Kategoriler
Aklımdan geçenler Çevre Konuları Deneme Yazıları Kadın ve Erkek Yazıları Kişisel makaleler kompozisyon Psikolojik sorunlar Romansal ezgiler Toplumsal Konular Yazar

DÜŞLERİN MESAFE DUVARLARI █⋑ Bir bardak çay eşliğinde . .

Asker Xeca SêvîBazen diye başlayıp, her defasında bazenleri  sıklaştırıyoruz. ( Lütfen çay eşliğinde başlayın)

Şimdi aynen bu noktadayım.Bazenlere koyduğum düşümü sıksık kuruyorum.

Hadi az cesaret beraber  kuralım bu düşü odaklansak sık sık belki Rabbim gerçeğe dönüştürür mü? Ne tuhaf gözümüzün gördüğü herşeye sahip olmak bir kader ötesi , varla  yok arası hani yıldızları tutmak istek daha mı kolay ne? Olasılık hesapları yaptığınızı inkar etmeyin, yapıyoruz.Hesapsız kitapsız düş bile kuramayız.

Düşlerimizin katili kim?

Sizi paronoyaya sokmayacağım biziz, değişik beyin labirentlerinin yalancı koridorlarınada gerek yok zaten herşey yeterince karışık.Kahrolası mesafeler duvarı örülü her yanımızda hala anşılmadığımı biliyorum.

Israrla devam ediyorum .Mesafe koyuyorum işte yazarken; size okuyan her bir kişiye, hadi mesafeyi aralıyalım biraz; kastım şu diyerek ilk adımı attım ki ziraa okuma engelli bir toplumda şu yazıyı dikkate alırak okumuş olmak bana gösterdiğiniz bir lütuf olsa gerek, hakkınızı helal edin!

Düşlerimiz bize kurduğumuz mesafeler kadar uzak, bu düşün yada isteğin karşılığı ne olursa olsun. Elimizde ki veriler bu düşü kurmak için yeterli ise  bize tahsis edilen akılla buna ulaşmakta o kadar yakın öyleki Rabbim  isteklerimizi bizim elde edebileceğimiz yolların üstüne kurmuş , o yolu göstermiş  muhakkak ona ulaşabileceğimiz yolları verileri önümüze sunmuş.İrademizin eline kalmışız,İRADE   bize herşeyi abartır, zor ve yorucu hatta imkansız gösterek bizim  en miskin yanımızı onure eder. ”ben kim öğretmen olmak kim,- ben kim o sınavı kazanmak kim,- şimdi kalkıp o kadar uğraşıcağımda o evi alıcağım imkansız-, ben bu dili öğrenemem,- o işe beni almazlar, -hayır bu hastalığı yenemem,-bu alışkanlıktan asla  kurtulamam,-ben onu haketmiyorum bile,-bu halimlemi olacak,- yaşım kaç ya olmaz,- ileride başlarım namaza daha  gencim,-benim halim de  kim olsa böyle umutsuz olurdu bu imkanlarla ona sahip olamam,- ”  v.b

SENİ DİĞERLERİNDEN FARKSIZ YAPMAYA BÜTÜN GÜCÜYLE GECE GÜNDÜZ ÇALIŞAN BİR DÜNYADA KENDİN OLARAK KALABİLMEK DÜNYANIN EN ZOR SAVAŞINI VERMEK DEMEKTİR. BU SAVAŞ BİR BAŞLADI MI ARTIK  HİÇ  BİTMEZ !. .

E. E. CUMMİNGS

Hadi İrademizi en güçlü  hale getirelim .Yani çocukluğumuzda ki gibi içimizde tek kişi olsun şu an olduğu gibi üç beş  kişi birden konuşmasın yüzümüz altın da ! Farkında olalım bir taş bir ağaç olarakta yaratılabilirdik,   bize verilen en büyük  değer İNSAN  olmamız ise  İradede bunu en büyük delili ise BİSMİLLAH   diyerek yolun başına geçiyoruz; işte orada ”düşünüz ,hayaliniz, emeliniz” herkesin yol haritası farklı   ama  kudret  sahibi öyle cömert ki;  kaldıramayacağı yükle azık yapıp yola düşürmemiş ,hep bir ferah kapısı açık bırakmış, şimdi yola düşme zamanı  kader denen yüklerimizin üstüne koyduğumuz tüm olumsuz, vesvese veren ve bizi yolumuzun zor imkansız olduğunu düşündüren o şeytani zayıflıktan arınıp, Rahmani kader yükümüzle yola revan olalım,attığımız adımların her mesafe duvarının bir tuğlasını daha düşürdüğünü gördükçe AZİM denen beşeri kudret yol arkadaşımız olacak, o sağlam bir dosttur ! Onun eline sıkıca tutunalım. Sil baştanlara inanmıyorum! Silmeyin sizi bu yola hazırlayan iyi veya kötü yaşanmış tecrübeleri onlar azığınız onlara bakıp doymak var bu yolda,  hadi düşünüze düşün, koşun  .. Bu yolların çukur ve tümsekleri dinlenme yerleriniz öyle görün.

Nasıl bakarsanız öyle gülümser dünya size.( ÇAYINIZI YUDUMLAYIN)

Defaatle( sık sık, defamlı olarak) inancınızı tazeleyin  bu  yol inanç olduğu sürece  yoldur.Yollarınızı kaybetmeyin haritanız ellerizde, iki avuç içinde korkmayın kaldırın haritanızı açın serin tüm ayalarınızı isteyin ve dileyin yürüdüğünüz yolun kolaylığı çabukluğu için” düşünüz ”için dilenin Rabbimiz’den ışığınız  imanınız olsun. Yola düşeni yolda bırakmaz Rabbim . .

Kalkın kalkalım VAKİTTİR!

ve çay için . .

sevda

 

Kategoriler
Aklımdan geçenler Kadın ve Erkek Yazıları Öylesin Esti Şair şiir edebiyat Şiirler

______vasati 40 çöp

  • En tatlı acı____________ gitmeleriydi, Kangren olmuş bir_-_ bir kar yağardı. Soğuktu üşürdüm…. Şarapnel parçaları batardı Süzülürken aynı yağış yüzümde … Hakka çok Şükrettim En tatlı acı ____________gitmeleriydi. Pek tekin değil dünya,  ısmarlamaydı çoğu şey Bazı doktorların reçetelerine bile güven olmuyor Yersiz bir dünya için, yersiz bir yalan için Ne çok doğrular biriktirirdik,,,, En tatlı acı _____________gitmeleriydi. Eski kibrit kutuları vardı VASATİ 40 ÇÖP yazardı. Vasati _-_ortalama demekmiş ! Hep merak ederdim anlamını Huyum kurusun elime geçen herşeyi okuma gibi Kötü bir yanım daha var. İşte geçen bir gün daha ___vicdani muhasebeye çek Gözün kapakları birleşime geçmeden önce Kaç doğru bir yanlışı götürür izle Bu arda ___________________ En tatlı acı ______________gitmeleriydi…
  • sevda
Kategoriler
Deneme Yazıları Genel Konular Kişisel makaleler Şair

