Kategoriler
Genel Konular Türkiye üzerine

Keşke şehit olsaydım da….

  Önceki gün bir tv kanalında Gazeteci Vedat Yenerer’in Saygı Öztürk ile yaptığı söyleşiyi ibretle izledim. Vedat Yenerer kendisine yapılan muameleleri noktasına virgülüne kadar açıkladı ve yapılanları kamuoyuna ibret olsun diye sundu. Saygı Öztürk ve Yenerer’e Türk Kamuoyunun aydınlatılması ve Ergenekon saçmalığının ne olduğunu sundukları için teşekkür etmek borcumuz oldu.
   Fakat orada ibret verici bir ifadeyi Saygı Öztürk son yayınladığı kitaptan okuyunca tüylerim diken diken oldu. O ifadelerden birisi şu: Ergenekon Tutuklularından Levent Göktaş’ın  gözaltına alınıp tutuklandıktan sonra PKK’nın internet sitesinde Levent Göktaş için "Evine hoş geldin Levent Göktaş" ifadesini yazmışlar. İşte bakın ve gerçekleri biraz daha net görün. İkinci ifade de Özel Harekat subayının "Keşke şehit olsaydım da bunu görmeseydim" acı sözleridir.
   Bu subay ki, Özel Harekata komutanlık yapmış, defalarca ölümlerden dönmüş, ölmemiş ama ölmekten daha kötü edilmiş ve hizmet ettiği devlet tarafından Ergenekon örgütüne üye olmaktan içeri atılarak PKK’lı hainlerin alay konusu edilerek "Evine hoş geldin Levent Göktaş" ifadesi ile öç alınmıştır. Şimdi size soruyorum Ergenekon ne imiş ve sonuç da kimlere hizmet etmiş, kimler sevinmiş, kimler "Keşke şehit olsaydım da bunu görmeseydim" diyerek hayıflanmıştır.
   Vedat Yenerer’in anlattıklarını ibret ve hayretler içinde dinledim. Neler neler anlattı ve Türk Polisinin kimlere hizmet ettiğini, neler yapıldığı, ruhsatlı silahların savcılar tarafından ruhsatını göstermelerine rağmen nasıl ruhsatsız silah olarak kayıtlara geçererek bu insanların ne bahanelerle tutuklandıklarını ibretle dinledim.
   Bir de antika eser olan  atmaya mermisi bile hiçbir yerde bulunmayan bir silahın nasıl Vahim silah olarak kayıtlara geçirildiğini, nasıl belge ve bilgi tahrifatı yapılarak insanların tutuklandıklarını hayretler içinde dinledik.
   Şimdi sakın bir yanlış anlaşılma da olmasın. Ergenekon örgütüne üye olmaktan tutuklanan, gözaltına alınanlardan suç işleyenler varsa, olmuşsa bunların cezalarını çekmelerini elbette biz de millet gibi istiyoruz. Ancak vatansever, hükümete karşı olan, Atatürkçü, Milliyetçi, Vatanperver, vatana canı pahasına hizmet etmiş askerlerimizin, Generallerimizin de hırpalanmasına, isnatsız ve suçsuz yere aylarca  hapishane köşelerinde bekletilmelerine de hiç bir vicdan sahibinin gönlünün razı olması düşünülemez.
   O zaman şunu açıkça söylemeliyiz:   Türk Milleti böyle dönemleri çok görmüş ve yaşamış bir millettir. Kahramanlarına da hainlerine de gereken karşılığı vermesini bilmiş ve bilecek kadar şuurlu bir millettir. Bu yapılanlar da tarihe kara leke olarak geçecek bir zillettir.
   SON SÖZ: Hainler cezasını, kahramanlarda layık oldukları gönüllerde yerlerini alırlar ve ilelebet unutulmazlar… 
Kategoriler
Biyografi Gazeteci Şair Yazar

Sabit İnce

1954 yılında Nevşehir ili Kozaklı ilçesi Gerce köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokulu Kozaklı’da, liseyi Kayseri Ticaret Lisesinde okudu. 1976 yılında İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinden mezun oldu. 

