Kategoriler
Bilimsel Makale

Darwinizm’le Mücadele Neden Önemli?

“Neden evrim teorisi bu kadar önemli?” gibi sözlerle, yapılan fikir mücadelesini kendilerince küçümseyen ya da “artık Darwin’e kimse inanmıyor, o nedenle bu konuda çalışmak gereksiz” diyerek önemsemeyen birçok insana rastlarız. Bu sözler gerçek dışı mantıklara dayanır ve çoğu zaman inananların Darwinizm ile mücadelesinin hızını kesmeye yöneliktir. Bu gibi iddialar, gerçekte Darwinizm ile fikir mücadelesinden kaçmanın bahaneleridir.

 

İnsanların bu mazeretlerin ardına sığınmalarının sebepleri nelerdir?

 

En önemli sebep, bilgi yetersizliğidir ve bu nedenle evrim teorisine duyulan korkudur. Darwinizm’in bilimsel delilleri bulunduğunu zanneden insanlar, bu fikir mücadelesinin bilime karşı yapıldığını zannediyor olabilirler. Hatta bazı kişiler bilimin evrimi ispatladığını, evrim konusuyla ilgilenecek olurlarsa etkilenip inançlarının zayıflayacağından endişe ederler. Bunların tümü çok gereksiz korkulardır. Çünkü bilim, evrimin bilim dışı olduğunu göstermiştir. Son yıllarda ortaya çıkarılan her yeni bulgu, evrim teorisinin bir yalan ve aldatmacadan ibaret olduğunu ortaya çıkarmıştır. Yaratılış ise apaçık bir gerçek olarak ve tüm kanıtlarıyla gözler önündedir. Bilim, tüm evreni Allah’ın yoktan yarattığını, evrim teorisinin ise bilimsel hiçbir değerinin olmadığını açıkça kanıtlamıştır.

 

Bütün bu gerçeklere rağmen materyalist güçlerin denetimindeki medya ve akademik kaynakların telkinleri öylesine etkilidir ki, evrim teorisi bir tabuya dönüşmüştür. Evrimi inkar etmek hatta eleştirmek, bilimle çelişmek gibi gösterilir.

 

Batının popüler bilim dergileri ve onların yerli taklitleri, insanların evrim teorisini benimsemesi amacıyla yapılan propogandanın öncüleridirler. Bilimsel kaynaklar, ansiklopediler ve biyoloji kitaplarının bu konudaki rolü de görmezden gelinemez.

 

Eski bir evrimci olan Douglas Dewar, evrim ile medya arasındaki önemli ilişkiye şöyle dikkat çeker:

 

“Evrimcilerin basını ele geçirmelerinin önemini pek az insan kavramıştır. Bugün pek az dergide evrim teorisini reddeden makale çıkar. Hatta dini dergilerin bile birçokları, insanın hayvan soyundan geldiğini kabul eden modernistlerin elindedir… Genel konuşursak bütün gazetelerin yazı işleri müdürleri, evrimi ispat edilmiş bir olgu olarak bilmekte ve teoriye karşı çıkan herkesi de cehalet ve delilikle suçlamaktadırlar… Yayınevleri, yürürlükte olan bir teoriye karşı çıkıp da üzerine hücumlar toplayacak veya rağbet görmeyecek bir kitabı basmazlar… Böylece halk, meseleyi tek yönlü olarak öğrenir. Normal bir insan, evrim teorisini, yerçekimi kanunu gibi ispat edilmiş bir gerçek olarak bilmektedir.” [1]

 

İnsanlar yıllarca bu telkinler nedeniyle Darwinizm’in bilim olduğunu zannettiler. Darwinizm’le mücadelenin de bilime açılmış bir savaş olduğunu düşündüler. Oysa Darwinizm’in ideolojisi, yukarıda da belirttiğim gibi, Allah’ın varlığını ve yaratışını inkar üzerine kurulmuştur ve savunulma amacı yalnızca Materyalizm’e bir dayanak sağlanmasıdır.  Darwinizm, Rabb’ine karşı sorumlu olduğunu insana unutturmak ister. Rastlantıların eseri olan bir çeşit hayvan olduğunu telkin eder ve insanı orman kanunlarına göre yaşamaya yönlendirir.