” HANİ ”DİYORUM,,,,,

HANİ DİYORUM , YAZILACAK YÜZLERCE HARF BESTELENECEK BİNLERCE DİZE VARKEN,ÇIĞLIKLARA KAPILIP HAYKIRMAK GİRDAP GİBİ AYNI SEYİ TAFAF ETMEK OFFFFF, USULCA BİR SESİZLİK SARIYOR ,,,,HADDİNİ BİLDİREMEDİĞİM DAHA ÇOK YARIM KALMIŞ MİMARİ BÜTÜNLÜK VAR BÜNYEMDE,,, ŞİMDİ BİR NADASA MUHTAÇ, BİR GÖLGEYE AÇKEN BİDE ÜŞÜYORUM ŞU YAZ AKŞAMLARINDA…BİR HUMMALI BAKIŞ, BİR GÜÇ YOKUŞ BOĞAZIMA KİLİT O…LMUŞ BİRAZ KIRIK BİR ALFABE, BİR BASMALI AZIK, KORKARAK AYAK SESLERİMDEN YÜRÜYORUM …ŞARLOLAR TİTANLAR HİPERAKTİFLER VE BENİM GİBİ ANTİPATİKLERLE… BU ARADA EN ÇOK TİTAN OLMAK İSTERDİM YA NEYSE.. SAPI KIRIK BİR TESTİ ELİMDE,, GÖZ GÖRMEZ, YOL BİLMEZ HADDİMİ HADSİZLEŞTİREREK,, SOL YANIM UFALANMIŞ,, SAĞIMA DA HA GAYRET DİYEREK KORKARAK AYAK SESLERİMDEN YÜRÜYORUM ….BİR DEMLİ ÇAY, SERT BİR KAHVE, BİRAZ TÜTÜN V.S.. ZAMANA BİR MOLA ,,AWUÇLARIMI AÇIYORUM O ÇOK SEVDİĞİM YAĞMURDA GÖĞE GÖĞE EN YÜKSEĞE YETİŞİLEBİLİNİR Mİ ??????? ÇIPLAK AYAKLARIMLA ? YETİŞİYORUM … TÜM (- HANİ- )LER ANLAMINI YİTİRİYOR…-HADİ- DİYORUM -HADİ- HAZIRIM,, İÇLERİ DOLMUŞ AWUÇLARIMI KAPATARAK RAHMETİNİ ÖPÜYORUM UZUNCA…….. KEDERLE OYNAMAYI ÖĞRENEN BEN BİR DE KEDERDEN ARTIK KÜSTAHÇA ZEVK ALIYORUM.. BUNUN İÇİN SANA ŞÜKREDİYORUM BİR SALAVAT BİR TEKBİR -HADİ- BUNA DA ŞÜKÜR VE,,,,,,,,,,,,,, ELHAMDÜLÜLLAH DİYORUM……
SVD..

Kategoriler
Kadın ve Erkek Yazıları Şair Sevgi ve Ask Dünyası şiir edebiyat Şiirler

Sıkıştırılmış An……

sonrazq4[1].jpg
sonrazq4[1
Hiç bir izin yok, ne arsız alaycı gülüşün
Nede bana sövüşün,
İyi şeyler olmadı olamadı aramızda…
Geç kalınmışlıkların öfkesi ağ attı
Sardı, sarmaladı, iyi güzel ne varsa hırpaladı.
Secdeye kapanır gibi her gün bir kere,
Bakıyorum resmine uzuncaa…
Kimi zaman mavi gözlü kızlar,
Kimi zamanda sarışın yağmurlar oluyor.
Ben diyorum, hiç hiçmiyim senin hiçliğinde ?
… Ne mavi gözlüyüm, nede sarışın
Benlik, koca bir hiçlik sende anlıyorumm..
Sıkıştırılmış bir an’dım bir yalandım,
Serinlemek için uzandığın alalade bir gölgeli ağaçtım.
Daralıyor göğüs kafesim, sıkışıyor iştee zaman zaman,
Duymazsın yaa!! Adını boş odalara kaç kere ağıtlarla haykırdım.
Şimdi çırpınan yüreğimi sormazsan epeyce iyiyim.
Pulu yapıştırılmamış zarfa konmamış adresi hiçlik olmuş
Bir kaç gece itafından öte değilim.
svd
Kategoriler
Sevgi ve Ask Dünyası şiir edebiyat Şiirler

,,,,, SENİ YAZMAK İÇİN ””””

  
kalem-1[1].jpg
kalem-1[1
Seni yazmak için iyi bir bilek kuvvetli bir de yürek lazım.
Olabildiğince kafiye olmamalı uyum barındırmamalı ki,
Seni tam olarak ifade edebilsin.
Aslına bakarsan, pervasız sözcükler çokça barındırmalı
En az senin ka…dar kırıcı olmalı kelimeler.
Titreyen yüreğimin, çığlıklarıda yansımalı
Tarafsız olmalıyım seni yazarken…
Birde senin kadar duyarsız.
İhtiraslarının ateşi kadar sıcak
Bakışlarının soğuğu kadar da temkinli…
Gel-git ler çokça yaşanmalı devasal medcezirler
Karikatürizede etmeliyim ki, nefes payımız olsun.
Tüm düşünürlerden bir buket yapıp,
Seni de o bukete sarıp dağlarında harmanlamalıyım
Filiz bile vermezsin bilirim yaa…
Güneşten korkan tohum misali,
Toprak altı olursun vaadlerin gibi…
Yaman çelişkiler ister seni yazmak…
Kahraman olmak lazım önce ülke kurtarmak
Direnişe hazır olmak, kanı kurumuş yaralara aldırmamak lazım.
Seni yazmak için…
Şimdi hangi kalem gönüllü olur?
Hangi kağıt kabullenir seni üstünde taşımayı?
Seni çözemeyen beni, seni bilmeyen seni,
Hangi şiir hangi delikanlı beste kabul eder?
Seni yazmak için.. soyut bir deli olmak lazım.
Vazgeçtim dünyadan yazamıyacağım seni…..   

SVD..

Kategoriler
Sevgi ve Ask Dünyası

Ne Tuhaf; Bir Ömür Gerçek Sevgili’yi Aramakla Geçiyor

“Gerçek aşkı hiç tatmadım”, “Gerçek aşk gün be gün inancımı yitirdiğim bir şey” gibi sözler işitiriz insanlardan, “Gerçek aşkı buldum” diyen insan bile bir süre sonra onun da diğer tüm aşklar gibi geçici ve sonlu olduğunu anlar. Dahası başlangıçta ‘o olmadan yaşayamayacağını’ söyleyen çiftler, ayrılırken ağır sözlerle, düşmanca hatta birbirlerine iftiralar atarak ‘aşk’larına son verirler.

Yaşadığımız toplumdaki sistem içerisinde insanların ‘sevgi’ olarak adlandırdıkları şey, kaynağı ve dayanağı sağlam olmayan, karşılıklı çıkarlarla orantılı olarak artan/eksilen bir bağ.  Manevi derinlikten uzak ve daha fazla maddi değerlere bağlı olan bu ‘sevgi’ye gerçek sevgi denebilir mi?

Allah’tan uzak yaşam süren insanların, gerçek sevgiyi yaşamaları zordur. Kaynağını kalbindeki imandan alan gerçek sevgiyi yaşayan insanın yaşamında çok zorlu olaylar da oluşsa, sevgisi asla bitmez. Sevdiği insan hatalar da yapsa, imanından kaynaklanan şefkat, merhamet, hoşgörü ve bağışlama ile yaklaşır.

İnanan insanın sevgisi, Allah’a olan güçlü ve samimi sevgisinden kaynak bulur. Tüm güzellikleri yaratanın ve hepsinin gerçek sahibinin yalnızca Allah olduğunun  bilincinde olarak sevgiyi yaşar.

Gerçek aşk; temeli Allah aşkı ve hoşnutluğu üzerine kurulmuş olan aşktır diyebiliriz. Aşkın ete kemiğe dönüştüğü dünyada, birbirlerindeki Allah aşkından yansıyan güzelliği görebilenlerin aşkıdır gerçek aşk. Bu aşk iman ve Allah’a olan yakınlık doğrultusunda artar. İmanı gönülden yaşayan insanın Rabb’ine karşı hissettiği coşkulu aşk, kişiye O’nun sevdiği bir kul olma umudu verir. Bu aşk, ruhundaki coşkuyu, huzur ve mutluluk duygusunu sürekli diri tutar.

Allah’ın tecellilerindeki güzellikleri ancak Allah aşkıyla sarhoş olanlar görebilir ve onlardan derin bir zevk alabilirler. Allah’a duyduğu aşk, O’nun yarattıklarına karşı da insanın büyük sevgi duymasına neden olur ve Allah’ı seven insanlara karşı sevgisini artırır.   Bu yüzden karşısındaki kişi imanı yaşadığı sürece, yaşlılık, sakatlık ya da maddi kayıp gibi durumlarda sevgisi asla olumsuz etkilenmez. Aksine insanın şefkat ve merhamet duygularını da artırır ve sevgisi daha da derinleşir.

