Kategoriler
Bir günüm böyle geçti! Günlük hayat Öğrenci Konuları Öğretmenlik üzerine Sevgi ve Ask Dünyası

Saat (“O”)nu TEK Gösteriyor

Telefonumun alarmı,  saatin 07.00 olduğunu haber vermeden uyanmıştım bugün. Yatağın içinde sağa sola dönerek, aklımca ona biraz daha zaman kazandıracaktım. Son günlerde, beş dakika daha uyuyabilmek için benimle pazarlık ediyor. Kıyamıyor insan, fakat uyanması da gerek yoksa geç kalacak. İlk arayışımda telefona cevap vermedi. Aramayı yinelediğimde,  telefonun diğer ucundan; sesine uyku kaçmış bir adam “efendim” dedi. Uykusunu çabuk atar üzerinden. Tüm mahmurluğu ile o mızmız ve sevimli sesini, hepi topu bir iki kelimeden sonra sıyırırdı uykulu sesinden. Sonra kalkıp, hazırlanmaya başlıyordur eminim, gerisini bilmiyorum çünkü buraya kadar görevim.

Ardından, bir saat sonrasına kurdum alarmı. Bu da benim uyanma vaktim. Onu uyandırdıktan sonra hemen dalmışım. Alarm çalmaya başlayınca başucumda, hızla geçen zamana karşı tribe girdim. Zoraki kalkıp, yüzümü yıkadım. Siyah kadife pantolonumu giydim bugün, üzerine füme rengi bir tunik uydurdum. Saçlarım, her sabah oyalıyordu beni. Saç açıcı spreyimin yardımıyla taramaya başladım saçlarımı. Aynanın karşısında, bu sabah gördüğüm saçma sapan rüyayı düşünürken; küçük yıldızlı küpelerimi taktım. Bilinçaltım bana oyunlar oynuyordu. O kızın benim rüyamda ne işi vardı ki?

Rejimdeyim uzun bir süredir. Küçük bir dilim peynirle, birkaç soslu zeytini ve domates dilimlerini sessizce yedim. Şekersiz çayım, bugün keyif vermiyordu nedense. Bu, çayımın şekersizliğinden değildi; son günlerde benim tadım tuzum yerinde değildi. Ev arkadaşıma baktım, sessizliğim ona da bulaşmış gibiydi. Kahvaltıda her şey suspustu bu sabah. Sonra 08.25’i gösterdi saat. Montumu ve bilgisayarımı alıp, evden çıktım. Taş basamaklardan inip, kar basamaklarından çıktıktan sonra birkaç kardan tepeyi de aştım. Nihayet sınıfın önündeydim. İçeri girip, ağzımdan çıkan dumanı fark ettiğimde canım sıkıldı. Soba yanmıyordu henüz. Kaloriferci gelip, bir şeyler tarif etti, kendisinin işleri varmış. Anlattıkları doğrultusunda sobayı yaktım. İşte hayatımda bir bu eksikti ve artık tamamdı. Bir iki öğrenci gelmeye başladı sonra. Güzel ve masum yüzlerinde kocaman pırıltılar vardı yine. Bunu fark etmemek ne mümkün! Plan defterimi incelerken ipek gibi bir ses “günaydın” dedi bana. Deniz mavisi gözlerini, bakışlarımı yakalamaya çalışırken gördüm. Bir gün önce verdiğim pembe fiyonklu tokalar, saçlarındaydı bugün. Ne güzel olmuşsun sen bu sabah! Montunu çıkarıp, askıya asmam için bana uzattı. En sevdiği oyuncaklara doğru koştu. Eminim bana kahvaltı hazırlamaktı düşüncesi. Az sonra iki fincan koydu masama. Şekeri, peyniri ve patates kızartmasını tanıttı bana. Çaylarımızı doldurup, tam karşıma oturdu. Patates kızartmasından yemiyorum diye mızmızlandı. “Rejimdeyim” dedim. Beni anlamamış olmalı ki, çayıma iki şeker daha attı. Kırk beş dakikam vardı hepsini uzun uzun izlemek için. Doktor malzemeleriyle arkadaşını muayene ediyordu birisi. Öteki, bebeğinin karnını doyurmuş; uyutmaya çalışıyordu. Yüzlerindeki benzersiz kahkahaları kıskanıyordum. Soba gürül gürül yanıyordu yanı başımda. Bugün on beş kişiydik. Benimkini de dünyadan sayarsak tam on altı dünya vardı küçücük sınıfımda. Peşi sıra kahkahalar savrulurken, telefonum çaldı. Onun aradığını görünce, benim de gözlerim ışıdı. Birkaç dakika konuşup kapattık. Okulda hep böyle yapıyorduk. Vakit buldukça arıyor, bana sesini duyuruyordu. Telefonu, tekrar çalacağı ümidiyle kapatıyordum belki o bilmiyordu. Belki de bildiği için sık sık aramaya çalışıyordu. Sonumuzun ne olacağını düşünürken ben, birileri ağlıyordu. Çocuk işte, elinden oyuncağının alınmasından ziyade ne için gözyaşı dökebilirdi ki?

