Kategoriler
Toplumsal Konular

Cahillik

Her gün dünyada bir çok gelişme lerin olduguna şahid oluyoruz.bunlardan bazilari eğitim alarak kendini geliştiren insanlarin zihninin mahsulu,bazilariysa cahil,duymak istediyini ve anlamak istediyini,duyub anliyan toplumun yaratdigi gelişmelerdir.malasef eylemle,sosyal paylaşim siteleriyle,kitapla uyarida bulunup da bunlari def edemiyoruz.bu aralar cok yaygin olan,can acitan,bundan sonra daha büyük tehlikelerle karşilaşacagimizi düşünüb paylaşmak istedigim mevzu “kadin sünneti”dir.unicefin kadin sünneti raporuna göre dünyada 125milyondan fazla kiz çocugu ve kadin sünnet edilmiş durumda.tabikide milyonlarca çocuk ileride bu tehlikeyle karşi karşıya.araştirmaya göre sünnet edilen kadin sayisinin fazla oldugu ülkeler sirasinda en başta mısır,etiyopya, nijeriya, sudan, kenya, somali geliyor.bu uygulamanin yapilmasi için gördükleri gerekçe ise bunlardir:daha iyi bir evlilik ihtimali, Bekareti korumak ve dini gereklik. Şimdi gelelim.bu nedenleri aydinlatmaya.bir çok toplumlar islamda kadin sunnetinin yeri vardir diyor.peygamberin zamaninda yapildiginin söylüyorlar.sünnet rivayete göre HZ.Ibrahim(as)zamanindan kalmiştir ve ilk sünnet olan kadin HZ.Hacer’dir.kuranda sünnet olmamasina rağmen”allahin yaratdigini değiştirecekler”denmesine rağmen,tibben zararli olmasina rağmen,önem verilmesi ve savunulmasi aklin alacaği bir durum değildir.bazilariysa kadinlari cinsel hayatindaki zevkten mahrum etmek için bunu yapmaya zorluyorlar.oysa kizlarini ilme yöneldib,nefisine hakim olup,sağlam düşünceyi önermek yerine,cahillikden yararlanip,topluma ayak uydurarak kizlarini bu hayata mahkum ediyorlar.şu anda yaşadığım iz tehlikenin tek çözümü var.oda okuyup gelişmek,karşimizdaki insani ezerek değil,sabırla mariflendirmek.eğer bir faydam olucaksa ne mutlu bana

Kategoriler
Çevre Konuları Deneme Yazıları Eğitim - öğretim Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Kitap Tanitimlari Öğrenci Konuları şiir edebiyat Yazar

Okumazsan Okuma !! (BEYZADE)

Kapıyı yavaşça kapatıp çıktım.Şimdi bide apartman engeli vardı.Parmak ucunda yürüyerek inmeliydim.Son bir kat kaldı, ha gayret derken….Beş numaranın kapısı açıldı.Yaşlı teyze bir deniz subayı olan oğlunu yolcu ediyor ” hoşçakal kuzum” diyordu.Neyseki  beni görmediler.Sonunda ulaşabildim dışarıya.Haftanın üç günü bu ruh taşıma marotonu, epeyce zor oluyor, bide şuursuzca sabahlayınca .Kendimi elimdeki ağır  çantayla dışarıya yine kimseye görünmeden atabildim.Komşuların beni görmesi hiç te hoş olmazdı; değişik yakıştımalar, yersiz dedikodular, herşeyi, herşeyi mafedebilirdi.

