Kategoriler
Genel Konular Toplumsal Konular Türkiye üzerine

SORUNLAR ŞİDDETLE ÇÖZÜLMEZ

Dünya tarihine baktığımızda çok fazla savaş,ihtilal,baskınlar,harekatlar,katliamlar görürüz. Sadece I. ve II. Dünya savaşlarında 300 milyondan fazla insan öldürülmüş. Milyonlarcası da sakat kalmıştır. Bu savaşların kökenine baktığımızda, çeşitli ideolojilerin baskın ve üstün olma isteğini görüyoruz. Amerika’nın Japonya’ya atom bombası atması, Hitler’in milyonlarca yahudiyi öldürmesi de kanın ve şiddetin dünyada ne kadar yaygın olduğunun bir

Günümüze baktığımızda ise; ABD, Ortadoğuda bir çeşit baskı sistemi kurma gayretinde.Bazı ülkeleri işgal ediyor, gerektiğinde giriyor,bombalıyor ve savaşlar çıkartıyor. Bunun arka planında da Ortadoğu’daki bağnaz ve radikal grupların oluşturduğu tehlikeleri ortadan kaldırma gayretinde olduklarını görüyoruz. ABD, yıllardır bunu yapıyor. Vietnam’da, Japonya’da, Irak’ta milyonlarca ton bomba atıldı. Milyarlarca mermi atıldı. Binlerce askerleri öldü. Milyonlarca masum, sivil, yaşlı, kadın ve çocuk şehit oldular. Hiçbir zaman çözümü şiddetle sağlayamadı. Sağlayamaz da.

Fikri mücadeleyi hiçbir zaman düşünmedi Amerika. Karşındaki idelojinin yanlışlığını anlatmadı. Hep yıkma bombalama düşüncesinde oldu. Doğru fikri doğru düşünceyi broşür yapıp bomba yerine atılabilir mesela. Televizyonlarda ilmi yayınlar yapılabilir gazete ve sosyal medyada şefkat temelli bir yaklaşımda bulunulabilir. İnsanları yok etmeye değil ıslah etmeye yanaşmalı. Nefretin yerine sevginin şefkatin merhametin tesis edilmesi için mücadele etmeli. Amerika, büyük ülke olduğunu ancak bu şekilde tüm dünyaya gösterebilir. Ki örnek alınabilecek bir ülke olsun. Şu anda dünyanın gözünde katil bir ülke pozisyonunda. Bunu artık değiştirmeli.

Aynı şekilde Türkiye’de pkk’ya karşı yıllarca mücadele etti. On binlerce şehit verdik. Ama asla  fikri bir mücadele denenmedi. Aklın yolu birdir denir. Aklın yolu, Kuran’da anlatılan ve imanla birlikte gelen akıldır. Komünist ideolojiye sahip pkk’ya karşı topla, tüfekle hiçbir zaman çözüm sağlanamaz. Bilakis gelişir. Şu anda olan da budur. Pkk, yıllar geçtikçe daha da gelişmiştir. O halde bu yöntem bırakılmalı. Pkk’nın savunduğu komünist ideolojiye anti komünist fikri,ilmi ve bilimsel telkinle yaklaşılmalıdır. Devletin televizyonlarından bu şekilde bir propaganda yapılsa çok kısa sürede büyük neticeler alınabilir. Ayrıca komünizmin dayandığı darwinizm hala daha okullarda çocuklarımıza anlatılıyor. Bunun bir an önce kaldırılması gerekiyor. Kendi elimizle yıkım yapamayız.Türkiye için önümüzdeki yıllar çok güzel olacak inşaAllah. Bunu öngörmek hiçte zor değil.

“Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir.” (Yunus Suresi, 25)

 

Sevgilerimle

Hüseyin Uçkun

Kategoriler
Suriye üzerine

Savaşa Hayır

Beyaz adam(!) şaşırıp he dese de siyaha;

Değişmiyor tamtamı aynı rolü oynuyor.

Dünyanın bir ucundan gördüğü aynı saha;

Tutuşan sarı çölde toprak kızıl kaynıyor.

Eski Osmanlı topraklarında cetvelle çizilmiş sınırlar üzerinde oynama yapmaya çalışan ABD ve Batı ülkeleri, kendi çıkarları doğrultusunda bu oyuna devam ediyorlar.

