Kategoriler
Ressam Sanatçı Haberleri Toplumsal Konular Yazar

Türk Sanatına Bakış Açısı

(Hobi-Araştırma)

 

Bilindiği gibi Görsel Sanatlar seramik, çizim, resim, heykel, özgün baskı, tasarım, el sanatları ve genellikle modern görsel sanatlar (fotoğraf, video ve film yapımcılığı) ve mimari gibi doğada öncelikle görsel olan eserleri oluşturmak için sanat formları vardır.
Pek çok sanatsal disiplinler (sahne sanatları, kavramsal sanat, tekstil sanat) görsel sanatların yönleri gibi diğer tür sanatları içeren bu tanımlamalara kesinlikle alınmamalıdır. Ayrıca görsel sanatlar içinde yer alan uygulamalı sanatlar endüstriyel tasarım, grafik tasarım, moda tasarım, iç tasarım ve dekoratif sanat olarak bilinmelidir.

 

Yukarıda belirtildiği gibi, terim “görsel sanatlar” güncel kullanımı güzel sanatlar gibi uygulamalı, dekoratif sanat ve zanaat, ama bu her zaman böyle değildi. 20. yüzyılın başında Ingiltere ve başka yerlerde Sanat ve El Sanatları Hareketi sanatçının sık sık Güzel Sanatlar (resim, heykel veya baskıresim gibi) değil, el sanatları, ya da çalışan bir kişi ile sınırlı kalmıştır (sanat ortamı olarak uygulanır). Çok yüksek formları gibi yöresel sanat formları değerli Sanat ve El Sanatları Hareketi sanatçılar tarafından vurgulandı.

 

Sanat okulları bir zanaatkar sanatın bir uygulayıcısı olarak kabul edilemeyeceği sonucunu koruyarak güzel sanatlar ve el sanatları arasında bir ayrım yapılmıştır.
Bölgelere göre boyamada, sanatçının hayal gücüne en yüksek derecede güvenilen biri olarak görülmüştür. 2001-2012

 

Yakup Icik

Kategoriler
Deneme Yazıları Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat iletişim insan vücudu İnternet Dünyası Kişisel makaleler Sanat Tarihi Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Sanatın Sanatçının Bilmecesi.

Sanatın Sanatçının Bilmecesi.

Sanat insanın bilinçaltına girer sessizce ve idealarını oluşturur orada. Kişiliğine yansır sonra ve en son davranışlarına. Sıçradıkça insanın her yerine, kendi benini bulur insan, belki diğer normal insanların dışında daha erken olgunlaşır, dışa göstermesi farklı olsa da. Farklı olmaya çalışıyor derler, sanatçıya göre farklı olan o insanlar. Sanatçı takmaz da haa. Neyse odur bir nevi.  Ezilir kimi zaman, dışlanır oradan buradan. Sanatçı dayanıklıdır da. Yaşar içinde en sorunlu duyguları, belki bir gün neden elimizde beş parmak varda altı parmak yok değip hüzünlenir, ama saçma değildir onun için. Çünkü hiçbir duygu, sınırlı değildir. Yapılan yanlış diye bir şey olmamalıdır onun için. Çünkü yapılan yanlış beklide doğrudur diye düşünür. saygılıdır da görüşlere, karşı çıkar elbet ama dinler önce bir. Sanatçı dediğin şey, belki hiçbir anlamı olmadığı kumaş parçalarını üstüne giyerek, ayıplarını kapatacağını veya cennetin kapısına girişin bir yolunun da bu olayın olduğunu düşünmeyendir. Ayıplar, insanın kendi içinde çözüp daha güzel bir dünya adına yapılmaması gereken ciddi şeylerdir. Bir kumaş parçasıyla kapatılamazdır yani.  Delidir de aslında biraz. Lise ve üniversitelerde öğretildiği gibi, yeteneği olan kişi değildir sanatçı. Sanatsal uyarıları beyninde hisseden, duygularınla saklambaç oynayandır. Yaşamının her gününü akıcı yaşayan, mavilikleri ilke edinen, ezilenlerin onurları olanlardır. Bir sanatçıyla yaşamakta, yeni gördüğün bir uzaylıyla konuşmak gibidir. Onu anlamanız imkansızdır. Yaşamın sıkıcılığında, dar imkânlarla güzellikleri yaşamak adına tutunur hayata. Bir yerine hamak kurup sallanırken, önüne sunulanları yerine getirme zorunluluğuyla öfkelenip sonucunda yapmak zorunda kalır, ruhunu dünyada tutabilmek için. Kendinden maddi durum açısından çok daha düşük olan insandan fazlasıyla daha acı çeker şüphesiz. Yaşama koşulları ne kadar daha da iyi olsa diğer insandan, sanatçının duygusal ikliminde çelişen olaylar onu yazın sıcağında üşüten bilmeceler bütünüdür.