Çok soğuk bir kış günü arkadaşlarla her zaman takıldığımız mekandaydık, herkez yapacağını yapmış artan saatlerini ki bu saatler” artan değil zamanın ta kendisiydi ”kendini buraya atmıştı güzel bir  mekan sayılırdı aslında. Üstelik  okuduğumuz okulun hemen yanındaydı.BOMBOŞ GEÇEN BOŞLUĞU DOLDURDUĞUNU SANDIĞIMIZ .Bir avuntu mekanıydı her tip insan vardı.Daha çok salaş tiplerdik.Bir bananecilik vardı.Hepimizin en büyük ortak noktası buydu sanırım.Üniversiteli olmanın gereği  bu gibi, blue çağının ilk dönemlerini tekrar yaşıyormuşuz havalarında, asi bir kimlik arayışındaydık.Hep takıldığımız mekanın köşesinde; hayli yaşlı, çok uzun boylu,uzun saçlı ve sakallı,fakat eskimiş yıpranmış kıyafetlerine rağmen temiz bir BEYZADE duruyordu.Adını hiç bilmediğimiz için, kızlarla adını BEYZADE takmıştık.Asil bir görüntüsü vardı.Entellektüel falan deildi.Farklıydı çok farklı…Bir o kadarda kibirli ve hazır cevaptı.Az konuşur en ufak kelime katlenmende o sivri diliyle cezayı basar, kısa bir cevapla insanı mat ederdi, kalakalırdık.Eminim ki hepimize öyle bir ebeveyn lazımdı.Sopasız dayak hiç yediniz mi? bilmem ama ben, BEYZADE’DEN çok yedim; diğer arkadaşlar gibi…Ne zabıta, onu ordan alabildi ne hakim, nede bir başkası, eminim ki o olağan üstü kelime hazinesiyle istese dünyaya hakim olabilirdi.O bu köşeyi seçmiş, paşa gönlü ne zaman isterse o zaman gidecek ti!..

Hep bir gün diye başlar ya o can alıcı olaylar, evet yine bir gündü.Bizim mekanın cam kenarındaydım.Sabah BEYZADE’ NİN tezgahına uğramış, o çok eski kitaplarına  epeyce bakmış, aradığım kitabı maalesef bulamamıştım.BEYZADE ile muatap olmak zorunda kalmıştım. Alay-ı Hümayun:İsveç elçisi Ralamb’ın İstanbul Ziyareti ve Resimleri 1657-1658 adlı kitap sizde varmı? Diye çarçabuk sormuştum.”Var” dedi ve verdi.Hiç aramadı bile hemen bulup verdi.Kitabı bulamamıştım, hatta tezgahını bu kadar karıştırmış olmama rağmen, belki ilk defa bana birşey demedi. Garip oysa çoktan hiç kimsenin aklına gelmeyecek bir cümle kurup, kelimeleri can evinden seçip, laf topunu patlatması gerekirdi.Her zaman ki gibi çok küçük bir paraya kitabı satmıştı..Arkamdan bagırdı. Tamam dedim jetonu anca düştü. Oysa o” işin bittiğinde getir sattığımın iki katı fiyatına geri alırım. Sakın yıpratmaaa” dedi.Hep bunu yapardı yine yapmıştı.Bende tüm gücümü topladım, ona döndüm”, zaten okumam bile ödev için BEYZADE ödev için dedim.” ”OKUMAZSAN OKUMA” sağlam getir dedi..Hıh çok bilmiş bide” OKUMAZSAN OKUMA” diyor.Elimde o kitap, sayfasını bile çevirmeden masamda oturup onu izliyordum.Hep yaptığım gibi arada arkadaşların uğultusuna katılıyor,yarım kalmış bir şiir gibi tekrar ona dönüyordum.Camlar buğulanmış, olmasına rağmen o  hayli uzun, genelde beyaz giyinen gizeme ona bakıyordum.Yağmur tüm hızıyla yağıyordu.Üşüyordu, biliyorum.Ona  sıcak bir çay bile ikram edemezdim.Çok sert olan kabuğunu kırmak imkansızdı…

Noluyodu!!! O koca adam, hayır çınar, yook o köşenin, o caddenin, en büyük, en yalın, en can alıcı noktası düştü.Yere düştü, durdum, dondum, herkez gibi kaldım.Tuttu onu tanımayan büyüklüğünü hiç bilemeyen yoldan geçen alalade insanlar ya ölürse dedim, ya ölürse? Gitmekle kalmak arasında kalmıştım.Gittim peşinden tek bendim onun için kalkıp dikilen  ve peşinden giden.Başındaydım saçlarına dokunabilirdim.Ellerini tutabilirdim.Kapanmıştı o maviyle yeşil arası gözleri…..