 

Darwinist felsefenin 150 yıldır insanlığa verdiği zararı bilmemeleri nedeniyle, yapılan fikir mücadelesinin ne denli hayatî olduğunu insanlar anlayamıyor olabilirler. Evrim teorisi konusunda yeterince bilgi sahibi olmayan ya da detaylarını incelememiş olan insanlar, Darwinizm tehlikesinin bilincinde değillerdir. Oysa insanlığa yıllardır kan, gözyaşı ve acılar yaşatan sosyal sorunların ve ahlaki dejenerasyonun temelinde evrim teorisi vardır.

 

Yıllardır insanlığı mutsuzluğa sürükleyen ve milyonlarca masum insanın ölümüne sebep olan komünizm, faşizm, ırkçılık, kapitalizm kaynaklı savaşlar ve bugün de süren terörün asıl kaynağı Darwinizm’dir. Teorinin dayattığı çarpık iddialar, öldürmeyi, köleleştirmeyi ve sömürmeyi, insanların adeta bir ‘doğa kanunu’ olarak anlamalarına sebep olmuştur. Bu yüzden zayıf, güçsüz ve hasta insanların yok edilmesi, güçlü ve zengin insanların ise üstün konumda olması gerektiği insanlara doğal gelmiştir. Darwinizm’e göre, doğada acımasız bir yaşam mücadelesi, güçlünün güçsüzü ezdiği ve sonunda güçlünün hayatta kaldığı bir çatışma vardır. Darwinizm’i benimseyen söz konusu ideolojilerin mensuplarınca toplumda bir sınıf çatışması oluşturularak, insanlığın gelişip, modernleşeceği zannedilmiştir.

 

Bugün dünyada milyonlarca insan, açlık çeker, zulüm görür, haksızlıklara uğrar ve yurdundan sürülürken, insanların büyük çoğunluğu bu zulme duyarsızdır ve kendi dünyevi çıkarlarını  gözetir. Darwinizm, verdiği telkinlerle bu acı, kan ve gözyaşının sona ermesi için insanlarda bulunması gereken vicdani yükümlülük duygusunu köreltmeye çalışır. İşte bu nedenlerledir ki, öncelikli yapılması gereken Darwinizm’le fikir mücadelesidir. Terör, yoksulluk, ırkçılık, adaletsizlik ve ahlaki dejenerasyonla mücadelede başarı, bunun ardından gelecektir.

 

Darwinizm üst üste darbeler almaya başlayınca yeni bir oyun kurgulamaya başlandı. Allah’a inanıyor gibi görünerek ve Kur’an ayetlerini referans göstererek Darwinizm ile İslam’ı bağdaştırmaya çalışmak. Kimileri bunu bilinçli ve planlı olarak yapmaktadır. Kimileri ise Darwinizm’i bilim zannettikleri için karşı koymanın mümkün olmadığını düşünerek bir ‘orta yol’ arayışı içerisindedirler. Bu davranış son derece yanlış ve hatalıdır. Evrim teorisinin geçersizliği bilim tarafından kanıtlanmıştır ve Kur’an ayetlerinde evrime işaret eden hiç bir açıklama yoktur. Kur’an, tüm evrenin ve canlılığın Allah’ın “Ol” buyruğuyla bir anda yoktan yaratıldığını haber verir. Fosil kayıtları da canlıların, evrim teorisinin iddia ettiği gibi ilkelden gelişmişe doğru bir süreç izlemediğini gösterir. Bundan yaklaşık 530 milyon yıl önce hiçbir evrimsel ataları olmadan aniden ortaya çıkan Kambriyen dönemi canlıları yaratılışın açık bir delilleridir. Kambriyen patlaması, günümüzde var olan 35 filumu içine alan yaklaşık 50 ayrı filumun aniden ortaya çıktığı bir “Big Bang”dir. [2]

 

Evrim teorisi yıllarca önemli görülmedi, hatta bazı Müslümanlarca bilim öğrenmenin insanı dinden çıkaracağına inanıldı. Oysa evrim, inkarın kaynağıdır; bilim ise evreni ve içindeki varlıkları incelemenin ve Allah’ın sanatındaki kusursuzluğu, yaratışındaki üstünlüğü keşfederek insanlığa açıklamanın yoludur. Evrendeki mucizevi dengeler ve dünyadaki düzen, yoktan var eden Yüce Allah’ın varlığının ve benzersiz yaratmasının kanıtlarıdır. Evrimcilerin ileri sürdükleri iddialara Müslümanlar yıllar boyu “evrim yok, Allah yarattı” diyerek cevap verdiler. Çünkü evrimin iddialarını çökertecek bilgiye sahip değillerdi ve bu nedenle Yaratılışın delillerini gösteremediler.

