Kategoriler
Çevre Konuları Deneme Yazıları Eğitim - öğretim Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Kitap Tanitimlari Öğrenci Konuları şiir edebiyat Yazar

Okumazsan Okuma !! (BEYZADE)

Kapıyı yavaşça kapatıp çıktım.Şimdi bide apartman engeli vardı.Parmak ucunda yürüyerek inmeliydim.Son bir kat kaldı, ha gayret derken….Beş numaranın kapısı açıldı.Yaşlı teyze bir deniz subayı olan oğlunu yolcu ediyor ” hoşçakal kuzum” diyordu.Neyseki  beni görmediler.Sonunda ulaşabildim dışarıya.Haftanın üç günü bu ruh taşıma marotonu, epeyce zor oluyor, bide şuursuzca sabahlayınca .Kendimi elimdeki ağır  çantayla dışarıya yine kimseye görünmeden atabildim.Komşuların beni görmesi hiç te hoş olmazdı; değişik yakıştımalar, yersiz dedikodular, herşeyi, herşeyi mafedebilirdi.

Çok soğuk bir kış günü arkadaşlarla her zaman takıldığımız mekandaydık, herkez yapacağını yapmış artan saatlerini ki bu saatler” artan değil zamanın ta kendisiydi ”kendini buraya atmıştı güzel bir  mekan sayılırdı aslında. Üstelik  okuduğumuz okulun hemen yanındaydı.BOMBOŞ GEÇEN BOŞLUĞU DOLDURDUĞUNU SANDIĞIMIZ .Bir avuntu mekanıydı her tip insan vardı.Daha çok salaş tiplerdik.Bir bananecilik vardı.Hepimizin en büyük ortak noktası buydu sanırım.Üniversiteli olmanın gereği  bu gibi, blue çağının ilk dönemlerini tekrar yaşıyormuşuz havalarında, asi bir kimlik arayışındaydık.Hep takıldığımız mekanın köşesinde; hayli yaşlı, çok uzun boylu,uzun saçlı ve sakallı,fakat eskimiş yıpranmış kıyafetlerine rağmen temiz bir BEYZADE duruyordu.Adını hiç bilmediğimiz için, kızlarla adını BEYZADE takmıştık.Asil bir görüntüsü vardı.Entellektüel falan deildi.Farklıydı çok farklı…Bir o kadarda kibirli ve hazır cevaptı.Az konuşur en ufak kelime katlenmende o sivri diliyle cezayı basar, kısa bir cevapla insanı mat ederdi, kalakalırdık.Eminim ki hepimize öyle bir ebeveyn lazımdı.Sopasız dayak hiç yediniz mi? bilmem ama ben, BEYZADE’DEN çok yedim; diğer arkadaşlar gibi…Ne zabıta, onu ordan alabildi ne hakim, nede bir başkası, eminim ki o olağan üstü kelime hazinesiyle istese dünyaya hakim olabilirdi.O bu köşeyi seçmiş, paşa gönlü ne zaman isterse o zaman gidecek ti!..

Hep bir gün diye başlar ya o can alıcı olaylar, evet yine bir gündü.Bizim mekanın cam kenarındaydım.Sabah BEYZADE’ NİN tezgahına uğramış, o çok eski kitaplarına  epeyce bakmış, aradığım kitabı maalesef bulamamıştım.BEYZADE ile muatap olmak zorunda kalmıştım. Alay-ı Hümayun:İsveç elçisi Ralamb’ın İstanbul Ziyareti ve Resimleri 1657-1658 adlı kitap sizde varmı? Diye çarçabuk sormuştum.”Var” dedi ve verdi.Hiç aramadı bile hemen bulup verdi.Kitabı bulamamıştım, hatta tezgahını bu kadar karıştırmış olmama rağmen, belki ilk defa bana birşey demedi. Garip oysa çoktan hiç kimsenin aklına gelmeyecek bir cümle kurup, kelimeleri can evinden seçip, laf topunu patlatması gerekirdi.Her zaman ki gibi çok küçük bir paraya kitabı satmıştı..Arkamdan bagırdı. Tamam dedim jetonu anca düştü. Oysa o” işin bittiğinde getir sattığımın iki katı fiyatına geri alırım. Sakın yıpratmaaa” dedi.Hep bunu yapardı yine yapmıştı.Bende tüm gücümü topladım, ona döndüm”, zaten okumam bile ödev için BEYZADE ödev için dedim.” ”OKUMAZSAN OKUMA” sağlam getir dedi..Hıh çok bilmiş bide” OKUMAZSAN OKUMA” diyor.Elimde o kitap, sayfasını bile çevirmeden masamda oturup onu izliyordum.Hep yaptığım gibi arada arkadaşların uğultusuna katılıyor,yarım kalmış bir şiir gibi tekrar ona dönüyordum.Camlar buğulanmış, olmasına rağmen o  hayli uzun, genelde beyaz giyinen gizeme ona bakıyordum.Yağmur tüm hızıyla yağıyordu.Üşüyordu, biliyorum.Ona  sıcak bir çay bile ikram edemezdim.Çok sert olan kabuğunu kırmak imkansızdı…

Noluyodu!!! O koca adam, hayır çınar, yook o köşenin, o caddenin, en büyük, en yalın, en can alıcı noktası düştü.Yere düştü, durdum, dondum, herkez gibi kaldım.Tuttu onu tanımayan büyüklüğünü hiç bilemeyen yoldan geçen alalade insanlar ya ölürse dedim, ya ölürse? Gitmekle kalmak arasında kalmıştım.Gittim peşinden tek bendim onun için kalkıp dikilen  ve peşinden giden.Başındaydım saçlarına dokunabilirdim.Ellerini tutabilirdim.Kapanmıştı o maviyle yeşil arası gözleri…..