Sevgi, Allah sevgisinden kaynaklanıyorsa o sevgide vefa, sadakat, merhamet ve bağışlama vardır. Allah sevgisinden kaynaklanmayan sevgide şefkat, merhamet ve sabır olmaz. İnançsızlıkla sevgisizliğin, bencilliğin acısı en şiddetli şekilde yaşanır.

Mutluluk ancak Allah aşkıyla olur; bunun dışında kalp tatmin olmaz, kurtuluş yolu bulunmaz. Onlarca yol dener insan ancak başka türlü mutlu olamaz. Yaşaması gereken, bu samimi ve gerçek aşktır. Bu, ruhun ihtiyacı olan gıdadır, ruh ve iman bu döngü ile sürekli beslenir.

Dünyevi aşklar genellikle romantizme dayalıdır ve imani boşluktan kaynaklanır. Gerçek aşkın taklididir; geçici, kısa süreli ve sonludur. Allah için yaşanan sevginin ise belli bir süresi ve sonu yoktur. Bu sevgi kesintisi olmayan, asla bitmeyen, sonsuz yaşamda da devam edecek olan tutku dolu sevgidir. İnsanın kalbinde hem imani coşkuyu tetikleyen ve hem mutmainlik oluşturan başka bir aşk yoktur.

Bu aşk Allah’ın iman eden kullarına bahşettiği bir nimettir. İnsan bu aşkı doruğunda yaşıyor da olsa, ahirette yaşayacağı çok daha büyük bir güzelliktir ve çok daha haz vericidir. Allah, “İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır.” (Meryem Suresi, 96) buyurarak, gerçek sevginin ve muhabbetin ancak imanla yaşanabileceğinin sırrını verir.

Aşk, çok yüksek duygulara dayanan sevgidir. Karşılığı olan sevgi, aşk değildir; maddi karşılığı olan sözde sevgiye aşk denmez. Aşk çok saf, çok temiz, çok asil duygudur. Allah, bir göğüste iki kalp kılmadığını haber verir; o tek kalp Allah aşkı ile dolu olan kalptir. Diğer tüm aşklar onun türevleridir; O’nun yarattıklarına duyulan aşktır. Bu gerçek aşkı içinde hisseden, kalbini O’na tam olarak teslim eden insan, dünyanın tüm güzelliklerine kavuşur.

O, sevginin asıl muhatabı iken insan O’ndan uzak yaşar, yaşamı boyunca gerçek sevgi ve dostluğu arar. Bilmez ki, tek ve gerçek ‘Sevgili’ ona şahdamarından daha yakındır…

Ey gönül! Ne tuhaf değil mi? Bir ömür, şah damarından daha yakın bir Sevgiliyi aramakla geçiyor.” (Mesnevi V 3272)

Fuat Türker

Kategoriler
Genel Konular Kadın ve Erkek Yazıları Romansal ezgiler Sevgi ve Ask Dünyası

İki Tekerlek

Hastaydım, hasta olduğumu ilk öğrendiğimde girdim bunalımın son can çekişlerini yaşıyorum şimdi.Düzelmesi gereken psikolojim, iyiden iyiye bozulmuştu . Onca ilacın yanına birde antidepresanlarda eklenmiş, sabaha ilaç sayılarının azalması için uyanan bir adam haline gelmiştim . Ne çok çilem varmış diye iyice kendime acımaya , herşeyden  kendimi soyutlamaya başlamışken . Onla tanıştım.YA NE ÇOK İSTERDİM SEVDİĞİMLE TANIŞTIM – Demeyi , yada sevgilimle ama biz ŞİMDİLİK  ancak dost olduk . Dostluk belki az gelirde, ayrı ayrı bir bütün olduk. Ben hastalığımın, gelişim evrelerinin son hali için doktorumun tavsiyesi üzerine hazırlanmış olan dvd yi almak için doktorumun bağlı olduğu ismi çokta gerekmeyen sağlık  merkezine  gitmiştim; epey gergin ve keyifsiz olmakla beraber, kanserin bu denli arsızca vücuduma yayılmasınıda, kabullenemiyordum. Bu duygu durumlarının altında bir de; gündeme,  hayata, ayak uydurmak,  sorumluluklarımdanda vazgeçmeme imkan olmadığı bir dönemdeydim.Hastayım, bir küçük beldeye gidiyimde, temiz hava bol oksijen,  sağlıklı bir ortam, v.s v.s.   gibi bir lüksüm yoktu. Dedim  ya, dvd yi almaya gitmiştim.  İçeri girdiğimde, ( o ) mesud tebessümüyle beni karşıladı.

-Buyrun hoş geldiniz.

-Teşekkür ederim . Ben Burhan bey ‘in hastasıyım rahatsızlığımla ilgili bir dvd bırakılmış: olacaktı .İsmim  Savaş GÜRALP.

-Hımmm .Ewet bizzat ben aldım. Şurda yukarda biraz beklerseniz?  Arkadaş  gelecek yardımcı olur size ; dedi.   Masasına gömülerek telefon, hasta  takip formu, gibi genel işlerine döndü.Her geçen dakika gözümde büyüyor; sabırsızlığımı, agresif beden dili hal ve hareketlerine çeviriyordu.Parmaklarımla oynuyor, biraz gezinip oturuyor,  dergileri karıştırmadan yerine koyuyor, kısaca iyiden iyiye geriliyordum.

-Yaa hanımefendi, çokta zor olmasa gerek iki dakika kalkıp, benim şu işimi görmeniz ?

– Beyfendi sakin olun lütfen, elbette yardımcı olmak isterim; ses tonunuzu biraz alçaltırmısınız?

– Siz benim sesimi bırakında, bir zahmet çıkın getirin  şu dvd yi….(!)

-Bakın size anlatmaya çalıştığım şey…

Bana anlatmaya çalıştığı şey çok acıydı.Tekerlekli sandalyede oturuyor olduğunu benim pervasız zihniyetimle şimdi dahada bana yaklaşarak, gözüme sokuyordu.Kalbim yerinden çıkacak gibi hissettim, çok acıdı içim. Telafisi zor bir densizlik, yapmıştım.

-Yaa pardon, fark, fark edemedim.Diye mırıldanmaya çalışırken…

Hışımla açılan kapıya yalvaran gözlerle bakarak, içten içe bir oh çektim.-Geldim Nebiye  çok sıra vardı; bekletmedim umarm.

-Beyfendinin, şu yukarda bir dvd si olacaktı.Dolabın anahtarı da sende, üstelik beyfendiyle biraz soğuk savaşta yaptık;  ilgilenemedim kendisiyle pek.Neyseki durumu anlayınca, saolsun anlayış gösterdi.

-Buyrun beyfendi, beklettiğim için kusura bakmayın Allah, acil şifalar wersin.

-Amin. İyi  günler .. Demekten öteye gidemeden; çıktım.Kızıyordum, kendime ama kızıp kendimi örselemekten ziyade, çok büyük bir merak içindeydim . Bu denli güzel bir kız, eve akşam nasıl gidecekti ? Olasılıklar yürüttüm; kafamda çeşit, çeşit hiç bir olasılık beni tatmin etmiyor . Gözümle onun gidişini görmeyi öle çok istiyordum ki… Mesai saatinin bitimine yakalaşık iki saat vardı . Bekleyeceğim ve göreceğim belki ciddi olarak bir  özürde dilerim; dedim;Kendi kendime…..Yaa konuşmasamda olur, şu içimde ki merakı gidersem de yeter.Karşımda ki bayanın, beni bu denli  meraka sürükleyen en büyük  gerekçesi ,sanırım  acımaktan çok bir erkek içgüdüsü  ve müthiş  beğenisiydi. Gözümde ki öfke perdesi aralanınca,  gerçekten çok etkilenmiştim. İçeride onbeş dakika bekleyemeyen ben, şimdi iki saati göze almıştım.Üstelik elime geçicek hiç bir şeyde yoktu; merakımdan öte. Zamanı, tüm azı dişlerimi ağrıtana kadar kendimi sıka sıka bekledim.YA EVLİYSE, EŞİ GELİP ALIYORSA ? fikri beni büsbütün olanaksızlığa sürüklüyordu.Yok canım ne evlisi,  yüzük falan dikkatimi çekmedi; evli olsa anlardım, diyor kendi kendimi tekrar teselli ediyordum.Neyseki o yüzyirmi dakikalık zaman diliminin sonuna gelmiştim.  Ama yoktu!!!

