Kategoriler
Genel Konular Güncel Haberler Toplumsal Konular Türkiye üzerine

BAŞKANLIK SİSTEMİ = BÖLÜNME

 

         Başkanlık sistemini ilk olarak Bölücübaşı Öcalan ortaya attı. Sonra bir de baktık ki medyadan aynı sesler gelmeye başladı. En son Cumhurbaşkanımızda bunu dillendirdi. Bölücübaşının söylediği bir söz için önce bir durup iyice düşünüp sonra tersini yapmamız lazım. Bu ülkeye yıkmaya azmetmiş eli kanlı bir örgütün lideri bu adam. Bunu unutmayalım öncelikle. 30 yıldan fazla senedir onbinlerce şehit verdik bu vatan uğruna. Bunları tekrar hatırlatmada fayda var.

Başkanlık sistemi denildiğinde bakıyoruz bizim yaşadığımız coğrafyaya. Mısır,Suriye,Libya,Irak gibi ülkelerde başkanlık sistemi var. Bu ülkeler hepsi de paramparça durumdalar. Başlarında diktatörlerin olduğu, demokrasinin tamamen bittiği diktatörlüklere dönüşmüşler. Halkları fakir, mutsuz ve zulme uğruyorlar. Başka coğrafyalara baktığımızda mesela Amerikada da başkanlık sistemi var. Ama orda da halkın iyice fakirleştiği ve mutsuzlaştığını görüyoruz. Amerika şu an büyük sarsıntılar geçiriyor. Demokrasi bitmiş durumda. Obama’nın partisi %30 lara gerilemiş durumda ama başkan durumda kendisi. Çok acı bir durumdalar. Başkanlık sistemi dünyada hiçbir zaman mutluluk getirmemiş. Kaliteyi demokrasiyi zenginliği bitiriyor bu sistem. Çok çok tehlikeli bir durum !

Bir de olaya kendi içimizde bakıp değerlendirelim. Türkiye’de bir Başbakan var. Bir Cumhurbaşkanı var. Bakanlar,Milletvekilleri ve Meclis var. Demokrasi tıkır tıkır işliyor. Güçlü bir muhalefet var. Gürül gürül iktidara kükrüyor. Basınımız özgür. Baskı yok. İktidarda hizmet etme eğiliminde. Bir çok icraatleri de var 12 yıl içinde. Yeni Başbakanımız çok çalışkan ve bayağı da samimi. Pekala Sn Erdoğan, Başbakanımızın yapamadığı neyi görüyor da kendisi Başkan olarak bunu gerçekleştireceğini söylüyor ? Başbakanımız yetki bakımından eksik mi ki ? Ya da neye yetişemiyor ? Neler eksik kalıyor ? Yazarlar bize bunu söylemeli. Başkanlık sistemini isteyen arkadaşlar detaylıca bunu anlatmalılar. Başbakanımız bu denli başarılı ve çalışkan iken sorun olarak neyi görüyorlar ?

He bir de milletimiz var. En önemli o değil mi ki ? Yapılan kamuoyu anketleri ve halkın duruşuna baktığımızda milletimiz başkanlık sistemine büyük ölçüde soğuk duruyor. Demokrasiden herkes genel olarak memnun. İnsanımız özgür. Basınımız özgür. Milletimiz hiçbir yerden baskı görmüyor. Başkanlık sisteminde bütün yetkilerin tek bir kişide toplanmasının tehlikesini çok iyi fark ediyor milletimiz. Bu büyük bir risk konumunda. Bir kısım akıldanenin ortaya attığı ve hiçbir akılcı yaklaşımı olmayan bu sistem Türkiye için büyük tehlike konumunda. Şu an Türkiyenin en önemli konusu bu. Çok çok büyük bir risktir Başkanlık.