Öldü, öldü, öldü dediler. Hastane, morg derken kalp krizinden diye ölüm raporu hazırlandı.Gömüldü ve gitti….Kimdi tabiki  kimliksiz değildi.Adının ne önemi vardı ki artık BEYZADE  idi zaten adı.Köşesi boştu artık sahipsizdi.Dağılıyordu her yere kitapları dağılan kitaplarını topladım.Her dokunduğum kitap onun yüreğiydi bunu iyi biliyordum.Orayı dağıtmaya pek meraklı olanlar geldi. Sanki kaç metrelik yerdi ki durun dedim durun. Bir gün verin bana sadece bir gün zorda olsa bir gün verdiler.”Yarın bu döküntüler burdan kalkacak diye bağırdılar.Tamam söz dedim.O nun tezgağında başkaları tarafından basit kelimelerle epeyce azarlanmıştım.Acele etmeliydim. Evini buldum bir kaç macera arayan arkadaşıda yanıma alıp.Hep bir köhne baraka hayal ederken kitapları taşımak için, güzel bir apartmanın üçüncü katında buldum kendimi evi sütüdyo daireydi.Temizdi bir kadın okşamışcasına her yer düzenliydi.Evinde alabildiğince kitap vardı.Her türden, her yıldan,her dilden .Komşuları hüzünlü yarı ağlamaklı gözlerle yutkunarak ”iyi insandı, yıllardır yanlız yaşardı, kimsenin kalbini kırmazdı, hatırşinazdı,osmanlı torunlarındandı bildiğimiz kadarıyla saraylıydı.Küçük çocuklarımızla pek ilgilenir, hep kitap okuturdu.Zaman zaman bir masal gibi çocuklara tarih,  coğrafya anlatırdı ;” dediler… Sanki  bizeydi öfkesi yada onu anlatmaya kelimelerin yetmediği hali.İçten içe kıskanmıştım, o çocukları….Sonra ne mi oldu ?Evi devlete kaldı.Devlet evi satmadı. Onca kitap  telefte olmadı.Duyarlı duyarsız, toplayabildiğim kadar arkadaşı küçük düşme, alay edilme, pahasına zorda olsa yanıma  aldım.Defalarca ince bir uslubla paylandığım.BEYZADE’ DEN kalan her şeyi yaşatmalıydım.Bunu anlamadığım bir ihtirasla istiyordum. O dönemin önce Kaymakamı sonra Milli Eğitim Müdürüyle görüştük.O köşede kalacak tı.O evde.Okulumuza bağlı olarak hemde sevinçten ölebilirdim.Dileyen, hevesli herkez sırasıyla birbirini idare ederek, o köşede durdu.Aynı onun çizgisinde satarken kitaplar ucuz geri alırken ödediğin ücretin iki katı olarak.Azda olsa toplanan paralarla, eski yıpranmış onun mukaddes ellerinin tamirini bekleyen kitaplar alındı.Okulun edebiyat bölümü bu duruma çok hevesliydi.Onun evinde toplanılıyor, kitaplar tamir görüyor en geç 17:00 evden çıkılıyordu.Bu saaten sonra evde kalmak resmi olarak yasaktı.Okuldan mezun oldum çevrem çok değişti.BEYZADEM benim yönümü belirlemişti.Keşke onun istediği bir küçük  çocuk olsaydım; daha ham hiç ateş görmemiş, onun için çocuklarla ilgiydi. Yön verme çabasında idi.Banada ayırsaydı vakit, banada anlatsaydı masal gibi tarih olmadı…Aslında sert olan onun kabuğu deildi, kibirli olan da o deildi, bizdik.Yüksek okul okuyoruz edalarında yönsüz kalmış biz.Bunu şimdi şimdi idrak edebiliyorum…