Özel sektörde çeşitli görevlerde, Toprak Reformu Kayseri Bölge Müdürlüğünde uzman, Toprak Mahsulleri Ofisi Kayseri Bölge Müdürlüğü ve Urfa Bölge Müdürlüğünde Uzman olarak çalıştı. 1999 yılında özel bir kuruluşun genel müdürlüğünden emekli oldu. Vizyon dış ticaret a.ş.nin kuruluşunda görev aldı ve genel müdürlüğünü yaptı. 

Bizim Anadolu, Tercüman, Hergün ve Türkiye Gazetelerinde yazar, muhabir, istihbarat şefi olarak çalıştı. Töre ve Devlet dergilerinde yazılar yazdı. Kayseri de yayınlanan "Kayseri Şairler antolojisi"ne ve Adana da yayınlanan "Ozanlar Güldeste Şairler" antolojisine katıldı. Kayseri de yayın yapan Erciyes, Elif, Başak televizyonlarında, mahalli radyolarda şiir ve edebiyatla ve "Bizim Aşıklarımız" adlı halk aşıkları ile ilgili programlar yaptı konuk olarak bu programlara katıldı. Kayseri de yayınlanan yeni Kayseri, kayseri olay, Kayseri Anadolu Haber, Star Haber, Kayseri Gündem ve Kayseri Hakimiyet Gazetesi İnce Zımbalar köşesinde yazı ve şiirleri yayınlanmaktadır. Gülpınar, Yesevi, Ozan, Bizim Kuşak, Kayseri Çağdaş, Sevgi Yolu, Ana, Erciyes, Çemen, Simav Anadolu, Yalaka gibi dergilerde şiirleri halen yayınlanmaktadır. 

Ve Aynı Rüzgarla Savrulduk adlı ortak şiir kitabından sonra Aşkın Ateşi adlı ikinci şiir kitabı temmuz 1996 da yayınlandı. Sırlı Söz adlı şiir Kitabı, Anadolu hececileri-1, Anadolu Hececileri-2, Anadolu Hececileri-3, Anadolu Hececileri-4, Anadolu Hececileri-5, Anasam 
Şiir Antolojisi-1 , Anasam Şiir Antolojisi-2 şiir kitaplarını 2000 – 2001 yıllarında yayınladı.

Şiir dalında ozan dergisinden mansiyon, Bizim Kuşak dergisinden mansiyon, makale dalında üçüncülük ödülleri aldı. Türk halk müziği ile amatör olarak ilgilenmekte, aşık türünde sözlerini yazıp bestelediği 40 dan fazla türküsü vardır. Halen genel Merkezi Kayseri de bulunan Anasam Anadolu İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri meslek birliğini kurdu ve genel başkanlığını ve Nevşehirliler Derneğinin başkanlığını yapmaktadır. TBMM de Fikir ve Sanat eserleri kanununda meclis alt komisyonunda ve devlet planlama Teşkilatınca hazırlanan 8. beş yıllık plan çerçevesinde Fikri ve Sınai Haklar özel ihtisas komisyonunda üye olarak görev yaptı, Anasam Bülteni adlı bir yayın organının sahipliğini yapmakta, Anasam Yayınları tarafından yayınlanan 45 kitabın editörlüğünü de yürütmektedir. Nurcan hanımla evli, Muhammed ve Çağrı adlı iki oğlu, Nazende isimli bir kız çocuk babasıdır.

Kategoriler
Genel Konular Kişisel makaleler Türkiye üzerine

Kürtçe mi?, Hangi kürtçe ????

