Kategoriler
Eğitim - öğretim Ekonomi Dünyası Türkiye üzerine

Kayıt dışının ülkemizin geleceği açısından sakıncaları nelerdir?

KAYIT DIŞININ ÜLKEMİZİN GELECEĞİ AÇISINDAN SAKINCALARI NELERDİR?

“Kayıt dışı çocuklarımızın çalınan geleceğidir”

 Sağlıklı sosyal, siyasal ve ekonomik düzen kurabilmenin temel şartlarından birisi de toplumda yasadışı yollardan elde edilen gelirlerin ekonomi içindeki payının mümkün olan en alt düzeye çekilmesidir. Bilindiği üzere ekonomik ve mali göstergeler bireyler ve şirketler için ne kadar önemli ise devlet hayatı için de en az o kadar önemlidir. Zira devletler ailesinde ekonomik ve mali durumunuz olumlu seyir izlemiyorsa, içeride ve dışarıda itibarınız olmayacaktır. Belki de zaman içerisinde bağımsızlığınıza gölge düşecektir.

Bugün dünyaya yön veren ülkeler bu noktada başarılı olan ülkelerdir.

Kayıt dışı ekonomi; kayıtlı ekonomiyi ve vergi adaletini temelden sarsan ve istikrarı bozan bir olgudur. Kayıt dışı ekonominin ortaya çıkmasında en temel sebep insan ihtiyaçlarının sonsuz, kaynakların sınırlı olması gerçeğidir. Vergi yükümlüleri, daha çok gelir ve servete sahip olmak ve harcama yapabilmek için kazancını devletle paylaşmayı arzu etmez. Çünkü kayıt içine girdikçe vergi yükü artacağı veya başlayacağı için harcamaları veya tasarrufları azalacaktır. Kayıt dışı işlemler nedeniyle ödenmeyen vergiler bütçe açığına yol açmaktadır. Açığı kapatabilmek için ise devlet ya enflasyonu göze alarak para basmak (emisyon) ya da borçlanmaya gitmek zorunda kalmaktadır. Artan borçlanma talebi (iç ya da dış) ise faiz oranlarının yükselmesine ve borç yükünün giderek sürdürülemez hale gelmesine yol açmaktadır. Bu durum aynı zamanda, vergi yükümlülerinin vergi yükünü dürüst yükümlüler aleyhine çevirerek vergi eşitsizliğine de yol açmaktadır. Devlete vergi verilmemesi dolayısıyla, kayıt dışı ekonomide üretilen mal ve hizmetlerin maliyetleri kayıtlı ekonomiye nazaran daha düşük olmakta, bu durum kayıtlı mükellefler aleyhine haksız rekabete yol açmaktadır. Böylece, kayıt dışı ekonomi, sermayenin, vergi yükünün göreli olarak düşük olduğu, makro ekonomik büyüme yönünden etkisi yüksek olmayan alanlara kaymasına yol açmaktadır.

Kayıt dışı ekonominin zararları ile ilgili olarak üzerinde durulan bir diğer önemli konu; olayın ahlaki boyutuyla ilgilidir. Buna göre, kayıt dışı ekonomi devlete karşı bir başkaldırı yaratmakta, ahlaki değerleri bozmakta ve sonuçta enflasyon ve işsizliği arttırırken yatırımı ve üretimi azaltmakta, sosyal barışın bozulmasına, suç ve suçlu sayısının artmasına yol açmaktadır. Vergi kayıp ve kaçağının hoşgörüyle karşılanması, toplumdaki suç anlayışını değiştirmekte, devlete ve topluma karşı işlenen suçlara karşı gösterilen hoşgörü ile başlayan süreç toplumsal ahlak anlayışında bozulmalara yol açmaktadır. Olayın bir diğer boyutu ise güven unsuru ile ilgilidir. Kayıt dışı ekonomi, geleneksel istatistik yöntemleri ile milli gelir hesaplamalarına katılamayan faaliyetler olduğundan, kayıtlı ekonominin belirlediği ekonomik göstergelere (enflasyon, işsizlik ve büyüme oranları) karşı güvensizlik doğurmaktadır. Kayıt dışı ekonominin krizlere yol açtığı da belirtilmektedir.

