilce tutkularına uyanlarla, Allah’ın sınırları içerisinde yaşayanlar arasındaki büyük farklılığı, “Şimdi Rabbinden apaçık bir belge üzerinde bulunan kimse, kötü ameli kendisine ‘süslü ve çekici gösterilmiş’ ve kendi heva (istek ve tutku)larına uyan kimseler gibi midir? (Muhammed Suresi, 14) ayetiyle bildirir.

Kur’an’dan yararlanabilmek ve doğru yolu bulabilmek için, gereği gibi okunması gerekir. “Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereği gibi okuyanlar, işte ona iman edenler bunlardır…” (Bakara Suresi, 121) buyurur Allah. İnsanların çoğu ise Allah’ın bu buyruğunu göz ardı eder.

Samimi inananlar, kendileri için yaşam rehberi olan mesajı –gereği gibi– okur, ayetlerini iyiden iyiye düşünür (Sad Suresi, 29), “okunduğunda imanlarını artırır” (Enfal Suresi, 2) ve yaşamlarını Kur’an’a uygun düzenlerler.

Yüce Allah, “… (Güzel) Sonuç takva sahiplerinindir.” (Kasas Suresi, 83) buyurur ve Kendi sınırları içinde yaşayanları en güzel sonuçla müjdeler. Gerçek din, Kur’an’ın bildirdiği dindir ve doğru yol da Kur’an’ı kalbine yerleştirenleri kurtuluşa ulaştıracak olan yoldur.

Gerçek (hak) Rabbinden (gelen)dir. Şu halde sakın kuşkuya kapılanlardan olma. (Bakara Suresi, 147)

Fuat Türker

Kategoriler
Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Kuşkulu Gözler İçindeki Umutsuz Yarınlar!

“Günü kurtarma peşinde olan ve yarınları meçhul olan insanlara adıyorum bu yazımı”
Çevreme baktığımda her zamankinden daha duyarsız, sadece kendini düşünen insan topluluklarını görüyorum. Şimdilerde böyle düşünmeme sebep yaşımın ilerlemesi veya olgunluğumdan mıdır bilmiyorum ama gerçekleri her geçen gün daha iyi kavramaya başladım? Böyle düşünmem de sebep belki de yoksulluğu da zenginliği de yaşadığım içindir kim bilir? Ancak insanları yoksul olduğundan veya çaresiz olduğundan dolayı hor görmekten çok toplumdan soyutlama gayreti içinde olan bunu da çok iyi başaran insanlar girdi hayatıma. Onlara elimden geldiğince gerçeği anlatmaya, hayatı tanımalarına yardımcı olmaya çalıştım. İnsanların ne kadar aciz olduğunu anladığım dini programlardan veya büyüklerimizden dinlediğimde hep Allah ile kul arasındaki farklar gelirdi aklıma. Fark kelimesinin dünyadaki gerçek anlamını sonradan buldum. Acizlik durumu insanların yaşam standartlarına göre değişiyor. Yüksek gelirli vatandaşlarımız sabahın beşbuçuklarında devlet hastahaneleri önünde soğukta kıvranmıyorlar. Ya da günleri sadece boğazlarından bir lokma kuru ekmek geçmesini sağlamak için çalışmakla geçmiyor. Her zaman çevremde duyardım küçükken, anneme veya büyüklerime onlar neden fakirlere yardım etmiyorlar diye sorduğumda önce bir duraksar sonra da biz bilemeyiz ki oğlum derdi, Allah bilir. Senelerce kendimi öyle avuttum. Ve inadına her türlü ortama girmekte ısrarcı oldum. Ve şuna inanın ki yoksul sofrasında yediğiniz yemeğin tadını, hiçbir ziyafet sofrasında bulamazsınız. Yaşayanlar bilir ki ayakta kalma mücadelesi içinde olan o sıcak insanlar, sizin aç kalmamanız için size o sofrada yemek yemeniz için ısrarcı olurlar. Sakın ha demeyin ki zengin insanlar böyle davranmaz, bir çok yüksek yaşam standardına sahip dostumun sofraları da gayet hoş ve muhabbetleri güzeldi. Ancak bazı durumları gördükçe insan öylesine şaşırıyor ve gözleri dolu dolu oluyor ki bunları kelimelerle ifade etmek inanın imkansız, yaşayanlar bilir.

