Kategoriler
Eğitim - öğretim Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Milli Görüş Toplumsal Konular Türk Tarihi Türkiye üzerine

Neden mi Anadolu Türklerin !?

“öyle değerli bir toprak ki Anadolu, bu zamana kadar hiçbir ulus bu kadar uzun zaman üzerinde yaşayamamış! Yaklaşık yetmiş ulusa ev sahipliği yapmış! Hititler, Frigler, Lidyalılar, İyonlar, Urartular (MÖ 2.bin-MÖ.600 yılları arasında)Persler (M.Ö 543–333) İskender İmparatorluğu, Roma İmparatorluğu, Bizanslılar (395–1071) Osmanlı imparatorluğu (Türkler) (1071-…) sadece en bilinenleri; kurulan küçük kavimlerin gerçek sayısı çok daha fazla. Bilinen tek gerçek ise sadece adaletli insanları üzerinde barındırdığı…”

Dört mevsimi tam keyfiyle yaşayabildiğiniz, sayısız nimetleri yetiştirebildiğiniz; hani bir anlamda toprağa ne ekseniz, sevgiyle beraber güzelleşeceği ender yerlerden biridir Anadolu! Dünyanın beşiği olmayı her zaman hak etmiş. İlk medreseler, hanlar, kaleler, mimari eserler hep bu topraklarda inşa edilmiş. Sayısız bilim adamıyla dünyanın çözümü olmuş: “Matematikte Tales ve Pisagor, Tarihte Heredot, Tıpta Hipokrat, Felsefede Diojen, Mevlana…“ Osmanlının yetiştirdiği dâhileri sayamıyorum, sığmaz buraya! Çünkü Allah bu toprakları cesur yürekli, vefalı, halden anlayan insanlarla donatmış. Burada olup da güzel düşünmemek elde mi, insanlara yardım etmemek, haksızlığa karşı asi olmamak elde mi-değil tabiî ki de!

Bu toprakların hakkı fazlasıyla var üzerimizde. Çünkü gerçekleri ayna değil kara toprak gösterir. Çok değil bir metre kazmanız yeterli bu toprakları, görmek istediğiniz buysa eğer! Hani gerçekten bilmek istiyorsanız her şeyi, elinizi-kalbinize götürün ve sorun kendinize, “neden Anadolu bu kadar önemli yaşantımda” diye, sorun bir kerecik! Dert varsa-dermanında bulunduğu çok ender bir topraktır Anadolu!

Peygamberimizin İstanbul ile ilgili şu hadisini hem düşünürüm:” Muhammed b. Ebî Seybe, Zeyd b. el-Hubâb’dan, o da Velid b. Mugire el-Meâfirî’den işitmiş. Velid b. Mugîre Abdullah b. Bisr el-Has’amî’den o da babasından işittiğine göre Nebi (a.s.) söyle buyurmuştur:
“İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan onu fetheden ordu ne güzel ordudur.” Acaba neden İstanbul, neden Anadolu bu kadar önemliydi! Birçok dine ev sahipliği yapmış bu toprakların asıl derdi neydi? Kimi bekliyordu! Hangi dine bağlı ulusun diline mazhar olacaktı! Bir gizli düğüm ki bunu ancak iyi insanlar açabilirdi ve öyle de oldu sanırım, şükürler olsun!

Bu dünyadan bize kar kalan çok şey var, en çok atalarımızdan, Anadolu topraklarından kalan… Ama biz bilemediğimiz bir umutsuzluk, karamsarlık hallerindeyiz. Mustafa kemal Atatürk hasta yatağından gelecek nesillerin aydınlanmaları için yazdığı ders kitaplarından eser yok şimdilerde. Bir de üstüne, kendi tarihimizi unutmaya çalışıyoruz! Bizler neyi hak ediyoruz acaba? Korkarım bu topraklar bizi de istemeyebilir! Yüzyıllardır yapılan güzellikleri unutarak yaşamanın bedeli bu olmamalı! Bu topraklara layık birey olarak yaşayabilmenin türlü mutluluklarını tatmak varken, içimizdeki bu vefasızlığın daha ne kadar esiri olacağız!