Bugün sizlere çok önemli bir yazıyı, dostumuz Özkan Bostancı’nın bir yazısını noktasına, virgülüne dokunmadan sizlere sunuyorum. Buyrun beraber okuyalım:
DEVLET VE HÜKÜMETİ KENDİ MALİ ve KORUYUCUSU TANIMAK;
BİR MİLLET İÇİN BÜYÜK NİMET VE ŞEREFTİR.
VATAN, BÖLÜNMEZ BİR BÜTÜNDÜR!
(5.2.1924)Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
VATAN’ın ve MİLLET’in BÖLÜNMEZ olduğu hususu, ATATÜRK İLKELERİ’nin en önemlilerinden biridir…
Aslında ister SALTANAT, ister CUMHURİYET olsun, TÜRK VATANI’nın bölünmesi düşünülemez!..
 Ama bu, OSMANLI döneminde sağlanamadığı için; ATATÜRK, CUMHURİYET’in temeline bu iki taşı yerleştirmiştir.
İşte bu yüzden hem "Atatürkçü" geçinen, hem de "bu konunun tartışılabileceğini" söyleyen soysuzlar, kanımızı donduruyor!..
TÜRK VATANI, zaten bölüneceği kadar bölünmüş, 1900’de 4.5 milyon kilometre kare toprağa sahip bir ülke iken 780.000 km. kareye inmiş, MİSAK-I MİLLİ çizgisi bile koruyamamıştır.
BUNDAN SONRA BİR KARIŞ BİLE TOPRAK VERİLEMEYECEĞİ GİBİ, ARTIK BİZİM OLAN VE HAKSIZLIK EDİLEREK ELİMİZDEN ALINMIŞ OLAN TOPRAKLARI GERİ ALMA SÜRECİNE GİRİLMİŞTİR.
KIBRIS, MUSUL-KERKÜK, BATI TRAKYA, Ege’deki ANADOLU ADALARI, ŞARKİ RUMELİ, BATUM VE HALEP BİZİ BEKLEMEKTEDİR!..
Bu toprakların bizim olduğunun delili de, 2. Dünya Harbi’nde hem Almanlar’ın, hem Ruslar’ın bu toprakları bize teklif etmeleridir.
Hal böyle iken hiç bir BÖLÜNME tartışmasına müsamaha gösterilemez!..
Bizden toprak istemek için ağız açanların, ağzına mutlaka TOPRAK doldurulmalıdır!..
Öte yandan MİLLET de TEK’tir, BÖLÜNEMEZ!..
Bizden kopan Rum, Ermeni ve Araplar hemen derhal başkalarının uşağı haline gelmişlerdir…
Başkaları için savaş hattına sürülmüşlerdir…
Ermenistan, Yunanistan, Arap ülkeleri, Balkan ülkeleri TÜRKİYE’den koptuktan sonra en az 2 savaş daha görmüşlerdir!..
Bu da, bizden kopmak isteyenlerin kulağına küpe olmalıdır!..
Yunanistan, Ermenistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan, Lübnan, Ürdün "sun’i" olarak BATILILAR tarafından kurulmuş devletler oldukları için; hiç bir zaman BATI HEGEMONYASI’ndan kurtulamayacaklar, sözde "bağımsızlık"larının bedelini, UŞAKLIK’la ödeyeceklerdir.
Bu katara şimdi bir de kürt topluluğunu eklemek istiyorlar… Onda başarı sağlarlarsa, arkadan Laz, Çerkez toplulukları gelecektir. Buna da asla izin verilemez!..
Kürt ve diğer etnik topluluklar vardır…

