Kategoriler
Kişisel makaleler Şuan Düşündüklerim

Kolik

Son yıllarda iyice ülkemizin televizyon izleyici kitlesi arttı. Bu da yetmezmiş gibi yeni teknolojiler Ipad’ler Iphone’lar ülkemize yavaş yavaş gelmeye başladı.
Bunun iyi etkileri olmakla beraber kötü etkileri çok fazladır. Artık yeni çocuklar 5-6 yaşlarındaki çocuklar bisikletleri bile olmadan cep telefonları bilgisayarları var çocuklar artık sosyal hayattan çok internet hayatından bahsetmekte. Televizyonlarda onlarla rekabete girerek eğlence programları, çizgi filmlerle dolu, haber saatleri çok az ,insanların olan bitenden hiçbir haberi yok. bu durum da beni üzmekte.
Anlatmak istediğim olayın herkes zaten farkındadır. Ben sadece ilk yazımı kolay bi girişle tamamlamak istedim yeni yazılarım olacaktır. İyi günler dilerim

Kategoriler
Günlük hayat iletişim Toplumsal Konular

Televizyon Etkisi

Moda olan deyimiyle, bilgi ve enformasyon çağında bulunuyoruz. Teknoloji ilerliyor. Birçok şeyi artık daha kısa sürede, daha hızlı, daha kolay yapabiliyoruz.

Aslında, müthiş bir iletişim aracı olan insanı eğitmede; bilinçli, kültürlü, ,inançlı kılmada, iyi olana yöneltmede dengi bulunmaz bir alet olan televizyon cihazı şu haliyle insanlığın beynini ve kalbini hedef almış bir silah, düşman elinde bulunan bir bombardıman aracı gibidir.

Daha önce de belirttiğim üzere televizyon 20. Yüzyılın en önemli teknoloji buluşlarından biri hatta en birincisidir. Onun müthiş gücü elbette tartışılmaz ve hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Fakat bizim için önemli olan o müthiş gücün hangi yönde ve ne işlerde kullanıldığıdır.

Televizyon Türkiye’de yayına girdiği yıllardan itibaren (1970’li yıllar) müthiş bir hızla yayılmaya başladı. Beş-altı sene gibi kısa bir süre içinde TV’siz ev nerdeyse kalmadı. Ardından renkli TV üretimi başladı ve sadece tüketmeye alıştırılmış toplumuzda renksiz televizyonlar kötü görülmeye başladı, yok fiyatına hurdacılara satıldı. TV teknolojisinin de bu şekilde hızlı gelişmesiyle birlikte yayın saati ve kanal sayısında da önemli bir artış meydana geldi. Televizyonun ilk izlenmeye başlandığı yıllarda günde bir-iki saat yayın yapılırken artık özel TV kanalları 24 saatin tamamını işgal ediyorlar.

Ev, hastane, kahvehane, lokanta vb. her yerde TV var. Öyle görünüyor ki bu sihirli kutu sayesinde ‘televizyon nesli’ diyebileceğimiz bir nesil üretildi. TV yayınlarına baktığımızda; yarışmalar, kadın programları, haberler, diziler, eğitimler vs. vs. vs. dediğim gibi yayın 24 saati dolduruyor. Ama şöyle bir gerçeği göz ardı etmemek lazım. Yayınlanan yarışma programlarına baktığınızda, yabancı ülkelerde yayınlanmış yarışmalardan kopya edilmiştir. Öyle kopya edilmiştir ki biraz dikkat ile incelerseniz sunucuların kurduğu cümlelerin bile aynı olduğunu göreceksiniz. İşte bu şekilde üretimden de uzaklaşıyoruz.

İngiltere, Fransa vb. gibi Avrupa toplumları televizyonun çıkmasından önce kitap okuma çağını yaşamışlardı. Türkiye ise kitap çağını yaşamadan ve idrak etmeden TV’ye yakalandı. Türk toplumu, medya rüzgarı sayesinde kitap okumayan, kitap bir tarafa hiçbir şey okumayan bir toplum haline geldi.

İnsan beyninin misyonu olan tefekkür, fikir üretme, görüş beyan etme elbette ilimle, bilgiyle, kitap okuma alışkanlığıyla çok yakından alakalıdır. Yani kültürsüz, bilgisiz, kitapsız, fikirsiz ve kritersiz bir toplum ile yetkin ve yetişkin toplumların ve fertlerin televizyona bakması ve ondan etkilenmesi arasında çok fark vardır. Çünkü kültürlü ve anlayışlı kesim hiç değilse doğruyu yanlışı birbirinden ayırır ve içinden de olsa reddetmesini bilir. Yanlışı görür ve en azından ona tepki gösterir. Birinci kesimde ise bu kadar çok hassasiyet dahi bulunmaz.

