Kategoriler
Toplumsal Konular

Sinema mı yoksa tiyatro mu ?

Hangisi daha sanatsal ?
Sinemanın yapım aşamasında verilen emekler keza oyuncuların sanatsal ruhlarını ( jest,mimik vs.) ön plana koyması sadece sinema düşünüldüğünde sanatta dibe vurmuş bir dal olduğunu gösteriyor.
Peki ya tiyatro neden sinemaya karşı bu kadar güçlü bir rakip?
Yapım aşamaları,oyuncuların sanatsal ruhları,yetenekleri burada sinema ile birlikte ,aynı düzeyde yer alıyor.Ayrıldığı nokta ise bence :
Sinema, yapılana kadar her şey dediğimiz gibi sanatsal olarak ilerliyor.Fakat gösterim sırasında canlı olarak kim ne yapıyor? Asıl olan tüm seyirci önünde tüm yeteneğinle onları etkilemek onlarda bir etki bırakmak değil midir?! İşte tiyatronun ayrıldığı yer.Canlı performans! Sanatçı kimliğini herkes önünde koyarak gerek doğaçlama gerekse hazırlanılmış bir şekilde onları etkilemeyi başarıyor.İnsanlar olaya,olay fantastik olsa bile,normal bir şekilde hayattan gibi bakabiliyor.Çünkü onu insanlar,sanatçılar canlı bir şekilde yapıyor.Yani hayatta her insanın bazen küçük bir ihtimal bile olsa yapabileceğini gösteriyor.Keza deyim yerindeyse onlar daha sanatçı geliyor bana.

Kategoriler
Film Görüşleri Hollywood Sinema Dünyası

Haftanın Filmi: Larry Crowne (2011)

KLASİK BİR ‘İKİNCİ BAHAR‘ ÖYKÜSÜ


Larry Crowe daha vizyona girmeden önce, fragmanında sayesinde ‘sıradan bir romantik komedi‘ olduğunu avaz avaz söylemişti bizlere. Ama doğrusu Tom Hanks‘ın hem yazıp yönettiği, hem de başrol oynadığı bu film, beklenenin de altında bir film çıktı. Artık yaşını başını almış Hanks, belli ki fazla kafa yormadan sadece 30’lu yaşlardaki kadınların ilgisini çekebilecek ve her yaz onlarcası vizyona giren sıradan bir yaz ‘chick flick‘i yapıp paraları ‘götürmek’ derdinde. Gerçi artık kokuşmuş bu türde ne gibi yenilikler yapılabilir ki? Ee hem film yap hem oyna kolay değil tabii, kısa yoldan kar zamanı ne de olsa! Eşlikçisi Julia Roberts ise bu ‘orta yaş aşk hikayesi’ni ilgi çekici kılabilmek için projenin baş makinistlerinden olmuş ama o bile filmi kurtaramamış!

Hikaye bildik aslında. Larry Crowne adında yaşını başını almış ‘market’ çalışanı filmin başında ‘eğitim yetersizliği’ bahanesi ile işten kovuluyor. O da ‘inadım inat’ diyerek gidip bir okula yazılıyor. Tabii anladığınız gibi öğretmenlerden biri de Julia Roberts! Kocasıyla sorunları bir yana, işine sanki ‘zorla’ giden ve adeta ‘çöküntü’ halinde olan bir kadın. Ee haliyle bu iki orta yaşlı insan birbirlerine aşık olacak değil mi? Ama ondan önce, daha doğrusu filmin ilk yarısı, Larry’nin bir çeteye katılıp baştan aşağı yenilenmesi ve hayatın tadını çıkarması, yani ‘gençleşmesi’, değişimi vurgulanıyor.

Pantolonuna zincir takıyor, saçını hippi motorcular gibi kestiriyor. Mercedes ise Larry’li bulunca değişiyor tabii! Kısa ikinci yarıda ise, ‘yapsam mı? yapmasam mı?’ minvalinde iki karakterin ikilemleri ve klasik olarak ‘o geceyi unut!’ diyen kadın yüzünden şehri terkediş faslı yaşanıyor, bu yaklaşık yarım saat içinde pek önemli birşey olmuyor.  Ancak sonlara doğru birbirlerine abayı yakıyorlar ve final gelip çattığında aşırı klasik bir tavırla ikisini muratlarına erdiriyor, eski hayatlarını geride bırakıp ‘ikinci baharları’nı yaşamayı başlıyor ikili;  genç kızların ‘ayy ne romantik!’ dediklerini duyar gibiyim. Yani filmin ortalarında bir ‘öpüşme’ sahnesi dışında yaşanan bir aşk, hadi onu geçtim bir flört dönemi bile yok. Daha çok Hanks’ın karakterinin yeni ortamlar keşfedip gençleşme sürecini ve yeni bir işe girmesini izliyoruz.