Ama bunlar bir MİLLET değildir!..
Hiç bir zaman kendi gücüyle DEVLET kurmamış topluluklar milletleşemez!..
Sun’i devlet kurmuş olanlar da, MİLLET olmadığı için, o devlet uzun ömürlü olmaz…
Somali, Ruanda buna en iyi örneklerdir.
Bir insan kürt kökenli olabilir, ama TÜRK MİLLETİ’ndendir…
Eğer "değilim" diyorsa, yapılacak şey ona toprak vererek sun’i bir devlet kurdurup, BATI’ya uşak olmasına yol açmak değil; kendini "vatansız" ilan edip hangi ülkede yaşamak istiyorsa, oraya gitmesini sağlamaktır!..
TÜRKİYE CUMHURİYETİ’ni kuran insanlara TÜRK denir, o kadar!..
Bu ülkede kendini TÜRK sayanlardan başkasına hayat hakkı yoktur, MİSAFİR olmanın, veya himayemize sığınmanın dışında!..
ATATÜRK, her ne kadar CUMHURİYET’i kuran herkesi TÜRK sayarak ayırım yapmıyorsa da, büyük bir önsezi ile CUMHURİYET’in dayanağını TÜRK TOPLULUĞU olarak gösteriyor…
Bu, şu anlama gelir:Her ne kadar biz ayırım yapmıyorsak ta, bazı hainler DEVLET’i ve CUMHURİYET’i hedef alabilirler…O zaman IRKEN TÜRK olanlar sorumluluğu üstlenerek, meydanı bu sütü bozuklara bırakmamalıdır!..
ATATÜRK bu teşhisi yaptıktan sonra, BÜTÜNLÜĞÜN KORUNMASI’nı DİN, DİL, TARİH, KÜLTÜR, GELENEK, GÖRENEKLER’e önem vermeye bağlamıştır.
İşte bu konulara önem verilmediği, hatta 50 yıldır kasıtlı olarak bunlar ihmal ve tahrip edildiği içindir ki, bugün bütünlüğümüzü tartışır duruma geldik.
Ayırımcılık güden topluluklardan hiç birinin TÜRK’ten farklı bir yanı yoktur…
DİN’i, TARİH’i, KÜLTÜR’ü birdir…
"Ben Kürd’üm, ben şuyum, ben buyum" diyenin herhangi bir TÜRK’ten farkı; "Ben Kayseri’liyim" diyenin Malatya’lıdan farkı kadardır…
Edirne’linin Afyon’ludan, Muğla’lının Yozgat’lıdan farkı, belki daha fazladır!..
Öyleyse bunların özü birdir!..
Rıza Nur, "Rusya’daki Çerkez ve Lazlar TÜRKİYE için canlarını vermeye razı iken, yurt içinde olanların ayırımcılık yapması"na hayret eder…
Bizim kürt kökenli vatandaşlar, ORTA ASYA’da kendini TÜRK sayanlardan daha çok bize benzer… Onlar bize yaklaşırken, şaşkın kürt ayırımcılar uzaklaşmaya çalışır.
"Efendim, ama bunlar kürtçe konuşuyor" diyenler mugalata yapmaktadır…
Bir defa KÜRTÇE DİYE BİR DİL YOKTUR…
Kürt aşiretlerinin konuştuğu "ağız"lar vardır, kendileri de birbirini anlamaz!..
Mesela Talabani’ye bağlı aşiretler Soranı, Barzani’ye bağlı aşiretler Kırmanç ağzı kullanırlar ve birbirlerini anlamazlar.Bizim Zazalar ise hiç birini anlamaz.Bir de Gurani konuşanlar vardır…
Şimdi bunların hangisi kürtçe?..
Hangisi ile "Kürtçe TV yayını" yapıyorsunuz?..
Yapılan yayınları dinleyen Mahzun Kırmızıgül "Benim anam Zaza… ama o yayını anlamıyor," demiştir.
Çünkü Zazaki de kendi içinde ağızlara ayrılır!…
Bir "ağız"ın dil olması için "yazılı" olması, "dilbilgisi" kuralları olması gerekir.Uluslara "kendi kaderlerini tayin hakkı" tanıyan LENİN’in, 100-150 binlik topluluklara özerk bölge verirken bile, kürtlere böyle bir imkan tanımamasının sebebi de, "kürtçe"nin yazılı olmamasıdır.
