Kategoriler
İslam Dini

Özürlüyüz!

Özürlüyüz. Zihin ve bedenden öte kalp özürlüyüz. İşte o özrümüz de kabul değil!

Bizler, Kur’an’a ve Peygamberimiz (asm)’ın sünnetine uygun yaşamakla sorumluyuz. Kıstasımız Kur’an olmalı.

iki cocuk (2)Ancak Kur’an’ın ruhuna tamamen ters bir zihniyet içinde yaşıyoruz. Böylece İslam hakkında yanlış kanaate yol açıyoruz.

Kimimiz dini samimi yaşamayı amaçladığımız, Allah’ı gönülden sevdiğimiz halde cehalet ya da edindiğimiz yanlış bilgiler sebebiyle dinimizde bulunmayan görüşlere sahibiz.

Kur’an’ın tanıttığı dinle hiçbir ilgisi olmayan düşmanlık, kan dökücülük, zulüm, sevgisizlik, vicdansızlık, acımasızlık ve merhametsizlik dolu vahşi bir sistemde yaşıyoruz.

Ancak karanlık bir zihniyet var ki yapıp-ettiklerinin faturası Kur’an’a çıkarılıyor; dine en büyük zararı veriyor. Bu sevgi yoksunu, anlayışsız, güzelliğe, sanata, bilime, neşe ve mutluluğa düşman zihniyet gerçekte İslam dışıdır.

Bu zihniyetteki kişide sevgi, şefkat, merhamet duyguları yoktur, kültür yoktur, bilim ve sanat ise Allah muhafaza. Derin düşünemez bu kişiler; hurafelerle besledikleri kendi dinlerini yaşarlar.

Ruhları boşluk içindedir; güzel bakamaz, güzel göremezler. Çocuklara, kadınlara, çiçeklere, hayvanlara, kısacası hiçbir şeye karşı derin ve samimi sevgi hissetmezler. Allah’ın en güzel tecellileri olan çiçeklere, çocuklara, kadınlara, güzelliklere Allah aşkıyla bakamaz, o aşkla sevemezler.

Özellikle, Hz Adem’i eşinin kandırdığı iftirası ile daha ilk kadından başlayarak, kadını potansiyel günahkâr gören bu karanlık zihniyet, sert ve kaba-hatta insanlık dışı-tedbirlerle kadını kendince ‘terbiye etme’ye çalışır. Koruma adı altında, kadına üçüncü sınıf muamelesi yapar. Bu yüzden İslam’a düşmanlıkla bakan kimselerin, İslam’a sözlü saldırılarına tanık oluruz. Oysa kadın düşmanlığı, kadını yücelten İslam’ın değil, bu bağnaz görüşlü karanlık beyinlerin özelliğidir.

Onlar gerçek anlamda ne sever ne de sevilirler. Hatta birbirlerini bile sevmezler. Kafaları ve ruhları gibi hayatları da zifiri karanlıktır. Işığın kaynağını bilmezler ki karanlıklardan aydınlığa çıkabilsinler.

Her dinde bağnaz bulunabilir. Dini özünden uzaklaştırmaya çalışan, imanın getirdiği coşkulu sevgi yerine karanlığı yaşayan kişiler her dinde vardır. Onlar mensup oldukları dini değil, kirli ve sapkın görüşlerini temsil ederler. Bu hastalıklı ruhların çirkin davranışlarının sebebi karakterleridir, mensup oldukları dinin emirleri değil.

İslam adına ortaya çıkan, gerçek dindarlara ve diğer dinlerin mensuplarına düşman olan, kan dökmeyi savunan, içi kin ve nefretle dolu kişiler, kesin olarak İslam’ın temsilcileri olamazlar. İslam’a karşı önyargılı olan insanların, bu gerici zihniyeti gerçek İslam’dan çok iyi ayırt etmeleri gerekir.

