Kategoriler
Deneme Yazıları Genel Konular Günlük hayat Sevgi ve Ask Dünyası Toplumsal Konular

Allah’a Yakınlaşmak

“Sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi’ne dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren” Allah, insana şahdamarından yakındır. O insana bu kadar yakınken, insanın uzak olması ne büyük hatadır. Nefsinin bencil tutkularına takıldığı oranda insan şeytana yakın, Allah’tan ise o kadar uzaktır. “Ben” diyen kişi zalimleşir, kendisine zulmeder, kendi elleriyle kendisini cezalandırır/mahveder ve ona kapılar açılmaz. Onların “kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kur’an), onlara karşı bir körlüktür. İşte onlara (sanki) uzak bir yerden seslenilir.”

Oysa insan Allah’ı aşkla sevmek için gelir dünyaya. Aşkı yaşamaya, tutkuyu yaşamaya, Allah’ın rızasını yaşamaya, Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmaya; Allah’a kul olmaya gelir.

Güzel söz söylendiğinde Allah’a yakınlık artar. Güzel söz söylemek mümine özeldir. Sözün güzel olanını söyleyen insan Allah’ın tecellisini üzerinde görür. O’nun güzel isimleri insanda ne kadar tecelli ederse, kişi Rabb’ine o kadar yakınlaşır.

İnsan ruhundaki sevgiyi öldürmüş durumda. Ruhundaki ölüyü diriltmesi, o sevgiyi açığa çıkarması gerekli. Asıl olarak da, Allah aşkını ve Allah korkusunu içi titreyerek hissetmeli. Allah aşkını yaşayan insan dünyanın ve ahiretin tüm güzelliklerine kavuşur. Allah’ın hoşnutluğunu kazandığında da, şeytanın kontrolünden çıkar; artık Rabb’i yönetir insanı. Kalbini tam olarak Allah’a teslim eden insan, Allah’ın yönetimine geçmiştir. Tam bir teslimiyetle teslim olmak,  sürekli derinliği, mutluluğu ve güzelliği yaşamaktır…

İnsan Allah’ı anmadığı, O’ndan uzak olduğu an zayıf düşer. Kur’an’da “…isminin zikredilmesine izin verdiği evlerdedir; onların içinde sabah akşam O’nu tesbih ederler. (Nur Suresi, 36) ayetiyle “Allah’ın nuru”nun, isminin yüceltilmesine izin verdiği evlerde olduğu ifade edilir. Allah’ın Kendisi’nin anılmasına izin vermesi çok önemlidir. O zaman Allah Kendisi’ni ananla birliktedir. Allah’ı çok anan ve hatırlatan olunmalıdır…

İki kişi konuşurken üçüncüsü Allah’tır, üç kişi konuşurken dördüncüsü Allah’tır. Allah sinelerin özündekini, gizlinin gizlisini bilir, her konuşulanı duyar, insanın her anını görür,  içinden geçen her düşünceyi bilir. Uyanıkken, uyurken, yürürken, konuşurken, tek başına kaldığını zannettiği anda da Rabb’i hep yanındadır.

Allah hastalık verir; kulu teslim olsun diye, bela verir. Müminin ayaklarının yere basması için dertler verir. Bunların tümü Allah’ın lütfudur aslında. Hastalık verir Allah, Kendisi’ni hatırlatır. Bu sürede hep Allah’ı hatırlar kul, Rabb’ine yakın olur, kalbin tatmin bulur.

İnsan ölümcül hastalığa yakalanmış ruh haliyle Allah’a yakın olmalı. O zaman ne almayı düşündüğü arabanın,  ne de kariyerinin önemi kalır. Hiçbir engel Allah’a kul olmaya engel olamaz…Ve insan için Allah’a yakınlaşmada bir sınır yoktur.

Ancak şeytanın vesveselerine ve kışkırtmalarına uyan insan, şeytanın kardeşi olmuştur ve Allah’ı anmayan bu insan, şeytan onu nereye sürüklerse oraya gider.

Rabb’ine sığınan samimi mümin ise, hızla akan bir nehirde akıntıya kapılıp sürüklenmeyen bir yaprak gibidir. Ara sıra akıntının şiddetinden sarsılsa da, güçlüdür, sürüklenip gitmez. Allah’la kurduğu yakın ve kesintisiz bağlantı, ahirette de onu kıyamet gününün korkusundan ve sonsuz azaptan kurtarmaya vesile olur.