Dünyanın düzenini sağlamak için Tanrı tarafından ABD’nin eline bir sopa verilmiş ve bu sopayı istediği gibi kullanır inancına sahip olanlar, sopanın inip kalkmasında ABD’ne yardımcı oluyorlar.

Kategoriler
Güncel Haberler Toplumsal Konular

Barış mı dediniz?

Efendim, birileri barış dedi galiba.Aradığınız barışa ulaşılamıyor daha sonra tekrar deneyiniz.
Acaba bizim barışa mı ihtiyacımız var? Yoksa birileri oy avına mı çıktı .
Hem barış kiminle … kime küstük ki yada kimle savaşıyoruz ki. Eğer kastettiğiniz Kürtler ise onlarla hiç savaşmadık zaten savaşmamız söz konusu değildir.Yok ben PKK’yı kastediyorum diyorsanız o işte hiç mümkün olmayacaktır.Şöyle bir misal anlatılır;Günlerden birinde bir adam yılanın kuyruğuna basar.Yılanda can havliyle adamın evladını sokar ve bu olay böyle bir süre devam eder. Günün birinde evladı sokulan adam, yılana ‘gel arkadaş olalım’ der.Yılan ise bende bu kuyruk acısı sende de evlat acısı varken biz arkadaş olamayız der.
Yani onca şehitlerimizi katleden PKK ile barış yapmamız mümkün değil.
Ama Kürtlerle zaten savaşmadık ve savaşmayız, etle tırnak ayrılmaz ki ayrılsa da tekrar birleşir.Düşünün ki 15 milyon Kürt nüfusunun olduğunu söyleniyor bunun 6 milyonu batıda yaşıyor.Gelin bu 6 milyon Kürt’ü ayıralım, mümkün mü? Ben mümkün olmadığını düşünüyorum, eminim sizde böyle düşünüyorsunuzdur. Bizim çocuk katilleri ile barışmamız söz konusu olamaz, olsa bile çokta barış değildir sadece adı barıştır.
Bence bırakın bu barış savsatasını, başka gündemlere bakın.

Kategoriler
Amerika üzerine Deneme Yazıları Dunyadan Genel Konular Günlük hayat Hayat üzerine İslam Dini Orta Doğu Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Yeni dünya düzeni mi? Dinler savaşı mı? – 1

Son yıllarda başta Ortadoğu olmak üzere bütün Dünya da bir kargaşa ortamı hakim. 2001 yılından itibaren açık bir şekilde dengelerin değiştiğine hepimiz şahit olduk. Ortadoğu da müslüman kardeşlerimize yapılan zulümleri sadece izledik. (Ne yapabilirdik ki dediğinizi duyuyorum, kendinizi kandırmayın çok şey yapabilirdiniz.) Eften püften bahanelerle birçok müslüman ülkesi işgal edildi. Milyonlarca insan öldürüldü. Kısacası arka planda vahşet oynuyordu. Peki bize ön planda yani ekranda gösterilen neydi? Biraz hafızanızı yoklayın. Hiç zorlanmadan bulucağınıa eminim.Ön planda sahnede bize oynanan oyun o kadar gerçekçiydi ki biz bile acaba teröristmiyiz sorusunu kendimize sormuş olabiliriz. Çünkü basın ve yayın organlarıyla müslümanlar tamamen terörist ve vahşet meraklısı insanlar olarak gösterilmekteydi. Buda doğal olarak Avrupa insanında 40 kere söylenen bir yalanı doğru sanma etkisi oluşturdu. Bu sebeplede gerçekleştirilen işgallerde kendi hüümet ve devlet adamlarına karşı ses çıkarmadılar. Amerika bu bölgeye demokrasi ve barışı getirmeye gelmişti ve başka hiçbir amacı yoktu… (Tarihin en büyük yalanlarından biri)

Yeni dünya düzeni mi? Dinler savaşı mı? - 1
Yeni dünya düzeni mi? Dinler savaşı mı? - 1