Hikayenin tüm virajları ve karakterlerin tüm öyküleri, geçmişleri, hal ve hareketleri, durumları -yan karakterler de dahil- bilindik, sıradan. Komedi ise yetersiz. Sadece sınıftaki eğlenceli karakterler sayesinde ve bazı durumlarda ufak bir sırıtma yaşanıyor, hepsi o! Tom Hanks hayli yaşlanmış, ama yarı çıplak vücudunu sergilemekten çekinmiyor. İlk defa gözüme bu kadar sempatik geldiğini de eklemeliyim. Julia Roberts ise türlü çeşitli estetik müdahaleleri sayesinde güzelliğine yazık etmiş ve o da haliyle yaşlanmış. Ama karakterine belli bir canlılık katıyor, onu sırtlanıyor ve var olduğu tüm sahnelere ayrı bir ‘parlaklık’ katıyor.

Bu filmin tek artısı bu oyuncuları ‘görmek’ oldu benim açımdan. Onlarda öyle düşünmüş olmalılar ki eCatherine Zeta-Jones’lu The Rebound’un bile gerisinde, ondan da ‘basit’ bir senaryo üzerinden hareket eden bir film çıkmış. Seks konusunda bile ondan daha muhafazakar. Türü yenilemek bir yana, Hanks, Nia Vardalos ile filmi yazarken pek uğraşmamış ve kafa patlatmamış olmalı.
Yani filmin yavanlığını oyuncular bile örtemiyor. Ama yinede başından sonuna kendini izlettiren hoş bir seyirlik, ve neyse ki sıkıcı değil. Süresinin kısa olması da bir avantaj. Eğlenceli yan karakterler -ekonomi öğretmenine dikkat!- ve belli bir motor ve rock müzik tutkusu -motor sahneleri iyi çekilmiş, onu söyleyelim- bu tv filmi düzeyindeki filmin oyuncular dışında diğer artıları, ha birde bitiş jenerikleri! Romantik-komedi tutkunu, ‘çamurdan olsun romantik-komedi olsun!’ diyen bayan seyircileri zaten yakalayacaktır bu film, ama hoş bir seyirlik olmaktan öteye gidemediği için diğerlerine tavsiye etmek zor. Giden sadece oyuncuların hatrına gider. Yazık! Oysa bu ikiliden iyi bir film çıkabilirdi. İkiliyi çok iyi değerlendiren Mike Nichols filmi Charlie Wilson’s War’ı bir düşünün! Kaçan fırsatlar işte….

FİLMİN PUANI: 2.2 / 5

Kategoriler
Film Görüşleri

LE MEPRİS – (NEFRET, 1963)

LE MEPRİS - (NEFRET, 1963)

GODARD ODYSSEİA DESTANINI İRDELİYOR

Devrimci yönetmen Jean-Luc Godard’ın filmografisinin en güçlü eserlerinden biri olan Le Mepris, onun film anlayışını ve akımını en güzel bütünleyen filmlerinden biri.

Le Mepris’te Camille ve Paul isimlerine sahip ‘arızalı çift’ ikilisi ile en iyi filmi A bout de Souffle’da yer alan  Jean Seberg ve Jean Belmondo’ya selam çakar, aslında bir bakıma o filmdeki ilişkinin devamı sayılır buradaki karı-koca’nın aşk öyküsü. Godard ‘romantik aşık’ ve ‘melodramatik ilişki’ filmine, yani ana-akım sinemaya göz kırptığı gibi, ikili ilişkilere yeni açılımlar getirir, onu ilmek ilmek işler ve sonuç olarak aşklarda ‘şüphe’ye yer olmadığını  ve küçük bir kıvılcımın dahi ‘trajik son’a kontenjan bulabileceğini hatırlatır.