Unutmayalım gerçekleri kara toprak gösterir. Üzerinde yaşarken yaptıklarımızın hesabını altında vereceğiz. Kaldı ki bu toprakların üzerinde yapılan güzelliklere yenilerini eklemek varken, atalarımıza dua edip-şükretmek varken; hani daha çok çalışıp milli sermayelerle üretmenin mutluluğu tatmak varken-neden çaresiz olalım ki?

Biz Türkler bu Anadolu toprağının şimdiye kadar reddetmediği tek ulusuz! Çünkü dünyanın en güzel insanı olan Hz. Muhammed (s.a.s.) hadisine inanıp-savaşan tek ulusuz! değerini bilmeliyiz bu vatan toprağının, sahi haksız mıyım?

EMRE ONBEY

Kategoriler
Günlük hayat Türkiye üzerine

Şah Ve Mat

ŞAH MAT OLURSA OYUN BİTER

DÜZENLENMİŞİ

SAVAŞ BAŞLARSA BARIŞ BİTER

Ama bu kural tek çatı altında birleşir. Hiçbir zaman okumadığım ve görüşümü sinsice sarsan bir olay yaşadım. Türkler kardeştir başlığı altında çatışma planları yatıyor.

http://www.turklerkardestir.com/turk-birligi-kurulmalidir.htm

sayfasında gördüğüm video’da her devletin birliğini kurup ilerdeki dönemlerde hazırlanıyor. Hatırlarsanız önceki yazılarımda hep geçmişi ve geleceği bir tuttum ama bu konu geçmişi sarsan bir olay video’yu izlediğimde eğer Türkler birleşecekse birleşene karışmayacak unsuru kafamı feci şekilde sarstı. Uzatmayacağım.  Hayatta 2 şey benim için önemlidir geri kalan hiçbir şeyi hemde hiçbir şeyi önemsemem. 1.si Namus herşeyin önündedir 2. si ise Vatan ve Halk. Herkes toprak için canını feda ediyor fakat hiçbiri düşünmüyor.

TÜM DÜNYA BİR OLSA TEK BAYRAK TEK DİL OLSA

VE SADECE TEKNOLOJİYE İLERLESEK DÜNYA’YA

ÇARE BULSAK TOPRAK HERKESİN VATAN HERKESİN OLSA

(imkansız olay) düşünün bunlar olsa dünya yaşasa herkese eşit haklar olsa dünya’nın geleceği düşünülse Ölende Öldürende bir olur mu? ,genişledik özür dilerim son sözüm ile noktamı koyucam,.

TOPRAĞIN YERİ HERZAMAN AYAK ALTINDADIR

AMA İNSAN, İNSAN DEĞİLSE ONUN YERİ TOPRAĞINDA ALTIDIR

.

Kategoriler
Eğitim - öğretim Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Yine Aynı Oyunu Oynuyoruz…

Yüzyılların Osmanlı devleti sonlanırken yani T.C. kurulurken temelleri atılmıştı. Sağlamdı rejim yıkılmayacaktı ama kimse devletin yıkılmayacağına inanmıyordu. Halk arasında ‘en fazla 10 yıl içinde ekonomi yükselemez görürsün bak’ gibisinden konuşmalar yer alıyordu. Şu çılgın Türkler ne kadar çılgın olursa olsun dahi ingilizlerin aklının oyununa musallat olmadan ilerleyemedi. Londra konferansında ingilizler Musul’u vermeyiz Türkler ise Söke Söke alırız dediler…

Evet bu kargaşanın sonucunu tüm dünya ağzı açık bekliyordu her an çıkabilecek bir savaş Türkiye’yi aşırı ekonomik bunaltıya sokacaktı. Bunaltıya giren Türkiye çakallar tarafından parçalanacaktı. Aslında herkes böyle düşünürken İngilizler ABD ile çatışmadan aynı doğrultuda bir fikir yürütüp işlerini kolaylaştıracaktı.  Hatırlarsanız  ‘ Osmanlı Devletinin imzaladığı borçlar ve anlaşmalardan hiçbiri kabul edilmeyecekti‘ ama ingilizler yine yaptı. Çıkarttılar koca belgeyi dediler ki Bakın Maddeler burda görün biz anlaştık çoktan… sonra Şeyh Saidi petrol ile kışkırtıp onuda arkadan bıçakladılar bir devlet bu kadar mı şerefsiz olabiliyor derseniz evet olabiliyor. Şuan ki gibi yine iç işleriyle (tam da çok partili hayata geçiş sırasında) TerakkiPerveri bulup giriyorlar sonradan kapanmasına rağmen amaçlarına ulaştılar. Şeyh said Terakkileri dinleyip başkaldırdı ‘ Eyy Türk Milleti Ben Geliyorum ‘ dedi ama gelemeden gitti hemde yanan bir ateşin ortasına başkaldırış bastırıldı ama artık çok geçti

