Kategoriler
Deneme Yazıları

Ruhtan Yansıyan Güzellik

İnsan ruhunun yaratılışı güzelliklerden zevk alacak şekildedir ve her an en kusursuzu, en mükemmeli arar. En küçük ayrıntı dahi gözünden kaçmaz, dikkatini çeker. Ancak insan, ne kadar istese, yaşamı boyunca özlemini duysa da kusursuz bir fizik güzelliği dünyada tam anlamıyla bulamaz. Bu güzelliği insan ancak sonsuz güzelliklerle donatılmış cennette elde edecektir. Muhteşem yaratılmış olan güzelliklere kavuşmanın koşulu ise, dünyada ruh güzelliği kazanmış olmaktır. İnsan ruh güzelliğini yalnızca din ahlakını yaşadığında kazanabilir. Yüce Allah’a kesin bilgiyle iman eden, her şeyin karşılığını O’ndan bekleyen, O’ndan gelenden hoşnut olan, O’nun sınırlarını koruyan ve O’nun beğendiği ahlakı yaşayan samimi inananlar ruh güzelliğine sahip olabilirler. Bu insanın davranışları koşullara ve çevresindeki kişilere göre değişmez. Nefsani çıkarları peşinde koşmayan, onurlu, mütevazı, ve asil bir tavra sahip olan olan kişinin ruhu güzeldir.

Yüce Allah, “… O, yarattığı her şeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden (sülale’den), basbayağı bir sudan yapmıştır. Sonra onu ‘düzeltip bir biçime soktu” ve ona ruhundan üfledi…” (Secde Suresi, 7-9)

İfadesiyle bir düzen içinde yarattığı insana Kendi ruhundan ‘üflediğini’ bildirir. Dolayısıyla inanan insanın sahip olduğu tüm güzel özellikler, gerçekte Rabb’inin üflediği ruhtaki üstün özelliklerdir. İnsanın içinde, kendisini sürekli Allah’ın doğru yoluna davet eden vicdanı vardır. Bu sese kulak veren insan, daima doğru yolda ilerleyecek, gerçek ahlak güzelliğine, Allah’ın kendisine katından bir nimet olarak lütfettiği ruh güzelliğine kavuşacaktır.

Bu nimete sahip olan insanın ruhundaki güzellik görüntüsüne de yansır. Yaratıcısının ruhundan taşıyan kişi, O’nun nurundan bir parçaya sahiptir. Bu nur görende olağanüstü etki ve güven uyandıran bir rahmettir. Samimi mümin Allah’a olan tevekkülü, yaratılışına uygun din ahlakını yaşaması, huzur ve imanının etkisiyle göze çok güzel ve güçlü görünür.

İnananlar Kuran ahlakının getirdiği ruh güzelliği ile, dünyevi/nefsani tutkulardan uzak, huzurlu, mutlu, güven dolu bir ortamda yaşarlar. Sabırlı, sevgi dolu, akıllı, kararlı, bağışlayıcı, şefkatli olan müminler, ahiretten önce dünyada da cennet benzeri bir ortam oluşturabilmek için gayret ederler.

Cennet Müjdesi

Gönülden iman eden insanlar, dünyada da ahirette de diğer insanlardan ruh güzellikleri ile ayrılırlar. Her insan içten isteyerek, samimi çaba göstererek, Kendi rızası için yapılan iyi işlere daha güzeliyle karşılık veren Allah’ın beğendiği güzel ahlak özelliklerine sahip olabilir.  Allah’tan korkan, O’na itaat içinde olan, O’nun sınırları içinde yaşayan, nefsinin bencil tutkularından korunan ve ruh güzelliğine kavuşan insanlara Kur’an’da en büyük güzellikler müjdelenir.

