Kategoriler
İslam Dini

Kendime Diyorum Ki;

tef6Sürekli insandan yiyen ve çalan bir düşmanı var insanın ve bu düşman kendi içinde. En zorlu savaşı insan, uzaklardaki bir düşmana değil, benliğinin bir parçasına karşı verir.

Var gücüyle kötülüğü emreden nefis ıslah edilmediğinde, kendisinde İlahlık görür, Firavunlaşır. Büyüklendiğinde, yakın adamı Haman’a “yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa’nın ilahına çıkarım” diyen Firavun’u suda boğar. Servetini kendisinden bilen Karun’u konağıyla birlikte yerin dibine geçirir.

Nefis ‘fahre meftun, şöhrete mübtelâ, methe düşkün’dür. Nefsini ıslah edemeyen ise başkasını ıslah edemez. Eğer insan, nefsini arındırıp temizleyebilir ve bu düşmanından kurtulabilirse Rabbinin rahmetini umut edebilir.

Bediüzzaman Birinci Söz’ün başında, “Şimdi kısaca ve avam lisanıyla nefsime diyeceğim. Kim isterse beraber dinlesin” der. Söylediklerini nefsine söyler. İşte ben de Bediüzzaman’dan aldığım dersle, zaman zaman kendime şöyle diyorum;

“Sen kendini, kendine mâlik sayma. Çünkü sen kendini idare edemezsin. Mülkü Sahibine teslim et, O’na bırak!”

Çünkü; Allah dilemedikçe, ne bir musibeti savmaya ne de kendin için bir iyiliğe güç yetiremezsin. Allah’ın rahmetine, şefkat ve merhametine muhtaçsın. Bu gerçeğin bilincinde ol ki, Allah’ın sınırları içinde ve O’nun doğrularıyla yaşa. Enaniyetli insan, kendi aklının sınırları içerisinde ve kendi doğrularıyla yaşar. Şeytanî kibirden kurtulmak için sen kovulmuş şeytandan Allah’a sığın, Allah’ın sonsuz gücünü düşünüp kavra, bu sonsuz güç karşısında kendi aczini anlayarak boyun eğ ve O’na halisane teslim ol!.. Kalbini, ruhunu ve bedenini Allah’a teslim ettiğinde, artık Rabbinin yönetimindesin.

… Kendime diyorum ki; “”Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir.”

Kimi zaman kendini karanlık bir kuyuda çaresiz hissedip, çıkışa ulaşamadığında, karamsarlığa kapılma. Şeytan, aydınlığı hiç göremeyeceğin yönünde karamsarlık telkini verse de, o ne olacağını bilemez, sadece fısıldar. Karanlıklardan çıkaracak tek güç, Falik olan Allah’tır. Hz. Yusuf(as)’ı kuyudan çıkardığı gibi…

Allah’a karşı samimi olursan, O, vicdanına doğru yolları ilham eder. İşte o sesi dinleyip nefsânî tutkularından kurtulduğunda, pırıl pırıl imana kavuşabilirsin. Katıksız imanı yaşadığında ise ne çile yıpratır ne de ateş dokunur; Hz. İbrahim (as) gibi. İnsanı yakan ateş değil, gafletidir çünkü.

Kendime bir de şöyle diyorum; “Sabret! Senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir.”

Sabır zorluk geldiğinde Rabbini hatırlamaktır. Ardından gelecek kolaylığı beklemektir. İmtihanında Allah’ı görürsen, o zaman imtihanı seversin. Allah için sabretmek güzelliktir. Senin için milyarlarca güzellik yaratan Rabb’in için yaptığın bir güzellik.

Zahiren kötü bir görüntüyle yüzleşme zamanı geldiğinde gösterdiğin tevekküldür sabır… Bıçak bedene saplanır ama acıyı çeken ruhtur. Sen tam tevekküllü olursan acı duymazsın.

Belâlar, musibetler üzerine yağmur gibi yağsa da Allah’a sarıl, O’na sığın, sabret, tevekkül et. Yağan her yağmurla daha da arınırsın.

İmtihan olman, Allah’ın Kendisini hatırlatmasıdır, seni unutmadığının işaretidir. Ne kadar zorluk isabet eder de sabredersen, Allah’a o kadar yakınlaşırsın. Çünkü, “Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.”

… Kendime diyorum ki: “Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir.”

Her zorlu olayın ardında mutlaka bir kolaylık, bir güzellik, bir hayır vardır. Peygamber(asm), “her çile, Cennet yolunun birer taşıdır” buyuruyor. Rabbine sarılarak, ayağın takılmadan aştığın her taşın, seni sonsuz nimet ve güzelliklere ulaştıracağı umudunu hep diri tut.