Hepimiz asıl sebebin barış veya demokrasi getirmek olmadığını biliyoruz. Kimi insanlarda ekonomik çıkarlar doğrultusunda bu operasyonların yapıldığı düşüncesinde. Ben bu 2 sebepten ilkine kesinlikle katılmamakla beraber ikincisini kısmen onaylıyorum ama olayı açıklamak için yeterli bulmuyorum. Çünkü para gücü kazanmada kullanılan bir araçtır devletler için. Amerika zaten bir süper güçken tekrardan gücünü kanıtlamak için veya servetine servet katmak için bu topraklara gelmiş olamaz. Amerika’yı buraya gelmeye zorlayan başka bir güç vardı Amerika’yı dahi aşan bir güç. Amerika’yı İsrail’e her zaman destek olmak zorunda bırakan bir güç. Kimisi buna yahudi lobisi der, kimisi illuminati der, kimiside DECCAL der. Ben bu üç görüşede katılmaktayım çünkü 3’ü de aynı şeye yani kötülüğe yani ŞEYTAN’a hizmet eder. Nasıl olur demeyin çünkü size ana sahnede yıllarca izletilen masallar gerçek değildi. Etrafınıza biraz göz gezdirirseniz ve kişiliğiniz üstüne press edilmiş tabuların sizi ne kadar sıktığının farkına varırsanız ne demek istediğimi anlarsınız. Bize gösterilen liderler sadece birer kukladır emin olun. Onlar sadece emirlere uyarlar ve denileni yaparlar. Ellerine ve ayaklarına ipler bağlanmıştır ve emredilenin dışına çıkamazlar. Emreden de açıktır tabi görebilene…

Kategoriler
Anma Yazıları Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat Milli Görüş Toplumsal Konular Türk Tarihi Türkiye üzerine

Onbeş Yaşında ki Cengâver

“kan akıyor Sakarya nehri… Düşman milyonlarca pusu kurmuş, güneş bile kızıl renkte-gel de yiğitleşme! Peygamberimizin şehitleri de Mustafa kemale yardıma geliyorlar! Bu bir sıradan savaş değil, burada bugün cennetin kapıları açılıyor! Cehennem, düşman askerlerini bekliyor! Ortalık yangın yeri-atam emrediyor “ileri!”

15 yaşında bir genç yalvarıyor komutana, “beni de alın askere” diye, bütün köyün erkekleri ellerinde baltalarla savaşa katılacaklar. Çocuk ben artık oyun oynama yaşını çoktan geçtim komutanım diyor. Annesi oğluyla gurur duyuyor, nasıl duymasın ki, buna hangi ana mani olur. Onbeş yaşında bir yiğit bir kez olsun bile dönüp-arkasına bakmıyor! Yüreğinde bir iman, dilinde Allahın ismi, gözünde inanılmaz bir bakış… “gel düşman, gelebildiğin kadar-senden öncekilerde gelmişti-hani nerede onlar-hiç mi sormadın bu ülke Türklerin…”

İki gün boyunca yürüyorlar, uyku haram, yorulmak en büyük günah… Bir dilim ekmekle, üzüm hoşafı gayrisi fazla gelir bu cengâverlere. Yağmurlar yağıyor Anadoluya, gözlerde bir damla yaşla eller semaya kalkıyor, “ya rabbi bugün dönemezsem buradan, ne olur al beni kollarına; eğer kalırsa bu topraklar düşmanlara, ne olur at beni cehennemine…”

Toprağın nemli kokusu, kan kokusuyla karışıyor. Vatan aşkı-ilahi aşkla dolu! Bugün bu topraklarda bir ülkenin en büyük sınavı verilecek, bir ulusun kaderi yeniden yazılacak kan ile… Analar dualarda, babalar en yüksek tepelere çıkmış sanki yüzlerce kilometre ötesini görüyormuş gibi düşman bayrağının yerine dikilecek al bayrağı gözetlemekte! Artık vakit daralıyor, boğazlardan aşağı inmeyen su, gözyaşına karışıyor. Öksüz kalan çocukların ağlamaları duyuluyor. Postacının getireceği er mektupları bir ulusun şerefi olmakta artık!

Onbeş yaşında bir oğul ilk defa görüyor düşmanı, içinde bir nefret taşmakta artık. Ruhu bedenini yırtarcasına dar geliyor. Komutanın ağzından çıkacak o söze kilitleniyor, “ileri…” ve meydanda sadece bir ses “Allah-Allah” nidaları inletiyor ortalığı. Düşman askerleri ürkmüş, birbirlerine bakıyorlar. Onbeş yaşında bir oğul daha bıyığı terlememişken, inandığı bir gerçek için savaşıyor: özgürlüğe… Sanki otuz yaşında bir yiğit! Düşmanlar görünce cengâveri korkuyorlar, artık anlıyorlar ki normal bir savaş değil bu. Olmaları gereken en son yer belki Anadolu toprakları çünkü Sakarya nehri normal renginde değil, üç gündür kan akıyor kan!