Toplumda her daim alt sınıf unsur olarak nitelendirilen bu insanlar asla ve asla hor görülmez, özellikle bizim toplumumuzda. Ancak öylesine durumlar vardır ki hor görmekten beter yaparlar bu insanları. Çalıştırdıkları kişiye, sadece muhtaç, çalışmaya mecbur oldukları için az paraya kölelik yaptırmakta galiba bizim ve bizden başka birkaç toplumun insanının daha üzerine yok. İnsanlara hak ettiğinin dışında ücretler vermek ve onun hakkı üzerinden para kazanmak gerçekten çok iğrenç bir durum. Hele ki baba veya dededen kalmış mal varlığıyla bir yere gelen insanlar, hovardaca yaşayarak ömrünü tüketenleri gördükçe onların bizleri anlayabilmelerini beklemiyoruz. Lafım bu insan modelinin hepsine değil, yanlış anlaşılmasın. Sadece görmüş olduğum ya da tanıklık ettiğim olaylardan bahsediyorum. Kimimizin yarını belli. Elimizde olan serveti bir gün kaybetmeyeceğimiz ne malum. İnsanlara yardım edebilmek, onların hayatlarına girerek gerçekleri görmek bu kadar zor mu?

Dini konularda kendini tamamiyle dindar olarak nitelendiren birtakım insanlardan daha çok hassas olduğum kanaatindeyim. O kadar insan gördüm ki dışarıda binbir türlü yalan dolan içerisinde olup, yanlış uğraşlar peşinde koşan. Ancak bu insanlar kutsal Cuma namazlarımızda ön sıradalardı. Şöyle bir düşündüm kendi kendime kimi kandırmaktalar, kimi kandırmaktayız. Hac ziyaretlerine döktüğümüz paralar,Yüce Rabbimizin karşısına çıkma hevesimiz, yardıma muhtaç insanlar içinde bir uğraşa dönüşse eminim ki bu zengin topraklarda fakirlik denilen olguya bir daha rastlanmayacaktır. Sık sık medyadan takip ediyor veya görüyoruz. Lüks hac ziyaretleri başladı. Klimalı otel odalarında, emrinde bir sürü eleman ile sürdürülen, bir dini görevden çok tatil havasında geçen ziyaretler bunlar. Talepte fazla bunlara. Oysa ki bilmiyorlar. Bilmiyorlar, dünyanın herhangi bir yerinde inancı yerinde olan ancak durumu müsait olmayan binlerce insan var. Ve bu insanlar değil lüks ziyaret, o kutsal topraklarda yalın ayak dolaşabilmek için nelerini vermezlerdi. Ne yazık ki ben bu lüks düşkünü insanları gördükçe, kimse kusura bakmasın ama onların dini inanç sistemlerini sorgularım. En büyük zenginlik olan petrol bile çoğunluğu kutsal Arap topraklarına verilmiş yüce Rabbimiz tarafından. Onlar ise sadece kendi zevklerini düşünmekte, işgal edilen kutsal toprakları gördüklerinde sırf kendi güvenlikleri için seslerini çıkarmamakta. Zevki sefa içinde yaşamlarını sürdürürken din kardeşlerine yardımdan çok, onların kuyusunu kazmakla uğraşmakta. İşte ben bu tip insanların yarına nasıl baktığını merak ediyorum.Ve şuna inanıyorum ki yarına kuşkuyla bakan insanlar aslında en başta bahsettiğimiz yoksul ve çaresiz insanlarımız değiller. Çünkü onlar alışmışlar, hayatın tokadını yemeye. İnsanların duyarsızlıklarını görmeye alışmışlar. Tek dertleri huzurlu bir yaşam onların. Belki kendi ülkelerinde yanı başlarında bulunan en güzel topraklarda denize giremeyebiliyorlar, belki ömürleri karınlarını doyurabilmekle ve onurunu çiğnetmemek için çalışmak ve çabalamakla geçiyor ancak onlar asla yarına kuşku ile bakmıyorlar.Yarına kuşku ile bakan insanlar hep mal varlığı denizi içinde yüzen insanlar. Acaba bana bir zarar gelir mi, servetimi kaybeder miyim korkusuyla yaşayanlar? Oysa ki bir yılda kazandıkları parayı, yıllarca kazanamayan insanlara yardımcı olmayı bir deneseler, bilmiyorlar ki onların bu kuşkuyu duymalarına en ufak bir sebep bile kalmayacak. İnsanları dışlamak, bulundukları mevkiden dış dünyayı seyretmek aslında onlara birşey kazandırmıyor, kendilerini ve kendileri gibi olan insanları kandırıyorlar.Ve ben bu insanların gözlerindeki kuşkuları, yaşamlarındaki tedirginlikleri gördükçe yarınlara daha bir umutsuz bakıyorum. Onların mutlu olmalarına engel olan, gözleri daima umutsuzlukla bakan insanlar değildir. Onlar değildir kuşkuları yaratan. Gözlerinde kuşkuları barındıranlardır benim görüşüme göre umutsuzluklara her daim sebep…