“Bazen bitmek bilmeyen dertler yağmur olur üstüne yağar. Ama unutma ki, rengârenk gökkuşağı yağmurdan sonra çıkar.” (Mevlâna Celâleddin)

…Kendime diyorum ki; “Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.”

Her olay Allah’ın yarattığı kadere uygun işliyor. Bu sırrın bilincinde ol. Kaderine iman et; yaşadığın ve sana olumlu ya da olumsuz gibi görünen her olay karşısında Rabbine tevekkül et, Rabbinden razı ol. Dünyevi hiçbir değer ya da çıkara karşı tutku duymazsan, kayba da uğrasan üzüntü duymazsın. Böylece teslimiyetin artar.

Kaderine rıza göstermeyip tevekküle yanaşmadığın sürece ıstıraptan, evhamdan, acıdan kurtulamazsın.  Şeytan zehirdir, ancak Allah, Katından bir rahmet olarak panzehiri de sana işaret ediyor; O’na sığınmak.  Allah’a teslim olmamak ve O’nun iradesine karşı çıkmak şeytanın çarpık mantığıdır. Ve o, fırkasını da kendisiyle birlikte bataklığına sürükler.

Bediüzzaman tevekkül ve teslimiyetin, zorluklara karşı insana güç kazandırdığını söylüyor; “İnsan zayıftır; belâları çok. Fakirdir; ihtiyacı pek ziyade. Âcizdir; hayat yükü pek ağır. Eğer Kadîr-i Zülcelâle dayanıp tevekkül etmezse ve itimad edip teslim olmazsa, vicdanı daim azap içinde kalır. Semeresiz meşakkatler, elemler, teessüfler onu boğar. Ya sarhoş veya canavar eder…  İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül de saadet-i dâreyni iktiza eder(iki dünyanın saadetini gerektirir).”

Allah’a, O’nun sonsuz büyük gücüne tam teslim olmak kalbinde inşirah meydana getirir. Ne güzel kelimedir inşirah; daha söylerken bile kalbi ferahlatıyor…

… Kendime diyorum ki; “Allah’ı sıkça an. Allah’ı an ki, O da seni ansın.”

Allah’ı anmadığın an zayıf düşersin. O’nu anmak kalbe hoş gelen, lezzetli ve yemek içmekten öte, çok gerekli olan bir şey. Yiyip içerek bedenini beslemeyi unutmadığın gibi, Allah’ı sürekli an ki ruhun beslensin.

Sen Allah’ı unutursan, Allah da seni –zahiren- unutur. “…Onlar Allah’ı unuttular; O da onları unuttu…” ayetinden öğüt al. Rabbin tarafından unutulmayı göze alabilir misin?…

… Ve kendime diyorum ki; “Senin hiçbir özelliğin yok. Rabbin seni elinden tutmuş götürüyor.

Bediüzzaman’ın dediği gibi; kendi az iradenden vazgeç, İlâhi iradeye işini bırak, kendi güç ve kuvvetinden uzaklaşıp, Allah’ın güç ve kuvvetine sığınarak tevekkül hakikatine yapış.

Yâ Rab de! “Madem çare-i necat(kurtuluş çaresi) budur; Senin yolunda o cüz-i ihtiyarîden vaz geçiyorum ve enaniyetimden teberri ediyorum(uzaklaşıyorum). Ta, Senin inâyetin(yardımın), acz ve zaafıma merhameten elimi tutsun. Hem, ta Senin rahmetin, fakr ve ihtiyacıma şefkat edip bana istinadgâh(dayanak) olabilsin, kendi kapısını bana açsın.” (17. Söz)

Fuat Türker

Kategoriler
Genel Konular

Rahmet=MERHAMET

Yağmurdan epeyce ıslanmıştım.Büyük bir çoşkuyla yağmurun kollarına kendimi atışım pek heyecanlı olsa da fazla uzun sürmedi.Yollarda avare, avare dolaşırken,bir kedi yavrusu aradı gözlerim.Hani hep olurya çokta gelmiştir başıma, öle birşey bekliyordum: ama”Sinan”çıktı karşıma morarmış parmakları, kurumuş kurumaktan çatlamış cildi, fermuarı bozuk ve ona küçük gelen sarı montu.Şaka gibiydi, öle soğuktu ki hava ve en fazla altı yaşlarında olan çocuk ellerini donmuş nefesiyle üflerken abla, abla N’OLUR BİR TANE AL diye yalvarıyordu.Belki hava bu denli soğuk olmasa onu görmezden gelebilir, hadi oğlum hadi diye bilirdim.İçimi öyle acıttı ki ” Sinan” elindeki selpaktan bir tane alıp paketi açtım.Al dedim. Şaşırdı ve aldı abla ya sermayeyi yiyemem dedi.
BİRDE ÖLE BİLMİŞ BİR KAFİYE VARDI Kİ KELİMELERİNDEE.

