Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Günün Tarihi Kişisel makaleler Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Artık Kürtlerdende duymak istiyoruz “Türk-Kürt kardeşliği”

Gerilen Bir Turkiyede artik kardes olarak gordugumuz, yillarca beraber ic ice yasadigimiz kurtlerden yanimizda olduklarina ve gercekten kardes duygular beslediklerine kanaat getirdikleri gormek, duymak istiyoruz. Kirgizistanda oldugu gibi ortaligi karistiran, sukunet’i ve barisi istemeyenlerin oldugunu goruyoruz. Bu sekilde yillar boyu Turkiyede bir ic sorun haline gelen dis guclere bagimli bir orgut dogmustu, hala birileri uzerinden beslenmeye devam etmekte, Turkiyenin huzunu bozmaktadir. Bu donemde verdigimiz sehitlerin acisi sadece Turklerin degil kurtlerinde icini yakmali. Korumaya calistiklarimiz sadece turkler degil bunu kimse unutmasin, bu koruma ve haksizliga karsi bir reflesk olarak Turklerde dogustan gelen bir olgudur, buna gore davraniriz. Belkide yillar boyunca hep bu dusunmeden hareket ettigimiz icin zafer kapilarini bir turlu aralayamadik..

Ve Artik duymak istiyoruz, Kurt kardeslerimizin yanimizda olduklarini ve dusmanimizi kendi dusmanlari olarak gorduklerini, dostumuz olanlarida dostlari olarak gorduklerini bilmek, duymak, okumak istiyoruz. Bugun pkk nin saldirdigi karakola duzenlenen kahpe hareketin haberinde gordugum bir yorumu aynen aktarmak istiyorum. Zaman icerisinde gecmiste de bir cok kurt den bu sekilde gorusler okudum. Artik bunlarin artmasini ve yayilmasini istiyoruz:

“ben bir kürdüm inanınki seve seve ne mutlu türkümde diyebiliyorum.siz bu ülkenin askerine mermi sıkan teröristler kürt değilsiniz.kanınızda biraz kürtlük olsa türk ve kürdün bir olduğunu bilirsiniz.yaşasın türk-kürt kardeşliği..”

Yorumdaki samimiyeti artik gercekten duymaya ihtiyacimiz var. Dis guclerin etkisinde kalmamak ve gercek kardeslik duygusana kavusmamiz gerek. Yillar boyunce belli politikalar ve dis guclerin ugrasitigi Turk-Kurt kargasasi ve savasi asla gerceklesmemeli. Bunun yerine dostluk ve baris icinde kardesligimiz sonsuza kadar surmeli. Kurt arkadaslarimizdan Turkiyede bizimle birlikte yurumelerini istiyoruz, ne olursa olsun amac birlikte yasamak olmali…

Kategoriler
Anma Yazıları Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat Milli Görüş Toplumsal Konular Türk Tarihi Türkiye üzerine

Onbeş Yaşında ki Cengâver

“kan akıyor Sakarya nehri… Düşman milyonlarca pusu kurmuş, güneş bile kızıl renkte-gel de yiğitleşme! Peygamberimizin şehitleri de Mustafa kemale yardıma geliyorlar! Bu bir sıradan savaş değil, burada bugün cennetin kapıları açılıyor! Cehennem, düşman askerlerini bekliyor! Ortalık yangın yeri-atam emrediyor “ileri!”

15 yaşında bir genç yalvarıyor komutana, “beni de alın askere” diye, bütün köyün erkekleri ellerinde baltalarla savaşa katılacaklar. Çocuk ben artık oyun oynama yaşını çoktan geçtim komutanım diyor. Annesi oğluyla gurur duyuyor, nasıl duymasın ki, buna hangi ana mani olur. Onbeş yaşında bir yiğit bir kez olsun bile dönüp-arkasına bakmıyor! Yüreğinde bir iman, dilinde Allahın ismi, gözünde inanılmaz bir bakış… “gel düşman, gelebildiğin kadar-senden öncekilerde gelmişti-hani nerede onlar-hiç mi sormadın bu ülke Türklerin…”

İki gün boyunca yürüyorlar, uyku haram, yorulmak en büyük günah… Bir dilim ekmekle, üzüm hoşafı gayrisi fazla gelir bu cengâverlere. Yağmurlar yağıyor Anadoluya, gözlerde bir damla yaşla eller semaya kalkıyor, “ya rabbi bugün dönemezsem buradan, ne olur al beni kollarına; eğer kalırsa bu topraklar düşmanlara, ne olur at beni cehennemine…”

Toprağın nemli kokusu, kan kokusuyla karışıyor. Vatan aşkı-ilahi aşkla dolu! Bugün bu topraklarda bir ülkenin en büyük sınavı verilecek, bir ulusun kaderi yeniden yazılacak kan ile… Analar dualarda, babalar en yüksek tepelere çıkmış sanki yüzlerce kilometre ötesini görüyormuş gibi düşman bayrağının yerine dikilecek al bayrağı gözetlemekte! Artık vakit daralıyor, boğazlardan aşağı inmeyen su, gözyaşına karışıyor. Öksüz kalan çocukların ağlamaları duyuluyor. Postacının getireceği er mektupları bir ulusun şerefi olmakta artık!

