Kategoriler
Deneme Yazıları Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat iletişim İnternet Dünyası Kişisel makaleler Toplumsal Konular Türkiye üzerine

DEVRİMCİ DAMAR!

DEVRİMCİ DAMAR!

Türkiye faşist işbirlikçilern devleti, görünmez yüzünü çıkartmasıdır sorun. Eskiden böylemiydi.  Atatürkten sonra gelişen faşist hareket, solun gelişmesine göre bin kattı neredeyse.  Televizyonu, öğrendiler en nihayetinde, oyalamayı öğrendiler. sol ne mi yaptı. elindekiyle yetinip direnmeye çalıştı.Nemi yapabilirdi? Elindekiyle yetinip direnebilirdi elbette. Sol ne suçludur nede hatalı. Örgütlenmeyi zorlaştıransa solun bölünmesiydi. Parçalara ayrılmadan önceyse, küçülme yaşandı. Sol küçülüyordu. Yetmişlerdeki sorunlar, aileleri çocuklarına sol’u kötü öğretmelerine sebeb oldu. Daha sonrada sol bölündü. Bu sefer herkez kendi solunu geliştirmeye, örğütlemeye çalıştı. Sağda partililerini böldü tabii. Eskiden devlet bariz yapıyordu herşeyi. Sadece kelime oyunlarıydı insanları uyutan. Şimdi sağ, solun en ufak direniş göstergesinde bastırıyor direnişi. Büyüyen, Gelişen Türkiye diyerek ülkeyi uyutan tayip, Büyüyen Gelişen faşizm başlığını saklayarak uyutuyor ve tam kalbinden vuruyor Müslüman Türkiyeyi. Din! Din insanların kalp damarıdır. Ne geçmiş kalır insanların aklında nede gelecek. Eskiden Atatürk vardı. İnsanlar atam diyerek direniyordu en azından.  Şimdi ise Din var. İki tane cami yaptırıp vergi yükseltiyor. İnsanlarda öbür dünya korkusuyla, direnişe dur diyor ve susuyor. Susmayı bırak, birde hoşlarına gidiyor milletin.  Oylarını esirgemiyorlar hiç. Büyüyen, Gelişen değil, Gerileyen, Yobazlaşan, Mallaşan Türkiyede ne Marksistlerin, ne kemalistlerin, vs, sesi çıkıyor. Tek ses çıkaran yobaz halk oluyor. Tayip’e secde ederek. Duygusal Sol! Duygusal sol derken, derrimci damarda diyebiliriz. Eskiler devrimci damarlarıyla bir yerlere gelebildiler, ancak onlar toprağa karıştıklarında, Türk solu hiçliğe sürüklendi adeta. 1999’da Komünist Partisi üye sayısı sekisyüzken bugün yirmibin kişiye yükselmiştir. Ancak bu sayı eski Devrimci damarı sağlayamamıştır. Bunun bir numaralı örneği, 2009 1 mayısında, Taksimde sadece komünistler değil, Sendikalar işçi sınıfları gibi bütün kurum ve kuruluşların toplam, bin yada ikibin insanın Taksime çıkabilmiş olmasıdır. Üstelik 1977’de ! mayıs Günü (kanlı 1 mayıs) tam beşyüz bin işçi, Taksimdeydi.

Yani türkiyede sol, eski gücünü toplamayı başarsada, eski devrimci damarını kazanması çok zordur.

Kategoriler
Genel Konular Makale Yazıları - Yarışma Seminerler

Milli Duygulardan Yoksunluk

Milliyetçiliği herkes kendi bakış açısına, görüşüne ve düşüncelerine göre farklı şekillerde yorumluyor. Ancak herkesin hemfikir olduğu tanım; “Milliyetçilik, bir kişinin, kendi kaderini samimi bir şekilde, içinde bulunduğu milletin kaderine emanet etmesidir” tanımıdır. Bu nedenle, milliyetçi bir kişi, kendi milletinin çıkarlarını, diğer milletlerin çıkarlarından önde tutar. Aynı şekilde kendi milletinden olan bir kişiye, diğer milletlerden olan kişilere göre ayrıcalıklı davranabilir.

Örneğin; Bir geminiz var, denizde yolculuk ediyorsunuz. Denizde boğulmak üzere olan iki kişi var. Birisi sizin milletinizin bir ferdi, diğeri ise başka bir milletten. Böyle bir durumda, kurtarma önceliğini kendi milliyetdaşınıza veriyorsanız, siz bir milliyetçisiniz. Kendi milliyetdaşınızı kurtardıktan sonra, diğer kişinin milliyetini sevmediğinizden dolayı, ölüme terkediyorsanız siz bir ırkçısınız, faşistsiniz. Burada, milliyetçilik ve ırkçılık kavramlarını birbirinden ayırmamız gerekiyor. Milliyetçilik, kendi milletini üstün görmek değildir, kendi milletine ayrıcalık göstermektir. Irkçılık ise kendi milletini üstün görmek ve diğer milletleri küçümsemektir.