“…Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları Kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orada süresiz olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah’ın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir.” (Mücadele Suresi, 22)

Vicdanımızı tam kapasite kullandığımız sürece, Yüce Allah’ın bazı sıfatlarının tecellilerini üzerimizde taşıyabiliriz. Allah’a Onun sıfatlarının üzerimizde tecelli etmesi için dua edelim, O verir; Yeter ki içten yalvararak isteyelim. Sonsuz güzellikleri sanatının içinde yaratan Allah’a ne kadar yakınlaşır, ne kadar teslim olursak, O’nun üstün ahlâkıyla ahlâklanmayı ve mükemmel ruh güzelliğine ulaşarak, “yaratılmışların en hayırlısı” (Beyyine Suresi, 7) olmayı umabiliriz.

[email protected]

Kategoriler
Deneme Yazıları Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Günlük hayat iletişim İslam Dini

“Kalplerin Yumuşaması Zamanı Gelmedi Mi?”

İnsanı dünyada mutlu ve huzurlu bir yaşama, ahirette de gerçek kurtuluşa kavuşturacak olan tüm bilgiler ve her sorunun yanıtı Kuran’dadır. Her insan, Rabb’inin Kur’an’la haber verdiği gerçekleri düşünmeli, dünyaya ve ahirete bakış açısındaki yanlışları düzeltmeli ve sonsuz ahirete yönelik ciddi/samimi çaba içinde olmalıdır.

Yaşadığı kayıtsızlığa karşılık kişi, vicdanındaki duyarlılığı kaybedebilir, kalbi katılaşabilir. Allah bu konuya inananların dikkatini çeker ve “İman edenlerin, Allah’ın ve haktan inmiş olanın zikri için kalplerinin ‘saygı ve korku ile yumuşaması’ zamanı gelmedi mi? Onlar, bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun bir süre geçmiş, böylece kalpleri de katılaşmış bulunanlar gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasık olanlardı.” (Hadid Suresi, 16) ayetiyle önemini hatırlatır. Ne amaçla dünyada bulunduğu insan için en önemli sorudur. Yüce Allah bu sorunun yanıtını Kur’an’da açıklar. Yaratılmış her şey gibi, insanın da yaratılış amacı vardır; yalnızca Allah’a kul olmak. Yapması gereken de, O’nun uyarıcı olarak görevlendirdiği elçilerin ve kitaplarının bildirdiği gerçekler üzerinde derin düşünmektir: (Onları) Apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri (Kur’an’ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler, diye. (Nahl Suresi, 44)

Hüküm verenlerin hakimi Allah Kuran’ın indiriliş nedenini, “(Bu Kur’an,) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.” (Sad Suresi, 29) ayetiyle bildirir. İnananlar Allah’ın insanlığa yaşam rehberi olan mesajını okur, ayetleri üzerinde derin düşünür, “okunduğunda imanlarını artırır” (Enfal Suresi, 2) ve yaşamlarını Kur’an’daki gerçeklere uygun olarak düzenlerler. Allah, Kendisini tanıttığı, sınırlarını bildirdiği Kur’an’ı gereği gibi okumamızı ister. Ancak insanların çoğu Allah’ın bu buyruğunu göz ardı eder..

