Kategoriler
Faydalı Bilgiler Günlük hayat Sağlık

En değerli nimet sağlık

Sağlık konusunun asla ihmale gelmemesi gerektiğini bir kez daha çoğumuz anlamıştır. Kış mevsiminin soğuk olduğunun hepimiz farkında olmamıza rağmen en ufak ihmalimiz zaman kaybına, ağrı çekmememize neden olabilir.
Kış mevsiminin genelde ülkemizde soğuk geçtiğini biliriz. Buna rağmen çok önemli hususlara dikkat etmeyiz. İhmal ederiz.
Genelde bu günlerde kimlerle konuşsam mevsimin özelliğini yansıtan rahatsızlığa yakalanmışlar. Konuşmaya başlayınca anlıyorsunuz zaten.
Sesinin renginden rahatsız olduğunu anlıyorsunuz. Geçmiş olsun dileklerimizi iletiriz. Konuşmaya mecali olmadığını da anlayınca konuşmanızı kısa kesmeniz iyi olur.

Havalarında bir soğuk, bir sıcak olmasının etkisi de var elbet.
Her gün evden, daireden, iş yerinden, ofisten çıkarken dışarısını içeri gibi düşünmemeliyiz. Sağlığımızı koruyabilmek için mutlaka sağlam giyinmeliyiz.
Ulaşacağımız yer yakın olsa da, kısa olsa da giyimizi ihmal etmemeliyiz. Gerekli giysilerimizi güzel giyinmeliyiz.
Gençlerimizi ne kadar uyarsak bile kar etmiyor. Gençliğin vermiş olduğu enerjinin etkisiyle hayatı hep gençlik çağı gibi olacağını düşünürler.
Aslında genç iken rahatsızlıklara sebep olacak nedenlerden korunmamız gerekiyor. Bazı büyüklerimizle sohbet teme fırsatı olduğunda nasihatlerinin önemli kısmı sağlığımızı koruma babında olmakta.
Biz yanıldık siz yanılmayın. Hayatın hep genç yaşımız gibi olacağını düşünmüştük fakat yanılmışız derler.
Soğuklarda kendimizi korumamanın cezasını çekmekteyiz derler. Romatizma belirmiştir. Ağrılar çekilmez olmuştur.
Çevremizde ki önerilere kulak vermeli, sağlığımıza gereken özeni göstermeliyiz. Bazı rahatsızlıkların davetini kendimiz yaparız.

Özellikle çocukların dışarı çıkmalarında gözetimimiz altında olması önem arz eder. Çocukların kış mevsimini de doyasıya yaşamaları gerekir.
Eve hapsetmenin zararını ileriki yaşlarında görürüz. Kış mevsimini de doyasıya yaşamlıdır derken anne ve babalar gerekli önlemleri almalıdır.
Çocuklar dışarıda oynasın derken, her konuda olduğu gibi aşırıya kaçmadan oynamalarına müsaade edilmeli.
En büyük hatalarımızdan bazıları, maç yaparız terli olduğumuz halde dışarıya çıkarız. Üzerimizi sağlam giyinmeyiz. Terli iken soğuk su içeriz. Sıcak odadan hemen çıkarız. Tedbir almayız.
Çevremizdeki insanlara baktığımızda en ufak ihmal sonucunda kış mevsimine göre giyinmez isek sağlığımızı kaybedebiliriz.
Özellikle okul döneminde derslerin ciddi anlamda işlendiği bu dönemde herkes giyimine, kendine dikkat etmelidir.
Beslenmemize de gerekli özeni göstermemiz gerekmekte.
Mevsimin şartlarını göz önüne almayanlar rahatsızlıklara yakalanması an meselesi. İnsan gerçekten elindeki değerleri kaybedince daha iyi anlıyor.
Elinin altında veya nimetlerin sahibiyse nimetlerin değerini anlayamıyor. Anlasa da ihmal edebiliyor.
İnsanlarımızın en önemli nimetine sahip olmalarına rağmen buda sağlıktır. Sağlığımızın değerini ihmal etmemiz gerektiğini özellikle belirtilmiş olmasının hikmeti de bu olsa gerek.

İki nimet vardır ki değerini çoğumuz kaybedinceye kadar değerini bilemeyiz. Birincisi ve en önemlisi sağlıktır.