Kategoriler
Fotoğrafcılık Gazeteci Günlük hayat Türkiye üzerine

Beyoğlu sanat ve fotoğraf sergileri

Taksim İstiklal Caddesine girdiğiniz ilk andan itibaren o tarihi canlı tutan kokuyu hemen hissedersiniz. Beni her zaman büyüler İstiklal Caddesi. Bu kez internetten de takip ettiğim bazı fotoğraf sergilerini gezmek ve özellikle akbank 6. sanat günleri bünyesinde gerçekleşen kısa film festivalini izlemek için gittim. Bilgiliniz olsun kısa film festivalini izleyemedim çünkü 1 saat öncesinden gidip davetiye almak gerekiyormuş. Fakat Akbank Sanat’ın 6. kez düzenlediği “30 Saniye Ara” isimli kısa film festivali 10 Mart da sona eriyor. Akbank’ın diğer sanat etkinlikleri ise 31 Mart’a kadar devam edecek.

İstiklal semalarında dolaşırken, aşağıya doğru indikçe Mısır Apartmanı’na girmeye karar verdim. Hani şu her katında ayrı bir fotoğraf ya da resim sergisi barındıran, en üst katında ise gündüzleri şık bir restorant  geceleri  eglenceli bir kulübe dönüşen Mısır Apartmanı.

Merdivenleri tımandıkça her katta değişik bir afişle hatta bezen tabelayla başka bir sergiye davet ediliyorsunuz. İstanbul 2010 Kültür Başkenti Sponsorluğunda EnginGüneysu’nun fotoğraf sergisi “Sokağın Dili : Bildiğin İstanbul” adı altında ve ismiyle bile dikkatleri üzerine çekiyor. İçeriye girdiğinizde tenha bir atölyede İstanbul’u her yönüyle anlatan fotoğrafların içinde kayboluyosunuz.

Başka bir katta ise “Galerist” in sanat galerisine rastlıyorsunuz ve sanatçı olmanın ne kadar da üstün bir yetenek olduğunu anlıyorsunuz. Mutlaka herkesin gezmesi gerektiğini düşündüğüm Galerist 10 Nisan’ a kadar da açık.

Fotoğraf merakınız,öğrenme isteğiniz ya da yeteğiniz varsa FotoTrek ‘in düzenlediği fotoğraf seminerlerine de katılabilirsiniz. Farklı dönemlerden oluşan seminerler hafta içi ve hafta sonu olarak düzenleniyor.FotoTrek  fotoğrafçılık konusunda adım adım eğitim veriyor. Ayrıca Belgesel Fotoğrafçılığı gibi farklı dallarda da seminer almak isterseniz bunların da farklı tarihleri var. “Altan Bal ile Fotoğraf Okuma” 28 MArt da,  “Altan Bal ile Belgesel Fotoğraf” ise 8 Nisan’da. Bunun gibi birçok tarih ve adresi de www.fototrek.com adresinden öğrenebilirsiniz.

Çıktığınız her sergi ve sanat galerisinden aldığınız broşür ve hatta gazeteler bu alanda ilgili kişileri çok güzel yönlendiriyor. Beyoğlu’nun tarihi dokusunu böyle alanlarla paylaşmak bence bu dokuyu canlı tutmanın da en güzel örneği.

Kategoriler
Deneme Yazıları Doğa ve Yaşam Dünya ülkeleri Eğitim - öğretim Geçmiş Tarih Genel Konular Günlük hayat Öğrenci Konuları Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Osmanlıda Askeri Eğitim

Osmanlı Devletindeki Kapıkulu ordularının içerisinde çok sayıda ocaklar bulunuyordu. Her ocak uzmanlaştığı bölümde kendi eğitimini vermekteydi. Devşirme sistemi uygulanan Acemi ocağına alınan kişiler Türk ve İslam geleneklerine uygun şekilde eğitilir ve yeterli eğitim uygulandıktan sonra Yeniçeri ocağına geçirilirdi. Yeniçeriler her zaman padişaha yakın yerlerde konaklarlar ve savaşa her an hazır durumdaydılar.

Osmanlıda Askeri Eğitim
Osmanlıda Askeri Eğitim
Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Sanat Tarihi Toplumsal Konular

Günümüzün Sanatı – Sanatçısı

  Sanat, insanlık tarihinin her döneminde var olan bir olgudur. İnsanlığın geçirdiği evrimler yaşama biçimlerini, yaşama bakışlarını, sanat biçimlerini ve sanata bakışlarını değiştirmiş, her dönemde ve her toplumda, sanat farklı görünümlerde ortaya çıkmıştır.
  Fakat günümüzde tek bir amaç güdülmektedir . O da sanatı para için yapmak . Ülkemiz tarihine baktığımızda sanat anlayışımız pek çok kez ayrılıklara uğramıştır . Sanat sanat için yapılmalıdır , sanat toplum için yapılmalıdır , sanat sanatçıya özgü olmalıdır , bunlardan bazıları .. Ne yazık ki günümüzde bu ayrılıklara rastlamak pek mümkün değil . Çünkü yeni nesil sanatçılar ,sanat sadece para için yapılmalıdır anlayışı gütmektedir .