Onbeş yaşında bir oğul ilk defa görüyor düşmanı, içinde bir nefret taşmakta artık. Ruhu bedenini yırtarcasına dar geliyor. Komutanın ağzından çıkacak o söze kilitleniyor, “ileri…” ve meydanda sadece bir ses “Allah-Allah” nidaları inletiyor ortalığı. Düşman askerleri ürkmüş, birbirlerine bakıyorlar. Onbeş yaşında bir oğul daha bıyığı terlememişken, inandığı bir gerçek için savaşıyor: özgürlüğe… Sanki otuz yaşında bir yiğit! Düşmanlar görünce cengâveri korkuyorlar, artık anlıyorlar ki normal bir savaş değil bu. Olmaları gereken en son yer belki Anadolu toprakları çünkü Sakarya nehri normal renginde değil, üç gündür kan akıyor kan!

Bugün düşman geri çekiliyor. Mehmetçikler üzülüyorlar buna çünkü alışkın değiller korkak düşmanla savaşmaya. Kovalamak hiç hoşlarına gitmiyor. Hepsi öfkeli ve hepsi vicdanlı! Yaralı düşman askerine yardım ediyor bizim cengâver ve ağabeyleri… Düşman askerleri şaşırıyorlar! “Burası savaşılacak bir yer değil. Bu insanlar melek, hiç meleklerle savaşılır mı?” diye söylenip duruyorlar, hani haksızda değiller.

Bugün burada bir zafer kazanılıyor. Tarih Türklerden bahsetmeye devam ediyor. Çünkü her kazanılan zaferle birlikte insanlığın sevgisi, onuru, özgürlüğü bir daha değerleniyor! Onbeş yaşında bir cengâver köyüne dönmek istemiyor. Ama komutanı öğreniyor ki ailenin değil, sülalenin tek oğlu sadece o kalmış. Akrabalarındaki tüm erkekler şehit olmuş. Komutan “git yiğidim. Bu ülke bugün kurtulmuştur. Gelecek günler için yiğitler yetiştirmeye git” diyor, aslan parçası köyüne olgunlaşmış bir yiğit olarak, başı önde gidiyor ama ruhu halen cephede. Bunca yıl yaşadığı bedeni onu köyüne sürüklüyor; aklı, yüreği halen dağların o kurşun deryasında savaşmakta.

Ve bilinsin ki bedenin ulaşamadığı yerlerde sadece ruh yaşar! Bu yüzden şehitler ölmez ve bizde de yiğitler tükenmez!

Saygılarımla…

EMRE ONBEY

Kategoriler
Türk Tarihi

Orta Asya Türk Kültür ve Uygarlığı

Devlet Yönetimi

İslamiyet’ten önceki Türk tarihinde devlet 3 kola ayrılarak yönetilmiştir. Merkezde hükümdar varken sağ ve sol taraflarında hükümdar ailesinden seçilmiş olan Yabgular görev yapmışlardır. Hükümdarın elinde bulundurduğu yetkiler, töre kuralları ve Kurultay isminde oluşturulmuş bir kurul aracılığıyla sınırlandırılmıştır. Kadınlar da yönetim de söz sahibidir.

Türklerde halka özel olarak tanımlanan mülkiyet hakkı olmadığından sınıf farkı yoktur. Aile toplumun temeli varsayılmış vede yönetim içerisinde bütük fertler kendilerini hükümdarın yardımcısı olarak benimsemişlerdir.

Ordu

Türk devletlerinde her zaman olduğu gibi askerliği çok fazla önem verilmiştir. Ordu-Millet düşüncesinin egemenliğini sürdürdüğü her Türk vatandaşı asker olarak kabul edilmiştir. Türkler askerde canlarını kaybedenleri değerli kılmış ve onların mezarları başına kahramanlığın sembolü olan “Balbal Taşları” dikmişlerdir. Devlet, Mete Han döneminde “Onluk Sistem”’i kabul etmiş, atlı birlikler toplamış ve çeşitli taktikler oluşturmuşlardır. Bunların en çok bilineni Hilal Taktiği, Pusu Taktiği’dir. En çok yararlanılan silahlar ise ok, kılıç, mızrak, topuz vs.

Din ve İnanış

Türkler, Mecusiliğin dışındaki bütün dinlere inanmışlardır fakat en yaygın olanı Göktanrı dinidir. Bu dinde tektanrı ve ahiret inancı herşeyden daha önemlidir. Tanrı ve ölüler için kurban vaad edilir, ağır suçlar kısa süren hapis cezaları Ya da kırbaçlama şeklinde cezalandırılırdı.

Türkler ölülerinin arkasından “Yuğ” denilen cenaze törenleri düzenlemişlerdir. Bu törende ölen kişi günahlarını affettirebilmesi için bir süre bekletildikten sonra kurgan ismi verilen mezarlara koyulurdu. Bu gömme törenlerine Saflaşma adı verilirdi.

Hukuk

Eski Türklerde genel yazılı kanunlardan çok töre kuralları geçerli olmuştur. Bu kurallar Kağanı’da yargılardı. Kimse bu törelerin dışına çıkamazdı. Göçebe hayatın bir neticesi olarak uzun süreli hapis cezaları verilememiş, adam öldürme, ihanet gibi suçlar idamla noktalandırılıştır.

Kategoriler
Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler Milli Görüş Toplumsal Konular Türk Tarihi Türkiye üzerine

EY RUH!

Ey Ruh!

Geldiysen, hakiki Türk tokadını indir bize-ki nihayet geldiğini anlayalım!