Allah’tan uzak yaşayan kişi bir nimet kaybı, eksiklik ya da zorlukla karşılaştığında, bunun Allah’ın imtihanı olduğunu düşünerek güzel ahlak göstermez. Dünya hayatındaki sayısız güzellik ve nimeti kendisi için yaratanın Allah olduğundan ve ‘o gün’ kendisine ulaşan nimetlerin tümünden sorgulanacağından gaflettedir. Oysa yakın olmayı reddettiği Rabb’ine ‘tesbit edilmiş o günde’ kavuşacaktır, kesin olarak kavuşacaktır…

Onlar senin Rabbine sıra sıra sunulmuşlardır. Andolsun, siz ilk defa yarattığımız gibi bize gelmiş oldunuz. Hayır, bizim size bir kavuşma-zamanı tesbit etmediğimizi sanmıştınız değil mi? (Kehf Suresi, 48)

 Elif Alaca

[email protected]

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Ülkemin Güzel Milletvekilleri…

Bizim ülkemizde baş ayağa hükmeder. Amir memura, vekil polise emreder. Sözünü geçiremezse tutar birde küfreder.

Aslında gündemi takip edenler neden bahsedeceğimi anlamıştır ancak ben hemen bir açıklama yapayım.

Ülkemizde şuan iktidarda bulunan Ak Partinin Elazığ Milletvekili Ankara sokaklarında aracı ile gezerken polis tarafından aracı durduruluyor ve şoföre alkol testi yapılmak isteniyor.

Bu sırada araçta bulunan Milletvekili Fevzi İşbaşaran kendisinin milletvekili olduğunu, şoförüne alkol testinin yapılamayacağını belirtiyor. Bu iddia üzerine polisler milletin vekili olan kişiden kimliğini göstermesini istiyorlar.

Buraya kadar normal bir durum. Çünkü ülkemizde her başta olan kendisine köle olunmasını ister. Aracıyla yolda giderken insanların saygıyla yoldan çekilmesini, ayağını araçtan atarken halkın önünde paspas olmasını arzular.

Ego mu dersiniz, cehalet mi dersiniz bilinmez ancak o koltukları ne kadar hak ettikleri tartışılır.

Neyse gelelim konumuza. Polisin kimlik sorması ile çirkinleşen milletvekili ağza alınmayacak küfürler etmeye başlıyor. Tabi bu sırada kayıtta olan bir cep telefonu tüm bu anları tek tek yakalıyor.

Kendinin milletvekili olduğunu, önünde hiçbir engelin olmadığını sanan kişi önce polislere bir güzel küfür yağdırıyor. Ardından da trafiği kapatması için şoförüne emir veriyor. Amacı Emniyet Müdürünü olay yerine getirerek orada görevini yerine getiren polislere gözdağı vermek ve kendi tabirleri ile sürgüne göndermek.

Öyle ya karşısında bir milletvekili var ve bizim polis ondan kimlik sorma gafletine düşmüş. O polisin yeri olsa olsa doğuda en ücra kasabadır.

Bu sırada trafik felç olunca olay yerine halkta geliyor. Milletvekili aracı çekip trafiği açmayınca tartışmalara halkta katılıyor ve onlarda ağızlarının paylarını alıyorlar. Sanki karşılarında Türk halkını temsil eden biri yokta küfürbazlar kralı var.

Peki sizce yakıştı mı? Bırakın milletvekili falan olmasını. Bir insana yakışan hareketler mi bunlar.  Bence değil.

Gerçi orada halktan biri olsa ağzını açamazdı. Polis işlemi yapar suçlu bulursa para cezasını basardı. Ama bizim malum şahıs kendisini devlet olarak nitelendirdiği için kimse bu tarz bir düşünce içerisine giremiyor.

Oldu olacak kendisini de sürsün. Hem de ücra bir kasabaya değil. Ücra bir gezegene.

Hani seçip koyuyoruz ya meclis denilen yere bu gibi insanları. İşte benim içim acıyor bunları görünce. Bir bakıyorum Osmanlı Zamanındaki devlet adamlarına birde bakıyorum bunlara.