Tam, yirmi iki dakika kırkbeş saniye sonra  çıktı geldi.Öle çekiciydiki….Oturmuş olduğu sandalye onun en rahat yeriymişte, sanki dinleniyormuş gibi alalade bir şekilde  duruyor, her hareketi, arabaya yön vermek için kalkıştığı her tavrı, öğlesine huşu ve sadelikteydiki, sanki onun gerçek ayaklarıydı o ( İKİ TEKERLEK). Az sonra bir bey geldi, beyde denilmez yaa genç bir delikanlı, köşeye sinmiş  merakımla beraber olacakları bekliyor, kalbimin bu amansız  çırpınışını rahatlatmak istiyordum. Caddenin  öbür ucuna kadar kendi imkanıyla gidip, o deikanlının kucağında arabaya binmesi, beni rahatlatmasıyla birlikte ;delikanlının kimliğide beni ,  yeni  varsayımlara ister istemez itiyordu. Gitmişlerdi,  benden habersiz.Yüreğimse,  bir kaç saat önce gördüğü biri için  çırpınıyor,   boğazım acıyla kitleniyordu.Kendine gel ”Savaş ” falan diyip herşeyi arkada bırakıcak  bir tutumun yanından bile geçmiyordum… .

Herkez  gibi  ben,  en iyi beni bilirdim .Daha önce yüreğim hiiç, bu denli bana orda olduğunu, bu kadar hızlı attığını hissettirmemişti. Acıyormuydum ?  dedim .Asla dedi.İçim ………Ben, hastalığımdan başka bişey düşünemezken,  işte yedinci  gündür bu kapıdaydım . O  NUN GİŞİNE BAKAR, DURUR GÖZLERİM. Bazen zalim bir taş takılırda o tekerleklere, gidip  ona kendimi gösteremem .Şimdi topluyorum,  az daha erken gidip yolunda ki tüm taşları,  düzeltiyorum yolun sonuna kadar  bütün engelleri,  bazen- aslında son iki gündür yaptığım; güller ufalıyorum yollara, rüzgar ve hava el verdiğince,  orda kalanlara gözü ilişiyorda, o tebessüm ediyo, bende o tebessümü  çekiyorumm, taaa içimin en ücra köşelerine dek gönderiyordum.

Mübarek bir cuma günüydü.Nöbetimin  dokuzuncu günü, ellerimde; bir tutam tebessüm için aldığım iri yapraklı kırmızı güllerle, mesai saatinden epeyce önce gelerek başlamıştım . Yollarını gül yapraklarıyla donatmaya,  iyiyden iyiye bunu alışkanlık haline getirmiş olmakla beraber, bir gün tanışabilirmiyiz benim sewdiğim olabilirmi? eşim olabilirmi ? Umudunu ve fikrini kuruyor,  manasız önyargılarla bu düşüncelerimden çarçabuk sıyrılıyordum . Çıkış saatine yaklaşık bir saat vardı.Bana ve  ne yaptığıma bakan insanlara aldırmıyor,  bu işi en güzel şekilde yapmaya devam ediyordum , öle kaptırmış olucam ki kendimi, elim sert bir cisme çarparak  ufak bir sıyrıkla kesildi;  eğilmiş başımı kaldırmamla, Nebiye’yle göz göze geldik . Tam anlamıyla aramızda, yarım metreden az vardı; ve tam gözlerimizin  en derinini görebileceğimiz o hassas mesafedeydik,  paniklemiş ne yapacağımı bilemez bir halde  …..

-Şey, merhaba  dedim.O  güzel olağanının çok üstünde ki gülümsemesi,  yumuşak yüz hatlarıyla,  başını biraz şımarıkça sağ tarafına eğdirip…

-Merhaba, dedi. Devam etti konuşmaya,

-Çok merak ediyordum, bu güzel gülleri her gün bu yola ve hatta benim bineceğim aracın son noktasına kadar serip, beni esrarengizce izleyen kişiyi ? Demek, sizdiniz. Ama neden bu incelik, lütfen susmayın,,,,  emin olun kızmadım; bilakis ölede alıştım ki, ilk zamanlar şaşkınlıkla baktığım gülleri, şimdi gözlerim acaba bu günde varmıdır; endişesiyle arar oldu .Muaynehanede ki arkadaşlar bile; her gün kim uğraşır bu işle, diye meraka girdiler.Dün,  sizi gördük arkanızdan,  fakat çarçabuk kayboldunuz .

-Şey,,,, o günkü sabırsız ve kaba davranışım için sizden özür diliyorum.O gün iş çıkışınızda  da bekledim sizi, daha doğrusu o gün bu özürü  dileyecektm. Fakat o kadar ulaşılmaz  geldiniz ki bana,  böle bir yola başladım . Aslında amacım, sizi etkilemek değildi…

-Yaa ölemi ,,, peki neydi amacınız ?

-Sizin,  gülleri görünce yüzünüzde ki o tebessüm… O tebessümü, her gün tazeleyerek yeniden görebilmek..

-Şey, ne diyeceğimi bilemiyorum .Yanlız hangi kadın olursa olsun,  bu durumdan ve bu düşüncenizden ziyadesiyle etkilenir.  Savaş bey’di dimi, yanlış hatırlamıyorsam….Ben de Nebiye..( memnun oldum ).

-İsminizi hiç unutmadım, biliyorum Nebiye hanım, dedim; ve ilk defa ellerimiz ellerimize  değerek tokalaştık, öle heyecanlıydım ki,  terleme ve üşüme arası bir durumda karın ağrılarım başlamıştı; toy çok toy bir çocuk gibi oluyordum onun yanında.Nebiye’nin teklifi üzerine kordon boyunca yürüdük, ben sandalyesini itiyor.O telaşla evdekilere telefonla, güvende ve iyi olduğunu, bir arkadaşıyla  biraz vakit geçirip güvenle evde olacağını anlatıyor, yalvaran ifadelerle onları ikna etmek,  onaylarını almak için uğraşıyordu.Sandalyeyi sürerken onun arkasında olma fikri canımı epeyce sıkmış, yüzünü görme yüz yüze konuşma arzusuyla gözüme ilk kestirdiğim yere  gitme bişeyler içme teklifini yaptım .Kabul etti. İşlerin bu denli iyi olması şu an geldiğimiz durum beni öyle memnun ediyor.İçimi çoşturuyor  şu dakikaların durmasını, zamanın bu günlük aynı adreste kalmasını istiyordum. Şimdi tekrar gözgözeydik öle narin öle yumuşak bir görüntüsü vardıki, çok uzun cümlelerle konuşuyor ,her kelimenin  verdiği ifadeyi tam olarak yaptığı çağrışımı analamaya çalışıyordum . Bana kendini ve genel yaşantısını  ailesini  anlattıktan sonra, benimde paylaştıklarımı can kulağıyla dinliyor, konuşmanın gidiş hatına göre kah gülüyor, kah kaşlarını çatıyor,  kahta hüzünleniyordu. Ama ben en çok şımarık bir çocuk gibi başını omuzuna eğip alttan alttan tebesümlü bakışlarını seviyordum.Benim hastalığımdan bahsetmeye başlamıştık ki; onun kadar hastalığı bir grip, bir basit soğuk algınlığı, nihayi gelip geçici bir durum haline indirgiyenini görmemiştim.Öle umut vericiydiki….