  Sanatın terim anlamı estetik barındıran insan duygularının dışavurumudur .Şimdi ki nesil sanatçılarından hangileri bu anlayışa uyarak sanat yapıyor ki ?
  Günümüzün gözde sanatı olan tiyatroyu ele alalım . Son dönemlerde tiyatro yapıyoruz diye toplanan bir grup sözde komedyen , gülmeye ihtiyacımız olan bu zor günlerde bizi esprilerden bir adım daha soğutmuyor mu ? Açıkçası sanatı kendi içinde boğup , para kazanma hırsına kapılmış bir çok genç , tiyatroyu bir gelir kapısı olarak görmekte .
  Müzik , evrensel açıdan her insanın duygularına indirgenebilen bir sanat dalıdır . Fakat günümüzde ya topçu olacaksın yada popçu anlayışı bu güzelliğe gölge düşürmektedir.
  Gençlerimize , sanatı bir gelir kaynağı olarak değil de , estetiğin ve güzelliğin ruha yansıması olarak göstermeye ve özendirmeye çalışırsak , gerçek sanatın ortaya çıkacağından eminim. Eski sanatçılardan , ismini günümüze kadar duyurabilen pek çok kişi mevcut . Fakat şimdiki sanatçıların ileriki dönemlerde isimlerini duyurması bir hayli güç olacak . Bunun nedeni ise sanatçıların , sanat için uğraşmayıp , geçim sıkıntısına düşmeleri ve sanatı bir çıkış kapısı olarak görmeleridir.Aslında belki de kendilerine göre haklı sebepleri var . Ekonominin bu denli kötü olduğu bir ülkede sanatı sanat için yapmak zor olabilir . Hatta imkansız da olabilir . Fakat bu şekilde yapılan sanatın daha çok verimli olacağına emin olabilirsiniz .
  Sanat anlayışını genç nesile aktaracak olan yine eski sanatçılarımızdır . Burada da en büyük görev onlara düşmektedir . Yeni neslin elinden tutulursa , sanat adına önemli işler başarılacağına inanıyorum.

Kategoriler
Günlük hayat Sanat Tarihi

Sanatın “Çocukluğu”

Sanatın “Çocukluğu”:

Dünyanın ilk sanat yapıtlarının hemen hemen tamamı Homo Saplens Saplens’in avcılık ekonomisi ile ilgiliydi. Neandertal insanı döneminde ayinler, belki dinler bile vardı: ölüler törenle gömülürdü; ama bu dönem insanının kendisini resimlerle ifade etmeye çalıştığına ilişkin elimizde herhangi bir kanıt yoktur. Öte yandan, güneybatı Fransa ve kuzeydoğu İspanya’daki mağaralarda bulunan ilk sanat ürünleri belirli bir ustalığın izlerini taşımaktadır. Üst Paleolitik (yontma taş) döneme (35.000-10.000 yıl öncesi) ait bu yapıtlar 1875 yılında keşfedildiğinde, kimse bunların gerçek olduğuna inanmak istememişti. Saygın bir Fransız arkeologu bu sanatın çocukluğu, ama çocuk sanatı değil” demişti. Kuşkular 1900 yılına kadar devam etti. Kuzey ispanyada bulunan alta mira dehlizlerini bulan marcelino de sautuola (ölümü 1888), sahtekarlıkla suçlandı, söz konusu resimleri kendisinin yaptığı öne sürüldü. Ancak daha sonraları Fransa’nın pairnon-pair ve la mouthe bölgelerinde, paleolitik devre ait yeni resimler bulununca, tarihöncesine ait yapıtların gerçek olduğu kabul edildi.
Paleolitik sanatın sahte olmadığını kanıtlamak ve bu konuyu dünyaya tanıtmak başarısı bir papaza, Henri Breuil’e (1877-1961) aittir. Breuil sanatın evrimsel bir gelişim çizgisi izlediğini öne sürdüyse de, daha sonraki arkeolojik bulgular evrimsel bir gelişimden çok ani gelişmelerin sözkonusu olduğunu gösterdi.
Paleolitik sanata ilişkin kanıtlar batı avrupa’da yoğunlaşmış olmakla birlikte, rusya’nın Urallar bölgesinde kapova’da, sicilya’da levanzo’da ve Türkiye’de bel dibi ve bel başı’nda da kalıntılar bulunmuştur. Kuzey Afrika’nın Tassili (5,6) bölgesinde de, bundan 5000 yıl öncesine kadar süren canlı bir taş-sanat geleneği olduğu anlaşılmaktadır.
Arkeologlar paleolitik sanatı iki ana kategoriye ayırırlar: duvarsal (parieatal) sanat ve taşınabilir (mobiliary) sanat. Birinci kategori, mağaraların tavanlarına, duvarlarına ve zeminlerine yapılmış olan sabit resimlerden, kabartmalardan ve heykellerden oluşur. İkinci kategori ise küzçük, taşınabilir nesnelerden meydana gelir. Arkeologlar açısından, her iki türün de iyi ve kötü yanları, vardır. Mağara sanatı (duvarsa) sanat) ilk yapıldığı konumda ve çevrede bulunur, ama tarihini belirlemek zordur. Taşınabilir sanat ise, tarihi iyi bilinen arkeolojik katmanlarda bulunmakla birlikte, hangi amaçla kullandığını gösterecek bir konum ve çevreden yoksundur. Taşınabilir sanat tek tek, birbirinden ayrı figürlerden oluşur; mağara sanatında ise bazen birbirileriyle ilintili olan yan yana figürler bulunmaktadır.

