Kategoriler
Genel Konular

Siyaset ve Dava Adamlığı

İki faklı kavram siyaset ve dava. Ne yazık ki çok zaman birbirine karıştırılmakta ve özellikle ilgililer için övgü manasına gelecek şekilde ‘İyi bir siyaset adamı’ veya ‘İyi bir dava adamı’ gibi sıkça kullanılmaktadır.

 

Böyle düşünenlerin siyaset ve davaya anlayışlarının aynı olmasındandır. Oysa siyaset ve dava gibi siyaset adamlığı ile dava adamlığı da birbiri ile ilişkili gibi düşünülse de farklı anlamları içermektedir.

 

Dava sözcüğü: ‘‘ İleri sürülerek savunulan düşünce, ülkü, ideal.’’ Siyaset ise: ‘‘Devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış.’’ Diğer bir anlamı ise: ‘‘Çıkar sağlamak amacıyla yapılan kurnazca davranış.’’

 

Tanımlardan da anlaşılacağı gibi siyasetin davası, davanın siyaseti olmaz. Dolayısıyla siyaset adamının davası, dava adamının da siyaseti olamaz. Günümüz Türkiye’sinin siyaset anlayışına ve uygulanışına bakıldığında bunu daha net olarak görebiliriz.

 

Dava adamlığı ülküsüz, amaçsız, ilkesiz, kişiliksiz, karaktersiz, kimliksiz olmaz. Savunduğu veya ortaya sürdüğü düşünceyi ölümüne tavizsiz savunur. Çıkarcı bir düşünceye sahip değildir. Davanın siyasetle yürümeyeceğini bildiğinden, siyaset ilgi alanı dışındadır. Dava adamı hataya düşüp siyasetle ilgilendiği zaman ister istemez taviz verir duruma düşer ve davasından ödün vermek zorunda kalır ki dava adamı konumundan siyaset adamı konumuna geçmiş olur.

 

Dava adamı her türlü çileye, eziyete, sıkıntıya katlanır ve ödenmesi güç bedeller öder, yönetme gibi bir kaygısı yoktur. Siyaset adamı ise bedel ödemek için değil kazanmak için vardır, yönetmek için vardır, çevre edinmek için vardır, kendini ispat etmek için vardır.

 

Yine günümüz siyaset anlayışına baktığımızda siyaset adamlarının çalışma ve amaçlarının neler olduğunu, nasıl bir hizmet anlayışına sahip olduklarını, yönetir duruma geldiklerinde nasılda değişime uğradıklarını ve bir türlü benliklerinden kurtulamadıklarını görüyoruz.

 

Dava adamı davasına, siyaset adamı ise günlük siyasete odaklıdır. Dava adamı sayılarla ilgilenmezken ve davasını tek başına da yürütme çabası güderken, siyaset adamı sayısal çoğunlukla ilgilenir.

 

Siyaset adamında koltuk kaygısı veya düşüncelerini hayata geçirmede taraftar toplama kaygısı vardır ki bilye gibi eğimli tarafa yuvarlanma durumu gösterir. Hatta beslenmeye muhtaç yaprak gibidir ışık nereden gelirde o tarafa yönelir. Bir makam kapabilmek için olmadık oyunlar içine girebilir.

 

Savunulan veya ortaya konan davanın siyasi düşünce, siyasi yelpaze ve siyasi oyunlarla gerçekleştirilmesi mümkün olamayacağı için hem dava damlığı hem siyaset adamlığı olmaz. Herkes siyaset adamı olabilir ama herkes dava adamı olamaz.

 

Dava adamı ülkü adamıdır, fikir adamıdır. Üretendir, ortaya koyandır, yayandır. Siyaset adamında ülkü yoktur. Ülküsü olmayanın fikir üretmesi de mümkün değildir; hazır, ortaya sürülmüş fikirleri yarım yamalak siyasi hayatında uygulama istekleri olabilir ancak.

 

Geçmişte ve günümüzde yaşamış ve yaşayan örnek dava ve siyaset adamlarının yaşamlarına ve çalışmalarına baktığımızda siyasetin ve davanın asla birbiriyle ilgili olmadığını fark ederiz. İstisna olarak dava adamlarından siyasete girmiş olanlar veya siyaset yapmak durumunda kalanlar vardır. Bu şahsiyetlerin siyasete girdikten sonra nasıl bir değişim yaşadıklarını da inceleyebiliriz.

 

Dava adamı olmak, dava adamı kalmak zordur vesselam.