Son olarak, kayıt dışı ekonomide iş kesitlere ayrılır, işletmeler küçülür, işyerlerinin küçülmesi, işçi sayılarının azalmasına yol açarak sendikalaşma gereksinimi ortadan kalkmaktadır. İşçilerin daralan iş sahalarında “iş bulma” tesellisi pazarlık güçlerini kırmaktadır.

Kayıt dışı ekonomiyle ilgili olarak yaptığım araştırmalar sonucu oluşan gözlemlerimi şöyle sıralayabiliriz.

Birinci gözlem; kayıt dışı ekonominin gerek gelişmiş, gerekse gelişmekte olan ülkelerin hemen hepsinde rastlanan evrensel bir olgu olduğudur.

 İkinci gözlem; kayıt dışı ekonominin boyutlarını tam olarak tespit etmenin zor olduğu,

Üçüncü gözlem; genel olarak gelişmekte olan ülkelerde kayıt dışı ekonominin boyutunun gelişmiş ülkelere kıyasla daha yüksek olduğudur. Bu çerçevede kayıt dışını kayıt altına almakla sağlanacak kaynaklar, üretken altyapı yatırımları, rekabete dayalı iktisadi yapının tesisi, etkin adalet dağıtımı ile kaliteli eğitim ve sağlık hizmetlerinin üretilmesi için harcanacaksa, kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına almak hızlı bir ekonomik kalkınmanın sağlanması ve buna paralel olarak refahın artmasında önemli katkılar sağlayacaktır. Ancak, kayıt dışını kayıt altına almaktan sağlanacak kaynakların üretken altyapı yatırımları, eğitim ve sağlığa gitmesi bazı koşulların var olmasına bağlıdır. Bunlar arasında en öncelikli olanlarından biri hiç kuşkusuz, “şeffaf devlet” ilkesinin yerleştirilmesidir. Vatandaşın istediği zaman ödediği verginin nereye harcandığını sorabilmelidir.

Ülkemizdeki kayıt dışı ekonominin boyutlarının büyüklüğü ve önemi uzun zamandır bilinmesine rağmen, bana göre bu konuda yeterince araştırma yapılmamıştır.

Ülkemizdeki kayıt dışılığı önlemeye yönelik olarak:

Kayıt dışı ekonomiyi ortaya çıkaran veya boyutlarını genişleten unsurlar ortadan kaldırılabildiği takdirde kayıt dışı ekonomi kayıt altına alınmış olacaktır. Kayıt dışı ekonomiyi önlemek (veya küçültmek) için kısa vadeli tedbirler yerine orta ve uzun vadeli yapısal değişiklikler gereklidir. Öncelikle, Türkiye’de kayıt dışı ekonomiye neden olan unsurlar tespit edilmeli daha sonra bu unsurların ortadan kaldırılması için gerekli yasal ve idari düzenlemeler yapılmalıdır

Bütün bu konularda plan ve programlarda da öngörülen tedbirlerin bir an önce uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir. Alınacak tedbirlerin sonuç vermesi ancak halkın da katılımının sağlanması ve vatandaşlık bilincinin geliştirilmesi ile mümkün olacaktır. Bu sebeple eğitim konusunun da ihmal edilmemesi gerekmektedir.