Bölücübaşı diyor ki Başkanlık sistemi olacak sonra da yok federasyon yok konfederasyon gibi süslü laflarla bize bölünmeyi kibarca yutturacağını zannediyor. Bizim milletimizin feraseti ve basireti çok yüksektir. Ariftir Türk halkı. Çok çok uyanıktır. Bunun tehlikesinin farkında bütün milletimiz. Asla kabul edebileceğimiz bir sistem değildir. Demokrasinin nimetlerini ve lüksünü doya doya yaşıyoruz. Güçlü bir iktidar güçlü bir muhalefet var. Başbakanımız atom karınca gibi çalışkan ve akıllı. Çok da dindar. Yürüyen güzel bir hükümet devlet ve millet birlikteliği var. Buna dokunmak çok tehlikeli olur !!!   Bölücübaşının aklına hiç mi hiç ihtiyacımız yok. İki ayağı mezara sallanmış ahı gitmiş vahı kalmış dede olmuş. Ölümden kurtardık onu. Bunu düşünsün ve tilkilik yapmasın bize. Biz ondan bin misli uyanığızdır millet olarak. Türkiye Cumhuriyeti asla bölünmeyecektir. Allah buna izin vermesin inşaAllah. Tuzak kuranların tuzaklarını başlarına çevirsin. Ayaklarını dolasın.

“İşte böyle; çünkü Allah, iman edenlerin velisidir; kafirlerin ise, velisi yoktur.” (Muhammed Suresi, 11)

Saygılarımla

Hüseyin Uçkun

 

Kategoriler
Deneme Yazıları İslam Dini

Gerçek Kurtuluşa Nasıl Ulaşırız?

Kur’an’da birçok ayette söz edilen “kurtuluş” kelimesi, inanan insanın Allah’a itaatle boyun eğmesi, O’nun buyruklarını yerine getirerek hem dünyadaki nimetlere hem de ahiretteki sonsuz güzelliklere ve mutluluğa kavuşması anlamındadır. İşte bu gerçek kurtuluştur.

Kur’an ayetlerinden, Allah’a karşı yalan uydurup iftira düzenlerin, O’nun ayetlerini yalanlayanların, zalimlerin, dinden dönenlerin, Allah’ın emirleri dışında helal ve haramlar koyanların, Allah’a ortak koşanların, suçlu günahkarların kurtuluşa eremeyeceklerini anlıyoruz.

Allah’ın kurtuluş müjdesi verdiği kulları, nefislerini arındıranlar, namazlarını kılanlar, takva sahibi olanlar, Allah yolunda mücadele edenlerdir.

İnsanın yaşama amacı, nefsinin bitmek tükenmek bilmez tutkularını tatmin etmek değil, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmaktır. Bencil tutkularının tutsağı olmuşken insan nasıl kurtuluşa ulaşabilir? Yalnızca Allah’a kul olduğu ve vicdanını tam kapasite kullandığında insan, kendisini tutsak alan bütün dünyevi putlarından kurtulur, özgürleşir. Allah’a tam bir teslimiyetle teslim olmak, onlarca puta kulluktan kurtulmak; işte bu, insanın tüm bağımlılıklardan gerçek özgürlük ve kurtuluşa ulaşmasıdır.

Müminun suresindeki ayetlerden, boş şeylerden yüz çeviren, huşû içinde namaz kılan ve zekatlarını veren müminlerin kurtuluşa ulaştıklarını anlıyoruz.

Mü’minler gerçekten felah bulmuştur;

Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır;

Onlar, ‘tümüyle boş’ şeylerden yüz çevirenlerdir;

Onlar, zekata ilişkin (söz ve görevlerini mutlaka) yerine getirenlerdir; (Müminun Suresi, 1-2-3-4)

Diğer Kur’an ayetlerinde ise gayba inananların, peygamberlere ve ahirete kesin bilgiyle inanan, iyiliği emredip kötülükten sakındıran, Allah’a şirk koşmayan, kulluk görevlerini yerine getiren, namuslu, ahde vefalı, faiz yemeyen, içki ve kumardan uzak duran insanların felâha/kurtuluşa erenler oldukları haber verilir.

Allah için ve O’nun sınırları içerisinde yaşamak, hem dünyada güzel bir yaşama, hem de ahirette sonsuz kurtuluşa kavuşturur. Mümin her işini Allah’ı rızasını hedefleyerek yapmaya çalışır. Yaptığı her davranışta Allah’ı hoşnut edip, O’nun sevgisini kazanma hissiyatı taşır. Kur’an ayetlerinden bilir ki; Allah’ın hoşnutluğunu kazanmış olmak, en büyük kurtuluş ve mutluluktur.

Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah’tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. (Tevbe Suresi, 72)

Fuat Türker


Kategoriler
Deneme Yazıları Genel Konular İslam Dini Kişisel makaleler

Özgürlüğe Tutsak Olmak

Özgürlük kelime anlamıyla ‘her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu’ dur. Her türlü dış etkiyi reddeden ve sadece kendi iradesine dayanarak karar veren insanlara göre Allah ‘a inanmak ve O’nun emir ve yasaklarını uygulamak tutsaklıktır. Nefsini tatmin edemediği her anın azap haline dönüşeceğini düşündüğü için kişi, Allah’ın dosdoğru, güvenli ve huzurlu yolunda yürümek yerine şeytanın eğri yolunda özgürlüğünün peşinde koşmayı tercih eder. Ancak bu özgürlük arayışı aslında tutsaklığın bir başlangıcıdır. Hem bu dünyada hem ahirette yaşanacak olan sonsuz tutsaklığın…

İnsan hayatı boyunca nefsinin arzuladığı pek çok şeyin peşinden koşar. İyi bir iş, kariyer, aile… Ancak sadece kendi istekleri doğrultusunda kararlar veren bir insan için çok severek başladığı bir iş bir süre sonra çekilmez hale gelebilir. Ya da çok büyük bir aşkla başlayan evliliği kısa bir süre sonra nefrete dönüşerek sona erebilir. Çünkü insanın istekleri ve beklentileri sürekli olarak değişir. Özenle beslediği nefsi ona sadece emreder ve kişi onu doyurmaya devam ettiği sürece daha da fazlasını istemeye devam eder. Yeni evler,arabalar… Ancak sahip olduğu andaki mutluluk çok uzun sürmez, çünkü daha iyisini gördüğünde elindekiler tüm değerini yitiriverir. Maddeye olan esareti bu şekilde hayatının sonuna kadar devam eder. Uyuşturucuya, karşı cinse, modaya, paraya … ‘Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara ‘süslü ve çekici’ kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır.’ (Ali İmran Suresi, 14)

Gerçek özgürlüğü elinin tersiyle iten insan hem bu dünyada hem de ahirette kaybedenlerdendir. Allah’a teslim olan ve O’nun rızası için yaşayan insanların yaşadıkları sonsuz huzuru ve mutluluğu asla yaşayamazlar. Çünkü iman eden insanlar Allah’ın verdiklerini sadece Allah yolunda kullanırlar, kendilerine verilenle mutlu olmayı bilirler ve her zaman şükrederler. Kendi istek ve arzularını Allah’ın emir ve yasaklarından önde tutmazlar. Durmaksızın dua ve ibadetle yorulmaya devam ederler. Ancak bu yorgunluk hiçbir zaman bıkkınlık vermez onlara. Aksine Allah için daha fazlasını yapmak isterler ve ibadet ettikçe içlerini sonsuz bir huzur kaplar. Çalışıp yorulan hiçbir insanın yaşayamayacağı bir huzurdur bu.’ Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur.’ (Ra’d Suresi, 28)

Ve ‘kalplerin yalnızca Allah’ın zikriyle tatmin olduğu’ an, gerçek özgürlüğün başladığı andır. Çünkü kişi artık ne kendisinin esiridir ne de bir başkasının. Sadece Allah’a kul olarak yaşamanın verdiği sonsuz huzurla dünyanın en özgür insanıdır.
‘Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah’ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar’. (Zümer Suresi, 29)

Toplumlara empoze edilmeye çalışılan özgür yaşam ve hümanist felsefeler aslında insanları doyumsuzluğa ve sorumsuzluğa sürükleyen şeytan işi bir oyundur. Şeytanın istediği gibi tüm hayatını nefsini tatmin ederek geçiren insan, ölümle birlikte gerçek hayata uyandığında sonsuz tutsaklığı da başlayacaktır. ‘Elleri boyunlarına bağlı olarak, sıkışık bir yerine atıldıkları zaman, orada yok oluşu isteyip-çağırırlar.’ (Furkan Suresi,13)

Şeytanın aldatmacalarına kanmayan ve Allah’a sığınanlar ise cennette gönüllerinin istediği herşeye kavuşacaklardır. ‘İçinde ebedi kalıcılar olarak, orada her istedikleri onlarındır; bu, Rabbinin üzerine aldığı, istenen bir vaaddir.’ (Furkan Suresi, 16)
İnsanlar ölümle birlikte bu derin uykudan uyanacak ve sonsuz özgürlük ve sonsuz tutsaklığa adımlarını atacaktır. Allah’ın vaadi bir gün mutlaka gerçekleşecektir. Ve unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek vardır ki, O gün çok uzak olmayabilir…

Altuğ ÖZTÜRK