 

 

Osman Öcal

Kategoriler
Genel Konular

GEÇ GELEN ERGENLİK

Gece 12`den sonra sokakta kimler gezer biliyor musun sen? Kimler? Hırsız, arsız, uğursuzlar gezer. Kaç yaşındasın evladım sen “2(x)” baba. Bilmem kaç yaşına geldin o saatte dışarıda ne işin var. Arkadaşlarla takıldık bir şeyler yaptık baba. İçki mi içtin sen? Hayır, baba ne içkisi? Ne bileyim bu saatte gelen adamdan içki de beklenir. ‘Babanın önünde rakı kadehi ve görüldüğü üzere o saatte ev de oturan baba da alkol almaktadır. Yani dışarıda olmak ya da dışarıdan eve alkollü gelmek anormal bir durum olmasa gerek. Alkollü bir vaziyette çocuğuna bir şeyler anlatmak ya da kızmak var ya da alkolsüz sağlam kafa ile konuşmak daha dikkatli düzgün konuşmak var ve eğer ortada beğenilmeyen tasnif edilmeyen bir davranış varsa çocukta, çözüme ulaşmak sanırım sakinlikle sağlanır. Etrafınıza dikkatlice bakınız. Her gelen nesil bir öncekinden daha amaçsız, bir öncekinden sanki daha fazla bir şeylere vakit ayırmış ya da bir amaç uğruna uğraş vermişçesine, daha yorgun, bitkin, bezgin ve kaygılı.

Kaygı! Kaygı tehlikenin kol gezdiği karasuları gibidir. Kaygılar denizinde boğulmakta bazen muhtemel bir hal alabilir. Ya da kaygıların üstesinden gelmek birey adına sonu gelmez gereksiz bir güvendir. Nedir bu kaygılar? Gelecek, iş, aşk, aile, çocuk, borçlar vb. kaygılar.
Amaçsız nesil, amaçsız genç insanlar şu üste saydığım kaygılardan sadece bir tanesini taşıyanı ödüllendirmek gerektiğine inanıyorum bazen. Ama merak etmeyin durum o kadar vahim değil. Bu kaygıların bir kaçını taşıyanlar, sadece birini taşıyanlardan, şimdilik fazlalar.
Büyüyünce ne olmak istiyorsun sorusuna verdiği cevapla olduğu birbirine eşit kaç kişi var. Hayallerimizi ne kadar gerçekleştirdik, gerçekleştirebiliyoruz? Biz hayal kurmayı bilmiyoruz. Kurduğumuz hayali paylaştığımız kimseler hayal kırıklığına uğratıyorlar çünkü bizi. Neden derseniz? Nedeni gayet basit. Bir hayal kurarsınız ve o kurduğunuz hayal yanlış anlaşılır size denir ki boş boş hayal kurma! Oysa hayalin boşu dolusu olmaz ki, hayal boşuyla dolusuyla hayaldir. Hayal gerçekleşmek zorunda değildir. Gerçekleşebilir veya gerçekleşebilecek düşünceler planlar ve tahminler üzerine dayanır zaten. Fakat bizler ta küçücük çocukken tanışırız, boş hayaller dünyasının boş cümleleri, kelimeleriyle. Baba ben başbakan olacağım dersiniz, anne ben ülkenin en mükemmel dansçısı, tiyatrocusu, futbolcusu vb. dersiniz. Alacağınız cevap benim tahminim yüzde %70 boş hayal, %15 ol evladım, ol da bizi de kurtar ( esprili ya da küçümser tavırlarla ), geri kalanların cevaplarını söylemek hiç hoş olmaz. Demem o ki bizler hayalsiz bir nesille karşı karşıyayız. Hayali olsa, çaba olur. Zaten hayal de bir nevi amaç değil midir?

Kategoriler
Anketler Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular Türk Tarihi Türkiye üzerine

Terörün Gerçek Yüzü

İçinden çıkılamaz bir sürecin içerisine giriyoruz. Sözde kendini aydın olarak addeden birtakım yazarların, özerkliğe ışık yakarcasına yapmış olduğu konuşmalar, bölge insanının bunu yapmış olduğu yasal, yasa dışı gösterilerle göstermesi, batıya ve Ankara’ya vermiş olduğu mesaj istenilen talepleri açıkça belli ediyor. Gelin Kürt sorununu geniş bir açıdan ele alalım.