Dünyanın ‘en çok satan kitabı’dır Kur’an, ancak en çok okunan kitabı değildir. Çok sayıda insan Kur’an’dan habersiz yaşamaktadır. “Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereği gibi okuyanlar, işte ona iman edenler bunlardır. Kim de onu inkar ederse, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” (Bakara Suresi, 121) ayetindeki ‘Kuran’ın gereği gibi okunması’ buyruğu, ayetlere sımsıkı sarılarak, samimiyetle okumak anlamındadır. Kuran’ı gereği gibi okuyanlar da, Allah’ın sınırlarını koruma konusunda titizlik gösterenlerdir. Dinden uzak toplumlardaki bireylerin din anlayışı ise oldukça çarpıktır. Kur’an dışındaki kaynaklardan edindikleri ya da bazı kimselerden duydukları bilgilerin din olduğunu zanneder, gerçek dinin güzelliklerinden yoksun yaşarlar. Herkesin doğruları farklıdır, bu yüzden toplumda birden fazla din yaşanır. Oysa dinin gerçek kaynağı, “Gerçek, Rabbinden (gelen)dir. Öyleyse kuşkuya kapılanlardan olma.” (Al-i İmran Suresi, 60) ayetiyle ifade edildiği üzere Kur’an’dır. Bu yanlış yolda yürüyenler, Allah’ın insanlara kurtuluş rehberi olarak indirdiği Kur’an’da neler yazılı olduğunu merak bile etmezler. Sorularının yanıtlarını ise, “Kendilerine okunmakta olan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz, bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır. (Ankebut Suresi, 51) ayetiyle de bildirildiği gibi Allah’ın hiçbir şeyi eksik bırakmadığı Kur’an’da değil, farklı kaynaklarda ararlar. Bu durum, Kuran’da, “Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kuran’ı terk edilmiş (bir kitap) olarak bıraktı” (Furkan Suresi, 30) şeklinde ifade edilir.

Çoğu insan Allah’a inandığını söyler. Kur’an’ı hiç bilmeyen kişilerin yanıtı da genelde aynıdır. Oysa Allah’ın Kendisini tanıttığı Kur’an’dan yüz çeviren kişi, Allah’ı nasıl tanıyıp, gücünü kavrayabilecektir? Bir yaprak bile yaratamayan insan için Rabb’ini tanımak, gücünü takdir edip O’na teslim olmak en doğru olandır. Kuran, düşünen insanlar içindir. Okuduğu her kitapla kibirlenen kişilerin aksine, Kuran okuyan insan, Allah’ın eşsiz kudreti karşısında kendi aczini anlar, boyun büker ve O’na kul olur, teslim olur!

İman eden insan Kuran ahlakı ile cahiliye yaşamı arasında orta bir yol aramaya çalışmaz. Bir insan ya Allah’ın dosdoğru yolundadır, ya da sarp, engebeli ve tehlikelerle dolu şeytanın yolundadır. Kur’an’a, yani en doğruya uyan kişiler, Allah’ın hem dünyada hem ahirette mutluluk müjdesi verdiği iman sahipleridir. Asla zarara uğramayacak en kazançlı ticaret, “Gerçekten Allah’ın Kitabını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler; kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler.” (Fatır Suresi, 29) ayetiyle müjdelendiği gibi, samimi inananlar içindir.

[email protected]

Kategoriler
Deneme Yazıları Genel Konular Günlük hayat Sevgi ve Ask Dünyası Toplumsal Konular

Allah’a Yakınlaşmak

“Sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi’ne dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren” Allah, insana şahdamarından yakındır. O insana bu kadar yakınken, insanın uzak olması ne büyük hatadır. Nefsinin bencil tutkularına takıldığı oranda insan şeytana yakın, Allah’tan ise o kadar uzaktır. “Ben” diyen kişi zalimleşir, kendisine zulmeder, kendi elleriyle kendisini cezalandırır/mahveder ve ona kapılar açılmaz. Onların “kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kur’an), onlara karşı bir körlüktür. İşte onlara (sanki) uzak bir yerden seslenilir.”

Oysa insan Allah’ı aşkla sevmek için gelir dünyaya. Aşkı yaşamaya, tutkuyu yaşamaya, Allah’ın rızasını yaşamaya, Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmaya; Allah’a kul olmaya gelir.

Güzel söz söylendiğinde Allah’a yakınlık artar. Güzel söz söylemek mümine özeldir. Sözün güzel olanını söyleyen insan Allah’ın tecellisini üzerinde görür. O’nun güzel isimleri insanda ne kadar tecelli ederse, kişi Rabb’ine o kadar yakınlaşır.