-Genelikle iyi seyreden bir kanserdir, ( TRİOİT  KANSERİ ) yüzde sekseni papiler, yani iyileşebilen kanser türüdür. Savaş,  çok dirençli olmalısın öle umulmaz vakalar, sevgi ve ilgiyle yüksek moralle kendini iyileştirdi ki, senin  şansın öle çok ki onların yanında, demesiyle bana olan bu güvenin bir şefkat duvarı, işinin bir parçası olarak düşünmek, fikri beni çok yaralamıştı.Onun düşünmesini beklediğim fikir  çıkmazlığı, benim üstümde patlak vermiş, beni iyiden iyiye telaşalndırmış ,hatta öfkelendirmişti ve sordum….

-Ne yani şimdi, senin benim yanımda olma sebebin, bana acıdığın yada hasta olduğum için verilmesi gereken bir acıma bültenimi?

-Hayır Savaş,  genelde insanlar bana acır, senin iyileşme umudun bir insanın gripten ölme şansı kadar. Acıtasyon arıyorsan, benim durumumun belli bir yüzdesi bile yok.Lütfen sakin ol, tabiki hastalığının  şu an burda beraber oturmamızla, yüzde yüz bağlantısı var. Fakat, senin düşündüğün gibi bir durumda değil.

Sanırım bu erkeklere has bir durum, acelecilik, kaybetme korkusu,  peşinden öfke patlamaları… Kadınların gözyaşlarıyla anlatmak istediklerini, biz bir sinir harbine yayıyor, acıyan kalbimizi karşı tarafı acıtarak iyileştiriyorduk.” ON BİR AYDIR BERABERDİK” herşeyi konuşuyorduk.Geleceği, geçmişi, gündemi, ben antideprasları çoktan çöpe atmıştım.Bazen öle anlar geliyodu ki, aynı şeyleri aynı anda yüzlerce defa söyliyebiliyorduk.Mutluyduk işte, hemde çok mutluyduk.Sevgimiz artık öle bir boyut değiştirmişti ki,  onun bir adım sonra ne yapacağını yada benim ne tepki vereceğimi, göz ucuyla bakınca anlıyorduk . HEP TEMKİNLİYDİ AŞKA, sevgimiz en üst doruklarında dolu dizgin yürek dolusu yaşanırken, AŞK için  bir gözyaşı damlası kadar umut yoktu…….O kadar çok korkuyordum ki onu kaybetmekten, etrafında dolaşıp kalıyor, o  aşkın asla   yanına yaklaşamıyordum. Bana bunu öyle ustaca empoze etmiştiki, ne biçim, nasıl bir son yaşayacağımızı  düşünmekten kendimi alamıyordum…

Düşlerde sevmek, yaklaştıkça uzaklaşmak, dokunmaya çalışsan; yok olacağını bilmek…

……………………………………………………………………………………………………………………………………………….

Çok iyiydi, durumum; bu hastalık vucudumu terk etmekten başka çaresi kalmadığını anlamış, tasını tarağını toplamaya başlamıştı. Ailem iş arkadaşlarım, herkez şaşıyor,  bu denli hızla iyileşmemi Allah ‘ın bir sınavı olarak telafuz ediyor,  biliyoduk Savaş, bu hastalığı yeneceğini biliyoduk, biliyoduk, sesleri yükseliyordu.Kim ne biliyordu ki; aslında girdiğim bu hummalı durumun,  beni nasıl iyileştirirken,  kalbimi her gün parça parça ettiğini, (NEBİYE) inkar ededem hakkını,  ve Alllah’ın senle bana vermiş olduğu lutfu, ama benle ol, benim ol, sonum ol, eşim ol,  diğer yarım ol,  baktığım yerde hep sen ol, ol ki bileyim, çırpınan yüreğimin dineceğini, ol ki şu yalan dünyada tek gerçeğim sen olduğunu…

-Geç çıktın  bu gün ,Nebiye ne oldu?

-Sorma  Savaş,  işten ayrıldım bu gün,

-Ne, neden  ama nasıl ?

-Biliyorsun kardeşimin tayinini bekliyoduk,

-E,  evet

-Kardeşimin tayini çıktı, fakat çok az süremiz var. Hemen göreve çağırıyorlar, ailece gidiceğimizi sana söylemiştim.Biliyorsun ki abimi doğuda şehit verdik.Annem ikinci bir acıya dayanamaz, çocukları nereye biz hepimiz  şimdilik oraya,  kardeşimin belli bir  düzeni olsun belki,  belki dönebiliriz…

-Ne belki? Ya aklım almıyor . Kardeşinin düzeni  olacak belki ama ya sizin düzeniniz, senin işin, bir kişi için üç ayrı düzen bozuluyor, mantıklımı bu sence?

-Koşulsuz sevgide mantık varmıdır ? Biz mantık aramıyoruz Savaş, biz birbirimiz için yaşıyoruz.Ne olur bu kadar dramatize etme olayı .Hadi çok özlersek,  uçak diye bir icaad var ; atlar gelirsin.Benim durumum malum  elimde olsa bende sana gelirim demek isterdim, ama off yorma beni ….

-Yine olayı ne kadar basit ve yalın hale getirdin Nebiye,  biz ne olacağız peki, ne ne olacak yani mektuplaşacakmıyız.Bumu, yoo tabi canım  msn de icaat edildi;  ordanda  konuşuruz.

-Kırıcı oluyosun  Savaş, ne yapabilirim.Gittiğim yerde benim için hayat çok daha zor, belki nefes bile alamıyacağım .YOLUNDAN TRAFİĞİNE, KALDIRIMINA, BULABİLECEĞİM ( TABİİ BULURSAM ) İŞİNE KADAR, HERŞEY ÇOK DAHA ZOR BİR METROPOLDEN BİR TAŞRAYA GİDİYORUM İKİ TEKERLEKLE(!) Kendini  düşünüp bencillik yapacağına, benim penceremden bak lütfen…

Derin bir sesizlik olmuştu, ilk defa sesi yükseliyordu.Nebiye,   ilk defa bağırıyordu.Bu çığlıkların arkası ağlamaklı bir ses tonuna bırakmıştı kendini…Sustum, öle öle acıyodu ki içim çaresizdim. Allah tan tek dilek hakkım olsa onun gitmemesini isterdim.Ne yapabilirdim . Peşinden gitsem hangi sıfatla olacaktı bu? Nebiye ışığım , güneşim, gitme: sensiz kalırsam küflenir ruhum, zindanlara dönerim. Aşkı hangi dilden anlatsam sana, burda benimle kalman gerektiğini, yüzlerce tebessüm var daha sana öğreteceğim desem, yok sen anlamak istediğin gibi anlayacaksın  aşkı, benim hissetiğim gibi bir gönül  lugatı yok, eyy sevgili ki sana aynı duygu durumunu hissettirsin.

-Ne daldın Savaş, bak yine hızlı sürüyosun . Dur, gel yanıma derinlerdesin yine, ne olur yapma dostum yaa dünyanın sonu değil ki.Tekrar görüşeceğiz elbet, bak bu son saatlerimiz, herkezden önce seninleyim işte, ilk senle vedalaşıyorum… Şu kısacık zamanımızı  susarak mı  geçireceğiz?

-Susmasam ne olacak,  karşımda yüreğimle muattap biri olmadıktan sonra? Kelimelerimi büyütsem de içimde, kalıp kocadıktan sonra ne olacak ? Tüm benliğimi sarmışken ruhun,  bakıpta görmeyen gözlerin ne olacak? Yama falanda tutmaz bu gönül,  sen bunu bilsen bilmesen ne olacak?

-Ne olur,  Savaş yeter (!) Defalarca sana söledim.Hayatıma giren asla olmayacak, kimsenin hayatını  kahrolası İKİ TEKERLEK üzerine hapis edemem, dedim . Neden beni anlamıyorsun.Yoruyorsun…

-Hayır  Nebiye, hayır, benim hayatım senin gelişinle mana buldu, gidişinle aynı manasızlığa dönecek, şimdi ne olur ilk ve son kez soruyorum sana,  tüm önyargılarından kurtulsun için, çok ama çok rahat  cevap vermeni istiyorum. Biliyorum, zaman ve mekan uygun değil mucizevi bir tebessüm de  hazırda yok, ama hani küçücük bir ışık  bir damla umut  istiyorum senden.