ÇÜNKÜ MUSUL İŞGAL EDİLMİŞTİ

SEBEP: AKILSIZ BAŞ

ama bundan sonra böyle olmuyacak diyenlere savaş yakındır ! işler kızışıyor. Terakkiperver serbest cumhuriyet fırkası (partisi) ile hayata devam ettikten sonra kapatıldı. burda hikaye değil TARİH yazıyoruz. hemde bir kalemlik. işte Günümüzde bu oyun yine oynanıyor. işte roller ve oyuncular:

  • ŞEYH SAİD   =>   KÜRDİSTAN
  • TERAKKİPERVER   =>   DEMOKRATİK TOPLUM PARTİSİ
  • SERBEST CUMHUR. PARTİSİ   =>  BARIŞ VE DEMOKRASİ PARTİSİ

senoryayı yazan yine ‘ingilizler’ yine ağzı aç bekleyinler ise çakal sürüsü ‘Avrupa’… şimdi bir şey anlamadıysan bu yazıyı okuma 5-6 ay sonra BDP kapatılınca geri dön ve tekrar oku o zaman deki

“SEN MÜNECCİM MİSİN ?”

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Dünya ülkeleri Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Kişisel makaleler Milli Görüş Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Türkiye’de bir kültür devrimi!

KÜLTÜR DEVRİMİ

Artık Türkiye’de bir kültür devrimi yapmanın zamanı geldi. Açılımın konuşulduğu, teröristlerin salıverildiği, Ziya Gökalp’in adının kaldırılıp gayri Türk unsurların değersiz isimlerinin yerleştirildiği ve dahası terör örgütü yandaşı olduğunu gizlemeyen kişilere nikah şahitliğinin yapıldığı bir dönem de, bütün bunları silip süpürecek tek şey, kültür devrimidir.

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Günlük hayat Toplumsal Konular Türk Tarihi Türkiye üzerine

TÜRK’ÜN GÖREVİ

Roma, 452

Papa’nın huzuruna koşarak panik içerisin de gelen Agustus, Papa’nın sakin halini görünce sinirlenir ancak belli etmez. Yanına geldiğin de durur.

– Leon hazretleri…
– Ne oldu Agustus? Ne bu telaş?
– Atilla… Atilla Roma’yı almaya geliyor efendim!
– Yüce İsa…

1.Leon fenalaşır. Olduğu yerde tahtına çöke kalır. Ardından elini alnına götürüp usulca;

– Atları hazırlayın, yola çıkıyoruz…

Ardından Roma’da hazırlık başlar. Papa’nın atlıları, Romalı askerler, altınlar dolusu sandıklar yola çıkarılır. Çok sürmeyen bir yolculuk sonucu, Papa 1.Leon ile kafilesi, Atilla’nın huzuruna gelir. Atilla’nın Otağı’na girmeyi başaran sadece Leon’dur. Atilla, sakin ve huzurlu bir görüntü vermektedir. Papa, daha fazla dayanamayıp Atilla’nın ayağına kapanır. O söyledikçe, Roma dilini bilen Hun askeri tercüme eder;

– Başbuğum, Papa sizden af diliyor. Roma’yı affetmenizi diliyor.
– Sadece barış mı, sor bakalım?

Hun çerisi soruyu sorduktan sonra cevabı tercüme eder;

– Hayır. Aynı zaman da barışta istiyorlarmış.
– O halde, Papa’yı ve Roma’yı affettim.

Bütün Avrupa’ya diz çöktüren Başbuğ, “ Barış “ denilince, Papa’yı ve Roma’yı affetmiş, geri dönmüştür.

***

Yukarıda ki öykü, gerçekte yaşanmış olduğuna inansam da, benim yazdığım öyküdür. Türk’ün tarihsel misyonunu ( görevi ) daha iyi anlatabilmek için bu yolu seçtim.