Söz ettiğim kişiler, Kur’an’da olmayan şeyleri dine ilave etmeye çalışır, Kur’an’da kendi bağnaz inançlarına uymayan şeyleri de reddederler. Kur’an sevgiyi, şefkati, kardeşliği, birliği, barışı öğütler, tüm güzelliklerin takdir edilmesini ister, sanatı, bilimi teşvik ederken, onlar için bu öğütler öfke sebebi olur. Kur’an’ın tarif ettiği mümindeki ruh kalitesi, derinlik, akılcılık, modern ve sevgi dolu özellikler, onların inançlarına terstir.

Bu zihniyet aynı zamanda müşriktir; şirk içinde yaşar. Kur’an’ı yeterli görmez, Peygamberimiz (asm)’ın hadislerini yeterli görmez. Kur’an’ın bazı ayetlerini görmezden gelir, bazı ayetlerini ise kendi çarpık görüşlerine delil göstermeye çalışır.

Kuran’ı –haşa-yeterli bulmadıkları için bu kimseler haddi aşar, ölçüyü taşırır, Allah’ın sınırlarını ihlal ederler. Haksız yere zulmeder, suçsuz insanların kanını dökmekte yanlışlık görmezler.

Söz konusu zihniyetin din adına yaptığı uygulamalara şahit oldukça, bunun İslam olduğunu zanneden insanların kalpleri dinden soğur. Birçok insan da büyük bir yanılgıya düşerek İslam’a karşı düşmanlık besler. Bağnazlık ortamı hazırlar, kimi çevreler de kasıtlı olarak, “işte Müslümanlar böyledir, size hayat hakkı tanımazlar, onlar sizi yok etmeden siz onları yok edin” gibi hipnoz yöntemleri uygularlar.

Bu müşrik sisteme çözüm; Kur’an’ı ve gerçek Müslümanlığı ön plana çıkarmaktır. Kur’an bize zorluk yüklemiyor; bize sevinç, özgürlük, rahatlık, barış ve dostluk getiriyor. Üzerimizdeki zincirleri indiriyor, yollarımızı açıyor. Bizi barış yurduna, kardeşliğe ve sevgiye davet ediyor.

Bizler kendi içimizde sevgiyi beslemediğimiz sürece, sevgi bekleyemeyiz. Aldanırız, yanılırız.

Kategoriler
Faydalı Bilgiler

Onların Fazlası Var…

Anneler, çocuğunun güzel insan olabilmesine yardımcı olacak ilk öğretmenler. Yıllar boyu bu amaçla büyük çaba harcayan, maddi manevi pek çok özveride bulunan anneler hakkında bir şeyler yazmayı düşündüm. Ancak genel olarak anneleri değil, diğer tüm engelli çocuk anneleri gibi o özveriyi doruğunda yaşayan Down Sendromlu çocuk sahibi anneleri anlatmak istiyorum..

Onlar hep kabullenmek ve topluma karşı evladını hep savunmak zorunda olan anneler.  Her biri, hikâyesi farklı olan ama sonuçta benzer şeyleri yaşayan anneler. Onlar yarışçı toplumun yarışçı anneleri ama diğer birçok anne gibi çocuğunu “yarış atı” gibi koşturmak yerine çocuklarıyla birlikte zamana karşı yarışan anneler. Ömür boyu eğitim içinde olan anneler onlar. Çocuklarıyla birlikte öğreniyor, çocuklarıyla birlikte hayata dair tecrübe kazanıyorlar. Sabrı, merhameti ve şefkati gönülden yaşıyorlar. Turuncu Dergi, “çocuğuna hiç terlik atmamış anneler var mıdır?” diye soruyordu. Muhtemelen çocuğuna hiç terlik atmayan annelerdir onlar.

Down sendromlu çocuklar… Onların gerçekte fazlası var. Nasıl mı? Down Sendromlu çocuğun vücudundaki hücreler 46 yerine fazladan bir kromozoma, yani 47 kromozoma sahip. Down Sendromu bir hastalık değil genetik bir farklılık. İnsan vücudunu oluşturan hücrelerin çekirdekleri, kromozomlarla birbirlerine bağlanmış olan genlerden oluşuyor. İşte bu genler ve kromozomlar fizyolojik ve kişilik yapımızın ana unsurları ve dolayısıyla çocuğun fazladan sahip olduğu bir kromozom onun hayatını etkiliyor.