– Söle  Savaş (!)

– BENİM TÜM KALAN HAYATIMI SENİN ( İKİ TEKERLEĞİNE )VERMEK, VE O TEKERLEKLERİN TAŞIDIĞI  YAŞAM  SEVİNCİMLE, NEBİYEM’LE, SENLE,,,,,,,,,,,,,’ EVLENMEK’ ,,,,,,,,İSTİYORUM…..

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

-BİLİYORDUM CANIM, BU İKİ TEKERLEKLERİ NE DENLİ SEVDİĞİNİ, HİÇ BIKMADAN USANMADAN  BU YANLIZ KİMSESİZ BENİ,  MUTLU ETME HEVESİNİ,ÇOK DİRENDİM SANA,  ÇOK DİRENDİM  BU AŞKA, NE ACIMASIZ  DİYETLER ÖDETTİM  KALBİME, HAKKIN YOK SEVME SEVME DİYE BAĞIRDIM. HER GİDİŞİNİNİN ARDINDAN SESİZCE ÇIĞLIKLAR ATTIM.SEVİYORUM SENİ, SEVİYORUM DİYE KAÇ ŞARKI YAZDIM,  KAÇ  DİLLENDİRİLMEMİŞ BESTE YAPTIM…. BEN BİR GARİP MALUBUM. ŞİMDİ  SIMSIKI TUTTUĞUN ŞU İKİ TEKERLEKLİ ARABA GİBİ, TUTTACAKSAN YÜREĞİMİ,,,,,,,,,,

                                              _______    EVET’ SAVAŞ’ EVET ______

Kategoriler
Aile bağları Genel Konular Kadın ve Erkek Yazıları Kaybettiklerimiz! Sevgi ve Ask Dünyası Yazar

DEVRİLEN YILLAR MUCİZESİ !!!

Bu gece yine nöbetteydim.Hasta odalarının yorgun kapıları yarı yarıya kapanmış;bana kala kala uzun hastane koridorları her an çalacak diye ürktüğüm telefon, biraz  yazımı ertelenmiş dosya ve gece verilecek olan ilaç bardakları kalmıştı.Mesleğimin, henüz yedinci yılında olmama rahmen bu gece nöbetlerinden haz etmiyordum.Gündüzün telaşesi, gece çok ürkütücü bir panik atak yolculuğuna çıkartıyordu .Hangi kapı açılır hangi hasta bir yatağın zili çalar da uyuya kalırsam, yakalanırım telaşı omuzlarıma sımsıkı yapışmış ağır bir yük gibiydiler.Devlet hastanesinden çok bir özel klinik havası verilsede, hastaneydi işte bildiğimiz soğuk en soğuk türünden, gözlerim  ağırlaşıyor uyuyupla uyumama arasında gelip gidiyordum.Dahiliye servisleri, böle yapıyordu insanı; her an her şey olabilirdi.Taburcuya hazırladığımız, nice hastaların çok sefer çok ağırlaştığını,  hatta yoğun bakıma alındıklarına, şahit olduğum için,  oto kontrolümü elden bırakmamalıydım.

Ne kızıyordum!  Caner’e ya insan karısını düşünmez mi? Yüz kere dedim; izin günleri dışında misafir çağırma hep bu son olsun bi da olmaz diyip, diyip tekrarlanan bir oyun haline getirdi olayı; benim ne  çektiğimi ahh bir anlasa şüphesiz yapmazdı.Al işte;   iki numaralı odanın kapısı aralanıyor,kim bilir kim ?

-Hey durun Nalan hanım kalkmamalısınız!…

-Siz, siz nasıl olur ?Allahım yaa, nasıl tek başınıza çıkarsınız?

-Tamam endişelenmeyin şimdi yatağınıza gidelim.

-Hemşire hanım durun benim acil çıkmam lazım!..Nazif NAZİF ÖLÜYORRR..

-Nazif ‘te kim?

-Kocam. Ne olur kimse bilmez herkez uyuyor.Ne olur yardım edin aşağı kadar.Taksiye bindirseniz yeter.Biliyorum anlamıyosunuz, beni.Biz Nazif’ le elli koca yıldır beraberaberiz. Bir askerlik oldu bizi ayıran bide  hastalıklı günler, yalvarıyorum ne olur !..Fazla vaktimiz yok Nazif tansiyon hastası ve zor durumda bunu biliyorum.Hemşire  kızım o benim herşeyim, tek varım yoğum,DEVRİLEN YILLARIM…

Ağlayan yalvaran ,gözlerle buruşmuş titreyen o pamuk elleriyle eğilmeye çalıştı ayaklarıma oldukça yaşlı ve hasta bedeni bile buna müsade etmedi.Eğilemedi .Kalakalmıştı… Ben KALAKALMIŞTIM.Hayır ne kadar zor bir andı, ne kadar zordu karar vermek.Bunca hastanın sorumluluğu, Nalan hanımın sorumluluğu, benim işimi kaybetme riskim   bunca emeğimin yok oluşu,bunların sonucunda daha da katlanılması zor telafisiz acılar….Hayır yapamazdım…….Kendimi onun yerine koyunca da yapamazdım.Onu, onun gibi anlıyordum.Dewrilen yıllarımız olmasada eşim Caner’de benim yaşama sebebim nefes alma şeklimdi.Çok acil verilmesi gereken bir karar noktasındaydım.Döküldü birden irade dışı düşüncemde var olayan bu cümle gurubu.

-Tamam dedim. Tamam üzülme hadi gidelim yalnız bana beş dakika ver..

Alalacele koridorun ortasında duran masama, bir not  düştüm.”ÇOK ACİL ÇIKMAM GEREKİYOR BEŞ DKK GELİRİM.”Yapılabilecek en mantıklı şey buydu, şu an hemen üstüme bişeyler alıp;Nalan hanım’ada bir battaniye kapıp koluma girmesini sağladım.Onu uçurur vazitte çok hızlı olmasada sağlam, seri adımlarla koridordan geçirdim.Asansör kattaydı.O, üç kattan aşağı inmek bir ömür gibi geldi.Zavallı kadın, yarı türkçe yarı yugoslavca dualar ediyor, devamlı olarak ”bırzo, bırzo” diyordu.Yugoslavca bilmeye gerek yoktu, çabuk olmamı istiyor; o yığılmış bedenini adeta sürüklüyordu.Aşağı inmemizle beraber, kapıdaki güvenlik engeli beni iyiden iyiye telaşlandırmıştı.Ohh neyseki; kapı boştu, güvenlik görevini askıya almıştı.Tereddütsüz hemen taksi çağırdım.Nalan hanımı bindirdim.Bende hemen yanına oturdum.O  beynimin taa her hücresini alev alev eden bakışlarıyla gözlerime baktı.

-Geliyormusun sende ? dedi.Nasıl gitmezdim…

-Geliyorum; dedim.Taksiciyi adrese yönlendirmemiz, hiç te zor olmadı.Belki kırk dakika sürecek yolu, yirmi dakikada tamamladık.Endişe bizden ayrılmayan tek şeydi.Tüm beden dilimiz, kısa ama telaşlı konuşmalarımız, bizi adrese en acil şekilde ulaştırmıştı.Artık sokakları çıkartma, bu gece karanlığında, olası bir tanıdık resim, bir işaret bulma, tedirginliğiyle biraz dolaştık. Nalan hanım,heyacanla……

-Dur dur.İŞTECİK ŞU EV  dedi.Aslında ne çok ayrıntı vardı, telaşında, ve ne çok korku.Öle sıkı sarılıyor du ki kollarıma, benim ve benim daha üstümde bir kuvvet için, hırpalanıyorduk ikimizde; ben onun için, o da Devrilen Yıllarının sahibi için…. 

Boyası  dökülmüş, sarıyla yeşil arasında kalmış, üç katlı bir binanın girişinde, kapı açılması için her zile ısrarla basıyorduk.Sonunda geceyi yaran bir ses geldi.

-Kim o, dik durmaya son bir kuvvetle doğrultuğu belini zorlayıp,

-Ben  Nalan hanım Fikribey oğlum. Nazif, Nazif’e bakmaya geldik.Dedi.Başımı onaylar bir şekilde salladım.

-Nalan teyzeymiş aç, aç, açç kapıyı diye seslendi; içeriden gelen -kimmiş, sesine…Açılan kapıyla biraz irkilip, kat çıkmadan karşımızda ki ilk kapıya yöneldik.Kırık dökük plastik bir ayakkabılığı kurcalamaya çalıştı.Anahtarı bulmanın zaferiyle,  kilide yöneldi.Oysa ben bu ayrıntıları hiç hesaba katmamıştım.Düşen battaniyeyi yorgun omuzlarına koyup, anahtarı ben aldım.Şimdi adrenalin tavan yapmıştı.Nihayet son anı yaşıyorduk bu gece; kıyametten önce ki….

Kapı açıldı, her yer çok karanlıktı, olduğundan fazla  karanlık, daire sanırım yolun arka güneş görmeyen tarafına düşüyordu.Işığı açtı.O; çatallı naif sesiyle, bir çocuğun bayram sabahını andıran heyecanıyla işte bağırıyordu.

-Nazif, Nazif, Nazifbey…..İçeriden öksürükle karışık bir ses geldi.Nalan hanımın, yöneldiği taraftan. Ordaydı, boyluboyunca yatıyordu.DEVRİLEN YILLAR, aşığı,adamı,can yoldaşı….Kadınlık başka şeydir…Durum vaziyet ne olursa olsun, kendine çeki düzen vermenin, erkeğine güzel görünmenin, desturu yeri yoktur.Nalan hanım’ da saçlarını elleriyle şöle bir düzeltikten sonra;

-İyimisin Nazif ?.. iyimisin ?Seni çok merak ettim, tam iki gün oldu gelmedin.Bak, hemşire hanım kızımızıda zor durumda bıraktım.Seni çook merak ettim.

-Boşa telaş yapmışsın canım, turp gibiyim.Biraz üşütmüşüm de çıkmiyim dedim.Yarın ben sana gelecektim.Bak, hemde istediğin lokumlarıda aldım: güllü, gül kokulu lokumlar orda,ben iyiyim ama sen” iyiki geldin.”…..

-Kızmadın mı?.. ÇOK  ÇOK MERAK ETTİM SENİ.

-HIH, KIZMADIM TABİ; ARADA BİR GENÇ OLMAK LAZIM.

– SEN YAŞLI MI DİYOSUN BANA?

-Hiç bir şey demiyorum.Ömrüm, ömrüm diyorum.Hoş geldin.Hanım kızım, sende hoş geldin.Allah razı olsun; çok zorluk olmuştur,sana ama büyük iyilik ettin.Öle çok istedim ki Nalan ‘ımı bu gece, görmek seni vesile etti. Rabbim.Hamd olsun ki, gördüm, konuştum, en sevdiği lokumlarını sundum.

-Önemli değil Nazif amca iyi olmanıza sevindim.Fakat fazla vaktimiz yok hemen dönmeliyiz.Sizin varmı bir isteğiniz, yapabileceğim bir şey. lütfen varsa cekinmeyin,  söleyin? İlaçlarınızı aldınızmı?

-Nazif amca iyisin, dimi?

-İyiyimmm, ilacımıda aldım; yemeğimide yedim;Yok bir isteğim, saolasın kızım.

-Ben dışardayım, Nalan abla lütfen birazdan yola çıkalım.Kimse fark etmemiştir; umarım.Nasıl kızıyordum, kendime: işte boşa bir endişeymiş, adam sapasağlam duruyor.Ne diye gelirsin, hatta onuda böle saçma bir maceraya  cesaretlendirip,sürüklersin.Asistanlara, yada nöbetçi doktora söleseydim keşke ”offf ‘ diye hayıflanmalarla, bekledim.Elinde birkaç tanesi yenmiş, göğsüne sımsıkı bastırdığı, lokum paketiyle çıktı.Nalan hanım, aşağı yukarı onbeş dakika kadar kalmıştı içerideki odada gözleri yaşlıydı.

-Gidelim kızım dedi..Öfkem yerini endişeye bırakmış;

-İyimisiniz? Dedim.

-İyiyim hadi, gidelim.Dedi.

Ellerindeki, tüm güç eriyip bitmiş.Kolumda ki varlığı, hissedilmeyecek hale gelmişti.Çok üzgündü.Benle onun acısıyla üzgündüm….Kızdım kendime, ne beklıyordun; adam ölse yaptığına, geldiğine deymiş mi olacaktı!..Diye..Düşüncelerimde ayıpladım kendimi…

Hastanenin, o soğuk koridorlarına tekrar dönmüştük; yolda luzumlu olmadıkça hiç konuşmadık.Ne olmuştu o odada, cesaretimi toplayıp soramadım.Muhakkak, derin bir  aşk-ı muhabbet olduydu.Ardından hüzünlü bir veda.Yazdığım not, gözüme ilişti belli ki kimse okumamıştıi: sorun olmamasına, çok sevinmemle beraber, kolumda sürüklediğim bu bedenin bomboşluğuda içimi ürpertiyordu.Yatağına usulca yatırdım, üstünü örttüm,sesizce

-Birşey istermisin abla ?.. dedim.

ELLERİME UZANDI.ELLERİMİ ÖPTÜ.Bir kaç kez, Allah razı olsun, kızım, dedi.Acıma şefkat ve içtenlikle kır saçlarının başladığı yere bende, bir öpücük kondurdum.

-Yat dinlen, iyi ol ki çabuk kavuşasınız.

-BİZ KAVUŞTUK ; dedi

-Tebessüm ettim. Bu da kavuşmamı Nalan hanım, daha ne yıllarınız devrilir inşalllah dedim.Çıktım odadan, huzurluydum.Adrenalin son bulmuş. Taşlar doğru yerine konmuştu.İki gün sonra mesai saatim başladı.Uzun ve ilaç kokusu sinmiş, soğuk koridorlar bitince gözlerim, yüreğim, Nalan hanımı arıyor.Taburcumu oldu, endişesi de  beni meraklandırıyordu.

-Serpil, dur  biraz, bişey soracaktım.İkinci odadaki  hasta, nerede ?

-Hangisi??..

-Nalan hanım, vardı ya, hani çok yaşlı olan, yedi  numaralı yataktaki canım ?

Haberin yok dimi??.Sen yoktun.Önce ki sabah, senin nöbetinden hemen sonra, bize lokum verdi.Gayet iyiydi.Hatta bu lokumların, aslında senin olduğunu, senin ne zaman geleceğini ısrarla, sordu durdu.Ardından bir saat geçmeden, kadıncağız öldü.

– Öldümü? Olamaz!!!!!.

-Niye bu kadar şaşırdınki? Daha ilginç olan neymiş biliomusun ?

-Ne ne neymiş!!!

-Ondan bir gece önce, sabaha karşı kocası da ölmüş. Yazık ne acı dimi, peş peşe karı koca öldüler birbirleriyle vedalaşamadan, hayat işte, ne oldu  Ece, rengin gitti ?

-Yok bişey, tamam saol Serpil.Gitmem gerek görüşürüz.

Anlamalıydım, anlamalıydım, kahretsin nasıl anlamadım o gece ölmüştü: Nazif amca neden, YA RABBİM odaya son kez dönüp bakmadım.Pekii ama öleceğini nasıl  bilmişti?Aklım almıyor, nasıl bilmişti.Ahh, Nalan abla ahhh, demedin dimi, diyemedin, ama neden?Offf inanamıyorum, beni ve işimi tehlikeye atmamak için,  ayrıldın ordan, DEVRİLEN YILLARINDAN, CANINDAN,  ancak böyle  hassas hisedilebilir  bir sevgi, ölüm ancak bu kadar soğuk bir mesaj gönderebilir, iki  ayrı yarım, bir tam gönüle, ve ve böle seven  bir kadın,  yaşamının son mucizesini,d onuruna değiş edebilir…..