İlkin, Kür Şad ile birlikteydin. Kutlu Türk tarihine adını yazdırdın.

Sonra Avrupa’da görüldün, bazı Türk boyları Bizans’ı perişan ediyorken…

İstanbul’un fethin de, Mohaç zaferin de ve daha nice savaşta sen vardın.

En son Çanakkale’de ve Kurtuluş savaşın da görüldün.

O kadar kudretlisin ki, tek sefer de nice Türk aynı anda zafere ve şehadete koştu!

Sen uğradın, Seyit Onbaşı 274 Kilogramlık top mermisini tek başına kaldırdı!

Yetmedi, gemiyi batırdı!

Bir insana tek başına top mermisi kaldırma kuvveti veren Ruh, nerdesin şimdi?

Şimdi, gençler sanal ortamlar da kız peşinde. Kızlar, yabancı oyuncuların peşinde.

Eskiden has Türk çocuğuna savaşlar da “ Memo “ diye sesleniyorlardı, şimdi ise “ Emo “ diye sesleniyorlar!

Memolar, delikanlı idi. Öz be öz Türkçe konuşurlardı;

“ Edirneli Mehmet! “
“ Buyur komutanım! “

Şimdi, Emolar konuşuyorlar;

“ Slm NaBer? “
“ İii SHeNdEn? “

Cepheden cepheye koşarken ayakkabıları parçalanan yiğitlerin aklı fikri Vatan’dı. Bütün sülalesi savaşta şehit olmuş, kendisi de oradan oraya koymuş. Doğru düzgün giysisi yok!

Şimdi ki gençler, diyorlar ya kendilerine “ Cool “ diye…

“ Ya abi Millet aç! Kim bakar Çanakkale’de ne olmuş? Hocalı’da ne olmuş? Ben karnımın doyup doymadığına bakarım. Oke? “

Şimdiler de karnının doymasını bekliyor Vatan hizmeti için birileri. Ayı hesabı, yemeğini ver sana istediğin kadar oynasın! Gençlik, Vatan olmadan, Çanakkale, İstiklal harpleri olmadan, Milli şuur olmadan karnının ebedi doyacağını zannediyor!

Vatanı sevmeden 3 gün karnını doyurabilirsin ama ebedi asla!

Ebedi ruhu şad olanlar şehitlerdir!

Elbisesi bile olmayan, kürek ile savaşa koşturan, kuru ekmek ve biraz da peynir ile karnı doyan bütün bunların üzerine “ Vatan “ deyip savaşa koşan bir gençlik vardı!

Ruhu olmayanın, Milli şuuru olmayanın yüzüne atalarının ne şartlar da savaştığını vurduğun zaman utanması da olmaz!

Hayasızca Vatan aşkından kendini uzak tutan gençlik, Vatanı sevmek için karnının doymasını beklerken, ülkesini düşünmemesinin sebebini açlık olarak söylerken, zengin kızlarının peşine düşmekten çekinmiyor!

Bugün bir gerçek var. Ben de dahil bütün Türk erkeklerinin dikkat etmesi gereken bir nokta. Bugün Türk kızı Milliyetçi olmasa bile Milliyetçi olmayan diğer erkeklerden çok daha duyarlıdır Milli meselelere.

Bu konu da kendisini bir şey sanan “ Emo “ tarzı gençler, az-çok ülke meselelerine daha duyarlı olan gençlerimizin tırnağı olamazlar.

Türk, Milli değerlerine daha dikkat etmelidir. Örneğin; bugün Türkiye’de ki Türklerin genel anlayışı dini değerlerini milli değerlerden üstün tutmaktadır.

Bazı öz be öz Ermenilerin bu konu dikkatlerini çekmektedir. Çünkü onlar, dini değerleri önde Türkler için bir tanım yapmışlar;

“ Anadolu’da yaşayan Müslümanlara Türk denildi. “

Yani bu cahil kitleler, kendilerince oluşturdukları Türk tanımından, Orhun kitabelerini veya Kaşgarlı Mahmut’un eserini dikkate almadan yararlanmaktadır.

Türkiye’de ki misyoner faaliyetlerin işleyişi iki şekildedir;

İlki, Müslümanlığı silip Hristiyanlık aşılamak.

İkincisi ise, Müslüman Türk tanımına göre İslamiyet’i yok edip Türkleri Ermenileştirmek.

İşin ilginç yanı kendisine Ümmetçi diyen bazı kesimlerin Türk tanımı da böyledir. Onlara göre;

“ Haçlı sefelerine karşı birlikte savaşanlara Türk denildi. “

Arada ki benzerliği görüyor musunuz?

İslam’ı benimsemeyen Türkleri yok sayan bu kimseler, İslam’ı yok ederek insanlarımızın bilinçaltına yerleştirdikleri sahte bilgiler ile Türk’ü yok etmeyi planlamaktadır.

Bunun önüne geçmenin tek yolu, milli değerleri ön plana çıkarmaktır. Din, İslamiyet dininde de belirtildiği üzere kişi ile Allah arasındadır. Birinin dini diğerini bağlamaz.
Bunun için Türk, Türk’ü severken hiçbir dini şart koşmamalıdır. Zira, Karabağ’da Müslüman Türkler ile yan yana savaşan Gagauz Türklerinin bu birlikteliğinden yararlı çıkan sadece Türk’tür.