Halen dünyada 3000 kadar "dil" olmasına rağmen, sadece 170 kadar devlet vardır.
Nijerya’da 80 ayrı "dil" vardır.Hiç biri ile anlaşamadıklarından resmi dil İngilizce’dir.
Hindistan ve Çin’in her birinde 100 kadar "dil" vardır…
Belirttiğimiz 170 devletin yarısından fazlası da "uyduruk" veya "uydu" devlettir…
Somali gibi hiç bir ortak otoritenin olmadığı, Ruanda gibi bir kabilenin durup dururken diğerini boğazlamaya başladığı, veya Kuveyt gibi birisi "höt!" dediği anda kralının yurt dışına kaçtığı ülkeleri, biz DEVLET saymayız.
Öte yandan her konuşulan "ağız"ı dil, o topluluğu da "millet" sayarsak;
çingeneler, uyuşturucu bağımlıları, hatta homoseksüellerin de kendilerine has bir "dil"leri vardır.Onlara da "bağımsızlık" vermek gerekir!..Bunu "en demokratik" Batı ülkeleri bile düşünmüyor!..
"Kürtçe"nin bir dil olmadığının en büyük delili de "kürtçe" çıkan dergilerdir.
Bir halka ve bir millete hitap etmedikleri için 1-2 binden fazla satamazlar.Türkiye’deki İngilizce Daily News bile daha çok satış yapıyor.
Üstelik bu "kürtçe" yayınları alanların çoğu, meraklı TÜRK’LER’dir… Bir tanesi de biziz. (Meraktan) Kaldı ki, "kürt" kelimesi bile "kürtçe" değildir, o topluluğa başkalarının verdiği TÜRKÇE bir addır!.. Onlar kendilerini "Zaza, Kırmanç, Güran, Dersimli" diye anar…Birbirine de muhaliftirler.
En bariz örneği Kuzey Irak’ta bir türlü "devlet"leşemiyen kürt aşiretleridir. Hâlâ birbirlerini vurup duruyorlar.Bu konuda daha önce naklettiğimiz Ziya Gökalp’in değerlendirmesi, en doğrusudur.Kürt kelimesi baştan beri "dağ göçebesi" anlamında kullanılmıştır.Dağdan ve göçebelikten uzaklaşanın, bir nesil sonra "kürtlüğü" kalmaz.Bunun en bariz örneği de büyük şehirlerimizdir.İSTANBUL, ANKARA, İZMİR, hatta DİYARBAKIR’da HAKKARİ’den, ŞIRNAK’tan daha fazla "kürt" yaşamasına rağmen; bu yerlerdeki anarşi ve terör daha azdır."kürtçü" gösterilere 15 milyonluk İSTANBUL’da 1000 kişi bile katılmaz!.
Şu halde eğer DİN, TARİH, KÜLTÜR ve GELENEKLER ön plana alınırsa, ülkemizdeki hiç bir bölgenin diğerinden bariz farkı yoktur…Fark, coğrafi yapıdan kaynaklanan "kalkınmışlık" farkıdır, "eğitim" noksanlığıdır, EKONOMİK temele dayanır.Bunun da çözümü "bölünme" olamaz, o zaman Güney Doğu, Batı Anadolu’nun imkânlarından mahrum kalır, daha da fakirleşir, HIRİSTİYAN BATI’ya yem olur.
Biz ne oradaki kürt kökenlileri, ne de orada nüfusun çoğunluğunu teşkil eden TÜRKLER’i böyle bir kadere mahkûm etmeyiz!..
Buna asla fırsat vermeyiz! Biz TÜRKLER hem CUMHURİYET’in, hem DEVLET’in, hem de VATAN’ın uyku bilmez MUHAFIZ’ıyız!
ATATÜRK’ün dediği gibi;
VATAN VE MİLLET BÖLÜNMEZ BİR BÜTÜNDÜR!..
PARÇALANMAZ, BİRBİRİNDEN AYRILMAZ!..
GEREKİRSE BU UĞURDA CANIMIZI VERİRİZ,
AMA DAHA ÖNCE, BUNA İTİRAZ EDENİN CANINI ALIRIZ!..
      