Birincisi bahsetmiş olduğumuz aydın kişiliklerin, bölge insanını fakir, hiçbir yardımdan nasibini alamayan vatandaşlar olarak anlatması, olayın ne kadar da tek taraflı düşündükleri ve ayrıca hizmet ettikleri grupların kim olduklarını açıkça gözler önüne seriyor. Oradaki aşiret düzeni var oldukça oradaki halk fakir kalmaya mahkumdur. Güneydoğulu bir vatandaşımızın batının herhangi bir şehrine gelip yerleşmesi, orada iş kurması veya patronluk mertebesine kadar yükselmesi onları ilgilendirmiyor da, artık onlar zaten bizim ellerinde biz daha yüksek oynamak istiyoruz tarzı düşüncelerini anlatmak istiyorlar da kıvranıp duruyorlar demokrasi, insan hakları, ve fakirlik edebiyatıyla. Üzülerek söylüyorum ki, bölge halkı teröre destek vermediğini yüksek sesle duyurmadıkça; ilçesinde, semtinde, sokağında yapılan taşlı, sopalı gösterilere bir dur demedikçe batıda yaşayan kitlelerin kafasındaki bölge insanı da ayrılmak istiyor düşüncelerinden sıyıramayacaklar. Ayrı bir devlet talep eden birtakım şahısların utanmayarak batının herhangi bir iline gelerek haklı olduklarını iddia etmesi, savaşı herkesten çok onların istediğinin açık kanıtı değil midir?

Pkk terör örgütünün yıllarca bölge insanına yapmış olduğu katliamlar silsilesi dahi, orada yaşayan halkın o örgütten nefret etmelerini sağlayamıyorsa, burada devletin izlemiş olduğu yanlış politikayı açıkça gözler önüne sermiyor mu? Öyle bir örgütten bahsediyoruz ki köyde yaşayan masum halkı çoluk çocuk demeden katletme gaddarlığını gösteren ve ardından bunu devletin askerine mal eden bir vahşi yapı.

Pkk terör örgütü, bildiğiniz üzere ilk başta bölge insanını korkutarak, onların örgüte doğrudan ya da dolaylı destek verme talebinde bulunmuştur. Buna kulak asmayan vatandaşlarımızı çoluk, çocuk, yaşlı demeden kurşuna dizmiş bunu yaparken de örgüt propagandası yapmaktan geri kalmamıştır. Oradaki devlet yanlısı vatandaşımızı batıya göç etmeye zorlayarak öncelikle bölgeyi tamamiyle kendi kontrolü altına almayı, kendi ideolojilerini benimseyen kitleler meydana getirmeyi hedeflemiştir. Başarılı olmuştur da. İkinci aşama, varını yoğunu elde avucunda ne varsa satıp büyükşehirlere binbir umutla gelen, masum insanları kendilerine piyon etmektir. Burada hayatlarını idame ettiren şehir insanının yaşam biçimlerini onlara göstererek, içlerine birkaç hain sokarak “Sizler neden böyle yaşamayasınız?, bizlere ayrımcılık yapıyorlar.” düşüncesini zor da olsa masum insanlarımıza kabul ettirmeyi başarmışlardır.

Elbette bunda devletimizin uyguladığı yanlış politikalarda etkili olmuştur. Göçle gelen kitlelerin şehrin ücra semtlerine saklanırcasına yerleşmelerinin ileride birtakım sorunlar yaratacağını ve kendi düzenlerini gelecekte kendilerinin sağladığı inancını taşıyacaklarını hesaba katmaları ona göre davranmaları gerekti. Üniversiteli bir genç olarak işsizliğin yaratmış olduğu boşluğu gördükçe, ailesine bir lokma kuru ekmek götürme amacı güden babaların içindeki derin boşluğu görmezden gelmek tamamiyle insafsızlıktır. Gayri meşru yollardan rant sağlamaya, uyuşturucu, gasp, kapkaç gibi işlere bulaşmalarını sağlayan, pkk terör örgütünün ta kendisidir. Böylece kendilerine yeni kazanç kapıları sağlayacak, batıda silahlı olmasa da güçlenene dek ekonomik olarak varlığını kanıtlamaya çalışacaktır. Yataklık etmeyi kabul etmeyen insanlar sindirilecek, hain olarak nitelendirilecektir. Sonuçta şehirlerin ortasında getto diye tabir edilen kurtarılmış bölgeler yaratılmıştır. Kendi ideolojilerini masum halkın sırtına yaslanarak idame ettirmek ve bunu sadece kendi halkı için yaptığı yalanını uydurmak konusunda da ne yazıktır ki gayet başarılı olmuşlardır. Bunun en büyük kanıtı terör örgütünün sözcülüğünü üstlenen partiye verilen halk desteği değil midir?