Kategoriler
Deneme Yazıları

Bağışlama Sevginin Önündeki Engelleri Kaldırır

Affı ve kullarına karşı iyiliği çok olan Allah’ı dost edinmek, O’nun her şeyi sarıp kuşatan rahmetine sığınmak, insana hatalarının bağışlanacağını bilmesi nedeniyle büyük huzur verir. Her hatasında hemen Allah’ın affediciliğine sığınan ve tevbe eden mümin, Allah’ın kendisine kesinlikle yardım edeceğini, koruyup gözeteceğini ve bağışlayacağını bilir. Hatası ne denli büyük olursa olsun, samimi niyetine binaen Rabb’inin hatasını bağışlayıp, kendisini hayra yönelteceğini umut eder.

İnsan bir hata yaptığında nasıl Allah’ın sonsuz şefkat, merhamet ve bağışlayıcılığına sığınıyorsa, kendisi de diğer insanlara merhametli ve affedici olmalıdır. Bir Kur’an ayetinde, “Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam’a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir.” (Araf Suresi, 199) buyurur Allah. Kalbi Allah’ın zikriyle hastalıktan arınmış/yumuşamış olan mümin, karşısındaki müminlere de hüsn-ü zan eder, bağışlayıcı olur. Bu Rabb’inin buyruğudur ve önemli bir yükümlülüktür.

Allah’tan kendi hataları için bağışlanma dileyip, müminlere karşı katı ve sert bir ahlâk sergilemek, samimi müminin fıtratına uygun değildir. Mümin Allah’ın beğendiği ahlâkı her durumda kararlılıkla uygular; zaten istediği de O’nun ahlâkıyla ahlâklanmak değil midir?…

İnanan insanın bağışlayıcılık anlayışı, cahiliye insanınkinden çok farklıdır. İnkar eden kişinin ‘bir defalık affetme’ ya da ‘son kez affetme’ mantığı müminin asla benimsemediği bir tavırdır. İnanan insan herhangi bir hata veya kusur defalarca da devam etse, affedici ve hoşgörülü davranır, davranışlarında bir değişiklik olmaz.

Af olmazsa sevgi diye bir şey kalmaz. Af olmasa o kadar çok insan birbirine darılabilir, sürtüştükleri o kadar çok konu olabilir ki… Ancak Allah, affedicilik özelliğiyle müminleri sağlıklı yaşayabilecekleri şekilde yaratmıştır. İman etmeyen insan kinlendiğinde kini bir ömür boyu devam eder; hoşgörü ve bağışlayıcılığının bir tahammül sınırı vardır. Ard arda gelen hataları ve yanlışları sonucunda ‘bardak dolar’ ve ‘son damla’nın da taşmasıyla karşısındaki kişiyi artık affedemez duruma gelir. “Ben onu çizdim, benim için bitti” der örneğin. Oysa mümin, binlerce kez hata yapmış da olsa sevdiğine karşı merhametlidir. Asıl Allah’tır bağışlayıcı olan; bizler ceza veremeyiz.

Bağışlama sıkıntı, azap, çile içinde olmamalı, gönülden olmalıdır. İntikamın şeytani bir tadı vardır; ondan kaçınıp, samimi, içten affetmek, şefkatle bakmak gerekir. Bağışlama, müminler arasındaki sevgi zeminini oluşturmada Allah’ın sunduğu sayısız nimet ve güzellikten biridir. Bağışlama, sevginin önündeki engelleri kaldıran temizleyicidir.

Allah’ın beğenmediği bir ahlâk gösterdiği anda kişi ölüm meleklerini karşısında görse, telafi edecek zamanı olamayacağını anlar. İşte içi titreyerek Allah’tan korkan bir mümin, Allah’ın razı olmayacağı bir ahlâk göstermekten, O’nun katında makbul olmayan bir davranış sergilemekten titizlikle kaçınır. Her olay ve her hatalı davranış karşısında merhametli olur; bu en güzel ahlâk özelliklerinden biridir. Bu şekilde müminlerin birbirlerine karşı sevgi ve bağlılıkları artar ve şeytan aralarını açıp-bozamaz.

Kur’an’da, ‘Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.’ (Nur Suresi, 22) buyrulur. Allah’ın bizi bağışlamasını sevmez miyiz?..En çok ihtiyacımız olan nimet de bu değil midir?…

Fuat Türker

Kategoriler
Deneme Yazıları Eğitim - öğretim Genel Konular Günlük hayat İslam Dini Kişisel makaleler Toplumsal Konular

“Ne Az Şükrediyorsunuz!”