Aslında Godard’ın sinemada yapmak istediği hem  Hollywood’un elinde sıkı sıkıya tuttuğu türlerle oynamak, hem de senaryo ve duygu açısından bilindik ‘dramatik yapı’larla oynamak ve seyirciyi şaşırtmak. Öyle ki, böyle bir öykü ana-akım sinema örneklerinden birinin içinde karşımıza çıksaydı, bu çaresiz aşık kavuşurdu, ama Godard bunun yerine ‘trajik son’u tercih ediyor. Sinemaya yenilik getiren plastik ve tekniğinin, yani sinematografisinin yanında bu hüzünlü sonuyla da mükemmel bir bütüne kavuşan filmle her iki tarafa hizmet etmiş oluyor yönetmen.

Ayrıca her filminde olduğu gibi yine ana türün yanında alt türlerle donatıyor filmini, örneğin ‘film içinde film’ mantığını uyguluyor burada.  Yapımcının zoruyla Bargot’u filminde oynatmak zorunda kalan –filmine bu yüzen çıplak sahne bile ekleyen- Godard, filmdeki senarist karakterini bir bakıma kendine uyguluyor, yapımcının hem yönetmenin hem de senarist üzerindeki politik baskısı, hem de bu baskının filmdeki aşkı etkileyiş şekliyle de  yine önceki filmlerinde yaptığı gibi sisteme politik bir şekilde kafa tutmuş oluyor.

Ayrıca en son Werner Herzog’un My Son My Son What Have Ye Done filminde ve Black Swan’da gördüğümüz ‘tiyatro ya da sahne metninin gerçek öyküye aracı-referans’ olması burada Odysseia destanıyla sağlanıyor. Yani filmine ‘mitolojik’ bir kavramda katıyor. Böylece aşkından şüphe eden Paul’un ikilemleri ve Camille ile çarpık ilişkisi burada Odesse ve Penelope‘nin ilişkilerine, ikisinin yaşadığı şüpheden doğan açmazlarına tekabul ediyor.

Yani Godard yine devrimci ve yenilikçi bir eser vermiş oluyor. Kimilerine göre yönetmenin en iyi eseri olan Le Mepris, müziğiyle de hayran bırakırken yönetmen girişteki renk değiştiren filtrelerle de görsel becerilerinden sadece birini kanıtlamış oluyor.  Ayrıca bu filmde genellikle tercih ettiği geniş planlarsa hem karakterler tahlillerine hem de nefis doğa manzalarını ve iç mekanları ustaca kullanış şekline katkıda bulunmuş oluyor.
FİLMİN PUANI: 5 / 5

 

Kategoriler
Güncel Haberler Internet Teknolojileri Web Site Tanıtımları

Sinema keyfi artik Youtubede yasanacak!

Youtube artik dvd ve vcd ye cikan filmleri ayni anda kendi sitesi uzerinden de izlemeye acacak. bu bir nevi dvd yada vcd kiralamak gibi olacak ucretlendirme filmin yasina ve kalitesine gore 1-5 dolar arasinda degisecek. ucret odedikten sonra filmi izlemeye baslayabilecegiz.

Daha oncede uzun metrajli yasli filmleri yayinlayan youtube ucretsiz seriyi birakip artik Hollywood dahil bir cok yabanci yayinlarida bunyesine katacak. Yani youtube uzerinden yakinda Turkce filmlerde izlemeye baslayabiliriz.

Youtube simdiden bir cok film sirketiyle anlasmaya varmis bile. bunlar arasinda dunyanin en iyi ve kalite film sirketleride yer aliyor.

Ne diyelim, hayatimiza bir Youtube girdi, cikmasida zor olacak :)

Kategoriler
Hollywood Sinema Dünyası

Aksiyon Filmleri

Maceracı bir ruha sahipsiniz fakat bir ofis odasına tıkılmış veya kendinizi maceraların içerisine atabileceğiniz vakti ayıramıyorsanız imdadınıza son teknoloji ile çekilen Aksiyon Filmleri yetişir. Son yıllarda sinema teknolojisinin gelişmesi ile aksiyon filmleri eskisinden oranla çok daha heyecan yüklü bir hal aldı. Güzel bir senaryo ve kurgu örgüsü ile süslenmiş bir aksiyon filmi izlerken zaman ve mekan kavramlarını unutmanız olası. Sinemaya yeniden hayat katan 3d teknolojisinin de ilk tercihinin aksiyon türündeki filmlerden yana olması dolayısıyla önümüzdeki yıllarda sinema salonlarında seyrine doyum olmayan aksiyon filmleri izleyecek olduğumuzu öngörmek mümkün. Bunun en güzel örneklerinden olan Avatar filmi vizyona girdiği andan itibaren büyük yankı uyandırmayı başardı.