Oysa, Müslüman olmayan Türk’ü dışlamaktan Türk’ün kazanacağı bir şey yoktur. Hele ki, birilerinin yaptığı gibi, 100.000’i Türklüklerinden vazgeçmedikleri için ölüme terk edilen Gagauz Türklerini “ istisna “ saymak iyice zararlıdır.

Aynı zamanda, cehalettir!

Bizim beklediğimiz kudretli ruh, Altaylar’dan Tuna’ya o muhteşem ruhtur.

O halde şöyle haykırıyoruz;

Ey atamı zaferden zafere, şehadetten sonsuzluğa koşturan kudretli Ruh!

Geldiysen tepeden inme Türk tokadını indir suratımıza!

İndir ki geldiğini anlayalım! Yeniden Tuna’dan Altay dağlarına kadar atlılarımız coşsun!

Kılıcımızın tadına baksın düşmanlarımız!

Bira değil kımız içelim!

Batılı ceketi değil Anadolu Türk motifli ceketimizi giyelim!

Batılı dilleri değil Türkçeyi konuşalım!

Çocuklarımıza ve işyerlerimize yabancı değil Türkçe isim verelim!

Türk’ü, Atatürk’ün gerçek hedefi; Türk kimliği ile var olan çağdaş seviyeye ulaştıralım!

Esenlikle.

Yusufhan Güzelsoy

Kategoriler
Günlük hayat Türkiye üzerine

Şah Ve Mat

ŞAH MAT OLURSA OYUN BİTER

DÜZENLENMİŞİ

SAVAŞ BAŞLARSA BARIŞ BİTER

Ama bu kural tek çatı altında birleşir. Hiçbir zaman okumadığım ve görüşümü sinsice sarsan bir olay yaşadım. Türkler kardeştir başlığı altında çatışma planları yatıyor.

http://www.turklerkardestir.com/turk-birligi-kurulmalidir.htm

sayfasında gördüğüm video’da her devletin birliğini kurup ilerdeki dönemlerde hazırlanıyor. Hatırlarsanız önceki yazılarımda hep geçmişi ve geleceği bir tuttum ama bu konu geçmişi sarsan bir olay video’yu izlediğimde eğer Türkler birleşecekse birleşene karışmayacak unsuru kafamı feci şekilde sarstı. Uzatmayacağım.  Hayatta 2 şey benim için önemlidir geri kalan hiçbir şeyi hemde hiçbir şeyi önemsemem. 1.si Namus herşeyin önündedir 2. si ise Vatan ve Halk. Herkes toprak için canını feda ediyor fakat hiçbiri düşünmüyor.

TÜM DÜNYA BİR OLSA TEK BAYRAK TEK DİL OLSA

VE SADECE TEKNOLOJİYE İLERLESEK DÜNYA’YA

ÇARE BULSAK TOPRAK HERKESİN VATAN HERKESİN OLSA

(imkansız olay) düşünün bunlar olsa dünya yaşasa herkese eşit haklar olsa dünya’nın geleceği düşünülse Ölende Öldürende bir olur mu? ,genişledik özür dilerim son sözüm ile noktamı koyucam,.

TOPRAĞIN YERİ HERZAMAN AYAK ALTINDADIR

AMA İNSAN, İNSAN DEĞİLSE ONUN YERİ TOPRAĞINDA ALTIDIR

.

Kategoriler
Eğitim - öğretim Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Yine Aynı Oyunu Oynuyoruz…

Yüzyılların Osmanlı devleti sonlanırken yani T.C. kurulurken temelleri atılmıştı. Sağlamdı rejim yıkılmayacaktı ama kimse devletin yıkılmayacağına inanmıyordu. Halk arasında ‘en fazla 10 yıl içinde ekonomi yükselemez görürsün bak’ gibisinden konuşmalar yer alıyordu. Şu çılgın Türkler ne kadar çılgın olursa olsun dahi ingilizlerin aklının oyununa musallat olmadan ilerleyemedi. Londra konferansında ingilizler Musul’u vermeyiz Türkler ise Söke Söke alırız dediler…

Evet bu kargaşanın sonucunu tüm dünya ağzı açık bekliyordu her an çıkabilecek bir savaş Türkiye’yi aşırı ekonomik bunaltıya sokacaktı. Bunaltıya giren Türkiye çakallar tarafından parçalanacaktı. Aslında herkes böyle düşünürken İngilizler ABD ile çatışmadan aynı doğrultuda bir fikir yürütüp işlerini kolaylaştıracaktı.  Hatırlarsanız  ‘ Osmanlı Devletinin imzaladığı borçlar ve anlaşmalardan hiçbiri kabul edilmeyecekti‘ ama ingilizler yine yaptı. Çıkarttılar koca belgeyi dediler ki Bakın Maddeler burda görün biz anlaştık çoktan… sonra Şeyh Saidi petrol ile kışkırtıp onuda arkadan bıçakladılar bir devlet bu kadar mı şerefsiz olabiliyor derseniz evet olabiliyor. Şuan ki gibi yine iç işleriyle (tam da çok partili hayata geçiş sırasında) TerakkiPerveri bulup giriyorlar sonradan kapanmasına rağmen amaçlarına ulaştılar. Şeyh said Terakkileri dinleyip başkaldırdı ‘ Eyy Türk Milleti Ben Geliyorum ‘ dedi ama gelemeden gitti hemde yanan bir ateşin ortasına başkaldırış bastırıldı ama artık çok geçti

