Kategoriler
Aklımdan geçenler Deneme Yazıları Genel Konular Kişisel makaleler

Yağmur Kız

    Bu ses… Sokaklar mı coşuyor yoksa? İnce ve sürekli bir melodiye ritim tutuyor gibi caddeler. Peki ya bu koku? Toprak, suya doymuş olmalı. Keyfinden, mis gibi bir koku üflemiş ağaçlara; soluduğumuz havaya, boydan boya tüm şehre, hatta kuşların kanatlarına bile.  Kanat çırptıkça, o nefis kokuyu katmerliyorlar. Kent, sahip olduğu renklerin daha koyusuna bürünmüş, tüm alâyişiyle duruyor. Sokaklarda in cin top oynayadursun, ilerde birkaç çift el ele ıslanıyor. Kızın saçlarından süzülen damlalar, yerdeki su birikintilerine kavuşuyor. Delikanlının kirpiklerinin ucunda bir damla intihara meyilli. Genç, güzel sevgilisini aralıksız seyretmek için gözlerini kırpmamaya çalışırken, zavallı damla can çekişiyor. Bırak kendini, hadi bırak…

Pencerelerde ufak çocuklar manzarayı seyrediyor. Bir kadın, hızla balkondaki çamaşırlarını topluyor. Arabaların silgeçleri o küçük damlalarla başa çıkabileceğini sanıyor. Edebiyat severlere, mücadeleyi anlatıyor damlalar, yüzlerce güzel sözle. Alacağını alamayan hayat, türlü şeylerle seni sınava çekiyor. Öfkelenip camlarını temizledikçe, yenileri ekleniyor; siyah bir arabada huysuz bir adam hala pes etmiyor. Güzel bir kadın, yeni fönlediği saçları bozuldukça küçük bir fareye dönüşüyor. Birileri ısrarla memnun olamazken; bir tek sokaklar coşuyor. Caddelerle dans edip, kocaman şehirlerin aklını başından almaya devam ediyor. Hızı kesilmiyor ama yetmiyor da… Koş, hadi koş…

Akrep, yelkovanla tam kırk beş derecelik bir açı çiziyor. Zamanın bir önemi var mı? Öğle sıcağı güçten düşüyor yavaş yavaş. Bir yerlerde insanlık dualar ederken, buralarda damlaların hızına yetişilmiyor. Sokakları ıssız bulan damlalar, ortada fink atıyor özgürce. Huysuz şoförleri, titiz ev hanımlarını, süslü Pakizeleri sinirlendirip, kahkahalarla gürlüyor. Gökyüzü çıldırmış olmalı, nasıl kuruyacağız bu kadar ıslakken?

Artık dayanamıyorum… Ben de çıkıp iliklerime kadar ıslansam… Güzel elbiselerimin şiddetli damlalarla yıpranabileceği umrumda bile değil. Hatta bir ceket bile almadan atmışım kendimi sokağa. “Sizinle coşmaya geldim, sizdenim… Hey! Ben de sizdenim… “ Sanki uçuyorum. Koyu yeşil yapraklara dokunuyorum geçerken… Zafer caddesine sicim gibi yağıyorum. Kız kardeşim, benden elmalı bir şeker istemişti. Köşedeki bakkaldan bir şeker alıp, ardımda koca bir serinlik bırakıyorum. “Üstü kalsın!” diye haykırıyorum. Artanı ile ruhunu ve kalbini boya. Yağarken damla damla, şeker erimeye başlıyor. Şekerden damlalar olup, yeryüzüne akın ediyorlar. Aşağıda mini mini bir çocuk, dilini çıkarmış, damlaların tadına bakıyor. “Mmm…” diyor, “tıpkı şekere benziyor.”

Yoruluyorum… Başka bir yer kaldı mı nasibini almayan? Ahmakıslatan değil bunun adı, aklı olan ıslanıyor. O kadar şımarıyorum ki, kendimi bir şey sanıyorum. Her şeyden uzaklaşıp, tadını çıkarıyorum anın. Birden evimizin önündeki kaldırım taşlarının arasına atıyor rüzgâr beni. İstikametimi değiştirdiği için bir daha ona eşlik etmeyeceğim.
Özgürlüğümü, yarıda kesiyor. Sonra her şey eski haline dönüveriyor. Üzerimde, ince beyaz bir hırka yıkanıyor. Evden çıkmış, ağır adımlarla eski dükkânlara doğru yürüyorum. Yaşlı bir teyze, titreyerek taşıyor taze ekmeğini. Damlalar çıldırasıya dökülüyor üzerimize. Hiç şikâyetçi değilim oysa. O kadar mutlu ve huzurluyum ki… Yüzümde kocaman bir gülümseme ile yaklaşıyorum yaşlı teyzeye. Damlalar, kocaman yuvarlak gözlüklerinde elim sende oyunu oynuyor. Önce birbirlerinden kopup, sonra birbirlerine karışıyorlar. Sırılsıklam ama şikâyetsiz bakıyorum gözlerine.