Ziya Gökalp’in Türkçülüğün Esasları adlı eserin de, “ İl “ kelimesinin tanımı vardır. İl, barış demektir. İlçi, barışçı anlamına gelir. İlhan’da, Barış Kağanı anlamını taşır. O halde, Başbuğ Atilla’nın diğer sıfatının, Roma’yı affetmesi olayı ile “ İlhan “ olduğunu anlamış olduk.

İlçi, Elçi’nin kelime kökeni olabilir ancak. Bugün de Türkler’de ki “ Elçi “ anlayışının, af dileme amacı taşımayan, barışı sağlayan şerefli bir anlayış olduğunu gördük. Aynı zaman da, son derece yiğit savaşçılar olan Türkler’in, barışa verdiği önem, dikkat çekmek istediğim noktadır.

Türkler barışı niye ister?

TÜRK’ÜN GÖREVİ
TÜRK’ÜN GÖREVİ

Başbuğu Atilla’nın bir sözü vardır; “ Biz Türkler Tanrı’nın kırbacıyız, Tanrı nerede azmış bir kavim varsa, bizi onun üzerine gönderir. “

Türkler’in hiçbir şeyi boşa değildir. Ne savaş isteği, ne barış isteği, ne dini inancı ne de dünya üzerinde ki görevi boşa oluşmamıştır. Tanrı’dan alınan kut anlayışı da buna örnektir. Tarih boyunca görevimiz, Dünya’da barışı sağlayana kadar savaşmak olmuştur. Türklük’ten ne kadar cayarsa caysın Osmanlı’ya kadar da böyle gelmiştir.

Önce Cengiz’in tüm Asya’ya, sonra Timur’un Avrasya’ya, ardında da Kanuni’nin Avrupa’ya söyleyeceği bir başka söz de bu duruma örnek olarak verilebilir;

“ Gökyüzünde tek bir Tanrı olduğu gibi, yer yüzünde de tek bir Kağanlık olabilir! “

Yani, tek hakim olma isteği de boşa değildir. Dünya’da, kaosu oluşturan yegane etken ikiliktir. Eğer, bir yerde birden fazla hakimiyet olursa, o yerde hakim güçlerin birbirleri ile çatışmaması beklenemez. İlla ki bir neden bulunur. Mesela, Timur ile Yıldırım’ın birbirleri ile savaşma süreci kolay olmamıştır. Bu süreçte, iki tarafta “ soydaşlık “ diyerek sabırlı davranmıştır. Ancak, iki taraftan birisi soydaşlık diye ne kadar söylerse söylesin, soyuna diğerinden daha az bağlı olunca, bir savaş çıktı. Ve bu savaş uzun da sürmedi. Tek sefer de olan savaşı Timur kazandı.

Peki bu durum da Timur “ İlhan “ olabilir mi?

Önemli bir soru gibi geldi bana. Timur, savaşı barış için istemiştir. Barışı ne için istedi? Tabi ki barışı koruyabilmek için aynı bölgede var olan ikili hakimiyeti bir arada tutan soydaşlık bağının çözüldüğünü görünce, Timur kalıcı bir savaş istedi. Sonucu, Türklük açısından ağır olsa da, yine de dünyanın barış için de, yani adaletli bir şekilde yaşaması amacı güdüldü.

Türkler, bu dönemden sonra da dünya da hakim olma isteğini sürdürdü. Ankara savaşından sonra tekrar toparlanan Osmanlı, yeniden Türk Dünyası’nın önderi oldu. Ancak bu önderliğin yanına, Yavuz dönemin de bir de Hilafeti, yani İslam dünyasının önderliğini de ekledi. Böylelikle, sınır ötesi hakimiyet alanımız genişlemiş oldu. Fakat İslam dünyasının liderliği, Osmanlı Uygarlığının oluşmasına “ Acem ve Arap “ kişilerini de ekledi. Böylelikle, anlayışta bir miktar değişiklik oldu. Ancak, temel değiştirilemedi. Çünkü Osmanlı’nın da temel amacı Türk’ün barış görevi için dünya hakimiyeti idi. Böyle de kaldı.