ÇÜNKÜ MUSUL İŞGAL EDİLMİŞTİ

SEBEP: AKILSIZ BAŞ

ama bundan sonra böyle olmuyacak diyenlere savaş yakındır ! işler kızışıyor. Terakkiperver serbest cumhuriyet fırkası (partisi) ile hayata devam ettikten sonra kapatıldı. burda hikaye değil TARİH yazıyoruz. hemde bir kalemlik. işte Günümüzde bu oyun yine oynanıyor. işte roller ve oyuncular:

  • ŞEYH SAİD   =>   KÜRDİSTAN
  • TERAKKİPERVER   =>   DEMOKRATİK TOPLUM PARTİSİ
  • SERBEST CUMHUR. PARTİSİ   =>  BARIŞ VE DEMOKRASİ PARTİSİ

senoryayı yazan yine ‘ingilizler’ yine ağzı aç bekleyinler ise çakal sürüsü ‘Avrupa’… şimdi bir şey anlamadıysan bu yazıyı okuma 5-6 ay sonra BDP kapatılınca geri dön ve tekrar oku o zaman deki

“SEN MÜNECCİM MİSİN ?”

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Dünya ülkeleri Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Kişisel makaleler Milli Görüş Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Türkiye’de bir kültür devrimi!

KÜLTÜR DEVRİMİ

Artık Türkiye’de bir kültür devrimi yapmanın zamanı geldi. Açılımın konuşulduğu, teröristlerin salıverildiği, Ziya Gökalp’in adının kaldırılıp gayri Türk unsurların değersiz isimlerinin yerleştirildiği ve dahası terör örgütü yandaşı olduğunu gizlemeyen kişilere nikah şahitliğinin yapıldığı bir dönem de, bütün bunları silip süpürecek tek şey, kültür devrimidir.

Kategoriler
Deneme Yazıları Doğa ve Yaşam Dünya ülkeleri Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat iletişim İnternet Dünyası Kişisel makaleler Milli Görüş Toplumsal Konular Türk Tarihi Türkiye üzerine Yazar

Zehirli Kan Kimde? Hrant Dink ve Türkler hakkındaki görüşleri

Ermeni gazeteci Hrant Dink’in yargılanmasına ve kimilerine göre öldürülmesine yol açan sözleri hatırlayalım;

“ Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan ile kuracağı asil kanında mevcuttur. “

Bu sözlerin geçtiği yazının sahibi Hrant Dink, Türk’ün kanının zehirli olduğunu iddia etmekte, Ermeni kanının asil olduğunu söylemektedir. Peki gerçekten öyle midir?

Tarihe bakalım…

1915 olaylarını herkes bilir. İbrahim Paşa’yı evinde ki Ermeni hizmetlileri bile ihanet ederek cinnet geçirmesine sebep olmuşlardı. Yani, Ermeniler ekmek kazandıkları yere bile ihanet içerisinde idiler. Millet-i Sadıka olarak adlandırılan Ermeniler, Fransız-Rus yanlısı tavır sergilemeye başlayınca, Ermeni’nin kanında ki asil (!) durumu fark eden emperyalistler boş durmadılar. Onlara, kendi askeri üniformalarını giydirdiler. İhanetleri öyle boyutlara ulaşmıştı ki çare, zorla göç ettirilmelerinde bulundu…

Ancak o bile yetmedi!

Bu sefer çeteler halinde saldırılara devam eden Ermeniler, şehit ettikleri masum Türkler’in kafataslarından 7 metrelik duvarlar yaparak, gururla poz verdikleri resimler çektirdiler!

Pakize adında ki Türk kadınına, tecavüz edip öldürdüler…

Kimi Türkler’i fırına attıklarını, hamile kadınların karnını yardıklarını öğrendikten sonra hangi Türk unutabilmiş?

Milli mücadele dönemine geldik…

Hulki Cevizoğlu’nun çok büyük önem taşıyan bir kitabı var. Adı, “ 1919’un Şifresi “. Mükemmel bir kitap. İçerisin de önemli bilgi ve belgeler var…

Bunlardan birisi, ABD-Ermeni lobisinin ortak çalışmaları. Bu çalışmaların son aşamasına gelen Amerikalılar, İstanbul’a General Harbord’u gönderiyorlar. Harbord, İstanbul’da beklediği sırada bulunduğu gemiye Ankara’dan gönderilen genç bir Türk gazeteci gelip Harbord’u Ankara’ya davet ediyor. Harbord’un verdiği cevap, Ermeni lobisinin nasıl çalıştığını açıklar nitelikte;

“ Yaptığınız vahşet, kabul edilemez! “

Öyle ya, Harbord hiç gezmeden görmeden Ermeniler’e soykırım yapıldı diye rapor yazacak, Amerikan kongresi de bu raporu onaylayıp Türkiye’nin doğusunu tazminat ile ele geçirerek Büyük Ermenistan kuracak! Amaçlanan bu…

Ancak, Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK buna izin vermiyor. Harbord, gazetecinin davetini kabul ediyor. Gelip, doğuyu geziyor. Türkler’e, hayran kalıyor. Lobinin etkisinden çıkıyor…

Geri döndüğünde, verdiği rapor da Ermeniler’e değil Türkler’e soykırım yapıldığına dair bilgiler var! Ancak, Lozan antlaşmasını onaylamayan ABD, bunu da kabul etmiyor! Rapor da, sadece arşiv de işlev kazanıyor…

Yine, o yıllar da Kaçaznuni’nin kendi anılarında yazdığı sözleri önemlidir;

“ … İtiraf etmeliyiz ki, savaşı biz çıkardık. Ermeniler’e soykırım yapılmadı. Büyük Ermenistan hayali ile arada biz Türkler’e katliam yaptık… “

Son bir belge! O dönem, emperyalist güçlerden bir ajanın yazdığı raporun başlığı şudur;

“ Ermeniler soydan suçsuz değillerdir! “

Bütün Acun anlamış meseleyi kısacası!