Yeni dönem öğrencileri geldi.Köşede duracak olanlar birkaç ay içinde okul idaresi tarafından seçilecek ben haftanın üç günü genelde ilgilene biliyorum.Şimdi bir kaçak gibi kaçtığım bu ev onun dairesi kitaplara dalmış resmi izin verilen saati çoktan aşmıştım.Elimde hazırlanan tamir görmüş kitaplarla dolu çantayla zorda olsa çıkabilmiştim.

”Herşeyin nakli olabilir günümüzde, tüm organların,  belki tüm bedenin,ama ruh: ruhu nakledemezsiniz.Kişiyi özel yapan üsün kılan ruhudur.Bu kitaplarda yazarlarının ruhuyla doludur” demişti.İlk tanıdığım yıllarda ona gülmüştüm arsızca” ruhmu satıyosun bize” demiştim üstüne üstlük şimdi elimde ruh dolu çantayla ”OKUMAZSAN OKUMA” KÖŞESİNE GİDİYORUM.Sabah oldu sayılır acele  etmeliyim…!

Kategoriler
Deneme Yazıları Günlük hayat Kişisel makaleler

Yazmak!..

Çok fazla yapmadığım bir şeydi, kulaklığı takıp radyo dinlemek. Ama zaman zaman dinlemeye başladım ve git gide artan bir radyo dinleme tutkusu. Üç dört ay sürekli olarak takip ettiğim radyo programları beni iyice içine çekmeye başladı. Ve program sırasında sunucunun sorduğu sorular, dinleyicilerin gönderdiği yorumlar… Ben de tabi kendim yorumlar yaparak oturduğum yerden katılıyorum. Bir gün yine radyo sunucusu bir soru sordu ve dinleyicilerden yorumları bekliyor. Bir yorum geldi. İkinci yorum geldi. Artık yerimde duramıyorum. Mutlaka ben de cevabımı göndermeliydim. Nitekim öylede oldu. Kendimce cevapladım, yorumumu yaptım ve gönderdim. Ardından program sunucusunun yazımı çok beğenmesi, beni takdir etmesi de hoşuma gitmedi değil –kendimi övmek niyetinde değilim kesinlikle-. Ve ardından her şey eskisi gibi. Radyo dinlemeye devam ediyorum.

Tabi anlattığım  zamanlarda duygusal takılan bir genç var. Haliyle şiirler, özlü sözler, güzel aşk hikayeleri vs. takip de ediyorum. Bunun yanı sıra belki sizlere basit gelecektir ama her gencin de bunu yaptığı kanısındayım; bir defter alıp beğendiği sözleri falan not etmesi, yazılan şiirleri not etmesi. Ben de öyle yapıyorum. Ve artık ben de bu sözleri yazmalıyım dedim. Tıpkı dinlediğim radyo programına gönderdiğim cevap gibi bunları kendi defterime kendim yazmalıyım. Başladım yazmaya. Dilim döndükçe, kalemim yazdıkça yazıyorum. Kimsenin haberi olmadan kendimce yazıyorum. Ara sıra her zaman yanımda olan ablama okuyorum. Kendisi de çok beğeniyor ve bana mutlaka yazmaya devam etmelisin diyor. Ama bilmiyor ki hayalci dünyamda zaten yazıyorum. Hayal, hayal, hayal… yaşam devam ediyor. Olaylar artık kafamda büyüyor. Kimisi daha dramatik bir hal alıyor, kimisi daha romantik oluyor. Artık çerçeveyi genişletmeyi düşünüyorum. Yazdığım o sözlerin altını doldurmaya, o sözleri belli bir çerçeve içinde vermeyi düşünüyorum. Tabi bu iki satırlık yazdığım şiirler kadar kolay olmuyor.