 

Kur’an’da Ankebut Suresi, 25. ayette Hz. İbrahim(as)’ın, kavmine ‘Siz gerçekten, Allah’ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz.” dediği haber verilir. Darwinistler de Allah’ı bırakıp, kendi aralarında Darwinizm’i bir dostluk bağı haline getirdiler. Ancak ayetin devamındaki “Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız yoktur.” ifadesiyle inkar edenleri bekleyen son haber verilir.

 

Bugün artık insanlar, evrimin nasıl dayanaksız ve bilime “rağmen” savunulan putperest bir din olduğu gerçeğini gördüler. Anti Darwinist propoganda -Allah’ın dilemesiyle-bunda çok önemli oldu. Darwinizm ile bilimsel mücadele etmekten kaçınmak ya da “İslami evrim” gibi hayali senaryolar üretmek yerine, Müslümanların bilgiyle donanmaları ve bu büyük fikir mücadelesine destek olmaları gereklidir.

 

Samimi her Müslüman fikir mücadelesi yaparak bugün enkaz haline gelmekte olan Darwinizm’in kalıntılarını temizlemelidir. Bilimin ışığında insanlara Yaratılışın mucizelerini anlatmalı, delillerini ortaya koyarak Allah’ın ayetteki buyruğu gereği Darwinistlere sormalıdır:

 

Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık. Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar. Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar. Bir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar. (Saffat Suresi, 11, 12, 13, 14)

 

 

Fuat Türker

 

Kaynaklar:

 

[1] Douglas Dewar, İnsan: Özel Yaratık, s. 103-104

[2] http://evrimteorisi.info

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Türkiye üzerine

Terör örgütü PKK’nın korkunç yüzü

Bu konudaki her yazimda dile getirdigim gibi Teror toplu yasam alanlarini en cok tehtid eden unsurlardan bir tanesidir. Binlerce yasayan kisinin icerisinde olabilecek 10 kisilik bir teror orgutunun huzuru bozmasi cok kolay olacaktir, Cunku kurulu bir duzene aykiri hareket eden kisilerin isi daha kolay olacaktir. Dunyanin duzeninin oturdugu veya oturtulmaya calistigi bu gunlerde tek sorunumuz petrol savaslarinin yaninda teror olaylaridir. Turkiye uzun yillar ugrastigi ve hala bitiremedigi pkk teror orgutunun son olaylarda 4 orgut elemanini (kendi icindekileri) canli canli yaktigi ortaya cikmis. Ve bunlardan bir tanesini ailesi geri alabilmek icin (cesedini) yuzlerce dolar para odedigini soyledi. Teror herzaman tek taraflidir, farkli dusunce yapisinda olanlari icerisinde barindirmayacak kadar da kati, zalim, nefret doludur. Genclerimizin bu orgut den uzak tutup okuyup ulkemize hayirli bireyler olmasini saglamamiz gerek. bu konuda en buyuk gorev ailelere, sonrada Devletimize dusuyor.

Lafi fazla uzatmadan Hurriyetde gecen konuyla ilgili haberin bir kismini ve okuyabilmeniz icin sayfa linkini ekleyecegim. Tamamini kopya ederek yayinlamamiz yasak oldugu icin kaynagindan okumanizi rica ediyorum.

Terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın doğum gününde yakılarak infaz edilen 4 örgüt mensubundan 20 yaşındaki “Tayhan” kod adlı Mazlum A’nın ailesi, çocuklarının cenazesini yüzlerce dolar ödeyerek alabildi.

Irak’ın kuzeyindeki Hınere bölgesinde terör örgütü PKK mensuplarınca vahşice öldürülen “Tayhan” kod adlı Mazlum A’nın (20) ailesi, çocuklarına ait cenazeyi alabilmek için Dohuk’a gitti.

Burada günlerce bekletilen aile her gün yüzlerce dolar ödeyerek, çocuklarının cenazesini almak için mücadele etti. Yaklaşık 1 hafta sonra Dohuk’taki bir köyün dışına bırakılan ceset, köylüler tarafından anne Sabahat A’ya teslim edildi.

Karayoluyla Türkiye’ye getirilen ceset Diyarbakır Adli Tıp Kurumu’ndan Malatya’ya gönderildi. Burada yapılan otopsinin ardından kimlik tespiti için cesetten ve aileden alınan DNA örnekleri karşılaştırılarak, cenazenin Mazlum A’ya ait olduğu tespit edildi.