İnsan ruhundaki sevgiyi öldürmüş durumda. Ruhundaki ölüyü diriltmesi, o sevgiyi açığa çıkarması gerekli. Asıl olarak da, Allah aşkını ve Allah korkusunu içi titreyerek hissetmeli. Allah aşkını yaşayan insan dünyanın ve ahiretin tüm güzelliklerine kavuşur. Allah’ın hoşnutluğunu kazandığında da, şeytanın kontrolünden çıkar; artık Rabb’i yönetir insanı. Kalbini tam olarak Allah’a teslim eden insan, Allah’ın yönetimine geçmiştir. Tam bir teslimiyetle teslim olmak,  sürekli derinliği, mutluluğu ve güzelliği yaşamaktır…

İnsan Allah’ı anmadığı, O’ndan uzak olduğu an zayıf düşer. Kur’an’da “…isminin zikredilmesine izin verdiği evlerdedir; onların içinde sabah akşam O’nu tesbih ederler. (Nur Suresi, 36) ayetiyle “Allah’ın nuru”nun, isminin yüceltilmesine izin verdiği evlerde olduğu ifade edilir. Allah’ın Kendisi’nin anılmasına izin vermesi çok önemlidir. O zaman Allah Kendisi’ni ananla birliktedir. Allah’ı çok anan ve hatırlatan olunmalıdır…

İki kişi konuşurken üçüncüsü Allah’tır, üç kişi konuşurken dördüncüsü Allah’tır. Allah sinelerin özündekini, gizlinin gizlisini bilir, her konuşulanı duyar, insanın her anını görür,  içinden geçen her düşünceyi bilir. Uyanıkken, uyurken, yürürken, konuşurken, tek başına kaldığını zannettiği anda da Rabb’i hep yanındadır.

Allah hastalık verir; kulu teslim olsun diye, bela verir. Müminin ayaklarının yere basması için dertler verir. Bunların tümü Allah’ın lütfudur aslında. Hastalık verir Allah, Kendisi’ni hatırlatır. Bu sürede hep Allah’ı hatırlar kul, Rabb’ine yakın olur, kalbin tatmin bulur.

İnsan ölümcül hastalığa yakalanmış ruh haliyle Allah’a yakın olmalı. O zaman ne almayı düşündüğü arabanın,  ne de kariyerinin önemi kalır. Hiçbir engel Allah’a kul olmaya engel olamaz…Ve insan için Allah’a yakınlaşmada bir sınır yoktur.

Ancak şeytanın vesveselerine ve kışkırtmalarına uyan insan, şeytanın kardeşi olmuştur ve Allah’ı anmayan bu insan, şeytan onu nereye sürüklerse oraya gider.

Rabb’ine sığınan samimi mümin ise, hızla akan bir nehirde akıntıya kapılıp sürüklenmeyen bir yaprak gibidir. Ara sıra akıntının şiddetinden sarsılsa da, güçlüdür, sürüklenip gitmez. Allah’la kurduğu yakın ve kesintisiz bağlantı, ahirette de onu kıyamet gününün korkusundan ve sonsuz azaptan kurtarmaya vesile olur.

Allah’tan uzak yaşayan kişi bir nimet kaybı, eksiklik ya da zorlukla karşılaştığında, bunun Allah’ın imtihanı olduğunu düşünerek güzel ahlak göstermez. Dünya hayatındaki sayısız güzellik ve nimeti kendisi için yaratanın Allah olduğundan ve ‘o gün’ kendisine ulaşan nimetlerin tümünden sorgulanacağından gaflettedir. Oysa yakın olmayı reddettiği Rabb’ine ‘tesbit edilmiş o günde’ kavuşacaktır, kesin olarak kavuşacaktır…

Onlar senin Rabbine sıra sıra sunulmuşlardır. Andolsun, siz ilk defa yarattığımız gibi bize gelmiş oldunuz. Hayır, bizim size bir kavuşma-zamanı tesbit etmediğimizi sanmıştınız değil mi? (Kehf Suresi, 48)

 Elif Alaca

[email protected]