Kategoriler
Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat Makaleci.com Hakkinda

Makaleci.com Yenilikler cok yakinda geliyor!

Merhaba haklisiniz, uzgunum :) uzun sure makaleci.com u bosladim ama yakinda yeni tasarima gececegim. Zamanim kisitli oldugu icin ucretlide alabilirim, bende hazirlayabilirim duruma gore aradigimi bulamazsam kollarimi sivayacagim. Yada eski tasarima yeniden gecerim ama bundan sonra sitenin hizini artirmak icin gereksiz ozelliklerden cikip yazar/makale iliskisini artirmayi dusunuyorum.

Bu yenilikle birlikte ucretsiz cekilislerimiz olacak, ucretsiz hediyelerimiz olacak. bunun yaninda makale yarismalarimizda olacak. Ancak makale yarismasini herseyin sonunda dusunuyorum. Ilk yarismadaki eksiklikleri tekrarlamamak icin her konunun uzerinden birden fazla kes gecmemiz gerekecek.

Makaleci kullerinden doguyor arkadaslar, yanimizdamisiniz ? :D

Kategoriler
Deneme Yazıları

100 Kişiye Sorduk… Gerçek Cevabı Arıyoruz

“100 kişiye sorduk, 5 popüler cevap arıyoruz” cümlelerinden oluşan yarışma repliğini hatırlarsınız sanırım. Bir yarışma programı ile yaşamımıza giren, tam unutulmaya yüz tutmuşken bugünlerde bir başka yarışma programıyla yeniden gündeme gelen bu kalıplaşmış sözleri biz de sorduk.
Kuşkusuz bizim sorumuz, söz konusu yarışma programındakiler gibi “parmesan nedir?” ya da “flora ne demektir?” tarzında olmadı. Biz tek bir soru sorduk 100 kişiye. “Yaşamınızın en önemli amacı nedir?” sorusunu yönelttik. Aldığımız cevaplar şöyle oldu:

35 kişi, “çocuklarımın geleceğini garanti altına almak” dedi.
26 kişi, “daha iyi bir iş ve daha çok kazanmak” cevabını verdi.
14 kişi, “bir ev sahibi olmak” istediğini söyledi.
13 kişi, “iyi bir yuva kurmak” dedi.
10 kişi, “üniversite sınavını kazanmak” amacında olduğunu söyledi.
2 kişi ise “sadece hayatı yaşamak” cevabını verdi.

Şimdi aynı soruyu size yöneltiyorum. “Ne için yaşıyorsunuz, yaşamınızın en önemli amacı nedir?.. Daha iyi bir iş sahibi olmak, ev-araba satın almak, yaşamın tadını çıkarmak; bunlar mı amacınız?

Dünyanın en zengin insanı olduğunuzu düşünün. Onlarca odalı muhteşem bir evde bile oturuyor olsanız, aynı anda evinizin yalnızca bir odasını kullanırsınız. Gardroplar dolusu giysileriniz de olsa yalnızca birini giyersiniz. Yemek masanızda çeşit çeşit yemek de olsa en çok birkaç tabak yiyebilirsiniz.

Dahası dünya hayatında amaç edindiğiniz her şey sonunda yok olacaktır. Bu geçici ve sonlu olan şeyler, insanın hedefi olabilir mi?..

Birçok insanın dünya hayatındaki koşuşturması anlamsız bir hırstan kaynaklanır. Oysa amaç edinilen söz konusu şeyler ne hırs yapılacak, ne tutkuyla arzu edilecek, ne de sahip olunduğu için övünülecek şeylerdir. Tümü, “Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, ’(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama’, bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir ’çoğalma-tutkusu’dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah’tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir.” (Hadid Suresi, 20) ayetindeki ifadeyle, geçici dünya hayatının aldatıcı birer metaıdır.

Yeryüzünde farklı toplumlardaki birçok insan, yalnızca bu dünyevi hedefler doğrultusunda yaşam sürer. Oysa insanın dünyada bulunma amacı bunların hiçbiri değildir. İnsanın, yaşamın ve ölümün yaratılma nedenini Kur’an, “O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı…” (Mülk Suresi, 2) ayetiyle bildirir.

Dünyevi bu istekler amaç değil, insanın yalnızca Allah’ın rızasını kazanabilmesi için birer araçtır. Allah’ın kullarına bahşettiği nimetlerdir. Okul, iş, evlilik; yaşamın tamamı Allah’ın hoşnutluğu içindir. Büyüklük duygusunu tatmin için dünya hayatında başarı ve kazanç istenmemelidir. İnsanın, ölümü, ahireti, yapayalnız Rabb’i huzurunda sorgulanacağını unutarak kendisine yalnızca bunları amaç edinmesi ve kazandıklarıyla büyüklenmesi büyük yanılgıdır.