Başlıyorum yazmaya, olay örgüsü oluşturmaya. Evet, gülünç gelebilir. Okul hayatı boyunca eline kalem alıp bir paragraf yazı yazmayan bir kişi nasıl olurda kendisini direkt olay örgüsü içerisinde bulur. Dedim ya hayalci dünyam. Hayal kurmakta ustalaştım nerdeyse. Otobüste, okulda, bakkalda, televizyon izlerken, yemek yerken, gece başını yastığa koyduğunda vs. her yerde hayaller kurarak yaşıyorum. Olay örgüsü kafamın içinde. Ama kalemi eline alınca işin rengi değişiveriyor hemen. Eline aldığın kalemi bir sağa büküyorsun, bir sola. Olmuyor. Ve sonunda anlıyorsun birikim olmadan yazamayacağını. Birikim mi? O da ne? Nasıl olacak? Diye düşünürken kendin veriyorsun cevabını: yazmak için bilmek gerekir, bilmek için okumak gerekir, okumak için direnç ve sabır gerekir. Bu üçleme beni öyle korkutuyor ki artık yazığım o şiirlerden bile vazgeçiyorum. Arkasından kendimde hissettiğim bir boşluk ortaya çıkıyor. Sebep arıyorum, bulamıyorum. Aslında biliyorum ama bilmemezlikten geliyorum. Olacak gibi değil. Günden güne büyüyen o boşluk gündelik yaşamıma da sirayet ediyor. Korkarak yaşamaya başlıyorum. Önüne geçilemez bir hal alıyor bu olay ya da kendimi öyle hissediyorum ya da hissetmek istiyorum. İçimde bir boşluk olmasa bile iyi ki öyle hissetmişim diyorum. Çünkü, kendimi rahatlatmak, kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Nerden? Okumaktan mı? Evet. Okumaktan. Evde bulduğum bir roman kitabı elime geçiyor. Başlıyorum okumaya. Çok sıkılıyorum. Nerdeyse kendimi son dakikalarını yaşıyormuş gibi hissediyorum. Ama dedim ya okumak, direnç ve sabır gerektirir. Sabrediyorum. Yavaş yavaş günde okuduğum sayfa sayısını arttırarak ilerliyorum. Bunun yanında suratımda sebebini bilemediğim tebessüm ifadeleri ortaya çıkmaya başlıyor. Ve zafer… Kitap bitti. Kendimi ödüllendiriyorum. Tatil kazandım….

Arkasından, okuma eyleminin nasıl olacağına dair fikirler edinmeğe çalışıyorum. Hepimizin bildiği ortak sonuç şu: ilk önce sevdiğin tarzda kitaplar okumaya başlayacaksın. Ben de tavsiyelere uyuyorum ve sevdiğim konular üzerine yoğunlaşıyorum.

Tarih. Okumasını sevmediğim gibi edindiğim bütün bilgilerim dinleme üzerine kurulu bir konu. Artık dinlemenin yanında okumanın gerekliliğini kendimce bir kez daha saydıktan sonra gidiyorum ilk kitapçıya. Rafları karıştırıyorum. Ve Osmanlı tarihi hemen gözüme çarpıyor. Kitapçıyla pazarlığımı yaptıktan sonra mutlu mutsuz ifadelerle eve geliyorum. Kitabıma başlangıç yapıyorum. Bir, iki, üç… derken kitap bitiyor. Kitaptan edindiğim bilgiler, dinleme fiilini lügatımdan kaldırmama sebep olacak kadar beni etkiliyor. Peşi sıra zihnimde yanan şimşekler vesilesiyle ve daha önceleri yaptığım bir, iki cümlelik şiir yazmak, özlü sözler takip etmek vs. aklıma geliyor ve hemen okumak üzerine yazılmış özlü sözlere ve şiirlere bakıyorum. O da ne: bilim adamlarından, liderlerden, aydınlardan vs. bir çok insanın onlarca sözü ve şiiri. Bunları sizlere de buradan iletmek isterdim ama bunları tek tek okumak sizi sıkar diye benim üzerimde en tesirli olan ve sizlere de tesirli olacağına inandığım bir sözü söyleyeyim: bir hadis-i şerif, ‘’okumak, kadın ve erkek bütün herkese farzdır.’’