Bugün düşman geri çekiliyor. Mehmetçikler üzülüyorlar buna çünkü alışkın değiller korkak düşmanla savaşmaya. Kovalamak hiç hoşlarına gitmiyor. Hepsi öfkeli ve hepsi vicdanlı! Yaralı düşman askerine yardım ediyor bizim cengâver ve ağabeyleri… Düşman askerleri şaşırıyorlar! “Burası savaşılacak bir yer değil. Bu insanlar melek, hiç meleklerle savaşılır mı?” diye söylenip duruyorlar, hani haksızda değiller.

Bugün burada bir zafer kazanılıyor. Tarih Türklerden bahsetmeye devam ediyor. Çünkü her kazanılan zaferle birlikte insanlığın sevgisi, onuru, özgürlüğü bir daha değerleniyor! Onbeş yaşında bir cengâver köyüne dönmek istemiyor. Ama komutanı öğreniyor ki ailenin değil, sülalenin tek oğlu sadece o kalmış. Akrabalarındaki tüm erkekler şehit olmuş. Komutan “git yiğidim. Bu ülke bugün kurtulmuştur. Gelecek günler için yiğitler yetiştirmeye git” diyor, aslan parçası köyüne olgunlaşmış bir yiğit olarak, başı önde gidiyor ama ruhu halen cephede. Bunca yıl yaşadığı bedeni onu köyüne sürüklüyor; aklı, yüreği halen dağların o kurşun deryasında savaşmakta.

Ve bilinsin ki bedenin ulaşamadığı yerlerde sadece ruh yaşar! Bu yüzden şehitler ölmez ve bizde de yiğitler tükenmez!

Saygılarımla…

EMRE ONBEY

Kategoriler
Geçmiş Tarih Orta Doğu siyasetci Yazar

İsrail Barbarlığı Zalimliğin de Ötesinde!

TÜRKÇE: “İsrail Barbarlığı Zalimliğin de Ötesinde!”

Yazar: Gilad Atzmon

http://www.jazzinstitut.de/jazzforum/Jazzforum2007/Atzmon_seat.jpg

Gazze’deki son tahrip edici İsrail saldırısını kavramak için, insan, derinden İsrail kimliğini, Yahudi olmayan herhangi birine karşı kalıcı nefreti ve özelde de Araplara karşı nefreti anlaması gerekir. Bu nefret, İsrail ders müfredatlarında aşılanmıştır..

Ben 1970’lerde İsrail’de büyüdüm. Benim neslimin insanları, bu günlerde İsrail ordusunda, siyasetinde, ekonomisinde, üniversitelerinde ve sanatında lider durumdalar. “İyi bir Arap, ölü bir Arap’tır” sözüne inanmak üzere eğitildik.

1980’lerin başlarında IDF’e(İsrail askeri istihbarat birimi) katılmamdan bir kaç hafta önce, o sıralarda bölüm şefi olan General Rafael Eitan; “Araplar, bir şişeye tıkılmış hamam böcekleridir” derdi. Birinci Lübnan savaşında, Lübnanlı sivillerden binlercesini katlederek, yakasını kurtardı. Kısacası, İsrailliler, katlederek yakalarını kurtarabiliyor.

Oldukça şanslı bir şekilde ve idrakimin hâlâ çok ötesinde olan nedenlerle, belli bir aşamada, o ölümcül İbranice rüyadan uyandım. Bir noktada, Yahudi devletini bıraktım, Yahudi nefret tacirliğinden kaçtım. Yahudi devletin ve her türlü Yahudi politikasının, muhalifi haline geldim. Bununla beraber, neye karşı olduğumuz hakkında dinlemek isteyen her canlıyı bilgilendirmenin başlıca görevim olduğuna ikna oldum.

Yahudileri dönüştürmek ve “onlara kendilerine ait bir Devlet vererek” diğer insanlar gibi yapmak, her ne kadar Siyonizm olsa da, sefil bir şekilde başarısız oldu. Bu hafta ve daha önce pek çok kez gördüğümüz gibi; İsrail barbarlığı, zalimliğin de çok ötesinde bir şey. Öldürme aşkıyla öldürüyorlar. Ve öldürürken, ayırım gözetmiyorlar.