“Teyzeciğim, buralarda şemsiye alabileceğim bir dükkân var mı?

Gülmek, belki de alay etmek için açıyor ağzını yaşlı kadın:

   “A deli, buralara yağmur mu yağıyor ki?”

Kâbustan uyanır gibi kalkıyorum yerimden. Hemen pencereden dışarıya bakacağım. Bana yaşlı teyzenin yalan söylediğini göstereceksiniz. Güneşi görüyorum tam tepemde. Pencereyi açıp havayı kokluyorum. Rüya mıymış hepsi? Fakat ıslanmıştım. Elbiselerimi yokluyorum; kuru. Pencereyi kapatacakken aşağıda bir çocuk görüyorum. Çiçeklerini suluyor. “Olsun” diyorum. “En azından çiçekler, kendi dünyalarına has yağmurlardan nasibini alıyor…”

 

“Sen deli bir yağmurdun, ben ıslanmayı bilmeyen bir ahmak,

Bu yüzden hiç ıslanamadık sırılsıklam…”

 

 

Kategoriler
Sevgi ve Ask Dünyası

Bir kadın, pencere ve yağmur

Bir kadın vardı… aslında o hep vardı içimde yani bir süredir öyle kemirip duruyordu ruhumu, içten içe dağılıyordum, biraz nemli mendil tadındaydım. Şimdi öyle bir dolanıyor ki kalbimin kapılarında, “buyur gir, hangisinden dilersen oradan gir” diyesim var, ama yapamıyorum nedense-

…onu hep gülerken görüyorum. Yakışıyor çoğu zaman, anlatılacak bir ifadesi oluyor gülünce yüzünde, daha bir insanlaşıyor gözümde, gitgide büyüyor ve ben onun büyüklüğünü küçüldüğümden çok rahat anlayabiliyorum. Kocaman bir kadın aslında o yaşlı değil elbette, en körpe halinde aslında, en saf, en masum, en sevecen… hep o en’lere sığabilecek bir bütünlükte; parçalara bile bölseniz yüzlerce insan fırlayabilir teninden, sanki kayıp kıta Mu’dan çıkma gibi, sanki hiç çizilmemiş resim gibi ve hiç çekilmemiş bir fotoğraf karesi gibi… kocaman bir kadın aslında o, büyüdükçe ufaldığımı hissettiğim…

Usulca açıyorum penceremi ben ona nefes alıyorum, o yüzüme çarpan yağmur taneciklerinde bana dokunuyor, biliyorum o beni gitgide kendine hazırlıyor, gitgide üşüyorum ve bir sessizlik çöküyor ruhuma, sanki artık o’yum!

“yağmur taneleri koşturuyor penceremde, hissediyorum o gitgide herşey olmakta..!”

Seviyorum yağmur damlacıklarını çünkü yalnızlığımı şimdi onlarla paylaşıyorum her biri sanki bedenimi temizliyor. Ruhumu gitgide ona hazırlıyorlar, öyle hissediyorum çünkü sebebim oluyorlar… sanki devamlı bir tavsiye halindeler kalbime, “doğru yoldasın, durma ona koş” der gibiler ve yüzlercesi aslında… yağmur taneleri vuruyor cama, sanki onun kapıma vurması gibi, sanki onun teni tenime dokunuyor gibi… öyle bir şey ki bu tuhaf sadece tuhaf, çok tuhaf.

Bir kadın uyandırıyor beni yaşama
Hiç yalnız adam düşünür mü beklemeyi
Sevmek bu kadar düşmeseydi dillere
Bu kadar demlenilir miydi hayallerde…

Bir kadın yetti ömrümü anlatmaya
“hayatımız birleşti”daha demedi ama
Gölgem gölgesiyle el ele dolaşmaktaydı…
Ansızın ölüvermiştim o an, sonrası tuhaflık işte!

Yağmur taneleri emekliyor penceremde, kalbimin kapıları, resmedilmemiş bir fotoğraf karesi ve o gülücüğe yakışan bir yüz… akşamlar artık güneş gibi, atacaksa insan büyük atacak sözleri, yoksa gerisi çok tuhaf!

Benim dilimde aşk tamamen pencere…Emre onbey (sizden biri/belki sen)