Kategoriler
Deneme Yazıları Gazeteci Güncel Haberler Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Kişisel makaleler kompozisyon Tarih Makale Toplumsal Konular Yazar

Fırsatlar…

Yaşamınızın kısa olduğunu düşünüyorsunuzdur. Evet, bence de öyle. Ama çoğu kişiyle kesiştiğim bir yer var doğrusu. Oda bu kısa yaşamda boş bir insan olup hayatta bir sıfır bırakmak mı, yoksa kaliteli bir insan olup, parmakla gösterilecek bir insan olmak mı istenmesidir. Ben daima ikincisi için uğraşmışımdır. Yapmak istediğim ve sizinde yapmanızı istediğim şeyde budur. Peki, ben bunun için ne mi yapıyorum? Yaptığım şey çok açık. Hayatta sürekli karşıma fırsatlar çıkmasını beklemeyip. Hayattaki her şeyi bir fırsat olarak görüyorum. Fırsatlar daima geleceğinize ışık yakar.

Kategoriler
Deneme Yazıları iletişim Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Gerçek Dost Arayışı

Her insan yaşamında ‘yakın bir dost’ arayışı içindedir. Mutlu anında da zor zamanlarında da yanında olacak, koruyup kollayacak, sorunlarının çözümünde destek olacak, hatalarını bağışlayacak, hastalığında ve yaşlılığında kendisini yalnız bırakmayacak sevgi dolu, sadık bir dosta ihtiyaç duyar.

İnanan insan için aradığı dost yalnızca Allah’ın hoşnutluğunu gözeten ve Kur’an ahlakını yaşayan diğer müminlerdir. Allah’tan yüz çeviren kişiler ise kendileri gibi dünyevi çıkarlarını gözeten kişilerle dostluklar kurarlar. Müminler arasındaki güçlü dostluk ve iman etmeyen insanlar arasındaki dünyevi çıkarlara dayalı ilişkiler ise birbirinden tamamen farklıdır.

Gerçek dostluk bir insanı yalnızca güzel ahlakı için sevebilmektir. Samimiyet üzerine kurulan dostluklar kalıcıdır. Kuşkusuz her insanın ihtiyacı olan dostluk, büyük nimettir. Gerçek dost, insanın iyi ve kötü gününde yanındadır, kendi için istediğini arkadaşı için de ister, onun mutluluğunu en az kendisi için istediği kadar arzu eder. Bu dostlukta kıskançlık, haset ve rekabet gibi duygulara yer yoktur.

