Kategoriler
Deneme Yazıları Genel Konular İslam Dini Kişisel makaleler

Özgürlüğe Tutsak Olmak

Özgürlük kelime anlamıyla ‘her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu’ dur. Her türlü dış etkiyi reddeden ve sadece kendi iradesine dayanarak karar veren insanlara göre Allah ‘a inanmak ve O’nun emir ve yasaklarını uygulamak tutsaklıktır. Nefsini tatmin edemediği her anın azap haline dönüşeceğini düşündüğü için kişi, Allah’ın dosdoğru, güvenli ve huzurlu yolunda yürümek yerine şeytanın eğri yolunda özgürlüğünün peşinde koşmayı tercih eder. Ancak bu özgürlük arayışı aslında tutsaklığın bir başlangıcıdır. Hem bu dünyada hem ahirette yaşanacak olan sonsuz tutsaklığın…

İnsan hayatı boyunca nefsinin arzuladığı pek çok şeyin peşinden koşar. İyi bir iş, kariyer, aile… Ancak sadece kendi istekleri doğrultusunda kararlar veren bir insan için çok severek başladığı bir iş bir süre sonra çekilmez hale gelebilir. Ya da çok büyük bir aşkla başlayan evliliği kısa bir süre sonra nefrete dönüşerek sona erebilir. Çünkü insanın istekleri ve beklentileri sürekli olarak değişir. Özenle beslediği nefsi ona sadece emreder ve kişi onu doyurmaya devam ettiği sürece daha da fazlasını istemeye devam eder. Yeni evler,arabalar… Ancak sahip olduğu andaki mutluluk çok uzun sürmez, çünkü daha iyisini gördüğünde elindekiler tüm değerini yitiriverir. Maddeye olan esareti bu şekilde hayatının sonuna kadar devam eder. Uyuşturucuya, karşı cinse, modaya, paraya … ‘Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara ‘süslü ve çekici’ kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır.’ (Ali İmran Suresi, 14)

Gerçek özgürlüğü elinin tersiyle iten insan hem bu dünyada hem de ahirette kaybedenlerdendir. Allah’a teslim olan ve O’nun rızası için yaşayan insanların yaşadıkları sonsuz huzuru ve mutluluğu asla yaşayamazlar. Çünkü iman eden insanlar Allah’ın verdiklerini sadece Allah yolunda kullanırlar, kendilerine verilenle mutlu olmayı bilirler ve her zaman şükrederler. Kendi istek ve arzularını Allah’ın emir ve yasaklarından önde tutmazlar. Durmaksızın dua ve ibadetle yorulmaya devam ederler. Ancak bu yorgunluk hiçbir zaman bıkkınlık vermez onlara. Aksine Allah için daha fazlasını yapmak isterler ve ibadet ettikçe içlerini sonsuz bir huzur kaplar. Çalışıp yorulan hiçbir insanın yaşayamayacağı bir huzurdur bu.’ Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur.’ (Ra’d Suresi, 28)

Ve ‘kalplerin yalnızca Allah’ın zikriyle tatmin olduğu’ an, gerçek özgürlüğün başladığı andır. Çünkü kişi artık ne kendisinin esiridir ne de bir başkasının. Sadece Allah’a kul olarak yaşamanın verdiği sonsuz huzurla dünyanın en özgür insanıdır.
‘Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah’ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar’. (Zümer Suresi, 29)

Toplumlara empoze edilmeye çalışılan özgür yaşam ve hümanist felsefeler aslında insanları doyumsuzluğa ve sorumsuzluğa sürükleyen şeytan işi bir oyundur. Şeytanın istediği gibi tüm hayatını nefsini tatmin ederek geçiren insan, ölümle birlikte gerçek hayata uyandığında sonsuz tutsaklığı da başlayacaktır. ‘Elleri boyunlarına bağlı olarak, sıkışık bir yerine atıldıkları zaman, orada yok oluşu isteyip-çağırırlar.’ (Furkan Suresi,13)