Bir zamanlar devlet adamları kafa patlatırmışlar ülke daha iyi bir yere gelsin diye, şimdi ki devlet adamları kafa patlatıyorlar kendilerine daha fazla şan, şöhret, para, ceylan derisi koltuk verilsin diye…

Fevzi İŞBAŞARAN
Fevzi İŞBAŞARAN
Kategoriler
Günlük hayat Sevgi ve Ask Dünyası

Yaprağın Aşkı Gibi…

sensizken yaprak gibi titriyor bedenim. Yokluğuna manalar üretmek sanıldığı kadar kolay değil. Söz konusu sen olunca duyguların yanında harflerin bir önemi yok. Sensiz daha ne kadar yabancılaşacağım bu hayata, bilemiyorum. Gel son kez tükür yüzüme, hiç değilse bir daha göreyim seni…”

Özledim sevgili… Özledim! Ömrümü anlamlaştıran kadına ilk defa bu denli yakınlaşmışken, ruhumu esir eden gözlerini özledim. Sevmek yürümekse, koşmayı özledim. Bir menekşe kokusunda aradığım saçlarının rüzgârla dans edişini özledim. Birde her vedamızda, eve koşarak aynaya bakıp, o yüz hatlarımı görmeyi inan çok özledim.

Bana, neden seni bu kadar sevdiğimi soruyorlar. İnan bu soruya artık hiç kızmıyorum. Çünkü herkes seni çok merak ediyor. Bir adamın bu zamanda bir kadına olan bu bağlılığına bir anlam veremedikleri düşüncesinden hepsi vazgeçmiş durumdalar. Bu bizim sevgimizin gücü olduğu kadarıyla, aynı zamanda örnek oluşunun da bir özelliği… Yan komşumun küçük kızının, “baba ben evlenirsem e… abi gibi biriyle evlenirim” diye söylemesi, bizi güzelleştiren aşkın gerçek meyvesi değil mi? Ya yeğenimin senin resmini yapmasındaki güzellik. Sence sıradan bir olay mıdır tüm bunlar… Seni sevmek sıradan bir tutku olabilir mi benim güzel sevgilim?

Sen gittikten sonra, şehrin tüm ışıkları aydınlatmadı yolumu. Cesaretim git-gide uzaklaştı yüreğimden. Her yere düşen saçımın telinde, ellerinin izini bıraktım. Yosun tutan gözlerimde aradım seni ama bu son gidişin farklıydı, sanki bir daha göremeyeceğim gibi acıttı içimi. Kolay olmuyor sensizliğe alışmak. Günler, haftalara kızıyor. Haftalar ne yapsın, bütün kabahat zamanda, hani o yanlış zamanda…

Yaprağın Aşkı Gibi…
Yaprağın Aşkı Gibi…

Ayrılıklar, farkında olmadan sadakati öğretiyor. Sen bana İnsan olmayı, hayata güzel bakabilmeyi ve bir insana güvenebilmeyi öğrettin. Öyle-böyle değilsin sen, farklısın herkesten… Yoksa bunca zamandan sonra tekrar sığınamazdım kalbine, en güvendiğim yerine. Sen hep yaşa güzel sevgilim! O tenine dokunan rüzgâr bile ne kadar anlamlı esiyor bu şehirde. Güneş sanki en masum ışınlarını bana gönderiyor. İlk günkü gibi açıyor balkondaki güzel menekşe… Her şey yerli yerinde, sadece sensin eksik olan!
Özledim sevgili… Özledim! Şu kalem tutan ellerimin, ellerinden uzak kaldığı onca yılın hasretini özledim. Bazen unutuyorum seni, hafızam o kadar vefasız çıktı ki. Yanlış sokaklarda anılarımızı arıyorum. Geçenlerde kelebekleri kovaladığımız o sokak lambasını kırdım, biliyor musun? Aslında bedenimin sensizliğe olan inancını kırdım. Çünkü yokluğuna alıştıramaz hiçbir şey beni. Bir bahane bulda, kaç gel olduğun yerden. İnan bu sefer bırakmayacağım seni, kalbime gömeceğim ve orada unutacağım seni…

Sen benim ömrümün tanımı, gecemin nemli mendili… Sen unuttuğum mutluluğumsun!

Emre onbey

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Günlük hayat iletişim Sevgi ve Ask Dünyası

Kararsız Gün Batımı (isimsizler parkından)

“yaşadığım yerlerin hiçbiri, onun yanında olduğum kadarıyla mutlu etmedi beni. Böylesine rahat olduğum, huzura sarıldığım başka bir yer hatırlamıyorum. O benim ruhum, sırdaşım; o benim kararsız gün batım!”

Bir gün daha bitti; çaresizliğimde, yorganımla örtülmüş bir haldeyim. Kadınsal içgüdülerin hesabını soruyorum bedenime ve cezamı gözyaşlarımla yıkayıp, bırakıyorum zamana… Öyle kolay değil yaşanmışlıklarla yaşlanmak, inan ölüm, her anı başka bir kefen anı; günlerdir, susmayan bir haykırış içimde, sussam-daha da bağırıyor “sen” yanlarım.