Gerçek dost samimidir;  içiyle dışı birdir, kalbinde ne hissediyorsa dilindeki de aynıdır. Dürüst, açık ve nettir; düşüncelerini hiç saklamadan, kendisini olduğundan farklı göstermeye çalışmadan gerçek karakterini açıkça ortaya koyar. Kuran ahlakına göre insan samimiyeti derecesinde değerlidir, samimi olduğu için o kişiye güvenilir ve sevgi duyulur.

“Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O’nun elçisi, rüku’ ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü’minlerdir.” (Maide Suresi, 55)

Kuran ahlakını yaşama çabası içinde olmayan kimseler, gerçek bir yakın dostu asla bulamaz, yaşamları boyunca ararlar. Onlar ‘çok yalnızdırlar’, ‘bir tane dahi dostları yoktur’ ve ‘tüm arkadaşları iyi gün dostudur’!..

Bu kişilerin zenginlik, güzellik, saygınlık, makam gibi değerler üzerine kurdukları dostlukları hiçbir zaman uzun süreli olmaz. Çünkü bu değerlerde bir değişiklik olduğunda, dostluk da biter. Örneğin güzellik ya da zenginliğe dayalı dostluklar, kişilerden birinin bunları kaybetmesi durumunda gördüğü ilgi, yakınlık ve dolayısıyla dostluk da son bulur.

Dostu olduğunu söylediği insanı rakibi gibi gören haset kişiler, ancak zorunlu olduklarında başkalarına hatalarını söylerler. Çünkü başkalarının kendilerinden iyi durumda olmasını çekemezler ve  “seni böyle, olduğun gibi seviyoruz” gibi sözlerle samimiyetsiz yaklaşımlarda bulunurlar.

Çıkarlarını gözeterek yaşayan kimseler, kendileri de yaşamlarında birtakım kayıplara uğrar; güzelliklerini, gençliklerini, sağlıklarını, zenginliklerini yitirebilirler. Ancak gerçek dost zannettikleri kişilerin, yaşlılıklarında, muhtaç duruma geldiklerinde kendilerine değer vermediklerini görürler. Hatta iyi günlerinde yakınlık gösteren bu insanlar, tanımazlıktan gelecek kadar uzak davranırlar. Sorunları olduğunda danışacakları, yardım isteyecekleri hiç kimsenin olmadığını görürler. En iyi dostları olduğunu zannettikleri kişilerin dahi yakınlıklarının gerçek nedeninin çıkarları olduğunu anlarlar.

Kuran ahlakına göre yaşamayan insanlar, birbirlerinin kötü ahlak özelliklerini bilirler. Bu yüzden de birbirlerine gerçek anlamda sevgi ve saygı duyup, güvenemezler. Yalan söyleyen, samimiyetsiz ve yapmacık davranışlarla çıkar ilişkisi kuran bir kişiye insan doğaldır ki sevgi ve saygı duyamaz.

Gerçek dost, arkadaşının dünyada da ahirette de mutlu olmasını hedefler. Gerektiğinde dürüst ve açık konuşup, varsa ona imani yönden hata ve eksiklerini hatırlatır, öğütle uyarır. Kişiyi ahireti için uyaran insan gerçek anlamda samimi bir dosttur.

Allah sevgisi, Allah korkusu ve iman, Kuran ahlakını yaşayan insanların birbirlerine gerçek anlamda sevgi, saygı ve güven duymalarını sağlayan değerlerdir. İnananların birbirlerine duydukları sevgi ve sadakat, onların Allah yolundaki çabalarına göre şekillenir. Malını, canını Allah yolunda feda etmiş müminin Allah’ın hoşnutluğunu kazanabilme mücadelesi, diğer müminlere örnek olur ve kalplerinde ona karşı sevgi oluşturur. Eğer dostluk, Allah korkusu, iman ve güzel ahlak üzerine kurulmuş ise, sapasağlam temeller üzerine inşa edilmiş demektir.