Şeytanın aldatmacalarına kanmayan ve Allah’a sığınanlar ise cennette gönüllerinin istediği herşeye kavuşacaklardır. ‘İçinde ebedi kalıcılar olarak, orada her istedikleri onlarındır; bu, Rabbinin üzerine aldığı, istenen bir vaaddir.’ (Furkan Suresi, 16)
İnsanlar ölümle birlikte bu derin uykudan uyanacak ve sonsuz özgürlük ve sonsuz tutsaklığa adımlarını atacaktır. Allah’ın vaadi bir gün mutlaka gerçekleşecektir. Ve unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek vardır ki, O gün çok uzak olmayabilir…

Altuğ ÖZTÜRK

Kategoriler
Eğitim - öğretim Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Vatanımı Düşünürüm Mutlu Olurum

“Ben ülkemin sevdalısıyım. Bir ölümsüz fedai yatar yüreğimde. Dostu öyle uzaklarda değil, en güzel günümde de değil; zor günümde ama bazen bir atın ayaklarında bazense bir gökkuşağının renklerinde ararım. Dedim ya ben ülkemin sevdalısıyım/ övünmek gibi olmasın ama Türküm! İnsanım! Kulum! Askerim!”

Bazen yaslanırım bir ağacın gövdesine, baharın gelişini beklediğimden falan değil hani ama beklerim bir şeyleri. Çoğu zaman bilmediğim, ihtimalini bile düşünmediğim olaylar uğrar kader çizgime… Bazen ağlarım, sonra gülerim ağladığım olaya ve gün bittiğinde hani o karıncalar kaybolduklarında, bende güneşle birlikte çekilirim yeryüzünden… Bazen yaslanırım vatan toprağındaki o yaşlı çınarın gövdesine. Bazen anarım dedemin çınar ağacının altında yaptıklarını, mutlu olurum!

Bugünlerde vatan aşkıyla doluyum. Kalemim hep ülkemin kapanmayan yaralarına uğruyor. Bir sızı ki hep yapılmaması gerekenlerle karşılaşıyor. Çözülemeyen sorunların giderek artması, binlerce gencin umutsuzlaşması ve ebeveynlerin tepkisizliğe giden ürkek bakışları giderek alışılmaya başlanıyor. Sorunda burada zaten, olunmaması gerekene doğru bir tepkisizlik var. Ve susuluyor! Neden böyle dağlaşan sorunlar çoğaldı anlamıyorum. Fırtına öncesi bir sessizlik var sokaklarda, artık limon satan pazarcılar bile bağırmıyorlar eskisi gibi… Kanayan bir sızı var bedenlerde ve susuluyor-nedense!

Dedemden kalma al-sancak bayrak bile, yıllar geçmesine rağmen daha bir kızıllığa bürünmüş vaziyette. Bu Anadolu toprağında yaşayan canlıların tepkisizliği belki de şehit atalarımızın kemiklerini sızlatıyor olmalı ki bu kadar canlı duruyor bu al-bayrağımız! Çoğu kez mucizelere şahit olduğumuz bu vatan topraklarında acaba diyorum gerçekten yaşamayı hak edebiliyor muyuz? Yoksa farkında değil miyiz, kapıdan içeri giren düşmanın ayak tıkırtılarının… Televizyonlarda hüküm süren anlamsız programların daha ne kadar kölesi olacağız! Daha ne kadar tarihimizden bihaber, geçmişimizi unutup-yarınlara yöneleceğiz. Ben şimdi genç bir Türk evladı olarak sormak istiyorum:” atalarımız yarınlarını düşünmemiş olsalardı! Bu Anadolu toprakları kimlerin vatanı olurdu, hangi ırkların, hangi dinlerin ayakları altında ezilirdi?

Lanet olsun şu paranın alım gücüne… Lanet olsun üç kuruş fakirin ekmeğine göz dikenlere… Lanet olsun zenginliği adamlık sananlara… Lanet olsun şerefi, hasiyeti maddiyatla ölçenlere… Lanet olsun geçmişini unutup, vatan hainliği yapanlara… Lanet olsun sevginin gücüne inanmayanlara… Lanet olsun bin yıllık kardeşliği bozmak isteyenlere… Lanet olsun analarını, babalarını tanımayanlara…

Bakmayın böyle yazdığıma, içim o kadar rahat ki-öyle bir huzur doluyum ki anlatamam. Gözlerimi uykuya bıraktığımda, bedenimi önce yaradanın kollarına sonra şehitlerimizin nöbet tutan imanlarına emanet ediyorum. İçimde zerre kin, nefret yok! Tam aksine sevgi, hoşgörü, aşk, merhamet ve sadakatle doluyum. Çünkü dolduruyorlar uyanıncaya kadar yaradanım, şehitlerim, peygamberim…

Boşuna sevinmeyin insan düşmanları, din acizleri, vatan hainleri; bizde ne yiğit tükenir, ne sevgi tükenir, ne de iman tükenir!