Batı’daki pek çok insan, Arapları ve özellikle Filistinlileri öldürmenin, çok etkin bir İsrail siyasi reçetesi olduğu tahrip edici gerçeğinin farkında değil. İsrailliler, aslında akılları karışmış insanlardır. Kendilerini, “Shalom” (*) ulus olarak görmekte ısrar etseler de; şaşırtıcı derecede kanunsuz, katledici eylemlerle yöneten politikacılar tarafından yönetilmeyi de seviyorlar. Sharon, Rabin, Begin, Shamir ya da Ben Gurion olsun fark etmez, İsrailliler, “demokratik olarak seçilen liderlerinin”, insanlığa karşı kesin cinayet kanıtlarıyla desteklenen ve kan damlayan elleriyle, savaşçı şahinler olmasını seviyorlar..

Hem Livni hem de Barak, İsrailli seçmenlerine, gerçek bir harap edici katliamı göstermeleri gerekirdi ki İsrailliler, liderliklerine güvenebilsinler. Bu onların Netanyahu karşısındaki tek şanslarıydı. Görünen o ki Livni ve Barak Filistinli sivillerin, okulların ve hastanelerin üzerine tonlarca bomba yağdırıyor. Çünkü bu İsraillilerin, tam olarak görmek istediği şey.

Maalesef, İsrailliler, merhamet ve lütuf etmekle tanınmazlar. Tam tersi, misilleme yapmak ve öç almakla tatmin olurlar. Kendi sınırsız vahşilikleriyle neşelenirler. Eski İsrail Hava Kuvvetleri Baş Kumandanı Dan Halutz’a, Gazze’de çok nüfuslu komşularına bomba yağdırmanın, nasıl bir duygu olduğu sorulduğunda, cevabı kısa ve kesindi:

“Sağ kanatta hafif bir şişlik gibiydi.”

İsrail ordusunu, ikinci Lübnan savaşına götüren General Halutz idi. Lübnan’ın altyapısının çökerten ve Beyrut’un büyük kısmını harap eden bu adamdı.

Öyle görünüyor ki İsrail politikasında Arap kanı, oylara dönüşüyor. Livni, Barak ve mevcut IDF Bölüm Şefi Ashkenazi’yi, birinci sınıf katil olarak, insanlık cinayetiyle ve Cenevre Sözleşmesinin açık ihlaliyle suçlamak oldukça akla yatkın olacaktır. Burada kana susamış ve ölümcül eyilimlerle siyasi olarak teşvik olan barbar bir toplumla uğraşıyoruz. Hata yapılmamalı, bu insanlar için uluslar arasında bir yer yok. Yani bir nevi Nazilerin işlediği suçlardan dolayı Filistinlileri cezalandırıyorlar..

“Arkadan vuran” İsraillinin, aslında ayrım gözetmeksizin öldürme ustası olduğunu anlamam yirmi yıl kadar uzun sürdü. Barak, 1967’lerin kahramanlarından biriydi, usta bir ayrım gözetmeyen katildi. Görünen o ki, İsrail kabinesi, 1967’den beri Gazze’deki en büyük hava saldırısı planını yeni onayladı. Livni, aşağı yukarı benim yaşlarımda. Şimdi ayrım gözetmeyen bir katil olarak gerekli delilleri topluyor. Hem Barak hem de Livni, İsrail’i ve Filistin’i katliam kampanyasıyla seçime götürüyorlar. Arap ve Filistinli kanı, İsrail politikasının yakıtıdır.

Livni ve Barak’a, sadece şunu önerebilirim ki; bunu yapmaları, oy anketlerinde bir işlerine yaramayacak. Netanyahu hakiki bir şahindir. Katil gibi davranmasına gerek yok ve ben onu ne kadar küçümsesem de, İsrail’i savaşa götürecektir. Belki de caydırma gücünün ne demek olduğunu, onlardan daha iyi anlıyordur.

(*) “Shalom” kelimesini; “barış” ya da “selam” ile karıştırmayın. Barış ve selam, uzlaşma ve barışmayı kastederken; shalom, Yahudi halkına, çevresindekilerin zararına güvenlik anlamına geliyor.