Ancak Kur’an’dan yüz çeviren, Allah’ın sınırlarını korumaktan kaçınan kişiler, hesap günü Allah’ın huzuruna çıktıklarında “… Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) uzaklığı olsaydı. Meğer ne kötü yakın-dost(muşsun sen).” (Zuhruf Suresi, 38) diyerek birbirlerine lanet edeceklerdir.

O gün, zulmeden, ellerini (hınçla) ısırarak (şöyle) der: “Ah keşke, elçiyle birlikte bir yol edinmiş olsaydım,”

“Vah yazıklar bana, ne olurdu da filanı dost edinmeseydim.”

“Çünkü o, gerçekten bana geldikten sonra beni zikirden (Kur’an’dan) saptırmış oldu. Şeytan da insanı ‘yapayalnız ve yardımsız” bırakandır.” (Furkan Suresi, 27-29)

Yapayalnız, yardımsız, dostsuz kalmaktan, yanlış dost edinmekten ve ahirette “ah keşke” demekten Allah esirgesin…

Elif Alaca

[email protected]

Kategoriler
Genel Konular Türkiye üzerine

75 KURUŞLUK YENİ OSMANLI

 Türkiye’nin ne hale geldiğinin en güzel örneklerinden birini daha yaşadım dün Kayseri’de. Hani yeni Osmanlı İmparatorluğunu kuruyoruz ya.. 1.Tayyip Erdoğan da padişahımız oluyorlar ya. Onun için bu güzel örneği sizlerle paylaşmak ve Yeni Osmanlı İmparatorluğunun ne işe yarayacağını vurgulamak istiyorum. Biliyorsunuz Amerikalı Friedman’ın bir görüşü gibi ortaya atıldı yeni osmanlı teorisi ama bu görüşten öte bir strateji plandır ve Amerika’da kurgulanmış bir projedir. Kurgu’ya göre Türkiye yeniden eski topraklarının bir kısmında hakimiyet kuracak ve Yeni Osmanlı Devleti de böylece kurulmuş olacak. Mahir Kaynak’ın görüşlerine göre de bu imparatorluğa sadece para harcamak ve ele geçirdiği yeni toprakları imar etme görevi düşecek. Yani sömürülmüş kaynaklardan Türkiye’ye fazla birşey kalmayacak, Yeni Osmanlı almak yerine hep imar ve besleme için hep vermek zorunda kalacak.
 
  Diyeceksiniz ki, 75 kuruşa dürüm kuyruğu ile Yeni Osmanlı devletinin ilgisi ne? Çok ilgisi var. Birazdan bu ilgiyi sizlere anlatmaya çalışacağım. Yukarda birazcık değindik ama pek anlaşılamamış olabilir. Bir yanda kişi başına 10 bin dolar geliri olacağı söylenen Türkiye var, diğer yanda Türkiye’nin en zengin şehirlerinden biri olan Kayseri’nin Düvenönü semtinde 75 kuruşluk dürüm için yüzlerce kişinin soğuk altında kuyruk bekleyişi. Gelin siz bu tabloyu yorumlamaya çalışın. Şimdi 25 veya 50 kuruşluk fark için soğuk altında kuyrukta bekleyen insanlarımız, diğer yanda Musul-Kerkük ve ortadoğu’daki eski topraklarını almış yeni Osmanlı devleti. Tıpkı geçmişte Osmanlı İmparatorluğunda olduğu gibi içerde vatandaşı açlık ve  sefalet içinde, 75 kuruşluk dürüm kuyruğunda, diğer yanda Yeni Osmanlı Ortadoğu ve Arap yarımadasında imar faaliyetlerinde, yol, su elektrik, köprü, demiryolu gibi yatırımlar yapıyor. Peki bu yeni Osmanlı ne işe yarayacak? Görevi ne olacak? Kendi vatandaşlarını mutlu edip, adam gibi yaşatmak mı, yoksa birilerinin, daha doğrusu emperyalizmin kurguladığı koca bir hizmetçi devlet mi? Siz olsanız hangisin tercih edersiniz bilemem ama bendeniz kendi vatandaşını Atatürk’ün gösterdiği hedef olan muassır medeniyet seviyesine yükseltmiş, karnı tok sırtı pek, mutlu insanların, eşit hak ve hürriyetlere sahip adam gibi yaşatılmasını sağlayan bir devleti tercih ederim.
  Şimdi gelelim 1. Tayyip Erdoğan padişah efendimizin yeni Osmanlı Devletine. Siz sömürülmüş, kaynakları tüketilmiş toprakları alıp, oralara kaynak vereceğinize kendi topraklarınızda vatandaşlarınızın karnını doyurun, adam gibi yaşatmaya gayret gösterin.Eğer birazcık vicdan ve inancınız varsa, dilinizden düşürmediğiniz Allah’dan birazcık korkunuz varsa. Gerisi hep palavra ve bu palavrayı belki sokaklardaki bindirme kalabalıklar yutabilir ama biz yutmuyoruz ve yutturamazsınız da…
  Ama  belli ki siz bu görevi yıllar önce aldınız, övünerek de Eşbaşkanım dediniz. O zaman Yeni Osmanlı devletiniz hayırlı olsun, hayrını görün… 
Kategoriler
Doğa ve Yaşam Makale Yazıları - Yarışma

