Kategoriler
Deneme Yazıları

Ruhtan Yansıyan Güzellik

İnsan ruhunun yaratılışı güzelliklerden zevk alacak şekildedir ve her an en kusursuzu, en mükemmeli arar. En küçük ayrıntı dahi gözünden kaçmaz, dikkatini çeker. Ancak insan, ne kadar istese, yaşamı boyunca özlemini duysa da kusursuz bir fizik güzelliği dünyada tam anlamıyla bulamaz. Bu güzelliği insan ancak sonsuz güzelliklerle donatılmış cennette elde edecektir. Muhteşem yaratılmış olan güzelliklere kavuşmanın koşulu ise, dünyada ruh güzelliği kazanmış olmaktır. İnsan ruh güzelliğini yalnızca din ahlakını yaşadığında kazanabilir. Yüce Allah’a kesin bilgiyle iman eden, her şeyin karşılığını O’ndan bekleyen, O’ndan gelenden hoşnut olan, O’nun sınırlarını koruyan ve O’nun beğendiği ahlakı yaşayan samimi inananlar ruh güzelliğine sahip olabilirler. Bu insanın davranışları koşullara ve çevresindeki kişilere göre değişmez. Nefsani çıkarları peşinde koşmayan, onurlu, mütevazı, ve asil bir tavra sahip olan olan kişinin ruhu güzeldir.

Yüce Allah, “… O, yarattığı her şeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden (sülale’den), basbayağı bir sudan yapmıştır. Sonra onu ‘düzeltip bir biçime soktu” ve ona ruhundan üfledi…” (Secde Suresi, 7-9)

İfadesiyle bir düzen içinde yarattığı insana Kendi ruhundan ‘üflediğini’ bildirir. Dolayısıyla inanan insanın sahip olduğu tüm güzel özellikler, gerçekte Rabb’inin üflediği ruhtaki üstün özelliklerdir. İnsanın içinde, kendisini sürekli Allah’ın doğru yoluna davet eden vicdanı vardır. Bu sese kulak veren insan, daima doğru yolda ilerleyecek, gerçek ahlak güzelliğine, Allah’ın kendisine katından bir nimet olarak lütfettiği ruh güzelliğine kavuşacaktır.

Bu nimete sahip olan insanın ruhundaki güzellik görüntüsüne de yansır. Yaratıcısının ruhundan taşıyan kişi, O’nun nurundan bir parçaya sahiptir. Bu nur görende olağanüstü etki ve güven uyandıran bir rahmettir. Samimi mümin Allah’a olan tevekkülü, yaratılışına uygun din ahlakını yaşaması, huzur ve imanının etkisiyle göze çok güzel ve güçlü görünür.

İnananlar Kuran ahlakının getirdiği ruh güzelliği ile, dünyevi/nefsani tutkulardan uzak, huzurlu, mutlu, güven dolu bir ortamda yaşarlar. Sabırlı, sevgi dolu, akıllı, kararlı, bağışlayıcı, şefkatli olan müminler, ahiretten önce dünyada da cennet benzeri bir ortam oluşturabilmek için gayret ederler.

Cennet Müjdesi

Gönülden iman eden insanlar, dünyada da ahirette de diğer insanlardan ruh güzellikleri ile ayrılırlar. Her insan içten isteyerek, samimi çaba göstererek, Kendi rızası için yapılan iyi işlere daha güzeliyle karşılık veren Allah’ın beğendiği güzel ahlak özelliklerine sahip olabilir.  Allah’tan korkan, O’na itaat içinde olan, O’nun sınırları içinde yaşayan, nefsinin bencil tutkularından korunan ve ruh güzelliğine kavuşan insanlara Kur’an’da en büyük güzellikler müjdelenir.

“…Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları Kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orada süresiz olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah’ın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir.” (Mücadele Suresi, 22)

Vicdanımızı tam kapasite kullandığımız sürece, Yüce Allah’ın bazı sıfatlarının tecellilerini üzerimizde taşıyabiliriz. Allah’a Onun sıfatlarının üzerimizde tecelli etmesi için dua edelim, O verir; Yeter ki içten yalvararak isteyelim. Sonsuz güzellikleri sanatının içinde yaratan Allah’a ne kadar yakınlaşır, ne kadar teslim olursak, O’nun üstün ahlâkıyla ahlâklanmayı ve mükemmel ruh güzelliğine ulaşarak, “yaratılmışların en hayırlısı” (Beyyine Suresi, 7) olmayı umabiliriz.