Kararsız Gün Batımı
Kararsız Gün Batımı

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Genel Konular iletişim Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası

Sensiz Kaybolmak Zor

“artık gitme zamanıdır. Kirlendik, nemli yastıklara bıraktık derdimizi. Biliyor musun hiçbir yenilgi, yokluğun kadar ezik bırakmadı beni. Sen, güneye gidiyormuşsun, git! Korkma, bir daha karşılaşmayacağız; ben de toprağa gidiyorum…”

Ne tuhaf, gidenin ardından sözler mırıldanabilmek. Yazmak ne kadar zor; kimi ayrılınca mı kıymetini bildin diyor, kimileri gitmekte haklıydı. Ne onların demesi bitiyor, ne de yokluğun acısı biraz hafifliyor, sadece sensiz bedenimden takvimler geçiyor. Yüzümde ıslaklığın kaldı birtanem. İçimde dudağının kıvrımları, saçlarının sonbahar hüznüne benzer türküleri. Ve yüreğimde gülümseyen esmer küçük bir kız…

Unutacak kadar hiç nefret etmedim senden, çok sevdim. Gittikçe azalan ömrümde, keşkelere inan hiç sığınmadım. Belkilerle uğraşmadım. Yandığımda, ağlamadım; yanmaksa, sadece yandım. Alnımı toprağa dayadığımda, kokunun gülüşünü duydum, mutlu olduğunu hissedince, inan bende çok mutlu oldum. Şimdi toprağa gidiyorum, daha da çok görebilmek için seni, mutlu olduğunu daha çok duyumsamak için gidiyorum, senin için…

Sensiz Kaybolmak Zor
Sensiz Kaybolmak Zor

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Genel Konular iletişim Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası

Rüzgârlarla Gönderiyorum Sevgimi

“bedenimden gitsen de, her zaman yüreğimde olacaksın. Şimdilik küçük bir ayrılık ısmarladım sana, ama üzülme sevdiğim, gün gelir kaldığımız yerden devam ederiz… Gün gelir yine kavuşuruz. Ve ben en güzel yaptığım şeyi yine yaparım; gözlerinin içine bakarak ”seni çok seviyorum” yine söylerim, hiç üzülme sen!”

Hatırlıyor musun karşılaştığımız o ilk günü, ikimizde üniversiteye yeni başlamıştık. Sen dalgalı saçlarınla kantine girdiğinde içimden “işte evleneceğim kız bu” diyerek, ruhumu hırpalamıştım. Hiçbir kıza âşık olamayacağımı düşünürdüm hep; aşk söz konusu olunca hiçbir şey yolunda gitmezdi. Şimdilerde masum bir aşkın kollarında mutluluktan, mutluluğa uçuyorsam, bu hep senin sayendedir. Sen, hayatıma giren en yalın mucizesin! Ve bir adın yok senin, öyle ya mucizelerin hiç adı olur mu?

Rüzgârlarla Gönderiyorum Sevgimi
Rüzgârlarla Gönderiyorum Sevgimi

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası Toplumsal Konular

Bir Çocukluk Resmi

“eski püskü çocukluk resmimi taşıyorum cüzdanımda halen. Ceplerimde o köyümün papatya kokularıyla dolaşıyorum, bir de o masum kelebekler konuyor-en yaralı yerlerime. İşte öyle, cüzdanımda eski bir resim, çocukluğumu hatırlıyorum…”

Bir daha hiç yaşayamayacağım yerleri özlüyorum şimdilerde. Masa örtüsü diye kullandığımız çimenlerde, az karınca doyurmadık. Hafta sonları mantar toplamaya giderken, ayağımızdaki lastik pabuçlarımızla nasılda çamurla arkadaş olurduk. Kirlenmekten değil, kirlenememekten korkardık! Hayatı yaşardık, olabildiğince…

Her gün yeni bir çocukluk hatıramı öldürüyorum avuçlarımda. Küçükken oynadığım kamyonumun tekerinde sakladığım o sevgi yok artık. Biliyorum, gün geçtikçe daha da özleyeceğim o günleri… Ve içimde bir sızı hep hatırlatacak çocukluğumu. Her baharda elimde bilyeler, okul bahçesine küçük kuyular açacağım ve ben bunu her baharda özellikle yapacağım.

Bir Çocukluk Resmi
Bir Çocukluk Resmi