Bundan sonra ne yapılmalıdır? Üzülerek söylüyorum ki, olacakları seyretmek dışında yapabileceğimiz birşey kalmamıştır. Öyle ki terör yandaşlarına gösterilen tepkilerin faşistçe olarak nitelendirildiği, polis panzerlerine taş ve molotof kokteyli savurmanın hak arama olarak gösterildiği günlerden geçiyoruz. Terörist cenazelerinde atılan intikam sloganları, belediye araçlarının terörist cenazelerinde boy göstermeleri doksanlı yılların sıcaklığını aratmayacak cinstendir. O günlerden tek farkı terörün kendisini öyle ya da böyle siyasi zemine yerleştirmesi, sesini meclis salonlarından askeri olarak en yüksek rütbeye sahip olan Genelkurmay başkanımıza dahi tehdit savurma cesareti bulacak ortama kavuşmasıdır. Örgüt adına yayın yapan internet siteleri, terör örgütü liderinin içeriden yapmış olduğu iç savaş tehditlerini düzenli olarak duyurmaktadır. Buna rağmen ortada hiçbirşey yokmuş gibi davranarak milleti uyumaya yönelten zihniyetleri kınıyorum. Bunca şehit varken hiçbirşey olmamış gibi davranmak hiç kimsenin haddi olmamalıdır. Abd’ye terör örgütü liderleninin listesini sunmak veya verilen onca şehite karşı birkaç çapulcu cesedini övgüyle bahsetmek teröre karşı kazanılmış bir zafer olarak nitelendirilmemelidir. Ülkemizin Güneydoğu bölgesi ne yazık ki doksanlı yılların Kuzey Irak’ını anımsatmaktadır. Sırada belediye başkanlarının bir araya gelerek özerkliklerini ilan etmeleri vardır. Özerklik talep eden kişilerin, batıda yaşayan Kürt vatandaşlarımız için nasıl bir talepte bulunacaklarını geçen zaman gösterecektir. Öyle ki Mersin şehrinin en büyük belediyesini (Akdeniz Belediyesi) kazanmalarını siyasi zaferden çok etnik bir zafer olarak nitelendiren kişilerin varlığını düşündükçe, gelecek tahminini yapmak pek hayli zor olmuyor. Herkesin dikkatli olması gerek.

Siyasi kazançları uğruna, partilerinde bölücülük yapan kişileri barındıran partileri ayrıca kınıyorum. Bu ne yazık ki örtülü de olsa her partide mevcut. Terör örgütü başarılı olamayacağını düşündüğü illerde yandaşlarını, tamamiyle zıt düşüncede olan partilerin saflarına katılmaya iterek palazlanmalarını sağlamaktadırlar. Bunun böyle olmadığını görmek için aptal olmak gerekir. Türkiye Cumhuriyeti istihbaratının eminim ki, bu bahsetmiş olduğum konulardan haberi vardır. Eğer yoksa ne yazık ki istihbarat servisimizin yetersizliği konusundaki fikirlerim zerre değişmeyecektir. Birilerinin paketleyerek yolladığı terör örgütü liderini uçakla sağ salim Anavatana ulaştırmak başarı nedeni olarak gösterilmemeli, kimseler uyutulmamalıdır. Terör bitirilmelidir, götürüsü ne olursa olsun…

ANKET

[poll id=”5″]

Kategoriler
Türkiye üzerine

İsrail Vahşetine Verilecek Tepki Akılcıl Olmalı

Filistin’e insani yardım amacı ile yola çıkan gemimiz, İsrail askerleri tarafından hem de uluslararası sularda zorba bir şekilde durdurulmak durumunda kaldı. Ölen insanlarımız anısına yapılan gösteriler, İsrail aleyhine yapılan nefret dolu sloganların atıldığı mitingler. Türkiye şu günlerde zor günler geçiriyor. Saldırının gerçeklemiş olduğu gece, hem de Akdeniz bölgesinde Pkk terör örgütü tarafından ilk kez deniz kuvvetlerinin üssüne saldırması tesadüf eseri olarak nitelendirilemez.