İnsanlar öldürücü olmayan zehirli bir yiyecek veyahut eylemin tadına baktıklarında zamanla o eylem veya yiyecek insana tatlı gelir. O sıra tatlıyı insan yemeye başlarsa insana zehirli gelir. Yavaş yavaş alıştığım o okuma eylemi artık zehirli değil bana tatlılığını göstermeye başladı. Öyle kaptırmıştım ki kendimi elimde kitabım olmadan evden dışarı çıkmıyordum. Ertesi gün sınavım var ama kitabımı bitermeden ne yatmayı düşünüyorum ne de uyumayı. Artık hayatınızda okumaktan başka hiç bir şeyin anlamı kalmıyormuş gibi hissediyorsunuz kendinizi. Öyle ki kitap okumadan geçirdiğiniz bir günü kendinize zül sayıyorsunuz. İşte kitapların etkili dünyası..

Aradan 6 ay gibi kısa bir süre geçiyor. Kafamı kaldırıp ilk başta boş olan kitaplığımı saydığımda 18 kitap çıkıyor. Ve bir altı ay daha kitap sayıyı otuz beş. Bu beni inanılmaz derecede mutlu ediyor. Kendinizin nasıl değiştiğinin farkına ilk siz varıyorsunuz. Artık olaylara bakış açınızda, konuşmalarınızda ve kurduğunuz cümlelerde olan değişikliklere ilk siz bakın…

Tabi burada hep aynı tarz da kitap okumak doğru değildir. İnsanı ilk günkü gibi sıkar. Onun için kendinize bir program yapın. Önce polisiye ardından tarih onun ardından aşk sonra düşünce vs. Sene sonunda zihninizde onca bilgi ve düşünceyle yaşamaya başlıyorsunuz. Bu düşüncelerin hepsini muhafaza etmeli ve yenileriyle harmanlamalısınız yani gelişime açık olmalısınız. Zaten gerisi kendiliğinden geliyor.

İki sene okuduklarının verdikleriyle artık kendine yazabilirsin diyorsun. Ama bu da yeterli değil. Çünkü daha fazla okumalısın… ve yazma serüveni işte bu şekilde bu yazıyla başlıyor.

 

Kategoriler
Webmaster yardım

robots.txt analiz aracı, robots.txt dosyasını Googlebot’un okuduğu gibi okur.

google-logo-halloween-d-miprobots.txt analiz aracı, robots.txt dosyasını Googlebot’un okuduğu gibi okur. Araç bir satırda söz dizimi hatası belirlerse Googlebot söz konusu satırı tanımayacak demektir. Araç bir URL’ye izin verildiğini gösterirse, Googlebot da o URL’yi izin verilmiş olarak tanıyacaktır.

Bu araç yalnızca Google user-agent’ları (Googlebot gibi) sonuçlarını sunar. Diğer botlar ise robots.txt dosyasını aynı şekilde tanımayabilir. Örneğin, Googlebot standart tanımın genişletilmiş bir biçimini destekler. Allow: yönergelerinin yanı sıra bazı şablon eşlemelerini de tanır. Dolayısıyla araç bu uzantıları tanındığı gibi içeren satırları gösterirken, bunun yalnızca Googlebot için geçerli olduğunu ve varsa sitenizi tarayan diğer botlar için geçerli olmayabileceğini unutmayın.

Bir robots.txt dosyası ana makinenin kök dizininde bulunuyorsa, bu araç Google’ın dosya hakkında edindiği aşağıdaki bilgileri listeler: