Kategoriler
Günlük hayat Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası

özür dilerim ama seni seviyorum

Özür dilerim ama seni sevmek zorundayım. Biliyorum, senden bir tane daha gelmeyecek bu dünyaya. Kızma ama yaşamak istiyorum en basitinden eğlenerek, çok gülerek… Herkes bir kez gelirmiş dünyaya ve ölmek de kadermiş. Her şeyi yaşayabilirmiş insanoğlu sevgiyi, hüznü, mutluluğu, ayrılığı… “neden ben” diye sormak çok saçma! Milyonlarca insan arasında sende buldum ruhumun diğer yarısını. Bütünleştim. Seni sevmekten keyif alıyorum. Herkese karşılıksız “selam” verebiliyorum. “nasılsınız” derken, bir karşılık beklemiyorum. Yüzümde binlerce tebessüm ile herkese ulaşabiliyorum. Olabildiğine mutluyum! Sevinçliyim. Huzurluyum.

Hayatıma giren küçük sorunları artık büyütmüyorum. Başım ağrıdığında öyle hemen isyan etmiyorum. Daha çok para kazanmak için hırsımın kölesi de olmuyorum. Kimseyi nedensiz yere hiç sorgulamıyorum. Eleştirmiyorum bir çocuğu bile. Kimsenin uçuk hayallerine gülmüyorum. Çünkü biliyorum, inanırsan, çok istersen olur!

Seni sevmek uçmaktır benim için. Dostlarla muhabbet etmek, annem ile babamın kölesi olmaktır. Sonra çıkartıp sol cebimden ayrılığı, nefreti, çaresizliği (kötülükleri) toprağa gömmek demektir. Seni sevmek başlı başına bir farkındalıktır, yaşarken cenneti hissetmek gibi…

Kırlara çiçek toplamaya giderken en güzellerini seçmiyorum artık. Doğaya yakışan o güzelim çiçeklerin yerine, solmaya yakın olanlarını topluyorum. Çünkü hayatlarının sonundayken senin gibi özel bir kadını görmelerini çok istiyorum. Herkes verir sevdiğine en güzel çiçeği ki kadınların çiçek sevdiğini her erkek bilir. Lakin anlamını pek bilmezler. İşte ben bu solgun papatyalara anlam yükleyerek çalıyorum kapını. Çünkü seni tanımadan önce ben de solgun bir çiçek gibiydim, sonumu bekliyordum. Hiç farkım yoktu solgun papatyalardan, istedim ki insanı yaşama bağlayan, güzelleştiren o kadını görsünler, belki o zaman solmaktan vazgeçerler-mevsimlere inat. Haksız mıyım güzeller güzeli?

Şimdi tüm bunlar için “ayrıldığımıza” nasıl da ah edebilirim. Ya seni hiç tanıma fırsatı vermeseydi Mevla’m, nasıl öğrenebilirdim insan olmanın inceliklerini. Milyonlarca insan arasında kaç kişi böylesine mutlu olmuştur sence? Ve milyonlarca insan için seni sevme görevini bana verdiği için ah mı etmeliyim yaradana? Ben, hiç seni sevmemezlik eder miyim? Şimdi o kadar yakınım ki cennete, istiyorum ki bitmesin bu rüya :))

Özür dilerim ama seni daha çok sevmek zorundayım artık!

EMRE ONBEY (sizden biri/belki sen)

Kategoriler
Günlük hayat iletişim Sevgi ve Ask Dünyası

Güneş Eğri Doğsa da Unutmam Seni

“gün olur ben de giderim bu aşktan sevgilim. Zaten başıma kadar gömülmüşüm sevdanın çamurlu yollarında. Belki dönmem, belki bir daha hiç sevmem kimseleri… Öyle hasretinle savrulurum rüzgârlarla; bir kış vakti üşürse yüreğim, bil ki kapında ölmek istediğim içindir…”

Varsın şimdilik sensiz geçsin ömrüm, senli günlerimden çalarım mutluluğumu. Olmaz deme, olur, hemde bal gibi olur… Neler gördü bu yürek, nelere katlandı bir başına, bir hüzne daha yer var bu bedende. Sen olduğun sürece hiçbir duygu hiçlenmez bende.

Eski bir kırk beşlikle anıyorum senli günlerimi. Her yanım seninle dolu; gecem, gündüzüm olmuşsun, daha ne isterim ki. Varsın bu ömrümün geri kalanı da, hasretinle geçsin. Hep mutlu olacak değilim ya, birazda hüzün dolsun heybem. Yeter ki unutmayayım seni, güneş eğri doğsa da… Hem unutmak ne demek, adının anlamı bile unutulmazken.

Bugün çocuk parkına gideceğim. Akşama kadar oyunlar oynayıp, küseceğim adamlığıma. Zaten büyümek benim neyime, olgun biri gibi davranmanın ne faydasını gördüm ki. Biliyor musun, seninle o parkta birbirimize vurup-kaçmalarımızı özledim. Hani beni hiç yakalayamazdın, yine de pes etmeden koşardın ya ardımdan. İstiyorum ki, yine koş peşimden, söz bu sefer hızlı koşmayacağım! Yeter ki senin her zaman arkamda olduğunu hissedeyim… Söz veriyorum bak, hızlı koşmayacağım!

Ey benim güzel sevgilim, sensiz de eğlenebilir miyim sanıyorsun? Yanılıyorsun işte. Bu hayatın her yanı eğlence olsa, yine de dönüp bakmam, sensiz gülmem, gülemem. Nerede hasret, özlem, gözyaşı varsa oraya koşarım. Bilirim ki sevdiğinden ayrı yaşayan eğleniyorsa, o hiç sevmemiştir, ben bir bunu bilirim. Sevmek, sevdiğinle coşmak demektir! Ayrıca sensizken neden asi olmayayım ki, en çılgın fırtınayı bile durdurup, seni sorarım! İstediğin cevapları alana kadar bırakmam kimseyi öyle kolayca… Sevmek, cesaret işidir; cesaretse, her yüreğin kabullenebileceği bir iş hiç değildir!

Benim kalbim olmuşsun sen! Hangi vakit yağmur yağsa bu kente, aklıma düşer o manalı gözlerin. Derim ki içimden, “ işte kalbimin kadını bu. O gözler, o saçlar için yaşanılmazda, ne için yaşanılır ki…” sen benim en güzel düşüncemsin. Ey benim nazlı sultanım, yürüdüğün yollarda bir başka açar kır çiçekleri. Buralarda bir başkadır ilkbaharın tadı, gökyüzünde ne güzel uçar martılar, kelebekler…

Benim her günüm sana özeldir. Bu köhne dünyanın her kahır dolu çilesi birleşse, yine de uzaklaştıramaz o güzelliğini, kalbinin derinliğini… Sen hiç unutmak için seven birini gördün mü? Sana verebilecek bir kalbim var. Daha buralarda başka hiçbir şeyim yok, kalmadı. Bir kalbime sığdırdım ben adamlığımı. Sana verebilecek başka hiçbir şeyim yok, kalbimden başka… Ömrümden başka!

Bırak bu dünyayı, güneş bile eğri doğsa yine de değiştiremez fikrimi

EMRE ONBEY

Kategoriler
Günlük hayat iletişim Sevgi ve Ask Dünyası

Seni Sevmem Sır Gibidir

“ihanetim kendimedir… Öyle seyirlik bir yürek değil benimkisi, canın sıkıldığında zevk-i sefa yapabileceğin bir yer inan hiç değil! Ama istiyorsan dünyada ki değerini görmek, o zaman gel işte! Emin ol verdiğinden çok daha fazla karşılık bulacaksın. Ömürlük sevileceksin…”

Kadere çatıyorum şu sıralar. Tükettiğim gençliğimin hesabını soruyorum. Günlerdir yüzünü görmediğim annem bile, neredeyse unutacak beni. İnsan sevdikleriyle olmayınca, hayatını dondurmuş gibi oluyor. Oysa zaman hiç donmuyor, değirmen gibi devamlı dönüyor bedenimizde. Keyfim hiç yerinde değil bu sıralar… Duyan geliyor, duymayan seviniyor!

İçimde taşınması zor bir sevdanın yokluğuyla yaşıyorum. Ben nereye o oraya misali sürünüp gidiyor. Olmuyormuş böyle, yaşanılmıyormuş. Sonra adamın hayatına bir girdi mi -miş’ler, -muş’lar hiç olmuyormuş. Hem öyle yalnız kalınca delikanlılık falanda işlemiyor. Birde benim gibi ne içki ne sigara yoksa ha işte o zaman hapı yuttun demektir. Sabahlara kadar düşünüp durursun, çıkmaz sokaklarda duvara çarpar, labirentli anılarda dolaşıp hep aynı yere gelirsin. Çoğu buna ayrılık diyor, artık sen ne dersen de, aynı duyguyu yaşadıktan sonra…

İnsan yalnız başına kalınca geçmişi karıştıracak çok zamanı oluyor. Hatalarla yüzleşmek pişmanlıkları beraberinde getirse de, yine de olgunlaştırıyor her zaman. Yani belki de bana öyle geliyor. Birde ayrılık öyle bir geliyor ki koşarak, haykırarak… İçim acıyor!