Gün bittiğinde tek kelimeyle yorgundum. Üzerimi bile değiştirmeden uzandım yatağa. Bu sabah ki rüya, “beni unuttun mu?” diye vızıldadı. Kafamı çok mu meşgul ediyordum acaba? Hayır, bana bunları düşünmemin yersiz olduğunu tane tane anlatmıştı. “Bak buradayım” derken anlatmak istediği; elbette ki benim yanımda oluşuydu. Yerini biliyorum senin, fakat kendi yerimden emin olamıyorum. Muhtelif zamanlarda zihnini meşgul ediyor mu bilemiyorum. Yazdığın bir yazıda, “bazen onu özlüyorum” demişsin, acaba arada bir özlüyor musun?

Papatya özlü oda parfümünü sıkıyorum odama. Senin odan da böyle kokuyor. Bu kokuyu duydukça, atmosferlerimizi birleştiriyorum. Seninle zorluklara gülümseyebilmek daha kolay. Zaman, çok daha hızlı ilerliyor şimdilerde. Psikolojimi hakkıyla anlayan tek insan. Sınıfta yarım bıraktığım düşüncelerime geri dönüyorum. “Acaba” diyorum, “acaba bizi neler bekliyor?” Telefonumun melodisiyle sıyrılıyorum koyu gri düşüncelerimden. Gözlerimin yeniden ışıldamasıyla, kiminle konuşacağımı anlamak daha da kolaylaşıyor olsa gerek.

Saatler ilerliyor, iyi geceler başlıklı konuşmamızın ardından, gözlerimizi kapatıyoruz bizim dışımızda kalan her şeye… Ve saatimi yeniden 07.00 ye kuruyorum; sabah erkenden sesini duymak üzere…

-Rüya-

Kategoriler
İslam Dini

“Hiç Şüphesiz O Saat Yaklaşarak-Gelmektedir…”

Kur’an’da, kıyamet günü gerçekleşecek olan olaylar oldukça detaylı tasvir edilir. O gün yeryüzünde ve tüm evrende dehşet verici olaylar meydana gelecektir. İnsanların tüm benliklerine hakim olacak, davranışlarına yansıyacak büyük şaşkınlık, korku, dehşet ve panik, Kur’an’da çok açık bir şekilde anlatılır.

Dünyanın geçici değerlerine sahip olmanın yeterli olduğunu düşünen insanlar, yaşamlarındaki her saniye onları daha da yaklaştırdığı halde ölümü göz ardı eder, diriltilecekleri günü hatırlamamaya çalışırlar. Tüm bunları düşünmeyerek kendilerince bir kaçış yöntemi geliştiren bu çarpık mantıktaki kişiler, Allah’a olan yükümlülüklerinden uzak, yalnızca kendi tutkularına göre yaşayabileceklerini zannederler. Bunu yalnızca ‘zannederler’; çünkü kıyamet günü kesin bir gerçektir ve Kuran’da da haber verildiği üzere “…Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir…”(Hicr Suresi, 85)

Kusursuz olarak yoktan var edilen kainat, yine kusursuz ve olağanüstü görkemli bir şölenle sona erecektir. Gezegenler yörüngelerinden kayacak, dağlar yerlerinden oynayarak ‘renkli yün’ gibi etrafa saçılacaklardır. Her şeyin rastlantılarla oluştuğu iddiası ile Yüce Allah’ı inkar edenler, ilah edindikleri doğa kanunlarını ve evrendeki tüm dengeleri altüst eden bu muhteşem olaylar karşısında rastlantıların değil, yalnızca tek büyük güç olan Allah’ın hükmünün geçerli olduğunu anlayacaklardır. Rabbimiz kıyamet gününde gerçekleşecek olaylarla ilgili olarak Kur’an’da şöyle bilgi verir:

De ki: “Göklerde ve yerde olanlar kimindir?” De ki: “Allah’ındır.” O, rahmeti kendi üzerine yazdı. Sizi kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır. Nefislerini hüsrana uğratanlar, işte onlar inanmayanlardır. (Enam Suresi, 12)

Artık Sura tek bir üfürülüşle üfürüleceği, yeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı, ardından tek bir çarpma ile birbirlerine çarpılıp parça parça olacağı zaman. İşte o gün, vakıa (bir gerçek olan kıyamet) artık vuku bulmuş (gerçekleşmiş)tur. (Hakka Suresi, 13-15)

Vakit Belirlenmiştir

Şüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim. (Ta-ha Suresi, 15) ayetiyle de haber verildiği gibi, kıyametin vuku bulacağı ana doğru hızla yaklaşıyoruz. Birçok insan kıyamet vaktini ayetlerde belirtildiğinin aksine uzak olarak görür ve kendilerinden çok sonraki nesillerin karşılaşacakları bir olay olarak düşünür. Kuşkusuz önceki nesiller de aynı şekilde düşünmüşler ve ‘uzak gelecekteki’ bu olayı akıllarına bile getirmemişlerdir. Oysa dünya üzerinde, ilk insandan itibaren yaşamış, şu an yaşayan ve bizlerden sonra yaşayacak olan herkes, kıyamet günü gerçekleşen olaylara tanık olacak, Allah’ın huzurunda toplanacak ve hiç kimse için de bir kaçış söz konusu olmayacaktır. Dahası o günün, günlük yaşamımıza devam ederken ya da geleceğe ilişkin planlar yaparken gelmeyeceğine dair bir güvencemiz de yoktur. Kesin bir gerçek olan kıyamet saatinin bilgisi, “De ki: “Bilmiyorum, size vadedilen (kıyamet ve azab) yakın mı, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koymuştur?” O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.)” (Cin Suresi, 25-26) ayetiyle de açıklandığı gibi, Rabb’imizin Katındadır.

Allah, muhteşem bir düzenle yarattığı yaşamı, belirlediği vakitte tüm düzeniyle birlikte sona erdirecektir. Evrenin sonunun nasıl olacağı konusunda insanın aklına, bilime dayanan pek cok sebep gelebilir, ancak Allah dilediği takdirde böyle bir olay hiçbir sebep olmadan, bir anda da gerçekleşebilir. Bilimsel çalışmalar sonucunda ortaya atılan birçok olasılık, üzerinde düşünmemiz ve o gün gelmeden Allah’a dönüp yönelebilmemiz için yalnızca birer uyarı niteliğindedir. O zorlu gün, Rabb’imiz ne şekilde dilerse o şekilde gerçekleştirecektir. İman edenler için kıyamet gününü tefekkür etmek, Allah’ın sonsuz gücünü de hakkıyla takdir etmeye vesile olur. … kendilerine va’dettiğimiz şeyi onlara gösteririz ki, Biz gerçekten onların üstünde güç yetirenleriz. (Zuhruf Suresi, 42) ayetiyle de bildirilir ki; mağlup edilmesi mümkün olmayan, galip olan Allah her şeye güç yetirendir; kuvvet ve kudret sahiplerinin üzerindedir.

Evrendeki düzenin bozulması ve dünya üzerindeki canlılığın yok olması için binlerce neden vardır. Üstelik bu nedenler zaman ilerledikçe daha da artmaktadır. Evren belirlenmiş sona doğru hızla hareket etmektedir ve bunun çok açık alametleri vardır.