İnsan Yaşamında Ağacın Yeri

Dünya, yaşadığımız evin dışındaki asıl evimiz… Bu kocaman evde yaşantımız doğumla başlıyor. Bizi sevgiyle kucaklıyor dünya…

Dünya yaşamında yer edinmeye başlıyoruz yavaş yavaş. Önce ufacık ve şirin  emeklerimizle ayağa kalkmaya çalışıyoruz. Emeklerimizi zamanla gelişerek adımlara dönüşüyor. Kısa ve yavaş adımlarımız güçlenerek hızlı ve dengeli adımlarla devam ediyor.Bu değişimle beraber çevremizi tanımaya ve algılamaya çalışıyoruz. Önce evimizi tanıyoruz  , sonra mahallemizi. Bu süreç; sokak,mahalle,ilçe,il şeklinde büyüyor.Sonra hayatın içerisinde birey olarak     yer alıyoruz.

Hayatımızı kısaca göz önünde bulundurduğumuzda kendimizden öncekilerin yaşadığının benzerlerini yaşayıp duruyoruz.Çocukken yaşamında tam farkında olmadığımz için günlerimizi oyun şekillendiriyor. En masum, en güzel dönemimiz..

Gençken kendinizi bulmaya ve hayatı özgürce yaşamaya çalışıyorsunuz. Saçınız, kaşınız, giyiminiz, ayakkabılarınız, dinlediğiniz müzik, arkadaşlıklarınız, çılgınlıklarınız, saygısızlıklarınız,sevgiliniz veya sevgilileriniz hayatın merkezine oturmuş.

Yetişkinlik döneminde artık kariyer, evlilik,sosyal güvenceler, mal ve mülk derdine düşüyorsunuz. Güzel bir işiniz, zengin veya güzel bir eşiniz var. Herkesin imrenerek baktığı eviniz ve arabanız var. Veya bunları elde etmek için uğraşıyorsunuz. Kilo problemleriniz varsa kilo vermeye, yoksa kilo almaya çalışıyorsunuz. Saatlerce en iyi diyeti öğreniyorsunuz, uyguluyor, anlatıyorsanız.

Yaşamınızın her anını bilgece önerilerle düzenlersiniz.Sağlıklı yaşamanın sırlarını, uzun yaşamanın sırlarını, estetik mucizesini, tonlarca safsatayı biliyorsunuzdur. Magazin dünyası sizin için güzel bir malzeme olmuştur. Frikikler, dedikodular , ahlaksız teklifler hayatınızı renklendirmiştir. Spor yapmasanız da sportif giyinerek modayı takip ettiğinizi belli ettiniz ve spor bilginiz çok derindir.Ticaretle ilgili püf noktaları biliyorsunuz. Ekonomistlerin birçoğu sizin elinize su dökemez. Çok derin bir insan olmuşsunuzdur artık.