Öldü, öldü, öldü dediler. Hastane, morg derken kalp krizinden diye ölüm raporu hazırlandı.Gömüldü ve gitti….Kimdi tabiki  kimliksiz değildi.Adının ne önemi vardı ki artık BEYZADE  idi zaten adı.Köşesi boştu artık sahipsizdi.Dağılıyordu her yere kitapları dağılan kitaplarını topladım.Her dokunduğum kitap onun yüreğiydi bunu iyi biliyordum.Orayı dağıtmaya pek meraklı olanlar geldi. Sanki kaç metrelik yerdi ki durun dedim durun. Bir gün verin bana sadece bir gün zorda olsa bir gün verdiler.”Yarın bu döküntüler burdan kalkacak diye bağırdılar.Tamam söz dedim.O nun tezgağında başkaları tarafından basit kelimelerle epeyce azarlanmıştım.Acele etmeliydim. Evini buldum bir kaç macera arayan arkadaşıda yanıma alıp.Hep bir köhne baraka hayal ederken kitapları taşımak için, güzel bir apartmanın üçüncü katında buldum kendimi evi sütüdyo daireydi.Temizdi bir kadın okşamışcasına her yer düzenliydi.Evinde alabildiğince kitap vardı.Her türden, her yıldan,her dilden .Komşuları hüzünlü yarı ağlamaklı gözlerle yutkunarak ”iyi insandı, yıllardır yanlız yaşardı, kimsenin kalbini kırmazdı, hatırşinazdı,osmanlı torunlarındandı bildiğimiz kadarıyla saraylıydı.Küçük çocuklarımızla pek ilgilenir, hep kitap okuturdu.Zaman zaman bir masal gibi çocuklara tarih,  coğrafya anlatırdı ;” dediler… Sanki  bizeydi öfkesi yada onu anlatmaya kelimelerin yetmediği hali.İçten içe kıskanmıştım, o çocukları….Sonra ne mi oldu ?Evi devlete kaldı.Devlet evi satmadı. Onca kitap  telefte olmadı.Duyarlı duyarsız, toplayabildiğim kadar arkadaşı küçük düşme, alay edilme, pahasına zorda olsa yanıma  aldım.Defalarca ince bir uslubla paylandığım.BEYZADE’ DEN kalan her şeyi yaşatmalıydım.Bunu anlamadığım bir ihtirasla istiyordum. O dönemin önce Kaymakamı sonra Milli Eğitim Müdürüyle görüştük.O köşede kalacak tı.O evde.Okulumuza bağlı olarak hemde sevinçten ölebilirdim.Dileyen, hevesli herkez sırasıyla birbirini idare ederek, o köşede durdu.Aynı onun çizgisinde satarken kitaplar ucuz geri alırken ödediğin ücretin iki katı olarak.Azda olsa toplanan paralarla, eski yıpranmış onun mukaddes ellerinin tamirini bekleyen kitaplar alındı.Okulun edebiyat bölümü bu duruma çok hevesliydi.Onun evinde toplanılıyor, kitaplar tamir görüyor en geç 17:00 evden çıkılıyordu.Bu saaten sonra evde kalmak resmi olarak yasaktı.Okuldan mezun oldum çevrem çok değişti.BEYZADEM benim yönümü belirlemişti.Keşke onun istediği bir küçük  çocuk olsaydım; daha ham hiç ateş görmemiş, onun için çocuklarla ilgiydi. Yön verme çabasında idi.Banada ayırsaydı vakit, banada anlatsaydı masal gibi tarih olmadı…Aslında sert olan onun kabuğu deildi, kibirli olan da o deildi, bizdik.Yüksek okul okuyoruz edalarında yönsüz kalmış biz.Bunu şimdi şimdi idrak edebiliyorum…

Yeni dönem öğrencileri geldi.Köşede duracak olanlar birkaç ay içinde okul idaresi tarafından seçilecek ben haftanın üç günü genelde ilgilene biliyorum.Şimdi bir kaçak gibi kaçtığım bu ev onun dairesi kitaplara dalmış resmi izin verilen saati çoktan aşmıştım.Elimde hazırlanan tamir görmüş kitaplarla dolu çantayla zorda olsa çıkabilmiştim.

”Herşeyin nakli olabilir günümüzde, tüm organların,  belki tüm bedenin,ama ruh: ruhu nakledemezsiniz.Kişiyi özel yapan üsün kılan ruhudur.Bu kitaplarda yazarlarının ruhuyla doludur” demişti.İlk tanıdığım yıllarda ona gülmüştüm arsızca” ruhmu satıyosun bize” demiştim üstüne üstlük şimdi elimde ruh dolu çantayla ”OKUMAZSAN OKUMA” KÖŞESİNE GİDİYORUM.Sabah oldu sayılır acele  etmeliyim…!

Kategoriler
Aklımdan geçenler

Unutulan iki cümle!!!!

Offff amma içmişim yine sızıp kalmışım ne kadar da soğuk mantarladın oğlum bari git yatağında sız, bidakka ne oluyor içimde dolaşan soğukluk çok farklı, canımı yakıyor çekiliyo canım, ne yanii uyuşuyorum ya ben ölüyorum harbiden bu kadarmıydı zamanım, ne zaman doğdum daha ne yaşadım ki; şimdi nereye gidiyorum nerdesiniz ya dostlarım daha dün doluydu bu evin her köşesi susmadıydı telefonum bitmediydi müzik sesi ya yardım edin korkuyorum bu ne azrailmisin sen nede çirkin geziyorsun üzerimde ne yapacaksın bana daha ölemem hayallerimin çoğu gerçekleşmedi bile, bir ses bir ışık bile yok sabah oldumu acaba oda ne bir ezan sesi garip içim biraz ısınmaya başladı çok hazırlıksızım yaa ölüyorum ben gerçekten napıcaklar beni neydi o iki cümle ölürken söylenen küçükken öğrenmiştim neydi neydi off onu bile hatırlamıyorum bir faydası olurdu belki; olamaz çok gencim daha her tarafım uyuştu el ve ayak parmaklarım nasılda soğuk soğuk esiyor rüzgar çekiyorlar her yanımdan alıp götürüyolar tellere takılmış gibi yırtılıyor ince ince tüm varlığım yalvarırım yalvarım yardım edin bana ölmek istemiyorum istemiyorum ….