Malatya’da yapılan otopside vücudunda kurşun izi bulunmayan Mazlum A’nın yakılarak öldürüldüğü belirlendi. Günlerce arazide kaldığı anlaşılan ceset üzerinde ileri derecede çürüklerin olduğu belirtilirken, “vahşi hayvanlar tarafından yenildiği”ne dikkat çekildi.

Haberin genis aciklamasini okumak icin buraya tiklayin.

Kategoriler
Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular Türkiye üzerine

PKK ile Fikir Mücadelesi

Güneydoğu’da yıllardır süren bölücü faaliyetlerin arkasında Marksist-Leninist-Komünist ideoloji vardır. Bu ideoloji, Darwinizm’den kaynak bulur; bu teori olmadan terörün hayat sahası bulması imkânsızdır. Bu yüzden öncelikli olarak Darwinizm fikren yok edilmelidir. PKK, Darwinizm ve materyalizm olmadan komünist propaganda yapamaz. Komünist propaganda yapamayınca taraftar bulamaz. Taraftar bulamayınca da gücünü kaybeder ve yok olur.

Darwinizm bölücü terörün gıdasıdır. Bu ideolojinin yalanlarına göre, hayat bir mücadele ve savaş yeridir. Yaşayabilmek için savaşmak ve bu savaşı kazanmak gereklidir. İnsanlık tarihinin bir çatışmadan ibaret olduğunu ve gelişmenin ancak savaşla mümkün olduğunu ileri süren komünizm, bu temelsiz iddiadan kaynak bulur; bu telkinlerle beslenir.

PKK din ahlakına karşıdır; din ahlakına düşman olarak eğitilen, vicdandan yoksun örgüt üyeleri, dindar Doğu insanının güvenliği için de büyük tehdittir. PKK, örgüt üyelerine öncelikle diyalektik materyalizm ve bu felsefenin temeli olan Darwinizm eğitimi vermektedir. Bu yüzden anti-Darwinist, anti-materyalist, anti-komünist propaganda şarttır.


Bölücü Örgüt Elebaşının Darwinist Görüşleri

İlkel komünal topluluk dönemi, insanlığın hayvanlar aleminden koparak tarih sahnesine çıktığı, son derece geri üretim güçleri ve bu temelde şekillenmiş basit üretim ilişkilerinin hüküm sürdüğü bir aşamayı ifade eder. (Kürt Hümanizmi ve Yeni İnsan, İstanbul, Nisan 2001, s.25)

Başlangıçta insanın kendine yakın hayvan türlerinden pek farkı yoktur. Doğada hazır bulduklarını yer, ağaçlar üzerinde ve kavuklarda örgütsüz bir şekilde barınır. Ama düşünme ve konuşma yetisini kazanmasıyla birlikte, yiyecek toplamada, diğer hayvanlara karşı kendini savunmada, doğal afetlere karşı kendini korumada, bazı ilkel taş araçları geliştirmek ve hemcinsleriyle dayanışma içine girmek kaçınılmaz olur. Bu aşamaya kadar, hayvanlar arasında geçerli olan; biyolojinin evrimler kanunu hüküm sürmektedir. (Kürt Hümanizmi ve Yeni İnsan, İstanbul, Nisan 2001, s.13)

Hayvanın en ileri sosyalleşmiş biçimi insandır. En vahşi hayvandır insan, en acımasız hayvandır. (Kürt Hümanizmi ve Yeni İnsan, İstanbul, Nisan 2001, s.106)


Bölücü Örgüt Elebaşının Komünist Görüşleri

Lenin 1900’de ne ise ben de 21. yüzyıl sosyalizmini temsil ediyorum, reel sosyalizmle savaşarak, emperyalizmle savaşarak yeni sosyalizmi inşa ediyorum. (Özgür Yaşamla Diyaloglar, s. 201)


PKK, Marksizm-Leninizm geleneğine uygun bir gelişme yaşamıştır. Bundan sonrası açık ki etle tırnak gibi birbirinden ayrılmayan bu miras üzerine şekillenecektir. (Kürdistan’da Halk Kahramanlığı, s.78)

Bizim ortamımızda sosyalizmin ve komünizmin ölçüleri egemendir. Sosyalizmde herkese emeği kadar verilir. Bu, parti (PKK) içinde de geçerlidir. Bu, komünist toplumun kuruluşuna kadar da geçerli olacaktır. (Tasfiyeciliğin Tasfiyesi, s.153)


Bölücü Örgüt Elebaşının Allah ve Dine Dair Görüşleri

(Allah’ı tenzih eder, yüceltirim.)