EMRE ONBEY

Kategoriler
Deneme Yazıları İslam Dini

Ahiretten Gaflette Olmak

Allah’tan uzak, nefsine yarar sağlamaya çalışarak, kısacık süren dünya hayatına yönelen insanlar, olayları biraz akılcı değerlendirebilseler ve gerçekleri düşünseler, dünya hayatının sonsuz hayat yanında ne kadar değersiz olduğunu Allah’ın izniyle fark edebilirler. Ancak inanmayan bu kimselerin en belirgin özelliklerinden biri, karşılaştıkları olayları hemen zahiri yüzüyle değerlendirmeleridir. Rum Suresinde; “Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı bilirler.  Ahiretten ise gafil olanlardır.” ayetiyle bu bilgi haber verilir.

İman eden insan ise, dünya hayatında yaşadığı olayların zahirine aldanmaz. Her zaman olaylara batınından bakar, ardında gizlenen hayırları, hikmetleri görmeye çalışır. Ve daima Rabbimiz’in hayırlarla dolu yarattığı kaderi şükürle, sabırla izlemeye çaba gösterir.

Hayatını kendisinin şekillendirdiğini düşünme yanılgısındaki insanın huzurlu bir yaşamı olmaz. Uğraşıp didinerek sonunda ideali olan bir işe, eve, paraya ve aileye kavuşan kişi, ancak bu kez de başka endişeler yaşamaya başlar. Ya sahip olduklarını bir gün kaybederse?..İşte bu kuruntular nedeniyle, iman etmeyenlerin ruh hali,  cehennemin  belalarla dolu karanlıklarında ‘ne ölebilen ne de diri kalabilen’ insanlarınki gibidir.

Yüce Allah,  dünya hayatındaki zorlukları aşmanın ve gerçek mutluluğu yaşamanın yolunu gösterdiği halde, bile bile yüz çeviren insanlar yalnızca ‘kendilerine zulmederler’. Bu kişilerin durumu Kuran’da, “Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar.” (Yunus Suresi, 44) ifadesiyle bildirilir.

Dünya hayatında karşılaştıkları zorluklar, hastalıklar, iman edenler için kendilerini Allah’a yaklaştıran birer vesiledir. Oysa bu zor durumlar bazı insanların Allah’a isyan etmelerine yol açar. Sadece hastalık ve zorluk zamanında değil, her an Allah’a sığınan, O’nu çok anan müminler, her şeyin Allah’tan geldiğini ve çözümün de yine rahmet sahibi Allah’tan geleceğini bilirler. Ve gösterdikleri sabrın onları kurtuluşa götüreceğine inanırlar. Zorluk zamanları, iman etmiş bir insanın gösterdiği sabır ve tevekkülle, Allah’a olan sevgisini en güzel ifade edeceği zamanlardır. Bu, iman edenleri etmeyen insanlardan ayıran en büyük sırlardan biridir. Bu sırrı kavrayan müminler dünyada inkarcılardan tamamen farklı bir hayat yaşarlar.

Yüce Allah kullarını imtihan edeceğinin bilgisini,  “Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: “Biz Allah’a ait (kullar)ız ve şüphesiz O’na dönücüleriz.” (Bakara Suresi, 155-156) ayetiyle açıklar.