Özkan BOSTANCI

 

Kategoriler
Genel Konular Türkiye üzerine

75 KURUŞLUK YENİ OSMANLI

 Türkiye’nin ne hale geldiğinin en güzel örneklerinden birini daha yaşadım dün Kayseri’de. Hani yeni Osmanlı İmparatorluğunu kuruyoruz ya.. 1.Tayyip Erdoğan da padişahımız oluyorlar ya. Onun için bu güzel örneği sizlerle paylaşmak ve Yeni Osmanlı İmparatorluğunun ne işe yarayacağını vurgulamak istiyorum. Biliyorsunuz Amerikalı Friedman’ın bir görüşü gibi ortaya atıldı yeni osmanlı teorisi ama bu görüşten öte bir strateji plandır ve Amerika’da kurgulanmış bir projedir. Kurgu’ya göre Türkiye yeniden eski topraklarının bir kısmında hakimiyet kuracak ve Yeni Osmanlı Devleti de böylece kurulmuş olacak. Mahir Kaynak’ın görüşlerine göre de bu imparatorluğa sadece para harcamak ve ele geçirdiği yeni toprakları imar etme görevi düşecek. Yani sömürülmüş kaynaklardan Türkiye’ye fazla birşey kalmayacak, Yeni Osmanlı almak yerine hep imar ve besleme için hep vermek zorunda kalacak.
 
  Diyeceksiniz ki, 75 kuruşa dürüm kuyruğu ile Yeni Osmanlı devletinin ilgisi ne? Çok ilgisi var. Birazdan bu ilgiyi sizlere anlatmaya çalışacağım. Yukarda birazcık değindik ama pek anlaşılamamış olabilir. Bir yanda kişi başına 10 bin dolar geliri olacağı söylenen Türkiye var, diğer yanda Türkiye’nin en zengin şehirlerinden biri olan Kayseri’nin Düvenönü semtinde 75 kuruşluk dürüm için yüzlerce kişinin soğuk altında kuyruk bekleyişi. Gelin siz bu tabloyu yorumlamaya çalışın. Şimdi 25 veya 50 kuruşluk fark için soğuk altında kuyrukta bekleyen insanlarımız, diğer yanda Musul-Kerkük ve ortadoğu’daki eski topraklarını almış yeni Osmanlı devleti. Tıpkı geçmişte Osmanlı İmparatorluğunda olduğu gibi içerde vatandaşı açlık ve  sefalet içinde, 75 kuruşluk dürüm kuyruğunda, diğer yanda Yeni Osmanlı Ortadoğu ve Arap yarımadasında imar faaliyetlerinde, yol, su elektrik, köprü, demiryolu gibi yatırımlar yapıyor. Peki bu yeni Osmanlı ne işe yarayacak? Görevi ne olacak? Kendi vatandaşlarını mutlu edip, adam gibi yaşatmak mı, yoksa birilerinin, daha doğrusu emperyalizmin kurguladığı koca bir hizmetçi devlet mi? Siz olsanız hangisin tercih edersiniz bilemem ama bendeniz kendi vatandaşını Atatürk’ün gösterdiği hedef olan muassır medeniyet seviyesine yükseltmiş, karnı tok sırtı pek, mutlu insanların, eşit hak ve hürriyetlere sahip adam gibi yaşatılmasını sağlayan bir devleti tercih ederim.
  Şimdi gelelim 1. Tayyip Erdoğan padişah efendimizin yeni Osmanlı Devletine. Siz sömürülmüş, kaynakları tüketilmiş toprakları alıp, oralara kaynak vereceğinize kendi topraklarınızda vatandaşlarınızın karnını doyurun, adam gibi yaşatmaya gayret gösterin.Eğer birazcık vicdan ve inancınız varsa, dilinizden düşürmediğiniz Allah’dan birazcık korkunuz varsa. Gerisi hep palavra ve bu palavrayı belki sokaklardaki bindirme kalabalıklar yutabilir ama biz yutmuyoruz ve yutturamazsınız da…
  Ama  belli ki siz bu görevi yıllar önce aldınız, övünerek de Eşbaşkanım dediniz. O zaman Yeni Osmanlı devletiniz hayırlı olsun, hayrını görün…