Lise dönemlerinde büyük felsefik bunalımı yaşadım. Tanrı ile savaşı verdim, bu savaştan başarı ile çıktıktan sonra yarı Tanrı oldum. (Özgür Yaşamla Diyaloglar, Ekim 2002, s. 257)


Tek tanrılı din ideolojileri, baştan sona siyaset ideolojileridir. Dini söylem, Allah, peygamber ve melek gibi kavramlar dönemin siyasi literatürüdür. (Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, Cilt 1, Aralık 2001, s. 204)


Allah bir nevi ortaçağın feodal manifestosudur, temel yasası ve bildirgesidir. (Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, Cilt 1, Aralık 2001, s. 313)


Namazın kendisi de genel anlamda bir tiyatrodur. (Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, Cilt 1, Aralık 2001, s. 354)


Sonuç Olarak;

Sözü edilen mücadele kapsamında somut adımlar atılmalıdır. İnsanlara sorumsuz bir hayvan olmadıkları, Allah’ın yarattığı, ahirette yaptıklarından hesap verecek bireyler olduklarını anlatmak gerekmektedir. Bu konuda çeşitli kurumlara da sorumluluklar düşmektedir.


Atılacak somut adımlar sonucu, ideolojisi kalmayan bir örgütün taraftar toplaması, eylem yapması mümkün olamayacaktır.
PKK’nın ideolojik temellerini doğru teşhis etmek ve bunu kitlelere duyurmak, yapılacak fikir mücadelesinin ilk adımıdır. Terör örgütünün yoğun propagandasına maruz kalan Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizdeki Türk ve Kürt vatandaşlarımız, Allah inancı taşıyan dindar insanlardır. Bu nedenle PKK’nın ideolojik kaynağının deşifre edilmesi çok önemlidir. Çünkü Yüce Allah’a imanın, peygamber sevgisinin, vatan aşkının ve Kur’an ahlakının gerçek anlamda yaşandığı yerde bölücü terör yol bulamayacaktır.

Kategoriler
Anketler Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular Türk Tarihi Türkiye üzerine

Terörün Gerçek Yüzü

İçinden çıkılamaz bir sürecin içerisine giriyoruz. Sözde kendini aydın olarak addeden birtakım yazarların, özerkliğe ışık yakarcasına yapmış olduğu konuşmalar, bölge insanının bunu yapmış olduğu yasal, yasa dışı gösterilerle göstermesi, batıya ve Ankara’ya vermiş olduğu mesaj istenilen talepleri açıkça belli ediyor. Gelin Kürt sorununu geniş bir açıdan ele alalım.

Birincisi bahsetmiş olduğumuz aydın kişiliklerin, bölge insanını fakir, hiçbir yardımdan nasibini alamayan vatandaşlar olarak anlatması, olayın ne kadar da tek taraflı düşündükleri ve ayrıca hizmet ettikleri grupların kim olduklarını açıkça gözler önüne seriyor. Oradaki aşiret düzeni var oldukça oradaki halk fakir kalmaya mahkumdur. Güneydoğulu bir vatandaşımızın batının herhangi bir şehrine gelip yerleşmesi, orada iş kurması veya patronluk mertebesine kadar yükselmesi onları ilgilendirmiyor da, artık onlar zaten bizim ellerinde biz daha yüksek oynamak istiyoruz tarzı düşüncelerini anlatmak istiyorlar da kıvranıp duruyorlar demokrasi, insan hakları, ve fakirlik edebiyatıyla. Üzülerek söylüyorum ki, bölge halkı teröre destek vermediğini yüksek sesle duyurmadıkça; ilçesinde, semtinde, sokağında yapılan taşlı, sopalı gösterilere bir dur demedikçe batıda yaşayan kitlelerin kafasındaki bölge insanı da ayrılmak istiyor düşüncelerinden sıyıramayacaklar. Ayrı bir devlet talep eden birtakım şahısların utanmayarak batının herhangi bir iline gelerek haklı olduklarını iddia etmesi, savaşı herkesten çok onların istediğinin açık kanıtı değil midir?

Pkk terör örgütünün yıllarca bölge insanına yapmış olduğu katliamlar silsilesi dahi, orada yaşayan halkın o örgütten nefret etmelerini sağlayamıyorsa, burada devletin izlemiş olduğu yanlış politikayı açıkça gözler önüne sermiyor mu? Öyle bir örgütten bahsediyoruz ki köyde yaşayan masum halkı çoluk çocuk demeden katletme gaddarlığını gösteren ve ardından bunu devletin askerine mal eden bir vahşi yapı.