Bütün  bu  bilgiler  ışığı  altında,  başka  bir  bakış  açısıyla durumu ele  alarak  kısaca  değerlendirirsek;

Kayıt  dışı  ekonomi  % 70  lerde  olduğu  müddetçe,  vergi  adaletini  sağlamak  son  derece  güçtür  düşüncesindeyim.  Eğri  oturalım,  doğru  konuşalım,  kayıt dışı  ekonominin  % 70  lerde  olduğu  bir  ekonomide   piyasada  likiditenin  büyük  oranlarda  dolaştığı  tüm  ürün  ve  hizmetlere KDV,  akaryakıt  vergisi,  özel  tüketim  vergisi  ve  tiryakilerin  bir türlü  vazgeçemediği  tekel  ürünlerinden  yüksek dolaylı  vergiler  alarak  vergi,  tahsilâtını  garantiye  almak doğru değildir.  Öyle  ya da  böyle  bir  şekilde  vergi  adaletsizliği  pahasına  ülkenin  ekonomik  potansiyelinin  tamamı  vergilendirilmiş olmaktadır.

Ülkemizde  başlangıçta  dolaylı  vergiler  arttırıldığında  dolaysız  vergi oranlarının  buna  orantılı  olarak  azaltılması  gerekiyordu.  Bu  böyle  yapılmayıp,  hem  dolaylı  vergiler  arttırılmış,  hem de  toplam  vergi  payının  içinde  dolaysız  vergi  paylarının  azalmasına  rağmen  bu  vergi  oranlarında  artışlar olmuştur. Bu durumun  vergi adaleti açısından sakıncalı olması yanında, kayıt dışını engelleyici gibi de görülmemektedir.

Bu köşemizden yazmaya başladığımız Gelir İdaresindeki teknik, idari gelişmeler önümüzdeki süreçte kayıt dışının kayıt altına alınmasında çok ciddi etkiler yapacaktır. Fakat vergi politikası olarak dolaylı vergilerin, vergi gelirleri içersindeki payının da süreç içinde azaltılması yolunda ciddi çalışmalar yapılması gerektiği kanaatindeyim.

Yoksa;  ekonominin  doğal  işleyişi  içinde  zamanla  dolaylı  vergiler  her geçen  yıl  daha da  artarak  dolaysız  vergilerin  bir  anlam  ifade  etmediği  duruma  gelinecek  ve  sistem  kendi  kendine  çözüm  üretecektir.  Durum  böyle  devam  ederse,  gelecekte  toplam  vergi  gelirleri  içinde  dolaylı  vergilerinin  payı  % 80’lere  % 90’lara  varacak  ve  dolaysız  vergiler  dikkate  alınmayacak  kadar  küçük  kalacaktır.  Böylece,  toplam  vergi  gelirlerinde  fazla  bir  etkisi  olmayan  dolaysız  vergilerde  beklenilen vergi  oranlarındaki  düşüş  kendiliğinden  yapılacaktır.

Alınacak her türlü tedbire rağmen, kayıt dışılığın tamamen önlenebileceğini düşünmek aşırı iyimserlik olacaktır. Hükümetler var olduğu sürece, toplumsal yaşamın gereği olarak düşük düzeyde de olsa vergileme, düzenleme ve kısıtlamalar söz konusu olacağı için, faaliyetlerini kayıt dışı olarak yürütmek isteyecek birileri ve kayıt dışılık her zaman söz konusu olacaktır. Bu açıdan, amaç onu tamamen yok etmek değil boyutlarını sorun oluşturmayacak bir seviyeye çekmek olmalıdır. Vergi sorumlularına kayıt dışının çocuklarının çalınan geleceği olduğu doğru bir şekilde anlatılabilirse vergiye gönüllü uyumun artacağı ve kayıt dışının da azalacağı düşüncesindeyim.

Kategoriler
Günlük hayat İş adamları Toplumsal Konular

Vergi planlaması yapın, avantajları kullanın!

VERGİ PLANLAMASI YAPIN,  AVANTAJLARI KULLANIN!

VERGİ KAÇIRMAYIN!