Peki yakın tarihte neler yaptılar? Sanıyorum bunu anlatmama pek gerek yok ancak bilgisi olmayanlara söyleyelim…

***

1974 yılına kadar, Kıbrıs’ta Türkler, Rumlar’ın soykırımına uğradılar. En son, Türkiye daha fazla beklemeyip Kıbrıs’a asker çıkardı. İşte, bu tarihten sonra Amerika’nın bize verdiği karşılık, yine eski sadık (!) Millet Ermeniler…

Önce silah ambargosu deyip, sonra Asala’yı yarattılar!

Bugün, birilerinin ölümüne savunduğu Filistin’de ki Filistin Kurtuluş Halk Cephesi’nin desteği ile, Agop Agopyan tarafından Asala kuruldu!

O tarihten sonra, çok sayıda diplomatımız şehit edildi. Bu bela bitene kadar da, her türlü kini kustular…

Ve Hrant Dink, onca tarihi gerçeğe rağmen, Ermeni’nin kanı “ Asil “, “ Türk’ün kanı zehirlidir. “ dedi.

Bu aydınlık mıdır? Belki öldürülmesini doğru bulmuyorum ama…

Bu kadar yanlış, Türkler’e hakaret eden bir insanın aydın olarak algılanmasını, Türkçüler’den beklemeyin!

19 Ocak’ta ne olmuştu diye soranlara siz de 20 Ocak’ta ne olmuştu diye soru yöneltin. Bakın, Halkların Kardeşliği diye böğüren Mankurt kitle, 20 Ocak’ta çok sayıda Azeri Türkü’nün tankların altın da ezilerek şehit edilmesine karşın, “ Hepimiz Türk’üz, Hepimiz Azeri’yiz “ diye meydanlara inemiyorlar! Korkuyorlar mı?

Onların kafasına deve derisini geçirenler, onlara Ermeni olmayı öğretenler, Türk’ü ve Türk’e düşman olmanın ne olduğunu öğretmediklerinden, zerre korkmuyorlar!

Biz, Türk’ü yok etmeye çalışanlara asla meydanı bırakmayacağız. Her birimiz yok olana kadar, her birimizin bedeninden ruhu uçana kadar, savaşacağız!

Bu uğur da savaşana ölmek yok çünkü!

Tanrı Türk’ü Korusun!

Yusufhan Güzelsoy

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Dünya ülkeleri Güncel Haberler Günlük hayat Toplumsal Konular

Haiti yerle bir!.. Türk Kızılayı ekip gönderdi

Haiti yerle bir!..
Haiti’yi önceki gün vuran 7.0 büyüklüğündeki depremde ölü sayısının 100 bini aşabileceği belirtiliyor. Dış dünyayla bağlantı koptu. Görevli 52 Türk polisin durumu ise iyi

Karayip Denizi’nde yer alan ada ülkesi Haiti, önceki gün yaşanan deprem nedeniyle adeta yerle bir oldu. Bölgede son 200 yılın en ağır deprem felaketinin ardından Haiti Devlet Başkanı Rene Preval ölü sayasının 30 ile 50 bin arasında olabileceğini belirtirken, Başbakan Jean Max Bellerive, 100 binden fazla insanın ölmüş olmasından endişe duyduğunu söyledi. 9 milyon nüfuslu ülkenin kıdemli senatörü Youri Latortue ise depremin 500 bin kişiyi dahi öldürmüş olabileceğini söyledi. Enkaz altındaki onbinlerce kişi arasında 140 BM görevlisinin de olduğu kaydedildi. Richter ölçeğiyle 7.0 büyüklüğündeki ve merkez üssü başkent Port-au-Prince’in 15 kilometre batısında yer alan depremi, 5.9 ve 5.5 büyüklüğünde iki artçı sarsıntı takip etti. Bunların ardından da yaklaşık her 20 dakikada bir sarsıntı oldu.

140 BM GÖREVLİSİ DE ENKAZ ALTINDA
Kızılhaç’tan yapılan açıklamada, en az 3 milyon kişinin depremden etkilendiği, on binlerce kişinin de evlerini kaybettiği dile getirildi. Depremde devlet başkanlığı sarayı, meclis binası, bakanlıklar, katedral ile Birleşmiş Milletler’e (BM) ait binalar yıkıldı. Haiti’nin Meksika Büyükelçisi Robert Manuel, Haiti Devlet Başkanı Rene Preval ve eşinin depremden sağ kurtulduğunu açıkladı. Ancak BM’ye bağlı 8 Çinli, 4 Ürdünlü ve 4 Brezilyalı barış gücü askeri yaşamını yitirdiği. BM’nin Tunuslu Haiti temsilcisinin de aralarında bulunduğu 140 BM görevlisinin de enkaz altında olduğu kaydedildi. BM bünyesindeki Minustah’da görevli 52 Türk polisi ise zarar görmedi. Fransız yetkililer, popüler Montana Oteli’nin çöktüğünü ve enkazda en az 200 kişinin kaldığını, Haiti Başkiskoposu Joseph Serge Miot’nun yaşamını yitirdiğini ve 50 Fransız vatandaşının da arandığını açıkladılar. Kentte elektrikler ve telefon hatları kesildi. Ülkenin dünyayla bağlantısı neredeyse sıfıra indi. Batı Yarıküre’nin en yoksul ülkesi olan Haiti’yi, iki yıl önce dört kasırga vurmuş ve yüzlerce kişi ölmüştü.