İnsanların büyük çoğunluğu ise, yaşanacak bu sondan kuşku duyar ya da inanmaz; inkârı tercih eder. Ancak Allah’ın vaadi olan bu son gün, Daha doğrusu onlara va’dedilen (asıl azap) (kıyamet) saatidir. O saat, ‘kurtuluş olmayan daha korkunç bir bela’ ve daha acıdır.” (Kamer Suresi, 46) ayetiyle de bildirildiği üzere, inkarcılar için oldukça zorlu ve dehşet verici bir gündür. Hükümlerinde asla ortağı, benzeri, dengi bulunmayan Allah’ın, iman etmeyenlere dünyada verdiği sıkıntılı yaşam, o gün yaşayacakları korku ve paniğin yanında çok hafiftir. Dünya hayatında gösterdiği uğraşların ‘boş bir çaba’ olduğunu kıyamet saatinde kavrayan kişinin duyduğu pişmanlık, tarif edilemeyecek kadar şiddetli ve zorludur.

Ancak o, ‘herşeyi batırıp gömen büyük-felaket’ (kıyamet) geldiği zaman. O gün, insan, neye çaba harcadığını düşünüp-anlar. (Nazi’at Suresi, 34-35)

Kategoriler
Deneme Yazıları Eğitim - öğretim Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Öğrenci Konuları Öğretmenlik üzerine Toplumsal Konular Türk Sineması Türkiye üzerine

2009 yapımı olan İki Dil Bir Bavul

2009 yapımı olan İki Dil Bir Bavul ;

Filmin konusunda üniversiteyi yeni bitiren bir öğretmen Kürt Köyüne tayin olmuştur. Bu farklı coğrafyada, öğretmen anlatımda çok zorlanmıştır. Çünkü bu yerinin bile bilinmediği köyde Türkçe bilen bir öğrencisi yoktur. Bir yılını bu öğrencilere Türkçe öğretmekle geçen öğretmen sonunda bunun üstesinden gelir. Eğitim Türkçe öğrendikden sonra, yeniden başlamaya hazırdır. Bu farklı kültürde çok zorluklarla karşılaşan öğretmenin başından geçen bir solukta izleyip, tadı damağınızda kalacak süper bir film.

 
2009 yılının sonuna doğru yine Türk Sinemalarında bir hareketlilik oluşmuş durumda. İki Dil Bir Bavul ise tüm filmlerden ayrı Türkiye gerçeklerine değinen, yönetmenliğini Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan’ın gerçekleştirdiği drama bir film. Yaklaşık bir buçuk saat süren İki Dil Bir Bavul filmi izleyenleri büyüleyecek durumda.
 
Herkesin tuhaf gözlerle baktığı Doğu Bölgesinde böyle bir drama film şuana kadar çok nadir yapıldı. Filmin konusu ve akışı çok iyi bağlandığı için izleyiciler bir solukta bitirecek durumda. Oturduğunuz gibi kalkacağınız hissine kapılacağınızdan eminim. İki Dil Bir Davul’un genç yönetmenlerinden bu derece güzel bir film yapılması, bu yönetmenler hakkında ileriye dönük güzel fikirlerimizin doğmasına sebeb oluyor. Sinema severler tarafından yüksek puanlarla bahsedilen İki Dil Bir Davul ;
 
Türkiye’nin en büyük sinema sitesi : sinemalar.com da 7,1/10 puanlamasına sahip.
 
Dünyanın en büyük sinema sitesi ImdB de ise : 7,3/10 puan almış durumda.
 
Ünlü isimler tarafından önerilen film hakkında bir görüş şöyle ;
 
“Tam da şu sıralar seyretmemiz, seyrettirmemiz gereken bir film” Yıldırım Türker / Radikal.
 
İyi Seyirler.

Mustafa GÜLŞEN

Kategoriler
Geçmiş Tarih Günlük hayat İslam Dini

Hz.Ebu Hüreyre’nin Açlık Hali

Hz.Ebu Hüreyre’nin Açlık Hali;

Hz.Ebu Hureyler radıyallahu anh bir keresinde ketenden bir bezle burnunu silerken şöyle dedi. Şu hale ne demeli! Ebu Hüreyler bugün ketenden bir bezle burnunu temizliyor. Halbuki Hz.Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem’in minberi ile odası arasında baygın yattığım ve halkın beni deli zannederek ayakları ile boynuma bastıkları günleri de hatırlıyorum. Halbuki o delilik değil açlıktı.

Ebu Hüreyler radıyallahu anh günlerce aç kalmaktan dolayı baygınlık geçiriyordu. Halk ise onun delirdiğini zannediyordu. Denilir ki, o devirde deliren kimsenin boynuna ayak basılarak tedavi edilirdi.

Hz.Ebu Hüreyre
Hz.Ebu Hüreyre