Biraz daha gerilere dönelim. Selçuklu hükümdarı Tuğrul Beğ, 1058 yılında Türk laik yapısının temelini attı. Halife’yi, Devlet işlerine karışmaktan alı koydu. Barış görevine böyle devam edilse de, Selçuklu’nun diğer dönemlerin de doğrudan Halife ile birlikte çalışılmak zorunda kalındı. Türk istese idi, çöl için kan dökmezdi. Ancak kendisine Atasından kalan bir “ Barış Görevi “ vardı. Bunu da başarı ile yerine getirdi.

Peki atalarımızın temel amacı İslam sancağını taşımak mıydı?

Tabi ki hayır. İslam sancağı, Türk ülküsü uğrun da kullanıldı. Bu da, tamamen “ stratejik “ bir hamle idi. Türk, zaten İslam’dan önce dünyaya Tanrı egemenliğini yayma amacı taşıyordu. Türk Milleti’nin idarecileri de, İslam sancağını hakimiyet görevini daha rahat yürütebilmek için kullandılar.
Bugün de Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk Dünyası’nın en güçlü Devleti’dir. Ancak bu gücü kullanabilmesi için, soydaşları ile birlik olmasından başka yolu yoktur. Bu birlik düşüncesinin son Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK döneminde ki gibi hakim olabilmesinin yalnızca bir yolu vardır; “ Türklük Bilinci “

Bu bilinç, hem Devlet’in hem de halkın beynin de hakim olması gereken bir bilinçtir. Türk olmasam ne çıkar demeyin! Bu bilince sahip olan herkes, unutmamalıdır ki kazançlı çıkacaktır. Ve yine unutulmamalıdır ki Türklük bilinci ile kazancın olur ancak bilinç yoksunluğu ile zerre kazancın olamaz. Türklüğün tam tersi davranan bu yaratıklar, “ Tembel ve Cahil “ olarak yaşamaya devam edecekler ve bu da onların kaybı olacak.

Herkes bilsin ki, Türklüğe kimse ne anlam katabilir, ne de şan. Türklük kişilere anlam ve şan katabilir! Bireyin zaferi, Türk’e şan katmaz çünki birey Türk bilincine sahip değil ise o zaferi elde edemez!

Olmalı senin bir ülkün Ey Türk evladı,
Sen uyurken satıyor birileri Vatanı!
Yurdunu koru, “ yazıktır incitme atanı “,
Turan’dır bizlere en güzel ata mirası!

Esenlikle…

Yusufhan Güzelsoy / 07-01-2010

Kategoriler
Türk Sineması Türkiye üzerine Videolar

Türkler Çıldırmış Olmalı – Fragman-Trailer

Türkler Çıldırmış Olmalı filmi sanırım epey oldu sinemalarda ancak bunun bu kadar erken çıkacağını bilmiyordum :) geç oldu ama fragmanı siteye eklemek istedim. Benim hoşuma gitti, ins dedikleri gibi Türkiyenin yeni komedi 6lisi doğar, çünkü ekipdekiler çok komik ve sevdiğim aktörler..

Türkler Çıldırmış Olmalı !
Türkler Çıldırmış Olmalı !

Kendi sitesinden tanıtım yazısınıda konuya ekliyorum:

Türkler Çıldırmış Olmalı !

Senaryosunu filmin yönetmenliğini de yapan Murat Aslan”ın yazdığı Türkler Çıldırmış Olmalı, Avşar filmin yapımcılığında çekiliyor. 4 milyon dolarlık bir bütçe ayrılan film için Bahçeköy”e Afrikalı bir yerli köyü ve Somalili bir korsan şehri kuruldu. Yerli köyünün orijinaline çok yakın olabilmesi için her detay düşünüldü ve tasarımı Kenyalı bir sanat ekibinin danışmanlığında yürütüldü. Aksesuarlar için Kenya karış karış dolaşıldı.
Türkler Çıldırmış Olmalı filminin çok özel bir yanı daha var. Film için Terminatör 3, Ghost, Titanic, Godzilla, Armageddon, Star Trek VII, Stargate gibi önemli Hollywood filmlerinde çalışan Anatomorphex şirketinden robot hayvanlar kiralandı. Filmin senaristi ve yönetmeni Murat Aslan “Hollywood kalitesinde bir film çekiyoruz. Bu filmle Türkiye”nin yeni komedi 6″lısı doğacak” diyor. Türkiye”nin ilk “yerli” filmi “Türkler Çıldırmış Olmalı” Türkiye”de 27 kasım tarihinde, Avrupa”da 3 aralık tarihinde vizyona girecek.

Filmin Konusu:

“Türkler Çıldırmış Olmalı” filmi Türkiye”nin en zengin işadamının ailesi ile dünya turuna çıkması ve Güney Afrika kıyılarında Somalili korsanlar tarafından kaçırılması ile başlıyor. Korsanlar işadamı için Türkiye”den yüklü miktarda fidye istiyorlar. Türk Hükümeti de işadamının kurtarılması için askeri bir tim gönderilmesine karar veriyor. Ancak bir diplomatın önerisi dikkate alınarak uluslararası ilişkilerin hassas dengesi sebebi ile bu iş için resmi bir tim değil de “Her Türk asker doğar” sözünden yola çıkarak illegal bir tim oluşturuluyor; Hükümlülerden oluşan ve şartlı tahliye anlaşması yapılan bir tim; Hanutçuluk yapan dolandırıcı Kuru Kadir (Peker Açıkalın), elektronik mühendisi ancak korsan CD basmaktan sabıkalı Korsan Ercüment(Durul Bazan), sokaklarda büyümüş, tek derdi ünlü bir şarkıcı olmak isteyen, düğün şarkıcısı Kirli Şahin (Önder Açıkbaş), korkak kumarcı Kadırgalı Sarı Recep (Timur Acar), kuru sıkı tabancaların namlularını delerek gerçek tabancaya çevirip satmaktan hüküm giyen Laz Mahmut (Erdem Akakçe), Başbakan dahil birçok üst düzey bürokratı dolandıran Mahsun Güler (Ruhi Sarı) ve uluslararası birçok terör operasyonunu başarı ile yönetmiş ancak bir sebeple hapishaneye düşmüş Albay Mehmet Kara (Burhan Öçal)…
Bir hafta gibi kısa bir sürede operasyon için bu ekibi eğitmek timin liderleri Albay Mehmat Kara ve onun güzelliği kadar sertliği ve disiplini ile de tanınan kızı, yüzbaşı Asena (Zeynep Beşerler)”ya düşer.
Eğitimden sonra Somali”ye bırakılan ekip Somalili korsanlar ve Afrikalı yerliler ile mücadele ederler, Afrika”dan kaçmayı düşünen ekip, Fahri Bey ve ailesi için istenen iki yüz milyon dolarlık fidyeyi duyunca fikir değiştirir, artık tek amaçları Türkiye”nin en zengin işadamı ve ailesini kurtarıp yüklüce bahşiş almak… Afrikalı yerli kabilenin şamanı (Kadir Çöpdemir)”de onlara bu maceralarında yardımcı olur.

Bu arada Somalili korsanların lideri Adbul Hasbi Aden (Erdal Tosun), Türk işadamı Fahri Bayer”in (Levent Özdilek) ve eşi Şenay Bayer”in (Oya Aydoğan) kızları Tuğçe”ye (Tuğba Ünsal) aşık olur.

Yapımcı : Avşar Film / Şükrü Avşar
Yönetmen : Murat Aslan
Senaryo : Murat Aslan
Müzik : İskender Paydaş
Görüntü Yönetmeni : Eyüp Boz
Sanat Yönetmenleri : Caner Gürlek – Ali Rıza Doğan
Kostüm : Hale İşsever
Makyaj : Arzu Yurter

Karakterler/Oyuncular

Kuru Kadir : Peker Açıkalın
Kirli Şahin : Önder Açıkbaş
Korsan Ercüment : Durul Bazan
Kadırgalı Sarı Recep : Timur Acar
Laz Mahmut : Erdem Akakçe
Mahsun Güler : Ruhi Sarı
Tuğçe : Tuğba Ünsal
Fahri Bayer : Levent Özdilek
Şenay Bayer : Oya Aydoğan
Albay Mehmet Kara : Burhan Öçal
Asena : Zeynep Beşerler
Adbul Hasbi Aden : Erdal Tosun
Şaman : Kadir Çöpdemir
Emekli General : Metin Belgin

Kategoriler
Günlük hayat Türk Tarihi

Eski Türkler

Eski Türklerde devlet, daha iyi ve daha kolay yönetilebilmek için doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrılırdı. Devletin asıl hükümdarı doğu bölümünü yönetirken, batı bölümünü ise kardeşi yönetirdi. Ülkede devlet anlayışı olarak ” Devlet, hükümdar ailesinin ortak malıdır ” kuralı vardı. Böylece o aileye ait tüm erkeklerin ülkeyi yönetebilme hakkı vardı. Bu anlayışın en büyük zararı ise sık sık oluşan taht kavgalarıdır.