Böyle görmüştü son rüyasını bir daha hiç rüya görmedi sabah kalktığında büyük bir şok yaşıyordu aradı tek tek dost ve tanıdıklarını bazıları dalga geçti bazıları içkiyi fazla kaçırmışsın geçer dedi kimse anlamadı anlıyamazdıda o bir virajdan dönmüştü son çare dedi, önüne ilk gelen camiye girdi geç deil dediler omuzunu sıvazladılar yorumsuz bir şuurla ilk kez dinlendi hemde son cümlesi bitene kadar ağlıyordu; içi sereserpe serilmiş, yine gücü kuvveti gitmişti dinleyen hocaların birinden şöle bir cevap geldi “eşhedü enlla illahe illallah ve eşhedü enlla muhammeden apduhü ve resurullah. unutulan kayıp iki cümle evet buydu sanki kaosu son bulmuş yeniden doğuş baslamıştı” işte şimdi kimse onu tutamazdı kimse canını artık acıtamazdı hatta ölüm bile.

Kategoriler
İslam Dini

Her Nerede Olursanız Ölüm Sizi Bulur

İnsanlar genellikle ölüm düşüncesinden ve ölümden söz etmekten kaçınırlar. Ölümü kendilerinden uzak görür, kendilerince ‘iç karartıcı’ olan bu konu açıldığında sözü değiştirirler. Günlük işlerine ve geleceğe dair planlar yaparlar; öncelikleri bunlardır. Oysa yaşamayı düşündükleri gelecek, onlar için hiç gelmeyebilir. Her an dünyadaki yaşamları sona erebilir. “Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile…” (Nisa Suresi, 78) ayetiyle haber verildiği gibi, her insan belirlenmiş gün geldiğinde ölüm gerçeğiyle buluşur. Genç ya da yaşlı, hasta ya da sağlıklı, her insan ölüme aynı yakınlıkta, aynı uzaklıktadır.

Söz konusu kimseler bir ölüm haberi aldıklarında ya da sevdikleri birinin ölümü karşısında, birkaç gün ölümden söz eder, sonra eski gaflet içindeki yaşamlarına geri dönerler. Oysa ölüm, yaşamı boyunca insana kendini hatırlatır. Bazı insanlar için bu hatırlatmalar fayda verir; kendisini tekrar gözden geçirerek, yaşamını ve önceliklerini yeniden düzenlemesi gerektiğini anlar. Ancak birçok insan, kalplerinin ve gözlerinin önündeki gaflet perdesi nedeniyle, bu hatırlatmalardan ders çıkarıp öğüt almaz.

Oysa Allah, insanın gururunu ezecek her şeyi yaratmıştır. Bedeni sürekli bakım ister; bakmadığında perişan olur. Kadın ya da erkek; sabah, akşam, gün içinde onlarca acizliğini görür ancak buna rağmen kişinin enaniyeti kırılmaz. Ya da önemli bir hastalığa yakalanır; “ben güçlüyüm, bunu da yenerim.” der, etkilenmez. Tedavi masrafları ile gururlanır. Hatta çok pahalıya satın aldığı aile mezarlığını övünerek anlatır. Kendisini mezara hazırlayacağı yerde, kendisine mezar hazırlar.

Kimi yaşlanıp ölüme iyice yaklaştığı halde, hiç telaşa kapılmaz, akılsızca bir rahatlıkla ölümü bekler. Her insanın nasılsa öleceğini, bunun doğal bir şey olduğunu düşünür. Bu kişiler için ölüm, derin bir uykudur; huzur ve sakinlik, sonsuz rahatlıktır. Ölen kişinin arkasından söyledikleri, “ebedi istirahatgahına gönderildi” ya da “ebedi karargahına defnedildi” gibi sözler de bu çarpık görüşleri nedeniyledir. Oysa ölen insanın ebedi karargahı, kazandıklarının karşılığı olarak yurt edineceği sonsuz cehennem ya da cennettir:

Şüphesiz o, ne kötü bir karargah ve ne kötü bir konaklama yeridir.” (Furkan Suresi, 66)

Orda ebedi olarak kalıcıdırlar; o, ne güzel bir karargah ve ne güzel bir konaklama yeridir. (Furkan Suresi, 76)

Ve bir gün bu kişiler ölümle birlikte tam da ebedi uykuya dalacaklarını zannettikleri anda gerçeği görürler. Gelen ölüm melekleri, onları bekleyen azabın ilk habercileridir. “… melekler, yüzlerine ve arkalarına vura vura” alırlar. (Muhammed Suresi, 27) Anlarlar ki; ölüm bir son değil, kendileri için azapla dolu bir yaşamın başlangıcıdır.

“Yoksa kötülüklere batıp-yara alanlar, kendilerini iman edip salih amellerde bulunanlar gibi kılacağımızı mı sandılar? Hayatları ve ölümleri bir mi (olacak)? Ne kötü hüküm veriyorlar. (Casiye Suresi, 21) ayetiyle bildirildiği üzere, müminin ölüm anı inkarcıdan tamamen farklıdır. Gelen ölüm melekleri, mümine hiçbir rahatsızlık vermeden güzellikle canını alırlar. Mümin, canının alınış şeklinden, yaşayacağı olayların zincirleme olarak güzel gideceğini anlar.

Ölümle birlikte insanın dünyaya dair görüntüsü değişir, Kur’an’ın “Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın va’dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş”. (Yasin Suresi, 52) ayetinin bildirdiği gibi, insan adeta flu rüyadan net olan gerçek dünyaya geçer gibi sonsuz hayatına geçiş yapar. Peygamberimiz (sav) de, “insanlar uykudadır, ölümle uyanırlar” buyurur ve bu gerçeğe dikkat çeker.

Peygamberimiz(sav) ölüm konusunda ayrıca “ölmeden önce ölün” buyurur. Ne anlama gelir ölmeden ölmek?..

Ölmeden önce ölmek insanın kusursuz imtihan mekanı olan dünyanın çekici süslerine aldanmayıp, ölümü sürekli hatırında tutarak sonsuz ahiret yaşamı için hazırlanması, bu gerçeklere göre yaşamasıdır. İnsanın ölümle birlikte gerçekleri gördüğünde, yapmadığı için pişmanlık duyacağı her şeyi yaşarken yapmasıdır. Yaptığı için ahirette pişmanlık duyacağı şeyleri de yaşarken yapmamasıdır; insanın dünyadan geçmesidir. Bunu yaşayabilen iman sahipleri kesin bilgiyle iman eden, dünya hayatına karşılık ahireti satın alan ve Allah’ın sınırlarını koruyanlardır. İmanı kalplerine tam olarak yerleştirememiş kimseler ise -Kur’an’ın ifadesiyle- dini bir ucundan yaşarlar; onlar ahireti verip dünya hayatını satın alanlardır.