Yani sevgilim, sensizlik, benle yaşlanacak tek yazgı artık. İki göz var bende, sende kalan… Hatıralarınla avunan tek bir yürek, birde nasırlı eller işte! Çok şey değil biliyorum tüm bunlar, senin yanında hiçbir şeydir belki de. Artık susmalıyım, üstelik sabah oluyor ve ben çok yorgunum sensiz…

Yeni bir gün demek, yeni bir sensizlik demek artık! Şimdi ben ihanet olmayan bir sevda da, kadere çatmayayım da ne yapayım. Her şey o kadar güzeldi ki, yeni doğan bebek gibi narin ve sevimliydi. Şimdi her tarafım dikenli tellerle çevrili. Nereye dönsem yokluğun batıyor. Ruhum sana kırgın bilesin.

Yoruldum. Kırgınlıklarım en büyük intikam benim. Sahi neden sevdin sen beni? Ansızın çekip gitmek için mi… yoksa sen, eski aşklarımdan kalma bir ahım mısın? Söyle nesin sen, böyle günlerdir düşünüp-gözyaşı döktüğüm… Söyle şu garip hayatı unutturan, benim bile bilmediğim hangi sırsın sen?

“Uzuvlarım yosunlarla dolu
Gönlümde ölüm bir hücreyle
Gittikçe kalabalıklaşıyor
Hüzne benzeyen bu ayrılık…”

Emre onbey

Kategoriler
Sevgi ve Ask Dünyası

Bu Benimkisi Aşk Değil

“Yeni bir yılın sabahındayım, dinlediğim bir şarkı aklıma düşürdü seni. Diyor ki, “seni görebildiğim yer rüyalar artık,” rüyalarda olmasa hani… Yanmışım sevgilim, öyle bir tutuşmuşum ki hayatın tam ortasında kalakalmışım. Şimdi seninle yalnızlığımı paylaşsam, çok ayıp etmiş olurum. Ama bunu yapmayacağım. Seninle geçmişimi yâd edeceğim sadece. Beni, ben yapan o güzel kadına bir değil, bin anlam katacağım bugün de…”

Son sevdiğim olduğunu mu sandın, söylenen her söze inanıyorsun güzel sevgilim. Ama evet, sen benim son sevdiğimsin ama aynı zamanda da ilk sevdiğimsin! Bunu unutma, yarın senin için öleceğim…

Sensiz(ken) yanıyordum. Küllerimden anlıyorlardı, tanıyorlardı beni artık. Biliyorlardı neden yandığımı, her günün batımında… Öyle yüreğimden tutuşmuştum ki, ateş olmasa da, yanıyordum. Her yanımda yokluğun kol geziyordu. Sensiz olmayan tek şey sevgiydi! Ey benim nazlı yanım, sevgisizde yaşanmıyor ki hani. Hadi tutsana yüreğimden, hadi kalsana yanımda, bırakmasana gün batımlarına… Hadi nasırlı ellerime, ellerini kenetlesene!

Zamansız gittin sevgilim. Bir vedayı bile çok gördün. Belki de haklıydın gitmelerinde, nedenlerin vardı. Zaten kızamıyorum bu yüzden sana. Her şeyde bir neden aramak çok saçma, hele aşksa bu mantık ötesi bir durum işte! Umarım gittiğin yerde, çok mutlusundur. Yüzün gülüyordur. Kapısını açtığın adam elinde çiçeklerle, dilinde sevgi sözcükleriyle geliyordur her defasında. Yoksa üzülürüm…

Yeni bir yılın sabahındayım, bir şarkı aklıma düşürdü seni. Diyor ki, seni görebildiğim yer rüyalar artık, rüyalarda olmasa hani… Yanmışım sevgilim, öyle bir tutuşmuşum ki hayatın tam ortasında kalakalmışım. Şimdi seninle yalnızlığımı paylaşsam, çok ayıp etmiş olurum. Ama bunu yapmayacağım. Seninle geçmişimi yâd edeceğim sadece. Beni, ben yapan o güzel kadına bir değil, bin anlam katacağım bugün de…

Bak yarın, bugün oldu. Sen gideli heybem iyicene hafifledi. Dört bir tarafta yokluğun halay çekiyor. Bilmez misin efe torunuyum ben, şöyle ağırdan bir zeybek nasılda giderdi, gözlerinin tam karşısında. Etrafında bir dönsem, başım üstüne-dizlerimi yoluna çökertsem hiçte fena olmazdı hani. Galiba ufaktan kaderimin kaybedişlerine çöküyorum. Olsun varsın. Sevmek, bilmeden tüketmekmiş ömrü… Varsın sana harcansın ömrüm, hiç gocunmam!