Müttefik olarak nitelendirdiğimiz ülkeler dahilinde, birçok ülkenin politik strateji gereği bilindiği üzere Pkk terör örgütüyle somut olmasa da yakınlığı ve alışverişinin olduğu gerçeği önümüzde duruyor. Bu konunun varlığı bilinirken, bugün kalkıp ta İsrail ile savaş senaryoları üzerinde durulması abesle iştigal geliyor bana. Öyle ki insansız savaş uçaklarımızı bile temin ettiğimiz bir ülkeyle olası bir askeri karşılaşmadan söz ediyorsak. Bugün kamuoyunu yokladığımızda göreceğiz ki, insanlarımızın politik süreci bir kenara atarak, ülkemizin içinden çıkılmayacak derecede bir cehennem kaosuna sürüklenmesi ihtimalini hesaba katmadan kahramanlık senaryoları kurmaya başladığını görebiliriz. Ne yazık ki işler bu kadar kolay yürümüyor artık. Hele ki günümüz dünyasında. Ortadoğu’nun yaramaz çocuğu olarak nitelendirilen İsrail’in coğrafi olarak mahallenin ağabeyleri olarak nitelendirilen Araplara çektirdikleri göz önünde bulundurulduğunda, hiçbir Arap ülkesinde görülmeyen duygusallığın yarattığı karmaşanın vatanımızda yaratacağı zararlar aşikar. Elbette ki bölgenin ve dünyanın en saygın ülkelerinden biri olan Türkiye Cumhuriyeti mağdur konumunda bulunmaktadır. Uluslararası düzeyde, ki bana göre yetersiz kalan girişimler konunun netleşeceği şekli gözler önüne serecek.

İsrail özür dilememe konusunda gayet açık ve net. Yapılan saldırıyı meşru olarak nitelendirmek adına yaptıkları kamera çekimleri de bana göre bunun en önemli kanıtı. Bizim burada ki en büyük eksimiz ise, tamamiyle insani yardım amacıyla o gemide bulunan insanlarımızın eli silahlı askerlere sopalarla saldırmasıdır. Her ne kadar yapılan baskın haksız da olsa, olay uluslararası sularda vuku bulsa bile hatta insanımız meşru müdafaa haklarını kullanmış olsalar dahi. Bundan sonra yapılacaklar elbette ki merak konusu. İsrail’le askeri ilişkiler dahil her türlü ilişkinin kesileceği, arada oluşan bu uçurumun yıllarca kapanmayacağı senaryoları ortalarda dolaşıyor. Bizler ülkemizin dinamizmine, potansiyeline sonuna kadar güveniyoruz elbette. Bir askerine zarar geldiğinde bir ülkeyi yerle bir edecek düzeyde şiddete başvuran bir ülke karşısında, gerektiğinde dünyaya diz çöktürmeyi kafaya koyabileceğimiz gerçeğini elbette ABD, AB’nin yanı sıra tüm dünya biliyor. Fakat bizler yine de olayları mantık çerçevesinde değerlendirmeli, tespit ve önlemlerimizi ona göre almalıyız. Şu unutulmamalıdır ki Ermeni soykırımını tanımayan bir İsrail’in bu konuyu değerlendirmeye alması, Güney Kıbrıs’a filo göndererek Kuzey’de bulunan Türk askeri varlığını protesto edecek konuma gelmesi hiçbir şekilde yararımıza olmayacaktır…

Kategoriler
Genel Konular Güncel Haberler Kişisel makaleler Türkiye üzerine

Artık Siyasi Yorumlarımı Bırakıyorum

Aslında yeni başlamıştım yazmaya. Birkaç ay oldu. Ama siyaset bir okyanus.
Kaybolmamak için çok uğraş vermek lazım. Bir de edebiyatçının siyasi yazması doğru olmadığını
düşündüğümden siyasi yazılar yazmayı bırakıyorum. Onun yerine artık edebi yazılar yazmayı düşünüyorum.
Kendimi edebiyat alanında geliştirmeyi düşünüyorum. Sayısal çıkışlı olsam bile liseden beri edebiyata merakım olmuştur.
Bir türlü yazamamak kötü hissetmeme neden oluyor. Şimdi yazıyorum. edebi yazılar, öyküler, şiirler ve romanlar.
ilk romanımı bitirdim Allah’ın izniyle. Dikkatimi çeken edebiyat ile siyasetin bir gidemediği. İki ayrı dünyada yaşamak istedim,
fakat başarılı olamadım. Birini tamamlasam diğeri eksik kalıyor. Ben de bu saatten sonra bütün siyasi yazılarıma son veriyorum.
Umarım bu doğru kararım olur. İlk olarakta sizlere en son yazdığım şiirimi yayınlıyorum.

Gözyaşlarındaki Tebessüm

Ağlama boşuna
Dökme gözyaşı
İşte karşında duruyor
mezartaşı

Hep böyle mi biterdi
şiiler, şarkılar
ve de aşklar

Yoksa
başlangıç mıydı?
Gözyaşlarındaki tebessüm

Bir şey vardı
o da yalandı
Bülbülün güle
olan sevdası

Hani bin parçaya bölünsen
Yine söyleyeceğin
aynı şarkı.