***

ENGLISH: How Israeli leaders kill for their people’s votes

Author By Gilad Atzmon

Israeli-born musician and writer Gilad Atzmon, who has renounced his Jewishness and Israeli nationality, explains Israel’s massacre of Palestinians in Gaza in terms of Israeli culture, which is imbued with racism and a murderous hatred of Arabs in general and Palestinians in particular.

In order to grasp the latest devastating and murderous Israeli expedition in Gaza, one must deeply comprehend the Israeli identity and its inherent hatred towards anyone who is not Jewish and towards Arabs in particular. This hatred is imbued in the Israeli curriculum, it is preached by political leaders and implied by their acts, and it is conveyed by cultural figures, even within the so-called “Israeli left”.

I grew up in Israel in the 1970s. People of my generation are nowadays leaders in the Israeli army, politics, economy, academia and the arts. We were trained to believe that “a good Arab is a dead Arab”. A few weeks before I joined the Israeli armed forces in the early 1980s, General Rafael Eitan, the chief of staff at the time, announced that the “Arabs were stoned cockroaches in a bottle”. He got away with it; he also got away with the murder of many thousands of Lebanese civilians in the first Lebanon war. In a word, Israelis manage to get away with murder.

Luckily enough, and for reasons that are still far beyond my comprehension, at a certain stage I woke up out of that lethal Hebraic dream. At some point I left the Jewish state, I evaded the Jewish hate-mongering, I had become an opponent of the Jewish state and any other form of Jewish politics. However, I am utterly convinced that it is my primary duty to inform every being that is willing to listen about that which are we up against.

Although the central purpose of Zionism was to transform Jews by “giving them a state of their own” and making them like any other people, it has failed miserably. The Israeli barbarism that we saw this week and too many times before is far beyond bestiality. It is killing for the sake of killing. And it is indiscriminate.

Fews people in the west are aware of the devastating fact that killing Arabs and Palestinians in particular is a very effective Israeli political recipe. The Israelis are indeed a confused people. As much as they insist upon seeing themselves as a “shalom-seeking” nation, they also love to be led by politicians with an astonishing record of murderous activity. Whether it was Sharon, Rabin, Begin, Shamir or Ben Gurion, Israelis love their “democratically-elected leaders” to be belligerent hawks with their hands dripping with blood and backed by a solid record of crimes against humanity.

We are weeks before an election in Israel and it would seem that both the prime ministerial candidates of Kadima and Labour, Foreign Minister Tzipi Livni and Defence Minister Ehud Barak, are trailing well behind the Likud candidate, the notorious hawk Binyamin “Bibi” Netanyahu. Livni and Barak need their little war. They must prove to the Israelis that they know how to engage in mass slaughter.

Both Livni and Barak have to provide the Israeli voter with some real exhibition of devastating carnage, so that he Israelis can trust their leadership. This is their only chance against Netanyahu. Seemingly, Livni and Barak are throwing tons of bombs on Palestinian civilians, schools and hospitals because this is exactly what the Israelis want to see.

Unfortunately, Israelis are not known for mercy and grace. Instead, they are appeased by retaliation and vengeance, they are cheered by their own limitless brutality. When former Israeli Air Force commander Dan Halutz was asked how it feels to drop a bomb on a highly populated neighbourhood in Gaza, his answer was short and precise. “It feels like a light bump on the right wing,” was his reply. Halutz’s cold, deadly manner was enough to secure his promotion to armed forces chief of staff shortly thereafter. It was General Halutz who led the Israeli army into the second Lebanon war. It was this man who perpetrated the destruction of Lebanese infrastructure and large parts of Beirut.

Seemingly, in Israeli politics Arab blood is translated into votes. It would obviously be very reasonable to charge Livni, Barak and the current armed forces chief of staff, Gabriel Ashkenazi, with first-degree murder, crimes against humanity and obvious breaches of the Geneva Conventions. But it would be far more meaningful to take into account that Israel is a “democracy”. Livni, Barak and Ashkenazi are giving the Israeli people that which they want: it is called Arab blood and it must come in vast quantities. This repetitive murderous practice, conducted by Israeli politicians, reflects on the Israeli people as a whole rather than just a few politicians and generals. We are dealing here with a barbarian society that is politically driven by bloodthirstiness and lethal inclinations. There should be no mistake: there is no room for these people among civilized nations.