Pkk terör örgütü, bildiğiniz üzere ilk başta bölge insanını korkutarak, onların örgüte doğrudan ya da dolaylı destek verme talebinde bulunmuştur. Buna kulak asmayan vatandaşlarımızı çoluk, çocuk, yaşlı demeden kurşuna dizmiş bunu yaparken de örgüt propagandası yapmaktan geri kalmamıştır. Oradaki devlet yanlısı vatandaşımızı batıya göç etmeye zorlayarak öncelikle bölgeyi tamamiyle kendi kontrolü altına almayı, kendi ideolojilerini benimseyen kitleler meydana getirmeyi hedeflemiştir. Başarılı olmuştur da. İkinci aşama, varını yoğunu elde avucunda ne varsa satıp büyükşehirlere binbir umutla gelen, masum insanları kendilerine piyon etmektir. Burada hayatlarını idame ettiren şehir insanının yaşam biçimlerini onlara göstererek, içlerine birkaç hain sokarak “Sizler neden böyle yaşamayasınız?, bizlere ayrımcılık yapıyorlar.” düşüncesini zor da olsa masum insanlarımıza kabul ettirmeyi başarmışlardır.

Elbette bunda devletimizin uyguladığı yanlış politikalarda etkili olmuştur. Göçle gelen kitlelerin şehrin ücra semtlerine saklanırcasına yerleşmelerinin ileride birtakım sorunlar yaratacağını ve kendi düzenlerini gelecekte kendilerinin sağladığı inancını taşıyacaklarını hesaba katmaları ona göre davranmaları gerekti. Üniversiteli bir genç olarak işsizliğin yaratmış olduğu boşluğu gördükçe, ailesine bir lokma kuru ekmek götürme amacı güden babaların içindeki derin boşluğu görmezden gelmek tamamiyle insafsızlıktır. Gayri meşru yollardan rant sağlamaya, uyuşturucu, gasp, kapkaç gibi işlere bulaşmalarını sağlayan, pkk terör örgütünün ta kendisidir. Böylece kendilerine yeni kazanç kapıları sağlayacak, batıda silahlı olmasa da güçlenene dek ekonomik olarak varlığını kanıtlamaya çalışacaktır. Yataklık etmeyi kabul etmeyen insanlar sindirilecek, hain olarak nitelendirilecektir. Sonuçta şehirlerin ortasında getto diye tabir edilen kurtarılmış bölgeler yaratılmıştır. Kendi ideolojilerini masum halkın sırtına yaslanarak idame ettirmek ve bunu sadece kendi halkı için yaptığı yalanını uydurmak konusunda da ne yazıktır ki gayet başarılı olmuşlardır. Bunun en büyük kanıtı terör örgütünün sözcülüğünü üstlenen partiye verilen halk desteği değil midir?

Bundan sonra ne yapılmalıdır? Üzülerek söylüyorum ki, olacakları seyretmek dışında yapabileceğimiz birşey kalmamıştır. Öyle ki terör yandaşlarına gösterilen tepkilerin faşistçe olarak nitelendirildiği, polis panzerlerine taş ve molotof kokteyli savurmanın hak arama olarak gösterildiği günlerden geçiyoruz. Terörist cenazelerinde atılan intikam sloganları, belediye araçlarının terörist cenazelerinde boy göstermeleri doksanlı yılların sıcaklığını aratmayacak cinstendir. O günlerden tek farkı terörün kendisini öyle ya da böyle siyasi zemine yerleştirmesi, sesini meclis salonlarından askeri olarak en yüksek rütbeye sahip olan Genelkurmay başkanımıza dahi tehdit savurma cesareti bulacak ortama kavuşmasıdır. Örgüt adına yayın yapan internet siteleri, terör örgütü liderinin içeriden yapmış olduğu iç savaş tehditlerini düzenli olarak duyurmaktadır. Buna rağmen ortada hiçbirşey yokmuş gibi davranarak milleti uyumaya yönelten zihniyetleri kınıyorum. Bunca şehit varken hiçbirşey olmamış gibi davranmak hiç kimsenin haddi olmamalıdır. Abd’ye terör örgütü liderleninin listesini sunmak veya verilen onca şehite karşı birkaç çapulcu cesedini övgüyle bahsetmek teröre karşı kazanılmış bir zafer olarak nitelendirilmemelidir. Ülkemizin Güneydoğu bölgesi ne yazık ki doksanlı yılların Kuzey Irak’ını anımsatmaktadır. Sırada belediye başkanlarının bir araya gelerek özerkliklerini ilan etmeleri vardır. Özerklik talep eden kişilerin, batıda yaşayan Kürt vatandaşlarımız için nasıl bir talepte bulunacaklarını geçen zaman gösterecektir. Öyle ki Mersin şehrinin en büyük belediyesini (Akdeniz Belediyesi) kazanmalarını siyasi zaferden çok etnik bir zafer olarak nitelendiren kişilerin varlığını düşündükçe, gelecek tahminini yapmak pek hayli zor olmuyor. Herkesin dikkatli olması gerek.