Sensizlik kor gibi
yakarken beni
Yine dökeceksin
değil mi,
timsah gözyaşları.

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Kişisel makaleler Milli Görüş Toplumsal Konular Türkiye üzerine

7 Şehit Verdik. Kimin umrunda?

Bugün milliyet.com.tr de 7 şehit verdik haberini okudum. Genelde internetten haber okumaya çalışıyorum, televizyonu pek kullanmam. Ama önemli siyaset tartışmalarında, ülkeyi ilgilendiren konulardaki tartışma programlarını kaçırmamaya çalışırım. Bunlardan bir taneside 32. gün programı. Şuanda bakıyorumda gerçekten çok duyarsız kalıyoruz özellikle Türkiyede yaşayanlar. Ben yurt dışında olmama rağmen içim içime sığmıyor açıkçası. Özellikle Polislerle pkk yandaşlarının hergün tenis oynaması beni o kadar rahatsız ediyorki resmen polislerden nefret etme derecesine geldim. Ama etmiyorum, onların suçu değil diyorum. Yönetenlere vermişiz biz yularımızı bir kere, nereye gidin derse oraya yol alıyoruz.

Ne millet sesini çıkartabiliyor, nede hakkını arayabiliyor. Özellikle bu günlerde TÜRK bayrağı açmayın, pkk bayrağı açarsanız daha çok ilgileniyorlar sizinle. Ha varsa protesto edecekleriniz, alın elinize pkk çaputlarından çıkın sokağa başlayın bağırmaya, kimse bişey demez. Aman diyim Türk bayrağı açmayın, bazılarının KIÇINA batıyor çünkü.

Neden demez ?..

Şen hanki hakla Türk bayrağı açan gazilerimin, vatandaşlarımın elinden TÜRK bayrağını alabiliyorsun ? Sen Hangi ahval ve şerait içindesin ? pkk ibneleriyle tenis oynayacağına, süs bombası atacağına neden gitip onların elinde ki çaputlarıda almıyorsun ?

Neden ?..

7 şehit verdik bugün. Noldu? cenazeye gidip bir, iki bağıracakmısın? pkk kahrol mu diyeceksin? Yada Allahınızdan bulunmu? Demeyin.. Türkiyede olan biten bu rezilliğe dur demiyorsunuz, çıkıp Şehitlerin cenazelerinede gitmeyin. Onları yanlız bıraktınız pusu kurulduğunda, şehit olduktan sonra ne işiniz var orda? Daha önce neredeydiniz? O şerefsizleri içinizde barındırırken mesela?

Şehitlerin cenazelerinde kalabalıklaşan ey Türk evlatları, şerefsiz itoğlu itin evlatları sokakları ateşe verirken, polise taş atarken, kızlarımızı molotof ile yakarken evde dizimi izliyordunuz ? yoksa maç mı ?

Neyi bekliyorsunuz ?

Hadi ben yurtdışındayım elimden bu kadar geliyor, sadece yazmak. Siz olayların içindesiniz, neden birlik olamıyorsunuz ? illa birilerinin ölmesi yada sıranın karınıza, çocuklarınıza, kardeşinize gelmesinimi bekleyeceksiniz?

Bekleyin, bekleyin..

Hala öfkem bitmedi, milliyet.com.tr deki haberi yayınlıyorum, inşallah herkes aklını başına alır biran önce.
Reşadiye’de devriye görevi yapan jandarma timi, yoğun sisin görüş mesafesini düşürmesinden de yararlanan teröristlerin saldırısına uğradı

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Günün Tarihi Milli Görüş Toplumsal Konular Türkiye üzerine

PKK’lılara çiçekli karşılama

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Baydemir, PKK’lıları çiçek vererek karşıladı.

İmralı’da ömür boyu hapis cezasını çeken Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine Irak'taki Kandil Dağı ile Mahmur Kampı’ndan gelen PKK’lı 34 kişiden 4'ü Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı DTP'li Osman Baydemir’i makamında ziyaret etti. Baydemir, PKK’lıları kapıda çiçek vererek karşıladı.
Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’i, Kandil Dağı’ndan gelen 8 PKK'lı arasında bulunan grubun sözcüsü Mehmet Şerif Gençdağ ile Mustafa Ayhan, Lütfü Taş ve Vilayet Yakut, yakınlarıyla birlikte ziyaret etti. Baydemir, Kandil’den gelen PKK’lıları kapıda karşılayarak tek tek beyaz çiçek verdi. Belediye Başkan Vekili Ali Şimşek ile Meclis Başkan Vekili Hacı Haspolat’ın da hazır bulunduğu ziyarette konuşmalar da Kürtçe yapıldı.