Dünyayı gerçek sanıp aldanan, ölümü düşünmeyen gaflet içindeki kişiler, ahirette dönüşü olmayan bir pişmanlık yaşarlar. Yaşamları boyunca bağlandıkları, peşinden koştukları ve asla kaybolmayacağını zannettikleri her şeyin birer birer yok olduğunu gördüklerinde yıkıma uğrarlar. Şimdi artık dünyadaki azgınlık ve enaniyetlerinden eser yoktur; başlar öne eğilmiştir:

Suçlu-günahkarları, Rableri huzurunda başları öne eğilmiş olarak: “Rabbimiz, gördük ve işittik; şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir, salih bir amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle inananlarız” (diye yalvaracakları zamanı) bir görsen. (Secde Suresi, 12)


Hayatları ve ölümleri bir olmayan ateş halkı ile cennet halkının, sonsuz yaşamları da kuşkusuz bir olmaz. Cennet halkı, nankörlerin aksine cennette de Rabb’lerine hamd eder ve şöyle derler:

“Bize olan vaadinde sadık kalan ve bizi bu yere mirasçı kılan Allah’a hamd olsun ki, cennetten dilediğimiz yerde konaklayabiliriz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir. (Zümer Suresi, 74)

Fuat Türker

Kategoriler
Deneme Yazıları İslam Dini

Hayatı Iskalamak

 Şu çok kullanılan “hayatı ıskalamak” sözü sizin için ne anlama geliyor?.. Kuşkusuz birçok insanın bu konudaki görüşü farklı olmalı.

 

Kimi için hayatı ıskalamak bugüne kadar erteledikleri, korku ve endişeleri yüzünden doya doya yaşayamadıkları, ardında bıraktıkları ve keşkeleridir. Kalan hayatını pişmanlıkla, başta kendisine ve çevresine karşı öfke içinde sürdürmektir.

Kimi için hayatı ıskalamak yapılması gereken şeyler, görülmesi gereken yerler, okunması gereken kitaplar, yapılması gereken işler, izlenmesi gereken filmler varken birçoğunu yapamamaktır.

Kimi için hayatı ıskalamak yaşamının amacı olarak gördüğü, ulaşmak için çabaladığı ve sonunda sahip olduğu şeylerin kendisine birşey katmadığı gerçeğini görmek, hayal kırıklığı içinde vaktini boşa geçirdiğini düşünmektir.

Kimi için hayatı ıskalamak yapamadıklarının yapabildiklerinden çok fazla olması yüzünden kendince hayata teğet geçmiş olmaktır.

Kimi için hayatı ıskalamak “ben asla madde için yaşamam” dedikten sonra yalnızca duygularıyla hareket edip, nefsinin bencil tutkularının tutsağı olmak. Bu yüzden de gerçek mutluluğu asla yakalayamamaktır.

Kimi için ise hala geçmişte takılıp kaldığı için yaşadığı günün değerini bilememektir. Ya da kendi için değil hep başkaları için yaşamış olmaktır.

 

İnsan, hayatı ıskalamamak adına sayısız da çözüm üretir. Ölümü hatırlamak ama hayata daha sıkı tutunmak için bunu yapmak ya da yalnızca günü yaşamak gibi sayısız anlamsız çözüm.

 Allah’tan yüz çevirerek yaşamış yaşlı bir insana neler yaşadığını sorsak, o da hayatı nasıl ıskaladığını anlatacaktır. Muhtemelen alacağımız cevap, “bunca yıl yaşadım ama hiçbir şey anlamadım. Ailem için yaşadım, para kazanmak, onlara birşeyler bırakabilmek için yıllarca çalıştım. Ancak artık çok yaşlandım, dünyadan birşey anlamadan ölüp gideceğim. Sonra da her şey bitecek…”

Bu kişinin düşüncesi gerçekte doğrudur; hayatı ıskalamıştır ancak asıl ıskaladığı sonsuz ahiret hayatıdır. Düşündüğünün aksine ölüm hiçbir şeyi bitirmeyecektir. “Keşke o (ölüm her şeyi) kesip bitirseydi.” (Hakka Suresi, 27) dese de, ölümle her şey yeni başlayacaktır.

Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Şüphesiz ki Allah Teala ahirete ait bir amel karşılığında dünyalık verir; fakat dünyalık bir amel karşılığında ahireti vermez!” (Suyuti, Münavi)

Samimi inanan insan, dünya hayatına dair beklentilerini gerçekleştirme konusundan çok, sonsuz yaşamında nimetleri kazanabilecek bir ahlaka sahip olma konusunda dikkatlidir.

İmanı kalbine yerleştirmiş insana Allah, hem dünyanın hem de ahiretin tüm güzelliklerini bahşeder. Kalben, ruhen ve bedenen Allah’a tam bir teslimiyetle teslim olması karşılığında insan her an mutluluğu ve güzelliği yaşar.

Allah müminlere güzel bir hayat yaşatacağını vaat eder. O güzel hayat, “doya doya tadını çıkararak’ zevk içinde geçirilen bir hayat değildir; mümin için güzel hayat Rabb’inin rızası için çalışarak ve sonsuz yaşamına hazırlanarak sürdürdüğü lezzet ve huzur dolu hayattır.

İnsan, gerçek hayatın ahirette olduğunun ve sonsuz hayatı için hazırlanması gerektiğinin bilincinde değilse, imani yönden ilerlemeye ve ahlakını güzelleştirmeye çalışmıyor, durumunu değiştirmiyorsa, hayatını gerçekten ıskalamıştır. Şunu unutmayalım; dünya hayatımızı ıskalayabiliriz ama ölümü asla ıskalayamayız!..