“İnsan sevgiyle, devlet vergiyle ayakta durur”

İşletmeler ticari faaliyetlerde kazançlarını maksimize, maliyetlerini de minimize etmek isterler. Vergi ise; işletmenin karını azaltan bir maliyet olarak görülür. Evet; vergiler, mükellefler üzerinde değişik boyutlarda maddi anlamda yük oluştururlar. Mükellefler de üzerlerinde oluşan vergi yükünün büyüklüğüne göre tepkiler geliştirirler. Bu tepkiler bazen suç oluştururken, bazen suç oluşturmayacak nitelikte davranışlar olarak ortaya çıkabilir. Mükellefin vergi yüküne bağlı olarak gösterdiği tepkilerden üç tanesi;

–          Vergi kaçakçılığı (Vergi kaçırma)
–          Vergiden kaçınma
–          Vergi avantajları şeklindedir

Mükelleflerin vergi yükü karşısında gösterecekleri tepki genellikle gelirine, kişiliğine ve ahlakına bağlı olduğu kadar, sosyal ve kültürel çevrelerine, verginin türüne, miktarına veya oranına bağlı olarak değişebilmektedir

Vergi kaçakçılığı, vergi baskısına karşı yasa dışı ve riskli bir tepkidir.  Çünkü yapılan denetimler sonucu mükellefin vergi kaçırdığı anlaşılırsa duruma göre ceza verilir. Ödenmesi gereken vergiyi, yasada belirtilen davranışlarla yasaya aykırı bir surette hiç ödememek veya eksik ödemek vergi kaçakçılığı olarak nitelendirilir. Vergi kaçırma suçtur ve çeşitli cezai yaptırımları vardır. Hatta türüne göre hapis cezası bile uygulanabilmektedir.

Hepimizin bildiği gibi; sağlıklı bir sosyal, siyasal ve ekonomik düzen kurabilmenin temel şartlarından birisi toplumda yasadışı yollardan elde edilen gelirlerin ve vergi kayıplarının ekonomi içindeki payının mümkün olan en alt düzeye çekilmesidir. Ekonomik ve mali göstergeler bireyler ve şirketler için ne kadar önemli ise devlet hayatı için de en az o kadar önemlidir.

Bu konunun bir başka açıdan önemini ise ülkemizin bütçesine baktığımızda görmekteyiz   2010 yılı TC Bütçesinde bütçe gelirlerinin % 90.35’i vergi gelirlerinden sağlanmaktadır. Buda bizi şu sonuca ulaştırmaktadır; hükümetler hizmet yapabilmek, devlet işlerliğini devam ettirebilmek için vergi konusuna gereken önemi vermek zorundadır.

Medyayı takip eden ve vergi ile ilgilenen herkesin bilgi sahibi olduğu gibi son yıllarda vergi kanunlarımızda kayıt dışının kontrol altına alınması, vergi kaçırmanın engellenmesi için sürekli yeni müesseseler, kontrol mekanizmaları oluşturulmaktadır.

Çünkü; değişen kamu gereksinimlerinde giderek çoğalan artış, kamu harcamalarında da aynı oranda artışa neden olmaktadır. Değişen çağın şartları gelişmelerle beraber insan ihtiyaçlarının da çeşitlenmesi ve artmasını beraberinde getirmiştir ve bu artış kamu hizmet ve harcamalarındaki artışa neden olmaktadır. Kamu harcamalarının da en sağlıklı kaynağının vergiler olduğu inkar edilmez bir gerçektir. Vergi, devletlerin cebren ve karşılıksız olarak kamu giderlerini karşılamak üzere vatandaşlarından karşılıksız olarak aldığı ekonomik değerdir.   Sonuç olarak; devlet artan bu kamu harcamaları karşısında daha fazla kaynağa ihtiyaç duymakta, dolayısıyla  kamu gelirleri içinde  önemli bir paya sahip olan vergi gelirlerinde  artış ortaya çıkmaktadır.  Bu nedenle vergi kaybını kontrol mekanizmaları artmaktadır

Bununla alakalı daha önceki makalelerimizde kısa bilgiler vermiştik devlet kamuoyunda torba yasa diye isim bulan, yasa ile vergi mükelleflerine gel geçmişini temizle ve beyaz bir sayfa aç mesajını vermiştir. Bu aynı zamanda bundan sonra artık kayıt dışı konusunda müsamahalı olunmayacağının göstergesidir Yine görülüyor ki, devlet yeni yasalarla, projelerle vergi kaçırmanın önünü kesecek tüm çalışmaları yapmaktadır.

Buraya kadar aktardığımız kısa bilgilerden sonra şu sonuca ulaşıyoruz; evet vergi yükü ağır olabilir ve iş adamları, vergi sorumluları vergi kaçırmayı işletmelerinin finansmanı için bir kaynak olarak görebilirler. Ancak, yukarıda da söylediğimiz gibi bu yöntem artık hem çok riskli hem de uygulanması işletmelerin hayatiyetine zarar verebilecek tehlikeli bir süreçtir.

Devlet açısından baktığımızda; vergiyi ödeme gücü üzerinden değil, ödemek istediği miktar üzerinden ödeyen mükellef yapısı gayrisafi yurtiçi hasılaya göre kayıt dışını ülkemizde her geçen gün büyütmektedir. İşletmelerimiz açısından baktığımızda ise vergi kaçırma müessesine müracaat etmelerini; tamamen kendi geleceklerini ipotek altına almak olarak adlandırabiliriz.

Vergi kaçırmak yerine; tamamen yasal olan vergi avantajlarını veya vergiden kaçınma müessesini kullanarak doğru vergi planlaması yapmanın artık işletmeler ve devlet için en önemli yöntem olduğu düşüncesindeyim. Gerek gerçek, gerekse tüzel kişilerce devlete daha az vergi vermek için vergi kaçırma yerine; kanunların müsaade ettiği ve avantaj olacak unsurların kullanılması en doğal ve doğru yoldur.

Bu yöntem ulusal ve uluslararası yasaların, vergi anlaşmalarının izin verdiği çerçevede, bir plana bağlı olarak şekillendirildiği takdirde her iki taraf da kazançlı çıkacaktır. İlk bakıldığı anda işletmelerin yararına ama vergi gelirlerinde azalma gibi görünen bu durum uzun ve planlı vadede devlete düzenli vergi ödeyen mükelleflerin sayısında artış sağlayacağı için aynı zamanda vergi gelirlerini de arttıracaktır.

Evet, vergi ödeyenlerin; vergiden kaçınma ve vergi avantajlarını kullanma hakları vardır. Ve bu hakları tamamen yasal ve risksiz bir yöntemdir.

Bunun için işletmeler ciddi bir vergi planlaması yapmak zorundadırlar. Vergi Planlaması (İşletme Vergiciliği), işletme üzerinde oluşacak vergi yükünü en aza indirmek için mükelleflerin ulusal ve uluslararası hukuk ve vergi yasalarının boşluklarından yararlanarak, bunları en akılcı biçimde kullanıp vergi yüklerini azaltma çabaları olarak tanımlanabilir.

Buda, kendini yetiştirmiş vergi mevzuatlarımıza hâkim değişiklikleri takip eden bir meslek grubu karşımıza çıkarmaktadır; vergi planlamacısı.

Vergi planlamacısının işi, işletmelerin mali işlemlerini vergi sonrası gelirleri artıracak şekilde yeniden yapılandırılmaya yöneltmesidir. Vergi planlamacısının işletmelerin, üzerlerindeki vergi yükünü dikkate alarak, kurumsal bir vergi politikası üretip izlemesi, her yılın sonunda kazanç – vergi hesaplaması yerine, gelecek yılların faaliyetlerini ve üzerlerindeki vergi yükünü önceden hesaplayabilecekleri ciddi bir vergi planlamasına yönelmesi ve yasal vergi tasarrufu haklarını kullanması gayet doğaldır.