 -KADIN, ”SEVERSE” HER TÜRLÜ MUCİZE OLUR-

Kategoriler
Deneme Yazıları

Romantik Aşk ve Şirk Tehlikesi

Sevgi duygusunun Allah’a değil, yarattıklarına yönlendirilmesi şirki ortaya çıkaran önemli bir neden. Özellikle kadın-erkek arasındaki “romantik” ilişki, insanları şirke saptıran en önemli konulardan biri.

Romantik sevgi anlayışında sevgililer, birbirlerini Allah’tan bağımsız varlıklar olarak görür, Allah’a olan sorumluluklarını birbirlerine karşı yerine getirir ve Allah’a duymaları gereken aşkı birbirlerine karşı hissederler. Sabah gözlerini açtıklarında, o gün de uyandırarak kendilerine yeni bir fırsat vermiş olan Rabb’lerine şükretmek yerine, birbirlerini düşünür, birlikte olmayı hayal ederler. Gün içinde Allah’ı değil, birbirlerini anarlar. Allah’ı hoşnut etmek yerine birbirlerini hoşnut etmeye çalışır, Allah ve din için değil, birbirleri için özveride bulunurlar.

Bu ruh halindeki kişiler birbirlerini adeta ilah edinirler. Zaten bunu kimi zaman kendileri de itiraf ederler. Birbirlerine “taparlar”, “nereye baksalar onu görürler”, her yerde “o” vardır, “hep onu düşünürler”… Oysa tek tapılacak, nereye bakılsa görülecek, her an düşünülecek olan göklerin, yerin ve insanların da sahibi olan Allah’tır.

Yaşanan aşk, platonik dahi olsa Allah’ı unutturuyor, Allah’ı anmaktan alıkoyuyor, Allah aşkına tercih ediliyorsa -kadın ya da erkek- böyle bir aşk yaşayan kişi, şirk içindedir. Toplum ise bu gibi aşkları çok normal görür. Hatta kaynağını Allah aşkından almayan bu romantik aşkı yaşama konusunda, “aşk yaşamaktan korkmayın”, “koşulsuz sevin”, “duygularınızı bastırmayın”  gibi telkinlerle cesaretlendirerek insanları şirke sürükler.

Romantizmin, insanların gerçekleri görmelerini, yaratılış amaçlarını ve ahireti düşünmelerini engellediğini bilen şeytan, bunu kullanmaya çalışır. Kendi dost ve yandaşlarını, yoğun duygusallık telkini verecek şekilde yönlendirir. Televizyonlarda yayınlanan aşk filmleri ve özellikle dizi filmler, duygusallığın hemen her evde bulunan en etkili telkin yöntemleridir. İzlenen filmlerde konu romantik aşk, romantik aşk üçgeni, romantik yasak aşk üzerine kuruludur. Hatta telkin öylesine yoğundur ki, “ruhlarının sonsuza dek birlikte olması” için birlikte intihar eden iki aşığın aşkı, büyük takdir görür. Ya da filmdeki oyuncunun aşkı uğruna kendini öldürme sahnesi, izleyenleri gözyaşlarına boğar. Tüm bunlar, duygusallığın insan aklını ve şuurunu ne denli kapadığının kanıtıdır.

“Aşk”, “romantizm”, “saf ve temiz duygular” gibi sözlerle masum gösterilen bu duygusal aşk, yüceltilip teşvik edilir; hatta bu aşka kutsallık atfedilir. Özellikle gençleri etkileyen bu duygusallık telkinleri Allah’ı ve Allah aşkını tanımayan, imanı bilmeyen, şirk koşmayı yaşam tarzı edinmiş insanlar ortaya çıkarır.

Bu tarz ilişkileri yaşayan insanların çoğu, doğru yolu gösteren Kur’an yerine, toplumdan aldıkları din dışı, çarpık telkinlere uygun davranışlar sergilerler. Birçoğunun, içinde yaşadıkları şirkten haberi dahi yoktur.

Oysa şuursuzca bu şirk içindeki sevgiyi yaşayan insan, “… Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister; Kendi eşini ve kardeşini…” (Mearic Suresi, 11-14) ayetiyle bildirildiği üzere, ahirette kendisini kurtarmak için eşini fidye olarak vermek isteyecektir. O an şuuru açılacak, görüş gücü keskinleşecek ve Allah’ın vaad ettiği azabın gerçek olduğunu görecektir.

Müminin aşkı ise saf, duru, samimi ve nurludur; kalpte ferahlık oluşturur. Sevdiği ama yitirdiği hiçbir şey için üzülmez, acı çekmez. Allah’ın imtihanı olduğunun ve O’nun, dilediğinde verdiklerini geri alabileceğinin bilincindedir. İsyanı değil, imanı seçtiğinde Rabb’i ona bu dünyada da ahirette de sonsuza dek pek çok güzel sıfatıyla tecelli edecektir. İşte bu sırra ve gerçek imana ulaşan mümin, karşılaştığı hiçbir durumda acı ve üzüntü yaşamaz.

Müminlerin sevgisi, Allah sevgisinden kaynak bulur. Çünkü çevresindekiler bağımsız varlıklar değil, Allah’ın tecellileridir. Ve mümin yalnızca Rabb’i için sever.

Elif Türker

Kategoriler
Kişisel makaleler

SEN ile BEN arası

Aramızda sanıldığı kadarıyla uçurumlar yok sevdiğim! Bizimkisi daha doğmamış çocuğa gelecek kurmak gibi birşey aslında… Ve işte herşeyden öte sen ile ben arası sadece bir dilim aşktan başka birşey değil!

…nereden başlanır ki anlatmaya hiç bilemiyorum. Oysa ben yaşarken hiç bu kadar zorlanmamıştım. Şimdi bana seni anlatmamı istiyorlar ya dostlarım, inan kavuşamadığımıza inat daha bir zorlanıyorum. Bilmem ki insan sevdiğini nasıl anlatmalı, hangi harfi bacağından tutup güzel sözler inşa etmeli. Aslında bakarsan hiç bilmekte istemiyorum, seni kimselere anlatmakta; yıllardan beri seni sensiz seviyorum ve ben bu işi ama sadece bu işi yaşamakla eşdeğer sayıyorum sevdiceğim!

…düşünüyorum bazen, öyle hayaller kuruyorum ki ufak bir böceğin yanağıma konup herşeyi mahvetmesine bile içerleniyorum. Sanki seni sevdiğim için düşman bana herşey! Aslında hiç öyle bir durum yok ama benimkisi nereden bakarsan bak kıskançlık, seni düşünmeme engel olan herşeye biraz isyan! Ki olsun, sana varan yollardaki tüm engeller zaten sevgimin ne kadar derin ve sağlam olduğunun bir işareti değil mi?

Senden vazgeçmeyeceğim sevgilim! İnan bu hatayı ömrüme hiçbir zaman sokmayacağım… Alem düşman da olsa, güneş bir daha günümü aydınlatmasa da ben bu aşktan hiç vazgeçmeyeceğim. Ben, sende kendimi buldum. Yaradana daha bir inanır oldum. İnancımın doruğunda, hayallerimin en güzel yerindeyim ve biliyorum ki çok seversen “olur!”

Ne söylenir ki böyle bir sevdanın ardından, “sen ömrümün özeti” senden bir isteğim olabilir ancak bende senin özetin olmak istiyorum; varmı mısın bende seni-sende beni yaşamaya? Kısacası bu sabrı, bu emeği, bu insanlığı aşkla ödüllendirmeye var mısın?

Yalanım yok bunca yıldır seven tüm aşıkları arkama alarak, onlara yüreğimle inanarak çıktım bu yola ve hadi artık beraber ıslanalım bu yağmurlarda!

emre onbey (sizden biri/belki sen)