Bir de ‘televizyon nesli’ dediğimiz nesle bakalım. Büyüklerimizin ‘yeni nesli başka’ vb. sözlerini hepimiz duymuşuzdur. Evet yeni nesil sizin deyiminizle başka. Ben bu noktada suçu büyüklerde yani anne ve babalarda arıyorum. Çünkü biz artık çocuklarımızı TV karşısında yemek yedirir olduk. TV karşısında çocuğun, algıladıklarını seçme, ayıklama ve değerlendirme zamanı yoktur. Böylece hayal ile gerçeği ayıramaz ve her şeyi gerçek zanneder.

Yine büyüklerimizin hayatlarını dinlediğimizde altı yaşlarında çobanlık yaptıklarını, 12 yaşlarında büyük şehirlere gidip çalışmaya başladıklarını söylerler. Yeni nesil çocuklara baktığımızda 10 yaşındaki çocuk bakkala bile tek başına gidemiyor.

ABD Pediatri Akademisinin ve Türkiye’deki çeşitli kuruluşların yaptığı araştırmalara göre bir çocuk haftada ortalama 25 saatten fazla televizyon seyrediyor. 18 yaşına gelinceye kadar ise 15 bin saat yani 3 yıl sürekli televizyona bakıyor. Bu süre içinde 1 milyondan fazla reklam, haftada 150 cinayet, 160 cinayet girişimi ve birkaç toplu katliam görüyor. Bu cinayet sayısı 18 yaşına gelinceye kadar 15 bini buluyor. TV, çocuğu çok kolay etkiler ve onda kalıcı izler bırakır. Bu sebeple TV çocuğu tek yönlü etkiler, düşünmesine fırsat vermeden, onu egemenliği altına alır.

Bilinçli bir TV seyredicisi olmak dileğiyle…..

 

 

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat iletişim Sağlık

Televizyon Sektörü Nereye Gidiyor ?

  Artık 21.yy’ın vazgeçilmez eğlence merkezi , hepimizin de bildiği üzere ; o şekilden şekle sokulan büyük kutular yani diğer bir adıyla ‘Televizyon’dur . Amerikalılar bu durumu önceden sezmiş olacaklar ki bu alete ‘ aptal kutusu ‘ adını vermişler .Eminim John Baird’te bu duruma geleceğini bilse icad etmeyi bir kez daha düşünürdü.

  Televizyon icad olduktan sonra bir çok filozof ; ” Bu saçma kutuya kim saatlerce bakar ki ? ”  tarzında ithamlarda bulunmuştu . Fakat günümüzün gelişen teknolojisi , televizyonların artık her şekle girebildiğini kanıtlamıştır . Televizyon’un yapısal olarak gelişmesiyle birlikte bir çok iş sektörü de doğmuştur . Kanallar arası rekabet , reklamlar , para hırsı , kazanma içgüdüsü -ki insanların asla yenemeyeceği bir duygudur- gibi gelişmeler televizyon sektörünün belirleyici etkenleri olmuştur .

  Hangimiz yorgun argın bir şekilde işten ve ya okuldan geldiğimizde bir elimizde çerez diğer elimizde kumanda , televizyonun tadını çıkartmak istemeyiz ki ? Fakat bu son yıllarda pek mümkün olmamaya başladı . Yanlış anlaşılmasın bunun televizyonun kendisi ile doğrudan bir ilgisi yok . Gösterilenler ile ilgili birşey bu . Hele şu son günlerde yaygınlaşan evlilik programları , 4 saate varan ve hiç bir adaleti olmayıp sadece şansa dayanan yarışma programları , ne idüğü belirsiz kendini komik zanneden bir grup topluluğun bazı sanat dallarını kullanıp halkı sömürmesi , Uzun uzadıya giden reklam kalabalığı vb. şeyler insanı son dönemlerde televizyondan soğutmaya başladı .

  Bazı kesimler televizyonu son derece gereksiz bulurlar . Hayır ! Aslında bu düşünce biçimide yanlış . Günümüzün en hızlı ve en güvenilir -magazin hariç- haberleşme yollarının başında gelir . Fakat dediğim gibi para hırsı ve reyting kavramı bu güzelliğe gölge düşürmeye yetmiştir.