Türk Kızılayı ekip gönderdi
Depremin vurduğu Haiti’ye Türkiye’nin de aralarında bulunduğu ülkelerden yardım yağıyor. Türk Kızılayı zarar görenlerin ihtiyaçlarını tespit için dün iki görevliyi bu ülkeye gönderdi. Afet uzmanı Kemal Pehlivanlı, “Bölgedeki ilgili birimlerle haberleştik. İhtiyaçları tespit için Haiti Kızılhaçı ile çalışacağız. Acil durum raporumuzu süratle ulaştıracağız. İhtiyaca göre ne yapılması gerekiyorsa onu yapacağız. İlk etapta lojistik malzemeler tedarik edeceğiz” dedi. İHH İnsani Yardım Vakfı’nın Amerika’da bulunan ekiplerinin de yardım ulaştırmak üzere Haiti’ye yola çıktığı belirtildi. ABD ile Venezüella, kurtarma ekipleri ile gıda, ilaç, içme suyu gibi insani yardım malzemeleri göndereceğini açıkladı. BM, acil yardım fonundan 10 milyon, Kanada 5 milyon, Avrupa Komisyonu 4.5 milyon, İspanya 4.5 milyon dolar, yanı sıra 3 yardım uçağı ve 100 tonluk acil yardım malzemesi, Hollanda 3 milyon doların yanı sıra 60 kişilik arama-kurtarma ekibi, Almanya 2.17 milyon dolar ve acil yardım ekibi, Çin 1 milyon dolar, Şili 15 ton gıda ve tıbbi yardım göndereceğini açıkladı.

Kaynak: Sabah.com.tr

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Günlük hayat Toplumsal Konular Türk Tarihi Türkiye üzerine

TÜRK’ÜN GÖREVİ

Roma, 452

Papa’nın huzuruna koşarak panik içerisin de gelen Agustus, Papa’nın sakin halini görünce sinirlenir ancak belli etmez. Yanına geldiğin de durur.

– Leon hazretleri…
– Ne oldu Agustus? Ne bu telaş?
– Atilla… Atilla Roma’yı almaya geliyor efendim!
– Yüce İsa…

1.Leon fenalaşır. Olduğu yerde tahtına çöke kalır. Ardından elini alnına götürüp usulca;

– Atları hazırlayın, yola çıkıyoruz…

Ardından Roma’da hazırlık başlar. Papa’nın atlıları, Romalı askerler, altınlar dolusu sandıklar yola çıkarılır. Çok sürmeyen bir yolculuk sonucu, Papa 1.Leon ile kafilesi, Atilla’nın huzuruna gelir. Atilla’nın Otağı’na girmeyi başaran sadece Leon’dur. Atilla, sakin ve huzurlu bir görüntü vermektedir. Papa, daha fazla dayanamayıp Atilla’nın ayağına kapanır. O söyledikçe, Roma dilini bilen Hun askeri tercüme eder;

– Başbuğum, Papa sizden af diliyor. Roma’yı affetmenizi diliyor.
– Sadece barış mı, sor bakalım?

Hun çerisi soruyu sorduktan sonra cevabı tercüme eder;

– Hayır. Aynı zaman da barışta istiyorlarmış.
– O halde, Papa’yı ve Roma’yı affettim.

Bütün Avrupa’ya diz çöktüren Başbuğ, “ Barış “ denilince, Papa’yı ve Roma’yı affetmiş, geri dönmüştür.

***

Yukarıda ki öykü, gerçekte yaşanmış olduğuna inansam da, benim yazdığım öyküdür. Türk’ün tarihsel misyonunu ( görevi ) daha iyi anlatabilmek için bu yolu seçtim.

Ziya Gökalp’in Türkçülüğün Esasları adlı eserin de, “ İl “ kelimesinin tanımı vardır. İl, barış demektir. İlçi, barışçı anlamına gelir. İlhan’da, Barış Kağanı anlamını taşır. O halde, Başbuğ Atilla’nın diğer sıfatının, Roma’yı affetmesi olayı ile “ İlhan “ olduğunu anlamış olduk.

İlçi, Elçi’nin kelime kökeni olabilir ancak. Bugün de Türkler’de ki “ Elçi “ anlayışının, af dileme amacı taşımayan, barışı sağlayan şerefli bir anlayış olduğunu gördük. Aynı zaman da, son derece yiğit savaşçılar olan Türkler’in, barışa verdiği önem, dikkat çekmek istediğim noktadır.

Türkler barışı niye ister?