Şükretmek, verdiği her nimet ve güzellik için, hem sözle hem de içten Allah’a minnet ve teşekkürün ifadesidir. Sahip olunan bu nimetleri Kuran’da haber verildiği şekliyle kullanmaktır. Bu güzellikleri veren Rabb’ine şükretmeyen kişi ise nankörlük içindedir. Dünya hayatındaki tüm nimetler, insanın şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğini ortaya çıkarmak için yaratılır.

“Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.” (İnsan Suresi, 2-3)

İnsan vicdanını kullanırsa, her yandan Allah’ın nimetleriyle kuşatılmış olduğunu görür. Hiçbirine kendisi güç yetiremez; yalnızca Rabb’inin dilemesiyle bu nimetlere kavuşabilir. İnsanın kendisine ait olduğunu düşündüğü bedeni, zekası, sağlığı ve gücü de gerçekte bu nimetlerin bir kısmıdır.

“Eğer Allah’ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Nahl Suresi, 18)

Şükür kalpten ve sözle olmasının yanı sıra fiilen de yapılmalıdır. Bu da, nimeti Allah yolunda, Allah’ın en çok hoşnut olacağı yönde değerlendirerek yapılır. İnsan kendisine verilen mal, mülk, kariyer, saygınlık, zeka, sağlık gibi nimetleri Allah’ın buyruğuna uygun olarak kullanmazsa hakkıyla şükretmemiş olur.

Şükredebilmek  bir nimettir ve Hz.Süleyman’ın Kur’an’da söz edilen “Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat. ” (Neml Suresi, 19) duasındaki gibi, ancak Allah’ın lütfu ve dilemesiyle yapılabilir. Mümin şükrederek, sahip olduğu herşeyi kendisine Allah’ın verdiğinin bilincinde, şirkten uzaklaşır.

Nankörlük, insanları Allah’ın yolundan saptırma çabasındaki şeytanın tuzaklarından biridir. Kur’an’da, “Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın.” (Araf Suresi, 17) ayetiyle dikkat çekildiği gibi, şeytan insanların şükretmelerine engel olmak için uğraş verir. Tarih boyunca iman etmeyen ya da zayıf imanlı olan kişiler, şeytanın bu tuzağına düşerek nankörlük içinde yaşamışlardır.

“… Şüphesiz Allah, insanlara karşı büyük ihsan (Fazl) sahibidir, ancak onların çoğu şükretmezler.” (Yunus Suresi, 60)

“Rabbiniz şöyle buyurmuştu: “Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size artırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, Benim azabım pek şiddetlidir.” (İbrahim Suresi,7) ayetindeki ifade şükür ibadetinin önemini ortaya koyar. Namazı nasıl sahipleniyorsa inanan insan, şükrü de öyle sahiplenmelidir; eşit olarak, ayırt etmeden…

Yoksulluk, hastalık gibi durumlara karşı isyankâr ve şikayetçi davranmak, Kur’an ahlâkına uygun değildir. İnsan, Allah’ın kendisi için yarattığı kaderin hayır ve hikmet içerdiğini unutmamalı, her durumda O’ndan hoşnut olmalıdır. Yaşanan olay karşısında şikayetçi olmak, üzülmek ya da sinirlenmek, Allah’ın dilediği bir güzelliğe karşı çirkin bir davranış olur. Bu durum, Allah’a karşı büyük nankörlüktür. Çünkü Allah her olayı insanı imtihan etmek amacıyla yaratır ve kulunun sonsuz kurtuluşuna vesile kılar.

“De ki: “Allah’ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü’minler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.”” (Tevbe Suresi, 51)

Olumsuz gibi görünen her olay, Allah’ın yarattığı kaçırılmaması gereken birer ecir fırsatıdır.  Her konuda şükrümüzü yalnızca Allah’a yöneltelim. İçtiğimiz su için bile şükür içinde olalım. Allah, yaşam kaynağımız olan suyu, tadı ve içimi hoş, kokusuz, herkesin damak tadına uygun yaratmıştır. Her insan suyu severek içer; “suyu sevmem” diyen insana rastlayamayız. Sunulan nimetlere her an şükredelim. Çünkü Kuran’ı her açtığımızda, Allah’ın “ne az şükrediyorsunuz?” ifadesiyle karşılaşırız.

De ki: “Sizi inşa eden (yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz?” (Mülk Suresi, 23)

Andolsun, sizi yeryüzünde yerleşik kıldık ve orda size geçimlikler yarattık. Ne az şükrediyorsunuz? (Araf Suresi, 10)

Fuat Türker