– Al  dedim.

-Al   benden.

Aldı yüzünü burnunu temizledi. O sırada bakındım.Bir pastane , cafe v.s evet vardı.Hadi dedim gidioruz. Ürkek, ürkek baktı gözümle işaret ettim gülümsedi.
Çooook acıkmıştı ya bunu görmeniz lazımdı.Bir an, bayılacak sandım birşey de diyemiyordum. Yanlış anlar diye.Neyse ki iyice karnını doyurduktan sonra bana kendini anlattı.Aslında hakkındakileri çok merakta etmiyordum. Şekil ortadaydı, gerisi pekte umurum da değildi.”Sinan” evin dört çocuğundan biriydi.İçki içen, sorunlu işsiz bir baba,zavallı bir anne ve alabildiğince fakirlik.Bu hiç bir insanın karşılaşmaşmak istemediği hatta köşe bucak kaçtığı bir şeydir.O an birşeylerle ” Sinan’ı” mutlu etmek ve sonrasında onu hiç yok saymak. Bunu istemiyordum.Kısıtlı imkanlarımla ne yapabilirdim.Şu klasiğe soyundum hemen
-Sinan başka bir iş yapabilirsin.Mesela bir dükkanda çırak olarak çalışsan, hem daha emniyetli olur.Hem çok daha sağlıklı ?
-Yaa bırak abla kim iş verir bana
-En ufak birşey kaybolsa adım hırsız velet olur.
-Üstelik hiç durmadan ezerler azarlarlar.Evde yeteri kadar itilip kakılıyorum zaten. dedi.
Boyundan büyük kelimelerine öyle inanmıştı ki onun ilk ve son konuştuğu abla ben olmayacaktım bunu biliyordum .İçimde tarifsiz bir acıyla birşeyler yapmak, onu daha çok memnun etmek istiyordum.Düşüncelerim birbiriyle yarışırken, o bana soluksuzca yaşadığı kendince macera ama aslında çok acı deneyimleri anlatıp duruyordu.Zavallım daha çok küçüktü, çocuktu tertemizdi.Nice ”Sinan’lar” vardı.Bir sürü buna benzer, hikayeler ama şu an bunu ben yaşıyordum.Tesadüflere asla inanmam herşeyin muhakkak sebep ve sonuç ilişkisi taşıdığını düşünürüm.Şimdi iyice gevşemiş, karnı doymuş, ısınmış,”Sinan’ı”sokaklara nasıl atabilirdim.Yaa dedimm yaa ne ne ne olabilir.Biraz güç ikna etsemde kaymakamlığın yolunu tuttuk ”Sinan’la”neden bilmem şu resmi yerler kasar beni hep ama öle olmadı.Yani beni kasacak, napalım elimizden ne gelir bir sürü çocuk var; hepsine nasıl yardım edelim falan gibi klişeler beklerken bir sürü, bir sürü yardımla karşılaştık öle öle mutluydum ki boğazım düğümleniyor, aldığım nefes bana yetmiyor, hele yetkililerin ”Sinan’a” her hitap edişinde elimi sıkarak tutması, benden güç alması beni anlatılmaz tarifi imkansız bir mutlulukla boğuyordu.
Herşey çok çok daha güzel olacaktı.”Sinan”okula başlıyacak, ailesine yardım edilecek, babası ikna edilerek tedaviye alınacak annesi işe yerleştirilecek,kardeşleri her türlü güvenceden faydalanacak.Rüya gibiydi.”Sinan’ıda” alıp annesinin yanına gittik.Olanları baştan sona anlattık.Anne düşündüğüm kadar cahil değildi.Fakat bastırılmış, örselenmiş,yalnız kalmış,özgüvenini tamamen yitirmiş, bir çaresizdi.Adım adım her şey yoluna girecekti.Ben umutluydum,”Sinan” umutluydu,annesi umutluydu.
Ben yağmuru çok severim.Gerçekten çok severim.Her yağmur da iliklerime kadar muhakkak ıslanırım.Yağmurun: RAHMET=MERHAMET olduğunu bilirim.Ne olur yağmurda ne kadar üşüdüğünüz nekadar ıslandığınıza takılıp kalmayın biraz gevşeyin, etrafınızda her yağmur damlasıyla inen milyonlarca meleği, onların muhteşem sesini ve biraz süt biraz sıcak kucak bekleyen minik kedicikleri görmeye çalışın.Şu da bir gerçek ki:” MERHAMET ETMEYENE MERHAMET EDİLMEZ”.SANIRIM EN SON KONUŞTUĞU ABLA BEN OLACAĞIM BUNU DİLİYORUM.