Onların fazlası var demiştim; işte Down Sendromlu çocukların diğer güzel fazlalıkları:

Onlar dürüst, yalan söylemeyi bilmiyorlar. Kurallara uyuyorlar, düzenliler, yardım etmeyi seviyorlar. Neşeli, cana yakın, içten pazarlıksız, plansız, hilesiz, duygusal çocuklar. Doğayı, hayvanları seviyorlar, acıma duyguları gelişmiş, insancıl, kin gütmeyen, nefreti bilmeyen çocuklar. Güzel sanatlara, müziğe, taklitçiliğe eğilimli ve yetenekliler. Bencillik nedir bilmiyor, karşılıksız seviyorlar.

Zekâ düzeyi düşük insanlarla “mongol” ifadesiyle alay edildiğini hatırlıyorum. Birçok anne bu sebeple ve meraklı bakışlardan korumak için Down Sendromlu çocuğunu evden dışarı çıkaramıyor iken bugün onlar -ne güzel ki- hayatın içindeler.

Biz “engelsiz” insanlar, engeli olanları, “özürlü, sakat, engelli” gibi kavramlardan hangisiyle adlandırma konusunu bile henüz çözebilmiş değiliz. Ancak bunu ve diğer engelleri aşmalı, onlara hayatın her sahasında imkân ve fırsat tanımalıyız.

Dünya imtihan mekânı ve dünya hayatı olgunlaşmak ve ecir alabilmek için bir fırsat. Kuşkusuz bazı güzelliklerden yoksun yaşamak önemli bir imtihan. Ancak zorluk durumlarında Yaratıcısına yakın olduğunda insanın kazanımları da büyür. Yaşadığı imtihanı sabrederek güzel bir şekilde verirse, KİŞİ karşılığını kat kat fazlasıyla alabilir.

Down Sendromlu birçok çocuk farklılığının farkında olmuyor. Bizlere ise önemli görevler düşüyor; engelli insanlara karşı şefkat, merhamet, saygı ve yardımseverlik duygularıyla hareket etmek. Bu bizim için önemli bir imtihan.

Başkalarının gözünde özürlü olan çocuklarını, seçilerek kendilerine verilmiş özel çocuklar olarak gören anneler, kendileri de özel insanlar. Onlar gösterdikleri sabır ve tevekkülle sınanıyorlar. Normal çocuklardan daha fazla ilgi, sevgi ve şefkat göstererek büyütüp yetiştirdikleri çocukları, onlar için sonsuz mutluluğun anahtarı olabilir.

Kimi zaman şuuru kapalı kişilerin, engelli insanları hedef alan, insanlıktan uzak, basit ve kırıcı espriler

yaptıklarına tanık oluruz. Gerçekte özürlü olanlar, bu vicdansız kişiler olmalı.

Engellileri incitenlere saygıyı, sevgiyi, şefkatİ ve merhameti hatırlatmalı. Çünkü güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Bu bilinç yaygınlaştığında hem engelli insanların hem ailelerinin yaşamı daha kolaylaşacak ve daha sosyal insanlar olacaklardır.

Engelli çocuk, annesi için de sağlıklı insanlar için de yük değildir; her insan gibi değerlidir. Sayıları az da olsa hatta bir elin parmakları kadar da olsa tüm gereksinimleri karşılanmalı, hayat onlar için daha kolaylaştırılmalı.

Engelliler asla dışlanmamalı, hayatımızda olmalı.

Gösterilecek şefkat ve saygı onlara yaşama sevinci verir. Engeller üstesinden gelmek içindir; insan için asıl engel aşamayıp, engellere takılmaktır…

Rabb’im tüm engellilerin, engelli çocuk annelerinin ve yakınlarının yardımcısı olsun.