Fuat Türker

Kategoriler
Kişisel makaleler

Ölüm korkusu

Ölümden korkuyormusun sorusuna ne cevap veririz ? Hayır cevabı gelir mutlaka çoğumuzdan, Türk olmanın verdiği cesaretten dolayı olsa gerek hayır cevabı verir insanlar en azından her Türk vatandaşı, kanında bir damla Türk kanı taşıdığınan inanan herkes.Peki bu soruya evet cevabı veren kişiler neden evet derler onlara değinelim biz.

Yapılan bir araştırmaya göre ölümden en çok korkan ülke Kore ondan sonra Çin ve birkaç Asya ülkesi daha.Mesela Çinden bir örnek verelim.Sırf 4 rakamı Çin dilinde ölüm kelimesiyle aynı sesi taşıyor diye ülkede hiç bir yerde 4 rakamını bulamazsınız.3 rakamından sonra 3+1 diye yazanlar bile var. Ölümü anmak bukadarmı korku verir insana.Gerçi atalarındada vardı korku Çin seddini bilenler bilir bunu kanlarında olsa gerek.Koreye gelelim.Ordaki insanlar nasıl hayatlarını devam ettiriyorlar anlamak mümkün değil.Yiyecek içeceklerine baktığımızda ne bir gram yağ bulabilirsiniz nede bir gram tuz.Çaylar şekersiz içilir.Ekmek ve hamur mamulü yiyecekler yenmez.Kısaca balıktan başka birşey yemezler.Ölüm yaş grafiğine bakıyoruz ortalamaları bizden 5 6 yıl fazla.Ölüm korkusu bütün bir hayatı zehir edebiliyor Kore insanlarında görüldüğü gibi.Başımdan geçen olayı anlatayım .’Geçenlerde yaşlı bir amca gördüm gidip halini hatrını sorayım dedim ve derin bir sohbete daldık beyamcanın yaşı 96 idi elindede bir sigara.Dedim amcacım kaç yaşında sigaraya başladın 21yada 22 de olabilir dedi yani amcamız 80 yıldır sigara içiyor yemeğin her türlüsünden yiyor ve bu yaşla kalkıp tarlasına çalışmaya gidiyor.Ölümdende korkmuyor.Korksaydı içermiydi 80 yıl boyunca tütün’?Bey amcamız namazlarını hiç kaçırmamış maşşallah hacıda olmuş bir tek haram lokma bile geçmemiş boğazından.Maşallah. Ölüm korkusu ve Ölüm korkusuzluğu insanın hayatını nekadar etkiliyor böyle.Uzun ömür için diyemeyiz ama güzel yaşam için ölümden korkulmaması gerekiyor.Müslüman olmamız da en büyük şansımız.Uzun ve tatlı bir ömürün formülü nedir bilinmez ki hepimiz Allahın bize bahşettiği ömür kadar yaşıyoruz.Fakat bize verilen irade dahilinde hayatı zehir etmekte Koreliler gibi Çinliler gibi hayatı rahat ve düzgün yaşamakta beyamcamız gibi herşey bizim elimizde.Yazımızın sloganı da bu olsun.Ölümden korkmayalım düzgün ve mutlu bir hayat yaşayalım.Selametle…

Kategoriler
İslam Dini

Çocuklarımıza Allah’ı ve Dini Nasıl Anlatalım?

İnsan din fıtratı üzerine yaratılmıştır. Batılı psikologların, “doğal dinsel işlev, dini eğilim ve duygu, dini inanç tohumları, insiyaki temayül, dini potansiyel” adını verdikleri kavramları, İslam inancındaki fıtrat prensibiyle açıklamak mümkündür.Son zamanlarda bazı batılı psikologlar, tarafsız ve önyargıdan uzak bir şekilde yaptıkları araştırmalar sonucunda dinin, çocuğun ruhuna seslendiği ve onun ruhsal yapısına uygun düşeceği görüşünde birleşmişlerdir.

İmam Gazali çocuğun kalbini, “tertemiz, bomboş, saf, her şeyi almaya kabiliyetli ve yöneltildiği her şeyi yapmaya meyilli” olarak nitelendirir. Gazali ayrıca , ruhun yaratılışı itibariyle gerçekleri kabullenmeye yetenekli olduğuna ve Allah’ı bulup kavrayacak gücün de onda bulunduğuna inanır. Bu nedenle her şeyi almaya ve yönlendirildiği her şeyi yapmaya hazır olan çocuğa anlatılacak ve onu yönlendirilecek konular çok önemlidir.

Çocuk öncelikle Allah’ın varlığı, büyüklüğü ve gücünü öğrenmelidir. Çevresinde gördüğü her şeyin, içtiği suyun, soluduğu havanın, yediği sebze – meyvenin, sahip olduğu bedenin, gözlerinin, kulaklarının, kalbinin nasıl var olduğu ve bunları kimin yarattığı hakkında düşünmeye yönlendirilmelidir.

Evrendeki düzen ve denge, mucizevi tasarımlarla yaratılmış galaksiler –ki çocuklar bu konulara oldukça fazla ilgi duyarlar- hakkında bilgiler verilmeli ve tümünün üstün akıl sahibi bir Yaratıcı tarafından yaratıldığı anlatılmalıdır.

Gözümüzle gördüğümüz, kulağımızla duyduğumuz ve hissettiğimiz herşey, bize göklerin, yerin ve arasındakilerin Yaratıcısı olan Allah’ı tanıtır. Evreni saran mucizevi güzellikler üzerinde bilgi sahibi olması, çocuğun bu apaçık gerçeği fark etmesini sağlar. Rastlantılarla hiçbir şeyin meydana gelemeyeceği çok basit örneklerle çocuğa anlatılabilir. Böylece çocuk, çevresini saran yaratılış gerçekleriyle bu muhteşem düzenin bir sahibi olduğu gerçeğine ulaşabilir. Bu anlayışa sahip olan çocuklara, Kuran ahlakının ve dinin anlatılması daha da kolaylaşacaktır.

Günümüz çocukları oldukça zekidir; “anlamaz, çocuktur bir şey bilmez” diye düşünmek çok yanlıştır. Çocuğa eğer din öğretilmezse çocuğun ruhu boşlukta kalır. Özellikle ölüm konusu çocuğa çok dikkatli anlatılmalıdır. Anne – babasının bir gün ölerek yok olacağını düşünen çocuk, psikolojik açıdan dengesini yitirir. Kendisinin bir gün öleceğini düşünen çocuk da aynı ruh haline sürüklenir. Oysa anne ve babasıyla cennette kavuşacağını, onlarla birlikte olacağını bilen bir çocuk, ruhen ve bedenen çok sağlıklı ve zinde olur.

Çocuklara din, gerici ve tutucu bir üslup ile anlatılmamalıdır. Hurafe dolu bir anlatım, çocuk için din değil, aklının alamayacağı bir kâbus olacaktır. Dini Kur’an ve sünnet çizgisi dışında hurafelerle yorumlayan kişiler, kendi ruhlarındaki karanlığı ve şirk düşüncesini Kur’an’a ve Peygamberimizin hadislerine uygulamaya çalışırlar. Bilim ve sanat dışarıda bırakılarak, çocuğa “oturma, bakma, yapma!” emirleriyle dini eğitim vermeye çalışmak konuyu açmaza götürür. Çocuğa baskı, dayak, şiddet uygulanmamalıdır. Şiddet işe yarayan bir unsur olsaydı Hz. Nuh, peygamber olduğu halde kendisine inanmayan ve Allah’a iman etmeyen oğluna şiddet uygulardı.

Çocuk inançlı yetiştirildiğinde, bu onun tüm hayatını mutlu ve huzur içinde yaşamasına vesile olacaktır. Bu şekilde yetiştirilen bir çocuk, yaşı ne kadar küçük olursa olsun, olgun bir akla ve ahlaka sahip olur.

Unutmayalım din ruhun gıdasıdır; çocuğun sağlıklı ve mutlu olmasını sağlayan ruhsal bir ilaçtır. Çocuklarımızı bilgisayar başında saatlerce oyun oynamalarından ve gereksiz bilgilerle beyinlerini doldurmalarından sakındıralım. Yararlı bilgilerle donanmalarına yardımcı olalım. Bu amaçla sizlere çok güzel/yararlı bir Facebook sayfası tanıtmak istiyorum. Bu sayfada çocuklar güzel dinimiz konusunda yazılar ve merak ettikleri soruların yanıtlarını bulacaklar. Ayrıca ilginç canlılarla tanışacak, şaşırtıcı davranışları konusunda yazılar okuyacak, videolar izleyecekler.

Sayfanın linki: http://www.facebook.com/CocukSayfasi

Sayfa ‘Çocuk Sayfası’ ancak adı sizleri yanıltmasın; paylaşımlarında biz büyüklere de yönelik bilgiler var. Umarım çocuklarımız için çok yararlı olur.

Kategoriler
Deneme Yazıları İslam Dini

Pişmanlıklardan Nasıl Ders Çıkarabiliriz?

Şu anda karşınızda bir anda ölüm meleklerini görseniz; yaşadığınız yılların hesabını verebilecek misiniz?
Şu ana kadar Allah’ın rızasını kazanabilmek için neler yaptınız?
Allah’ın sınırlarını koruma konusunda yeterince dikkatli oldunuz mu?
Bu sorulara samimiyetle yanıt vermeye çalışın. Belki tümüne vereceğiniz cevaplar olumsuz olabilir. Ancak şu anda Allah’tan bağışlanma dileyip, tevbe edebilir ve hayatınızı Allah’ın hoşnutluğunu amaçlayarak yaşamaya karar verebilirsiniz.
Yüce Allah merhamet edenlerin en merhametlisidir ve insanları iyiliklere ulaştıracak fırsatlar yaratır. Dünya hayatı da sonsuz mutluluğa ulaşabilmek için Allah’ın yarattığı çok önemli bir fırsattır. Bu fırsatı göz ardı eden kişiler, ahiretteki sonsuz azabı gördüklerinde, dünyada verilen fırsatları değerlendirmemenin ve Allah’tan uzak yaşamanın pişmanlığını yaşayacaklardır.
Allah, dünyadaki yaşamları süresince de insanlara zaman zaman pişmanlıklar yaşatır. Kaçınılmaz son gelmeden düşünmeleri ve doğruyu görmeleri için hatırlatmalarda bulunur, pişmanlık duygusunu onlara tattırır. Dahası pişmanlık duyan kişilere, hatalarını düzeltebilecekleri bir süre de verir. Sonsuz merhametiyle Allah, kuluna, henüz yaşıyorken tevbe etme ve yaşamını Allah’ın rızası üzerine kurma olanağını da tanır.
Dünyada yaşanan pişmanlık duygusu, Rabb’inin insana tanıdığı çok önemli bir fırsattır. Hatasının ardından pişmanlık yaşayan ve Kendisine gönülden yönelen kulunu Rabb’i, sonsuz kurtuluşa ulaştırır. Tanınan bu fırsatları göz ardı etmenin sonu ise, Allah’ın dilemesiyle sonsuz pişmanlık olacaktır.
“Rabbiniz, sizin içinizdekini daha iyi bilir. Eğer siz salih olursanız, şüphesiz O da, (Kendisi’ne) yönelip dönenleri bağışlayıcıdır” (İsra Suresi, 25) ayetiyle Allah’ın kuluna olan yakınlığı haber verilir. Rabb’i kulunun samimi olup olmadığını bilir ve Kendisine gönülden yönelen kulunu bağışlar.
İnsan, her geçen saniye yaşamın kaçınılmaz gerçeği olan ölüme yaklaşır. Ölümden asla kaçış yoktur; her an gelip insanı bulabilir. Bu nedenle ölüm, hesap verme anı ve dönüşü imkansız pişmanlıklar derin düşünülmelidir. İnsan bu konularda düşünürse ders çıkarır, hataları nedeniyle pişmanlık duyar, kesin bir tevbe ile tevbe eder. Yitirilecek tek bir an bile olmayabilir…
Yüce Allah kullarını bağışlayan ve esirgeyen, tevbeleri kabul eden, yasaklanan büyük günahlardan kaçınan kullarının kusurlarını örten, yapılan iyiliğin karşılığını on katı olarak veren, günahları iyiliklere çevirendir.
Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunup davranan başka; işte onların günahlarını Allah iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Furkan Suresi, 70)
Ve Rahman olan Allah, Kendi yolunda çaba gösteren iman sahibi kullarının salih amellerinin karşılığını ise katından en güzel şekilde ödüllendirecektir.
Sizin yanınızda olan tükenir, Allah’ın katında olan ise kalıcıdır. Sabredenlerin karşılığını yaptıklarının en güzeliyle Biz muhakkak vereceğiz. Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 96-97)
Bu en önemli kurtuluş müjdesidir. Dünyadaki hatalarımız sonucu yaşadığımız her pişmanlık, bize ahiret pişmanlığını hatırlatsın. Umulur ki bu; daha dikkatli olmamızı sağlayacaktır.

