Kategoriler
Faydalı Bilgiler Hayat üzerine Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası Şuan Düşündüklerim

“(A)bartılı, (Ş)atafatlı (K)örlük”

          Aşka dair yazmayı bırakacağım. Çiçeği, böceği belki denizi gücendirdim ama bu kez kararlıyım; ne kadar gerçek olduğunu bile bilmediğim,abartı” kelimesinin “a” sı ile başlayan aşkı, artık cümle içinde kullanıp, her yazıya konu edemem. Hayır anlamıyorum, neden kalemi eline alan aşktan ya da aşksızlıktan dem vuruyor? Sözüm ona, bu kadar mı aşkla dolusun? Ben bunu daha önce de söylemiştim; sokakta oradan oraya koşturan telâşe memuru insanları da mı görmüyorsun? Bir mahalle bakkalı falan yok mu kepenkleri şöyle gök gürültüsü gibi açılan? Çocuklar top peşinde koşturmuyor mu? Peki, yan komşunun açık penceresinden gelen taze fasulye kokusu; belli ki çeri domatesi doğramış. İşten yorgun argın eve dönen insanlar var. Dünya’nın bir yerlerinde kimileri göz pınarlarını kurutana kadar ağlıyor, bir yerde cennetle müjdelenmiş gibi kahkaha atıyor insanlar. Birileri dünyaya geliyor, kimileri terk ediyor… Kâinatta ufacık, minicik bir noktasın haberin var mı? Nelere gücünün yetmediğini de mi yazamazsın? Ben de ne anlatıyorum böyle, oralara yağmur da mı yağmıyor Allah aşkına?

          Bir beyaz kâğıt, bir tükenmez kalem ve konu: aşk… Giriş cümlesi: abartı… Gelişme: şatafatlı… Sonuç: körlük… Yazılan metnin adı ise; Abartılı, şatafatlı Körlük. Hani bizim ısrarla “AŞK” dediğimiz şey… Başında (a)rzu, ortasında (ş)ans ve sonunda (k)alp ağrısı olan… Başucumuzda, bize abartılı, şatafatlı bir körlük yaşatan insanın en güzel fotoğrafı duruyor. Dolaplar, onun sevdiği kazaklarla dolu. Belki sırtımızı, kocaman kalpli bir yastığa yaslıyoruz. Kalemler, her boşluğa sevgilinin ismini karalıyor. Bu klişe halleri tanımlayacak bir tümce var mı bilmiyorum fakat ben bu duruma “Kalbi olan yaşıyor” demek istiyorum.

         Yeryüzünde, aşkı sembolize edeceğim diye çırpınan o kalpli yastıklara, kutulara, çerçevelere ne bileyim takılara inat, gözlerimi bir lepistes balığının üzerindeki renklere çeviririm daha iyi. Üstelik barışçıl davranışlar gösteriyorlarmış. Acaba bakımı ya da beslenmeleri kolay mıdır? Beslediğim balıklar hep öldü de… Sudan sebeplerle ölüyorlardı herhalde. Suyunun ısısı, yeminin ölçüsü ve ilgi. Belli ki bir yerlerde hata yapmışız. Bak hiç unutmam, yıllarca balık besleyen bir arkadaşım, balıkların yalnız bırakılmaması gerektiğini söylemişti. Yanında bir arkadaşı olursa birbirlerine şenlik olurlarmış. Öyle ufacık sebeplerden ölmez hayata ve birbirlerine aşkla sarılırlarmış. Hey Allah’ım, insanımız âşık, çiçeğimiz âşık, balığımız da âşık. Kötü bir şeymiş gibi örnekler vermek istemem ama ağzımıza aldıkça, kaleme hep onu yazdırdıkça ve bir kalbe birden fazlasını yüklemeye kalktıkça büyüsü bozulacak gibi geliyor bana. Tabi çoktan bozulmamışsa!

          Yüreklerimiz gerçek aşkın tadına varsın istiyorum. Yaşanılan her şeyin adı aşk olmasın. Onun bir farkının olması gerekmez mi? Sadece kalplerde barınsın, bir kâğıt üzerinde, bir mesaj kutusunda, duvarlarda ve değerini bilmeyen yılışık ağızlarda, şam şeytanı tarzı cümlelerin içinde karşımıza çıkmasın.

          Ey aşk! Ey kalemimizin tek yöneticisi(!) Bu, senin son kez kaleme alınışın… Yerin burası değil, git… Git de kalemler, biraz da hayatı yazsın… 

                                                                                                                   -Rüya-

                                                                         (Bu bir Türkiye Klasiği fakat kimse bunun farkında değil.)