Kategoriler
Dünya ülkeleri Genel Konular Günlük hayat Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Musibet-Nasihat ve çılgın Türkler

            "Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü…"    Böyle başlar devletimizin en üst makamında oturan cumhurbaşkanımızın yemini. Bu yemin, tarihin Türk ulusuna sık sık hatırlattığı nasihatin ifadesidir.

          Türklerin tarih sahnesine bir devlet teşkilatlanmasıyla ilk çıkışı Asya Hun Devleti ile olmuştur. Tarihi kaynaklar, bu dönemi, Türk boylarının ilk kez tek bayrak altında toplandığı, güçlü ve huzurlu bir dönem olarak anlatır. Bu güç, Çin ordusuna set çektirtti ama Çin’in ikilik çıkarışına güç yetiremedi. Bir millet, bir devlet kuzey-güney diye ayrıldı. Derken yıkım ve kıyım.

          Göktürk kitabeleri, Türk tarihi ile ilgili en eski yazılı kaynaklar olarak günümüze ulaştı. Bu kitabelerde, 7. ve 8. yüzyıllarda çok geniş coğrafyaya hükmeden Göktürk Devletini, yöneticilerini tanıyoruz. Ama derin bakan gözler, bu kitabelerdeki nasihatlerin farkına varabilirler.

          Ne var ki o büyük, o güçlü devlet, zamanın büyük gücü Çin Devletinin marifetiyle doğu-batı diye ikiye bölündü. Derken o musibet… Yıkım ve kıyım.

                Asırlar gelip geçerken Anadolu’nun derin bakan gözleri nasihat ediyordu. “Biz birleştirmek için geldik, ayırmak için gelmedik” diyen Mevlana gibi Yunus Emre bir şiirinde:

“Ben gelmedim da‘vâ için benim işim sevi için
 Dostun evi gönüllerdir gönüller yapmaya geldim” 

diyerek Anadolu halkına birliği, dirliği nasihat ediyordu. 

                   Cumhurbaşkanı forsundaki, tarihte kurulan Türk Devletlerini simgeleyen 16 yıldız, dönemlerinde Tarih semalarında parlamıştır; fakat acı olan "Çılgın" denen Türklerin, tarihleri boyunca benzer musibetler görüp yıkıma, kıyıma uğramalarıdır.

           Savaş meydanında kurşunun önüne atlamak, savaşta çokça can vermek çılgınlık değildir.  Çanakkale’de -menzilleri çok kısa oldukları için- düşman gemilerinin iyice yaklaşmalarını beklemek, beklerken sırayla can vermek, isyanlarda ayaklanmalarda binlerce kardeş kanı dökmek çılgınlıktır.  

           Bilişim Çağı denen günümüzde, tarihte yaşanan musibetleri görmemek, çağları aşan sesleriyle nasihat edenleri duymamak, aynı tarihi oyunla, aynı ikilik çıkarmalarla kardeşleri bölmek, parçalamak ve tek tek yutmak planlarına seyirci kalmak çılgınlıktır.     

           Musibetlerden çok acı çekmiş Türk ulusu, Türk genci Atatürk’ün hedeflerine en zor şartlarda bile umutsuzluğa düşmeden yürüyecektir. Büyüklerinin nasihatlerine uyarak…

         "Dünyada yapamayacağın hiçbir iş yoktur;Çünkü sen Gültekin gibi kahramanlar yetiştirmiş bir ulusun oğlusun! Bunu böyle gör,böyle dinle! Bayrağımızın rengi solmasın, Gölgelice kaba ağaçlarımız kesilmesin, ulusumuzun arasına ikililik girmesin, yurdumuza yağı ayak basmasın, ey büyük Türk Ulusu! (Göktürk Abidesi-Kültigin)

Kategoriler
Doğu Türkistan Günlük hayat Türkiye üzerine

Türkiye’de iç siyaset oyunları

Türkiye’de siyaset yapmak ciddi kişisel özellikler gerektirir ! Liderlik, ileri görüşlülük falan diyeceğimi sanıyorsanız kesinlikle yanılıyorsunuz.Türkiye’de siyaset yapmak Ali Cengiz oyunlarının başka bir adıdır.Siyasette baktığınız her 100 adamdan 97’si sahtekardır.

Neyse bu düz mantık değerlendimenin dışına çıkarak bir kaç analiz yapmak istiyorum.