İyi Ramazanlar… İyi Bayramlar…

Kategoriler
Deneme Yazıları Doğa ve Yaşam Genel Konular Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Ölümün kokusu

Ölüme yaklaşmak değil, ölümün yaklaşması..

Topuk seslerini duymak, kokusunu hissetmek, soluğunu duymaya başlamak..

Hoş geldin ölüm diyebiliyor mu? Niye? Ötedeki bilinmezlik, yanlışların azabı, yapılmayanların acısı.. Korkuyoruz.. Niçin adam gibi yaşadım hayatı, usulca kalkıyorum koltuğumdan diyemiyoruz?

Kanserdi…

Umutları vardı.. Planlar yapmıştı.. Erkendi güçten düşmeye.. Hele ölmeye..

Ö.l.m.e.k.. Soğuk bir nefesle ağızdan çıkıp, kaplıyor etrafı bir anda buz kesen sisi..

Birdenbire değişti hayatı. Söz almamıştı ki ‘bir ömür’ sağlıklı yaşamaya. Kime isyan etsin, kime hesap sorsundu. Sahi ‘bir ömür’ denilen ne kadardı kendisine yazılanı..

Kanser. Güçlü insanların işi. Yada güçlenmesi gerekip öğretici olarak önüne koyulanların. Her zor şey gibi. Büyütüyor.. Sağlamlaştırıyor..

Olgunlaştırıyor.. Nasıl olgunlaştırmasın..? En korkulanla mücadele edip te, savuşturmayı başarmanın ötesinde fazla da güç yok ciddiye alınacak..

Hoş geldin hastalık.. Misafirim ol.. Konuğun vereceği sıkıntı kabulüdür ev sahibinin. Sen de bil ki, misafirin iyisi çok durmadan kalkanıdır. Sende kalk çok yormadan..

Hz. Ömer’in sözü imiş: Deseler ki herkes cennete girecek tek kişi hariç, korkarım ki o ben olayım; deseler ki herkes cehenneme girecek tek kişi hariç, ümit ederim ki o ben olayım..

Hayat dengesi bu olabilir mi..? Ümit ve korku arası gidip gelmek. İkisinde de yerleşip kalmamak. İkisini de vazgeçilmez kılmak. Bir şey yaparken yaşarken başaracağına kesin inanıp, başaramama ihtimalini üzerinden atmamak…

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Genel Konular İslam Dini Kişisel makaleler

Ölüm..

İnsanın sımsıkı bağlandığı dünya hayatından bir ayrılıştır ölüm. Sanki derin bir uykudan uyanır gibi…

İnsanların konuşmaktan ya da düşünmekten hoşlanmadıkları ölüm kesin olarak yaşanacak, asıl olan ahiret hayatına geçiş gerçekleşecek ve dünyaya dönüş asla mümkün olmayacaktır.

‘Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile.’ (Nisa Suresi, 78)

Ölüm gerçeği belki de insanın üzerinde en çok düşünmesi gereken konulardan biridir. Ölümü düşünmeyen insanın içine düştüğü gaflet, ahirette cehennem azabıyla karşılaşmasına neden olabilir. Ölümü aklına bile getirmeyen insan için hayat yalnızca dünya meşgalelerinin peşinden koşarak, nefsini tatmin ederek, başkalarının rızasını gözetip, çalışarak ve eğlenerek geçer. Hayatın amaçları arasında Allah’ı anmak, Allah’ın rızasını gözetmek ve O’nun için yaşamak yoktur. Bu insanlar sadece belirli zamanlarda yaptıkları ibadetlerle kendi vicdanlarını rahatlatır ve bunun yeterli olduğunu düşünürler. Ölümü çok uzak gören bu insanlar için ibadetler yaşlılık döneminde yapılacak işler olarak görülür. Oysa bir saniye sonra ölümle karşılaşmayacağından kimse emin olamaz. Ölüm anı geldiğinde dünyada sahip olduğunu sandığı hiçbir şey kişiye fayda sağlamayacaktır. ‘Ne yakın akrabalarınız, ne çocuklarınız kıyamet günü size bir yarar sağlayamaz. (Allah) Sizin aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı görendir.’ (Mümtehine Suresi, 3)

İnsanlar arasında ölümün bir son olarak görülmesi oldukça büyük bir yanılgıdır. Çoğu insan yaşadığı sorunlardan kurtulmak için bir an önce ölmek ister. Ölümle birlikte her şeyin biteceğine ve tüm sıkıntılardan sonsuza kadar kurtulacaklarına inanırlar. Ancak bu çok büyük bir yanılgıdır. Allah dünya hayatını insanları sınamak için özel olarak yaratmıştır ve insan bu sınavı ancak Allah’a sığınarak ve O’nun razı olacağı şekilde yaşayarak verebilir. Bunu yapmayan, Allah’ın kaderinden razı olmayan insanların cehennemde yaşayacakları hissiyat çok ağır olacaktır. Elleri boyunlarına bağlı olarak, sıkışık bir yerine atıldıkları zaman, orada yok oluşu isteyip-çağırırlar. Bugün bir yok oluşu çağırmayın, birçok (kere) yok oluşu isteyip-çağırın.’ (Furkan Suresi,13- 14)  Cehennemin sonsuz azabından kurtulmak isteyen cehennem ehli dünyaya geri dönmek isteyecek ancak bu gerçekleşmeyecek ve sonsuz azapla baş başa kalacaktır. ‘Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: “Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimiz’in ayetlerini yalanlamasaydık ve mü’minlerden olsaydık.” ‘ (En’am Suresi, 27 ‘Keşke o (ölüm herşeyi) kesip bitirseydi.’ (Hakka Suresi, 27)