İnsan yaşadığı olaylar karşısında Allah’a tevekkül edip, sabır gösterdiğinde kazançlıdır ve ayetle de haber verildiği gibi Rabb’i ona kurtuluş müjdesi verir. Bu belalar, insanlar için hatalarını fark etmelerini sağlayacak büyük birer fırsattır. Çünkü insanlar böyle anlarda Allah karşısındaki acizliklerini anlarlar. Bu durumda vicdanına kulak verebilen insan, hatalarını görebildiği için şükreder ve tevbe ederek Allah’a yönelir…

Allah, imandan uzak yaşayan insanların durumunu Kuran’da verdiği bir örnekle şöyle açıklar:

“İşte bunlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almışlardır; fakat bu alışverişleri bir yarar sağlamamış; hidayeti de bulmamışlardır. Bunların örneği, ateş yakan adamın örneğine benzer; (ki onun ateşi) çevresini aydınlattığı zaman, Allah onların aydınlığını giderir ve göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı dönmezler.  Ya da (bunlar) karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü, ‘gökten şiddetli bir yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki, yıldırımların saldığı dehşetle’; ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Oysa Allah kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır.
Çakan şimşek neredeyse gözlerini kapıverecek; önlerini her aydınlattığında (biraz) yürürler, üzerlerine karanlık basıverince de kalakalırlar. Allah dileseydi, işitmelerini de görmelerini de gideriverirdi. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir. Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki sakınasınız.”
(Bakara Suresi 16….21)

Kuran’da verilen bu örnek, iman etmeyen kişinin kaybını çok detaylı açıklar. İmansız yaşayan kişinin yaptığı seçim ona bir fayda sağlamamış, hidayeti, mutluluğu ve aradığı hiçbir şeyi bulamamıştır.

İman eden insan ise, Rabbimiz ile derin bağlantıdadır; canından malından geçer, en zor anda da şiddetli Allah aşkını ve muhabbetini diri tutar. İşte o zaman Allah’ın mümin üzerinde koruması başlar ve yaşamındaki her olay güzel sonuçlanır…

[email protected]

Kategoriler
Deneme Yazıları Günlük hayat Toplumsal Konular

Vejeteryan Olmak

 

Nedeniniz her ne olursa olsun, vejetaryan olmak veya vejetaryanlığın nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istiyorsunuz. Eğer daha önce vejetaryanlık hakkında araştırmalar yapmış iseniz veya bir süredir vejetaryan olarak yaşıyor iseniz vejertaryon olmanın ne demek olduğunu ve sizde ne çeşit bir vejetaryanlık türününün olduğunu az çok fark etmişsinizdir. Eğer bu türleri bilmiyor iseniz size açıklayalım. 4 çeşit vejetaryan profili vardır.
 
a- Lacto Vejeteryanlar : Bu gruptaki kişi hiçbir şekilde hayvan ürünleri tüketmezler. Yumurta yemezler. Fakat süt, peynir , yoğurt gibi günlük olarak tüketilen bazı öğeleri tüketirler.
b- Ovo Vejeteryanlar: Bu gruba giren vejetaryanlar, hiçbir şekilde hayvan ve günlük besin öğelerini tüketmezler fakat yumurta yiyebilirler.
c- Lacto – Ovo – Vejeteryanlar:Bu gruba giren kişiler tahmin edebileceğiniz gibi hayvan ürünleri tüketmezler fakat günlük besin öğelerini ve yumurta tüketebilirler.
d- Aşırı Vejeteryanlar(Vegan): Bu gruba giren kişiler ise sadece bitki ile yapılan yemekleri yerler. Kesinlikle hayvanlardan üretilmiş, et,günlük besin öğeleri,yumurta,bal vs gibi hiçbir besin maddesini tüketmezler.
 
Eğer bu yukarıda anlattıklarımıza rağmen hangi gruba girdiğinizin farkına varmamış iseniz dert etmeyin. Çeşitli yemek tecrübelerinden sonra hangi tür gruba dahil olduğunuzu bulabileceksiniz. Aslında vejeteryan olmak yemek seçimi için çok kolay olabilir. İstediğiniz türde yemekler hazırlayabilirsiniz. Ayrıca vejeteryan yemeklerinin doyurucu ve sizleri memnun edeceğini bilmenizi isteriz. Eğer bu yemekleri hazırlamakta el çabukluğunu kazandıysanız kendinize güzel bir sofra kurmak zamanınızı almayacaktır. Eğer vejeteryan iseniz veya vejetaryan olmaya karar vermiş iseniz ve vejeteryan yemekleri yapmada biraz pratik kazanmış iseniz, belli bir süre sonra et içermeyen, fakat mükemmel lezzetler içeren yemekler yapmanız kaçınılmaz olacaktır.