Nur Suresi 37. ayette “(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ’tutkuya kaptırıp alıkoymaz’; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar.” buyrulur. Kalplerinde Allah korkusu taşıyan insanları ticaret, alışveriş, okul, evlilik, eğlence hiçbir şey Allah’ı anmaktan alıkoymaz.

Çocuklarının sınav sonucunda iyi bir üniversiteyi kazanması bazı anne babalar için çok büyük bir olaydır. Çocukları, dostlarının çocuklarından daha iyi bir yeri kazandığı için bambaşka bir ruh haline bürünür, herkesi geçmiş olmanın, ezmiş olmanın heyecanını yaşarlar. Daha ’büyük’ olmaktan, diğer insanların kendilerine hasetle bakmalarından büyük zevk alırlar.

Oysa dünya hayatı bir “kuşluk vakti” kadar kısadır: göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Hırsla ve tutkuyla nefsani hedeflere yönelen kişinin bilmediği bir başka gerçek daha vardır. Allah’a iman etmediği sürece asla gerçek mutluluk ve huzuru bulamaz. Sınır tanımaz ve bitmek tükenmek bilmez tutkulara sahip olan nefis asla tatmin olmaz. Sürekli insandan yer, çalar, doymak bilmez. Hep daha iyisini, hep daha mükemmelini ister. Sahip olduğu hiçbir şey onu mutlu etmez. Kişi bu çarpık görüşleri nedeniyle hep mutsuzdur; acı, korku ve gerilim içinde yaşam sürer. Tek kurtuluş yolu Allah’a sığınmaktır. Kur’an bu sırrı da verir; yalnızca Allah’a yönelenlerin kalplerinin huzuru bulabileceğini bildirir:

Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur. (Rad Suresi, 28)

Dünya, istek ve tutkuların gerçekleştirileceği bir yer değildir. Vicdanlı insanlar Rabb’lerine yakın olma konusunda samimi bir istek duyarlar. Ölümün yakınlığını, cennet ve cehennemi sık sık düşünürler. Davranışlarının her zaman Kur’an ahlakına uygun olmasına titizlik gösterirler. Ve derler ki: “Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah’ındır.” (Enam Suresi, 162)

Hastalık, acizlik, zorluklar ve her an gerçekleşebilecek olan ölüme rağmen insanın sahte, parıltılı dünyayı ve onun çekici süslerini amaç edinmesi, ömrünü bunların peşinde koşarak geçirmesi ne büyük aldanıştır.

Kategoriler
Dünya ülkeleri Güncel Haberler İnternet Dünyası Programlama Dilleri Teknoloji Webmaster yardım

En iyi yazılım tasarımına $25.000 ödül

Öğrenci olduğunu (üniversite, lise) belgeleyen herkesin katılabileceği bu yarışmada 5 farklı kategoride yarışabiliyorsunuz. Software Design, Embeded Development, Game Design, Digital Media ve IT Challenge yarışmanın kategorileri. Software Design, yani yazılım tasarımı kategorisinin birincisine 25.000$, ikincisine 10.000$ ve üçüncüsüne de 5.000$ ödül var.

Sn. Kadir Çamoğlunun Chipte yazdıklarına göre;  Sekiz yıldır yapılan Imagine Cup, günümüzde var olan sorunlara çözümler üretmeye odaklı, dünyanın her yerinden öğrencilerin katıldığı bir teknoloji yarışmasıdır. Yarışma, dünyanın en yetenekli yazılım tasarımcılarını, programcılarını, oyun geliştiricilerini ve dijital medya tutkunlarını günümüzde dünyamızın karşı karşıya olduğu en önemli problemlerinden olan, açlık, fakirlik, eğitim, hastalık önleme, sağlık hizmetleri, doğa ve diğer sorunların üstesinden gelme ve bu konularda çözümler üretme için fırsatlar sunuyor.

Yarışma 8 Temmuz 2009’da başlıyor ve Dünya finalleriyle Temmuz 2010’da sona eriyor.  Yarışmaya katılmak için gerekli olan en önemli koşul öğrenci olmak ve bunu belgelemek. Tabii yarışmayı düzenleyen kurum Microsoft olduğu için, herhangi bir şekilde Microsoft çalışanı ya da stajyeri olmamanız da gerekiyor.

En iyi yazılım tasarımı
En iyi yazılım tasarımı

Kategoriler
Genel Konular Makale Yazıları - Yarışma Seminerler

Milli Duygulardan Yoksunluk

Milliyetçiliği herkes kendi bakış açısına, görüşüne ve düşüncelerine göre farklı şekillerde yorumluyor. Ancak herkesin hemfikir olduğu tanım; “Milliyetçilik, bir kişinin, kendi kaderini samimi bir şekilde, içinde bulunduğu milletin kaderine emanet etmesidir” tanımıdır. Bu nedenle, milliyetçi bir kişi, kendi milletinin çıkarlarını, diğer milletlerin çıkarlarından önde tutar. Aynı şekilde kendi milletinden olan bir kişiye, diğer milletlerden olan kişilere göre ayrıcalıklı davranabilir.