Seninle geçirdiğimiz o zamanları arıyorum halen. Nereden başlasam, nereye uzansam şöyle bir, aklıma çakılıyorsun. Sitemim asla olmadı sana. Nasıl olsun ki, insan sevdiğine de sitem ederse, ne anlamı kalır o aşkın değil mi? Yoksa etmeli mi… bilirsin, ben pek beceremem duygularımı yansıtmayı. Yazarım, çizerim sadece. Ara sıra resimde yaparım ama söyleyemem bir türlü. Söylersem, gizeminin gideceğini düşünürüm aşkımın. Korkarım ama bilirim ki sevmek, sevdiğini keşfetmektir! Beni yeniden bulmanı çok isterdim.

Benim öyle yeni bir yılda beklentilerim olmadı hiçbir zaman. Nasıl olsun ki, olmadı işte! Biliyorum hiçbir zaman bir kadın tarafında onurlandırılmayacağım. Çünkü unutamıyorum seni, belki de bu yüzden acılarım yenileniyor. Kadınların sezgileri çok kuvvetli, ne halde olduğumu anlıyorlar. Öyle işte, özledim seni… Çok!

Bu benimkisi aşk değil, başka bir şey. Üstelik bu ben de, ben değilim/ seninim…

Emre onbey

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Genel Konular iletişim Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası

Rüzgârlarla Gönderiyorum Sevgimi

“bedenimden gitsen de, her zaman yüreğimde olacaksın. Şimdilik küçük bir ayrılık ısmarladım sana, ama üzülme sevdiğim, gün gelir kaldığımız yerden devam ederiz… Gün gelir yine kavuşuruz. Ve ben en güzel yaptığım şeyi yine yaparım; gözlerinin içine bakarak ”seni çok seviyorum” yine söylerim, hiç üzülme sen!”

Hatırlıyor musun karşılaştığımız o ilk günü, ikimizde üniversiteye yeni başlamıştık. Sen dalgalı saçlarınla kantine girdiğinde içimden “işte evleneceğim kız bu” diyerek, ruhumu hırpalamıştım. Hiçbir kıza âşık olamayacağımı düşünürdüm hep; aşk söz konusu olunca hiçbir şey yolunda gitmezdi. Şimdilerde masum bir aşkın kollarında mutluluktan, mutluluğa uçuyorsam, bu hep senin sayendedir. Sen, hayatıma giren en yalın mucizesin! Ve bir adın yok senin, öyle ya mucizelerin hiç adı olur mu?

Rüzgârlarla Gönderiyorum Sevgimi
Rüzgârlarla Gönderiyorum Sevgimi

Kategoriler
Anma Yazıları Genel Konular Günlük hayat iletişim Sevgi ve Ask Dünyası Toplumsal Konular

Fedakâr Bir Baba İçin

“Seninle konuşurduk baba, bazen lambanın etrafında dolanan bir kelebek için, yeni bir hayat kurardık, yemyeşil bir kırda… Güneş parmaklarıma dokunduğunda, öperdin yanaklarımdan, bıyıklarından anlardım senin olduğunu; seninle, tekrar çocukluğumu yaşamayı çok özledim baba! Adam olmayı sen öğretmiştin bana, senin tarafından takdir edilmek, inan hiçbir şeye benzemiyor.”

Ruhundan haber bekliyorum, yokluğuna olan inancım günbegün artıyor. Yoksun baba, neden gelmiyorsun, neden susuyorsun, her ağladığımda… Ağır aksak adımlarla karşılıyorum, sensiz geçen her günü, çok umursanmadığımı iyi biliyorum. Yabancı bakışlar dolaşıyor bedenimde, çoğu menfaat uğruna hırpalıyorlar oğlunu! Uykudan uyandığımda boynum bükük oluyor her defasında, kaldıramadım daha hiç başımı, dimdik duramıyorum bu hayatta. Ne yapsam, hep eksik kalıyor bir taraf… Ama baba, ben, işte o tarafla hayata tutunuyorum. Ruhundan haber bekliyorum, yoksa yanına geliyorum baba!

Kaderin çoğu oyununa hiç aldırmadım. Doğum günümde almış olduğun saate bakıp, geceyi batırıyorum, ömrüme. Dinliyorum gündüzün sesini, bir hayallerde çoğaltabiliyorum seni, birde o gün işte! Eve geldiğindeki ayak seslerini, bir görsen nasıl arıyorum. O yaramaz küçük kedinin tıkırtıları yokmu, her defasında geldiğini sanıp, uyumuş numarası yapıyorum. Ama ne yanağımdan öpen biri oluyor, ne de bıyıkların batıyor! O yokluğun varya, alay ediyor baba, inan o yokluğunun acısı fena batıyor kalbime. Ben gülemiyorum artık, o eskisi gibi, kahkahalar atıp-çatlatamıyorum bedenimi. Küçük kuzenleri eğlendirmek için yalancı gülümsemelerimi saymazsak, sensiz hiç gülemedim bu hayatta!

Fedakâr Bir Baba İçin
Fedakâr Bir Baba İçin