Peki kendi milletine ayrıcalıklı davranmak ne kadar etiktir? Milli duyguları olmayan bazı kesimlerin görüşlerine göre, kendi milletine ayrıcalıklı davranmak anlamsızdır. Onlara göre, bir tesadüf eseri Türk olarak doğduk, başka bir ırktan dünyaya gelseydik, Türk Milletinin geleceği bizi ilgilendirmiyor olacaktı. Onlara göre, şuanki bir Türk Milliyetçisi, Slovak Milletine mensup olarak dünyaya gelseydi, Slovak Milliyetçisi olacak, Slovak Milletine ayrıcalık gösterecek, Türk Milleti onun için hiçbir şey ifade etmeyecekti. Bu nedenle, onlara ‘Milliyetçilik Duygusu’ saçma geliyor. Onlara saçma gelen bu gerçeğin, saçma olduğunu kanıtlamaya çalışmak için de işte bu Slovak-Türk örneğini kullanıyorlar.

Ancak bu düşünce tamamen yanlıştır! Bu düşüncenin yanlış olduğunu, ‘aile’ benzetmesiyle kanıtlayabiliriz!

Örneğin; Bir geminiz var, denizde yolculuk ediyorsunuz. Denizde boğulmak üzere olan iki kişi var. Birisi sizin ailenizin bir ferdi, örneğin anneniz. Diğer kişi ise tanımadığınız birisi. Böyle bir durumda ne yaparsınız? Ailenizden olan kişiye öncelik ve ayrıcalık tanımaz mısınız? Diğer kişiyi kurtarmak için, ailenizden olan kişiyi kurtardıktan sonra, çabalamaz mısınız? Bunun neresi saçmadır? Böyle bir durumda; ‘Ben tesadüf eseri bu anneden dünyaya gelmişim, eğer farklı bir anneden dünyaya gelmiş olsaydım, şuan bu kadının ölmek üzere olması benim için hiçbir şey ifade etmeyecekti, bu nedenle, bu kadını diğer insanlardan ayrı bir yerde tutamam, öncelik ve ayrıcalık tanıyamam’ diyebilir misiniz? Diyemezsiniz! Ancak, sadece uzayda yer kaplayan bir cisimden ibaretseniz, duygularınız ve vicdanınız yoksa, bu şekilde düşünebilirsiniz, o zaman size söyleyecek sözümüz yok. Ancak, duyguları ve vicdanı olan bir insansanız, ailenizi, diğer insanlardan üstün saymasanız bile, onlara ayrıcalıklı davranmanız normaldir. Bu ne kadar saçma ise, kendi milletinizi, diğer milletlerden ayrıcalıklı saymak da o kadar saçmadır.

Aynı şekilde, ‘Türk Milleti, fakirleşsin, cahilleşsin, esir olsun, teslim olsun, bana ne? Ben bu dünyaya -insan- olarak geldim, başka bir milletten dünyaya gelseydim, umrumda olacak mıydı? Hayır. Bu nedenle şimdi de umrumda olmamalı’ diyebilen insanlara soruyorum; ‘Benim ailem, fakirleşsin, hayatı dert ve cefa içinde yaşasın, bana ne? Ben bu dünyaya -insan- olarak geldim, başka bir anne-babadan dünyaya gelseydim, umrumda olacak mıydı? Hayır. Bu nedenle şimdi de umrumda olmamalı’ diyebilir misiniz?

Aile-millet benzetmesini beğenmeyenler, bu benzetmeye de hemen bir antitez oluşturuyor. “Annemiz bizi dokuz ay karnında taşımış, babamız bizim için gecesini gündüzüne katmış. Onlara bir vefa borcumuz var. Bu yüzden ailemizi, diğer insanlardan ayrıcaklı görmemiz normaldir, millet kavramı için aynı şeyi söylemek mümkün değildir” diyen kişiler hiç mi tarih okumuyor? Atalarımız Çanakkale’de bizim için savaşmadı mı? Asırlar boyunca, milyonlarca kahraman bizim için canını feda etmedi mi? Onlara karşı bir vefa borcumuz yok mu peki? Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, tüm hayatını bizim bağımsız yaşayabilmemiz için feda etmedi mi? Atatürk’e de hiç vefa borcumuz yok mu? Yakın tarihimize bakacak olursak; Biz evlerimizde, yataklarımızda huzurlu uyuyalım diye, otuz bin milliyetdaşımız canını vermedi mi? Onlara hiç mi vefa borcumuz yok?

Velhasıl, ‘Milliyetçilik Duygusu, saçma bir olgudur’ diyen insanlar, kötü niyetli insanlar değillerdir, ancak yanlış düşünmektedirler ya da yanlış düşündürülmektedirler ve vakit kaybetmeden bilinçlendirilmelidirler.