[email protected]

Kategoriler
Deneme Yazıları iletişim Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Gerçek Dost Arayışı

Her insan yaşamında ‘yakın bir dost’ arayışı içindedir. Mutlu anında da zor zamanlarında da yanında olacak, koruyup kollayacak, sorunlarının çözümünde destek olacak, hatalarını bağışlayacak, hastalığında ve yaşlılığında kendisini yalnız bırakmayacak sevgi dolu, sadık bir dosta ihtiyaç duyar.

İnanan insan için aradığı dost yalnızca Allah’ın hoşnutluğunu gözeten ve Kur’an ahlakını yaşayan diğer müminlerdir. Allah’tan yüz çeviren kişiler ise kendileri gibi dünyevi çıkarlarını gözeten kişilerle dostluklar kurarlar. Müminler arasındaki güçlü dostluk ve iman etmeyen insanlar arasındaki dünyevi çıkarlara dayalı ilişkiler ise birbirinden tamamen farklıdır.

Gerçek dostluk bir insanı yalnızca güzel ahlakı için sevebilmektir. Samimiyet üzerine kurulan dostluklar kalıcıdır. Kuşkusuz her insanın ihtiyacı olan dostluk, büyük nimettir. Gerçek dost, insanın iyi ve kötü gününde yanındadır, kendi için istediğini arkadaşı için de ister, onun mutluluğunu en az kendisi için istediği kadar arzu eder. Bu dostlukta kıskançlık, haset ve rekabet gibi duygulara yer yoktur.

Gerçek dost samimidir;  içiyle dışı birdir, kalbinde ne hissediyorsa dilindeki de aynıdır. Dürüst, açık ve nettir; düşüncelerini hiç saklamadan, kendisini olduğundan farklı göstermeye çalışmadan gerçek karakterini açıkça ortaya koyar. Kuran ahlakına göre insan samimiyeti derecesinde değerlidir, samimi olduğu için o kişiye güvenilir ve sevgi duyulur.

“Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O’nun elçisi, rüku’ ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü’minlerdir.” (Maide Suresi, 55)

Kuran ahlakını yaşama çabası içinde olmayan kimseler, gerçek bir yakın dostu asla bulamaz, yaşamları boyunca ararlar. Onlar ‘çok yalnızdırlar’, ‘bir tane dahi dostları yoktur’ ve ‘tüm arkadaşları iyi gün dostudur’!..

Bu kişilerin zenginlik, güzellik, saygınlık, makam gibi değerler üzerine kurdukları dostlukları hiçbir zaman uzun süreli olmaz. Çünkü bu değerlerde bir değişiklik olduğunda, dostluk da biter. Örneğin güzellik ya da zenginliğe dayalı dostluklar, kişilerden birinin bunları kaybetmesi durumunda gördüğü ilgi, yakınlık ve dolayısıyla dostluk da son bulur.

Dostu olduğunu söylediği insanı rakibi gibi gören haset kişiler, ancak zorunlu olduklarında başkalarına hatalarını söylerler. Çünkü başkalarının kendilerinden iyi durumda olmasını çekemezler ve  “seni böyle, olduğun gibi seviyoruz” gibi sözlerle samimiyetsiz yaklaşımlarda bulunurlar.

Çıkarlarını gözeterek yaşayan kimseler, kendileri de yaşamlarında birtakım kayıplara uğrar; güzelliklerini, gençliklerini, sağlıklarını, zenginliklerini yitirebilirler. Ancak gerçek dost zannettikleri kişilerin, yaşlılıklarında, muhtaç duruma geldiklerinde kendilerine değer vermediklerini görürler. Hatta iyi günlerinde yakınlık gösteren bu insanlar, tanımazlıktan gelecek kadar uzak davranırlar. Sorunları olduğunda danışacakları, yardım isteyecekleri hiç kimsenin olmadığını görürler. En iyi dostları olduğunu zannettikleri kişilerin dahi yakınlıklarının gerçek nedeninin çıkarları olduğunu anlarlar.

Kuran ahlakına göre yaşamayan insanlar, birbirlerinin kötü ahlak özelliklerini bilirler. Bu yüzden de birbirlerine gerçek anlamda sevgi ve saygı duyup, güvenemezler. Yalan söyleyen, samimiyetsiz ve yapmacık davranışlarla çıkar ilişkisi kuran bir kişiye insan doğaldır ki sevgi ve saygı duyamaz.

Gerçek dost, arkadaşının dünyada da ahirette de mutlu olmasını hedefler. Gerektiğinde dürüst ve açık konuşup, varsa ona imani yönden hata ve eksiklerini hatırlatır, öğütle uyarır. Kişiyi ahireti için uyaran insan gerçek anlamda samimi bir dosttur.

Allah sevgisi, Allah korkusu ve iman, Kuran ahlakını yaşayan insanların birbirlerine gerçek anlamda sevgi, saygı ve güven duymalarını sağlayan değerlerdir. İnananların birbirlerine duydukları sevgi ve sadakat, onların Allah yolundaki çabalarına göre şekillenir. Malını, canını Allah yolunda feda etmiş müminin Allah’ın hoşnutluğunu kazanabilme mücadelesi, diğer müminlere örnek olur ve kalplerinde ona karşı sevgi oluşturur. Eğer dostluk, Allah korkusu, iman ve güzel ahlak üzerine kurulmuş ise, sapasağlam temeller üzerine inşa edilmiş demektir.

Ancak Kur’an’dan yüz çeviren, Allah’ın sınırlarını korumaktan kaçınan kişiler, hesap günü Allah’ın huzuruna çıktıklarında “… Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) uzaklığı olsaydı. Meğer ne kötü yakın-dost(muşsun sen).” (Zuhruf Suresi, 38) diyerek birbirlerine lanet edeceklerdir.

O gün, zulmeden, ellerini (hınçla) ısırarak (şöyle) der: “Ah keşke, elçiyle birlikte bir yol edinmiş olsaydım,”

“Vah yazıklar bana, ne olurdu da filanı dost edinmeseydim.”

“Çünkü o, gerçekten bana geldikten sonra beni zikirden (Kur’an’dan) saptırmış oldu. Şeytan da insanı ‘yapayalnız ve yardımsız” bırakandır.” (Furkan Suresi, 27-29)

Yapayalnız, yardımsız, dostsuz kalmaktan, yanlış dost edinmekten ve ahirette “ah keşke” demekten Allah esirgesin…

Elif Alaca

[email protected]

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Mutlu Ömürler (eskiyen dünyaya)

“yeni bir yıl daha geliyormuş, her şey çok güzel olacakmış… Ne kadar ikiyüzlüyüz, vefasızız! Daha geçen yıl için de ne güzel diyorduk, şimdiyse nefret ediyoruz. Bu gireceğimiz yıl çok mu farklı olacak sanki! Değişen bir rakam sadece, boşa harcadığımız bir zaman… Hadi kutlayın yine; bağırın, sokakları inletin! Ama geçen yılı sakın ha unutmayın, çünkü gelecek yılda bir gün geçmişte kalacak…”

Çok olumsuz bakmıyorum hayata, böyle düşünmenizi istemem. Ben hayatı sorgulamayı seviyorum ve değerini bilmeyi, bazen en basit bir şeyin bile, günün birinde benim için çok anlam taşıdığını… Bu yılda kaybettiğim birçok şeyin biri bana yen yılda kazanacağımın garantisini veriyor mu? Ya kalp kırıklarım ne olacak? Bu dünyayı terk eden sevdiklerim gelecek mi yeni yılda… Güldürmeyin beni, inanın bu umut denen küçük çukurlar bizi oyalamıyorsa, bu yazdıklarımı unutun gitsin!

Vefa bilirim ben, şimdilerde semt ismi diyorlar. Yakında o semtin ismini de değiştirirlerse hiç şaşırmam. Zaten neye şaşırsam hep gerçek oluyor. Dünya gerçekten de yuvarlak, yoksa dönüp-dolaşıp bizi bulmazdı bu yaptıklarımız. Dini kitaplar gönderilmeseydi bile, aptal olan biri dahi anlardı ilahi bir gücün adaletini. Hani bire on veren o sonsuz güce. Evet, aynen öyle! Bir sistemin içindeyiz. Dışından baksak, çok güleceğimiz kesin, en çokta kendi hallerimize. Halimize demiyorum, hallerimize… Bunu da unutun-gitsin!

Şimdi kimileri bana çağ dışı der, kimileri yobaz, kimileri çokbilmiş… Desinler, demedikleri zaman zaten yaşamıyorlardır bu dünyada. Sizler yaşayın dostlarım, ben sizlerle bu dünyayı paylaştığım için çok mutluyum! Yalnız bazen farklı düşünebilmek, insanın gerçeği görmesini sağlar. İlk doğduğunuz yılı hatırlamazsınız, ama sizin doğduğunuz yıl aileniz için ne kadar unutulmazdır. Ve siz geçmişte kaç tane yıl hatırlıyorsunuz ki sizin için çok anlamlı ve unutulmaz. Rakamlara aldanmayın, öyle küçük sevinçlerle ömrünüzü törpülemeyin!

İnsanoğlu farklı uğraşları kendine layık göremedikçe, isterse on yıl sonraki yıllar birden gelsin, değişen hiçbir şey olmaz. Artık yeni yıllara çok anlamlar yükleyip, onlarıda derdimize, kaderimize ortak etmenin bir anlamı yok! Kaybettiklerinden, hatalarından ders alan ve yapmamaya çaba gösteren her insan için yeni bir gün zaten yeni bir umut demek değil midir? Değişime, güzelliğe, insanı insan yapan duyguların samimiyetine inandığımız sürece zaten her şey daha güzel olacaktır.

Dünya, sandığımız kadar çok iyiye gitmiyor. Açlık, işsizlik, aklınıza gelebilecek her türlü kötü işler çoğalmakta. Sebepleri var bunların hepsinin. Kendimize aynadan bakamıyoruz hiç! Yüzleşemiyoruz, yarın bizim de kötü durumda olabileceğimizi aklımıza getiremiyoruz! İnanın insanın cebimdekilerin değeri azaldıkça, etrafı çok değişiyor. Bir tek ilahi güce eskisinden daha da çok bağlanıyor. Bu senede bir seferlik farklı düşünün, bildiğiniz-tanıdığınız bir aileye yardım yapın. Boş-verin gereksiz eğlenmeyi; ailenizle tombala oynayın. Annenizin kucağına yatıp, çocukluğunuzu anlattırın! Belki gelecek yılda en sevdikleriniz olmayacak yanınızda. Tabi çok olumsuzda düşünmemek gerekir. Gelecek zamanda güzel bir iş sahibi olursunuz, belki evlenirsiniz. Bunları da düşünmek lazım ama önce biraz vicdan…

Bizim dünya canlıları olarak eğlenmeye lüksümüz yok artık! Biz yeterince eğlendik, eğlendikçe de tükettik her şeyimizi. Farkında değiliz neleri kaybettiğimizi. Duyarsızlığımızdan, tepkisizliğimizden, korkaklığımızdan neden bu halde olduğumuzu görebilsek! Ve önce değişime kendi ailemizden, çevremizden, semtimizden, ülkemizden başlasak çok mu komik olur acaba? Olsun gülünç olsun, inandırıcı olmasın ama o yolda yürümek başkadır yine de. Sanki saçma umutlarla girilen yeni yıllarda her şey çok mu güzel oldu! Boş verin, yine bildiğiniz gibi yaşayın, zaten ne söylenilse önemsenmez ki hiç. Ne aydınlar, ne peygamberler, ne liderler söylemiş, altı üstü emre onbey söylemiş ne olacak ki…

Siz en iyisi bu yazdıklarımı hiç hatırlamayın… Ama yine de mutlu yıllar be!

Emre onbey

Kategoriler
Dünya ülkeleri Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Milli Görüş Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Pkk açılımı, molotof atılan otobüsteki kız yandı

İnsanın kanını donduran olay 20:00 sıralarında Küçükçekmece Yeni Söğütlü Çeşme Yolu Kanarya Mezarlığı yakınında meydana geldi.İçinde 25'e yakın kişinin bulunduğu Söğütlüçeşme-Zeytinburnu hattında çalışan 89-A kodlu İETTotobüsü Kanarya Mezarlığı yakınındaki Papatya Durağı'na yolcu indirmek için yanaştığı esnada 6 kişi olduğu iddia edilen bir grubun molotoflu saldırısına uğradı. İçindeki yolculara aldırmadan otobüsemolotof yağdıran grup ara sokaklara kaçarak izlerini kaybettirdi.

YANAN KIZA İLK MÜDAHALEYİ BABASI VE VATANDAŞLAR YAPTIOtobüse atılan molotof kokteyllerinden biri otobüsün içinde patlayınca dersane çıkışı evine giden Serap Eser (16) alevlerin arasında kaldı. Molotof dehşetinde elleri, yüzü, bacakları yanan genç kıza ilk müdahaleyi kızını karşılamak üzere durakta bekleyen baba Zübeyir Eser ile yoldan geçen araç sürücüleri yaptı. İddiaya göre olayı gören bir sürücü aracında bulunanyangın söndürücü ile genç kızı söndürdü. Dehşet veren olay sonrası acılar içinde kıvranan genç kız olay yerine gelen ambulans ile Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldı. Aynı ambulans ile hastaneye giden baba baba Zübeyir Eser ise olayı soran polislere, "Benim çocuğum. Ellerim yandı" diyerek ellerini gösterdi. Yangın esnasında vatandaşların Serap Eser'e yangın tüpleri ile müdahale ettiği, babanın ise kızını elleri ile södürmeye çalıştığı esnada ellerinin yandığı öğrenildi.

GENÇ KIZDA 3. DERECE YANIK OLUŞTUMolotoflu saldırı sonrası alevler içinde kalan ve söndürüldükten sonra acılar içinde kaldırıldığı Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık ve Kronik Yara Tedavi Merkezi'nde tedavi altına alınan Serap Eser'e 3. derece yanık teşhisi konulduğu, elinden yaralanan baba Zübeyir Eser'in ise tedavi edildiği öğrenildi.

OTOBÜS SÜRÜCÜSÜ: ONLARI FARK ETTİMMolotof saldırısı ile şoke olan otobüs şoförü Cemal Keskin, "Durağa yanaşmadan ben onları fark ettim. Hazırlıklı olduklarını anladım . Fakat yolcu indireceğim için yolun öbür tarafına yani soluna geçtim. Hepsi yanaşarak attılar molotof kokteyllerini" dedi.

OTOBÜS İÇİNDE PATLAMAMIŞ MOLOTOF KOKTEYLİ BULUNDU
Yaşanan olay sonrası polis ekipleri çevrede güvenlik önlemi alırken, yaptıkları inceleme sırasında alev almamış molotof kokteyli buldu.

Polis ekipleri kaçan eylemcilerin alınan eşkalleri doğrultusunda bölgede geniş çaplı araştırma başlattı.

Kaynak

Buyrun size kùrtlerin ve pkk lilarin kardesligi. Herkes sussun, kimse G*tùnù kaldirmasin, sira eninde sonunda sizede gelecek.. Son olarak bu videoyu dinlemenizi istiyorum..

 

Irkçı Değil TÜRKÜM – Bazılarına Cevap

Youtube Video..

Kategoriler
Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Milli Görüş Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Bu film çok konuşulacak: Nefes

Terörle mücadele eden bir komando timinin öyküsünü konu alan, "Nefes", bugün gösterime girdi..

Çekimleri iki yılda tamamlanan, fragmanını internette son bir ayda 2 milyon kişi tarafından izlenen "Nefes" filmi bugün vizyona girdi..

Yönetmenliğini Levent Semerci’nin yaptığı filmin senaryosu Hakan Evrensel’in gerçeklere dayanan "Güneydoğu’dan Öyküler" kitabından yola çıkılarak kaleme alınan film, Irak sınırına yakın, Karabal Jandarma Karakolu’nu korumakla görevlendirilen bir yüzbaşı ve komutasındaki 40 askerin maceralarını konu alıyor.

KÜRT AÇILIMI TARTIŞILIRKEN..

Irak sınırında, dağda, teröre karşı mücadele veren askerlerin yaşadığı gerçekle izleyiciyi ‘görüntünün gücüyle’ yüzleştiren filminden sahnelerin internete verilmesi, tam da hükümetin ‘Kürt açılımı’nı açıkladığı günlerde denk geldi.

Güneydoğu’da sınıra yakın Karabal Tepesi’ndeki bir röle istasyonunu koruyan bir yüzbaşı ve 40 askerin hikayesinin anlatıldığı filmin fragmanı, internette rekor kırdı.

Free Image Hosting At site

TAHTALI DAĞI’NA KARAKOL KURULDU

Levent Semerci’nin yönetmenliğini yaptığı film, Antalya’nın Kemer İlçesi yakınlarındaki Tahtalı Dağı’nda çekildi. Film için dağda, 2365 metre yükseklikte, küçük bir karakol kuruldu. Tahtalı Dağı’nı tercih etmesinin nedeni, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne jeolojik olarak benzemesi. Filmde 40 askeri canlandıran oyuncular, Türkiye’nin farklı illerindeki konservatuvarlarda okuyan, isimsiz öğrencilerinin arasından seçildi.

SENARİST ESKİ SUBAY

Filmin senaryosu aynı zamanda filmin yönetmeni olan Levent Semerci ile Mehmet İlker Altınay ve Hakan Evrensel’e ait. Senaryo Hakan Evrensel’in ‘Güneydoğudan Öyküler’ adlı kitabından uyarlandı. Kitabında Güneydoğu’da yaşanan terörü anlatan Hakan Evrensel, askeri okul mezunu. Uzun yıllar Güneydoğu’da subay olarak görev alan Evrensel, kendi isteğiyle ordudan ayrıldıktan sonra tanıklıklarını kitaplaştırdı.

EMEKLİ SUBAYDAN DERS ALDILAR

– Film, gerçek bir hikayeden yola çıkılarak yazılmadı. Bugüne kadar görülen, duyulan ve yaşanan olaylar birbirine eklenerek, tamamen kurmaca olaylar ve karakterler yaratıldı.

– 40 askeri canlandıracak yetenekli, zamanı bol ve ‘no name’ (Ünlü olmayan) isimler seçildi.

– Çekimler Tahtalı Dağı’nın yanı sıra Gömbe, İstanbul ve İzmit’te yapıldı.

– Hazırlık aşamasında bölgede görev yapmış emekli askerlerle ve askerliklerini orada yapmış gençlerle konuşuldu.

– Hazırlıklarına iki yıl önceden başlanan filmin çekimi 140 gün sürdü.

– Oyuncular bir ay, emekli bir eğitim subayı tarafından gerçeğe birebir uygun şartlarda eğitim aldı.

İŞTE O FİLMİN FRAGMANI

FİLMDEN ÇOK KONUŞULAN DİYALOGLAR
Filmin başrol karakteri yüzbaşı, bir askerin nöbet sırasında öldürülmesi üzerine, geri kalan askerlerine, izleyiciyi ağlatan bir konuşma yapıyor. Sınır boylarında askeri operasyon görüntülerinin sıkça kullanıldığı film, belli ki bu monologla çok konuşulacak

Yüzbaşı: Kamil Ateş sen öldün! Karın var mı?

Asker: Var komutanım.

Yüzbaşı: Lojmanda mı kalıyor?

Asker: Evet komutanım.

Yüzbaşı: Söyle hemen yeni ev arasın. Lojmanda çok fazla tutmayacaklar. Çünkü sen öldün. Anan, baban hayatta mı?

Asker: Evet komutanım.

Yüzbaşı: İyi cenazeni ona göndeririz. Sen!

Asker: Hakan Atakan, Hatay. Emret komutanım!

Yüzbaşı: Öldün sen Hataylı. Annenizin gözü yaşlı, hüngür hüngür ağlıyor kadın. Komşularınızın kolları arasında. Bileklerini ovuyorlar kolonyayla. ‘Evladım’ diye ağlıyor. Babanız da ağlıyor. Göstermiyor ama yıkılmış bir köşeye içten içe ağlıyor adam. Ama ağzında bir cümle, ‘Vatan sağolsun, memleket sağolsun, bir oğlum olsa onu da gönderirim’ diye ağlıyor. Aldılar hepinizi, aldılar. Gönderdik cenazeleri ailenize, kurşun izlerini silerler, yıkarlar sizi. Bir güzel de bayrağa sararlar. Böyle öldü. En değer verdiğim adam böyle öldü. Ama uyuduğu için değil, buraya erken gelelim diye. Koydular helikoptere, gönderdiler memleketine. Televizyona bile çıkarsınız. 45 saniyeliğine kahraman olursunuz. Çıkar süslü bir karı, hüzünlü sesle anlatır. Hekim Bulut, karakol baskınında şehit düştü. 45 saniye. Sonra da magazin haberleri. Kahramanca mı savaştınız? Hayır. Bu adam uyuduğu için öldünüz. Kızmayın ona. Kızmayacaksınız. Kendinize kızın. Burası bir birlik. Arkadaşınla hareket edeceksin. O uyusa bile uyumayacaksın. Uyurken ölemeyeceksin! Uyursan ölürsün! Ölürsünüz! Sen uyursan herkes ölür. Bak ‘Hazırım’ yazıyor. Neye hazırsınız? Uyurken ölmeye hazırsınız. Uyumayacaksınız! Yemeyeceksiniz, dinlenmeyeceksiniz. Sizin cesetlerinizi, sizin cenazelerinizi ailenize göndertmeyeceğim. Ölmenizi yasaklıyorum. Anlaşıldı mı asker?

Asker: Emredersiniz komutanım
Kaynak

Kategoriler
Deneme Yazıları Genel Konular Zayıflama Yöntemleri

Akdeniz Diyeti İle kolayca Zayıflayın

Bitkisel maddeleri içeren ürünler , çeşitli kronik türdeki hastaları , özellikle kroner hastalığını , kalp hastalıklarını ve bazı kanser türlerini engellemektedir.

Akdeniz bölgesine özgü yemeklerinn çoğu sebzelerden yapılmaktadır.Tüm yıl boyunca her mevsim bol bol sebze tüketilmektedir.Yapılan yemeklerde mümkün olduğunca sebzelerin doğallıpı bozulmaz.Yemeklerde damak tadı önemli olduğu kadar görünüşe ve sağlığa da önem verilir.Yapılan yemeğin göze hitap etmesi için çeşitli garnitürler ile süslenir.

Günümüzde bitkisel kaynaklı yemeklerin daha çok tüketilmesinin sebepleri arasında bu tür besinleri tüketen yüksek popülasyon ,çeşitli kronik hastalıkların engellenmesi, kalp hastalıklarının ve bazı kanserlerin daha seyrek görülmesidir.

Akdeniz bölgelerinde sıcak iklime uygun ve sağlığa önem veren beslenme şekli için Akdeniz diyeti idealdir.Akdeniz sahillerinin simgesi damak tadıdır.Burdaki beslenme şekli içerisinde kırmızı ete çok az yer vermektedir.Balık , tahıl sebze/meyve ve lifli türdeki besin maddeleri çoğunlukla tüketilmektedir.Zeytinyağı bu bölgedeki en önemli besin kaynaklarındadır.Süt ve sü ürünleri ile balık önemli protein kaynakları arasında yer alır.Akdeniz diyetini özümseyen beslenme türü hem sağlık açısından hemde formda kalmak isteyenler açısından kullanımı oldukça basit ve kesin sonuç veren bir diyet programıdır.

Akdeniz Diyeti

Sabah
1 dilim tam çavdar ekmeği (erkekler için iki dilim)
50 gram lor peyniri
1 tatlı kaşığı zeytinyağı, kekik, pul biber, taze fesleğen
Domates, yeşilbiber, maydanoz
Şekersiz açık çay

Ara öğün
1 dilim karpuz

Öğle
1 kâse mercimek salatası
1 dilim az yağlı beyaz peynir
1 dilim tam çavdar ekmeği

Ara öğün
1 dilim peynir (erkekler için iki dilim peynir)
2 kepekli grisini (4 kepekli grisini)
5 yeşil zeytin

Akşam
6 çorba kaşığı kıymalı bezelye
3 çorba kaşığı bulgur pilavı (erkekler için 4 çorba kaşığı bulgur pilavı)
Cacık veya ayran

Ara öğün
1 şeftali
10 fındık