Yaşlılık döneminde , güzel bir hayat yaşamıssınızdır. Torunlarınız, gelinleriniz, damatlarınız sizinledir. Kahkahlarınızın, tebessümlerinizi kimse sınırlandıramıyor.

Aslında hayatı bomboş yaşamışsınızdır. Yaşadığınız her an kullandığınız kağıtlar, içtiğiniz sigaralar, her türlü faturalarınız, kitaplarınız , defterleriniz, yıpratığınız tahta araç ve gereçlerle birçok ağacın sonunu hazırladınız. Ve siz bu koca ömürde tek bir ağaç dikmeden yaşamı sonlandırdınız.

Çözüm olarak devletin ve bilinçli vatandaşların üzerine büyük sorumluluk düşüyor. Yeni doğan çocuk için, askerden dönen için, evlenenler için ağaç dikme şartı getirilmelidir. Her televizyon günde ağaçla ilgili bir reklam ve bir program yapmalıdır. Her yıl 15 milyon öğrencimiz olduğunu söyleyip başka ülkelerin nüfuslarına eşit olmasıyla övüneceğimizle bu öğrencilere her sene bir fidan diktirilmelidir. Önlemler çoğaltılabilir, sizi sıkmak istemiyorum.

Şair’in dediği gibi:

“BÜYÜK RANDEVU..BİLSEM..NEREDE SAAT KAÇTA

TABUTUMUN TAHTASI BİLSEM HANGİ AĞAÇTA”

sözünü hatırlatır şekilde son anınızda da tahtadan bir tabutla son yolculuğumuzu tamamlıyoruz.

Tamamlıyoruz da … Bir ağaç bile dikmeden ! Yazık yaşadığınız günlere, yazık bu yazıyı okuduktan sonra yaşayacağınız günlere..

Kategoriler
Dunyadan Günlük hayat Sağlık

Domuz Gribi, etkileri, korunma yolları ve son durum!!

Virüs, insandan insana, öksürük, hapşırık ve hatta tokalaşma yoluyla bulaşabiliyor…

Arkadaslar daha onceki yazimda sizlere kus giribi ve domuz gribi hakkinda tarihsel gelismelerini ve yaptigi etkiyi anlatmistim. bu yazdimda ise daha cok domuz gribine deginecegim.

Domuz gribi bilmeyenler icin soyluyorum; Domuz larda gelisen bir cesit griptir aslinda, bu gribin kendini donusturerek insanlar uzerinde etki yapmasi ve vucudumuzun bu  gribe karsi bagisikliliginin bulunmamasi ile hastaligin ilerleyerek insan bedenini ele gecirmesi, sonuc olarak olumlere neden olmasi..

Dunya saglik orgutu zaten daha onceden bu konuda uyarilarda bulunmuslardi, sanirim yaptiklari arastirmalarda domuz gribinin tehliklerini anlamislardi. aklimda kalan bu aciklamadan bir kisim: virus bulastigi insan bedeninde kendini donusturerek vucuda uyum sagliyor ve yayiliyor, insan bedeninin bagisiklik sisteminin bu viruse karsi etkili olmamasi, insanlari olume goturuyor..

bu aciklamayi ne zaman yaptilar bilmiyorum ama bir haberde okumustum.. Dunya gelismekte olan nufusun, sosyallesmenin ve bunun yaninda getirdigi kuresel krizlerin etkisinde suan..

Sosyal yasamin artmasi, birlikteliklerin mecburi olmasi, insanlarin birbirine ihtiyac duymasi, kuresel tuketim sonuclarini ortaya cikarmistir.. cok kalabalik ulkelerde, devlet insanlarini besleyebilmek icin seri uretim gida depolari yapar, urettiklerinin yan etkilerini bilmezler ama bu yiyeceklerin getirdigi yasam standardi o kadar dengesiz ki insan bedeninin biciminin bozuldugunu gorebilirsiniz.. Buna ornek AMERIKA. Amerikadaki obezite sorunlarini bilirsiniz heralde.