TÜRK’ÜN GÖREVİ
TÜRK’ÜN GÖREVİ

Başbuğu Atilla’nın bir sözü vardır; “ Biz Türkler Tanrı’nın kırbacıyız, Tanrı nerede azmış bir kavim varsa, bizi onun üzerine gönderir. “

Türkler’in hiçbir şeyi boşa değildir. Ne savaş isteği, ne barış isteği, ne dini inancı ne de dünya üzerinde ki görevi boşa oluşmamıştır. Tanrı’dan alınan kut anlayışı da buna örnektir. Tarih boyunca görevimiz, Dünya’da barışı sağlayana kadar savaşmak olmuştur. Türklük’ten ne kadar cayarsa caysın Osmanlı’ya kadar da böyle gelmiştir.

Önce Cengiz’in tüm Asya’ya, sonra Timur’un Avrasya’ya, ardında da Kanuni’nin Avrupa’ya söyleyeceği bir başka söz de bu duruma örnek olarak verilebilir;

“ Gökyüzünde tek bir Tanrı olduğu gibi, yer yüzünde de tek bir Kağanlık olabilir! “

Yani, tek hakim olma isteği de boşa değildir. Dünya’da, kaosu oluşturan yegane etken ikiliktir. Eğer, bir yerde birden fazla hakimiyet olursa, o yerde hakim güçlerin birbirleri ile çatışmaması beklenemez. İlla ki bir neden bulunur. Mesela, Timur ile Yıldırım’ın birbirleri ile savaşma süreci kolay olmamıştır. Bu süreçte, iki tarafta “ soydaşlık “ diyerek sabırlı davranmıştır. Ancak, iki taraftan birisi soydaşlık diye ne kadar söylerse söylesin, soyuna diğerinden daha az bağlı olunca, bir savaş çıktı. Ve bu savaş uzun da sürmedi. Tek sefer de olan savaşı Timur kazandı.

Peki bu durum da Timur “ İlhan “ olabilir mi?

Önemli bir soru gibi geldi bana. Timur, savaşı barış için istemiştir. Barışı ne için istedi? Tabi ki barışı koruyabilmek için aynı bölgede var olan ikili hakimiyeti bir arada tutan soydaşlık bağının çözüldüğünü görünce, Timur kalıcı bir savaş istedi. Sonucu, Türklük açısından ağır olsa da, yine de dünyanın barış için de, yani adaletli bir şekilde yaşaması amacı güdüldü.

Türkler, bu dönemden sonra da dünya da hakim olma isteğini sürdürdü. Ankara savaşından sonra tekrar toparlanan Osmanlı, yeniden Türk Dünyası’nın önderi oldu. Ancak bu önderliğin yanına, Yavuz dönemin de bir de Hilafeti, yani İslam dünyasının önderliğini de ekledi. Böylelikle, sınır ötesi hakimiyet alanımız genişlemiş oldu. Fakat İslam dünyasının liderliği, Osmanlı Uygarlığının oluşmasına “ Acem ve Arap “ kişilerini de ekledi. Böylelikle, anlayışta bir miktar değişiklik oldu. Ancak, temel değiştirilemedi. Çünkü Osmanlı’nın da temel amacı Türk’ün barış görevi için dünya hakimiyeti idi. Böyle de kaldı.

Biraz daha gerilere dönelim. Selçuklu hükümdarı Tuğrul Beğ, 1058 yılında Türk laik yapısının temelini attı. Halife’yi, Devlet işlerine karışmaktan alı koydu. Barış görevine böyle devam edilse de, Selçuklu’nun diğer dönemlerin de doğrudan Halife ile birlikte çalışılmak zorunda kalındı. Türk istese idi, çöl için kan dökmezdi. Ancak kendisine Atasından kalan bir “ Barış Görevi “ vardı. Bunu da başarı ile yerine getirdi.

Peki atalarımızın temel amacı İslam sancağını taşımak mıydı?

Tabi ki hayır. İslam sancağı, Türk ülküsü uğrun da kullanıldı. Bu da, tamamen “ stratejik “ bir hamle idi. Türk, zaten İslam’dan önce dünyaya Tanrı egemenliğini yayma amacı taşıyordu. Türk Milleti’nin idarecileri de, İslam sancağını hakimiyet görevini daha rahat yürütebilmek için kullandılar.
Bugün de Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk Dünyası’nın en güçlü Devleti’dir. Ancak bu gücü kullanabilmesi için, soydaşları ile birlik olmasından başka yolu yoktur. Bu birlik düşüncesinin son Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK döneminde ki gibi hakim olabilmesinin yalnızca bir yolu vardır; “ Türklük Bilinci “

Bu bilinç, hem Devlet’in hem de halkın beynin de hakim olması gereken bir bilinçtir. Türk olmasam ne çıkar demeyin! Bu bilince sahip olan herkes, unutmamalıdır ki kazançlı çıkacaktır. Ve yine unutulmamalıdır ki Türklük bilinci ile kazancın olur ancak bilinç yoksunluğu ile zerre kazancın olamaz. Türklüğün tam tersi davranan bu yaratıklar, “ Tembel ve Cahil “ olarak yaşamaya devam edecekler ve bu da onların kaybı olacak.

Herkes bilsin ki, Türklüğe kimse ne anlam katabilir, ne de şan. Türklük kişilere anlam ve şan katabilir! Bireyin zaferi, Türk’e şan katmaz çünki birey Türk bilincine sahip değil ise o zaferi elde edemez!

Olmalı senin bir ülkün Ey Türk evladı,
Sen uyurken satıyor birileri Vatanı!
Yurdunu koru, “ yazıktır incitme atanı “,
Turan’dır bizlere en güzel ata mirası!

Esenlikle…

Yusufhan Güzelsoy / 07-01-2010