  Eski toprakların anlattığı günleri gözümün önünde canlandırdıkça televizyondan bir adım daha uzaklaşmış hissediyorum kendimi . ” Ah o eski günler … ” diye başladımı yaşlı birisi, oturup dinlemeyi ; televizyon izlemeye tercih ediyorum . ” Bizim zamanımızda televizyon mu vardı ” işte bu cümlede bu kararımı kesinleştiriyor . Önceden bütün aile fertleri akşam oldumu toplanıp, yiyecek içeceklerini temin edip başlarlarmış muhabbete . Akşamları evimde bakıyorumda kimse kimseyle bir iki dakika bile muhabbet etmiyor . Kumanda ve kanal kavgalarıda cabası .Halbuki izlenecek şey çok az . Fakat bu kavganın sebebini hala anlamış değilim .

  Televizyon halka açık ve ulaşılması en kolay medya aracı olduğu için reklamlarda en çok burada veriliyor . Artık neredeyse herşeyin bir reklamı mevcut . Bizde oturup gözümüzü ayırmadan , günümüzün büyük bir kısmını ayırıp saatlerce onları izliyoruz . Hatta izlemekle yetinmiyoruz , inanılmaz bir şekilde etkisinde kalıyoruz . Bunun bir çok örneği bulunmakta . Özellikle okullarda , mafya dizilerinden etkilenen çocuklar.. Kendilerini o karakterlerin yerine koyup onlar gibi davranıyor .

  Bilim adamlarının yaptığı bir araştırmaya göre , televizyonu ne çok uzaktan ne de çok yakından izleyecekmişiz .Fakat hangimiz buna uyuyoruz ki ? Bir çoğumuz adeta televizyonun ekranına yapışıyoruz. Özellikle sevdiğimiz diziler çıkınca kendimizi kaybedip o karakterlerle konuşuyoruz bile .

  Eğer biz kaliteli , eğitici , öğretici ve bize birşeyler kazandıran programları izlersek ; televizyonun yararı büyük . Ama televizyon ekranına yapışıpta , dizi karakterleriyle konuşmaya devam edersek halimiz vahim .
 
Kategoriler
Ev Elektroniği Günlük hayat Teknoloji

Televizyon ve Zararları

i100161_televizyon-grafik2

Televizyon, günümüzdeki kitle iletişim araçlarının en etkilisi olan araçtır. 20.Yüzyılın en büyük icadı olarak tarihe geçmiştir. Güncel olayları takip etme, film ve diziler ile sosyal faaliyetler, genel kültür kazanma gibi çok büyük yararları olduğu gizlenemez fakat dikkat edilmemesi durumunda zararlara da yol açan bir araçtır.
Televizyonun Bireysel olarak zararlarını saymak istersek ;

– Büyüme ve Gelişme dönemindeki çocukların televizyon karşısında aşırı zaman geçirmesi durumunda sosyalleşme, bireyselleşme yönleri yetersiz kalır. Çocuklar Televizyon karşısında değil sevgi, saygı ortamında yetiştirilmelidir.

– Magazin programları seviyesiz eğlence kültürü kazandırıyor. Bu durumda insanların argo konuşmaya alıştıklarını görüyoruz.

– 3-7 yaş arasındaki çocuklar Tv’den gördükleri sahneleri somut olarak algılar. Örneğin Spider Man gibi uçabileceğini sanırlar. Bu durumda da bu olayı denemek istemesi kaçınılmaz olur ve çok büyük acılar ortaya çıkabilir. Ayrıca gözlerinde de sağlık sorunları çıkabilir.

– Televizyon’da Ticari amaçlı dönen reklamlar insanların yanlış bilinçlenmesine yol açıyor.

– Şiddet Televizyon’da sıradan bir olay gibi görülmeye başladı bundan dolayı da Şiddet kullanan insanlar yetişiyor ve artıyor.

– Günde 4 saatten fazla Televizyon izlemek aşırı kiloya neden oluyor.

– Çok fazla Televizyon izlemek Enerji kaybına da yol açar.

Günlük Kendimizi Eğitecek kadar, Mesafeyi koruyarak, Aşırı bağlanmadan Televizyon İzlemeye Dikkat Edelim..

Sevgi ve Saygılarımızla..