Sizlere aksiyon filmleri ile ilgili çok kaliteli yazılar ve haberler yayınlayan bir siteyi tanıtmak istiyorum. Aksiyonfilmleri.blogspot.com adresinden yayın yapan sitede, geçmişten günümüze en seçkin aksiyon filmleri, yönetmen ve oyuncuları hakkında bilgiler alabilir. En güzel haberler sayesinde kaliteli aksiyon filmlerinden daha vizyona girmeden önce haberdar olabilirsiniz. Ünlü aktör Brad Pitt hakkında yazılmış olan kapsamlı biyografide ayrıca aktörün rol aldığı aksiyon filmleri hangileridir göz atabilirsiniz.

Sitede en çok dikkatimi çeken sanatçı Ben Stiller oldu. Ağırlıklı olarak komedi türündeki filmlerde görmeye alışkın olduğumuz sanatçının geçmişte pek çok aksiyon filminde görev aldığını ve oyunculuğun yanı sıra yapımcılık ve yönetmenlik alanlarında da bir sinema kurdu olduğunu öğrendim. Sizde bir aksiyon ve adrenalin tutkunuysanız fakat günlük yaşamın telaşından dolayı bu ihtiyacınızı gidermek konusunda elinizden başka bir şey gelmiyorsa bu blogu takip etmelisiniz..

Kategoriler
Deneme Yazıları Eğitim - öğretim Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Öğrenci Konuları Öğretmenlik üzerine Toplumsal Konular Türk Sineması Türkiye üzerine

2009 yapımı olan İki Dil Bir Bavul

2009 yapımı olan İki Dil Bir Bavul ;

Filmin konusunda üniversiteyi yeni bitiren bir öğretmen Kürt Köyüne tayin olmuştur. Bu farklı coğrafyada, öğretmen anlatımda çok zorlanmıştır. Çünkü bu yerinin bile bilinmediği köyde Türkçe bilen bir öğrencisi yoktur. Bir yılını bu öğrencilere Türkçe öğretmekle geçen öğretmen sonunda bunun üstesinden gelir. Eğitim Türkçe öğrendikden sonra, yeniden başlamaya hazırdır. Bu farklı kültürde çok zorluklarla karşılaşan öğretmenin başından geçen bir solukta izleyip, tadı damağınızda kalacak süper bir film.

 
2009 yılının sonuna doğru yine Türk Sinemalarında bir hareketlilik oluşmuş durumda. İki Dil Bir Bavul ise tüm filmlerden ayrı Türkiye gerçeklerine değinen, yönetmenliğini Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan’ın gerçekleştirdiği drama bir film. Yaklaşık bir buçuk saat süren İki Dil Bir Bavul filmi izleyenleri büyüleyecek durumda.
 
Herkesin tuhaf gözlerle baktığı Doğu Bölgesinde böyle bir drama film şuana kadar çok nadir yapıldı. Filmin konusu ve akışı çok iyi bağlandığı için izleyiciler bir solukta bitirecek durumda. Oturduğunuz gibi kalkacağınız hissine kapılacağınızdan eminim. İki Dil Bir Davul’un genç yönetmenlerinden bu derece güzel bir film yapılması, bu yönetmenler hakkında ileriye dönük güzel fikirlerimizin doğmasına sebeb oluyor. Sinema severler tarafından yüksek puanlarla bahsedilen İki Dil Bir Davul ;
 
Türkiye’nin en büyük sinema sitesi : sinemalar.com da 7,1/10 puanlamasına sahip.
 
Dünyanın en büyük sinema sitesi ImdB de ise : 7,3/10 puan almış durumda.
 
Ünlü isimler tarafından önerilen film hakkında bir görüş şöyle ;
 
“Tam da şu sıralar seyretmemiz, seyrettirmemiz gereken bir film” Yıldırım Türker / Radikal.
 
İyi Seyirler.

Mustafa GÜLŞEN