Örneğin; Bir geminiz var, denizde yolculuk ediyorsunuz. Denizde boğulmak üzere olan iki kişi var. Birisi sizin milletinizin bir ferdi, diğeri ise başka bir milletten. Böyle bir durumda, kurtarma önceliğini kendi milliyetdaşınıza veriyorsanız, siz bir milliyetçisiniz. Kendi milliyetdaşınızı kurtardıktan sonra, diğer kişinin milliyetini sevmediğinizden dolayı, ölüme terkediyorsanız siz bir ırkçısınız, faşistsiniz. Burada, milliyetçilik ve ırkçılık kavramlarını birbirinden ayırmamız gerekiyor. Milliyetçilik, kendi milletini üstün görmek değildir, kendi milletine ayrıcalık göstermektir. Irkçılık ise kendi milletini üstün görmek ve diğer milletleri küçümsemektir.

Peki kendi milletine ayrıcalıklı davranmak ne kadar etiktir? Milli duyguları olmayan bazı kesimlerin görüşlerine göre, kendi milletine ayrıcalıklı davranmak anlamsızdır. Onlara göre, bir tesadüf eseri Türk olarak doğduk, başka bir ırktan dünyaya gelseydik, Türk Milletinin geleceği bizi ilgilendirmiyor olacaktı. Onlara göre, şuanki bir Türk Milliyetçisi, Slovak Milletine mensup olarak dünyaya gelseydi, Slovak Milliyetçisi olacak, Slovak Milletine ayrıcalık gösterecek, Türk Milleti onun için hiçbir şey ifade etmeyecekti. Bu nedenle, onlara ‘Milliyetçilik Duygusu’ saçma geliyor. Onlara saçma gelen bu gerçeğin, saçma olduğunu kanıtlamaya çalışmak için de işte bu Slovak-Türk örneğini kullanıyorlar.

Ancak bu düşünce tamamen yanlıştır! Bu düşüncenin yanlış olduğunu, ‘aile’ benzetmesiyle kanıtlayabiliriz!

Örneğin; Bir geminiz var, denizde yolculuk ediyorsunuz. Denizde boğulmak üzere olan iki kişi var. Birisi sizin ailenizin bir ferdi, örneğin anneniz. Diğer kişi ise tanımadığınız birisi. Böyle bir durumda ne yaparsınız? Ailenizden olan kişiye öncelik ve ayrıcalık tanımaz mısınız? Diğer kişiyi kurtarmak için, ailenizden olan kişiyi kurtardıktan sonra, çabalamaz mısınız? Bunun neresi saçmadır? Böyle bir durumda; ‘Ben tesadüf eseri bu anneden dünyaya gelmişim, eğer farklı bir anneden dünyaya gelmiş olsaydım, şuan bu kadının ölmek üzere olması benim için hiçbir şey ifade etmeyecekti, bu nedenle, bu kadını diğer insanlardan ayrı bir yerde tutamam, öncelik ve ayrıcalık tanıyamam’ diyebilir misiniz? Diyemezsiniz! Ancak, sadece uzayda yer kaplayan bir cisimden ibaretseniz, duygularınız ve vicdanınız yoksa, bu şekilde düşünebilirsiniz, o zaman size söyleyecek sözümüz yok. Ancak, duyguları ve vicdanı olan bir insansanız, ailenizi, diğer insanlardan üstün saymasanız bile, onlara ayrıcalıklı davranmanız normaldir. Bu ne kadar saçma ise, kendi milletinizi, diğer milletlerden ayrıcalıklı saymak da o kadar saçmadır.

Aynı şekilde, ‘Türk Milleti, fakirleşsin, cahilleşsin, esir olsun, teslim olsun, bana ne? Ben bu dünyaya -insan- olarak geldim, başka bir milletten dünyaya gelseydim, umrumda olacak mıydı? Hayır. Bu nedenle şimdi de umrumda olmamalı’ diyebilen insanlara soruyorum; ‘Benim ailem, fakirleşsin, hayatı dert ve cefa içinde yaşasın, bana ne? Ben bu dünyaya -insan- olarak geldim, başka bir anne-babadan dünyaya gelseydim, umrumda olacak mıydı? Hayır. Bu nedenle şimdi de umrumda olmamalı’ diyebilir misiniz?

Aile-millet benzetmesini beğenmeyenler, bu benzetmeye de hemen bir antitez oluşturuyor. “Annemiz bizi dokuz ay karnında taşımış, babamız bizim için gecesini gündüzüne katmış. Onlara bir vefa borcumuz var. Bu yüzden ailemizi, diğer insanlardan ayrıcaklı görmemiz normaldir, millet kavramı için aynı şeyi söylemek mümkün değildir” diyen kişiler hiç mi tarih okumuyor? Atalarımız Çanakkale’de bizim için savaşmadı mı? Asırlar boyunca, milyonlarca kahraman bizim için canını feda etmedi mi? Onlara karşı bir vefa borcumuz yok mu peki? Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, tüm hayatını bizim bağımsız yaşayabilmemiz için feda etmedi mi? Atatürk’e de hiç vefa borcumuz yok mu? Yakın tarihimize bakacak olursak; Biz evlerimizde, yataklarımızda huzurlu uyuyalım diye, otuz bin milliyetdaşımız canını vermedi mi? Onlara hiç mi vefa borcumuz yok?

Velhasıl, ‘Milliyetçilik Duygusu, saçma bir olgudur’ diyen insanlar, kötü niyetli insanlar değillerdir, ancak yanlış düşünmektedirler ya da yanlış düşündürülmektedirler ve vakit kaybetmeden bilinçlendirilmelidirler.

Kategoriler
İnternet Dünyası Makale Yazıları - Yarışma Teknoloji

YouTube’u Sansürleyen Zihniyet

YouTube Sansürü LogosuGüneydoğuya okul yaparız, öğretmen göndeririz; Hastane yaparız, doktor göndeririz. Irkçı-ayrılıkçı terör örgütü PKK ise, öğretmenleri öldürür okulu yıkar, doktorları öldürür hastaneyi yıkar, işçiyi öldürür fabrikayı yıkar. O zaman ne yapalım? Tekrar okul yapıp, tekrar öğretmen göndermeyelim de, çocuklar cehalet içinde yaşayıp, bölücülere militan mı olsun? Tekrar hastane yapıp, doktor göndermeyelim de, terör örgütü istediğini mi elde etmiş olsun? Tekrar fabrika yapmayalım da, oradaki halk işsiz kalıp terör örgütünün kucağına mı düşsün? Pes mi edelim? Tabii ki hayır! Bölücü terör örgütü PKK’nın istediği de zaten bu! Bu oyuna gelmemeliyiz!

Artık teknoloji gelişti, teknolojiyle birlikte internet de değişti, gelişti. YouTube adıyla bir video paylaşım sitesi ortaya çıktı, dünya çapında popüler oldu. Bölücü terör örgütü, güneydoğuda izlediği politikanın aynısını sanal dünyada da uyguluyor; YouTube’a, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suç oluşturacak videolar yüklüyor. Bu videoları yüklemekteki amaçları, propaganda yapmak değil, mâlum sitenin kapatılmasına sebeb olmaktır! Güneydoğuda, bir daha öğretmen gelmesin diye öğretmenleri öldürmeleri ile, YouTube kapatılsın diye, YouTube’a yasadışı video yüklemeleri arasında pek bir fark yoktur! YouTube’u sansürleme zihniyetiyle, “Öğretmen göndermeyelim, teröristler öldürüyor” şeklinde düşünme zihniyeti arasında hiçbir fark yoktur! YouTube’u kapatmak, terör örgütüne istediğini vermektir!

Bu soruna başka bir formül bulunmalıdır. Eğer başka bir formül bulunamıyorsa, sansürleme hiç uygulanmamalıdır. O videoların yayında olmasındansa, YouTube’un sansürlenmesi halkımıza ve dolaylı olarak da devletimize daha fazla zarar vermektedir.

Bir YouTube yöneticisi, Türkiye Cumhuriyeti Devletinden, kendilerine bu konuda herhangi bir rica ya da istek gelmediğini söylüyor! Buradan da sansürcülerin, ne kadar basit bir şekilde, hiç sorunu çözmek için uğraşmadan, direk sansürleme yoluna giderek, milyonlarca kişinin hakkını çiğnediklerini, halkı hiç düşünmediklerini anlıyoruz. En azından YouTube yöneticileriyle konuşarak, bu sorunun çözümünde onlarla iş birliği yapmaları gerekirdi! Eğer onlar sıcak bakmazlarsa, YouTube’un yayın yaptığı, videoların barındığı ülke ile devlet düzeyinde iletişim kurmak, yasadışı videoların bildirilmesiyle derhâl silinmesini sağlamak en mantıklı çözüm olsa gerek. Yine çözüm bulunamazsa, sadece yasadışı videoların bulunduğu sayfaların engellenebileceği, sitenin diğer sayfalarının ulaşılabilir olabileceği bir mekanizma kurulsun hiç olmazsa! Komple sansür, en son çare olarak bile kullanılmamalıdır!