Ölümü aklından çıkarmayan müminler ise çok kısa bir süre sonra gidecekleri sonsuz mekânın bilincinde olarak yaşarlar. Bu yüzden de tüm planları ve amelleri sonsuz cenneti kazanabilmek üzerinedir. Dünyayla ilgili hırslardan arınmış, sadece Allah’ın razı olacağı bir yaşam sürmeye kendilerini adamışlardır. Hayatları boyunca karşılaştıkları her olayın, her zorluğun Allah tarafından bir sınav olarak yaratıldığını bilerek ve tevekkül göstererek yaşayan müminler hem bu dünyada hem ahirette huzuru, güveni ve mutluluğu yaşarlar. ‘Rablerinden korkup-sakınanlar; onlar için Allah Katında -bir şölen olarak- altlarından ırmaklar akan -içinde ebedi kalacakları- cennetler vardır. İyilik yapanlar için, Allah’ın Katında olanlar daha hayırlıdır.’ (Ali İmran Suresi, 198)

Allah çoğu zaman insanlara ölümü hatırlatarak uyarılarda bulunur. Yakınlarının, sevdiklerinin ölümüne şahit olanlar, deprem, sel ya da pek çok doğal afeti yaşayanlar ya da tanık olanlar aslında ölümün ne kadar yakın olduğunu anlarlar. Ancak bu uyanış çok uzun sürmez. Şeytanın telkinleriyle insanlar yeniden hayatlarına kaldıkları yerden devam ederler. Ölüme çok yaklaştıklarını düşündükleri anlarda Allah’a yalvaran insanlar, ölüm kendilerinden uzaklaştığında ise yine nankörlük etmeye devam ederler. Üstelik hayatın çok kısa olduğunu düşünüp ”doya doya” yaşamak üzere hayata daha da sıkı bağlanarak… ‘Onlar gemiye bindikleri zaman, dini yalnızca O’na ‘halis kılan gönülden bağlılar’ olarak, Allah’a yalvarıp yakarırlar. Ama onları karaya çıkarıp kurtarınca, hemen şirk koşarlar.’ (Ankebut Suresi, 65) 

Ölüm bu dünyadan bir ayrılış, asıl hayata bir geçiştir. Bir yok oluş değil yeni bir başlangıçtır. Bu başlangıç sonsuzluğadır… Sonsuz cennet ya da sonsuz cehennem…

Kategoriler
Deneme Yazıları Günlük hayat

Dünyaya Bir Kez Gelinir Ama…

İnsanın apaçık düşmanı olan şeytan, her insan için farklı taktikler kullanır. Ancak birçok insanı yakaladığı zayıf bir nokta vardır ki, genellikle herkeste aynıdır; dünya hayatına/metaına olan bağlılık.

Şeytan insanları saptırmak için kullandığı her telkini kendisi vermez. Plan ve taktiklerini etkisi altına aldığı kişiler aracılığıyla uygular, telkinlerini onların ağzından verir. Şeytanın dostu olan bu kimseler, “günahı benim boynuma”, “yaşlanınca nasılsa ibadet yapacak bol zamanın olur, şimdi hayatın tadını çıkar”, “dünyaya bir kere gelinir” gibi sözlerle, insanları Allah’ın buyruklarını göz ardı etmeye ya da sorumluluklarını ileri yaşlarına ertelemeye yöneltirler. Bu sözlerin etkisi altına giren kişilerin ise gaflet halinde oldukları çok açıktır. Çünkü insan dünyaya nasıl bir kez geliyorsa, ahirete de bir kez gidecektir.

Adeta şuursuzca, gaflet halinde yaşayan bu kimse ahirette Allah’ın huzurunda yalnız sorgulanacağını unutmuştur. Ahirette diriltildiğinde o mahşer kalabalığı içinde koşarken yalnızdır. Orada kimse kimsenin durumunu sormaz. Dünyada iken ‘hayatı birlikte doya doya yaşadığı’ dostları yanında yoktur. Dünyada yalnız kalmaktan korkan insan, dünyadakine asla benzemeyen bir yalnızlık içindedir. Sorgulanma anı, dünyadayken Allah’tan yüz çevirmiş kişi için yaşadığı en zorlu andır. Yapıp ettiklerini, yerine getirmediği sorumluluklarını, ertelediklerini ve Rabb’i karşısındaki aczini düşündüğünde yalnızlık hissi daha da artar. Yaşamı boyunca değer verdiği her şeyden ve yakınındaki tüm insanlardan uzaktır; yapayalnız, tek başınadır.

Ve onların hepsi, kıyamet günü O’na, ‘yapayalnız, tek başlarına’ geleceklerdir. (Meryem Suresi, 95)

İbadet etmek için daha çok zamanı olduğunu, yaşlanınca kulluk görevlerini yerine getireceğini düşünmüştür; ne kadar ömrü kaldığını bilmeden…Kişi ölümün her an kendisini bulabileceğini düşünmemiştir. Düşünmediği gibi, bu kendince ‘tatsız’ konudan söz edenleri de susturmuştur. Uyaranlara ise hiç kulak vermemiştir.

Şu çok kesin gerçektir ki; Allah’ın buyruklarını yerine getirmeye vakit bulamadan, ölüm apansız gelip çatabilir. Oysa insan kalbini Rabb’ine bağladığında, her şeyi Allah’ın yaratmakta olduğu gerçeğini düşündüğünde, Allah’ın dilemesiyle hem dünyada hem de ahirette en büyük nimetleri kazanabilecektir.

Nerede ve ne yapıyor olursak olalım, Allah’ın sonsuz aklıyla planladığı bir kadere tabi olduğumuzu asla unutmayalım. Her kim olursa olsun her insan kesinlikle ölümü tadacaktır; yalnızca Allah, ezeli ve ebedi olandır, daima diri olandır.

Sizi diri tutan, sonra öldürecek, sonra da diriltecek olan O’dur. Gerçekten insan pek nankördür. (Hac Suresi, 66)

[email protected]