Why the Israeli people are so remote from any notion of humanism is a big question. The generous and naïve humanists among us may argue that the Shoah, or Holocaust, left a big scar in the Israeli soul. This may explain why Israelis are obsessively cultivating that very memory with the support of their Diaspora brothers and sisters. The Israelis say “never again” and what they mean is that Auschwitz should never reoccur. This somehow allows them to punish the Palestinian for the crimes committed by the Nazis.

However, the realists among us do not buy this argument anymore. They are now beginning to acknowledge that it is more than possible that the Israelis are so incredibly brutal just because this is how they are. It goes far beyond rationality or pseudo-analytical assumptions. They say: “this is what the Israelis are and there is not much we can do about it anymore”. The realists among us have come to admit that killing is how the Israelis interpret the meaning of being Jewish. Gravely, many of us are coming to admit that there is no alternative humanist secular Jewish value system to replace the murderous Hebraic one. The Jewish state is there to prove that Jewish national autonomy is an inhuman concept.

I grew up in post-1967 Israel. I was raised in the wake of the Israeli mythical victory. We were trained to worship the “Israeli who shoots from the hip”, the platoon commando who shoots his Uzi automatic rifle in the direction of the Arabs and manages to win against four armies in just six days.

It may have taken me two decades too long to understand that the Israeli who “shoots from the hip” was actually the master of indiscriminate killing. Barak was one of those 1967 heroes, he was a master indiscriminate killer. Apparently, the Israeli cabinet has just approved his plan for the biggest raid on Gaza since 1967. Livni is more or less my age and, as we know from the news, she has internalized the message. She is now accumulating the necessary credentials as an indiscriminate murderer. Both Barak and Livni are taking Israel and Palestine into an election campaign of slaughter. Arab and Palestinian blood is the fuel of Israeli politics.

I may just suggest to Livni and Barak that it may not help them in the polls. Netanyahu is a genuine, authentic hawk. He doesn’t have to pretend to be a murderer, and as much as I despise him, he has yet to take Israel into a war. He probably understands better than them what the power of deterrence is all about.

….Gilad Atzmon is an Israeli-born musician, writer and anti-racism campaigner. This article appeared in Palestine Think Tank.
http://www.kuaza.com/out.php/i371228_gal-2338.jpg

Kaynak: Gilad Atzmon, “Eine Kleine Nacht Murder: How Israeli Leaders Kill for their People’s Votes”, palestinethinktank

Baglanti: 30 December 2008

Gilad Atzmon: İsrailli ünlü caz müzisyeni, besteci, yapımcı ve yazar

Araştirma: Yakup Icik

Kategoriler
Şair Şiirler Toplumsal Konular

Hassasiyetler ve Dengeler!

Hassasiyetler ve Dengeler!

http://www.kuaza.com

simdi bir siir yazmak gibi
son bir nedenden bahsetmiyorum
daha bir cok yararli seyler adamak zamani dururken
neden süphe artisi boyuna
eski catismalarin zuhur ettigi anlarda
beklenmedik hassasiyetleri yeniden yasiyoruz;

gürültülü bu biraz ama metanet topla
obsesyon düsüncelerden uzak

kreaktiv duygular edin insanlik adina insanca
ve bir dünya ekle mutluca icine yine de sen
bir daha sönmeyecek ve sadece yanan isklarla donatilmis
bütün ciceklerin renginden olmali isiklarin yüzlere akseden rengi
tebessümler kahakahalar acilarla karismali
böyle bir sey arapsaci üzerinden karmakarisik gözükür
kimsenin ihtiyacı olan yokluga gömmek cirkinlikleri
güzel olurdu
bireysel olarak konsantra yeterlidir kurulacak mutluca dünyaya
hadi bir okus-pokusla yok et becerebildigin bütün kötülükleri ve sor;

" bunun yaraları iyilesene dek bana kim yardımcı olur? "

Yakup icik

 

Kategoriler
Makale Yazıları - Yarışma Orta Doğu

Olası İran-İsrail savaşı ve Türkiye’ye Etkileri

Bildiğiniz üzere İsrail , İran’ın nükleer çalışmalarını bahane ederek İran’ı vurmak için fırsat kolluyor.En azından olayı televizyonlardan izleyen halkımız böyle düşünüyor.Hemen içlerinde İran’ı koruma isteği uyanıyor. Ama işin geçmişini , bugününü ve geleceğini araştırdığınızda fikirleriniz tamamen değişebilir.Birazdan basitçe bunları öğreneceksiniz.