Peki domuz nasil bir hayvandir ?

Kalin derisi ve bulabildigi herseyi yiyen, sert iklim sartlarina ayak uydurabilen ve islam dini tarafindan yenilmesi yasa olan bir hayvan turudur..

Domuz gribinin yayilmasinin sebebi, tuketim ve solunum yolu olarak biliniyor. ve domuzun tuketim alanida epey bir fazla dunyada…

bu gribi kontrol altina almak nerdeyse imkansiz olabilir, daha gec olmadan gerekli onlemlerin alinmasi gerekiyor. ozellikler hastaligin baslangic noktasi ve yayildigi noktalarda gucenlik onlemleri alinmali, kalabalik ortamlardan ve sosyal klublerden uzak durulmalidir.. ozellikle yakin temaslara dikkat etmeniz gerekiyor. bu hastalik heryerde, kontrol altina alinmasida zaman alabilir.

Devamli olarak domuz gribi vakasi ortaya cikiyor. bununla ilgili kucuk bir alinti:

ntvmsnbc: WHO: Hiçbir yer güvenli değil

BM hastalığın kontrol altına alınmasının mümkün olmadığını açıklarken, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) de domuz gribine karşı dünyada hiçbir yerin güvenli olmadığı uyarısında bulunarak alarm seviyesini yükseltti. Meksika'da ölü sayısı 150'yi aşarken, ABD, İspanya ve İngiltere'den sonra Yeni Zelanda ve İsrail'de de şüpheli bazı vakaların ölümcül domuz gribi olduğu kesinleşti.

Ayni haberden alinan guncel bir istatistik resmi:

DOMUZ GRİBİ

  • Öksürme ve hapşırma yoluyla bulaştığı düşünülen bir solunum yolu hastalığı
  • Belirtileri normal gribe benziyor
  • Mendil kullanmak ve elleri güzelce yıkama gibi hijyen önlemleri hastalık kapma riskini azaltabiliyor

HASTALIĞIN KAYNAĞI

Hastalığa grip virüsünün normalde domuzları etkileyen ancak zaman zaman insanlara da bulaşan bir tipinin dönüşüm geçirmiş halinin yol açtığı düşünülüyor.

Bu virüs alışıldık mevsimsel grip salgınlarına yol açan tipin, normalde domuz ve kuşları etkileyen türden genetik malzeme içerecek şekilde dönüşmüş hali. Uzmanlar, vücudun bağışıklık sistemini çökerten virüsün etkilerinin önlenemez duruma gelebileceği uyarısında da bulunuyor.

Şu anda varolan aşıların bu virüs tipine karşı ne kadar etkili olacağı belirsiz.

Yetkililer Meksika'da ölümle sonuçlanan vakaların genç yaşta insanlar olduğuna dikkat çekiyor.

Grip virüsünün bilindik tipi daha ziyade çocuklar ve yaşlılara yönelik ciddi bir tehdit oluşturuyordu.

TÜRKİYE'DE ALINAN TEDBİRLER

Tüm dünya domuz gribi nedeniyle alarmda. Sağlık Bakanlığı da Türkiye'de alınan tedbirleri açıkladı. Buna göre Ankara ve İstanbul havalimanlarına Güney Amerika'dan gelen tüm yolcular sağlık kontrolünden geçirilecek, şüpheli görülenler karantina altına alınacak.

Domuz gribinin Tedavisi:

ABD'li yetkililer kendi rastladıkları vakalarda Tamiflu ve Relenza adlı ilaçların etkili olduğunu duyurdu. Normal grip aşısıysa tedavide etkili olmuyor. Domuz gribine karşı bir ayrı bir aşı geliştirmeninse aylar alabileceğine dikkat çekiliyor.

Yeni grip virüsleri ise insan vücudunun bağışık olmaması ve ilaç geliştirmenin süre alması nedeniyle çok çabuk yayılabiliyor. Domuz gribi, genetik açıdan bakıldığında, ilaçla karşı konulabilen H1N1 virüsünden farklılıklar içeriyor.