Ayrıca Hükümdarlara devleti yönetebilme yetkisinin Tanrı tarafından verildiğine inanılıyordu ( Kut sistemi ) . Hükümdar, devlet sorunlarını danışabilmek için toy, kurultay gibi meclisleri toplardı, böylece doğru ve adaletli kararlar alınırdı.
Ülke ” töre ” denilen yazılı olmayan hukuk kurallarıyla yönetilirdi. Töre o milletin gelenek, görenek, örf, adet lerine göre düzenlenirdi.

Türklerin yerleştikleri toprak Hükümdarın şahsi malı değildi. Türk boyları her zaman bağımsız yaşamayı tercih etmiş, kimsenin önünde boyun eğmemiştir. Eğer zor duruma düşerlerse, bağımsızlık için aileleri ile birlikte yaşadıkları yerleri terkedip yeni yerler arardılar. Göçebe yaşam tarzı sürdükleri için hayvancılıkla ilgilenirdiler.

Eski Türkler
Eski Türkler

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Geçmiş Tarih Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat Milli Görüş Tarih Makale Toplumsal Konular Türk Tarihi

Ergenekon Destanı

Türklerin ayak bastığı yerlerde, illerde türk milletine boyun eğmeyen milllet yoktur. Bu durum türklerle savaşan kavimlerin birleşip birlik olarak türklerle mücadele etmeye başlamasına sebep olmuştur. Birlik yapan kavimler bir gün toplanarak bu konu hakkında konuşurlar ve türklerle savaşta hile yapmaya karar verirler.

Bu karar üzerine yabancı kavimler toplanıp türklere karşı saldırıda bulunurlar. Saldırıdan bir süre sonra yenilmiş gibi gözüküp üzerindekileri bırakıp geriye doğru kaçarlar, bir süre sonra türkler yabancı kavimleri kovalamayı bırakırlar ve savaş disiplininden uzaklaşırlar. Türkler bu durumun savaş taktiği olduğunu anlamazlar. Türk ordusunun disiplinin bozulduğunu gören düşman kavimler geri dönerler ve savaşa devam ederler. Türkler bu duruma saşırırlar ve savaşı kaybederler. Savaş meydanındaki türklerin çoğu öldürülüyor ve topraklardaki son türke kadar herkes kılıçtan geçiriliyor. Bu durumdan kaçanlar sadece Kayı ile yeğeni Tokuz Oğuz olmuştur. Kaçtıktan sonra türk yurduna tekrar dönerler. Burada çeşitli hayvanlar bulurlar. Bu hayvanları alarak, geldikleri yoldan çıkışı olmayan  bir dağa girerler ve yaşamaya başlarlar. Burada akarsular, bitkiler ve çeşitli yiyecekler bulurlar. Yaşadıkları bu yere ” Ergenekon ” ismi verirler.

Ergenekon Destanı
Ergenekon Destanı

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat iletişim Kişisel makaleler Milli Görüş Toplumsal Konular Türk Tarihi Türkiye üzerine

TARİH İLE ÖYKÜ – 1

Günümüz dünyasında, artık insanlar tarih değil öykü okuyor. Bunun en büyük sebebi, tabi ki batılı anlayıştır. Batılılar da, genel anlamda efsanevi anlatış şekli hakimdir. Bunun için çoğu olaya temkinle yaklaşılır. En azından ben öyle olduğunu düşünüyorum.

Örnek olarak, Anglo-Sakson tarihini inceleyen bilir. En güçlü krallarını bile abartırken aslında ne kadar büyük hatalar yaptıklarının farkına varamayan Anglo-Sakson tarihçileri, bugün nesillerinin tarihçi değil öykü yazarı olmalarının başlıca sebeplerindendir.