Mağara Sanatının Dağılışı;

Mağara sanatına yalnız Fransa ve İspanya’nın Dordoğne vadisi, yüksek pirineler ve cantabrian dağları gibi dar bir bölgesinde rastlanmaktadır. 100’ü aşkın mağara bilinmektedir. Bunların en ünlüleri Lascaux, altamira, Les Trois Freres, Montespan ve Font de Gaume mağaralarıdır. Ne var ki, söz konusu yapıtların pek çoğunun kesin yapılış tarihi bilinmemektedir.
Eldeki kanıtlara göre, en eski mağara la ferrasise’de bulunmaktadır. Bu mağarada bulunan boyalı taşların aşağı yukarı 29.000 yıl önce yapıldığı (aurignac kültür katmanlarından) hesaplanmıştır. Daha yukarı katmanlarda da resimler, kabartmalar ve alçak-kabartma heykeller bulunmuştur. Yani, en eski dönemlerde duvarsal sanatın belli başlı üç tekniğine de rastlanılmaktadır. Pair-non-pair’deki yapıtlar ise 25.000 yıllık olup Gravetyen (üst paleolitik devir) döneminin ilk evresinin ise Gravetyen döneme ait oldukları kesinlikle bilinmektedir.
Aurignac döneminden sonra hayvan kemik ve boynuzlarının alet yapma amacıyla kullanımı arttıkça, taşınabilir sanat örnekleri de yaygınlaşmaktadır. Bunların en çok görülenleri, Venüs heykelcikleri ile, kalçaları ve karınları abartılmış, başları ve bacakları yarıdan kesik stilize kadın heykelleridir. Willendorf Venüs’ü kendine özgü yanlarıyla öteki heykelciklerden ayrılır. Venüs heykelcikleri Gravetyen dönemine ait olup, bu dönemin öteki kalıntıları gibi bütün doğu Avrupa’da, hatta Sibirya’da bile bulunur. Biçimdeki abartmaların nedeni, kadının doğurganlığına duygulan ilginin ötesinde, sanatsal bir oranlama kaygısının ifadesi de olabilir.
Mağara sanatını açıklamak amacıyla çeşitli savlar ileri sürüldü. Bu savların en basiti sanat sanat içindir” şeklinde özetlenebilir. Breuil tarafından ileri sürülüp uzun br süre benimsenen görüşe göre, gerçek amaç, av hayvanının resmini yaparak onu büyüsel etki altına almak ve insanla hayvan türleri arasında totemik bir bağlantı kurmaktı. Bu resimlerin cinsel simgelerle ilişkili olduğu savı fazla bir destek görmedi. Bazı bilginler, daha sonraki dönemlerde yapılan taş-sanatı (örneğin, kalahari ve Avustralya yerlilerinin resimleri) ile karşılaştırmalar yaparak, tarihöncesi insanını açıklamaya çalışmaktadırlar. Hayvanların evcilleştirilmesi ve tarım, neolitik yada cilalılaş devrinden sonra gerçekleşmiştir. Tarım, farklı yerlerde, farklı zaman ve hızlarda gelişmiş ve tarla tarımı, kır tarımı, karma tarım gibi değişik görünümler almıştır. Tümüyle doğadan yiyecek toplamaya dayanan bir düzenden, yiyecek üretimine dayanan bir düzene geçiş, evrim yoluyla gerçekleşmiştir, ama uzun süreli etkileri açısından bu değişimin sözün tam anlamışla bir devrim olduğu söylenebilir. Günümüzde önemli sayılan bütün bitki ve evcil hayvanların ilk yetiştirilişi cilalılaş devrine rastlar.