Siyasi kazançları uğruna, partilerinde bölücülük yapan kişileri barındıran partileri ayrıca kınıyorum. Bu ne yazık ki örtülü de olsa her partide mevcut. Terör örgütü başarılı olamayacağını düşündüğü illerde yandaşlarını, tamamiyle zıt düşüncede olan partilerin saflarına katılmaya iterek palazlanmalarını sağlamaktadırlar. Bunun böyle olmadığını görmek için aptal olmak gerekir. Türkiye Cumhuriyeti istihbaratının eminim ki, bu bahsetmiş olduğum konulardan haberi vardır. Eğer yoksa ne yazık ki istihbarat servisimizin yetersizliği konusundaki fikirlerim zerre değişmeyecektir. Birilerinin paketleyerek yolladığı terör örgütü liderini uçakla sağ salim Anavatana ulaştırmak başarı nedeni olarak gösterilmemeli, kimseler uyutulmamalıdır. Terör bitirilmelidir, götürüsü ne olursa olsun…

ANKET

[poll id=”5″]

Kategoriler
Genel Konular Türkiye üzerine

Keşke şehit olsaydım da….

  Önceki gün bir tv kanalında Gazeteci Vedat Yenerer’in Saygı Öztürk ile yaptığı söyleşiyi ibretle izledim. Vedat Yenerer kendisine yapılan muameleleri noktasına virgülüne kadar açıkladı ve yapılanları kamuoyuna ibret olsun diye sundu. Saygı Öztürk ve Yenerer’e Türk Kamuoyunun aydınlatılması ve Ergenekon saçmalığının ne olduğunu sundukları için teşekkür etmek borcumuz oldu.
   Fakat orada ibret verici bir ifadeyi Saygı Öztürk son yayınladığı kitaptan okuyunca tüylerim diken diken oldu. O ifadelerden birisi şu: Ergenekon Tutuklularından Levent Göktaş’ın  gözaltına alınıp tutuklandıktan sonra PKK’nın internet sitesinde Levent Göktaş için "Evine hoş geldin Levent Göktaş" ifadesini yazmışlar. İşte bakın ve gerçekleri biraz daha net görün. İkinci ifade de Özel Harekat subayının "Keşke şehit olsaydım da bunu görmeseydim" acı sözleridir.
   Bu subay ki, Özel Harekata komutanlık yapmış, defalarca ölümlerden dönmüş, ölmemiş ama ölmekten daha kötü edilmiş ve hizmet ettiği devlet tarafından Ergenekon örgütüne üye olmaktan içeri atılarak PKK’lı hainlerin alay konusu edilerek "Evine hoş geldin Levent Göktaş" ifadesi ile öç alınmıştır. Şimdi size soruyorum Ergenekon ne imiş ve sonuç da kimlere hizmet etmiş, kimler sevinmiş, kimler "Keşke şehit olsaydım da bunu görmeseydim" diyerek hayıflanmıştır.
   Vedat Yenerer’in anlattıklarını ibret ve hayretler içinde dinledim. Neler neler anlattı ve Türk Polisinin kimlere hizmet ettiğini, neler yapıldığı, ruhsatlı silahların savcılar tarafından ruhsatını göstermelerine rağmen nasıl ruhsatsız silah olarak kayıtlara geçererek bu insanların ne bahanelerle tutuklandıklarını ibretle dinledim.
   Bir de antika eser olan  atmaya mermisi bile hiçbir yerde bulunmayan bir silahın nasıl Vahim silah olarak kayıtlara geçirildiğini, nasıl belge ve bilgi tahrifatı yapılarak insanların tutuklandıklarını hayretler içinde dinledik.
   Şimdi sakın bir yanlış anlaşılma da olmasın. Ergenekon örgütüne üye olmaktan tutuklanan, gözaltına alınanlardan suç işleyenler varsa, olmuşsa bunların cezalarını çekmelerini elbette biz de millet gibi istiyoruz. Ancak vatansever, hükümete karşı olan, Atatürkçü, Milliyetçi, Vatanperver, vatana canı pahasına hizmet etmiş askerlerimizin, Generallerimizin de hırpalanmasına, isnatsız ve suçsuz yere aylarca  hapishane köşelerinde bekletilmelerine de hiç bir vicdan sahibinin gönlünün razı olması düşünülemez.
   O zaman şunu açıkça söylemeliyiz:   Türk Milleti böyle dönemleri çok görmüş ve yaşamış bir millettir. Kahramanlarına da hainlerine de gereken karşılığı vermesini bilmiş ve bilecek kadar şuurlu bir millettir. Bu yapılanlar da tarihe kara leke olarak geçecek bir zillettir.
   SON SÖZ: Hainler cezasını, kahramanlarda layık oldukları gönüllerde yerlerini alırlar ve ilelebet unutulmazlar… 
Kategoriler
İnternet Dünyası Makale Yazıları - Yarışma Teknoloji