Konuyu ülke ülke işlemek istiyorum ! 

İsrail

İsrail yüzölçümü ve sayısal olarak küçük, teknolojik olarak büyük bir devlet.Şuanda ortadoğuda Türkiye’den sonraki ikinci büyük güç.Teknolojik olarak Türkiye’den üstünler.Bizimle müttefik durumdalar.Yani bizimle bölgede çıkarlarına veya bizim çıkarlarımıza ters düşen birşey yok.Dünya’nın tüm ülkelerinde ciddi lobi faaliyetleri var.Genellikle zengin çoğu iş adamı Yahudi.Yani dolaylı yoldan İsrail’in yanında.İsrail’in maddiyat yönünden hiç sıkıntısı yok.İran’la husumetinin sebebi ise Hizbullah denen terörist örgüt.Şii İran’ın destekleri ile ayakta kalan bu terörist örgüt İsrail’in PKK’sı.İsrail ne kadar Hizbullahı bitirmeye çalışıyorsa İran okadar diriltmeye çalışıyor.Yani sonu gelmez bir çekişme var.Bu çekişmeden zararlı çıkan tarafta İsrail oluyor.Hem Hizbullah’ı bitirmek hem de bölgede kendinden başka nükleer güç olmasın istemesinden dolayı İran’a karşı yakın bir tarihte savaş ilan edebilir !

İran

İran yüzölçümü ve saysal olarak büyük, teknolojik olarak küçük bir ülke.İçinizden adamlar 2000-3000 Km menzilli füzeler yapıyorlar neden böyle diyorsun diyebilirsiniz.Ama o şahab füzelerini incelediğinizde Rus füzelerinin allanıp pullanmışı olduğunu rahatça görebilirsiniz.İran’ın amacı kısa sürede nükleer silah üretip ülkesini garantiye almak.İsrail ebedi düşmanı.Bu yüzden İsrail üzerinde teröristçe faaliyetler yürüten Hizbullah’ı destekliyor.Bunu ne kadar inkar etsede istihbarat örgütleri tarafından bu açıkça biliniyor.Coğrafyasının verdiği avantaj ile karadan ülkesine girmeye kalkacak İsrail birliklerini Gerilla taktiği kullanarak kolayca defedebilir.

 

Türkiye

Türkiye bölgenin barış güvercini ! Bölgedeki bütün olaylara barışçıl yaklaşarak Dünya siyasetinde elini güçlendirme çabasında.Bölgenin süper gücü konumunda.İsrail’in müttefiki.İran’a olası bir operasyonda ses çıkarmayacaktır.Çünkü nükleer bir İran , İsrail kadar Türkiye’nin de zararınadır.Olası bir İsrail – İran savaşı ciddi siyasi sonuçlar doğurabilir.Ama bir safta bulunmak yerine tarafsızlık en iyi politika olacaktır.

 

Araplar

Sünni Araplar Şii İran’a karşı ciddi bir kin besliyorlar.İran’ın yüzyıllar sonra bölgede Şiileri başa geçirme çabası ciddi şekilde kızdırıyor Arapları.İsrail ile birçoğunun diplomatik ilişkisi bulunmasa da , açıkça İsrail’e destek vereceklerini yalanlayacak olsalarda bir savaş durumunda İsrail’e ciddi yardımlar yapacaklardır.

 



Savaş

 

Olası bir savaş durumunda Türkiye kesinlikle hava sahasını İsrail’e açmamalıdır.İsrail ise Suudi Arabistan üzerinden gitmeyi tercih edecektir.İran nükleer çalışmalarını 100’ün üzerinde bölgede yürütüyor.Bu yüzden İsrail tek sortide bütün bunları yok edemez.İkinci sortiyi gerçekleştirene kadar da İran kendini toparlamış olur.Rusya’dan S-300 Hava savunma sistemlerini envanterine katmış ise ( Resmi kaynaklar tarafından yalanlanıyor ama aldığına dair söylentiler var) İsrail Hava Kuvvetlerine (IAF) ciddi kayıplar verebilir.