Biliyorsunuz bir seçim atlattık 29 Mart seçimleri.İşte bu seçimlerde AKP ve CHP arasında ciddi tartışmalar oldu.AKP baktı ki oyları düşüyor çareler aramaya başladı.O ara İsrail , Filistine askeri birliklerini soktu.İşte olaylar burda başladı.Hemen Erdoğan amcamız Davos’ta kahraman kesildi, 1.Dünya Savaşın’da İngiltere ile birleşip bizi arkadan vuran Arapların hamisi kesildi.İsrail gibi bize teknolojik yönden önemli katkılar sağlamış bir ülke ile ters düştü.Neyse tamam araplar din kardeşimizdir , bu Tayyip şeriatçıdır normal karşılarım.Ama işte bugün SOYDAŞLARIMIZ Doğu Türkistan’da URUMÇİ bölgesinde katlediliyorlar ama bu şeriatçı efendi gıkını çıkarıyor mu ? Siz söyleyin en ufak bir tepki veriyor mu ?

Kategoriler
İnternet Dünyası Makale Yazıları - Yarışma Teknoloji

YouTube’u Sansürleyen Zihniyet

YouTube Sansürü LogosuGüneydoğuya okul yaparız, öğretmen göndeririz; Hastane yaparız, doktor göndeririz. Irkçı-ayrılıkçı terör örgütü PKK ise, öğretmenleri öldürür okulu yıkar, doktorları öldürür hastaneyi yıkar, işçiyi öldürür fabrikayı yıkar. O zaman ne yapalım? Tekrar okul yapıp, tekrar öğretmen göndermeyelim de, çocuklar cehalet içinde yaşayıp, bölücülere militan mı olsun? Tekrar hastane yapıp, doktor göndermeyelim de, terör örgütü istediğini mi elde etmiş olsun? Tekrar fabrika yapmayalım da, oradaki halk işsiz kalıp terör örgütünün kucağına mı düşsün? Pes mi edelim? Tabii ki hayır! Bölücü terör örgütü PKK’nın istediği de zaten bu! Bu oyuna gelmemeliyiz!

Artık teknoloji gelişti, teknolojiyle birlikte internet de değişti, gelişti. YouTube adıyla bir video paylaşım sitesi ortaya çıktı, dünya çapında popüler oldu. Bölücü terör örgütü, güneydoğuda izlediği politikanın aynısını sanal dünyada da uyguluyor; YouTube’a, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suç oluşturacak videolar yüklüyor. Bu videoları yüklemekteki amaçları, propaganda yapmak değil, mâlum sitenin kapatılmasına sebeb olmaktır! Güneydoğuda, bir daha öğretmen gelmesin diye öğretmenleri öldürmeleri ile, YouTube kapatılsın diye, YouTube’a yasadışı video yüklemeleri arasında pek bir fark yoktur! YouTube’u sansürleme zihniyetiyle, “Öğretmen göndermeyelim, teröristler öldürüyor” şeklinde düşünme zihniyeti arasında hiçbir fark yoktur! YouTube’u kapatmak, terör örgütüne istediğini vermektir!

Bu soruna başka bir formül bulunmalıdır. Eğer başka bir formül bulunamıyorsa, sansürleme hiç uygulanmamalıdır. O videoların yayında olmasındansa, YouTube’un sansürlenmesi halkımıza ve dolaylı olarak da devletimize daha fazla zarar vermektedir.

Bir YouTube yöneticisi, Türkiye Cumhuriyeti Devletinden, kendilerine bu konuda herhangi bir rica ya da istek gelmediğini söylüyor! Buradan da sansürcülerin, ne kadar basit bir şekilde, hiç sorunu çözmek için uğraşmadan, direk sansürleme yoluna giderek, milyonlarca kişinin hakkını çiğnediklerini, halkı hiç düşünmediklerini anlıyoruz. En azından YouTube yöneticileriyle konuşarak, bu sorunun çözümünde onlarla iş birliği yapmaları gerekirdi! Eğer onlar sıcak bakmazlarsa, YouTube’un yayın yaptığı, videoların barındığı ülke ile devlet düzeyinde iletişim kurmak, yasadışı videoların bildirilmesiyle derhâl silinmesini sağlamak en mantıklı çözüm olsa gerek. Yine çözüm bulunamazsa, sadece yasadışı videoların bulunduğu sayfaların engellenebileceği, sitenin diğer sayfalarının ulaşılabilir olabileceği bir mekanizma kurulsun hiç olmazsa! Komple sansür, en son çare olarak bile kullanılmamalıdır!