İşletmelerimizin ve vergi mükellefi iş adamlarımızın danışmanlarını artık vergi planlaması konusunda sıkıştırmaları ve bu konuya önem vermeleri gerekmektedir. Kullanılabilir bilginin ekonomik değer taşıdığı düşüncesiyle; vergi avantajlarını kullanmak varken,  vergi kaçırma yüzünden  kanunlardaki o ağır yaptırımlarla karşı karşıya kalınmamasına, aynı zamanda hem işletmenin hem de devletin zarara uğratılmaması gerekliliğine inanıyorum. Gelecek yazılarımda  vergi kanunlarımız açısından kullanılabilecek avantajları ayrıntılı anlatacağım.

Kategoriler
Dünya ülkeleri Genel Konular Günün Tarihi iletişim Toplumsal Konular Türkiye üzerine

PKK düğün bastı

İranTürkiye sınırında düğün yapılan bir köyü basan teröristler damadı öldürdü, 4 çocuğu yaraladı. Çatışmada, 2 terörist de öldürüldü.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve İran güvenlik güçlerinin gerçekleştirdiği operasyonlarında ağır kayıplar veren, uyuşturucu ticaretinde büyük darbe alan terör örgütü PKK’nın yaşadığı finansman krizini aşmak için Türkiye-İran sınır bölgesinde Kürtlerin yaşadığı köylere yönelik haraç toplama faaliyetlerini yoğunlaştırdığı bildirildi.

Türkiye-İran sınırındaki Begale köyüne gelen "Hogir" kod adlı teröristin elebaşlığını yaptığı bir grup Berivan K. ve Emrah S’nin düğününü bastı. "Örgüt adına vergi toplamakla görevlendirildiklerini" söyleyerek, köylülerden hane başına 1500 lira haraç isteyen teröristler ile köylüler arasında tartışma çıktı. Köylülerin güç şartlarda yaşadıklarını ve bu parayı veremeyeceklerini söylemesi üzerine teröristlerin bir hafta sonra yeniden geleceklerini para vermeyenlerin çocuklarını alacaklarını söyledikleri kaydedildi.

Tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine gelin Berivan K. ve damat Emrah S’yi yanlarında götürmeye çalışan teröristlere köylüler karşı koydu. Çıkan arbedede teröristlerden birinin silahını kapan Emrah S. teröristlerin elebaşı "Hogir" ile "Dijvar Muş" adlı teröristi öldürdü, bir teröristi de yaraladı.

Teröristler çatışma sırasında damat Emrah S’yi öldürdü. Olayda Zeynep, Ali, Firuz, Resul adlı çocuklar da yaralandı. Güvenlik güçlerinin olaydan sonra kaçan teröristleri yakalamak için operasyon başlattıkları kaydedildi.

Irak ve Suriye’de yaşayan Kürtler ile PKK’lı teröristler arasında geçtiğimiz aylarda benzer haraç kavgası yaşanmıştı. PKK’lı teröristler, Irak’ın Bervari bölgesinde hayvancılık yapan Kürt ailelerden "vergi" adı altında, keçi ya da koyun istemişler, ancak köylülerin karşı koyması üzerine çıkan çatışmada, 3 örgüt mensubu ile 5 köylü ölmüştü.

Yine, Ömer Kokuyan’ın elebaşlığını yaptığı PKK’lılar ile Suriye’nin Haseke Ras Al Ayn yöresinde yaşayan KDP yanlısı Ketkan ailesi arasında yaşanan "haraç kavgasında" Alaettin Şeyho Ketkan ile Ömer Kokuyan’ın kardeşi Bekir Kokuyan ve yeğeni Halil Bekir Kokuyan hayatlarını kaybetmiş, her iki taraftan da çok sayıda kişi yaralanmıştı.

Kaynak