YouTube’u Sansürleyen Zihniyet

YouTube Sansürü LogosuGüneydoğuya okul yaparız, öğretmen göndeririz; Hastane yaparız, doktor göndeririz. Irkçı-ayrılıkçı terör örgütü PKK ise, öğretmenleri öldürür okulu yıkar, doktorları öldürür hastaneyi yıkar, işçiyi öldürür fabrikayı yıkar. O zaman ne yapalım? Tekrar okul yapıp, tekrar öğretmen göndermeyelim de, çocuklar cehalet içinde yaşayıp, bölücülere militan mı olsun? Tekrar hastane yapıp, doktor göndermeyelim de, terör örgütü istediğini mi elde etmiş olsun? Tekrar fabrika yapmayalım da, oradaki halk işsiz kalıp terör örgütünün kucağına mı düşsün? Pes mi edelim? Tabii ki hayır! Bölücü terör örgütü PKK’nın istediği de zaten bu! Bu oyuna gelmemeliyiz!

Artık teknoloji gelişti, teknolojiyle birlikte internet de değişti, gelişti. YouTube adıyla bir video paylaşım sitesi ortaya çıktı, dünya çapında popüler oldu. Bölücü terör örgütü, güneydoğuda izlediği politikanın aynısını sanal dünyada da uyguluyor; YouTube’a, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suç oluşturacak videolar yüklüyor. Bu videoları yüklemekteki amaçları, propaganda yapmak değil, mâlum sitenin kapatılmasına sebeb olmaktır! Güneydoğuda, bir daha öğretmen gelmesin diye öğretmenleri öldürmeleri ile, YouTube kapatılsın diye, YouTube’a yasadışı video yüklemeleri arasında pek bir fark yoktur! YouTube’u sansürleme zihniyetiyle, “Öğretmen göndermeyelim, teröristler öldürüyor” şeklinde düşünme zihniyeti arasında hiçbir fark yoktur! YouTube’u kapatmak, terör örgütüne istediğini vermektir!

Bu soruna başka bir formül bulunmalıdır. Eğer başka bir formül bulunamıyorsa, sansürleme hiç uygulanmamalıdır. O videoların yayında olmasındansa, YouTube’un sansürlenmesi halkımıza ve dolaylı olarak da devletimize daha fazla zarar vermektedir.

Bir YouTube yöneticisi, Türkiye Cumhuriyeti Devletinden, kendilerine bu konuda herhangi bir rica ya da istek gelmediğini söylüyor! Buradan da sansürcülerin, ne kadar basit bir şekilde, hiç sorunu çözmek için uğraşmadan, direk sansürleme yoluna giderek, milyonlarca kişinin hakkını çiğnediklerini, halkı hiç düşünmediklerini anlıyoruz. En azından YouTube yöneticileriyle konuşarak, bu sorunun çözümünde onlarla iş birliği yapmaları gerekirdi! Eğer onlar sıcak bakmazlarsa, YouTube’un yayın yaptığı, videoların barındığı ülke ile devlet düzeyinde iletişim kurmak, yasadışı videoların bildirilmesiyle derhâl silinmesini sağlamak en mantıklı çözüm olsa gerek. Yine çözüm bulunamazsa, sadece yasadışı videoların bulunduğu sayfaların engellenebileceği, sitenin diğer sayfalarının ulaşılabilir olabileceği bir mekanizma kurulsun hiç olmazsa! Komple sansür, en son çare olarak bile kullanılmamalıdır!