Ülkemiz de okullar da okutulan tarih kitaplarını inceleyin. Olaylar anlatılır ancak ayrıntıya girilmez. Kısaca özetleme yapılır. Bu yanlış bir yöntemdir. Yani Selçuklu dönemini anlatıyorlarsa, o dönemin sadece politik-ekonomik-askeri sebeplerine girer ancak az da olsa ayrıntı vermez.

Bu hatadan dönülmedikçe, Türk Milleti’de öykü okumaya mecbur bırakılacaktır.

Batılılar, heyecanlı insanlardır. 10 kişi ile 12 kişiyi yenseler, bunu 10.000 kişi ile 12 milyonu yenmiş gibi anlatır, olaylara hurafeler karıştırır öyle anlatırlar.

Hurafelerin tarihe karıştırılması, Türkler’den ziyade Araplar ve batılı toplumlarda görülen olaylardır. Türkler’de bu toplumların öykülerine kendilerini kaptırmış ve yine kendi tarihlerine yazık etmişlerdir…

Biz, Türk Milleti olarak ” gizemli ” olaylara meraklıyızdır. Şu ana kadar ki gözlemlerime dayanarak söylüyorum, Türkler’in gerçek tarihi herkesin ilgisini çekmektedir. Önce, klasik ” hadi canım! ” şeklinde yaklaşımlar görebilirsiniz. Ancak bu durumun üzerine düştüğünüzde, onları ne kadar etkilediğiniiz farkedecek ve bu işten zevk alarak yaptığınız bir misyon yartacaksınız.

Türk toplumunu, özellikle siyasi-stratejik konular da umutsuzluğa düşüren, tartışmalar da 1-0 geriden başlatan neden, tarihimize sıkıştırılmış yalanlarla dolu öykülerdir. Geçen demokratik bir biçimde azınlıkların haklarını arama iddiasında olup terör örgütüne bağlı olmaktan başka birşey yapmayan partinin vekili, bir vekilimize ” biz Anadolu’ya sonradan gelmedik. ” deyince, vekil sustu kaldı.

Bunun sebebi de Türkler’in 1000 yıldır Anadolu’da olduğu yalanıdır!

Biz Anadolu’da 13.000 yıldan fazladır var olduğumuzu her fırsatta kanıtlamışken, ülkenin vekilinin bu olaylardan, bu gelişmelerden habersiz olması üzücüdür. Hadi onun cehaletine hak olan bu da, bu koskoca Millet’e de bu mudur hak olan?

Eğer uykuda ise, hele ki bu uyku gafletin getirdiği sahte rüyalarla dolu ise, ona da haktır! Ama kim ne derse desin, asıl suçlu olan yetkililerdir. Çünkü, acizlik diz boyu yetkililerimiz çoğunlukta maalesef.

Bugün Atatürk’ü aklı sıra eleştirenler, onu örnek almamakta diretip, ondan cayıp başarısızlıklarını onun ve onun anlayışı ile alakalı olmadığı halde o’na dayatıp işten sıyrılmalarına Milletimiz alıştı.

Bugünün mevcut iktidar partisinin önde gelen isimlerinden birisi, ” X, W , Q harflerini alfabeye sokma düşüncemiz yok ama bunlar zaten TRT dahil pek çok yerde kullanılan harfler ” demişti. Yani o da aklınca bu hedeflerine zemin hazırlayacak!

eyy_turk
TARİH İLE ÖYKÜ - 1

Kategoriler
Deneme Yazıları Geçmiş Tarih Günlük hayat iletişim İslam Dini Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Türkler Hakkındaki Hadis-i Şerifler

Sizlerle Hz. Muhammet ve İslam  alimlerinin Türkler hakkındaki Hadis-i Şerif lerinin bir kısmını paylaşıcam.

İlk öncelikle alttaki Osmanlı Armasının sol bölümüne dikkat ederseniz, terazinin altında Kuran-ı Kerim olduğunu görürsünüz. Buda Osmanlı Türklerinin adalet anlayışının Kuran dan geldiği anlamına gelir.

Türklerin Kurana dayalı bu adalet ve Allaha inançları onları heryerde üstün kılmalarını sağlamıştır ve Peygamberimiz tarafından Türkler bir çok Hadisin konusu olmuştur.

http://www.kuaza.com/out.php/i266261_793-arma.jpg